6 Mayıs Ruhu Pkk’de Yaşıyor
Politik Analiz / 06 Mayıs 2010 Perşembe Saat 08:23
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Deniz, Yusuf ve Hüseyin’erin idam edildikleri gündür 6 Mayıs. Bu üç devrimci gencin idamının bizim özgürlük mücadelemizde de çok anlamlı yerleri vardır.

6 Mayıs hem 1972'de idam edilen Türkiyeli devrimci önderlerin şahadetinin yıldönümü, hiç de tesadüf olmayan bir şekilde önderliğimize yapılan suikast girişiminin de yıldönümüdür.

Deniz, Yusuf ve Hüseyin’erin idam edildikleri gündür 6 Mayıs. Bu üç devrimci gencin idamının bizim özgürlük mücadelemizde de çok anlamlı yerleri vardır. Bizim mücadelemizi de etkileyen ve bugüne kadar etkileri süren bir mücadelenin sembolleridir onlar. Mamak cezaevinde, Önderliğimizin bulunduğu bölümden alınıp idama götürülmüşlerdir. Önderliğimiz, bu idam gününün tüm duygularını, anılarını bugüne kadar yaşatan ve devrimci mücadelesinde örgütlülüğe ve eyleme dönüştüren bir önderlik gerçeğidir. Bu devrimcilere bağlılığın gereğinin mutlaka yapılmasını kendisi açısından bir borç bilmiştir. Bu borcun gereği olarak bu büyük devrimcilerin şahadetinden çıkardığı oldukça önemli dersler olmuş ve sonrasında PKK hareketinin gelişiminde bu derslerin oldukça büyük etkisi olmuştur.

Önder Apo’nun Türkiye devriminin baharı olarak nitelenebilecek bu devrimcilerin şahadetinden çıkardığı ilk ve en önemli ders; bu devrimcilerin idamı ile birlikte yeni bir devrimci mücadele başlatma kararlılığıdır. Önderliğimiz, Denizlerin idam edildiği gün, şu sözü vermiştir: Öyle bir hareket başlatmalıyız ki, bu devrimci gençlerin uğradığı sonla karşılaşmasın.  Öyle bir hareket başlatmalıyız ki Deniz, Yusuf ve Hüseyin’lerin başlattığı oldukça anlamlı ancak kısa sürede kesintiye uğrayan mücadele gibi olmasın. Bunun için de düşmanın istediği koşullarda değil, kendi istediğimiz koşullarda bu mücadeleyi sürdürelim. Önderliğimizin bu devrimcilerin idamından çıkardığı en temel ders bunlardır. Dolayısıyla Önderliğimizin daha sonraki mücadelesinde ve hareketimizin bugüne kadar sürmesinde Denizlere verilen bu sözün ve onların devrimci ruhunun etkisi büyük olmuştur.  Zaten Denizlerin idam sehpasındayken, devlete meydan okuması ve “Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” sloganını atması hem Önderliğimizi etkilemiştir, hem de daha sonra mücadeleye katılan Kürt gençlerini de etkileyen önemli bir söz ve duruş olmuştur. Öyle ki bu etkilenme ve çıkarılan ders PKK hareketinin ideolojik genlerinden biri haline gelmiştir. Biz bugün halkların demokratik birliği, kardeşliğini dillendirirken ya da bu çizgiyi bugüne kadar izlerken, bunda tabi Denizlere, Mahirlere verilen sözün rolü önemlidir. Biz bu çizgimizle onların özlemlerini de yerine getirmiş oluyoruz. Bu tutumumuz hem sosyalist kimliğimizin bir parçası oluyor, hem de ahlaki olarak onlara karşı sorumluluğun bir gereği oluyor.

Türkiye'deki gençlik hareketi 60'ların sonunda dünyada gelişen 68 gençlik hareketi’nin bir devamı, parçasıydı. Hatta dünyadaki 68 gençlik hareketi'nin en radikal, en devrimci, sömürüye, zulme, baskıya karşı kararlılıkla isyan eden ve halka derinden bağlı olan bir parçasıydı. Denizlerin mücadelesini böyle görmek gerekiyor. Bu devrimcileri anmak, tanımak çok önemlidir. Onlar sıradan insanlar değildir. Genç yaşamlarına çok büyük anlam kazandıran, idam sehpasına giderken bile bu yaşamın anlamını derinden duyumsayan ve onun onurunu, gururunu yaşayan insanlardır. Denizlerin mahkemedeki savunmaları şimdi kaset yapılmış ve birçok kesim tarafından dinleniliyor. Hala da dinlenildiğinde heyecan veren bir duruşu, coşkusu, kararlılığı yansıtan bir üslubun etkisini görüyoruz. Ölümü yenmiş, ona meydan okuyan bir tavırla kendi düşüncelerini ortaya koyuyor. Düşüncelerinde eksiklikler olabilir. Türkiye gerçeğini derinlikli kavradıklarını, Türkiye gerçeğine uygun bir ideolojik teorik yaklaşım gösterdiklerini tümden söylemek mümkün değildir. O yönüyle belli yanılgılar ve yanlışlar var. Ama inançlarıyla, kararlılıklarıyla her türlü eksikliği aşabilecek, her türlü eksikliğin üzerinde yerleri olan bir kişilikleri vardır. İdeolojik teorik yaklaşımlarında devleti tam çözememişlerdir. Ama Türkiye cumhuriyeti tarihinde sömürücülüğe, gericiliğe baskıya ilk büyük isyandır. Türkiye gerçeğindeki en kararlı, en inançlı isyandır. Bu isyan o kadar köklüdür ki şahadetleri, ölümleri ile Türkiye'de büyük bir devrimci mücadelenin, devrimci sürecin gelişmesini sağlamışlardır. Ölümleri Türk devleti için yaşamlarından kat kat daha büyük bir tehdit oluşturmuştur. Nitekim bir süre sonra okullarda, mahallelerde, fabrikalarda, üniversitelerde onların ruhu gezmiş, Türkiye'de gençlik hareketinin büyük boyutlara ulaştığı görülmüştür.

Onların gençliği nasıl etkilediğini çok iyi biliyoruz. Onların duruşları, duyguları bizleri de çok derinden etkiledi. Bir nevi bizim açımızdan onlar zulme, baskıya, işkenceye karşı isyan eden efsanelerdi. Kimsenin yapamayacağını başarmış insanlardı. Bizim içimizdeki ezikliği, yapamadığımız başkaldırıyı, bizim dile getiremediğimiz özlemleri en iyi biçimde onlar dile getirmişti. Onlar bu duyguları dile getirdiği için onlara sempati duyan gençler, onların duruşlarıyla verdiği özgüvenle harekete geçmiştir. Yani duruşları bile başlı başına gençliğe büyük bir özgüven vermiştir, heyecan kazandırmıştır. Yani daha sonraki gençlik hareketinin ister Türk, ister Kürt olsun, gösterdikleri militanlık, o gençlerin anasının babasının verdiği özellikler değildir. O devrimci gençlerin hem mücadele sırasında, hem de şahadete giderkenki duruşları Türkiye'de Kürdü ile Türkü ile bütün gençleri derinden etkilemiştir. Bu açıdan Türkiye ve Kürdistan'da yeni bir gençlik kuşağının yetişmesini beraberinde getirmiştir. Bunun altını kalın bir çizgiyle çizmek gerekiyor.

Onların şahadeti ile aslında 12 Mart darbesi yenilgiye uğratılmıştır. 12 Mart belki onları idam etmiştir ama o idam sehpasında yenilgiye uğrayan onlar olmamıştır. Nitekim kısa bir süre sonra 73'te seçimler olmuş, Ecevit’in partisi birinci parti olmuştur. Ecevit'in seçimlerden birinci çıkmasını sağlayan Ecevit'in öyle çok büyük sözler söylemesi, ‘Karaoğlan’ olması, şu veya bu olması değildir. O oyların alınmasında, Ecevit'in birinci olmasının arkasında Denizlerin, Mahirlerin şahadetinden sonra etkilenen devrimci gençliğin faşizme karşı duyduğu büyük öfke vardır. Gençlik ve etkilenen toplum, radikal söylem dillendiren, “ne ezen- ne ezilen, insanca, hakça düzen” diyen Ecevit'in peşinde gitmiştir. Bu söylemler gençlerin de özlemlerini dile getiriyordu. 1973 seçimlerine giderken, Ecevit'in birinci sloganı "ne ezen ne ezilen insanca hakça düzen"dir. Böyle bir sol ve halkçı bir yaklaşımı olduğundan Deniz’lerin, Mahir’lerin yarattığı gençlik tüm dinamizmiyle meydanlarda, sokaklarda her yerde CHP'ye çalışmış ve birinci parti yapmıştır. Hala 1970, 1973'lerde, 1977'lerde Ecevit'in topumda büyük bir etki yaptığı söylenir. Bu aslında Ecevit'in bu gençlerin yarattığı değerleri bir rantçı olarak kullanan fırsatçı bir lider olduğunu göstermektedir. Kesinlikle çok faydacı bir yaklaşımla, bilinçli bir biçimde Türkiye'deki bu sol eğilimi kullanmıştır.

1968 Türkiye gençlik hareketi bu kuşağın dünyadaki en radikal bir koluydu. Bu nedenle Türkiye'de militan devrimciliği tetiklemişti. O güne kadar Türkiye'de TKP, TİP gibi illegal ya da legal partiler de vardı ancak mücadele teorisi ve pratiği olarak pasifist ve de reformisttiler. Türkiye'deki rejimi sarsıntıya uğratacak bir örgütlülüğe ve siyasal yaklaşıma sahip değildiler. Küçümsememek gerekir, TİP belli yönleriyle etkili olmuştur, ama Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin içinde bulunduğu 68 kuşağı Türkiye'de solun, sosyalizmin yükselen değer haline gelmesini sağlamıştır. Gerçekten de 1960'ların sonu, 1970'lerin başında Türkiye'de sol, sosyalizm yükselen bir değerdir. Türkiye'de yükselen bu sol ve sosyalizm, dünyadaki 68 kuşağının etkisiyle Sovyetlere mesafeli, reel sosyalizme karşı kuşku duyan, onun kendi özgürlük ve demokrasi özlemlerini karşılamadığını gören bir yaklaşımla, Sovyetlere mesafeli ve eleştiren bir tutumla yaklaşmışlardır. Daha sonra bizim hareketimizin de Sovyetlere mesafeli durması, revizyonist demesi bir yönüyle de bu gençlerin o özgürlükçü, militan duruşlarındaki sorgulayıcı ya da reel sosyalizmin kendilerini tatmin etmeyen uygulamalarına karşı bir tutum, duruş olarak ortaya koymasının etkisi vardır. Bu durum daha sonra Sovyetler birliğinin Türkiye'de çeşitli gruplar tarafından daha fazla sorgulanmasını beraberinde getirmiştir.

Denizlerin en fazla irdelenmesi gereken yanı militanlığı, mücadeleye kattıkları ruhtur. Bu ruhu önemsemek gerekiyor. Yani devrimin, devrimciliğin duygu ve heyecanını hiç küçümsememek gerekir. Devrimciliği ya da militanlığı, demokrasi, özgürlük savaşçılığını sadece bazı doğruları bilen, bilimsel bilgilerle donanan insanlar olarak düşünmek, ya da sadece bilimsel bilgilerle bu işin yürüyeceğini sanmak da yanılgıdır. Zaman zaman böyle eğilimler de çıkıyor ki, doğru değil. Bilimsel bilgiler, gerçekleri, sömürüyü, zulmü, baskı gerçekliğini bütün boyutlarıyla gözler önüne serer. Bu da tabi ister istemez özgürlük ve demokrasi yanlılarının önünü görmesini, doğru yol ve politika oluşturmasını beraberinde getirir. Ama ne kadar doğru bilgiye ulaşırsanız ulaşın bir de o tespitlere uygun karşıt güçlere karşı mücadele etmek, özgürlük ve demokrasiye kilitlenmek bir heyecan, tutku ister. Bu açıdan Denizlerin duruşlarını özgürlüğe ve demokrasiye tutkunun, bunu elde etme kararlılığının sembolü olarak görmek gerekiyor. Onun için hala kasetleri elden ele dolaşıyor. Yaptıkları sözlü savunma hala etki yapıyor. Mazlum'un, Hayri'nin, Kemal'in de böyle sözleri var. Kemal de gerçekten Deniz Gezmiş gibi konuşurken etkili olan, duygusunu, heyecanını yansıtan bir yoldaşımızdı. Hatta yürüyüşüyle bile Denizlerin o mahkemede yürüyüşüne benzer bir yürüyüşün sahibiydi. Deniz yürürken bile meydan okuyan, neredeyse oradaki bütün askerleri, polisleri koluyla dağıtan, mahkeme heyeti üzerinde bir üstünlük kuran bir yaklaşımın, duruşun sahibidir. Kemal de öyleydi; konuştuğu veya yürüdüğü zaman kesinlikle karşı tarafın her türlü egemenlikçi yaklaşımlarını kırardı, o ruhu, etkiyi ortadan kaldırırdı.

Denizleri anarken, onların o inancını, bağlılığını halk ve yoldaş sevgisini çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Mahkemede de, idam sehpasına giderken de, önceden de her zaman yoldaşlar topluluğu olarak birbirine sıkı sıkıya sarılmışlardır. 1980'lerde Diyarbakır cezaevinde onlarca insan idam edilseydi,  yüzde doksan dokuz idam edilen arkadaşların hepsi Deniz Gezmiş gibi sehpaya başı dik gidip kendi sandalyesini kendisi çekecek kadar kararlıydılar. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Gerçekten Diyarbakır Cezaevi'nde hiç kimse idamı düşünmüyordu. Bu duruşta da, Denizlerin idam sehpasındaki duruşları önemlidir ve etkisi vardır. Zaten Deniz'in bir tarafının Kürt olduğu söylenir ama Hüseyin İnan Kürt genciydi. Denizlerin idamını sadece Türk gençlerinin idamı olarak görmemek lazım. Türkiye gençliği deniyor ama o dönemlerde Türkiye devrimci gençlik hareketinin en önemli militanları Kürtlerdi. Mahir'in yanında şehit düşen Hüseyin Cevahir de Dersimli bir gençtir. Hüseyin İnan Sivas'ın Gürün ilçesinin bir Kürt köyündendir. Kürtlüğünü bilen, onu inkar etmeyen biridir. Bu açıdan sadece Türkiye'deki militan ruhu değil, Kürt devrimci hareketinin de ruhunu etkilemişlerdir. Bu gençlerin Kürt olduğu bilindiğinden Kürt gençleri de etkileniyordu. Kaldı ki Kürt halkının ezilen halk gerçekliğinden dolayı özellikle de Kürt yoksul gençleri Türkiye'deki devrimci gençlik hareketlerinde yoğun biçimde yer almışlardır. Bu anlaşılır bir durumdur. Radikal bir Kürt hareketi çıkmadığı için, direnen, mücadele eden Kürt gençlerinin duygularına, özlemlerine, ezilmişliğin yarattığı öfkeye cevap vermediği için Kürt gençleri de doğal olarak o dönemde Denizlerin, Mahirlerin yarattığı hareketlerde yer almıştır. O dönemde bir kısım Kürt gençlerinin oluşturduğu DDKO gerek sınıf, gerekse bunun yansıması olarak oldukça pasif bir mücadele çizgisine sahip olduğundan yoksul, ezilmiş Kürt gençliği açısından çekici olmamıştır. 1973'lerden sonra Apocu hareket çıkar çıkmaz geçmişte Türk soluna kayan militan gençler akın akın hareketimize akmıştır.

Sosyalizme bağlı, özgür ve demokratik ülke isteyen bir anlayışla ortaya çıktığımızdan belli yönleriyle bu gençlik hareketiyle ortak eğilimler içinde olduğumuz söylenebilir. Diğer Kürt örgütlülüklerinin hepsi şöyle veya böyle DDKO ya da KDP'nin etkisinde kalmışlardır. Sadece PKK, DDKO'nun, KDP'nin ideolojik ve de siyasi etkisi ile ortaya çıkmayan tek harekettir. Önderlik bir ara İstanbul'da DDKO'ya gitmiştir ancak bu, öyle sürekliliği olan bir ilişkilenme değildir. Hem siyasal bilgiler fakültesinde, hem de girdiği cezaevinde Mahir Çayan'ın kurucusu olduğu THKP-C'ye daha yakın durmuştur. Yine bizim hareketimizin kurucularının önemli bir bölümü Türk soluna sempati duymuş veya oradan gelmiş arkadaşlardır. Böyle bir etkisi var. Hareketimizi Türkiye'deki devrimci gençlik hareketinden ve onun devrimci sonuçlarından etkilenen gençlerin kurduğu bir grup olarak değerlendirmek gerekir. Önderlik zaten defalarca, Apocu hareketin çıkışını Türkiye'deki gençlik hareketiyle, Vietnam ulusal kurtuluş hareketinin etkisiyle ilişkilendirir. Ulusal kurtuluş hareketlerinin o dönemde yükselişi ve Türkiye devrimci gençlik hareketi Apocu grubun ruhunu ve militanlığını belirleyen temel etkendir Öte yandan şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Denizlerin idamına karşı en doğru duruşu gösteren hareket de bizim hareketimiz olmuştur. Türkiye'deki diğer sol hareketler de Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin anısını pratikleştirmek istemişlerdir. Zaten onlar da esas olarak bu hareketin etkisiyle güç olmuşlardır. Ya da bunların toplumda yarattığı etkiye dayanarak kendilerini örgütlemişlerdir. Hatta en fazla onlar faydalanmıştır. Ama bu devrimci çıkış en iyi ve doğru temsilini Apocu harekette bulmuştur. Apocu hareketin kurucuları, militanları Denizlerin, Mahirlerin o heyecan ve coşkusunu hiçbir an eksiltmeden ve yere düşürmeden, o duyguyu tempoyu geriletmeden, devrime, özgürlüğe bağlılıklarını gevşetmeden, düzenle bağını kopararak onlara en iyi cevabı vermişlerdir. Apocu hareket tümüyle her şeyi özgürlük ve demokrasi mücadelesine veriyordu. Çünkü bu harekete bağlanınca okul da, aileyle ilişkiler de, düzen hayalleri de sona eriyordu. Bu yönüyle Apocu hareket o devrimci gençlerin militanlığını, ruhunu en iyi temsil eden hareket olmuştur. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Duruşuyla, yaşamıyla, ilişkileriyle, militanlığıyla bunu yapmıştır. Bugüne kadar yürüttüğü mücadele de bunun bir kanıtıdır.

Denizler daha o zamanlar Filistin'de eğitim görmüş, ülkeye gelmişler ve dağlarda gerilla savaşı yürütmek istemişlerdir. Ama bunu bugüne kadar başaran sadece PKK'dir. Etkili biçimde bunu yapan PKK'dir. Bizim dışımızda Türkiye'de, Kürdistan'da gerilla yaratan hareket yoktur. Dev-Sol ve TİKKO zaman zaman dağlara çıkıp gerilla savaşı vermek istemişlerdir,  ama şu kesindir, biz gerilla hareketi başlatmasaydık onlar hiçbir zaman dağlarda kalamazlardı. Bizim yürüttüğümüz gerilla mücadelesinin yarattığı askeri ve siyasal ortamda ayakta kalmışlardır. Bizim yarattığımız mücadele ortamı onları o dağlarda tutabilmiştir. Türkiye'deki devrimci hareketlerin ayakta kalmasının zeminini de yine mücadelemiz yaratmıştır. Aslında çok önemli güç ve imkan da verilmiştir. Fakat Türkiye'deki sol ve sosyalist hareketler bizim verdiğimiz desteği 1980'lerde ‘Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephe’sinden(FKDB-C) başlayarak bu güne kadar doğru değerlendirememişlerdir. Zaten ‘Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephe’si de Deniz'lerin, Mahir'lerin, İbrahim'lerin özlemini gerçekleştirmek için bizzat Önderliğimizin öncülüğünde ve hareketimizin yazdığı program çerçevesinde oluşturulmuştur. Ne var ki doğru cevap verilmemiştir. Doğru cevap veremedikleri için de hareketimiz kendi yolunu çizmek zorunda kalmıştır.

Devrimcileri temsil etmek, onların özlemlerini temsil etmek sadece onlara kuru kuruya bağlıyız, demekle olmaz. Onlar şöyle yiğit insanlardı, şöyle güzel ütopyaları vardı demek yetmez. Doğru bağlılık, onların özlemlerini ütopyalarını örgüte çevirmek, eyleme çevirmekle olur. Örgüte ve eyleme çevirmek de yetmez, Önderliğimizin belirttiği gibi bu örgütü ve eylemi kesintisiz ve etkili sürdürmek gerekir. Sınırlı, etkisiz kalan değil, etkili bir biçimde ve düşmanı sarsacak, halkın özlemlerini yerine getirecek düzeyde siyasal güç haline gelen bir duruma getirmek doğru bağlılığın koşuludur. Bu yönüyle de Önderliğimiz, Denizlere, Mahirlere, İbrahimlere bu şehit düşen devrimcilere, idam sehpasında can veren bu devrimcilere verdiği sözü yerine getirmiştir. Daha Mamak'tayken bu devrimcilerin anısına verdiği sözü yerine getiren tek liderdir. Ya da Mamak cezaevinde Deniz'ler idama giderken onların yakınında yaşayanlar içinde, onların anısına sonuna kadar bağlı kalan tek kişidir. Belki o dönemde orda kalanlardan daha sonra şehit düşen devrimci gençler olmuştur; fakat bir örgüt yaratarak mücadeleyi bu noktaya getiren bir başkasının da olmadığı kesindir. Bu nedenle 6 Mayıs bizim açımızdan anlamlıdır, değerlidir. Bizim değerimizdir, bizim parçamızdır. Onlarsız kendimizi tanımlayamayız. Onlarsız kendimizi ifade etmek tanımlamak inkârcılık olur. Tarihimizin köklerinin bir kesimini bilmemek olur. Kürt özgürlük mücadelesinin bu düzeyde militanca gelişmesindeki rollerini görmemezlikten gelmek olur.

Önderliğimiz her 6 Mayıs 'da yapmış olduğu çözümlemelerde mutlaka Deniz'leri anmıştır. Onların anılarını değerlendirme temelinde hem Kürt halkının devrimci görevlerini, hem de Türkiye halkının devrimci görevlerini hatırlatmıştır. Her 6 Mayıs'ta Türkiye halkına, halkların birliği çerçevesinde mücadele etme, Türkiye'yi demokrasiye kavuşturma, Kürdistan'ı özgürleştirme çağrısını yapmıştır. Bunlar belgelidir. Bunları hiç kimse inkâr edemez. Önderliğimiz her zaman bu duygularını dile getirmiş ve gereklerini yerine getirmeye çalışmıştır. Özellikle Türkiye'de şovenizmin yükseltildiği, Türkiye halkının Kürt halkı üzerine sürülmek istendiği, hatta yeni şovenist örgütlenmelerle Kürt'lerin soykırıma tabii tutulmasının gündemde olduğu bir dönemde, tabi ki yine de biz Deniz'lerin, Hüseyin'lerin, Yusuf'ların halkların kardeşliği özleminin, şovenizmden daha üstün geleceğini, mücadelemizle Türkiye'de ki bu şovenizmin kırılacağına inanıyoruz. Bizim şovenizmi kırma mücadelemiz, aynı zaman da Deniz'lerin halkların kardeşliğini gerçekleştirme mücadelesidir. Denizlerin Türk halkına verdiği "Kürt halkıyla kardeş olun" mesajının, mücadelemizle gerçekleştirilmek istenmesi söz konusudur. Bu günlerde,  hem Kürdistan'da hem Türkiye'de Deniz'lerin bu özlemini anmak çok değerlidir. Bunları anarak şovenizme karşı halkların duruşunu gerçekleştirmek çok çok önemlidir.

Bu gün Türkiye'de çeşitli televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde mutlaka Deniz'leri anan yazılar ve programlar yer alacaktır. Bunların çok pişkince bir iki yüzlülük olduğu açıktır. Onların sözleri ortadadır. İdam sehpasındaki özlemleri, Kürt ve Türk halkının kardeşliğidir. Sen Kürt'leri inkar edeceksin, yok etmeye çalışacaksın, ama Deniz'leri de anma iki yüzlülüğü göstereceksin. Denizleri idam ettiren ordu bile onları şimdi yurtsever gençler olarak görüyor. Hatta ve öyle ki, ünlü faşist Hüseyin Üzülmez bile, “ben aslında o zaman onları seviyordum, elimde imkan olsa onları kaçırırdım” diyerek o büyük devrimcilerin amaçlarını, inançlarını saptırıp çarpıtarak sistem içi bir derekeye düşürmeye çalışmaktadır. Bunlar Denizlere en büyük saygısızlıktır. Onlar eğer Türkiye'de şovenizmin bu kadar geliştiğini görseydi bizden daha fazla Türkiye'deki bu gericiliğe karşı bir duruş gösterirlerdi. Çünkü yaşamları, tutumları, duruşları öyledir. Zaten bu mücadeleyi de Kürtlerle birlikte yapmaktadırlar. THKO'nun militanlarının önemli bölümü Kürt'tür. Bu nedenle bunlar kesinlikle kabul edemeyeceğimiz, teşhir edilmesi gereken tutumlardır. Denizleri böyle ele almayı onlara yapılmış en büyük saldırı olarak görmeliyiz. Tabii ki onlar anti-Amerikancıydılar, İşbirlikçiliğe karşıydılar, çünkü onların ruhunda, duygusunda işbirlikçilik yoktu. Onlar tepeden tırnağa kadar özgür ve bağımsız duruşun abideleridirler. Onun için istinasız her türlü baskı, bağımlılık ve zulme karşıdırlar. Ama Türkiye gerçekliği söz konusu olduğu zaman bugün hala en büyük baskı ve zülüm Kürtler üzerinde uygulanmaktadır. Bu yönüyle Denizlerin ruhu, onların duruşu her şeyden önce de kendi ülkesi içindeki Kürtlere karşı uygulanan baskıya karşı bir duruş olurdu. Tabii ki ABD'nin, AB'nin şu anki politikalarını kabul etmezlerdi. Reddederlerdi. Türkiye'nin daha bağımsız, daha özgür bir duruş içinde olmasını savunurlardı. Bunun yanında, Türkiye'nin demokratikleşmesini, Kürdistan'ın özgürlüğünü sonuna kadar savunurlardı.

Türkiye'de 70'lerde Denizlerin ruhu ile büyük bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi başladı. Türkiye'deki sol da önemli mücadeleler yürüttü, birçok şehit de verdi. Ama bugün gelinen aşamada ne yazık ki Denizlerin özlemlerine uygun olmayan bir Türkiye gerçeği var. Bunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Denizlere, Hüseyinlere, Yusuflara bağlılık saptırıldığı için onlara gerçek ve militan bağlılık gerçekleşemiyor. Ya da çok fanatikçe ama doğru stratejik ve taktik belirlemeyen, sürekliliği olan bir mücadele örgütü ortaya çıkarmayan bazı küçük gruplar var. Bunun dışında Denizlerin özlemlerini gerçekleştirecek bir örgüt ve eylem gerçeğinden söz etmek mümkün değildir. Bu da bizim açımızdan gerçekten acı verici bir durumdur. Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin ve binlerce yiğit devrimcinin yetiştiği Türkiye toprağı böyle olmamalıydı. Onların, o büyük devrimcilerin kendileri kadar büyük ve anlamlı hayalleri ve idealleri bu şekilde marjinalleşmeyi hak etmiyor. Denizlerin anılarının bile daha sonraları nasıl bir gerçeklik ortaya çıkardığını biliyoruz. Gene yaratılabilir. Ama bunun koşulu duyguda, düşüncede sistemden kopmaktır. Bugün Türkiye'deki sol hareket, duyguda, düşüncede sistemden kopmamıştır. Yaşam anlayışında sistemden kopmamıştır. "Yavuklu yerine mavzere sarıldık" söyleminde olduğu gibi Denizlerin genç yaşta bütün yaşamlarını veren, kendini adayan bir duruş yoktur. Şu açıktır ki Türkiye'de devrimcilik yapmak kolay değildir. Hata onurlu ilkeli, demokratik bir duruş bile ortaya koymak kolay değildir. Nasıl ki Kürdistan'da devrimcilik Latin Amerika, Uzakdoğu ve Afrika'daki gibi bir devrimcilik değilse Türkiye'deki de öyle olmak durumundadır.

Başka yerdeki devrimcilikle Kürdistan'da mücadele yürütülemez. Dünya dengeleri burada kuruluyor, üçüncü dünya savaşı burada gerçekleşiyor. Dünyanın en eski devletleri ve en etkin sömürgeci güçleri buradadır diyorsanız, tabi buna uygun bir militan duruşun da gerçekleşmesi gerekiyor. Kürdistan'da da, Türkiye'de de devrimcilik ancak böyle yürür. Çünkü Türkiye ABD ile AB'nin kullandığı bir güçtür. İsrail'in kullandığı bir güçtür. Kendi sistemlerinin dışına çıkmasını istemiyorlar. İslam dedikleri Ortadoğu açısından kullanılacak bir güç olarak görüyorlar. Onların halkların eşitliği, özgürlüğü, kardeşliği için bir düşünceleri olamaz. Ya da devletçi İslam'ın gericiliğini ortadan kaldırma gibi bir hedef ve kaygılarının olduğunu da sanmamak lazım. Ortadoğu'da hakimiyetleri için kullanmak istedikleri bir Türkiye yaratmak istemektedirler. Türkiye batı dünyası için önemli bir ülkedir, çünkü yüz elli yıldır, Batı değerlerinin denetimine girmiştir. 1830 Gülhane Hattı Hümayun'undan bu yana Batı değerleriyle haşir neşirdir. Türkiye'de belki türban giyimi ve geleneksellikte bir artma var; ama ordusuyla, ekonomisiyle, sosyal yaşamıyla, kültürüyle aslında Batı'nın parçasıdır. Ortadoğu, batı için çok önemli olduğundan Türkiye'nin kontrol dışına çıkmasını istemez. En önemlisi de Türkiye'deki inkarcı sömürgecilik, Kürtleri fiziki dahil her yolla, her biçimde yok etmek istemektedir.  Dolaysıyla böyle bir ülkede mücadele etmek, sıradan yaklaşımlarla olamaz. Türkiye'de Denizlerin, Mahirlerin özlemleri olan Kürtlerle kardeşlik yapmadan, Kürt sorununda doğru çözüm gerçekleşmeden Türkiye'de devrimci hareket gelişemez. Nitekim Kürt sorununun demokratik temelde çözümüne sahip çıkacak bir siyasi hareket ortaya çıkmadığından, Türkiye'de her şey tıkanmış ve karmakarışık hale gelmiştir. 

Böyle bir boşluktan dolayı önümüzdeki dönemde artık demokratik birlik çizgisi diyemiyoruz. Demokratik siyaset yürütüp, demokratik mücadele vererek Kürt sorununu çözme yaklaşımımızı artık sürdüremiyoruz. Denizlerin özlemlerine sonuna kadar bağlı olduk. Boynumuz koparılacak aşamaya gelene kadar sabırla çözüm niyeti, ortak çıkar düşüncesiyle bekledik.  Son ana kadar da bu umudumuzu yitirmedik. Ama görüldüğü gibi soykırımla karşı karşıya getirilmek isteniyoruz. Bu nedenle de yakın zamanda yeni bir yaklaşımla Türkiye'ye karşı mücadele vereceğiz. Biz artık esas olarak Kürdistan halkının özgürlüğünü gerçekleştirmek için mücadele vereceğiz. Tabi yine Türkiye'nin demokratik güçleriyle ilişkide oluruz; ama esas olarak kendi gücümüze dayanarak kendi demokratik sistemimizi gerçekleştirme mücadelesi yürüteceğiz. Bu tutumumuz,  Denizlerin özlemlerine ters bir yaklaşım değildir. Aksine onlar özgürlükçüydü, her türlü zulme başkaldıran bir duruşları vardı, bu yönüyle Türkiye'nin inkar’da ısrar ederek her türlü özgür ve demokratik birlik yaklaşımlarımıza cevap vermemesi karşısında, onlar da bu oyuna gelmez, direnirlerdi. Kürtler tabii ki inkarcı sisteme karşı hiç tereddüt etmeden özgürlük mücadelesi yürütecektir.

Denizlerin idamından bu yana onlarca yıl geçti. Zaman sosyalizmin teori ve pratiğinde önemli eksikliklerin var olduğunu gösterdi. Paradigmatik yetersizlikleri ortaya çıktı. Hareketimiz bunları yeniliyor, değiştiriyor. Yeni bir sosyalist paradigmayla Denizlerin ve sosyalizm özlemi taşıyan tüm insanlığın özlemlerini gerçekleştirmeye çalışıyor.  Sosyalizme, özgür ve eşit dünyaya büyük bağlılık var. Bu özlemlerin ortada kalmaması için, marjinalleşmeden ya da sadece söylem devrimciliği yapmadan kapitalist sistemden kopan bir sosyalist yaklaşımla onların sistemine meydan okumasını bu gün kendi şahsımızda gerçekleştiriyoruz. Sistemin her türlü değerinden koparak, mezhepleşmeden, sistemin yedeğine düşmeden binlerce yıldır özgürlük, eşitlik, adalet ve demokrasi isteyenlerin umudunu gerçekleştirmek istiyoruz. Bizim yeni paradigmamız tamamen onların duruşunun ideolojikleştirilmesidir, onların sistemden kopma yaklaşımının sisteme karşı meydan okumasının teorik olarak ortaya çıkarılmasıdır. Bu yönüyle bizim ideolojik teorik duruşumuz bütün özgürlük ve demokrasi savaşımı verenlerin özlemlerine olduğu gibi, Denizlerin de özlemlerine cevap verir niteliktedir. Bugün bizim Önderliğimiz de cezaevindedir, baskı altındadır. Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin özlemlerini yeni bir duruşla yürütmeye çalışmaktadır. Önderliğimiz bir defa idam edilmekle değil de, her günü idama bedel bir baskı ve zülüm karşısında, kendi duygu ve düşüncelerini korumakta ve Denizlerin, Mahirlerin özlemlerini gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Önderliğimizin duruşu, bu yönüyle Denizlerin idam sehpasındaki duruşunun bir parçasıdır, onların duruşunun daha da etkili ve gelişmiş biçimidir. Gerçekten de şu anda o hücrede o biçimde yaşamak kadar zor bir şey yoktur. En zor koşullarda cezaevinde kalanlar Önderliğimize uygulananların ne anlama geldiğini bilir. Diyarbakır cezaevinde bile tutsaklar çevresini ve arkadaşlarını görür, bundan moral alırlardı. Yoldaşlar ve örgüt gerçeği, bir devrimci için büyük bir güç kaynağıdır. Önderliğimizi idam edemiyorlar ama ölümlerden ölüm beğen biçiminde bir yaklaşımla İmralı zulüm sistemini Önderliğimiz üzerinde uyguluyorlar.

6 Mayıs'ın anısına hareketimiz ve Önderliğimiz tarafından bugüne kadar gereken değer verilmiş ve gerekleri yerine getirilmiştir. Getirilmeye devam etmektedir. Bugün zaman zaman söylediğimiz militan ruh, adanmışlık, sistemden kopma, örgüt yaratma, güçlü eylem yaratma, militanlık ortaya çıkarma ve bunların çabasını en üst düzeyde verme, bu büyük devrimcilerin anısına bağlılığın bir gereğidir. Başka türlü özgürlük mücadelesinin yürümeyeceğini bildiğimiz gibi başka türlü ne Deniz’lere, ne Mahir’lere, ne Marks, ne Engels'e layık olabiliriz. Başka türlü ne binlerce yıldır çöllerde, dağlarda, kuytularda, ne de Kürt isyanlarında baskıya karşı direnen insanların özlemlerine cevap verilebilir. Ancak PKK gerçekliğinde ortaya çıkan böyle bir militanlıkla bu özlemlere, mücadelelere karşılık verilebilir. 6 Mayıs'ı bu açıdan her şeyden önce bir militanlık günü, halka bağlılığı hatırlama, bireycilikten, bencillikten uzaklaşma, halkını ve toplumunu düşünmenin günü olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu şehitleri böyle ele almak gerekir.

Biz Mayıs ayını, aynı zamanda şehitler ayı olarak da değerlendiriyoruz. Bu ayda Deniz’ler dışında İbrahim Kaypakkayalar, Haki’ler, Halil Çavgun’lar, Karasungur’lar, diğer şehitler de var. Bu ayın şehitler ayı olarak kabul edilmesinde, Denizlerin idam edilmesinin de önemli bir etkisi olmuştur. Bunun için bugünü şehitlere bağlılık, onları anlama, kavrama, nasıl bir örgüt ve eylem gerektiriyor, bunların üzerinde yoğunlaşma ve onları da aşan onlardan da daha ileride bir devrimcilik ortaya çıkarma sorumluluğumuz var. Onların ilerisinde olmamız gerekiyor, onlardan daha ileride duygulara sahip olmamız gerekiyor. İnsanlık mücadelesi değerlere değer katmaktır. Güzel değerleri daha büyütmektir. Bu yaşam diyalektiği karşısında onlara sahiplik etmenin, onları yaşatmanın da olmazsa olmazıdır. Yoksa beş yüz yıl önceki birinin duygularının aynısını yaşayamayız. Daha da anlamlı zengin kılmamız gerekiyor. Bu açıdan şehitlere bağlılık bütün şehitlerde olan değerleri anlayıp onları kendimizde sentezlememizle mümkündür. Bütün Mayıs ayı şehitlerini hatırlayarak, onlarda ne varsa alıp her bakımdan beslenmemiz gerekiyor. Onun için önderliğimiz “PKK şehitler partisidir” dedi. PKK gerçekten en güzel değerleri kendisinde somutlaştıran bir harekettir. Hiçbir çirkinliği kendisine layık görmüyor. Şehitlerin en değerli yanlarını alıyor. Çünkü onlar en güzel şeyler için şehit düştü. Zayıflıkları olsa bile onları yenerek, güçlü yanlarını öne çıkararak yaşamlarını ortaya koymuşlardır. Zayıflıkları onlarda başarılı olsaydı şehit düşmezlerdi.  Herkesin eksikliği ve güçlü yanları vardır. Onlarda güçlü yanlar hakim olmuş, özgürlük ve halk için yaşamlarını vermişlerdir. Bu açıdan tabii ki değer, özgürlük, parti deyince onların bütün özlemlerini anlayarak kendimizde somutlaştırmamız gerekir.

Denizler, hala Türkiye'de bir efsanedirler. Türkiye'de her zaman Denizlerin rolü olacaktır, onları unutturamazlar. Denizlerin ruhunu ortadan kaldırmak mümkün değildir. Onlar sürekli yaşamın içindedirler, çünkü yaşamın bir değeri olmuşlardır. Toplumun değer yargılarının bir parçası olmuşlardır. Onları idam edenleri kimse bilmez ama onlar artık Türkiye toplumunun bir özlemi ve idealidir. Nasıl ki şeyh Bedrettin hala anılıyorsa, Denizler daha özgürlükçü ve demokratik duruşlarıyla daha fazla unutulmazlar arasına girecekleridir.  1970 devrimciliği Türkiye demokratik kültürünün bir parçası haline gelmiştir. Sadece Türkiye'nin değil Ortadoğu halklarının direniş ve demokrasi kültürünün bir parçasıdır. Zaten Deniz de, Hüseyin de Filistin'de eğitim görmüştür. Bu yönüyle daha baştan özgürlükçü olan, milliyetçi olmayan, halkların kardeşliği kültürü içinde yetişen bir yaklaşımları olmuştur.

Bir 6 Mayıs gününde Denizlere hareketimize yaptıkları katkılarından dolayı minnet ve borç duygularımızı belirtiyoruz. PKK militanlığında onların katkısı vardır. Bir Ortadoğu direniş hareketi olarak bu direnişçilikte Kerbela'nın da, Mazdek’lerin de, Hürremi’lerin de, Filistin direnişinin de katkısı vardır. Öte yandan Kürtlerin tarih boyu zulme ve baskıya karşı direnişçi duruşları vardır. Dağlara çekilerek teslim olmamaları vardır. Bu gerçekler ışığında militan ruhumuzun evrenselliğini de görebiliyoruz. Bunları kendimizde somutlaştırmaya çalışıyoruz. Bütün insanlığın en güzel değerlerini somutlaştırmaya çalışıyoruz. Denizler kaldı ki bizden uzak değil bizim coğrafyanın parçasıdır, Kürdistanlıdır, Hüseyin İnan Kürdistanlıdır. Bu dönemdeki birçok şehit de Kürdistanlıdır. Kürdistan kültüründen beslenmişlerdir. Kürdün değerlerinden beslenmişlerdir. Bu yönüyle hem onlardan beslenen, hem de ona değerler veren ülkenin çocukları olarak bundan sonraki mücadelemizde de onları yaşatmayı esas alacağız. Bu yönüyle hem Türkiye'deki, hem de Ortadoğu'daki şovenizme karşı mücadelede onları bayrak edineceğiz. Sosyalist kimliğimizi koruyarak, milliyetçi eğilimlere kaymayarak, onlara karşı görevlerimizi yerine getireceğiz. Bu temelde onları bir daha saygıyla anıyoruz; Önderlik, halk ve hareket olarak onlara bugüne kadar gereken bağlılığı gösterdik, gereklerini yerine getirdik. Bundan sonra da 6 Mayıs şehitlerine bağlılığın bir gereği olarak özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini yükselteceğimizin sözünü veriyoruz.

 

Duran Kalkan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.