Kadının Emek Bilinci
Kadın / 06 Mayıs 2010 Perşembe Saat 08:47
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Erkek egemenlikli sistem, tarihi boyunca, kadının emeği, yaşamı ve sorumluluğu kendine aitmiş şeklinde kurduğu yalan üzerinden

Erkek egemenlikli sistem, tarihi boyunca, kadının emeği, yaşamı ve sorumluluğu kendine aitmiş şeklinde kurduğu yalan üzerinden devam ede gelmiştir. Çaldıkça, baskıcı karakteri şişen ve katmerleşen sistem, günü geldiğinde kırılıp dağılacak. Çünkü yaşamın kökleri bambaşka bir gerçeklik üzerine kurulmuştur. Nasıl ki bir çiçeği dalından koparıp bir ağaca yapıştırmaya çalıştığında kurursa, onun gibidir. Egemenlikli sistemin, “üzerinden kendini var ettiği kadın emeğini sadece tüketir” demek yetersiz kalır. Yöntemleri de gerçeği kadar can alıcı önemdedir. Bazen sever, değer veriyor gibi davranır, canı isteyince fiziki ya da cinsel şiddet uygular, doğurduğu erkek evlatları için kutsal ana yalanını söyler. Saymakla bitmez savaşçının, siyasetçinin, devletçinin gözü kara bencilliğinin, en kaba bilançosudur bu. 

Tarihin antik dönemlerinde Mısır kralı Nil nehri taşmasın diye, kadının biyolojik farklılıklarını kendine uyarlamaya çalışarak tanrıların huzurunda dua ediyordu. Günümüz kocalarının, patronlarının, devletlerinin kandırmacalarını düşündüğümüzde çok da masum kalıyor Mısır kralının kandırmacası. Emeğin yerine gasp ve talanın; barışın ve huzurun yerine savaşın; hakikat yerine yalanın, emeğiyle buluşacak kadın karşısında kendini sürdürme şansı yoktur. Verimli toprakların çiçekleri hep ezilse de yeniden yeniden yeşermesi, yaşam akışının değişmez tek hakikatidir.

Kendini her geçen gün daha fazla kurumlaştıran, kurumlaştıkça yeniden üreten erkek egemenlikli sistem, kadına da bu yalanı yaşamın doğal akışı ve hakikatiymiş gibi kabul ettirmiş. Kadın da “başa gelen çekilir” diyerek çaresizliği kader belleyen bir duruma getirtilmiş. Dahası kendi sisteminin en değme kadın örneklerini de tarihin her döneminde yaratmış. Günümüze doğru geldikçe bunun ne kadar yaygınlaştığını görebiliyoruz. İşte özgürlük mücadelemiz, her şeyden önce içerilmiş kölelik olarak adlandırdığımız bu gerçekliğin bizler tarafından bilince çıkarılmasıyla başlar.

En başta egemen sistemin kadına karşı gözü karalığına rağmen, kendini güvencede hissetmediğinin ve kadına güvenmediğinin farkına varıyoruz. Üzerinden yükseldiği zemini hep ezdiği, talan ettiği, tecavüze uğrattığı için, kendini hiçbir zaman huzurlu, güvenli hissedemez. Günlük yaşamımızda yerinde durmayı bilmeyen, olmadık yerde anlamsızca asabileşen, sinir nöbetleri geçiren birçok erkeği en yakınımızdan en uzağımıza kadar çok rahatlıkla gözlemleyebiliriz. Egemenlikli zihniyetin erkek bireyde oturdukça dışa vuran yansımalarıdır. Her kadın erkekteki bu psikolojik ruh halini iyi bilir.

Sistem zihniyetinin en büyük yanılgılarından biri de kadınla emeği, dolayısıyla yaşamı arasına girdiği ve o mesafeyi büyüttüğü oranda, yani kadını köleleştirme derecesinin kendi özgürlüğüne eklendiğini sanma yanılsamasıdır. İlk adımında kadını emeğinden uzaklaştırmayı odak alan bu zihniyet, peşi sıra halkalar halinde tüm toplumsal kategorileri de emeğinden uzaklaştırmış, köleleştirmiştir. Çok uzağa gitmemize gerek yok, çünkü bu zihniyetin birikimleri üzerinden güncellik akıyor. Türkiye’de emekçinin yaşadığı ekonomik sorunlara çıkarları gerektirdiği kadar ilgi duyan devlet ve hükümet, kadının da her türlü sorununa karşı o kadar ilgilidir. Kürt sorunundan tutalım da, duygularını milliyetçilik adı altında istismar ederek failli meçhul cinayetinde kullandığı bir Türk gencinin sorununa kadar, aynı vahşi iktidarcı sistemin değişik yüzleri, parçalarıdır. Dolayısıyla emeğimizle buluşmamızın ilk adımı, karşımızda ve içimizde de yer edinmiş egemenlikli sistemi bütünlüklü tanımak, sorgulamak ve mücadelesini örgütleyebilmektir. Bu da özgürlük ideolojisiyle anlama kavuşur. Türkiye’de değişik sorunlar karşısında gündeme gelen, en son da Tekel işçilerinin haklı direnişi karşısında olduğu gibi her türlü toplumsal muhalefeti terörize etme üzerinden saldıran iktidarın bu yönlü korkusunu iyi anlıyoruz. Kadını emeğiyle buluşturmayı ve özgürleştirmeyi odak alan Kürt halkının ve kadının özgürlük mücadelesinden kaynağını alır korkusu. Korkunun sistemi iktidarın, kadının özgürlük bilinci karşısında yaşama şansı, emek bilincimiz ve eylemimizin gelişim düzeyi kadardır. Bu düzey yükseldikçe geri adım atar, hak yerini bulur.

Bu yanıyla; birçok yaşamsal kaygıyla, emeğinin hakkını ve kaderini eline almak üzere direnen Tekel emekçileri içinde olan analarımızı ve kadınlarımızı iyi anlıyoruz. Bu direnişin kadın mücadelesi, özgürlük ve emek mücadelesi açısından önemli bir mevzi, deneyim ve örgütlülük ruhu kazandırdığına inanıyoruz. Bu eylem genel anlamda işçi ve emekçilere güç verdiği, direnişte dalgalanmayı yarattığı kadar, özgün olarak kadın açısından da güç verici ve kararlaştırıcı bir etki yaratıyor. Erkek egemenlikli sistemin, kadın emeğine tecavüz ve hırsızlıktan başlayarak geliştirdiği bu krizli sisteme karşı mücadele, emekçilerin ve kadınlarımızın mücadelesiyle daha da gelişiyor, dalga dalga yayılıyor. Buradan da yola çıkarak emekçi kadınların daha örgütlü ve sistemli bir yaklaşım belirlemesi çok önem kazanmıştır. Yaşamın her alanında biz kadınlar birbirimize destek vermeli ve zincirin halkaları gibi birbirimizi tamamlamalıyız. Bu anlamda tek bir kadın yalnız kalmamalı, tek bir kadını bile bu tecavüzcü sisteme kurban vermemeli, emeğimizi çaldırtmamalıyız. Bunun için emeğe sahip çıkmak kadına sahip çıkmak, kadına sahip çıkmak da emeğe sahip çıkmaktır. Şimdi bunun zamanıdır.   

 

Nergiz Faraşin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net - www.lekolin.info

 

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.