Kürt Özgürlük Hareketi Ateşkesler Kronolojisi
Araştırmalar / 23 Ağustos 2010 Pazartesi Saat 07:17
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt Özgülük Hareketi’nin 1993,1995, 1998, 1999, 2006, 2009 ve yıllarında ilan ettiği tek taraflı ateşkes ve eylemsizlik kararlarının hiçbiri kalıcı barışa dönüşmedi.

Kürt Özgülük Hareketi’nin 1993,1995, 1998, 1999, 2006,  2009 ve yıllarında ilan ettiği tek taraflı ateşkes ve eylemsizlik kararlarının hiçbiri kalıcı barışa dönüşmedi. Türkiye ateşkes ilanlarını genelde zafiyet olarak yorumladı. İnkâr ve imha politikasından vazgeçmedi. Buna karşı Kürt Özgürlük Hareketi 7. defa sureli bir eylemsizlik sureciyle barış ve demokratik çözüm çabalarında ısrarlı olduğunu bir kez daha gösterdi.

Koma Komalen Kurdistan (KKK) Yürütme Konseyi, 1 Ekim tarihinden itibaren tek taraflı ateşkes ilan etti. Kürt Özgülük Hareketi’nin 1993,1995, 1998 ve 1999 yıllarında ilan ettiği tek taraflı ateşlerin hiçbiri kalıcı bir barışa dönüşmedi. Türkiye tek taraflı ateşkes ilanlarını genelde zafiyet olarak yorumladı. Operasyonlarını durdurmayan Türk ordusu, bu dönemlerde Kürt gerillalarına, savaşın sürdüğü döneme nazaran daha fazla kayıp verdirdi. Türk devleti açıklanan barış çağrılarına provokasyon ve komplolarla cevap verdi. Bu yüzden de ilan edilen her dört tek taraflı ateşkes de sonuç almadan son buldu.  KKK birçok aydın ve demokrat kesimin dışında bölgede ve dünyada birçok kesimin art arda son dönemlerde yaptığı ateşkes çağrılarını, 23 Ağustos 2006’da yayınladığı deklarasyon ile cevapladı. Geçmişte ilan ettiği tek taraflı ateşkeslerin sonuçlarını değerlendiren Kürt Özgülük Hareketi, temkinli davranarak, bu sefer Türkiye’ye çift taraflı bir ateşkes önerisinde bulundu. Ardından 5. kez ateşkes ilan etti. 

'93 Ateşkesi 

1992 yılı sonbaharında Türkiye, Kürdistan Demokrat Partisi (PDK) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (YNK) oluşan ittifak sonbahar PKK’ye saldırdı. Kırk beş gün süren savaşın ardından PDK ve YNK ile anlaşmaya vardı. Çatışmaların yaşandığı Haftanin, Zap ve Xakurke alanlarında ise çok az sayıda gerilla gücü bulundurulmaya devam edildi. Gerilla güçleri yeni bir bahar hamlesine başlamadan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 19 Mart 1993 tarihinde Bekaa’da bir basın toplantısı düzenledi. YNK lideri Celal Talabani’nin de hazır bulunduğu toplantıda Öcalan, PKK tarihindeki ilk tek taraflı ateşkesi ilan ettiğini açıkladı. Türk devletinin dolaylı yollardan ve arabulucularla ateşkes yapması yönünde çağrılarına olumlu cevap veren PKK, ateşkes kararı aldı. 15 Nisan 1993 tarihine kadar tek taraflı ateşkes ilan etti. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın istemi üzerine YNK Lideri Celal Talabani, bu ateşkese aracılık etti. 

Provokasyonla cevap 

15 Nisan tarihi gelip çattığında Türk devletinin karşılıklı bir ateşkes için herhangi bir adım atmadığı görüldü. Bunun üzerine yeniden bir durum değerlendirmesi yapan PKK yöneticileri Türk devletinin 21 Mart -15 Nisan tarihleri arasında ateşkes koşullarını yeterince uygulamadığı, ama büyük ve kapsamlı saldırı veya operasyon da yapmadığı sonucuna ulaştı. Türk devletinin bu tutumunu ateşkesin şartlarına kısmi olarak uyma şeklinde yorumlayan Öcalan tek taraflı ateşkesin bir ay daha uzatılması kararını aldı. 15 Nisan 1993 tarihinde Bekaa’da yine Talabani’nin de hazır bulduğu basın toplantısında bu karar açıklandı.  PKK’nin ilan ettiği tek taraflı ateşkes süreci daha bitmeden Türkiye cephesinden Turgut Özal devletin kontrgerilla güçleri tarafından zehirlenerek öldürülürken PKK içerisindeki Şemdin Sakık çetesi ve ekibi tarafından terhis olmuş silahsız 33 Türk askeri vuruldu. Şemdin Sakık’ın denetiminde gelişen bu olayda teskere almış silahsız askerlerin geçiş hattına ilişkin bilginin Yeşil (Mahmut Yıldırım) tarafından verildiği iddia edildi. Öcalan tarafından provokasyon olarak yorumlanan Özal’ın şaibeli ölümü ve 33 asker olayı, tek taraflı ateşkesi sona erdirdi. 

'95 ateşkesi 

PKK’nin gelişip güçlenmesinin önünü alamayan Türkiye, Güneyli Kürt örgütlerinin PKK’ye 1992 yılındaki gibi bir yönelimini sağlamak için ABD başta olmak üzere uluslararası güçlere baskı yapmaya başladı. 1995 yılında ABD ve İngiltere’nin denetiminde gelişen Dublin süreci bunun hazırlıkları temelinde geliştirildi.  Dublin’de ABD ve İngiltere’nin siyasal desteğini alan Türkiye, KDP ve YNK’nin de askeri desteğini alarak PKK’ye yeni bir savaş açma hazırlığındayken, PKK gerillaları 26 Ağustos 1995’te KDP güçlerine savaş açarak Dublin sürecini boşa çıkardı.  KDP ve PKK güçleri arasında üç ay süren çatışmalar, 11 Aralık’ta ilan edilen ateşkes ile son buldu. Bu ateşkes sürecini sadece Kürtler ile sınırlı tutmak istemeyen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bu ateşkesi Kürt sorununun siyasal çözümünün önünü açabilmek için Türkiye’ye karşı da tek taraflı bir ateşkese dönüştürdüğünü açıkladı.  Bu ateşkes de sonuç almadan bitti. Çünkü 1996 kışı Kürt halkına yönelik baskılar devam etti. Baharla birlikte Kürdistan’ın genelinde çok büyük operasyonlar geliştirildi. Türk devletinin bu yaklaşımları ilan edilen tek taraflı ateşkesin cevap bulmadığı sonucunu ortaya çıkarıyordu. Özellikle 6 Mayıs 1996’da dönemin Türk Başbakanı Tansu Çiller ve ekibi Doğan Güreş’in Öcalan’a karşı suikast girişimi gerçekleşince, PKK tarafında ateşkesi sürdürmenin imkânının kalmadığı görüşü hâkim oldu.

'98 Ateşkesi 

PKK, 1 Eylül 1998 yılında üçüncü sefer tek taraflı ateşkes ilan etti. Bu ateşkesin ilan edilmesi için Türkiye’den birçok kesimin PKK ile dolaylı yollardan görüştüğü sonradan açığa çıktı. PKK’den Erbakan hükümeti ve Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere birçok kesimin tek taraflı bir ateşkes ilan etme istemini ilettikleri öğrenildi. Hatta bu ateşkes sürecinin geliştirilmesi için bir mekanizmanın yaratılması önerisinin Türk tarafından geldiği, Kürt ve Türk kamuoyunun barışa hazırlanması gerektiğini bile dolaylı olarak PKK’ye iletildiği ifade edildi. Öcalan’a aktarılan bu görüşmeler 1 Eylül 1998’de tek taraflı bir ateşkese dönüştü. 

Türkiye şartlara uymadı 

Ekim ayı başlarında Türk Ordusunun kara kuvvetleri komutanı Orgeneral Atilla Ateş’in Suriye sınır hattı üzerinde yaptığı sert açıklamalar ve bir askeri tatbikat gerekçesiyle Akdeniz’de konumlanan ABD ve İsrail savaş gemileri Türkiye ile Suriye arasında bir savaşın sinyallerini veriyordu. Kürt Halk Önderine karşı uluslararası komplonun startının verildiği bu günlerde Suriye’nin üzerine baskılar artılınca 9 Ekim günü Öcalan Suriye’yi zorlamamak ve olası bir savaşın önünü almak için kendi isteğiyle Suriye’den ayrıldı. Öcalan’ın tek taraflı ilan ettiği ateşkes, uluslararası komploya rağmen devam etti. Fakat bir taraftan uluslar arası komplonun sürmesi diğer taraftan da Türk ordusunun gerilla güçlerine karşı operasyonlarını arttırması ateşkesi fiiliyatta sona erdirdi. 

Topyekun savaş konsepti

Öcalan Suriye’den çıkıp, Avrupa’ya gittikten sonra da uluslararası komplo kendisini yeniden örgütlemiş bir biçimde devam ediyordu. Öcalan çok zor koşulların kendisine dayatıldığı Avrupa sürecinde de 1 Eylül’de başlattığı ateşkesi sürdürdü. Öcalan 15 Şubat 1999’da sahte dost ve yetersiz yoldaşlığın zemin olduğu Uluslar arası bir komployla Kenya’da yakalanıp, Türkiye’ye getirilince örgüt ile olan bağlantıları da kesildi. O sırada 6. kongresini yapan PKK, tek taraflı ateşkesi bitirdiğini ve topyekûn savaş ilan ettiğini açıkladı.

 Metropoller başta olmak üzere Türkiye’nin her yerine ve Kürtlerin yaşadığı bütün ülkelere sıçrayan çatışmalar bir Türk-Kürt çatışmasına dönüşüyordu. Kontrolden çıkan çatışmaları durdurmak için Türk devletinin geri adım atmak zorunda kaldı. PKK’nin ilan ettiği topyekûn savaş kararı, Türk devletinin geri adım atmasını sağladı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın devreye girmesiyle yeni bir süreç başladı.

'99 Ateşkesi 

2 Ağustos 1999’da PKK silahlı güçlerini Türkiye sınırlarının dışına çekme kararı aldı ve 1 Eylül’de de dördüncü sefer tek taraflı ateşkes ilan etti.

PKK, 1 Eylül 1999'da barış ortamını sağlamak amacıyla gerilla güçlerini Türkiye sınırları dışına çıkarma kararı aldı ve bunu hayata geçirdi. Ayrıca Öcalan'ın talep ve çağrısı üzerine bir iyi niyet göstergesi olarak yirmi kişiden oluşan biri dağdan, biri de Avrupa’dan olmak üzere iki barış grubunu Türkiye'ye gönderdi.
Türk ordusunun ise kapsamlı operasyonları ciddi bir biçimde azalmıştı. Ama Türkiye’deki MHP, DSP, ANAP koalisyonundan oluşan hükümet 11 Eylül saldırısıyla dünyada teröre karşı başlatılan hareketten yararlanmak istedi. Bu sayede dünyada PKK’ye karşı bir hareketin geliştirilebileceğine inandı. Bundan sonra bir ateşkes sağlanmanın koşulları yavaş yavaş ortadan kalktı.

2000’deki Demokratik Barış Projesi

PKK 7. Olağanüstü Kongresinde karar altına alınan Demokratik Barış Projesi gereği çeşitli tarihlerde barış çağrıları ve diyalog arayışını sürdürdü, projeler sundu.

 Atılan somut adımlar şöyle:

20 Ocak 2000'de Barış Projesi, 4 Kasım 2000'de Demokrasi ve Barış için Acil Eylem Planı, 19 Haziran 2001'de yeni bir savaşın gündemleşmemesi ve çözüm sürecinin gelişmesi için acil talepler bildirisi, 22 Kasım 2002'de Acil Çözüm Bildirgesi ve 2000'in başında ve 2002'nin sonunda olmak üzere iki defa Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı ve tüm siyasal partilere Kürt sorununun çözümü konusunda düşünceleri ortaya koyan mektuplar gönderdi.

PKK’nin yoğun çabasına rağmen Türkiye devletinin imha yönelimleri bu süreçte de hız kesmeden devam etti. PKK'nin barış ve diyalog çağrılarını bir zafiyet olarak değerlendiren Türkiye, dışarıda Kürt halkına ve gerilla güçleri üzerinde şiddet politikası ile imhayı dayatırken, PKK'yi içten bölme ve parçalayarak tasfiye etmeyi de sürdürdü.

1 Haziran aktif savunma kararı 

11 Eylül 2001’de İkiz kulelere yapılan saldırıdan sonra Öcalan’a karşı uygulanan tecrit koşulları da adım adım ağırlaştırıldı. Başlangıçta Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle haftada iki kez yaptığı görüşmeler haftada bir sefere, ardında da iki saatlik görüşmeler bir saate indirildi. Bu da yetmezmiş gibi kosterin bozuk olması veya hava muhalefeti gerekçe gösterilerek haftalarca görüşmeler engellendi. Bu gerekçeler ile Öcalan’ın avukatları ile yaptığı görüşmeler iki-üç ayda bir yapılır oldu.

Temmuz 2003’te KADEK Meclisi’nin yaptığı toplantıda ateşkes koşullarının sağlanması ve son aşamada silahların bırakılması için üç aşamalı bir yol haritası belirlendi. KADEK, bu toplantının sonuç bildirgesini açıklarken, ‘eğer Türk devleti bu yol haritasını kabul etmezse savaş gelişir’ uyarısında bulunuyordu.  Bu dönemde Türkiye’nin askeri operasyonları ve Öcalan’ın üzerindeki baskıları devam edince, Kürt Özgürlük Hareketinin yönetim toplanıp tek taraflı ateşkesi bitirdiğini ve misilleme hakkını kullanacağını ilan etti.

 PKK, 1 Haziran kararını bir savaş kararı olarak değerlendirmedi. “Türk devleti geliştirdiğimiz yol haritası karşısında saldırılarını durduracağına, daha çok arttırdı. Bu yüzden de ateşkes anlamını yitirdi. Kürt Özgürlük Hareketinin Yürütmesi toplantı yaparak tek taraflı süren ve anlamsızlaşan ateşkesi kaldırdığını açıkladı. Fakat bu savaş kararı değildi, sadece 1998 yılında ilan edilen ve sürdürülen tek taraflı ateşkesin sürdürülmesinin zemini kalmadığı için alınan bir karardı. Bu sürecin sonunda bir ateşkesin sağlanması için çift taraflı olması gerektiği sonucuna varılarak gerillanın meşru savunma temelinde misilleme hakkını kullanması kararı alındı. Böylece 1 Eylül ‘98’de ilan edilen ve 99’da da tazelenerek sürdürülen ateşkes kararı fiilen ortadan kalktı.

Türk devleti ve PKK arasında yaşanan savaş ve çözümde en kritik süreçlerden biri 2004 yılında yaşandı. Türk devletinin oyalamaları, hilesi Kürt tarafının sabrını fazlasıyla zorluyordu. 2004 yılına gelindiğinde Türkiye'nin Kürtler üzerindeki devlet terörü zirveye ulaşmıştı. PKK altı yıldır yürütmüş olduğu pasif savunma konumundan çıkarak aktif savunma pozisyonuna girmek zorunda kaldı.
Kongra-Gel Yürütme Konseyi Eylül 2004'te üç aşamadan oluşan Demokratik ve Kalıcı Barışın Yol Haritasını sundu.

Geniş kapsamlı değerlendirme ve çözüm önerilerini sunan yol haritasında Kürt sorununun çözümü için çeşitli çevrelere çağrılar yapıldı. Bu proje ve yol haritaları da yine muhatap bulamamış Türkiye Kürtler üzerindeki imha yönelimlerine İran ve Suriye'yi de ortak etmek için yoğun çaba harcamıştı.

Türkiye'nin imha yönelimlerine karşı Kürt özgürlük hareketinin aktif savunmaya başladığı 1 Haziran 2004 yılından sonra Türkiye hem kendi iç kamuoyunda bu savaşın haksız tarafı olma yolunda tepkiler alıyor, hem de uluslar arası alanda baskılarla yüz yüze kalmaya başlıyordu.
Türkiye'nin içinde bulunduğu çıkmazı gören Kürt Özgürlük Hareketi 10 maddeden oluşan yeni bir barış projesini daha sundu. En makul ve çözüme yakın olarak ifadelendirilen altı madde ile ateşkes kararının gerekçeleri de ortaya konuldu. Ateşkes talepleri şu şekilde yer aldı:
1 Ekim 2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere bir ateşkes sürecinin ilan edilmesi karar altına alınmıştır.
Atılacak adımlara ve yaşanacak gelişmelere bağlı olarak bu ateşkes süreci devam edecektir.

Güçlerimizin üzerine imha amaçlı gelinmedikçe kesinlikle silah kullanılmayacaktır.

Ama imha amaçlı saldırı yapılması durumunda güçlerimiz kendilerini her biçimde savunacaklardır.

Bu süreç boyunca HPG güçlerinin lojistik ihtiyaçları ve tedbir amaçlı doğal hareketlilikleri dışında askeri amaçlı herhangi bir hareketliliği olmayacaktır.

Bu karara göre HPG Komuta Konseyi tüm güçlerinin mevcut eylemsellik pozisyonunu, hareket tarzını ve planlamalarını ateşkes durumuna göre yeniden düzenleyecektir.

Kürdistan Demokrasi ve Özgürlük Hareketinin ideolojik, siyasal, örgütsel ve toplumsal alanlardaki çalışmalarını yürüten tüm kadro, örgüt ve kurumlarının hedefi ateşkes sürecinin başarısı olacak ve siyasal-örgütsel-eylemsel çalışma planlamaları buna göre yeniden düzenlenecektir.

Koma Komalen Kürdistan (KKK) sistemine bağlı olan tüm güçler için bu karar bağlayıcıdır. Hiç kimse zorlayıcı bir tutum içine girmeyecek, her güç sürecin başarısı için çaba içinde olacaktır.

AKP'nin 2006 Savaş Düzenine Geçişi

Kürt halk önderi Abdullah Öcalan çözüm önerilerine AKP hükümeti kapsamlı savaş planları yaparak yanıt verdi. Hükümet başta Amerika olmak üzere uluslara arası devletlerin kapısını çaldı ve savaşa destek karşılığında Türkiye'nin imkânlarını peşkeş çekti. İçerde savaş için yasal düzenlemeler yaptı.

PKK'nin uluslararası güçlerinde çağrısı ile ilan ettiği ateşkeslere rağmen 1 Ekim 2006 yılından bu güne Türk ordusu askeri operasyonlarına ara vermeden devam etti.

Türk devleti gerilla güçlerine karşı imha operasyonları düzenlemekle yetinmedi, Kürt halkının siyasal zemindeki iradeleşmesini bastırmak için siyasal linç dâhil her türlü psikolojik savaş ve sindirme yöntemlerini de kullandı.

 Savaş Teskeresi ve 2007 Güney’i İşgal Harekâtı

5 Kasım 2007 Washington anlaşmasıyla başlayan yeni dönemde Türk parlamentosu savaş teskeresi çıkartı.
Türk ordusu defalarca Medya Savunma Alanlarını bombaladı ve 21 Şubat 2008 tarihinde Güney Kürdistan ve Medya Savunma Alanlarına işgal harekâtı düzenledi. İşgal harekâtı Zap'ta gerilla direnişiyle karşılaştı ve ordu bozguna uğradı. Türk devletinin saldırıları gerillayla sınırlı kalmadı. Sivil halk, sivil toplum örgütleri ve DTP de saldırıların hedefi oldu.

2009 KCK Eylemsizlik KararıTıkanan süreci yine Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan açtı ve Demokratik Çözüm süreci başlattı. 29 Mart 2009'a gelindiğinde yeni bir dönem başladı.

KCK, 29 Mart yerel seçimler sonrasında ortaya çıkan siyasi sonuçları dikkate alarak 13 Nisan'dan geçerli olmak üzere çatışmasızlık kararı aldı.

AKP hükümeti ve devlet, KCK'nin çatışmasızlık karına DTP'ye yönelik başlattığı siyasi soykırım operasyonlarıyla yanıt verdi. Aralarında seçilmiş belediye Başkanları ve DTP yöneticilerinin de bulunduğu 1700’ü aşkın Demokratik Kürt siyasetçisi rehin alındı. Buna rağmen KCK çatışmasızlık kararını ısrarla sürdürdü.

Çatışmasızlık kararının ilkinin süresi 1 Haziran'da dolmasının ardından, karar 15 Temmuz' kadar uzatıldı. Ardından 1 Eylül'e kadar uzatılan çatışmasızlık kararı, yapılan yeni bir açıklamayla Ramazan bayramı sonrasına kadar uzatıldı.
KCK'nin çatışmasızlık kararına rağmen Türk ordusunun imha amaçlı operasyonları durmadı ve devletin Kürtler üzerinde ki saldırıları hız kazandı. Türk Devletinin yaklaşımları beraberinde sürecin tıkanmasını getirdi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Devrede:

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan yeniden devreye girdi ve sürecin önünün açılması için üç barış grubunun Türkiye dönmesini istedi.

Öcalan'ın çağrısına uyan KCK, Kandil, Maxmur ve Avrupa'dan barış gruplarının Türkiye'ye yollanacağını duyurdu. 19 Ekim'de Kandil ve Maxmur Barış grupları Habur sınır kapısından Türkiye giriş yaptı ve milyonlarca insan tarafından karşılandı. Avrupa'dan gidecek grup Türk devletinin engellemeleri sonucu iptal edildi.

Barış grupları Türkiye'ye geldikten sonra hükümetin, parlamentodaki muhalefet partisi olan MHP, CHP'nin yönlendirmesiyle polis ve yargının baskısı artı. Açılan davalar yetmedi barış grubu üyelerinden bazıları tutuklandı. Geriye kalanlar Türkiye'de kalma koşuları ortadan kalktığı için Güney Kürdistan'a geri döndü. AKP hükümetinin başını çektiği siyasi soykırım operasyonunda içinde eski milletvekilleri, belediye başkanlarının kurum temsilcilerinin ilk başkanlarının bulunduğu 1740 kişi tutuklanarak cezaevine konuldu. DTP kapatılarak Eşbaşkanlarının milletvekillikleri düşürüldü. 

2010 Abdullah Öcalan'dan yeni karar:

31 Mayıs 2010 tarihinde AKP'nin oyalama politikasına karşı tavır alan Abdullah Öcalan devreden çıktığını ilan etti.
1 Haziran 2010 da KCK yaptığı açıklamada Önderliklerinin ve kedilerinin barış ve demokratik bir çözüm için attıkları bütün adımlarının AKP tarafından boşa çıkarıldığını,  cevapsız bırakıldığını belirterek AKP'nin bu adımlarını PKK’yi tavsife politikasına bir zemin oluşturma temelinde kullandığını ve bunun için de 13 Nisan 2009 tarihinde tek taraflı olarak ilan ettikleri eylemsizlik kararını sonlandırdıklarını açıkladı. Böylelikle güçlerini aktif savunma pozisyonuna geçirdiklerini ilan etti.
70 günlük süre içinde hem Kürdistan hem Türkiye'nin her alanında çok kapsamlı çatışmalar yaşandı. Türkiye kamuoyunun temel gündemi bu çatışmalar ve bunun yarattığı ağır insan kayıpları oldu. Türkiye'de yaşanan ağır savaş bilançoları karsısında STÖ'ler, Aydınlar, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Barış Demokrasi Partisinin (BDP) çift taraflı ateşkes çağrıları oldu. Bu temelde Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan da KCK'ye diyalog ve müzakere surecine vesile olması için eylemsizlik surecinin başlatılmasını önerdi. KCK Yürütme Konseyi bu çağrılar Kürt Halk Önderi Öcalan'ın önerisi üzerine geniş bir tartışma ardından bu talebi kabul etti.

KCK’den 7. Tek Taraflı Eylemsizlik Kararı

KCK 40 günlük eylemsizlik kararını su açıklama ile kamuoyuna duyurdu: "Önderliğimiz duruşunun barış çizgisinde olduğunu, çözüm için samimi ve ciddi bir yaklaşımın gelişmesi halinde devreye girip rolünü oynayabileceğini kamuoyuna duyurmuştu. Mücadelenin yükselişiyle birlikte çeşitli kesimlerden yükselen karşılıklı ateşkes çağrılarını ve toplumda gelişen istemi Önderliğimiz dikkatle izlemiştir. Böyle bir süreçte, sorunun çözümü yönünde karşılıklı olarak bir niyet yoklamasını ifade eden bir diyalog süreci başlatılmıştır. Bu diyalog ortamının bir sonucu olarak Önder Apo bir kez daha çatışma sürecinin geri dönülemez bir noktaya varmadan taraflara çağrıda bulunmuştur. Bu amaçla hareketimizin yönetimine bir mesaj göndermiştir. Aynı zamanda mübarek Ramazan ayının başlaması bunun yanı sıra en son DTK, BDP ve diğer çevrelerin geliştirdiği çift taraflı ateşkes çağrılarını dikkate alan hareketimiz, Önderliğimizin mesajı üzerinde çok yönlü tartışmalar yürütmüş ve bir karara ulaşmıştır.

Tek taraflı Ateşkes adımının çift taraflı olması için öne sürülen koşulları şöyle açıkladı:

A-1 Haziran’dan bu yana aktif savunma pozisyonunda olan güçlerimizi pasif savunma pozisyonuna çektiğimizi tüm dünya kamuoyuna resmen ilan ediyoruz. 13 Ağustos’tan 20 Eylül’e kadar güçlerimiz herhangi bir eylem yapmayacak, ancak kendisine, halka yönelecek saldırı ve operasyonlar karşısında savunma hakkını kullanacaktır.

B-Bu sürecin kalıcılaşarak bir barış ve çözüm sürecine dönüşmesi için Türk devletinin ve AKP hükümetinin de yapması gerekenler şunlardır:

1-Başlattığımız bu yeni sürecin kalıcılaşması için öncelikle Türk devletinin askeri ve siyasal alana dönük aralıksız olarak sürdürdüğü operasyonlarını durdurması ve çift taraflı bir ateşkes sürecinin gelişmesi

2-Haksız yere, asılsız gerekçelerle tutuklanan 1700 civarındaki sivil Kürt siyasetçisinin ve barış grubu üyelerinin derhal serbest bırakılması

3-Önder Apo’nun en son kamuoyuna sunduğu üç maddelik çözüm çerçevesi temelinde bir müzakere sürecinin başlatılması ve Önder Apo’nun barış sürecine aktif katılma koşullarının yaratılması

4- Hiçbir demokratik ülkede bulunmayan  % 10 seçim barajının düşürülmesi

Süveyda Ateş

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.