Barış Gurubundan M. Şerif Gençdal: Barış tek taraflı gelişmez
Röportajlar / 17 Kasım 2009 Salı Saat 16:04
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kandil'den gelen barış grubunun sözcüsü olan Mehmet Şerif Gençdal, Kandil'den çıkıp Diyarbakır'a kadar süren yolculuklarını ajansımıza anlattı.

Türkiye'ye demokratik siyasette yer almak için geldiklerini belirterek, "Yıllarca acı çekmiş, yıllarca bastırılmış ve baskı altında yaşamış korkuyla hep bir yaşam sürdürtülmüş, böylesi bir ortamdan çıkıp dillerinde özgürlük isteyen, artık korku, savaş içinde yaşamak istemeyen, bir toplumun haykırışını şov diye nitelendirmek bir gaflettir" dedi. Barışın sadece kendilerinin özlemi olmadığını dile getiren Gençdal, "Barış tek taraflı gelişmez. Türk, Kürt aydınları ve sanatçıları, tüm halkları kapsayan aydınlar ve sanatçıların bunun için de yer alması gerektiğini düşünüyoruz" diye konuştu.

PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine Kandil'den gelen barış grubunun sözcüsü olan Mehmet Şerif Gençdal, Kandil'den çıkıp Diyarbakır'a kadar süren yolculuklarını ajansımıza anlattı.

*Kürt açılımı konusunda tıkanan bir süreç vardı. Bu sürecin aşılması için Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine geldiniz. Nasıl bir misyonla geldiniz.

9 Ekim günü Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan avukatları ile yaptığı görüşmede Türkiye'de demokratik siyasetin tıkandığını dolayısıyla bu sürecin önünün açılması gerektiği konusunda belirlemeler yapmıştı. Ardından bu tıkanıklığı aşabilmek için Kandil, Maxmur ve Avrupa'dan 3 barış grubunun Türkiye'ye gelerek bir süreç başlatmasını istedi. Bu görüş PKK tarafından benimsendi. Sayın Öcalan'ın önerisi orada da kabul gördü ve bunun uygulamaya dönüştürülmesi konusunda da bir karara ulaşıldı. Karara ulaşıldıktan sonra tüm güçlerimize çağrılar, bilgilendirmeler, yapıldı. Böylesi bir sürecin yeniden başlatılması açısından, demokratik siyasetin önünü açabilmek için, yapılan çağrıya arkadaşlardan da başvurular yapılmıştı. Biz de bu başvurular içerisinde yerimizi aldık. Bu başvurularımızı PKK değerlendirdi. 8 kişilik grup içerisinde bizler de yer aldık. Kandil'den gelen grup bu şekilde netleşmiş oldu. Özellikle gidişimize yönelik ne tür taleplerimizin olduğu, taleplerimizi de belirleyen çeşitli yazılar da hazırladık. Geliş sürecimiz böyle başladı.

*Bu sürecin gelişmesine ilişkin tartışmalar yaşandı. Bu sürecin mimarı kimdi?

29 Mart seçimlerinden sonra Türkiye siyasetinde yeni adımlar, yeni tartışmalar diyebileceğimiz bir süreç başladı. 13 Nisan'da PKK'nin geliştirmiş olduğu eylemsizlik kararı ile yeni bir sürecin başlangıcının adımları atıldı. Eylemsizlik süreci aslında diyaloga çağrı, müzakerenin başlatılması için bir zeminin yaratılması bunun mesajıydı. Orada yapılmak istenen esas çalışma bu yönlüydü. Kürt ve Türk toplumu içerisinde bir güven ortamının yaratılması. Ve bu güven ortamının yaratılmasında PKK'nin başlatmış olduğu bir süreç olduğu tartışma götürmez. Operasyonların durmadığı bir yerde eylemlerin durdurulması bu sürecin kimin tarafından başlatıldığı çok açık bir şekilde gösterdiği kanısındayım. Türkiye cephesinde de bir tartışma süreci başladı. Oraya geçmeden şunu vurgulamak da yarar var. Eylemsizlik kararına gidişte de Sayın Abdullah Öcalan'ın rolünün büyük olduğunu görmek gerekir. Bu çağrılar görülmeden yapılacak değerlendirmelerde yanlışlıklar çıkar. Dolayısıyla sürecin mimarının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu rahatlıkla belirtebilirim. Gelişimize yönelik de yapılan çağrıyı Abdullah Öcalan yaptı. Bu öneriyi PKK kendi içinde tartıştı ve onayladı. PKK kadroları da bu çağrıya cevap verdi. Zaten bizim gelişimizdeki temel neden de Sayın Abdullah Öcalan'ın yaptığı çağrının bir parçası olmak istedik. Yoksa devlet yetkililerinin yaptığı çağrı üzerine böylesi bir girişimde bulunmadık. Aksine öyle bir çağrı yapılsa da böyle bir geliş olmayacağı bizim açımızdan oldukça nettir. Bu geliş sadece Öcalan'a olan bağlılığımızın bir ifadesi bu bağlılığı aynı zamanda PKK'de göstermiştir. Yine sayın Öcalan'a bağlı tüm Kürt toplumumun göstermiş olduğu yaklaşım ve Kürt toplumuna bağlılığımızın bir ifadesi olarak geldik. Yoksa devlet yetkililerinin yapmış olduğu çağrıdan kaynaklı bir geliş durumu söz konusu değil. Bizim gelişimiz onların çağrısı üzerine olmayacağı çok net.

*İlk kitlesel karşılaşma Federal Kürdistan Bölgesi'nde oldu. Orada belki de ilk defa böyle kitle toplandı. Kısa bir süre önce seçimler vardı orada ancak hiçbir parti böyle bir kitleyi bir araya getirememişti. Ama sizin gelişinizi kitle büyük bir coşku ile karşıladı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğru sizin de belirttiğiniz gibi Güney Kürdistan'da ilk defa böyle bir eylemsellik gelişiyor. Bu hareketlilik de aslında Sayın Öcalan'a olan bağlılığın bir ifadesi olarak açığa çıktı. Kendi bağrından çıkan kadroları sahiplenmenin yanı sıra bu çağrıya sahip çıkmak isteyen bu çağrının bir parçası olmak isteyen, kadrolarını da uğurlayan bir pozisyondaydı. Güney kitlesi için de önemli bir bağlılık mesajı vardı. Bunun iyi anlaşılması gerekiyor. Bu sürecin yeniden ele alınıp değerlendirileceğinin bir heyecanı bir coşkusu vardı. Bu grubun barışa bir vesile olabileceğinin umudunu taşıyordu. Bu sevinçle bu coşkuyla bizi karşıladılar ve sınır kapısına kadar getirdiler. Çok görkemli bir karşılama ve uğurlamaydı. Bu açıdan oradan da Kürt halkının verdiği mesaj önemliydi. Bizler açısından da bu mesajlar alındı. Bu mesajların doğru değerlendirilmesi için ilgili yerlere ulaştırabilmek, bu mesajların doğru değerlendirilmesi için gerekli girişimlerde bulunmaktı. Amaç buydu. Oradaki kitle bizler açsından görmek onları olmak da büyük bir şans

*Türk yetkililer ile ilk temas Habur Sınır kapısında başladı. Mektupları verdiğiniz ilk anı biraz anlatabilir misiniz?

Bizler de nasıl karşılanacağımızı bilmiyorduk. Hem Kandil, hem Maxmur grubumuz orada birleştikten sonra 3-4 kişilik bir heyet olarak sınır kapısına doğru gittik oradaki yetkililer ile tartışıp geliş amacımız anlattık. Onurlu bir barış, demokratik siyasetin geliştirilmesi, Türk ve Kürt toplumu arasında toplumsal bir uzlaşının gelişmesi için barış grupları olarak geliyoruz ve geçmek istiyoruz dedik. Türk yetkililerinin bize karşı yaklaşımları oldukça olumluydu. Herhangi bir sıkıntı çıkarmadılar. Her vatandaş gibi bizim de öncelikle kimlik bilgilerimizin alınması gerektiğini, ardından gümrük işlemlerimizin yapılarak savcılığa gönderme durumu olduğunu bunun ötesinde farklı bir şeyi yapamayacaklarını, kararın savcılığın vereceğini söylediler. Savcılıkta nasıl bir yaklaşım gelişeceğini bilmiyorduk. Geri dönüp gruptaki bütün arkadaşlarla tartışarak, sonucunun ne olacağını bilmememize rağmen, amaçlarımız uğruna, bedeli ne olursa olsun gitme kararı aldık. Giderken PKK'den PKK yöneticilerinin bize verdiği 4 mektubu da yetkili mercilere teslim ettik. Daha sonra kimlik bilgileri yapıldıktan sonra savcılığa gittik

*Savcılık aşaması da çok tartışıldı. 221. maddeden yararlanıldı gibi tartışmalar yapıldı. Sorgulama süreci nasıl sürdü?


Savcılık bize, niye geldiniz? Geliş amacınız nedir? Ne yapmak istiyorsunuz? şeklinde sorular sordu. Hemen hemen tüm arkadaşlara bu yönlü sorular gelişti. Biz nasıl geliş amacımızı ifade ettiysek özellikle savcıların amacı tüm sorgulama sürecinde arkadaşlarımıza dolaylı ya da direk olarak 221'i bize uygulatıp öyle bırakmaktı. Fakat bütün arkadaşlarımız kesin olarak 221'den yararlanmak için gelmediklerini, teslim olmak için gelmediklerini söylediler. Güney Kürdistan'dan yola koyulduğumuz zaman da yürüyüşün hedefi vardı. Sınırda durmak gibi bir hedefimiz yoktu. Sınırda teslim olmak gibi bir durum da yoktu. Sınırdan geçmek istiyorduk. Biz sınırdan geçmek isterken onlar bunu bir teslim olarak verse de aslında yakalandık. Biz orayı geçmek istiyorduk fakat geldiğimiz gibi geçemedik. Bu doğallığında yakalanma durumu oluyor. Bizim ne 221'den yararlanmak ne de eve dönmek gibi bir niyetimiz vardı. Bizim buraya gelişimizin temel amacı, Türkiye'de demokratik siyaseti geliştirmek için bir ön ayak olmak, bir tartışma zemini başlatmak istedik. Barış çalışmalarını başlatmak istedik. Artık savaşın bir çözüm olmadığını, diyalog yöntemiyle daha uygar yöntemlerle tartışmalarla sürecin geliştirebileceğini, bununla da müzakerelerin önünün açılabileceği konusunda değerlendirmelerde bulunduk.

*Öcalan'ın çağrısından sonra Habur Sınır Kapısından Silopi'ye ilk giriş yaptığınız da neler hissettiniz?


Muhteşem bir duyguydu. Kelimelerle belki tarif edilemeyecek bir duyguydu. Bu hem bizim açımızdan hem de Silopi'deki kitlenin gözlerinden de bu okunuyordu. Kendi bağrından çıkmış dağlarda uzun süre yaşamış kişilerin yeniden kendi içine dönmüş olması kitleyi de fazlasıyla duygulandırmıştı. Büyük bir heyecan, gözlerinde ise mutluluk vardı. Sevinç gözyaşları vardı. Aynı duygular bizde de yaşanıyordu. Uğruna mücadele etmek istediğin bir toplumla karşı karşıyasın. Onların barış özlem ve talepleri var. Sen de bunun için gelmişsin ve onlarla buluşuyorsun. Hepsinin buluştuğu nokta ise Sayın Öcalan'ın çağrısı oldu. Burada tüm yürekler bir olup, tüm gözler bir yere baktı, tüm düşünceler bir yeri okudu. Yani duygusu tarif edilemez.

* Yol boyunca karşılamalar sürdü. Habur sınır kapısında 24 saatten fazla bir süre beklediniz. Bu gösteri ve karşılamalar 'şov' şeklinde nitelendirildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Bir toplumun özlemini şov olarak nitelendirmek doğru bir yaklaşım değildir. Bir de 'empati yapılsın' deniliyor. O zaman Türk yetkililerinin de biraz empati yapması gerekiyor. Ya da bu şov yapıyor diyenlerin empati yapması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yıllarca acı çekmiş, yıllarca bastırılmış ve baskı altında yaşamış korkuyla hep bir yaşam sürdürtülmüş, böylesi bir ortamdan çıkıp dillerinde özgürlük isteyen, artık korku, savaş içinde yaşamak istemeyen bir toplumun haykırışını şov diye nitelendirmek bence bir gaflettir. İnsanların yüreğinden gelen doğal duygulardır. Onlar da kendi evladını karşılıyor. Oradaki insanların hepsi kendi evladını karşıladı. Her birimizin şahsında kendi evladını gördü. Her biri sloganlarıyla, gözleriyle, buluşma istemleriyle ayrı mesajlar verdi. Bu bir şov değildi. İnsanların doğasında olan, uzun yıllara yayılmış bir ayrılığın yeniden buluşmasının mutluluğu olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu bir realitedir. Yine bu süreçte bir barış şehidi verdik. İdil'de Resul İlçin katledildi. Asıl provokasyonlar bunu yapanlar ve göz yumanlardır. Biz Maxmur ve Kandil'den gelen barış grubu olarak Resul İlçin'in anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Onun özlemini duyduğu barışı yaratmak için onun anısına bağlılığımız adına halkların özlemi barışı bu topraklarda yaşam bulmasını sağlamak için her zamankinden daha fazla çaba göstereceğiz.

* Karşılamaların finali Diyarbakır'da yapıldı. Diyarbakır'daki karşılamayı nasıl buldunuz?


Doğru belki final Diyarbakır'da oldu ama yol boyu duyguları anı anına yaşadık. Cizre'de bizi karşılayan yüz binler, sabaha kadar bizi bekleyen Nusaybin'deki karşılama kelimelerle tarif edilemez. Kızıltepe'de buluşan on binlerin buluştuğu ortak nokta Amed oldu. Yol boyunca karşılamanın dışında Türkiye'nin tamamında karşılama oldu. Yanımızda olmasalar da, biz oralara gidemesek te bir karşılama vardı. Hepsinin verdiği mesajlar ve umutları aynıydı. Bu özlemler Amed'de bir görkeme dönüştü.

* Türkiye'ye giriş yaptıktan sonra Diyarbakır'da halkın karşısına ilk kez sivil elbiselerle çıktınız. Bu şekilde bir mesaj mı vermek istediniz?


Doğru. Diyarbakır'a ulaştığımız zaman artık sivil giysilerimizle kitlenin karşısına çıktık. Orada da vermek istediğimiz mesajlar vardı. Bu bir yürüyüştü. Amed'e kadar geldi. Fakat burada da sonlanmayacak bir yürüyüş. Yürüyüş devam edecek. Uzun soluklu bir yürüyüştür. Fakat Amed'de şöyle bir mesaj da vermek istedik. Bundan sonra biz demokratik siyasete katılmak istiyoruz. Türkiye'de demokratik siyaset ortamının oluşturulmasını istiyoruz. Dolayısıyla demokratik siyaset sivil elbiselerle yapılır. Elbette diğer elbiselerle de siyaset yapılabilir. Fakat koşullar itibariyle böyle çıkılmasının daha uygun olacağını düşündük. Geliş amacımız ile de bağlantılı. Çünkü bundan sonra burada kalacağız. Barış için yürüteceğimiz çalışmaların askeri elbiselerle devam etmek doğru olmazdı. Demokratik siyasete katılmak istediğimizin mesajını verdik.

* Bundan sonraki süreci planladınız mı? Barış Meclisi çatısı altında mı çalışacaksınız?


Barış Meclisi içinde yer alacağız. Fakat şimdi bir bütünen bu meclisin çalışma tarzını da öğrenmeye çalışıyoruz. Ama bu çalışmaları alabildiğince geliştirmek istiyoruz. Çünkü Türk ve Kürt halkının özlemi, umudu barıştır. Bundan sonra sürecin demokratik, barışçıl yöntemlerle devam ettirilmesi gerekir. Bu umudu taşıyoruz. Elbette bu süreç basit gelişmeyeceği de görülüyor. Gelişimizden sonra yapılan bir değerlendirme ve açıklama var. Bunun da kolay olmayacağı kesindir. Bunun da büyük bir mücadele istediği kesindir. Ama biz de mücadeleyi yürütecek kararlıktayız. Önemli olan barış ve toplumsal uzlaşı için çalışabilmektir. Böylesi bir ortamı yaratabilmektir. Bu çok zor olsa da, bunu engellemek isteyenler olsa da biz de bu engellere karşı barışçıl, demokratik yöntemlerle biz bunu geliştireceğiz.

* Peki bundan sonraki süreç için Türk halkına ve aydınlarına bir çağrınız var mı?


Elbette gelişimizdeki temel amaçlardan biri budur. Türkiye kamuoyunda bir gündem yaratmak. Bu sadece bizim özlemimiz değil. Barış tek taraflı gelişmez. Bu yüzden Türkiye kamuoyunda bir çalışma yürütmek istiyoruz. Bundan sonraki temel hedefimiz de bu olacaktır. Türkiye kamuoyuna seslenebilmek, diyalog ortamını geliştirebilmek için çalışmalarımız olacak. Bunu yaparken de demokratik, barış isteyen çevrelerin bize yardımcı olması gerekir. Barış çalışmaları tek yanlı yürümez. Karşılıklı tarafların kendi içerisinde yürüteceği tartışmalarla gelişir. Diyalog yöntemi dedik ve bu uygar yöntemlerle sorunlar aşılabilir. Bu açıdan Türk, Kürt aydınları ve sanatçıları, tüm halkları kapsayan aydınlar ve sanatçıların bunun için de yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Yine Türk yetkilileri, bilim insanları da yer almalıdır. Biz de bunlarla birlikte çalışmak istiyoruz. Biz bu konuda samimiyiz ve bu samimiyetimizi herkesle paylaşmak istiyoruz. Biz Kürt sorunun da sorunun kaynağı değil, çözümün tarafı olmalıyız. Çözüm için girişimlerde bulunmak, bunu da belli bir çevre içinde değil, en geniş kitlelere en tabandan, en bürokratına ulaşmaktır amacımız. Hepsine mesajımız, çağrımız gelin birlikte bu süreci diyalog yöntemi, savaş ve kanın olmadığı, anaların göz yaşlarının olmadığı, daha duyarlı, her iki tarafında acılarını anlamaya çalışarak, karşılıklı bir birini affetme temelinde bir yaklaşım geliştirerek bu süreci başarı ile sonuçlandıralım. Sonuçta çatışmasızlık ortamını her iki taraf için geliştirelim. PKK'nin geliştirdiği bir çatışmasızlık ortamı var. En azından buna operasyonların durdurulması ile karşılık verilmedir. Sayın Abdullah Öcalan'ın da yol haritasının verilerek cevap verilmesi gerekir. Kürtlerin siyasal, kültürel haklarının anayasal güvenceye kavuşturulması gerekir. Çatışmasızlık süreci ve müzakerelerin yolunu açalım diyoruz.

* Geldiğinizden bu yana sizi en çok etkileyen ne oldu?


Kandil'den Diyarbakır'a gelene kadar bizi etkileyen çok şey oldu. Fazlasıyla duygulandıran, sevindiren bir çok an oldu. En çarpıcı olan ise Silopi'de çocuk yaşta bir grup otobüsün karşısına geçip bir pankart açtı. Bu pankartta "Kürt tarafı barışa hazır. Ya siz" yazılıydı. Pankartı açanlar bize Kürtçe "Hun geleki xeyr hatin", "Hun ser çawe hatin" gibi ifadelerle seslendiler. Açtığı pankartla neyi istediğini de anlattılar. Her yaşta insanın göz yaşlarını tutamadığını, ellerine sürekli kalbine ve başına götürerek, her biri mesaj veriyordu. Bunların hepsi bir halkın özgürlük çığlığıydı, barış istemiydi. Dolayısıyla bunlar bizim geliş amacımızdı.-DIHA

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org-net-info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.