Kadın Toplumun Yaratıcı Gücüdür
Kadın / 13 Mayıs 2010 Perşembe Saat 07:28
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İnsan nasıl insan oldu sorusu ile yola çıkmak istiyorum. Bunun ile yola girersek kadını daha iyi anlar ve istemlerine daha gerçekçi hak veririz.

İnsan nasıl insan oldu sorusu ile yola çıkmak istiyorum. Bunun ile yola girersek kadını daha iyi anlar ve istemlerine daha gerçekçi hak veririz.

Taş devrinde bilim diye bir şey yoktu.  İnsan tecrübesi yeni, yeni birikmeye başlamıştı. İnsan emeği de şimdiki gibi ortak değildi. Bunun için az zaman harcanıyordu. O zamanda öğrenmek gerekiyordu.

Peki, insanı insan yapan ve tecrübe sahibi yapan tarih nasıl başladı, nasıl ters yüz edildi.

İnsanlığın ilk gelişme dönemlerinde insanı yaratan ve var eden onu sosyal ve toplumsal yaşama katan temel güç kadın değil miydi? Bu nedenle toplumun şekilleniş biçimi anaerkil biçimde şekillenmemiş miydi?

Günümüzde dillerden hiç düşmeyen anaerkil süreç nasıl gelişti? Bu sorunun cevabı ile başlarsak;  anaerkil topluma damgasını vuran kadının olduğu açık. Din, hukuk, inanç, edebiyat, sanat, ekonomi gibi olgular kadın eksenli gelişir. Bu dönemde toprağın işlendiği tarımın geliştiği, el sanatlarının yapıldığı, çanak çömleğin yaygınlık kazandığı Mezopotamya da ilk tanrılar kadın olarak tanrıça sıfatları ile yaşamamışlar mıydı?

Kadın eksenli ilkel dönemin ilk süreci olan anaerkil, hukukunun adil eşitlikçi ve her yönüyle insanın doğal gelişimini esas alan günümüz koşullarında insanlığı yeniden var ederken önemini daha fazla anlamak gerekmez mi?

Kadın neden toprak ile eş anlamda tutulur? Kadın ve toprak arasındaki benzerlikler hangi temellere dayanır. Toprağın doğurganlığı ve analık güdüsünün getirdiği koruma ve sevgi duygusunu yaratması daha ilk insanda toprağı ve anayı yüceltmeye götürür.

Sadece buda değil, bereketin, bolluğun iyiliği yaratan gücün ve yaşamla ilgili tüm kavramların kadın da somutlaşması kadının yücelmesi ve hafızalara geçmesi önemli temelleri teşkil eder. Kadının doğurganlığı ve analık duygusu zamanla korumayı sevgiyi ve bağlılığı getirir. Bu sevgi ilk düşünce tohumu olmuştur. Gerçek şudur ki, tüm bunlar yazısız tarih ile gömülmek istendi. Erkeğin zihniyeti ile yazılan yazılı tarihe mal edildi. Ancak bilimsel bulgularda gösterdi bizlere her şey kadında ve yazılmamış tarihinde gizlidir. İnsanlaşma kadın ile başladı. Erkeği topluma kazandıranda kadının yaratıcı gücü, enerjisi ve üretkenliğidir. Düşünceyi, yaşamı yaratan ve var eden kadının ta kendisidir. Kadın toplumun yaratıcı gücüdür,  doğa toprak anadır. Kadın tarihi demek buğdaygillerin küçük boylu sığırların meyve ağaçlarının, köy hanelerinin, dokumanın, kazı çalışmalarının, el değirmenlerinin tarihi demektir. Saygı temelinde sevginin üretimin emeğin toplumudur. Emek ile yaratılan ürünlerin ve büyütülen çocukların kurulan ev düzenlerinin tarihi demektir.

Bu kadar emek sahibi olan kadın nasıl kaybetti? Gün geldi ki güç olgusu yaratıldı. Gün geldi ki ihanetler, komplolar insanların belleklerine oturtuldu. Artık insanlar için öç alma güdüsü çok önemli bir konuyu teşkil etmeye başladı. Öç, intikam ve komploların entrika duygularının ön plana çıktığı bir dönem başladı insanlık tarihinde. Kadını vurmak ezmek emeğine konmak erkeğin tüm çabaları içinde yer edinmeye başladı. Kadının yaratıcı gücü bilgeliği büyücülükle, falcılıkla, entrikalarla, şeytanlıkla suçlandı. Kadın her yeni günde dıştalanarak toplumsal statüsünü kaybetmeye başladı. Egemen ideoloji kadınla başlayarak, doğa ve tüm insanlığa karşı hakimiyetini kurmaya başladı. Dini biçimde kadınları insanları kendine itaat etmeye başladı. Egemenlikli sistem kendi hakimiyetini her yönlü kurmaya ve kurumsallaştırmaya başladı. Kendi erkek sistemi ile tekleşen sistemi yarattı. Kaldı ki kadın kendi insanlık sistemini yaratırken hiçbir biçimde egemenlikli veya baskıya dayalı geliştirmemişti. Ancak erkekte olan tek şey zorba ve baskıdır. Kadındaki daha verimli ve kendini her yönüyle üretime dayandıran inandırıcılığı dahi yüksek olan bir sistem anlayışına sahiptir. Kadının düşüşü ile erkeğin yükselmesi zora dayalı geliştiği gibi sistemlerinde de zor üzerine dayandırılarak kurumsallaşır. Erkeğin acımasızlığı vahşiliği karşısında kadın sürekli tutunabilme arayışında olsa bile hep yenilmeye uğratılır. Kadına ait olan ve onun izlerini taşıyan ürünler, hakimiyetin el değiştirmesiyle erkeğin ürünleri olarak yansıtılmaya başlanır. Tarih daha çok erkek bakış açısı ile yazılmaya başlanmıştır. Kadının yaratıcılığından ziyade erkeğin yaratıcılığı ön plana çıkarılmıştır.

Egemen güçler bununla da yetinmedi. Gittikçe eline aldıkları ile de yetinmeyip her şeyi pençelerine almaya başladı. Gözü dönmüşçesine kadının bütün kutsallıklarına saldırmaya el koymaya başladı. Egemen ideolojisine dayalı din, ilk çıkışı itibariyle kadını dıştalamaya başladı. Buda erkeği tatmin etmedi. Din adı altında kadının örtünme olayları öne çıktı. Kadın fiziksel mi örtülüyordu? Kuşkusuz örtülmek istenen bilgisi gücü iradesiydi.  Kadının bilgisinin sınırlandırılıp örtülmesi ve kadının her yönüyle etkisizleştirip hakimiyeti altına alınmasıdır. O güne kadar doğası ve her şeyiyle insanlık için kutsallık ile eş değerdeyken artık her şeyi ile kötü görünerek doğası gereği girdiği aylık kanamadan kaynaklıda kadınlar kirli görülür ve dıştalanır. Kanama süreci bitinceye kadar sokağa atılır. Ve sokaklara atılan kaçırılır cinsel tecavüze uğratılır ve ölümle yüz yüze bırakılır.

Artık kadın kaybetmiştir.  Kadının konumu annelik sınırlarıyla, taşıcı konumuyla tali plana atılmıştır.  Erkek egemenli ideoloji kazanır. Her şeyi yaratan, geçmişi sağlayan olur. Bu hep böyle devam etti.  Kadın ne zaman başını kaldırdıysa,  erkek başka bir entrikayla kadını hep vurmaya çalışmış.  Erkeğin sahtekarlığı, komploları günümüze kadar süre gelmiştir.                                                                                                                                                                                                         Günümüzde ise,  kadın beli bir gelişme sağlamış olması söz konusu. Bir çok noktada bir çaba içinde olduğu bir gerçek. Kadının bilinçliği tekrardan dünyaya barışı ve eşitçiliği sağlayacaktır. Egemen ideolojinin bunu kendine bir tehlike olarak gördüğünü göz ardı edemeyiz.  Kadınla insanlık kaybetti.  Kadınla insanlık kazanacaktır, bunun farkında olan erkek, yaşamın her yönüyle kadına saldırmaktadır.  Kadını ölüme götürürken,  ismini intihar koymaktadır. Oysaki çok iyi biliniyor ki,  kadın intihar etmiyor,  ettiriliyor.  Egemen zihniyet kadını ölüme sürüklüyor. Özellikle kadın intiharlarında Ortadoğu da bir artış yaşanıyor.  Ortadoğu’nun birçok ülkesinde kadınlar büyük bir baskı altında kaldıkları, kadına karşı şiddet uygulanıldığı biliniyor. Ortadoğu toplumunda kadın hala ailenin ve erkeğin her sözüne itaat etmesi, gereken bir köle gibi değerlendiriliyor. Bu korkunç baskıya en küçük bir biçimde buna itiraz ettiğinde de dayaktan cinayete kadar çeşitli biçimlerde cezalandırılıyor. Bu cinayetlerin adı da  ‘töre’ yada ‘namus’  cinayeti oluyor. Bir cinayeti  ‘namusluluk’ olarak görmenin, o ülkenin namus ve ahlak anlayışının tuhaflığını ortaya koyduğu bir başka gerçek tabi.

Aslında kadın intiharlarını birer cinayet olarak ele almak gerekmektedir. Kadın neden intihar ediyor sorusuna iyi cevap ararsak anlaşılacak ki, kadının toplumsal konumu onu intihara teşvik ediyor.  Birazda bu konumu göz önünden geçirelim ki bakalım nelerle yüz yüze kalıyor.

Kadınların ilerlemesini engelleyen etmenler politik,  ekonomik,  sosyal, kültürel,  hukuki, eğitsel ve dini koşullarla yakından ilişkilidir. Bu unsurlar ailede,  toplumda, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde kadınlara yönelik eşitsizlik, haksızlık ve sömürücü koşulların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Kadına verilen statüko tüm ev işlerini yapmak, çocukların bakımıyla uğraşmak vb olurken, hakkı olan şeylerde ise kısıtlanmıştır. Oysa kadınların yaşadıkları hak ihlalleri ilk önce ailede özel alanda başlamalı. Okula gidemiyor, bir meslek sahibi olamıyor,  bir hak hukuka sahip değil. Kadına yapılan haksızlık, hak ihlali olarak görülmezken, olan baskıları göz ardı edilmektedir. Örneğin 1948’ de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ise kadın bakış açısını hiç hesaba katmadan yazılmış olduğu için, insan hakları ihlalleri ile ilgili tüm ilhamını ve örneklerini gene erkeklere ait olan kamu alanından alıyor - ve bu hali ile de kadınları dışlıyor Cinayet işleyen bir tutuklunun işkenceye tabi olmasını bir insan hakkı ihlali, olarak tanımlarken,  kadınların binlerce yıldır uğradıkları aile içi şiddet ve cinsel taciz insan hakları ihlali olarak görmüyor. Genç kız yada kadının - aile namusunu ihlal ettiği gerekçesi ile öldürülmesini insan hakkı ihlali kapsamına almıyor. Aslında bu bir iktidar sorunudur. Namus nedir,  namus kadının toplumsal kurallara ve erkeğe itaatidir. Namus adı altında kadın yok sayılmaktadır. Toplumun yarısını oluşturan kadınlar namus kisvesi altında bastırılıyor, hayatın içinde görünmez kılınıyor ve böylesi erkeğin ev dahil her alanda iktidarını kurması sağlıyor. 

Aile içi şiddet, iktidar ve güç meselesiyle bağlantılıdır. Hiçbir iktidar sahibi, sahip olduğu alanı kolayca bırakmaz. Ben seni öldürürüm, sindiririm, ezerim, senin ancak sınırlarını ve kurallarını benim koyduğum bir alanda var ederim denilmekte.  Bununla da kadına büyük bir şiddet uygulanmaktadır.  Örneğin bir genç kız bir delikanlıyla göz göze geldiği için kardeşi tarafından başı kesilip sokağa atılması, yada eve tıkatıp ölüme mahkum etmesi, yalnız buda değil para karşılığında satılması berdel verilmesi tüm bunlar kadının ölüme mahkum edilmesi değil midir? Şimdi bu nedenlerden dolayı ölen bir kadın, intihar mı etmiş yoksa öldürülmüş mü? Bu her bir insanın kendine sorması gereken, insancıl bir sorudur. Aile içi şiddet sadece bizim toplumuzda değil, Dünyanın ileri ülkelerinde de kadına yönelik yoğun bir şiddet var. Kuşkusuz bizim toplumuz kadar değildir. Bir köyler de yaşayan kız çocuklarına bakalım, daha 10 yaşını geçmemiş yaşlı başlı bir erkeğe mal gibi satılmaktadır. Yada uyuşturucuya, mafyalara satılır; başlık parası gibi şeylerle aile için bir ekonomi sağlamış oluyor. Yani burada mal konumuna düşürülen kadın bir ekonomik geçim kaynağı olarak görüldüğü için, namus olgusunun önemi buradadır. Kadın kendi isteğiyle evlenirse yada bekareti kirlenirse, erkek için  para etmez, bunun için kadınlar ölümle tehdit  edilmekte. Ortadoğu da bu böyledir. Bir İran’a baktığımızda bir genç kız sevemez, sevdi mi recim edilir. Namus adı altında kadınlar zindana atılır,  recim için bekletiliyor ve günü geldiğinde taşlarla vurulup öldürülecek. Bunun adına da namussuzluk denilmektedir. Peki, o insanları acımadan büyük bir vicdansızlıkla son nefesine dek taşlamak namussuzluk olmaz mı,  bu olaylara karşı sesiz kalmak namussuzluk değil midir? Yine İran’da İslam kurallarını ihlal eden kadınlar için topyekun bir şiddet, baskı, idam söz konusu. Oysa ki, kadını ezen toplumlar fakir kalıyor. Çünkü bu toplumlar kadının enerjisinden yararlanamıyor. Toplumun yarısı yok sayılıyor. Çok iyi biliniliyor ki kadınsız gelişim olmaz, kadın olmadan demokrasi, eşitlik mümkün değil. Bunun için kadın her alanda hak sahibi olması çok önemli bir husus olmaktadır. Siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomi alanların da hak sahibi olması gereken ve başta da olması gereken önemli bir konu.  Kadınların bilinçli topluma kazandıracağı özgürlük eşitlilik olacaktır.

Kadınlar olarak aile içinde, özel alanda ve kadın-erkek arasında talep ettiğimiz demokrasi, genel olarak insan hakları ve demokratikleşme sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hukukun üstünlük ilkesine dayalı demokratik bir toplum düzeninin kurulmadığı, şiddetin egemen olduğu, militarizmin artarken sivil toplumun kısıtlandığı bir ortamda,  kadının insan hakları ihlallerinin kaynağı olan ataerkil toplum yapısı giderek güçlenmeye devam edecektir. Özel alanda, aile içindeki ataerkil yapının çözülmesinin doğal bir sonucu olarak, kamu alanına eşit yurttaşlar olarak çıkacak olan ve nüfusun hiç de azımsanamayacak yarısını teşkil eden kadınlar, demokratik ve barışçıl bir toplum düzenin kurulması sürecine önemli bir katkıda bulunacaktır. Kadın sorunu, toplumsal kalkınma sürecinin temel taşlarından biridir. Ailede demokrasi olmadan toplumda da demokrasi olmayacaktır. Onun için kadının eğitilmesi, bilinçlenmesi önemli bir nokta.  Kadın tekrardan anaerkil zihniyetine dönmesi bu kadın-erkek arasında, insan doğa arasında eşitlik kaynağı olacaktır.

 

Ekin Nil

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net - www.lekolin.info

 

 

 

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.