The Washington Institute: AKP İktidarının Yedı Yılı
Dış Basından / 07 Aralık 2009 Pazartesi Saat 08:19
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kökleri Türkiye'nin Islamci muhalefetine uzanan Adalet ve Kalkinma Partisinin 2002'de iktidara gelisi, Türk toplumu üzerinde yeni toplumsal, siyasi ve dis politika rüzgarlari estirdi.


Merkezi Washington'da bulunan düsünce kurulusu The Washington Institute for Near East Policy'nin 26 Kasim 2009 tarihli internet sayfasinda, The Washington Institute Türkiye Arastirmalari Programi Direktörü Soner Çagaptay imzasiyla ve yukaridaki baslik altinda yer alan yorumun genis özet çevirisi söyledir:

 

Anadolu'da kirilgan görünen ama saglam bir agaç olan, sert Anadolu rüzgârlari estiginde rüzgârin gücüne uyum saglayarak inanilmaz açilarda egilen ve böylece kirilmamayi basaran kavak agaçlari vardir. Türkiye de tipki kavak agacina benziyor. Ülke yüzyillardir seçkinlerinin öncüsü oldugu güçlü siyasi, toplumsal ve dis politika tercihleriyle egildi büküldü. 1770'lerde sultanlar Osmanli Imparatorlugu'nu Batililastirmaya basladi, Mustafa Kemal Atatürk 1920'lerde Türkiye'yi laik bir cumhuriyet yaparak bu reformlari sürdürdü ve 20. yüzyilda Türk demokrasisinin çesitli siyasi partileri Bati'yla birlikte zar attilar ve o zamandan beri Türkler dis politikada Bati yanlisi bir tutum benimsediler, ülke içinde laik demokrasiyi kucakladilar ve Avrupa Birligine (AB) dogru yürümeye basladilar.

 

Bu degisiyor. Kökleri Türkiye'nin Islamci muhalefetine uzanan Adalet ve Kalkinma Partisinin 2002'de iktidara gelisi, Türk toplumu üzerinde yeni toplumsal, siyasi ve dis politika rüzgarlari estirdi. Bu güçler arasinda, dis politikada Islamci ve Bati karsiti ülkelerle dayanisma ve kamusal alanda ortopraksi yer aliyor ve ille de inanç güdümlü olmasa da homojen dini pratik ve toplumsal muhafazakarlik gösterileri destekleniyor. Adalet ve Kalkinma Partisinin yedi yillik iktidarinin ardindan, Anadolu'daki Türkler Adalet ve Kalkinma Partisinin gücü karsisinda egiliyor, dis politikada ortopraksi ve Islamci zihniyet ön plana çikiyor. TESEV tarafindan yapilan bir kamuoyu arastirmasina göre, kendisini Müslüman olarak tanimlayanlarin sayisi 2002 ile 2007 yillari arasinda yüzde 10 artti. Ayrica arastirmaya katilanlarin neredeyse yarisi, kendilerini Islamci olarak tanimliyor. Ortopraksi de içsellestirilmis görünüyor: Ankara'daki bürokratlar terfi alabilmek için artik kendilerini namaza katilmaya zorunlu hissediyorlar. Genelikle inançtan yoksun bir sekilde dindarligin alenen sergilenmesi, kamu atamasi veya kazançli devlet sözlesmeleri pesinde olanlar için bir zorunluluk haline geldi. Adalet ve Kalkinma Partisi yönetiminde Türkiye nereye gidiyor ve Adalet ve Kalkinma Partisi deneyiminden alinabilecek dersler nelerdir?

 

--Ilimli Islamciligin Yükselisi ve Yok Olusu--

Adalet ve Kalkinma Partisinin kökenleri, Türkiye'deki Islamciligin ana gemisi Refah Partisi (RP) de dahil Türkiye'deki Islamci harekete uzaniyor. Parti lideri ve Türkiye Basbakani Recep Tayyip Erdogan da dahil Adalet ve Kalkinma Partisinin kuruculari, bariz bir biçimde Islamci olan, güçlü Bati karsiti, Yahudi karsiti, demokrasi karsiti ve laiklik karsiti unsurlar barindiran RP'de dis çikardi. RP 1997'de bir koalisyon hükûmetinde yer aldi ve laik Türk ordusunu, mahkemeleri ve Bati'yi yabancilastirmasinin ardindan 1998'de kapatildi. Ancak parti hiçbir zaman tamamen yok olmadi. Erdogan ve yoldaslari bu deneyimden bir ders çikardi; Türk Islamcilarin basarili olmak için kendilerini yenilemeleri gerekiyordu. Zamanla Erdogan partiyi Amerikan yanlisi, AB yanlisi, kapitalist ve reformcu bir imajla yeniden yaratti. Adalet ve Kalkinma Partisi 2001 ekonomik krizinde ülkedeki merkez partilerin yikilmasindan yararlanarak 2002'de iktidara geldiginde, ilimlilarin ülkenin laik, demokratik ve Bati yanlisi degerlerini ortadan kaldirabilecegi endiselerini gidermeye çalisti. Adalet ve Kalkinma Partisi Islamci mirasini terk etti ve bunun yerine AB üyeligini temin etmek ve Türkiye'yi çok daha liberal ve Bati yanlisi bir yere çevirmek için çalismaya basladi. O zaman çok az kisi partinin Türkiye'yi kötüye sürükleyebilecegini düsünüyordu. Neticede Türkiye 1946'dan beri çok partili bir demokrasiydi; hepsi de Batili degerlerin muhafizi olan etkin özgür medyasi, laik mahkemeleri, büyük bir ticari sinifi ve güçlü bir ordusu vardi. Ayrica ABD'nin laik, Batili bir Türkiye'ye ve AB sürecine verdigi destek, Adalet ve Kalkinma Partisini, Bati yanlisi tutumunu ve reform rotasini sürdürmeye ikna edecek Türkiye'nin liberallesme sürecinin güvenceleri olarak görülüyordu. Adalet ve Kalkinma Partisi iktidara geldikten sonra gerçekten de reformlari, is dünyasini ve AB yanlisi politikalari destekledi. Ancak kisa süre içinde partinin dönüsümü kuskulu görünmeye basladi. Adalet ve Kalkinma Partisi sözde savundugu liberal degerleri zayiflatmaya basladi. Örnegin üst düzey diplomatlari özel bir dindar muhafazakârlar havuzundan seçmeye basladi. Ayni zamanda hükûmetteki yönetici konumundaki kadinlarin orani düstü. Adalet ve Kalkinma Partisi yönetiminde kadinlar, büyük ölçüde hükûmetteki karar alma mevkilerinden dislandilar.

 

Adalet ve Kalkinma Partisinin AB üyeligine iliskin taktik bakisi partinin liberal degerlere bagliliktan yoksun olmasinin bir kaniti: Adalet ve Kalkinma Partisi partiye kamuoyu onayi sagladiginda AB üyeligi için çaba harciyor, ama Türkiye'yi gerçekten Avrupali yapmak için degil. Adalet ve Kalkinma Partisinin AB'ye iliskin taktik tutumunda tabuta son çiviyi çakan 2005'te Avrupa Insan Haklari Mahkemesinin, Türkiye'de üniversite kampuslarinda Islami basörtüsü (Türkiye'de türban olarak biliniyor) takma yasagini onaylamasi oldu. Adalet ve Kalkinma Partisi Avrupa'nin Türkiye'deki laikligin daha hosgörülü bir biçime bürünmesine yardimci olabilecegini umuyordu. Ama öyle olmadi. Bu nedenle 2005'te AB üyelik müzakereleri baslar baslamaz Adalet ve Kalkinma Partisi AB tarafindan dayatilan zorlu, halk destegi görmeme potansiyeli tasiyan reformlari gerçeklestirmek konusunda gönülsüz davranmaya basladi ve böylece üyelik daha az olasi bir hal aldi. Erdogan'in 2008'de Bati'yi "ahlâksiz" olarak nitelemesi gibi açiklamalar sadece AB üyeligine verilen destegin azalmasina neden oldu. Adalet ve Kalkinma Partisinin iktidara geldigi 2002'de AB üyeligine verilen destek yüzde 80 iken, geçen yil nüfusun üçte biri üyelige destek veriyordu.

 

Laik Türk kurumlarinin Adalet ve Kalkinma Partisini dizginleme çabalari geri tepti. Böylece Adalet ve Kalkinma Partisi, geçmiste hep kaybettigi fay hatti olan Türkiye'nin geleneksel Islamci-laik siyasi karsitligi yerine laik-Müslüman karsitligini yaratti. Parti basarili bir sekilde kazanan Müslüman tarafinda yerini aldi. Ayrica Anayasa Mahkemesi partinin Abdullah Gül'ü cumhurbaskani olarak atamasini önlemeye çalistiginda, Adalet ve Kalkinma Partisi kendisini Türkiye'nin yoksul Müslüman kitlelerinin mazlum temsilcisi olarak gösterdi. Iki strateji de ise yaradi: Adalet ve Kalkinma Partisi Temmuz 2007'de oylarin yüzde 47'sini aldi ve Türk ordusu göz ardi edildiginde dünyanin sonunun gelmeyecegi gerçegini gözler önüne serdi.

 

--Otoriter Demokrasi ve Ortopraksinin Yükselisi--

Ordunun ve mahkemelerin Adalet ve Kalkinma Partisine yönelik baskilarinin etkin bir sekilde ortadan kaldirilmasi partinin çekirdek degerlerine dönüsünü hizlandirdi. Adalet ve Kalkinma Partisi muhalifleri bertaraf ederek, güçler ayriligi ilkesini gözardi ederek ve medyayi kendilerini elestirmeye cüret ettigi için cezalandirarak çogulculuk gösterilerinden vazgeçmeye basladi. Bu arada medyanin durumu kötüye gitti. Hükûmet yasal bosluklari kullanarak bagimsiz medya kuruluslarina el koydu ve Adalet ve Kalkinma Partisi destekçilerine satti. 2002'de Adalet ve Kalkinma Partisi yanlilari medyanin yüzde 20'sine sahipken bugün hükûmet yanlilari medyanin yaklasik yüzde 50'sine sahip. Bu dönemde Adalet ve Kalkinma Partisinin TÜSIAD'in öncülügündeki Türkiye'nin laik is lobisiyle iliskisi de degisti. Önceleri Adalet ve Kalkinma Partisinin sahip oldugu iç ve dis destekte büyük payi olan TÜSIAD ile parti arasindaki iliski, 2007'de Erdogan'in bu kurulusu hedef almasiyla degisti. Adalet ve Kalkinma Partisi, ailesi TÜSIAD baskanligini yürüten ve Türk medyasinin neredeyse yarisina sahip olan Aydin Dogan'a saldirdi. 2009'da Adalet ve Kalkinma Partisi, medya organlari hükûmete karsi yolsuzluk iddialarini yayinlayan Dogan Yayin'i 3.2 milyar vergi cezasina çarptirarak kendisiyle uzlasmaya ve Dogan medya organlarinda hükûmet elestirilerine son vermeye zorladi.

 

Vergileri ve denetimleri cezalandirmak amaciyla kullanmasinin yani sira partinin özellikle hükûmete karsi bir darbe komplosu kuruldugu iddiasinda bulunan Ergenekon davasinda telefon dinleme kayitlarini kullanmasi muhalefete aman vermemek için kullandigi bir baska araciydi. 2007'de dava basladiginda Adalet ve Kalkinma Partisini takip edenler, bunu Türkiye'nin yolsuzluktan temizlenmesi için bir firsat olarak gördüler. Ancak dava bundan çok daha fazlasi. Adalet ve Kalkinma Partisinin özgürlükleri kisitlamasi için bir araç. Dava kapsaminda yüzlerce kisi tutuklandi ve bazilari herhangi bir suçlama olmaksizin 18 aya kadar hapishanede tutuluyor.

 

Bu tutuklamalarin yani sira yasadisi dinlenme korkusu Türk liberalleri felce ugratti. Bir filozofun dedigi gibi; "ülkeler, polis tüm vatandaslari dinlediginde degil, tüm vatandaslarin polisin kendilerini dinlediginden korktugunda bir polis devleti haline gelir." Adalet ve Kalkinma Partisinin simdiye kadar politikalarinda ilimliligi dayatan iç mekanizmalari zekice alt etmesinin bazi sonuçlari oldu: Adalet ve Kalkinma Partisi Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak sorumlu yeni eliti haline geldi. Parti, devlet ihaleleriyle beslenen, büyüyen bir ticari topluluk tarafindan destekleniyor. Adalet ve Kalkinma Partisi medya üzerinde etkili ve Ergenekon davasi yoluyla Türk ordusu üzerinde baski olusturuyor. Ayrica iç istihbarat kontrolü yoluyla siyasi muhalefeti boyun egmeye zorlama becerisini de kanitladi. En önemlisi Adalet ve Kalkinma Partisi yasama ve yürütme organlarini kontrol ediyor. Eski parti mensubu Abdullah Gül ise artik yüksek mahkemelere hakim atama yetkisine sahip cumhurbaskani.

 

Yeni elit olarak, "Anadolu'daki rüzgâr" olarak Adalet ve Kalkinma Partisi Türk toplumunu kendi istedigi gibi sekillendiriyor, idari eylemleriyle ortopraksiyi tesvik ediyor. Bu nedenle Türkiye'de yükseliste olan dindarlik degil, daha ziyade hükûmet telkinli toplumsal muhafazakârlik. Eslerin türbanli olmasi gibi toplumsal muhafazakârlik göstergeleri hükûmetten atama, terfi ve ihale elde etmek için kriter olarak kullaniliyor. Ancak sorun toplumsal muhafazakârligin kendisi degil ve muhafazâkar bir Türkiye elbette Avrupali olabilir. Sorun, bu tür hükûmet önderligindeki bir projenin liberal demokrasi fikriyle bagdasmamasi. Ve Türkiye'nin bir elit projesi olma niteligi göz önüne alindiginda Adalet ve Kalkinma Partisi önderligindeki toplumsal muhafazakarlik Türk toplumunu yeniden sekillendiriyor. Geçen yil Istanbul'da, Adalet ve Kalkinma Partisi yönetimindeki Istanbul belediyesine is basvurusunda bulunan genç Müslüman-Rum Ortodoks bir Türk kadinla tanistim. Is mülakatinda sayet basörtüsü takmayi kabul ederse ise alincagi söylenmis. Rum Ortodoks oldugunu söyledigindeyse, din degistirmesine gerek olmadigi, sadece basini örtmesinin yeterli oldugu belirtilmis.

 

--Bati Karsiti ve Islamci Rejimlerle Dayanisma--

Adalet ve Kalkinma Partisinin dis politika hesabinin bir bölümünü din olusturuyorsa diger bölümünü de ülke içi emelleri olusturuyor. Adalet ve Kalkinma Partisi selefi RP'nin iktidardan çekilmeye zorlandigi 1990'lardaki olaylardan ders çikardi. Adalet ve Kalkinma Partisi artik biliyor ki ancak güçlü halk destegine sahip olursa iktidarda kalabilir. Bu nedenle parti Bati'yi elestirerek kolay bir popülist dis politika taktigi izliyor ve basarili da oluyor. Sadece Türklerin ABD ve Bati'ya yönelik tutumlari kötülesmekle kalmiyor, Adalet ve Kalkinma Partisi Türk kimliginin dönüsümü vasitasiyla dis politikasina büyük destek sagliyor. Eger Türkler önce dis politika arenasinda kendilerini Müslüman olarak görürlerse, gün gelecek iç politika arenasinda da kendilerini Müslüman olarak göreceklerdir ve bu da partinin konumunu daha da güçlendirecektir.

 

Geçmiste Türkiye'nin dis politika paradigmasi, Bati'da yatan ulusal çikarlarinin desteklenmesine odakliydi. Türk hükûmetleri, ABD ve Avrupa ile yakin isbirligi halinde oldular ve Orta Dogu ve küresel politikayi kendi ulusal güvenlik çikarlari merceginden gördüler. Bu, Israil'le bile isbirligini mümkün kildi.

Ancak Adalet ve Kalkinma Partisi Türkiye'nin çikarlarina farkli bir açidan -siyasallasmis Islamcilik merceginden- bakiyor.

 

Partinin dis politikasi tüm Müslüman ülkelere sempati göstermiyor, daha çok Islamci, Bati karsiti rejimlerle (örnegin Katar ve Sudan) dayanismayi destekliyor, laik, Bati yanlisi Müslüman yönetimlere (Misir, Ürdün, Tunus) uzak duruyor. Bu çatalli strateji, özellikle hükûmetin Filistin topraklari konusundaki tutumunda belirginlik kazaniyor. Adalet ve Kalkinma Partisi hükûmeti Batili ülkelere Hamas'i "Filistin halkinin mesru yönetimi olarak tanimasi" çagrisinda bulunurken Filistin Yönetimi Baskani Mahmud Abbas'i "gayrimesru bir yönetimin lideri" olarak niteliyor.

 

Israil ile iptal edilen tatbikatlarin gösterdigi üzere Adalet ve Kalkinma Partisinin alakart, ahlaki dis politikasi ikiyüzlülükten muaf degil. Ocak ayinda Erdogan Israil Cumhurbaskani Simon Peres'in yani sira Yahudileri ve Israillileri Dünya Ekonomi Forumunda "insan öldürmeyi iyi bilmekle" elestirdikten sonra Sudan Devlet Baskan Yardimcisi Ali Osman Taha'yi Ankara'da agirladi. Bu tehlikeli bir tutum çünkü -özellikle Adalet ve Kalkinma Partisi yönetiminde yetisen nesillere- sadece Islamci rejimlerin kendi halklarina veya diger devletlere saldirma hakki oldugunu ima ediyor.

Bazi uzmanlar bu retorigi iç politika yapma veya sadece Erdogan'in kendini kaybetmesinin örnekleri olarak görerek önemsemiyorlar. Ancak Erdogan kurnaz bir politikaci ve simdi de Türk toplumundaki degisikliklere karsilik veriyor. Adalet ve Kalkinma Partisinin yedi yildir süren Islamci retoriginin ardindan kamuoyu siyasi olarak birlesik bir "Müslüman dünya" fikrini benimseyecek sekilde degisti.

 

Adalet ve Kalkinma Partisi dis politikasini artik evde memnuniyetle karsilayan bir izleyiciye sahip ki bu da saglamlasma olasiligini artiriyor.

Adalet ve Kalkinma Partisi yönetiminde Türk kimliginin dönüsümünün kapsamli sonuçlari var. Islamci bir bakis açisiyla yönlendirilen Türkiye'nin kendi ulusal çikarina olsa dahi Batili dis politikayi desteklemesi giderek daha da imkânsizlasacak. Uzun zamandir Müslüman bir ülkenin Yahudi devletiyle rasyonel, isbirligi yapan bir iliski sürdürmesine model olusturan Türkiye-Israil iliskileri kötülesmeye devam edecek. Böyle bir gelisme Türk kamuoyunun onayiyla karsilanacak ve partinin popülerligi daha da güçlenecek. Böylece parti bir tasla iki kus vurmus olacak: ülkeyi eski müttefikinden uzaklastirmak ve kendi güç merkezini desteklemek.

 

Ayni dinamik Türkiye'nin AB ve ABD ile iliskisi için de geçerli olacak. ABD enerjisinin çogunu köktencilige muhalefet etmekten Iran'in nükleer programina karsi çikmaya kadar Müslüman ülkelere adarken Adalet ve Kalkinma Partisi bu politikalara sert bir retorikle karsi çikacak ve herhangi bir yakin isbirligi ihtimalinin disinda kalacak.

 

--Adalet ve Kalkinma Partisi Deneyiminden Alinacak Dersler--

Anadolu'daki kavak agaci gibi Türkiye de Adalet ve Kalkinma Partisi yönetiminde ülke içinde hüküm süren rüzgarlarla dönüsüme ugradi. Bu baglamda, Türkiye'deki Adalet ve Kalkinma Partisi deneyiminden çesitli dersler çikartilabilir.

 

Islam'in dogusundan beri Müslümanlar, tipki baska inanislara sahip olanlar gibi, kendilerini kültürel-dini bir topluluk olarak düsünmüslerdir. Ancak 11 Eylül saldirilari bunu degistirdi ve küresel Müslüman toplulugun kültürel-dini bir topluluktan dini-siyasi bir topluluga dönüsmesine yol açti. Uzun süre saldirilarin ABD'ye zarar vermeyi amaçladigi düsünüldü. Fakat simdi saldirilarin baslica hedefi, Müslümanlari birlesik bir "Müslüman dünya" kavrami etrafinda harekete geçirmekmis gibi görünüyor.

 

Adalet ve Kalkinma Partisinin Türkiye'nin kimligini Islamcilarla özdeslesecek sekilde dönüstürmesi bu zeminde görülmeli. Sayet bu dönüsüm 11 Eylül saldirilarindan önce gerçeklesseydi, görmezden gelinebilirdi. Ancak Türk kimliginin 11 Eylül'den sonra dönüsmesi Türklerin ABD ve Bati'yi müttefikleri olarak görme yetisini kaybettikleri anlamina geliyor.

Adalet ve Kalkinma Partisi deneyimi ayni zamanda Islamcilarin Islam'i, evde dogustan bagnaz olarak yeniden tasavvur ederek tahrif ettigini gösteriyor. Ayrica Islamcilar Islam'i Bati karsiti ve ideolojik güdümlü dis politikalarinin temeliymis gibi göstererek de tahrif ediyorlar.

 

Adalet ve Kalkinma Partisi iktidara geldikten yedi yil sonra Türkiye'deki Islamcilar köklerine dönüyorlar. Adalet ve Kalkinma Partisi deneyimi ayrica demokratik olarak seçilmis olsalar da iktidardayken Islamcilarin bagnaz, çogunlukçu güdülerince yönlendirildiklerini, demokrasiyi yiktiklarini ve toplumlari dönüstürdüklerini gösteriyor. Türkiye'de Adalet ve Kalkinma Partisi Türk dis politikasini Bati'dan uzaklastirdi, Türk kimliginin Islamciliga dogru dönüsümünü katalize etmeye yardimci oldu ve ortopraksinin yani sira güçler ayriliginin görmezden gelinmesiyle tanimlanan bagnaz görüsünü empoze etti.

 

Buna ek olarak Adalet ve Kalkinma Partisi tecrübesi, Islami partiler ilimli olduklarinda bunun sadece stratejik bir degisimi degil, ayni zamanda yurt içi ve yurt disindaki güçlü muhalefete bir taktik cevabi yansittigini da kanitliyor. Bu güvenlik duvarlari bir kere zayifladiginda Islami partiler, halkin duygulariyla yönlendirilen bir süreç içinde geriliyor. Yapilan son bir yoklama, partinin 29 Mart yerel seçimlerinde oyunun kurallarini degistiren yüzde 50 barajini geçebilecegini ileri sürerek Adalet ve Kalkinma Partisinin popülaritesinin Davos olayindan sonra yüzde 10 arttigini gösteriyor. Adalet ve Kalkinma Partisinin yenilenmis Islamciligi seçimlerde ise yarayabilir. Ancak Batili müttefiklerinin yani sira AB katilim süreci de dahil olmak üzere ülkenin demokrasi ve liberallesme süreci daha da kötüye gidecek.

 

2002'de birçoklari Adalet ve Kalkinma Partisi'nin iktidara gelisinin Türkiye'yi, "Orta Dogu'ya geri dön" ve Islami kimligi daha fazla benimse firsatiyla birlikte temsil ettigini ileri sürdüler. Bu tarz bir degisikligin, 20'nci yüzyilin basinda Türkiye'yi Bati'ya yönelten Atatürk'ün milliyetçi ve laiklestirici reformlarini yeniden düzenleyerek Türkiye'nin "normallesmesine" yardimci olacagi yönünde bir umut vardi. Bununla birlikte sonuç o kadar olumlu olmadi. Türkiye'nin Adalet ve Kalkinma Partisi tecrübesi, en nihayetinde Islamciligin Batiyla uyumlu olmayabilecegini kanitliyor.

 

Çeviri: Tsiatsan

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

 

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.