Öcalan'dan 'Orta Şiddette Savaş' Uyarısı!
Umudun Zaferi / 02 Mayıs 2010 Pazar Saat 09:27
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Öcalan, “Önümüzdeki haftalar kritik. Eğer demokratik siyasetin önü açılmazsa bundan herkes zarar görür. Bunu söylüyorum, sonra Apo söylemedi demesinler.

Öcalan, “Önümüzdeki haftalar kritik. Eğer demokratik siyasetin önü açılmazsa bundan herkes zarar görür. Bunu söylüyorum, sonra Apo söylemedi demesinler. İşte çözüm gelişmezse orta şiddette savaştan bahsediliyor. Binlerce kişi gözaltına alınabilir hatta tutuklanabilir. Halkımız da tedbirlerini almalıdır” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre görüşmede belediyeleri değerlendiren Öcalan, “Halk belediyeciliğini geliştirmek önemlidir. Daha önce de buna ilişkin değerlendirmelerim olmuştu. Para, maddi sıkıntılar bahane olmamalıdır, önemli olan irade ve örgütlenmedir, halkla birlikte çok şey yapılabilir.” dedi.

Sağlık sorunlarına da değinen Öcalan, “Sağlık sorunlarım eskisi gibi devam ediyor. Nefes alma sorunlarım devam ediyor, bu yeni c.evinde kaldığım yer çukur özelliği taşıdığından eski c.evine göre daha da olumsuz etkileniyorum. Son zamanlarda belimde tutulma oluyor. Odadaki cereyandan mı kaynaklanıyor, başka bir şey mi bilemiyorum. Oturup kalkarken zorlanmalar, tutulmalar oluyor. Gözlerimde kızarıklıklar oluyor. Bazen ışığa bakmakta zorlanıyorum.” dedi. Öcalan, şöyle devam etti:

 

TÜRKİYE DEMOKRATLIĞI BAŞARILAMADI

“Demokratik anayasa isteğimizi tekrar belirtiyorum. Bu husus anlaşılmalıdır. Anayasa’da yapılan değişiklikler demokratik bir anayasa için değildir. 12 Eylül anayasasının ruhu ve özüne dokunulmuyor. İşte görülüyor; 12 Eylül darbecilerine yargı yolu açılması için zamanaşımının kaldırılması yönündeki önergeyi kabul etmediler! Yine çocuklarla ilgili yeni düzenlemeleri yapmadılar! Kimse haddini aşmamalıdır. Ne demek CHP ve MHP ile aynı paralele düşmek? Böyle şey olur mu? MHP-CHP çizgisiyle en fazla mücadele edenin biz olduğu bilinmiyor mu? Bu saçmalıktır. MHP ve CHP ile bu konuda bir görüşmemiz, diyalogumuz mu oldu ki! Böyle basitlik olmaz. Böyle mi Kürt haklarını savunacaklar, böyle mi siyaset yapacaklar! Siyasette ilkeli tavır çok önemlidir. İlkeli olunmazsa kuyrukçuluk olur. Sosyal bilimlerde bir olayı değerlendirirken anlık, günlük düşünülmez, uzun vadeli on yıllık ve daha uzun süreler düşünülür. Bunun bilimsel boyutu budur. Yemin töreninden hemen sonra Türkiye demokratlığı yapın dedim. Türkiye demokratlığı Kürtlerin haklarını savunmama anlamına gelmez. Kürtlerin haklarını da bu çerçevede savunun dedim. Kürt milliyetçiliği yaparsanız ters teper, sizi boğar dedim. Yapamadılar. Anlamlı bir demokratik birlik oluşturulamadı. Tabi bunda diğer sol grupların da payı olduğunu iyi biliyorum ama sonuçta sizin başarmanız gerekiyordu.”

 

AKP’NİN NE OLACAĞI BELLİ DEĞİL

“Bana göre hala Türkiye’de demokrasi temelli, sınıf temelli, emek temelli siyaset yapmanın imkânları var, geniştir. Siyaseti genişletemediniz, dar kaldınız. Türkiye demokratlığını ve bunu başarsaydınız oy oranınız yüzde onlara ulaşırdı hatta geçerdi. Bunu başaramadınız. Oy oranınız niye hala beşlerde altılarda kalıyor, bunu ciddiyetle değerlendirmeniz gerekiyor. Demokratik siyaseti başarıyla uygulamak için defalarca söyledim Siyaset Akademileri oluşturun dedim ama hala belirttiğim tarzda oluşturulmadı. Ahmet Türk’e atılan yumruğun kimler tarafından ve hangi amaçla yapıldığı iyi bilinmelidir, iyi çözülmelidir. Bunlar organizelidir, sistemlidir. Böyle yumrukla filan korkutarak sindirmeye, kendilerine bağlamaya çalışıyorlar. Bu anayasa meselesinde de halka gidilebilir, bol bol halk toplantıları, bölge toplantıları yapılabilir. Halk doğrusunu bulur.Ortada iki oligarşik gücün-blokun çatışması var. Bu çatışmaya biz taraf olamayız. Zaman zaman AKP’yi çözmeye çalışıyorum, hala karanlıkta kalan yönleri var ama güncel gelişmelere göre de bazı sonuçlara ulaşıyorum. AKP’nin ne olacağı aslında henüz tam olarak belli değil, AKP de kendini henüz net olarak tanımlamış değil. Bir partiden ziyade bir bloktur AKP. AKP bütün bu olan biten içinde bir aktör değil bir figürdür. Oluşmasında klasik İngiliz hakimiyetinin etkisinin olduğu açıktır. Aynı zamanda ABD’nin de etkisi var, İsrail’de de Ehud Barakların etkisi var. Bir taraftan Suudi sermayesinin desteği var. İran zanedersem daha çok Saadet Partisi ve Hizbullah üzerinden müdahil oluyor. Geçmişten, tarihten beri İslami harekette bu iki etki var; birincisi Suudi etkisi diğeri İran etkisi. Türkiye’de de bu iki eğilim etkili oluyor.”

 

BÜYÜK PARALAR DÖNDÜ

“Biliniyor; bir süre önce Güney Kürdistan’da Demokratik Çözüm Partisi seçimlere sokulmadığı halde Kürdistan İslam Partisi seçimlere girdi ve birkaç milletvekilliği de aldı. AKP’nin de bunlarla irtibatlı olduğunu düşünüyorum. Benzer bir süreci Türkiye’de de cemaatler üzerinden denemek istiyorlar. Bazı Kürtleri de yanlarına almışlar, AKP içinde buna destek veren Kürtler var. PKK içinde de bunu denediler. İşte Osman-Botanlar, o zaman çıkıp söylemediler mi işte “biz muhafazakar demokrat Kürdüz” diye. İşte aynı oyunun parçası. AKP de o zaman bunlara bizim tasfiyemiz yönünde yol verdi. Büyük paralar döndü. Bunlara, “ne ihtiyacınız varsa karşılarız, siz devam edin, biz size Silopi kapısını ardına kadar açarız” dediler. Bu tasfiye sürecine Talabani’yi de katmak istediler. Halen bu arayışları devam ediyor ama Güney’deki halkımızın buna destek vereceğini zannetmiyorum. Sekiz yıllık AKP pratiğinden anladığım sonuç şu: AKP tüm bu bileşenlerle birlikte politik Kürt hareketini tasfiye etmek istiyor, bu husus kesindir.”

 

HALK DAĞDA MI YAŞAYACAK?

“Ayşe Hür’ün de iki gün önce benzer bir değerlendirmesi vardı; “İlk başlarda AKP’nin sorunu çözeceğine dair bir umut yarattığını ama geldiğimiz aşamada politik Kürt hareketini tasfiye ederek Kürtleri kendisine bağlamak, kendi Kürdünü yaratmak istediği anlaşılıyor” diyordu. Evet, bu tespit doğru bir tespittir. AKP siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik tüm boyutlarıyla bu tasfiye politikasını hayata geçirmeye çalışıyor. Örneğin son bir yıl içinde 1500 BDP li tutuklandı. Bu tutuklananlar arasında kadınlar, çocuklar var. Bu kadar kadın, çocuk, siyasetçi ve BDP kadroları cezaevindeyken nasıl siyaset yapılacak? 400’den fazla çocuk, yüzden fazla kadın cezaevindedir. Yüzde onluk barajın tek amacı BDP yi parlementoya koymamaktır. Siyasi partilere hazine yardımını bile sırf BDP ye yaramasın diye değiştirmiyorlar. Yine bölgede yapılan ve yapılacak barajlar var. Şırnak’ta 12 baraj yapıyorlar. Ilısu barajı var. Bunların amacı ekonomik değildir. Ilısu barajı 190 köyü su altında bırakacak. Doğa soykırımıdır bu. Bunları niye yapıyorlar? Hem askeri yönü var, gerillaya dönük yönü var hem de kültürel yönü var; tarihi dokuyu ortadan kaldırmayı amaçlıyorlar. Bu baraj yapımlarının sosyal yönü de vardır; vadileri insansızlaştırmak, yaşam alanından koparmak istiyorlar, peki soruyorum; halk dağda mı yaşayacak?”

 

AKP’YE DESTEK VERİLEMEZ

“Bu koşullarda AKP’ye destek verilemez. AKP samimi değil, dokuz günde birçok anayasa maddesini değiştirebilen bir parti bu yasal düzenlemeleri kolaylıkla yapabilir, isteseler yapabilirler. Tüm bunlar görülmeden AKP’yi desteklemek kuyrukçuluktur, kendini inkar etmektir. Kendini inkar etmek de ahlaksızlıktır. Bu koşullarda BDP evet derse siyaseten kendisini bitirir, kendisine olan saygısını azaltır. AKP’yi desteklemek siyaseten çok zarar verir, bunu halka da anlatamazlar, dönüşü zor bir yoldur. Anayasa değişikliklerin daha ikinci turu var, referandum var. Demokratik bir anayasa, demokratik siyaset anlayışımız temelinde MHP ve CHP ile bile görüşülebilir.”

 

ERGENEKON’DA BİLE BUNLAR YAŞANMADI

“1999’da ben buradan yeni bir süreç başlatmak istedim. Yalman-Kıvrıkoğlu çizgisi biraz farklı bir çizgiydi. Yalman “aslında biz Apo’yu yanlış anladık” diyordu. O dönemde Ecevit vardı. Ecevit dürüsttü ama tasfiye edildi. Ben AKP’ye de çeşitli defalar şans tanıdım ama olmadı, hiç bir şey çıkmadı. Sonuçta bugüne geldik. İşte yol haritasını vermiyorlar, beni bu çukura koydular, DTP’yi kapattılar, işte yasaklar getirdiler, operasyonlar yaptılar, yapıyorlar, binlerce arkadaşımız cezaevinde. Şimdi soruyorum; bütün bunlar o AKP’nin tasfiye ettiği söylenen Ergenekon’un hakim olduğu dönemde bile bu düzeyde yaşandı mı? Hayır yaşanmadı. İkisinin de tasfiye amacı var ama AKP daha tehlikeli geliyor. İşte AKP bugünlerde Dalan’ı Başbakan yapmak isteyen blokla çatıştı. İki blok çatışıyor derken bunu kastediyorum. Dalan şimdi Avrupalar’da geziyor. Onlar da ABD’ye dayalı ama ABD’nin desteğini şu an AKP almış durumda. İkisinin de ipleri ABD’nin elinde, ABD ile işbirliği konusunda yarışıyorlar. İki blok, iki hegemonik güç çatışıyor ama Kürtlerin tasfiyesi konusunda uzlaşıyorlar. ABD şu an AKP’yi destekliyor ama bu her zaman böyle olacak anlamına gelmiyor. AKP’nin ne olacağı belli değil derken bunu kastediyorum. Tabi Ecevit farklıydı o biraz daha ABD’den farklı bir politika uygulamak istedi ancak onu da tasfiye ettiler.”

 

ÖNÜMÜZDEKİ HAFTALAR KRİTİK

“Bu vesileyle her kesime sesleniyorum; sorunun çözümünde herşey bana yükleniyor. Herşey benim sırtıma yükleniyor. Ben gereken herşeyi söyledim, koşullarım ortadadır, daha benden ne beklenebilir ki! Herkes kendi kararlarını kendileri verebilmeli ve yürütebilmelidir. Benim burada yaşam garantim yok. Bu gerçeklik bilinerek hareket edilmelidir. Önümüzdeki haftalar kritik. Daha önce üçüncü dönemin kapandığını söylemiştim, Devleti bu konuda ciddiyete davet ediyorum. Burada Sayın Başbakan’a da sesleniyorum. Gücü mü yetmiyor, güç mü getiremiyor, iradesi mi yok bilemiyorum. Eğer demokratik siyasetin önü açılmazsa bundan herkes zarar görür. Bunu söylüyorum, sonra Apo söylemedi demesinler. İşte çözüm gelişmezse orta şiddette savaştan bahsediliyor. Orta-şiddette savaş gelişirse binlerce kişi gözaltına alınabilir hatta tutuklanabilir. Halkımız da şimdiden tedbirlerini almalıdır. Ben buradan en yakın tehlikelere işaret ediyorum. Ben buradan kimseye talimat vermiyorum, veremem de, bunu ahlaki de bulmuyorum. Demokratik çözüm ve barış için çok çaba harcadım. Ama şimdi farklı bir noktadayız. Çok çabaladım hala da çabalıyorum. Ben burada ancak çözüm ve diyalog için demokratik siyaset çerçevesinde kendi görüşlerimi söyleyebilirim. Daha fazlası bu koşullarda doğru olmaz. Herkes kendi kararlarını kendisi vermelidir.”

 

SİİRT’TE YAŞANANLAR VAHŞETTİR

“Siirt’te yaşananlar tam bir vahşettir. Bölgede yatılı okullarda on bin dolayında Kürt çocukları var. Yatılı bölge okullarında çocukların anadili yasaklanıyor. Onları anne babalarından kopararak, anadilinden kopararak tam bir asimilasyona tabi tutuyorlar. Bu, bir soykırımdır. Soykırım, bir topluluğun diğer bir topluluğu fiziksel, kültürel-dilsel ve sosyolojik olarak yok etmesidir. Yatılı bölge okullarında çocukların anadilleri unuttturulup başka bir dil öğretiliyor. Bu, apaçık kültürel bir soykırımdır. BM sözleşmelerinde de tanımı bu şekilde yapılmıştır. Bana göre bu olayların devlet tarafından yapıldığı bellidir. AKP de bunların üzerini kapatmak istiyor. Ama benim asıl öfkelendiğim, Kürtlerin bu vahşete neden daha fazla ses çıkarmadığıdır. Bu konuda kıyametin kopartılması gerekmektedir. Bu Kürt çocukları şahsında tecavüze uğrayan bütün Kürtlerin kardeşleri, eşleri, anneleridir. Toplumsal onur ve toplumsal sorumluluk anlamında bunu söylüyorum.”

 

KÜRT KÜLTÜRÜ AŞAĞILANIYOR

“Siirt’te bir mahalle muhtarı Vali’ye dilekçe vererek bazı okullarda fuhuş yapıldığından şikayet ettiğinde Vali; “çocuklar taş atacaklarına fuhuş yapsınlar” cevabını vermiş. İşte Vali’nin bu sözü manşete çıkacak bir sözdür. Bunun devlet politikası olduğu gayet açıktır. Devletin yıllardır bölgede uyguladığı özel savaş taktiklerinden biridir. Bu olaylarla birlikte Kürtlük ve Kürt kültürü aşağılanmak isteniyor. Halkımız namus konusunda hassastır. Bu hassasiyetleriyle oynanmak isteniyor. Kürtlerin direncini kırmak, Kürt kültürünü aşağılamak için medya üzerinden bunu iyi yapıyorlar, bu sistematik bir şeydir. Zaten olayda da izlediğim kadarıyla Müdür yardımcısı, bazı asker ve polisler de yer alıyor. Hükümet örtbas etmeye çalışıyor ama bütün bunlar teşhir edilmelidir, açığa çıkartılmalıdır.”

 

HAKPAR VE KADEP DTK’YE KATILABİLİR

“Diyarbakır’da yapılan Kürt Ulusal Kadın Konferansı’na katılımları olumlu buluyorum. Gelecek konferansın Güney’de yapılması önerisini de olumlu buluyorum. Daha önce önerdiğim Kürt Demokratik Ulus Kongresi de benzer bir şekilde Güney’de toplanabilir, Erbil veya başka bir yerde olabilir. Daha önce belirttiğim beş teorik dört pratik önerme çerçevesinde bir kongre olabilir.Bu bağlamda, HAK-PAR ve KADEP ile görüşmeler yapılabilir. Zaten DTK bünyesi farklı partilerin, kesimlerin, grupların bir araya gelmesine müsaittir. HAK-PAR ve KADEP DTK bünyesinde yer alabilir.”

 

1 MAYIS’I KUTLUYORUM

“1 Mayıs kutlamaları vesilesiyle şunları belirtebilirim; Benim sosyalizm konusundaki düşüncelerim biliniyor, bu konudaki düşüncelerimi sürekli geliştiriyorum. Özellikle Özgürlük Sosyolojisi kitabımda beş bin yıllık iktidar ve devlet çözümlerimde Gramsci’nin bu konudaki görüşlerini de değerlendirdiğim geniş çözümlemelerim var. Beş bin yıllık kapitalist geleneğini şu an Avrupa temsil ediyor, bunlara ilişkin değerlendirmeler de var. Türkiye’deki tekelci kapitalist sisteme gerçekten karşı olan tutarlı demokratik sosyalist çevrelerle dayanışma içerisindeyim. Bu yönümü hep koruyacağım. Bu vesileyle herkesin 1 Mayıs’ını kutluyorum, selamlarımı iletiyorum.”

 

TAŞLIÇAY’A ÖZEL SELAM GÖNDERİYORUM

Öcalan, sözlerini şöyle tamamladı: “Cezaevinden ve birkaç tane de dışarıdan gelen mektuplar var. Özellikle Mardin, Siirt, Tekirdağ c.evlerinden gelen mektuplar aldım. Diyarbakır Bağlar 5 Nisan Mahallesi’nden mektup aldım. Kendilerine selamlarımı iletiyorum. Ağrı Diyadin’li İzmir C.evinde İsmet’in mektubunu aldım selamlarımı iletiyorum. Diyarbakır c.evinden Mehmet Açar’ın mektubunu aldım. Sanırım babası c.evinde ölmüş. Kendisine özel selamlarımı ve başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Ağrı ve Siirt’teki halkımıza selamlarımı iletiyorum. Taşlıçay’daki halkımıza özel selamlarımı iletiyorum.”- ANF

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.