Siyasi Durum Analizi
Politik Analiz / 07 Ağustos 2010 Cumartesi Saat 13:48
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Irak’a 2003’te yapılan müdahale ile ABD yeni politik dengeleri hayata geçirmenin umudu taşısa da,

ABD, Büyük Ortadoğu Projesini Pratikleştirmede Zorlanıyor

Irak’a 2003’te yapılan müdahale ile ABD yeni politik dengeleri hayata geçirmenin umudu taşısa da, aradan geçen 7 yıllık süre içinde hem Irak cephesinde, hem Afganistan’daki savaşta istediği sonucu alamamıştır. Her iki cephede de ABD emperyalizmini oldukça zorlanmaktadır. Bu zorlanma her geçen gün biraz daha artmaktadır.
Irak’ta 7 Mart’ta yapılan seçimlerden bu yana bir hükümetin kurulamaması buna en bariz örnektir.
ABD, bölgede Türkiye ye bir misyon biçmişse de, son iki yıldır Türkiye’nin İsrail karşıtı gibi görünen politika yürütmesi, ABD ile de kısmi düzeyde sorunlara yol açmıştır.
Müdahale ardından Irak’ta desteklediği Kürtler ve Şia iktidarının yaşanan sorunlara çözüm gücü olmadığını gören ABD, bu dönemde eski Baasçıları ve Sünnileri de dengede tutma gayreti peşindedir. Şiiler İran destekli bir politikayı esas alırken, Sünniler ise Suudi Arabistan ve bazı Arap ülkeleri başta olmak üzere, Türkiye’den destek almaktadır. Bu ülkeler Irak’ta Sünniler öncülüğünde yeni bir hükümetin kurulmasını desteklemektedirler. Ortada var olan gerçek, Irak’ta tek başına hiçbir partinin hükümet kuramayacağı gerçeğidir. Burada kilit güç Kürtler’dir. 
Ortada olan bu gerçeklik nedeniyle ABD dengeli bir politika yürütmektedir. İran’a karşı yaptırım ve düşmanlıktan kaynaklı yeni hükümette Şiilerin çok fazla ön planda olmasını istememektedir. Çünkü Şiilerin İran’dan bağımsız politika yürütmeleri mümkün değil. ABD tercihini başını İyad Allavi’nin çektiği listeden yana kullanmak istiyor. Bu durumda Irak’ta yeni hükümetin Kürtler ve Sünnilerin ağırlık teşkil ettiği bir yapı tarafından oluşturularak, İran’ın etkisi sınırlandırılmaya çalışılmaktadır.
Irak’ta gerçekleştirilen seçimlerde alınan sonuçlar, seçimlerden önce masa başında ayarlandığına dair ciddi iddialar mevcuttur. ABD böylece stratejisini seçim sonuçlarına göre değil, seçimleri stratejisine göre ayarladı. İyad Allavi’nin başını çektiği El Irakiye listesi 325 sandalyeli parlamentoda 91 milletvekili kazanıp seçimlerden birinci çıkarken, Nuri el Maliki liderliğindeki Kanuni Devleti Listesi 89 milletvekili kazanıp ikinci çıktı. Nuri El Maliki’nin liderliğindeki Kanuni Devlet listesi Şii koalisyondan oluşup İran etkisi altında bulunmaktadır. Diğer bir Şii grup olan Ulusal Irak Koalisyonu ise temel bileşenden Ammar el Hekim ve Mukteda el Sadr’ın koalisyonundan oluşmaktadır. Bu liste seçimlerde 70 milletvekili kazanarak üçüncü güç oldu. Bu listenin çıkardığı milletvekillerinden 42 tanesi Sadr grubuna aittir. Her iki grubun lideri de baba ocağından itibaren İran yetişmesi ve Kum öğrencilerindendir.
Kürtler ise seçimlerden ancak dördüncü grup olarak çıkabilmişlerdir. KDP ve YNK’nin başını çektiği Kürdistan ittifak listesi, Goran Hareketi, Komala İslami ve Yekgırtu İslami’nin toplam çıkardığı milletvekili sayısı 57’dır.
Kürtlerin izlediği siyaset ve çizgi oldukça ilkesiz olup, sadece eldeki otonom bölgenin kazanımlarını kaybetmemeyi esas alan bir duruşla sınırlı kalmaktadırlar. Bu nedenle hiç kimseyi karşılarına almamaya özen gösteren, oldukça pasif bir politik duruşu esas almaktadırlar. 
Irak iç işleri bakanı Cevat Bolani liderliğindeki Irak Tevafuk Cephesi ise seçimlerden ancak 6 parlamenter çıkarabilmiştir. Geriye kalan diğer sandalyeler kontenjandan Türkmen, Asurî, Yezidiler ve Şebek Kürtler arasında paylaşılmıştır.

ARAP ÜLKELRİ GELİŞMELERDEN RAHATSIZ

Son zamanlarda bölgede yürütülen politikalardan dolayı bazı Arap ülkelerinin rahatsızlık duydukları görülmektedir. Başta Suudi Arabistan, Mısır, Suriye ve Ürdün’ün devlet başkanları ve dışişleri düzeyinde zaman zaman bir araya gelerek genel gelişmeleri değerlendirdikleri ve yürütülen politikalara karşı rahatsızlıklarını belirterek alternatif aradıkları görülmektedir.
2005 yılında Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesi olayının perde arkasında yatan gerçeklik, bölgede farklı amaçların gerçekleştirmeye çalışılmasıydı. Suikastı Suriye’nin üzerine atarak Araplar arasında çelişki ve çatışmaları derinleştirme, Suriye’nin ekonomisi üzerinde önemli etkisi olan Hariri ailesinin Suriye’ye tepkilendirilerek iki ülke arasında çelişkileri derinleştirmeyi amaçlayanların gerçek niyetleri şimdi daha net ortaya çıkmaktadır. Suikastın MOSSAD ve CIA’den bağımsız olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır. FKÖ’ne bağlı birçok gücün kampları Suriye’de bulunuyor. Yine Lübnan’da Hizbullah’ın etkisi ve hâkimiyeti bilinmektedir. Bütün bunlar değerlendirildiğinde oyunun ne denli uzun vadeli ve sinsi olduğunu görmek mümkündür.
Türkiye’nin bölgede arabuluculuk rolünün darbe aldığı, İsrail ile olan anlaşmazlığının faturasını Araplara yakınlık ve ilişki kurarak gidermek istediği görülmektedir. Son Suriye, Lübnan ile geliştirilen ilişki ve ittifakların temelinde de bu durum yatmaktadır. Yine kendisinin yaşadığı ekonomik krizi bu yolla gidermenin hesabını yapmaktadır. Bütün bu ilişkilerin tek sebebi İsrail’in istediği çizgiye, yani Kürt karşıtlığına çekme politikalarıdır. Türk devletinin yürüttüğü bu politikaların tutmadığı ve büyük oranda kaybettiği artık anlaşılmıştır. Bu yaklaşımlar ABD ve İsrail cephesinde yeni bir durum değerlendirmesini beraberinde getirmiştir ki, son dönemde ABD başkanı ve İsrail başbakanın görüşmesinin çok sıcak bir atmosferde gerçekleşmesi buna örnektir.

TÜRKİYE’NİN TURANCI MANTIĞI İFLAS ETTİ

Milletvekili olmayan ve AKP tarafından dışarıdan atanan Dış işleri bakanı Davutoğlu, PKK kartını kullanarak komşularıyla yeni ilişki ve ittifaklar geliştirmeye özen gösterdi. Başta Suriye, İran ve Irak olmak üzere bölgede bu amaçla çok yoğun bir diplomasi faaliyetini yürüttü. Türkiye, Brezilya ile beraber İran ile imzaladığı uranyum takas anlaşması karşılığında PJAK gerillaları, İran tarafından idam edildiler. Aynı süreçte her iki ülkenin medya savunma alanlarının bir kısmında ortak operasyonun yanı sıra, Kandil alanı her gün top atışlarına hedef oldu.
Diğer taraftan Suriye ile ortak bazı ticari anlaşmalar ve serbest ticaret bölgesinin yanında, karşılıklı olarak vizeler de kaldırıldı. Kendi araların da serbest ticaretin yaygınlaşması için ekonomi konferansları gerçekleştirildi.  Aynı anlaşma ve ittifaklar sayesinde Suriye devleti eşzamanlı olarak PKK ve PYD üyelerine yönelik farklı alanlarda tutuklamalar yaparak. Cizre’de eskiden beri planlamada olan “Araplaştırma” politikasına hız verdi. Buralarda bulunan Kürtlerin toprakları ellerinden zorla alınmak istenerek, bazı alanlarda da onları göçe zorlamaya yönelik baskılar geliştirilmektedir.
Bu politikanın başta Avrupa olmak üzere uluslar arası ayağının da olduğu açıktır. Son yıllarda bu sahadan çok sayıda Kürdün Avrupa’ya giderek çok zaman geçmeden iltica aldıkları belirtilmektedir. Kısacası Kürt göçü için teşvik ve tahrikler planlı bir şekilde devreye konulmaktadır.
Bölgede Türk devleti tarafından yürütülen faaliyetlerinin temelinde PKK karşıtlığı ve tasfiyesi bulunmaktadır. Her atılan adımın bu amaçla atıldığı ve planlandığı görülmektedir. Eski Osmanlı mantığı ile bazı halkları kurban ederek bölgeye hakim olmanın artık hayal olduğu açıktır. Bu oyunu bölgede bozan tek güç PKK ve bağımsız siyasetidir.

TÜRKİYE’NİN TÜM AMACI PKK’Yİ TASVİYE ETMEKTİR

AKP’nin iktidara gelişinden bu yana hareketimize ve Önderliğimize karşı yaklaşımı tavsiye konsepti temelinde gerçekleşti. Ancak AKP’yi ve amaçlarını, özellikle politikalarını ve gerçek niyetlerini tam anlamamakla birlikte, halkımıza yeterince anlatılmadığı gibi politikalarını da boşa düşürecek çok ciddi bir çalışma ve politika Kürdistan’da hayata geçirilemediği de bir gerçek.
AKP hükümetinin esas amacı Kürt sorununu sürece yayarak, harekette yozlaşmanın gelişmesini beklemektedir. Hareketi uzun süre ateşkes pozisyonunda tutmak istemesi bundan kaynaklıdır. Ancak Barış gurupların gidişi ve 1 Haziran’dan bu yana gerçekleştirilen atılım bu planı bozmuştur. Haziran hamlesi ile birlikte, AKP yeniden bir durum değerlendirmesine gitmiştir. Bu da hareketin bu hamlesini daha çok nasıl boşa çıkarabilirim yaklaşımı temelinde gerçekleşmiştir. Bunu yaparken de toplumsal dinamiklerin fitillenmesini hazırlamıştır.
Türk devletinin tasfiye çabalarına karşı Kürdistan Özgürlük Hareketinin başlattığı 1 Haziran hamlesi başarıyla devam etmektedir. TC ordusunun yoğun teknik kullanması sonucunda iki yerde toplu kayıp verilmiş olunsa da hamlenin giderek daha derli-toplu sürdürüleceği görülmektedir. HPG gerillaları karşısında adeta bozgun duruma düşen T.C ve ordusu yeni askeri tedbirlerle, hatta tekniğe dayalı yeni donanımlarla sonuç almanın peşinde koşmaktadır. Sınır birlikleri ve “özel ordu” adı altında seçimlere kadar genel kamuoyunu kandırmayı planlamışlardır. Hareketimizin gerçekleştirdiği yeni hamle süreci ile birlikte AKP’nin yerinde başka bir parti olsaydı kesinlikle dağılırdı. Yaşanan bu durum bile AKP’nin diğer partiler gibi klasik ve sıradan olmadığı kendisini her alanda örgütlediği bir kez daha ortaya çıkmıştır.

YENİ MEKANİZMALARIN AMACI

AKP kendi döneminde her türlü yolu denemeye çalışmış olsa da, Kürt özgürlük mücadelesini bertaraf etmede başarısız olmuştur. ABD, Türkiye ve Irak arasında gerçekleştiren üçlü koordinasyona daha sonradan Kürdistan yerel hükümeti de dâhil edildi, bu anlamda yoğun çalışmalar gerçekleştirildi. Bu mekanizmanın işlevsel olması ve Güneyli güçleri PKK’ye karşı çıkarmak için, “asla görüşmeyiz” dedikleri bölge temsilcileriyle birçok görüşmeler yapıldı. Son olarak da Mesut Barzani’yi Türkiye’ye davet ettiler. Bütün amaçları Barzani’yi PKK’nin tasfiyesine hazırlanmaktı.
Türk devleti tasfiye planlamasını yeni ve farklı kurumlar kurarak ilerletmek istemektedir. Bu amaçla Kamu güvenlik müsteşarlığı ismiyle kurdukları yeni mekanizmanın başına İstanbul eski valisi Muammer Güler’i getirdiler.
AKP, PKK’yi bahane ederek bir taşla birkaç kuş vurmayı esas almaktadır. Bu yeni mekanizmalar ile bir yandan kendini örgütlerken, öte yandan kendi kadrolarını devletin esas kadroları olarak konumlandırmaktadır. Bu yöntemle devlet içerisinde etkinliğini daha da artırmaya çalışmaktadır. Bu mekanizmaların içerisinde Kürdistan mücadelesine karşı karanlık çalışmalar içinde bulunan ve bu amaçla çalışan hainler de bulunmaktadır. Her kritik dönemde ön plana çıkarılmak istenen Şemdin Sakık unsuru bunlardan biridir. En son bir dilekçe ve 41 sayfalık bir öneri raporu hazırlayarak kurulan bu yeni müsteşarlıkta danışman olarak görev almak istediğini belirtmiştir.
Daha önce emniyet genel müdürlüğü ve MİT’i kendi denetime alan AKP, bu dönemde “yeni anayasa paketi” ve “referandumla” yargıyı, “sınır birlikleri” adı altında ise kendisine bağlı paralı ordu kurmayı amaçlamaktadır. Bu yılki Yüksek Askeri Şura öncesinde oluşturduğu politikalarla da Türk ordusunun komutasını kendi hedeflerine göre şekillendirmeyi hedeflemektedir. Daha önce açtırdığı davalarla orduyu önemli oranda denetime almıştır. Şimdi Yüksek Askeri Şurada yapılmak istenen ise AKP tarafından hazırlanan planlamanın pratik işleve ve resmiyete kavuşturulmasıdır.

AÇILIM VE REFERANDUMA AKP’NİN BAKIŞI

AKP referanduma büyük önem göstermektedir. Bunun temelinde yatan ise 2011’de yapılacak seçimlerin kazanılmasının hedeflenmesidir. Kullandığı argümanlar tamamen bu temeldedir. Meseleye sıradan bakmadıkları uzun süreli bir yaklaşımı esas aldıkları görülmelidir. En son Fethullah Gülen’in elimde olsaydı “insanları mezardan çıkarıp Evet demelerini isterdim” tarzında yaptığı açıklama ne denli köklü hazırlandıklarına dair ciddi ipuçları vermektedir.
AKP bu referandum ile 12 Eylül anayasasını yeniden halka onaylatarak ama kendini örgütleyerek rant elde etmek istemektedir.  12 Eylül faşist cuntasından çok çekmiş Kürtleri kandırmak için çalışmalarını daha çok Kürtlerin yaşadıkları alanlarda hızlandırmak isteyecekleri görülmektedir. Eldeki verilere bakılırsa Güney Kürdistan’da bile her an yeni bir hareketi oluşturma güçleri olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan ekonomik yatırımların yanında, eğitime gösterdikleri önem ve kurumlaşmalar ile de ileride bu sahada neler yapabileceklerine dair önemli bir fikir vermektedir. Bu örgütlenme ve anlayışı boşa çıkarmanın esaslı yollarından biri de ellerinde bulunan argümanları almaktır. Yani dini motifleri kullanma ve bu konuda halkı bu eksende örgütlemektir. Bundan ne kadar korktukları bazı örneklerde görmek mümkündür.
UTSAM POLİS AKDEMİSİ ULUSLAR ARASI TERÖRİZM MERKEZİ
RAPORUNDAN BİR ÖRNEK:
 
“Örgüt devletin boş bıraktığı din alanını da kullanıyor. Bölgede yaşayan bir vatandaş, En dindarların bile partiye sempatisi olmaya başladı. Gitgide sınırlar derinleşiyor. DTP son zamanlarda dini motifler kullanıyor. Diyarbakır'daki imamın birisi gösteride Kur'an-ı Kerim'i gösterdi. Bu bir milat… Dini bütün çalışan bile partiye sempati duymaya başladı. Halkın içinde de böyle bir eğilim var.” sözleriyle durumu özetliyor. 
Bu örnek sadece ellerinde bu malzemenin olduğuna işaret olup, gerçek yüzlerinin açığa çıkarılması durumunda ciddi boşluğa düşeceklerine en büyük kanıttır. 
Türkiye’nin özellikle de Fethullah Gülen ile Güneyde ve Kuzeyde din şemsiyesi adı altında geliştirmek istediği çalışmalar, Kürtlerin birlik ve beraberliği için en büyük tehlike oluşturmaktadır. Bu nedenle ağırlıkta inanç sahibi olan Kürtlerin bu alanda da daha çok örgütlenmenin AKP’nin bu planlarını boşa çıkaracağı kesindir. 
Türkiye’nin en akıllı kesimleri bu örneği tehlikeli bulurlarken, çözüm açısından geçmişi aşan bir çözüm önerisini üretmekten çok uzaktırlar. Çözüm önerileri arasında, yol yapma, eğitim yapma, eğitimle çocukların sokaklardan uzaklaşmasını sağlamak için okullarda sosyal etkinlik ve etüt çalışmalarına ağırlık verilmesi, Kürdistan’da görev yapan devlet görevlilerine ek maaş verilmesi, camilere eğitilmiş kadro atanması, kış sporunu geliştirme vb. basit çözümleri ön görmektedirler. Kimlik ve yasal düzenlemelere hiç değinilmemektedirler. Zaten sorunun bu kadar kangren olmasının altında yatan neden de budur. 

KATLİAMIN PROVASI ( DÖRTYOL VE İNEGÖL)

Savaşın uzaması ve çözümsüzlüğün derinleşerek zamana yayılması beraberinde toplumsal olayların körüklenmesi ve iç çatışmaların bazı provokasyonlar temelinde bir anda alevleneceği gerçeği kaçınılmaz bir durumdur. Son olarak Dörtyol ve İnegöl olaylarının AKP’nin hazırladığı bir provokasyon olarak değerlendirilebilir. Bu olayda milliyetçi ülkücüleri ve Kürtleri karşı karşıya getirerek, referandum öncesi MHP ve BDP zor durumda bırakılmak hedeflenmiştir. Zaten Erdoğan’ın yaptığı mitinglere en çok malzeme yaptığı konu bu olmuştur.
Her iki ilçede Kürtlerin katliamlarına yönelik yapılan bir provadır. Önümüzdeki süreçlerde bazı metropollerde buna benzer büyük katliamların olması olanaksız değildir. Buradaki yaklaşım AKP şahsında, devletin yaklaşım ve siyasetini ortaya koymaktadır. Buna benzer durumlara karşı Kürtlerin kendi içlerinde meclislerini kurarak, meşru savunma birimlerini her yerde oluşturmaları gereklidir. Sadece açıklama ve bazı klasik eylemlerle buna benzer durumların önüne geçilemez. Bu anlamda örgütlenerek, halkın olası durumlar karşısında nasıl hareket edileceği konusunda bir bilinçlendirme çalışmasını gerçekleştirmek en temel hedefimiz olmalıdır.
Yapılacak toplantı ve etkinliklerde yurtseverlik ve özgürlüğün önemine vurgu yapılmalı, Kürt ve Kürdistan sorununun köklü çözüme kavuşmadığı müddetçe Kürtler nerede olurlarsa olsunlar, her zaman tehdit ve tehlike altında olacakları somut olarak belirtilmelidir.

DÖNEM KÜRTLERİN BİRLİĞİNİ DAYATIYOR

Yoğun bir nüfusa ve büyük tarihsel ve kültürel mirasa sahip olan Kürtlerin bu güne kadar kendi ararında ve yaşadıkları coğrafya üzerinde birlik olmamalarının sebebi dış güçlerin oyunudur. Verilen bedeller ve çekilen acıların artık Kürt toplumu tarafından kaldırılamayacağı bir gerçektir. Yıllar boyunca kendi aralarındaki iç çatışmalarında başka amaçlara hizmet ettiği, kardeşkanının zarardan başka bir işe yaramadığı netleşmiş durumdadır.
Güney Kürdistan’da oluşan federe devlet modelinin bile Kürtlerin sorununa çözüm olmadığı, diğer parçalarda yaşan Kürtlerin halen baskı, zulme maruz kalarak göçe zorladıkları bilinmektedir. Yine Irak örneğinde görüldüğü gibi soruna bütünlüklü yaklaşılmadığı takdirde köklü çözümler gelişemez. Şu an Kerkük’ün statüsü bile Kürtler açısından büyük bir risk taşımaktadır. Bunun yanında ABD’nin Irak’tan çekilmesi durumunda Kürtleri büyük tehlikeler beklemektedir. Bu tehlikenin ortadan kalkması ancak Kürtlerin birliği ile gerçekleşebilir. Kürtlere tehdit teşkil eden sadece Irak ve Araplar değildir. PKK sayesinde muhatap alınanlara karşı da tavır gösterildiği bilinmektedir. Kürdistan federe bölgesinin başkanı Barzani’nin Ankara ziyaretindeki basın açıklamasında sadece Türk bayrağının konulması başta Barzani olmak üzere bütün Kürtlere verilen bir mesajdır.
Dört parçada ve sürgünde bulunan bütün Kürtlerin Kürdistan’a sahip çıkması ve Kürtlerin birliğine yönelik çabalar sarf edilmelidir. Önderliğin belirttiği Konsey, yürütme ve meşru savunma güçlerinin ortak bir oluşumla oluşturulması Kürtlerin soruna çözüm gücü olabilir.
 Bu eksen temelinde Kürdistan devrimine zarar veren ve kazanılması gereken önemli bir caydırıcı güçte Kürdistan’da geliştirilen köy koruculuk sistemine ilişkindir. Eldeki veriler ve genelde görülen yaklaşım parayla oluşturulan bu sistemin artık iflas ettiği gerçeğidir.

BIÇAK KEMİĞE DAYANMIŞTIR

Mücadelemizin askeri ve siyasi kazanımlarının geldiği düzey itibariyle Kürdistan Devriminin gerçekleşmesi oldukça yakınlaşmıştır. Bunu bir satranç oyununa benzetirsek, yapılacak son hamlelerin iyi planlanması büyük önem taşıdığı kadar, savaşın kaderi üzerinde de etkili olacaktır.
Önderlik üzerinde uygulanan tecrit, halka karşı amansız saldırılar, siyasi alanda legal siyasetin temsilcilerinin tutuklanmasının bir konsept temelinde gerçekleştiği, hukuki bir nedenin olmadığı biliniyor. Yürüttüğümüz mücadelenin toplumsal alanda bir düzeyin oluştuğu, ancak verilen bedel ve çekilen acıların bir gün bir sınıra dayanacağı gerçeği ile bir politika izlememiz gerekmektedir. Önderliğin son belirttiği “ bıçak sırtında olan sürecin” ne anlama geldiği acı bir gerçek olarak her anlamda gerçekliğini hissettirmektedir. Belirtilen bıçağın kimi, ne zaman, nerede yaralayacağı veya darbe vuracağı belli değildir.
Ortada bu kadar risk varken, diğer taraftan kazanımlarımızın her zamanınkinden fazla olması itibariyle, karşı güçlerin yeni hamleler yapacağı ve boş durmayacağı gerçeği bilinmektedir.  Önümüzdeki ay yapılacak referandumdan çıkacak sonuçlar, düşmanın sonbahar ve kış yönelimlerinin planını da oluşturacaktır. Sonbaharda Kandil başta olmak üzere medya savunma alanlarına yönelik bir operasyonun olma ihtimali çok yüksektir. Zaten TC’nin ordu geleneğinde de böyle bir durum mevcuttur. Her yeni görev alan Genelkurmay başkanı, kendisini PKK karşısında deniyor, böylece güç gösterisinde bulunuyor.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info








Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.