Öcalan Kürt Halkının Mandela’sı
Röportajlar / 03 Temmuz 2010 Cumartesi Saat 06:39
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması için Fransa'da bir kampanya başlatacağız.

İstanbul'da gerçekleştirilen 6'inci Avrupa Sosyal Forumu’na (ASF) baskı altındaki hakların sorunlarıyla ilgili konuşmak üzere Marsilya'dan katılan Fransa Komünist Partisi (PCF) Uluslararası Komisyon üyesi Josiane Durrieu, PKK lideri Abdullah Öcalan için, “Ben onu Mandela'ya benzetiyorum” dedi. Durrieu, Öcalan ve Türkiye’deki tüm siyasi tutsakların serbest bırakılması için Fransa’da kampanya başlatacaklarını söyledi.

İstanbul'da gerçekleştirilen 6'inci Avrupa Sosyal Forumu’na (ASF) baskı altındaki hakların sorunlarıyla ilgili konuşmak üzere Marsilya'dan katılan Fransa Komünist Partisi (PCF) Uluslararası Komisyon üyesi Josiane Durrieu, ana ilgi alanı olan Kürt sorunu hakkında konuştuk. Medyanın dezenformasyonu ve hükümetlerin çıkar ilişkileri nedeniyle Türkiye'deki Kürtlerin sorunlarının yeterince yansıtılmadığına dikkat çeken Durrieu, kendilerinin bu suskunluk duvarını yıkmak için verdikleri mücadeleyi anlatı.

- Fransız Komünist Partisi Kürt sorununa nasıl bakıyor?

Fransız Komünist Partisi Kürt sorunuyla giderek daha fazla ilgileniyor. Başlangıçta sorun hakkında fazla bilgi yoktu. Ama Kürt halkının hem sorunlarını, hem de çözümleri tanıtmak için çok uğraştık.

FRANSA KÜRTLERE BASKI UYGULADI

- Ne tür bir çalışma yürütüyorsunuz?

Birincisi, Fransa'da yaşayan Kürtlerin haklarını savunuyoruz. Çünkü Fransa'da onların üzerinde baskı uygulandı.

- Ne oldu?

Bir Türk yetkili Fransız uçakları satın almak için sözleşmelere imza atmak üzere Fransa'ya gelmeden hemen önce Fransa'da ki Kürt kültür merkezleri üzerinde ciddi bir baskı uygulandı. Polis bu merkezleri bastı, malzemelerine el koydu, bazı Kürtler hapse atıldı. Biz de onlarla dayanışmamızı göstermek amacıyla Fransız siyasal makamları nezdinde girişimlerde bulunduk, daha sonra da Kürtler ve başka dernekler, insan hakları dernekleri ve diğer sol örgütlerle birlikte gösteriler düzenledik. Paris'teki Türkiye büyükelçiliği önünde bir gösteri düzenlendi. Diğer büyük kentlerdeki konsoloslukların önünde de gösteriler düzenlendi. Örneğin Marsilya'daki Türk konsolosluğu önünde büyük bir gösteri yapıldı.

EL KAİDE’YE OPERASYON YAPMAYAN FRANSA KÜRTLERİ HEDEF ALDI

- Tutuklananlar serbest bırakıldı mı?

-İki üç ay sonra bırakıldılar. Çünkü aleyhlerinde hiçbir delil yoktu. Önce televizyonlarda onları teröristmiş gibi tanıttılar, halbuki bunlar Fransa'da çalışan, çocukları okullara devam eden, tamamen normal bir hayat süren siyasi mültecilerdi. Mesela Fransa'da El-Kaide'ye karşı hiçbir tutuklama olmadı. Ama Kürtleri terörist olarak hedef aldılar. Biz buna karşıyız, çünkü Kürtler terörist değil, biz bunu yüksek sesle ve açıkça söylüyoruz. Zaten her seferinde aleyhlerinde bir delil bulunamadığı için iki üç ay sonra salıveriliyorlar, ama o zamanda televizyonlarda, medyada salıverildiklerinden söz edilmiyor.Birde serbest bırakıldıklarında herhangi bir mitinge gitmeleri ve Kürt Enstitüsüne dahi uğramaları yasaklanıyor devlet tarafından. Yani biz ilk olarak, Fransa'daki Kürt mültecilerin haklarını savunuyoruz, ama aynı zamanda haklarının Türkiye'de de tanınması, öngörülen barış planı çerçevesindeki taleplerinin kabul edilmesi için elimizden geldiği kadar müdahil olmaya çalışıyoruz. Bir baskı oluşturmak amacıyla Kürtlerin davasını tanıtmaya çalışıyoruz. Bir taraftan, Türk hükümetinin sorumluluğu var tabii ki, ama uluslararası topluluk da ağır bir sorumluluk altında, çünkü olup bitenlere gözlerini kapıyorlar. Bizim istediğimiz, Kürt sorununun çevresine yıllardır örülmüş olan suskunluk duvarını yıkmak. Fransa'da ve diğer yerlerde yaşayan insanların Türkiye Kürdistan’ında neler olduğunu bilmesini istiyoruz, Kürtlerin nasıl bir barış istediklerini bilsinler istiyoruz, Fransız hükümeti ve Avrupa Birliği üzerinde de duruma müdahale etmelerini sağlamak için baskı yapabilmek istiyoruz, çünkü Avrupa Birliği de duruma göz yumuyor, halbuki ağırlıkları var ve isteseler Türkiye'ye baskı yapabilirler.

FRANSIZ MEDYASINDA ÇOK FAZLA DEZENFORMASYON VAR

- Kürt sorunu Fransa'nın gündeminde nasıl bir yer tutuyor?

Çok az yer tutuyor. Medya bu konudan fazla bahsetmiyor. Fransa'da medyada çok fazla dezenformasyon var. Türkiye'nin Fransa'daki imajı, özellikle de insan haklarına saygı açısından epey kötü. Fransız halkı nezdinde Türkiye'nin iyi bir imajı yok. Ama Kürt sorunundan çok az söz ediliyor, biz de bu nedenle halkı bu konuda duyarlı kılmaya çabalıyoruz.

- Medyadaki dezenformasyon konusunda bir örnek verebilir misiniz?

Dezenformasyon daha çok Kürtlerin etrafında örülen suskunluk duvarı şeklinde gerçekleşiyor. Türklerle o kadar çok ticari anlaşma var ki, Kürtlerden bahsedilmiyor. Zaten Fransız hükümeti de ikili bir oyun oynuyor. Yani bir yandan Türkiye'yi insan haklarına yönelik ihlaller nedeniyle eleştiriyor, Cumhurbaşkanı Türkiye'yi Avrupa'da istemediğini söylüyor, halbuki çözüm bu değil, ben Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne niye alınmaması gerektiğini anlamıyorum, alınan diğer ülkelerle ilgili bizim fikrimize hiçbir zaman başvurmadılar. Türk ve Kürt halkları isterse Türkiye Avrupa Birliği'ne girebilir. Biz şayet istiyorsa Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesinden yanayız. Ama bizim hükümetimiz bir yandan Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı, ama diğer yandan da Türkiye ile çok fazla ticari anlaşma var, Türkiye ile Fransa arasında çok büyük bir ticaret söz konusu. Türkiye tüm AB ülkeleriyle olduğu gibi Fransa ile de geniş çaplı bir ticaret yürütüyor. Fransa fırsatını bulduğunda Türkiye'ye silah da satıyor. Son anlaşmada 5 sivil uçak, 5 Airbus satılması söz konusuydu. Dolayısıyla Türkiye ile yürütülen tüm bu ticaret ikili bir dil kullanılmasını gerektiriyor. Fransız hükümeti ticari ilişkilerden ötürü Türkiye'yi kızdırmamak için Türkiye'yi kızdıracak konularda, örneğin Kürt sorununda görüş belirtmiyor.

KÜRT SORUNU KONUSUNDA KONUŞMAYACAKLAR

- Mitterrand dönemindeki Kürt sorununa bakış daha farklı mıydı?

Sanırım daha çok Danielle Mitterrand Kürt sorunuyla ve devletleri olmayan, ezilen halkların sorunlarıyla ilgileniyordu. Ama bugün Fransa'da geçerli olan emperyalist bir politika, tüm kapıları kapitalizme ve kar getirebilecek her şeye açan bir politika yürütülüyor, Fransız şirketlerinin hoşuna gitmeye çalışan bir hükümet var, bu nedenle her şey kazanca göre ayarlanmış durumda ve bu politikada halklara yer yok. Ne dünya ne de Fransız halklarına yer yok. Kürt sorunu konusunda da konuşmayacaklardır çünkü demokrasiyle alakalı hiçbir politikaları yok. Onların önceliği sadece daha çok kazanç, Fransa'da özelleştirilebilecek her şeyi özelleştirmek ve büyük şirketlere yeni kazanç kapıları açabilecek ticari ilişkiler, alışverişler kurmak. Bu çerçeve içinde halkların haklarının fazla bir önemi yok, onları pek ilgilendirmiyor.

- O halde durum Mitterrand devrine göre daha gerilemiş durumda. Göçmenler için de...

Evet. Göçmenler açısından çok geriye gidildi, kale gibi bir ülke oluşturma, sınırları kapatma gibi bir politika izliyorlar, bu da durumu göçmenler için çok zorlaştırıyor; göçmen dediklerimiz hırsız değil, katil değil, sadece geçerli kağıtları olmayan insanlar, onları hapishaneyi andıran merkezlere kapatıyorlar, halbuki bu insanların gerekli kağıtlara sahip olmamak dışında hiçbir suçları yok. Göçmenlere karşı çok sert bir politika izleniyor. Kürtler gibi siyasi mülteci durumunda olanlara gelince, Fransa'da siyasi mülteci statüsü almak giderek güçleşiyor.

ÖCALAN İÇİN KAMPANYA BAŞLATACAĞIZ

- Peki, Türk hükümeti tarafından açıklanan demokratik açılım ve bugün geldiği nokta hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence Türkiye fazla değişmedi, sadece sözler söyleniyor, uluslararası kurumların ve bazı Avrupa ülkelerinin hoşuna gitmek için daha demokratik bir ülke imajı verilmeye çalışılıyor, ama ben Fransa'dan baktığım zaman daha demokratik bir ülke görmüyorum. Gerçekten daha demokratik bir ülke olsaydı, son seçimlerde seçilmiş insanlar, DTP sorumluları, belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri, insan hakları derneklerinin üyeleri, sendikacılar hapse atılmazdı, Diyarbakır belediye başkanı Osman Baydemir'e yurtdışına çıkma yasağı konmazdı, bütün bunlar bir demokrasiye işaret etmiyor. Türkiye sadece böyle bir imaj vermeye çalışıyor. Bu konuda gerçek bir işaret verilmek isteniyorsa, ilk yapılacak iş demokratik yoldan seçilmiş insanların serbest bırakılmasıdır. Hapisteki çocukların da serbest bırakılması gerekir, çünkü 2009'da yaklaşık 300 çocuğun tutuklandığını biliyorum. Biz Türkiye'deki tüm siyasi tutukluların ve Sayın Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması için Fransa'da bir kampanya başlatacağız. Türkiye barış istiyorsa, bir an gelecek Kürtlerle ve onların temsilcileriyle masaya oturmak durumunda kalacak. Bunun için de Sayın Öcalan'ın ve tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması gerek. Biz böyle bir kampanya başlatacağız, çünkü insanların mevcut siyasal tutuklulardan haberdar olmaları lazım, bu birinci adım. Türkiye bunu yapmadıkça demokrasi yolunda adım atmış sayılmaz. İyi niyetini göstermek için yapması gereken ilk iş bu.

- Bugün Irak'ta bir Kürt otonom bölgesi var. Bunun genelde Kürt halkı üzerinde nasıl bir etkisi olabilir sizce?

Bu bölgenin geleceğinin ne olacağını bilemiyorum, ama bu, Kürtlerin özerkliğe sahip olabileceğini, kendi hükümeti olabileceğini kanıtlıyor, uluslararası topluluk da bunu normal buluyor, bu özerkliğe Amerikalılar sayesinde, onlarla yaptıkları anlaşma sayesinde kavuştular, ama uluslararası topluluk, AB, Birleşmiş Milletler de Irak'ın kuzeyinde özerkliğe sahip olmalarını son derece normal buluyor. Ama barış ve özerklik isteyen Türkiye'deki Kürtlerin geleceğiyle fazla ilgilenmiyorlar, onların sesini duymuyorlar. Halbuki Irak'ta yaşanan bu, demek ki uluslararası topluluk düzeyinde de bir sorun var. Niye Irak'ta Kürtlerin özerkliğe sahip olmalarını normal buluyor, bunun yolunu açıyor da Türkiye'deki Kürtler için hiçbir şey yapmıyor?

ÖZERKLİK

- Özerklik Türkiye'deki Kürtler için de bir çözüm olabilir mi?

Nasıl bir ülke istediklerini seçmek sanırım onlara düşüyor. Bunu tercih ederlerse ve gelişmiş haklara sahip olurlarsa, özerklik tabii ki bir çözüm olabilir. Ama tabii ki bunu belirlemek onların işi. Özerklik kültürel hakları olduğu kadar siyasal hakları da içerir. Diğer yandan, Kürdistan'ın özerkliği kendi belirleyeceği siyasal partilerin faaliyet göstermesi kadar, ekonomik ve sosyal kalkınmayı da kapsar. Şu anda orada hiçbir yatırım yok. İnsan İstanbul'a gelince, kendini Kürdistan'dan tamamen farklı bir ülkede hissediyor. Kalkınma düzeyine bakılınca arada en az yüz yıl fark var. Ordunun durumu da farklı, çünkü burada orduyu görmüyorsunuz, halbuki orada her yerde ordu var. Özerklik barışa yönelik olduğu kadar ekonomik ve sosyal kalkınmaya yönelik bir planı da kapsamak zorunda. Ama Türkiye'deki Kürtlerin önemli bir avantajı var, çünkü Türkiye'nin en zengin bölgelerinden biri. Tüm su kaynaklarını ellerinde bulunduruyorlar, bütün elektrik santralleri orada, ama her yerde elektrik yok. Yani Kürtler özerk olursa zenginliklerini de ellerinde bulundurmalılar ve bu zenginlikleri yönetmek onlara ait olmalı. Türkiye Kürdistan'ın zenginliklerini yönetme durumunda olmamalı, bir özerklik olursa.

- Belki bu kadar kavga yaşanmasında bunun da bir payı vardır?

Türkiye tabii ki bu zenginlikleri bırakmak istemediği için Kürtlerin özerk olmasını istemiyor, ama bir yerden sonra bütün bunlar güç dengelerine bağlı. Avrupa'da Katalonya gibi özerk bölgeler var, Irak Kürtleri de özerk. Yani bir noktadan sonra güç dengesi belirleyici oluyor, bu yüzden uluslararası baskı çok önemli, çünkü buradaki Kürtler haklarını elde etmek için ellerinden gelenin azamisini yapıyorlar, ama uluslararası düzeyde de seslerinin işitilmesi gerek.

ÖCALAN BİR SEMBOL, TARİHSEL BİR ADAM

- Türkiye'deki sürecin tıkandığı noktalardan birinin Abdullah Öcalan'ın muhatap alınmamasından kaynaklandığı söyleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bence Öcalan bir sembol. Kürt halkının gerçekten lideri ve tarihsel bir adam. Mandela Güney Afrika'daki en yaşlı en eski mahkumdu. Avrupa'da kimse onu bilmiyordu, sonra büyük bir kampanya yapıldı ve tanındı. Hapisten çıktı ve devlet başkanı oldu. Abdullah Öcalan'ın durumu da buna benziyor. Ben onu Mandela'ya benzetiyorum, başlangıçta kimse onu tanımıyordu, bir adada hapisteydi.

Özerk olursa, belki devlet başkanı değil de bir Kürt meclisi başkanlığı söz konusu olabilir. Ben bunun olabileceğini düşünüyorum. Çünkü tarihte bunun örnekleri var: Yaser Arafat Filistinlilerin başkanı oldu, bir zamanlar tüm ülkeler tarafından terörist kabul ediliyordu, sonra bir gün geldi tüm devlet başkanları onun elini sıktı.- ANF

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com  - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.