Öcalan: Kürtler Onurlarını Teslim Etmez
Umudun Zaferi / 04 Aralık 2009 Cuma Saat 12:44
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bu saatten sonra Kürtlerin artık özgürlüklerinden vazgeçmeyeceğini kaydederek, “Bu aşamadan sonra Kürtler

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bu saatten sonra Kürtlerin artık özgürlüklerinden vazgeçmeyeceğini kaydederek, “Bu aşamadan sonra Kürtler varlıklarını ve onurlarını kimseye teslim etmezler. Ben desem bile teslim etmezler” dedi. Öcalan, AKP hükümetinin şu anki durumunu da Saddam’ın durumuna benzetirken, “MHP’yi İsrail’deki Likud’a, CHP’yi İsrail’deki İşçi Partisi’ne AKP’yi de Kadima’ya benzetiyorum” ifadelerini kullandı.

YOL HARİTASINI TIKANIKLIĞI AŞMAK İÇİN HAZIRLAMIŞTIM


Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın haftalık olağan görüşmesinde güncel gelişmeler ve cezaevi koşullarına ilişkin önemli açıklamalarda bulunduğu öğrenildi. Öcalan şunları dile getirdi:

“Aslında yol haritasını tıkanıklığı aşmak için hazırlamıştım. Yol haritasında Meclis toplanıp Kürtler hakkında bir karar almazsa, parlamento bu konuya dahil olmazsa bu sorunun çözülemeyeceğini belirttim. Parlamento dahil olmazsa ne yapacaklar, nasıl çözecekler? Bunu yine söylüyorum, bunun arkasındayım. Barış grubu, bizim çözüm ve birlikten yana samimiyetimizi göstermek için geldiler. Biz bunu yapabildiğimizi, bu konuda samimi ve ciddi olduğumuzu gösterdik. Şimdi Atalay yeni barış gruplarından söz ediyor. Hayır, artık bu saatten sonra buna gerek yok. Barış grupları geçmişte de Kürtlerin iradesini ve samimiyetini göstermek için gelmişlerdi. Bunun yeterince görüldüğünü düşünüyorum. Çözüm konusunda Türkiye’nin geleceği için birlikteliğe, kardeşliğe varız ama bu, Kürtlerin varlıklarının kabulü ve onurlarının korunmasıyla mümkün olur diyorum.”

BU YAPILANLAR SOYKIRIMDIR


“Bunları hem devlete, hem PKK’ye hem DTP’ye hem de bütün Kürtlere söylüyorum. Bu nedenle yol haritasını hazırladım ve yol haritamın herkes tarafından bilinmesi, ve herkesin kendisini buna göre hazırlaması gerektiğini söylüyorum. Siyaset tıkanmıştı, tıkanıklığı aşmak için bunları belirttim. Bu aşamadan sonra Kürtler varlıklarını ve onurlarını kimseye teslim etmezler. Ben desem bile teslim etmezler. Bundan sonra kendi onurları ve varlıkları için yaşayacaklardır. Yol haritamda belirttim, bu yapılanlar soykırımdır; kültürel soykırımdır, siyasal soykırımdır, sosyal soykırımdır, ekonomik soykırımdır. Kürtlerin varlığını tanımadan, Kürtlerin özgürlüğüne saygı duymadan Kürtlerle nasıl barışılacak?”

TÜRKİYE ÇOK GÜÇLÜ OLDUĞUNU SANIYOR


“Hükümet diyor ki; benim verdiklerimle yetinin, attığım adımlarla sizin iradeniz olmadan ben bu sorunu tek taraflı çözerim. Bu aslında Hükümetin de değil İngilizlerin politikasıdır. Hükümetin bunu tek başına uygulayacak gücü yok. Benim buradaki durumuma bakın. Bu cezaevini CPT, Avrupa, dolayısıyla İngiltere ve ABD istedi, Türkiye sadece uyguluyor. Şimdi Türkiye sanıyor ki kendisi çok güçlüdür, herkes onu destekliyor! İran, Irak ve Kuzeyi, Suriye de destekliyor. Ben de onlara diyorum ki; Suriye’ye de, İran’a, Irak’a, Kuzey’deki yönetime bu kadar güvenmeyin. ABD ve İngiltere’nin kendi çıkarları, politikaları var.”

HÜKÜMETİN DURUMU SADDAM’IN DURUMUNA BENZİYOR


“Aslında Hükümetin şu anki durumu Saddam’ın durumuna benziyor. Saddam’a da İran savaşı sırasında ABD, İngilizler, bütün Avrupa destek verdi, silah verdiler. Sen güçlüsün, yaparsın, arkandayız dediler. Zaten İngilizlerin onayı olmadan Irak’ın İran’a saldırması mümkün değildi. Sonuçları ortada. İşte Körfez Savaşı. Bir nevi Saddam’ı onayladılar, yapabilirsin dediler, Kuveyt’i alabilirsin dediler, önünü açtılar. Hatta İngiliz elçisinin Kuveyt’e girmeden kısa bir süre önce Saddam’a üstü kapalı “istiyorsanız yapabilirsiniz, buna gücünüz var” dediğini söylüyorlar. Irak’ın hali ortada. Saddam’a da o dönem ‘sen güçlüsün, yapabilirsin’ diyorlardı. Her türlü silahı, desteği verdiler. Şimdi de Erdoğan’a benzer şeyler söylüyorlar. O da sanıyor ki gerçekten arkasında büyük bir destek var, ben güçlüyüm sanıyor. Öyle değil. İran, Irak, Suriye, İngiltere, ABD bunların hiçbiri samimi değil. ABD ve İngiltere onların kendi politikaları var bunu yürütürler.”

MİLLİYETÇİLİĞİN HER TÜRÜ SİYONİZMDİR


Bunlar kesinlikle dış güçlerin bağlantılarının sonucudur. Ama kimin kiminle nasıl bir bağlantısı var tam olarak bilemiyorum. Ben bunları daha önce tartıştım, savunmalarımda var. MHP için yaptığı milliyetçilik için bir kavram kullanacağım; milliyetçiliğin her türünün siyonizm olduğunun iyi anlaşılması gerekiyor. Aslında şu anda İsrail’de yapılanlar daha önce Türkiye’de yapıldı. Mesela bir Kadima Partisi var. İşçi Partisi ve Likud’tan ayrılanların kurduğu bir parti. Aslında AKP, İsrail’in Kadimasına benziyor. Onlardan önce de Özal, dört eğilimi bir araya getirmekten bahsediyordu, dört eğilimin olduğu bir parti kurmuştu, sonrasında İsrail’de Kadima kuruldu. Siyonizmin Anadolu’yla bağları eskidir. İttihat Terakki 1896’da ilk toplantısını yaptı. Bundan sonra yani 1897’de de ilk siyonist kongre toplandı. İttihat Teraki, Siyonist Kongre’den önce kuruldu. İttihat Terakki’nin geliştirdiği politika aslında siyonistlerin milliyetçiliğidir. Ben söylüyorum Türk milliyetçiliğini Türkler geliştirmedi, Türklükle bir alakası yok. Üst kimlik Türk kimliği vurgusu İttihat Terakki’nindir. Bu üst kimliği geliştirenler de Türk olmayanlar, Araplardır, Kürtlerdir, Arnavutlardır, Yahudilerdir. Bununla bir bölgeye hakim olmaya çalıştılar.”

MHP, ANADOLU SİYONİST TÜRK PARTİSİDİR


“MHP için Anadolu Siyonist Türk Partisi diyorum. CHP, İttihat Terakki’nin bir devamıdır. Ancak MHP de İttihat Terakki’nin kurduğu bir partidir. Fevzi Çakmak, Osmanlı’da Genelkurmay Başkanı’ydı. Kurtuluş Savaşından sonra da İngilizlerin adamıydı, İnönü öyle. Fevzi Çakmak 1948’de Millet Partisi’ni kurdu. MHP bu partinin ideolojilerini devraldı. Bu açıdan CHP de MHP de bu politikaların devamıdır. Bunların Türklükle, Türk demokratlığıyla, Türk yurtseverliğiyle, Türk milliyetçiliğiyle bir alakası yok. Bununla Hükümeti, Devleti kendi istedikleri biçimde teslim almaya çalışıyorlar. Bunların istediği Kürtlerle Türklerin karşı karşıya gelmesidir. Bunlar Kürtlere asimilasyon ve soykırımdan başka bir şeyi reva görmüyorlar. Mustafa Kemal 1793 Fransız Devrimi benzeri, Robes, Jakobenist bir tarzla işte Fransızların III. Cumhuriyeti benzeri bir cumhuriyet fikrindeydi. Aslında biraz demokrasiye açık durmaya çalışıyordu ama 1925’ten sonra etrafını kuşattılar. Fevzi Çakmak ve İnönü İngilizlerin adamıdır. İttihat Terakki aracılığıyla bağımsız duruşu engellediler. Ondan sonra korkunç şeyler gelişti. Kürtlere yapılanlar biliniyor. Kürtleri işte Şeyh Sait isyanı sonrası provoke edip tasfiye ettiler. Sosyalistleri Mustafa Suphi’yi boğdurdular, Mahir Çayanları tasfiye ettiler. Aslında biraz islam demokratı, gerçek islamı düşünenleri de M. Akif Ersoy’u, bir bakıma Said-i Nursi’yi bu yüzden tasfiye ettiler. İnsanlar sırf şapka takmadıkları için bile öldürüldüler.”

CHP VE MHP İLE ÇÖZÜM GELİŞTİRİLMEZ


“Biraz bunların dışına çıkmaya çalıştığı için Özal’ı, ondan önce kısmen Menderes’i tasfiye ettiler. Erbakan’ın duruşu var; demokrat, hatta zaman zaman islamcı damarı kabaran, kısmen Türk yurtseveridir, daha iyi niyetliydi, bazı şeyleri çözmek istiyordu, tasfiye ettiler. Bunlar anlaşılabilir insanlardır. Bunlarla oturup konuştuğun zaman sorunu çözebilirsiniz. Şimdi diyelim ki Namık Kemal Zeybek, onun bir makalesini okudum. Orada görüşlerini ortaya koyuyor. Aslında oturup konuşulursa Namık Kemal Zeybek’le çözüm konusunda anlaşabilirsiniz. Yine Mümtazer Türköne var. Yazılarında ‘bizim milliyetçiliğimiz budur’ diyor, farkını koyuyor. Onunla oturup konuşursan çözüm konusunda anlaşabilirsin. Bunlar milliyetçiyiz diyorlar. Hatta Fethullah Gülen’le bile oturup konuşulsa bir çözüm geliştirilebilir ama CHP ve MHP ile bir çözüm geliştirilemez, geliştirilemiyor.”

TÜRK SİYONİZMİ SALDIRGAN VE FAŞİSTTİR


“MHP’yi İsrail’deki Likud’a, CHP’yi İsrail’deki İşçi Partisi’ne AKP’yi de Kadima’ya benzetiyorum. AKP, Kadima’dan önce kuruldu. Daha öncesinde de söylediğim gibi böyle şeyleri önce Türkiye’de uyguluyorlar. CHP Londra merkezlidir, daha çok onların politikasını yürütüyor. MHP’nin milliyetçiliği İsrail’in siyonizm yaklaşımıyla aynıdır, ikisinin de milliyetçiliği siyonisttir. Bahçeli de Baykal da kişi olarak o kadar önemli değiller. Önemli olan bunların temsil ettikleri politikadır, aldıkları rollerdir. MHP ve CHP Türk milliyetçisi de değiller, aslında siyonistler, Türk siyonizmi, saldırgan ve faşisttir.”

BÜLENT ARINÇ DEMOKRAT GÖRÜNÜYOR


“AKP de bu son tavrıyla gösterdi ki çözüm konusunda samimi değil, gerçek anlamda demokrat değil. Ben tümü için söylemiyorum, dört eğilim falan diyorlar, içlerinde inanmış demokrat insanlar olabilir. Şu aralar Bülent Arınç, kesin öyledir demiyorum ama özden demokrat ve İslamcı gibi görünüyor. Onu da tasfiye etmeye çalıştılar. Manisa, Menemen taraflarını kaybedince geri adım atmak zorunda kaldılar. AKP’nin içindekiler de dahil bütün demokrat, aydın ve yurtseverlerin bu süreçte kıyameti koparması gerekir.”

İNSANOĞLU KURBAĞA DEĞİLDİR


“Erdoğan, Baykal’a diyor ki; ‘hazmettire hazmettire bu süreci götüreceğiz’. Baykal da Erdoğan’a verdiği cevapta; bizi buna alıştırmaya çalışıyorsunuz diyerek bir kurbağa örneği verdi. Ben de aslında Kürtlere nasıl yaklaştıklarını o kurbağa örneği üzerinden anlatmak istiyorum. Kurbağayı alıp bir kazana atarsanız orada yüzmeye devam eder. Suyu yavaş yavaş ısıtmaya başladığınızda yüzmeye devam eder, alışır buna. Siz suyu git gide ısıtmaya başladığınızda artık dışarıya fırlayamaz, fırlayacak gücü kendinde bulamaz. Sonunda ne olur, suyu kaynattıklarında kavrulur. Kürtlerin de durumu buna benziyor. Kürtleri bir tasfiyeye alıştırmaya çalışıyorlar. Tabi ki Kürtler bunu kabul etmez, insanoğlu kurbağa değildir. Ben bunun yalnızca Türkiye’nin politikası olduğunu da düşünmüyorum. Bu İngilizlerin, ABD’nin, Avrupa’nın bir oyunudur. Daha önce de aslında başka halklara buna benzer tasfiyeler uyguladılar. Yunanlılar vardı, şimdi hepsi Avrupa’dadır. İngilizler Ermenilere de benzer bir politika uyguladı. Taşnakları küçük bir toprak parçasına sıkıştırdı, bütün Ermenileri buraya bağladı. Evet doğru küçük bir devletçik var ama koskoca Ermeni kültürünü yok ettiler. Süryanilere de benzer bir politika uyguladılar. Şimdi Ermenilerin dört milyondan fazlası dışarıda yaşıyor. ABD’de muhalefet yapıyorlar. Kendilerini bu duruma düşüren güçlere sığınmış durumdalar. Fakat bunu görebiliyorlar mı? Hayır. Seni yok eden soykırıma uğratan gücü göremezsen hiç bir şey yapamazsın. Niye öldürüldüğünüzü anlayamazsanız kurbağa örneği gibi olursunuz, kavrulursunuz. Kürtler, Ermeniler ya da Süryaniler gibi değildir. AKP’yi kim bu politikaların yürüyeceğine ikna etti bilemiyorum ama ben bunun mümkün olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Anlamak istemiyorlar. Kürtler, Ermeniler gibi, Rumlar gibi olmaz. Onları bu topraklardan çıkaramazsınız, Kürtler topraklarında kalırlar, onurlarından ve özgürlüklerinden vazgeçmezler.”

KÜRTLER ÖZGÜRLÜKLERİNDEN VAZGEÇMEZ


“Elbette Parlamento Kürtler konusunda karar almak zorunda. Anayasal hiçbir güvenceniz olmadan kazanımlarınız olamaz. Şimdi Hükümet adım attım diyor, yarın Bahçeli gelse bunların hepsini bir kararla iki günde ortadan kaldırır, haklarınız kalmaz. Buna karşı Kürtlerin özgürlük ve onur taleplerini görmezden gelerek bir yere varamazlar. Kürtler de bu saatten sonra onurlarından ve özgürlüklerinden vazgeçmezler. Şu andaki tasfiye yaklaşımları aynen koruculuk sistemine benzer bir şekildedir. TRT-6 gibi daha önce bu korucalar için bir radyo kurdurdular. Dicle Radyosu. Hatta mevcut durum TRT-Dicle, TRT-6’tir. İşte Dicle’den yola çıktılar bugünün altyapısının hazırlığı gibidir TRT-6’e gelebildi. Bu tasfiye yaklaşımlarını Kürtler kabul etmeyeceklerdir. Bu konuda ciddi olmalıdırlar.”

ABD’YE DAYANARAK BAŞARMAK KOLAY DEĞİL


“Şimdi Kürtleri de Kuzey Irak’a sıkıştırmaya çalışıyorlar. Ama bunu başaramazlar, buna güçleri yetmez. Kürtler böyle bir şeye razı olmaz, dağa çıkarlar, zaten şu anda da dağa çıkmış durumdalar. Tasfiyeyle Kürtlerin üzerine gitmeye devam ederse AKP, işler iyice çığırından çıkar. Öyle ABD’ye dayanarak da bunu başarmak çok kolay değil. Kaldı ki ABD’nin Ortadoğu’da bir dizi çıkarı var. Tüm gücünü Türkiye’yi desteklemeye vermeyecektir. Türkiye yanına YNK ve KDP’yi alarak askeri operasyon yapsa da bu işi çözemez.”

HABUR’A BİR KİŞİ BİLE GELMEZ


“İçişleri Bakanı diyor ki; Habur’un orada bir köy inşa edeceğiz, gelenler orada kalacak, oradan evine gidecek. Oraya bir kişi bile gelmez. Biz barış gruplarını barışa ve birlikte yaşamaya, demokratik çözüme ve özgürlüğe olan inancımızı, çözüme olan samimiyetimizi göstermek için çağırdık. Biz bunu gösterdik. Bundan sonra barış grubu olarak geleceklerini sanmıyorum. Ben halktan Maxmur’dan da bu biçimde gelenler olacağını düşünmüyorum. Onların da hassasiyetleri vardır. Aslında bu köy olayı da benim fikrimdi. Ben, eğer gerekli adımları atacaksanız o zaman orada Maxmurlular için öyle bir köy de kurulabilir demiştim.”

BİR KUYUNUN DİBİNDE GİBİYİM


“Buradan fiili anlamda liderlik yapmayı doğru bulmuyorum, ahlaki bulmuyorum. Daha öncesinde çözüm için elimden geleni yapacağımı söylemiştim. Barış grupları geldi. Bu konudaki samimiyetimizi gösterdik. Ben bu koşullarda daha fazla ne yapabilirim? Daha fazla yapabilmem için önümün açılması gerektiğini söyledim. Benim şu andaki durumum; bir kuyunun dibinde gibiyim. Yüzde 25 temiz hava alabiliyorum. Uyku muyku yok burada. Uyuyamıyorum. Gözlerimi açıp kapatıyorum. En ufak bir seste, kapının açılmasında uyanıyorum. Bu koşullara sağlığım da psikolojik durumum da daha fazla elvermeyecektir.”

“Odada halen eskisi gibi üç kitap, bir dergi, bir gazete uygulaması sürüyor. Sağlığıma gelince Temiz hava almam gerekiyor. Uyuduğum zaman nefes alamıyorum. Bir de boğazım kuruyor. Neredeyse uyumuyorum, öyle dalar gibi oluyorum sadece. Havalandırmanın duvarları daha yüksektir. Burada temiz hava alamıyorum. Hava yukarıdan gidip geliyor, burada beş metrelik bir kuyunun dibinde gibiyim.”

20 GÜNLÜK HÜCRE CEZASI


“Bana yeniden yirmi günlük hücre cezası verdiler. Bir konuşmama dayanıyorlar. Konuşmanın tamamını almamışlar. Ben bir tespit yapıyorum, onlar içinden tek bir cümleyi seçiyorlar, “sen talimat vermişsin” diyorlar. “Parlamento çözüm geliştirmezse Baharda büyük bir çatışma yaşanır. Kürtler kendilerini savunurlar” demişim. İşte görüyorsunuz yaşananlar ortada. Bu işin kışı baharı da olmaz. Benim söylediklerimi doğru da değerlendirmiyorlar. Bu cümle eksiktir. Ben ne dediğimi biliyorum. Ben bunu cezaevi idaresine de yazdım. İnfaz Hakimliğine itiraz dilekçesinde de yazdım. Herhalde dikkate alırlar. Ben talimat vermediğimi, tespit yaptığımı belirtiyorum. Benim buradan kimseye talimat verecek durumum yok. Kaldı ki Kürtler kendileri için savaşıyorlar. Kürtler 2000’lerde olsaydı benim için savaşıyorlar diyebilirdim ama şimdi 2010 yılında Kürtler kendileri için savaşıyorlar. PKK de savaşırsa kendisi için savaşacaktır. Kürtler varlıkları ve özgürlükleri için savaşıyorlar. O yüzden ben onlara yapın veya yapmayın diyemem. Ne yapıp ne yapmayacaklarına kendileri karar verirler. Benim burada pratik olarak önderlik etmem beklenmemelidir.”

BURADA NEFES ALAMAYACAK KOŞULLARDAYIM


“Burada yüzde 25 hava alabiliyorum, nefes bile alamadığım bir ortamda kimse benden bundan fazlasını bekleyemez. Hükümet de benden bundan fazlasını bekleyemez. Burada nefes bile alamadığım koşullardayım. Erdoğan’a sesleniyorum Gül’e de. Yedi yıldır onları bekliyoruz. Ancak bundan sonra onları da bekleyemeyiz, bu tasfiye planlarıyla bu süreci götüremezler. Böyle yaparlarsa sonları Erbakan ve Özal gibi olur, tasfiye edilirler. Özal’ın tasfiyesini bu çerçevede değerlendiriyorum, biraz çözüme ve bağımsızlığa yakın durdu, tasfiye ettiler. Erbakan da biraz ılımlı İslam demokratıydı, o da bir şeyler yapmaya çalıştı. Onu da devirdiler. Çiller’i getirdiler. Biliniyor Çiller CIA ajanıdır. Sonrasında korkunç şeyler oldu. 17 bin faili meçhul oldu deniliyor. Ecevit de bir şeyler yapmak istiyordu, onu da Bahçeli engelledi. Çekildi, Hükümeti düşürdü. Sonra Ecevit’in sağlık sorunları da öyle söylendiği gibi değil. Sağlık sorunları yaratıldı. AKP bu süreci tasfiyeyle götürmeye çalışırsa, bahar bile olmadan iki-üç ay içinde tasfiye olur gider. Kürtlere de söylüyorum bu tasfiye sürecini iyi anlayıp ciddi yaklaşmalıdırlar.”

BEKTAŞİ DERNEKLERİNİN KÖKENİ YENİÇERİ OCAKLARIDIR


“Ayrıca bu Alevilik için de şunu belirtmek istiyorum. Bu Bektaşi derneklerinin kökeni Yeniçeri ocaklarıdır, yeniçeri Aleviliğin devamıdır. Oysa Kürt Alevileri biraz daha farklıdır. Ben onun için Kürt Alevileri için Dersim merkezli Kürt-Alevi Konfederasyonu önermiştim. Kendi özgünlüklerini ve kimliklerini ortaya koymaları gerekiyor. Sadece Dersimliler için söylemiyorum; Dersim bir bölgedir, sadece Dersim değil, yanıbaşında Malatya’da, Elazığ’da, Sivas’ta, Erzincan’da Bingöl de dahildir. Tümünün içinde yer aldığı geniş bir biçimde değerlendirildiği bir oluşumda örgütlenmelerini öneriyorum. Diğerleri hepsi oyundur, bunun iyi bilinmesi gerekiyor.”

“Cezaevinden gelen mektuplar var. Siirt cezaevinden Erzurum, Diyarbakır cezaevinden Karaman cezaevinden gelen birçok kart var. Kırıklar cezaevinden Bitlis cezaevinden mektuplar geldi, selamlarımı iletiyorum tümüne. Cezaevindeki arkadaşlara, Diyarbakır ve Siirt halkına selamlarımı iletiyorum.”

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info
Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.