Barzani-Erdoğan-Albayrak Aileleri İlişkisinde Zarab “Köprüsü” Ve Başur Referandumu
Politik Analiz / 07 Aralık 2017 Perşembe Saat 15:24
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Barzani’nin Başur’daki referandum oyununda yüzde doksan dokuz (% 99) kaybederek sıfıra düşeceğini birçok insan öngörmüştü

Kürt düşmanı faşist Erdoğan'ın Kürtler içindeki en büyük işbirlikçisi Barzani’yi sonunu getiren bir yoldan neden çevirmediği sorusu önemlidir. Adamına söyledi de dinletemedi mi yoksa Erdoğan’da mı onu bilerek ve isteyerek o yola sokmuştu bilinmez. Böyle bir oyundan sonra Irak devletinin Başur işgaline girişeceği ve Barzani’nin KDP'siyle birlikte Kürt düşmanlarına artık işbirlikçilik yapmayacak duruma gireceği de az çok biliniyordu. Türklerin has adamı haline gelmiş birinin Türk devleti gibi uluslararası karanlık işleri iyi bilen devlete rağmen mi yoksa bile bile mi böyle bir sona götürüldüğü sorusu da halen orta yerde duruyor. Barzanilerle Türk devleti ilişkisini bilmeyenler, Barzani üzerinden ya da onun gibi Türklere çalışan Kürt hainler, Kürt milliyetçisi olduğunu söyleyen zavallılar dışında gelişmeleri takip edenler anlatmak istediğim şeyin ne kadar kritik bir mesele olduğunu biliyorlar.

Bilindiği gibi Barzani 1992’de Türk ve İran devletlerinin ortaklığında ABD'nin de onayı ile PKK'ye karşı çıksın diye “çok güvendiği dağlar”dan indirilip Hewler’de hükümet başı yaptırıldı. Hükümet başı olduğu 1992’den iki binli yıllara doğru uzunca bir dönem yaptığı tek iş önce PKK'ye karşı daha sonra da YNK güçlerine karşı savaşmak oldu. PKK'ye karşı savaşını azı açık, çoğu gizli halen de sürdürüyor. Bu dünyada varını yoğunu PKK ile savaşa yatırmış devlet Türk devletidir. Barzani’nin PKK ile savaşı Türk devletinin kendisine verdiği görev dahilindeki bir savaştır. Türkler için çalışan Kürt hainleri dışında hiç kimse Barzani Kürtler için bu savaşı yaptı diyemiyor. Kaldı ki sadece PKK ile savaşı yok bunun. YNK’ye, Sosyalistlere, Doğu Kürdistanlı partilere, İslamilere karşı yılları alan savaşları oldu bu adamın. Binlerce Kürt insanın katlinden sorumludur. Bu adam hemen hemen yüreğinde azıcık Kürtlük olan herkesle her hangi bir Kürt düşmanın hatırı  için savaşmayı görev bilen bir çizginin adamıdır. Neticede Türkler, PKK öncülüğünde savaşan Kürtler karşısında tam yeniliyorken kendileri için Barzani adında birini bulmuşlardı. Bu adamın Türklere desteği sayesinde Kürtlerin zaferi biraz geciktirildi denebilir. 1992, 1995, 1997 yıllarında Barzani’den olmasaydı PKK Türk devletini askeri olarak yenecekti. Bunun Türklere hizmeti sadece bunla mı sınırlıydı? Hayır. Erdoğan faşistine Başuru açmasaydı TC şimdi on defa yıkılmıştı. Barzani ailesi Milyar dolarlarını Türk bankalarına yatırmasaydı Türk mali sistemi çökmemiş de olsa derin bir krizin içine çoktan girmişti. Başta Sûr ve Cîzir olmak üzere Bakur şehirlerinin yıkılıp yakılması sürecinde yine bu adam önce MİT’i sonra Türk özel kuvvetler karargahını ziyaret ederek bir anlamda “siz onları öldürün sizinle olan Kürtler de var” demeye getirmişti. Yine bu adam Türk devletinin Cerablus üzerinden Rojava’yı işgal girişimini başlattığı gece Ankara’daydı. Kürtlere ve dünya kamuoyuna TC'nin rojava işgali Kürtlerin bilgisi ve isteği ile oluyor mesajı verdi. Yine bu adam Şengalı terk ederek hem katliama hem de 21.yyda Kürt insanlarının daiş adlı çete tarafından pazarlarda köle olarak satılmasına neden oldu. Kürtler için büyük bir utanca yol açtı. Yani anlayacağınız bu Barzani Türklerin atalarının bile Türklere yapamadığı iyilikleri sırf Kürt düşmanlığını sürdürsün diye TC'ye yapmıştır. O zaman referandum oyunu ve Erdoğan faşist diktatörünün bu oyundan vazgeçmesi için  onu ikna etmemesi ve referandum sonrası direk bu adam yerine Neçirvan Barzani’ye arka çıkmasının bir anlamı vardır. Bu cümlelerime bu kadarı da olmaz diyerek karşı çıkanlara biraz sabredin diyorum. Benim bu konu hakkındaki öngörüm ya da yorumum şudur; Barzani son kırk yıldır Türk devletinin Kürdistan içindeki baş kurdudur. Türk devleti bu kurdunu Kürtler içindeki kurtluk görevinden daha büyük görevlere mecbur etmek ya da Barzani’nin Türk devleti için engellediği “tehlikeden” daha büyük bir tehlikeyi engelleme görevi dışında bu hale düşmesini ne ister ne de izin verir. O zaman yeni görev ne olabilir? İzninizle burada bu konunun direkt anlatım kısmına biraz ara verip bir masala devam edeyim.

Masalın hangi halka ve kültüre ait olduğunu bilmiyorum. Okuma yazması olmayan, köyü ve kasabası dışında başka bir memlekete gitmemiş ninemden dinlemiş olmam hasebiyle Kürt masalı demem gerekir diye düşündüm. Ve buna Kürt masalı dedim.

Masal şöyle; bir gün ayı, kurt, köpek, tilki, tavşan ve eşek birlikte bir yola koyulmuşlar. Yolları epeyce uzun bir yolmuş. Hayvanlarımız yolda yiyecek bir şey bulamayınca takatten düşecek kadar acıkmış. Öyle bir an gelmiş ki ya açlıktan ölme ya da bir çare bulma haricinde çareleri kalmamış. Durum bu kadar tehlikeli ve kritik bir hal almış. Tüm masallarda olduğu gibi bu masalda da böyle kritik bir durumda tilki devreye girmiş. Tilki, “benim bir fikrim var” demiş. Diğerleri merak içinde durup tilkiye bakarak hep birlikte “açlığımıza çare olacak bir fikrin mi var” diye sormuş. Tilki diğerlerinin dikkatini çekmiş olmanın verdiği cesaretle “evet” demiş. Ayı “fikrini söyle bakalım” demiş. Tilki “isimlerimiz üzerine tekerleme söyleyelim hangi ismin tekerlemesi uyaksız ve kulağa hoş gelmezse onu yiyelim” demiş. Hayvanların hepsi birden buz kesilmiş. Yol arkadaşları, bunca zorluğa günlerce birlikte katlanmış dostlar, yorulduklarında bir birini taşımış fedakarlar, nasıl birbirini yiyebilir diye düşünmeye başlamışlar. Kimsenin aklına pek yatmamış tilkinin bu fikri. Giderek durumları daha kritik bir hal almaya başlamış. Ve öyle bir an gelmiş ki artık adım atacak mecalleri de kalmamış. Gurubun büyüğü ayı, “peki tilki kardeş tekerleme nasıl olacak, kim yapacak bu işi” demiş. Tilki pişkin pişkin “içimizden biri sırayla adlarımızı söyleyecek arkasından da bir tekerleme uyduracak, uyaksız ve kulağa hoş gelmeyen ismi yemeye başlarız” demiş. Sıra gelmiş kimin tekerleme söyleyeceğine. Çok tartmışlar sonunda fikrin sahibi tilkinin tekerleme söylemesine karar vermişler. Tilki bu, kafasında kırk planı var. Başlamış isimleri tek tek söyleyip tekerleme uydurmaya. Ayı’dan başlamış. Güzel isim demiş. Kurt tavşan derken sıra eşeğe gelmiş. Eşek deyip tekerleme uydurmuş ve tekerlemenin son mısrasında “Çi navekê ne xweş-ne kadar çirkin bir isim” demiş. Böylece kurnaz tilki eşeği feda etmiş. Şimdi işin masalından çıkabiliriz.

Kıssadan hisse misali konu biraz anlaşıldı sanırım. Bir birlerine pek güvenmeyen aynı yolda olsalar da yoldaş olmayanların zora girince içlerinden en müsaidini feda etmesi mesajı veriyor masal. Erdoğan ve Barzani birlikte daiş yolunda ilerliyorlardı. Bölgemizde yaşanan savaştan ikisi de milyarlarca dolar para kazandı. Barzani daiş ile savaş içindeyiz diyerek Kürdistan halkının milyarlarca dolar parasını Türk bankalarına kaçırdı. Erdoğan’da fırsat bu fırsat hem askeri hem de ekonomik olarak bölgede ne kadar karanlık kişi ve para varsa kanun çıkararak ülkesine çekti. Başurlulardan aldığım bilgiye göre Erdoğan'ın karanlık paralarını aklayanların başında Barzanilere çalışan ya da onlarla ortak olan Türk inşaat şirketleriymiş. Bu işte de halk bankın hewlerdeki şubesi değiş tokuş yeriymiş. Bir ara Barzanilere ait olduğu söylenen ve salça kutuları içinde yakalanan altınlar meselesini anlatan kaynağım Bilal Erdoğan'ın evindeki paraların Neçirvan Barzani’nin paraları olduğunu söyledi. Yolsuzluk operasyonundan hemen bir kaç gün sonra Neçirvan’ın Erdoğan ile görüşmesi aklıma gelince bu bilginin yabana atılmaması gerektiği kanaati bende oluştu. Bu görüşme paraların güvenliği görüşmesiymiş. Konuyu bilen kaynak “Barzaniler, Erdoğanlar ve Albayraklar aileleri ilişkisine dikkat etmek gerekir” bilgisini de ekledi.

Şu sıralar ABD’de görülen ve gündemin baş sırasındaki Reza Zarab davasıyla anlattıklarımın ilişkisi şöyledir; bu üç ailenin ortak şirketleri var. Barzanilerin Irak ve Kürdistan’dan çaldıkları, Erdoğan ve Albayraklarınsa devletten ve Zerab’dan aldıkları bu şirketlerin temel sermayesiymiş. Bu şirketler İran ambargosunu kıran ticaretin paralarını aklamışlar. Zarab davasının kendilerine döneceğini en iyi bilen Erdoğan’dır. Bu davanın baskısı karşısında yalnız kalmamak ve en tehlikeli sonuçlarına hazırlık yapmak için kendisince şöyle bir akıllık yaptığı söyleniyor. Mesut Barzani’yi, KDP ve bölge başkanlığı liderliğini sonlandıran referandum oyununa çekerek Türkiye'deki Kürt düşmanı milliyetçilerin gözünde tam bir vatansever olup Zarab davası sonucunda kendisi hakkındaki gelişmeleri “büyük Türk vatanseverine saldırı, Türkiyeye saldırı” siyasetini güçlendirme politikası izlemiş. Siyasi ve askeri güçten düşürülen KDP bu defa Neçirvan Barzani ile daha derin bir işbirlikçilikle yanına alıp kirli şirketlerde ortaya çıkacak tüm pislikleri Barzanilere yüklemeyi planlamış. Neçirvan kabul etmezse Barzaniler ailece yok olacaklar. Kabul ederse Erdoğan ve Albayraklar kurtulacak Barzanilerde paralarını kaybedecekler.  Bunun karşılığında da yeni paralar araklamak için imkan bulmuş olacaklar. İşte Zarab ile Başur referandumu arasındaki ilişki budur. Dolayısıyla Kürtlükleri de milliyetçilikleri de incir çekirdeğini doldurmayan referandum sevdalısı Kürtler bilerek ve ya bilmeyerek Erdoğan ve çetesinin paralarını kurtarmak için Başurun yarısına yakınını kurban etmiş oldular. Bu söylediklerimin belgelerinin de pek yakında açığa çıkacağını da ekleyerek bitireyim. Tekrar hatırlatıyorum Hewler halk bank çok önemli diyorum. Belki Ziraat Bank da, kim bilir?

Anlattıklarımı doğrulayan  bir diğer veri ise Erdoğan faşistinin Afrin tehdididir. Erdoğan'ın Suriye politikası kendisini yukarıda anlattıklarımdan kurtarma politikasıdır. Ya yaptıklarını itiraf edecek, mahkeme karşısına çıkacak ya Türkiye’yi verecek. O halen Kürtleri kendine kurban edeceğine inanıyor. Kürtlere düşman olunca bir şeyler elde edeceğine inan aptal milliyetçileri kullanarak fukara Türklerin gücüyle tüm Kürtleri kendine kurban etmek istiyor. Biz Kürtler, Türklerden kimleri af edebiliriz, kimleri orta Asya ya göndereceğiz noktasındayız. Biz listeler yapmaya başladık. İlgililere duyurulur. Kürt düşmanlığı Türklere kazandıran bir politika olduğu için yapılmıyor. Türklerden biri aptal ya da sapık değilse Kürt düşmanı olamaz. Kürtlere düşman Türklerin tamamı yalancı, hırsız ve katildir. Kürt düşmanı politika yalancı, hırsız ve katil Türklerin politikasıdır. Yurtsever Türkler Kürtler olmadan bu topraklarda ne Kürt ne Türk rahat yaşamaz bilincinde olan barış severlerdir. İşte aptal milliyetçilerin anlamadığı şey Erdoğan ve çetesinin koca bir milleti ve değerleri kendi hırsızlığı açığa çıkmasın diye satışa çıkardığıdır.

Newrok’dan gelen lobicileri de hatırlatarak şunu söyleyeyim; Erdoğan Türkiye’yi saaa...

Genco Şengalî

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

 

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.