Ses Ve Söylemın, Kalp Ağrısının Masalı: Meryem Xan
Kadın / 18 Nisan 2010 Pazar Saat 08:48
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şırnak’ ın Dargule Köyü’nde 1904 yılında yaşama gözlerini açtı, Meryem. Yörede mertliğiyle tanınan Mihemet Ehmede Boti’nin kızıydı.

Ve bir kapı daha aralanacaktı tarihte… Sesiyle dillere destan bir kadının yaşamına doğru koyulacaktık yola… Bu yol süresince dinleyeceğimiz; bir sürgünün, bir sevdanın, bir de deng-bejin masalıydı.

Şırnak’ ın Dargule Köyü’nde 1904 yılında yaşama gözlerini açtı, Meryem. Yörede mertliğiyle tanınan Mihemet Ehmede Boti’nin kızıydı. Çocukluk yıllarını kendi köyünde geçirdi, O. Dengbejleri dinleyerek uykuya dalar ve her gece rüyasında hep aynı şeyi görürdü. O da bir dengbej olmuştu ve Dengbej Divanında söylüyordu. Ne kadar da çok seviniyordu rüyalarına. Sanki gerçekten de dengbej divanında söylemiş gibi hissediyordu. Oysa O, ses ve söylemin yaygın olduğu coğrafyada kadınların divana çıkmasının yasak olduğunu çok iyi biliyordu. Bırakın divana çıkmak, dinlemek bile çok görülüyordu onlara. Buna rağmen kendisine sorulan her soruda ısrarla, “Ben bir gün Dengbej Divanı’nda söyleyeceğim” demeyi bırakmıyordu.

Sonra bir göçten bahsedilmeye başlandı civarda. Kulak misafiri olurken, söylenenlere anlam vermeye çalışıyordu.

Ermeni Katliamının başlamasıyla birlikte yaşanılan coğrafya daha da karmaşık bir hal almıştı. Kürtler bir çok yerde isyan başlatmıştı. Bu isyanlar en ağır şekilde bastırılıyor, halkın birçoğu zorunlu göçe maruz bırakılıyordu. İşte böyle bir dönemde Dargulê Köyü de yolakoyulanlardan olmuştu. Meryem de ailesi ile birlikte göçetti. Topraklarından ayrılış, çocukluğundan kopuş gibi geliyordu ona. O günden sonra ne varsa özleme, ülkeye, sılaya dair, yüreğine kazıdı Meryem. Ve de sesine…Bazı kaynaklara göre önce Diyarbakır'a yerleşir, kimilerine göre ise Musul'a.

Meryem, artık genç bir kadındı. Güzelliğiyle, albeniyle, sesiyle, yaşarken efsane bir kadın. Bir gün Meryem, Musul’da yaşayan ve kendisi gibi sürgün nedeniyle yerinden olmuş Mehmet Bedirxan ile tanışır. Memet Bedirxan, onu ilkgördüğü mekanda söylediği strana hayran kalmış ve Meryem Xan’a gönül vermişti. Meryem ise, kendisine karşı gelişen bu ilgiyi hemen anlamış ve o da Mehmet Bedirxan’a ilk tanıştıkları andan itibaren aşık olmuştu. Meryem ve Mehmet, kısa bir süre sonra da evlenmeye karar verirler. Aşkları bir süreye kadar etrafta sık sık konu olan bu çiftin mutluluğu uzun sürmez.

Mehmet Bedirxan, Meryem Xan'ın başka insanların karşısında şarkı söyleyip, dikkatleri üzerine çekmesini kabul etmedi. “Koskoca Bedirxanların gelini, herkesin önünde şarkı söylüyor” dedirtemezdi. Sonuçta o bir kadındı. Sesi de ayıptı. Ailesinin ve geleneklerin öne sürdüğü bu tartışmalar her geçen gün daha şiddetli bir boyuta ulaştı. Kabul edemiyordu Meryem Xan, bir köşede, hayallerinden uzak yaşayamayacaktı. Ancak, Mehmet Bedirxan kararını vermiştir. Bir gün son sözünü bir soruyla sorar Meryem Xan’a: “Ya aşık olduğunu söylediğin ben, ya da sanat” Meryem Xan şaşırmıştır. Ne korkunç bir tercih zorunluluğudur bu. Bir yanda söylemekten bıkmadığı şarkıları, diğer yanda ise aşık olduğu, gözlerine baktığında ona kimsenin yazamadığı şarkıları yazdıran eşi. İkisinden de ayrılmak istemediğini söyledi. Ancak eşi bu durumu kabul etmeyerek Meryem Xan’ dan ayrıldı.

Meryem Xan henüz 20 yaşındayken eşinden ayrılmıştı. Uzun bir süre divana çıkmadı, O. Sadece ağladığı yayıldı dilden dile…

Aynı dönemde İngiliz müzik şirketlerinin, Bağdat’ta Kürtçe, Arapça, Farsça, Ermenice ve Suryanice şarkıları kaydedip, Ortadoğu’da dağıtımını yaptığı söylendi. Bunu duyan Meryem Xan da Bağdat’a gitmeye karar verdi. O kadar çok kişi vardı ki sesini kayda aldırmak isteyen, Meryem bu kadar kişi arasından sesinin duyulup, duyulmama ihtimalini bile hesaba katmadı. Ancak istediği anda da gidemedi Bağdat’a. 1924 yılında gittiği Zaxo'da 12 yıl kaldı. Boşanmak ayıp görüldüğü için, sesine hayranlık duyan ve yanında kaldığı Yusif Şemdîn Axa, onu civardan kimseyle tanıştırmadı. Eve kapandı Meryem Xan. Buna rağmen halk içindeki saygınlığı hiçbir zaman azalmadı. Acısını içine ve şarkılarına akıttı Meryem Xan. Sürgün edildiği Dêrgulê, kendini anlamayan eşi için yaktı türkülerini. Stranını söylerken, her zaman bir gün sesinin kayda alınacağını düşündü. Ve 1936 yılında Bağdat'a gitti. Orada amcasının kızı Elmas Xan'ın (1874-1974) evine yerleşti. Elmas Xan'ın evi o dönem sanatçı, siyasetçi, aydınların uğrak yeriydi. Evi bir okul niteliğindeydi Elmas Xan'ın. Müziğin otoriteleri, bu evde sanatçıları dinler ve görüşlerini aktarırdı. Elmas Xan'ın eşi de varlıklı bir İngiliz'di.

Meryem Xan, Elmas Xan'ın evinde Mihemed Arîf Cizrawî, Hasan Cizrawî, Nesrîn Şerwan (Şirnaqî), Alî Merdan, Tahîr Tofik, Saîd Axayî Cizîrî, Fewzîyê Mihemed ve birçok kişiyle tanıştı. Ve birgün onların yanında söylemeye başladı. Onu dinleyen ve Kürt halkının yüreğinde yer etmiş sanatçılar, Meryem Xan’ ın sesinden ve söylediği şarkıların değeri karşısında oldukça şaşırdılar ve ona büyük bir saygı duydular. Her zaman tahmin ettiği gibi, kısa sürede Bağdat’da tanınan ve sevilen bir dengbej haline geldi. Elmas Xan'ın evinden ayrılarak, Bab Elşerqî mahallesinde bir ev kiraladı.

O dönem Beyzafon, Ebolkelp ve Ûdyon isminde İngiliz şirketleri Bağdat'ta şarkı kaydetmeye devam etmekteydi. Meryem Xan da kısa sure içinde müzik şirketleri ile ilişkilendi. Böylece ilk plağını çıkarttı. Her plağa bir şarkı kaydediliyordu. Meryem Xan, Kurmanci sanatçılardan plak çıkaran ilk kadın ses sanatçısı olmuştu.

Plaklar birbiri ardına gelirken, onun daha fazla halka ulaşmasında ayrı bir yeri olan Bağdat Radyosu açıldı. Yıl 1939’du. Aynı yıl Bağdat Radyosu tarafından kadrolu sanatçı bulmak amacı ile ses yarışması düzenlendi. Meryem Xan’ın da başvuruda bulunduğu bu yarışmaya, çok sayıda ünlü sanatçı da katıldı. Yarışma sonucu açıklandığında ise Meryem Xan, tarifsiz bir mutluluk yaşadı. Çünkü o, yarışmanın birincisi olmuştu. Şarkılarını söylerken bunu tüm bedeni ve ruhuyla hissetmesi ve hissettirmesiydi O’ nu birinci yapan. Ve radyonun kadrolu sanatçısı oldu. Meryem Xan, radyoya girdikten sonra şarkıları toplamaya devam etti. Halk arasında söylenen şarkıları Bağdat radyosunda yayınlattı. 200'ün üzerinde şarkıyı da kendi söyledi.

Sanat yaşamında adı dilden dile yayılan bir kadın olmuştu Meryem Xan. Ancak ayrılmak zorunda kaldığı aşkı, onun içindeki en büyük sızı olmayı bırakmamıştı. Ölene dek bir daha sevmemeye söz vermişti. Kalabalıklar içinde yalnızdı. Göçettirildiği köyünü, halkının uğradığı katliamları düşündükçe, onlara yönelik söylediği tüm stranları ağlayarak tamamlardı. Tüm sesler içinde, sesi hemen fark edilen Meryem Xan, acıyı, aşkı, hasreti ve sürgünün bıraktığı izi yüreğinde taşıdı. O, artık kendini erkeklerle özdeşleyen dengbêjler divanında ispatlamış usta bir sesti. Onun şarkılarında otantizm, asalet, orijinal Kürt gırtlağı ve ezilen Kürt kadınının sesi vardı.

Bir süre sonra hastalandı Meryem Xan. Ağır bir böbrek hastalığıydı bu. Mir İlyas Hastanesi'ne kaldırılarak, üst üste ameliyat oldu. İyileşmesi için tek yol, moralli olmasıydı. Ancak bunu kabul etmedi. Acı çekmenin soyluluk olduğuna inandı. Ve 1949’da herşeye rağmen kendi yaşamları hakkında söz sahibi olabilen erdemli bir kadın olarak, dünyaya veda etti. Meryem Xan, Bağdat'ta Şex Maaruf Mezarlığı'na defnedildi.

Onu yakından tanıyan Mihemed Arif Cizrawi şöyle der: “Meryem Xan’ın elbiseleri moderndi. Ama ruhu, yaşamı, sanatı Kürtçe’ydi. Kürt adetlerine bağlıydı. Şarkı söylerken içten ve gönülden söylerdi. O an tüm bedeni şarkı ile dolardı”.

Kölelik tarihinde kadın olarak, kendin olarak yaşamak elbetteki zor işti. Meryem Xan, içinde bulunduğu toplumun ne dediğine aldırmadan, büyük acılara maruz kalsa da başaran kadınlardan biriydi. O yüreğine işleyen ne halk acısına ne sürgün olgusuna, ne de aşkına karşı vurdum duymaz yaklaşmadı. Kürt tarihini yazdırmayanlara inat, sözlü anlatımın peşinden koştu. Kürtlerin yiğitliklerini, kadınların yaşadıkları acıları belki erkeğin yazdığı tarihin tozlu sayfalarına yazamazdı ama dilden dile, kulaktan kulağa anlatılan bir ezgiye dönüştürebilme gücüne sahipti. Ve o yaptı. Başardı bunu. Hemde kocaman yürekli bir kadın olarak. Bugün bile Kürt kadınları, onun enfes sesinden aktarılanları, bebeklerinin kulaklarına fısıldamayı sürdürüyor. Ve gerçek tarih, bu şekilde varolmaya, bugüne akmaya devam ediyor.

Meryem Xan’ın eşi Mehmet Bedirxan’a yazdığı strandan bir bölüm;

De loy loy Mihemedo Ronî

Mi çi goto tu xeyîdî

De gîyayê mêrga li min û Mihemedê mi seridî

De heçî kesê navbera min û Mihemedê min de fesadîkê bike

De heke jin bê rebî newelidê

De heke mêr bê rebî nezewicî

De heke keç bê rebî canîka xweşya nebî

De loy loy loy loy...

 

pajk-online.com-Zin Evinawelat

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.