20 Ocak 2017 Cuma Saat 14:01 // Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
Başkanlık rejimi

Devlet ve iktidar kendisini farklı hükümet (hükmetme) biçimleriyle örgütleyerek toplumlara hükmederler. Bunlardan bir tanesi de başkanlık rejimi veya sistemi olarak tanımlanan hükümet biçimidir. En belirgin örneğini ABD’nin temsil ettiği bu model yanında parlamenter sistem ve yarı başkanlık ta en çok tercih edilen hükümet biçimleri olmaktadır

Başkanlık rejiminin en temel özelliklerini ifade ederek bir tanıma ulaşmak mümkündür. İlk özelliğini yasama, yürütme ve yargı arasında öngörülen kuvvetler ayrılığı ilkesinin oldukça katı sınırlarla birbirinden ayrılmış olmasıdır. Bu kuvvetler arasında olan ilişkiler de katı yasalara bağlanarak belirlenmiş olup anayasal olarak da bir hukuka bağlanmıştır.

Yasama ve yürütme organı karşılıklı olarak birbirinden, gerek kaynak bakımından, gerek varlıklarını sürdürme bakımından bağımsızdır. Yani, yasama ve yürütme organları ayrı ayrı seçilir ve seçildikten sonra da birbirlerinin varlıklarına son veremezler. Yürütmenin yasamayı, yasamanın da yürütmeyi fesih etme yetkisi yoktur. Bunun tek istisnası yürütmenin temsili olan başkanın suç işlemesidir. Suç işleyen başkan senatonun yani yasamanın yetkisiyle yargılanabilir ve görevinden uzaklaştırılabilir.

Yürütme olarak başkan halk tarafında seçilir. Halk tarafından seçildiği içinde tekrardan yasamadan güvenoyu almasına gerek kalmaz. Bu sistemde aynı kişi hem yasamada hem de yürütme de (bakan) yer alamaz. Bakan olarak yürütmede yer alacak kişiler dışarıdan başkan tarafından belirlenir. Ama başkan tarafından belirlenen bu kişiler yasama olarak senatonun onayına sunulmak zorundadır. Senato onay vermeden bu kişiler yürütme içinde yer alamazlar, bakan olamazlar. Başkan yasama çalışmalarına katılamaz. Bu işlevi mensubu olduğu parti ve bu partinin milletvekilleri üzerinden yapabilir.

Bu katı ayrışmanın temelinde yatan mantık iktidar gücünün tek elde toplanmasının önüne geçmektir. Kuvvetler bir olur ve o da bir başkanın elinde olursa ortaya açık olarak bir diktatörlük düzeni çıkar. Tıpkı bugün Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de kurmak istediği diktatörlük gibi. Gücü dağıtmak ve böylece kuvvetleri kendi içinde bir iktidar alanı haline getirmek bu yanıyla sistemin kendisini maskelemesin sağladığı gibi görece demokratik bir alanı da açar. Bu görece demokratik alanın açılması devletçi sistemin bir lütfu olmayıp tarihsel kaynaklarıyla güncelde devam eden demokrasi mücadelesinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Yoksa hiçbir devlet biçiminin kendinden demokrasi alanı açmadığı ve açmayacağı da tarihsel ve güncel örnekleriyle ortada durmaktadır.

Başkanlık rejimindeki kuvvetler arasındaki katı sınırlarla ayrışma bir denge halini ortaya çıkarır. Hareketi denge olarak da ifade edilebilecek bu denge halinde her kurum kendi içyapısında kendi üzerine düşeni yaparak genel sistemsel düzlemde dâhil olduğu bütünün ona biçtiği rolü yerine getirir. Çizilen sınırlarla her kuvvet alanı kendi içinde sınırlandırılarak bu bütünsel işleyişin devamını sağlar. Kuvvetler arasında kurulması gereken ilişkiler de yetki paylaşımı ve her alanın yetki alanı ve kendisine ait olan konuların belirli olmasıyla bir somutluk taşımaktadır. Böylece kuvvet alanları arasında ilgi alanı ve yetki konusunda karışıklık ve muğlaklık oluşmaz. İlişki ve sınırların anayasayla belirlenmesi dengeye dayalı olarak oluşan düzenin temel emniyetini oluşturur. Yani bu düzende yürütme olarak başkanın neyi ne kadar yapacağı, yetkisinin ne olacağı bellidir; aynı şekilde yasamanın ilgi alanları ve yetkileri bellidir. Bu iki kuvvetin nereden nasıl ilişki kuracakları bellidir.

Başkanlık rejimi açısından belirtilmesi gereken bir diğer özellik bu modelin uygulandığı ülkelerde genelde idari yapının eyalet sistemiyle ve buna bağlı olarak siyasal temsiliyetin çift meclisle belirleniş olmasıdır. Örneğin ABD’de eyalet sistemi yanında Temsilciler Meclisi ve Senato iki meclis olarak Kongre’de yani genel olarak ifade edilen yasama kurumunda birleşirler.

Bu özelliklere sahip olan başkanlık rejimi son noktada bir devlet rejimidir. Ne kadar demokrasiye zorlansa ve bunun sonucu olarak görece demokratik görünse de özü devlet ve iktidardır. Derin devlet gerçeği tüm sistemlerde olduğu gibi bu hükümet biçiminde de kendisini ortaya koyar. Bu anlamıyla örnek olarak ifade ettiğimiz ABD’nin ülke olarak iç huzurunun Ortadoğu ve dünya toplumlarının sömürüsünden, maddi ve manevi değerlerinin gaspından geçtiği göz önüne alındığında durum daha da iyi anlaşılacaktır.         

Sinan Şahin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html