İnsan Maneviyatı
Kadın / 19 Eylül 2017 Salı Saat 18:02
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İnsan neye anlam vererek değer biçtiyse o, yani değer biçilen anlamlandırılan her gerçek kutsallık kazanmıştır

Bu kutsallık kimi zaman tapınmaya, kimi zaman sahiplenmeye, kimi zaman sadece varlığa saygıya yol açmıştır. Bu aslında insanlığın maneviyat yanının gelişmesiyle ve güçlenmesiyle bağlantılıdır. Denir ki insanı diğer canlılardan ayıran şeyin düşünebilme yetisi olduğudur. Bu doğru, anlam verme, düşünmenin gelişimi insanın diğer canlılardan farklı olmasını getirir. Bunu derken insanı merkez alan ya da farklılığı insana indirgeme niyetim yok. Doğada varlık bulan her şeyin bir diğerinden farkı mutlaka vardır. Ama işte insan farkı da evreni kapsadığı gibi ayrıca düşünce gelişimi, anlam verme yetisinin olması olmaktadır. Ama bunu maneviyatla beslemezse bir değeri olmaz. Bu anlamda düşünce gelişimi, anlam ve duygu yani maneviyat insanın insan olmasında temel üçlüdür denebilir. Varlık olarak insan toplumsallığının sürdürülmesi için beslenme, savunma ve üreme ne anlamdaysa insanın tamamlanması, insan olarak duyabilmesi, his edebilmesi, yaşayabilmesi için maneviyat da o anlamdadır. 

 Maneviyat nedir? Neden insanın insan olarak yaşamasında gereklidir? Nasıl ki ateş, su, hava, toprak ve diğer elementler evrende olmazsa olmazdır Maneviyatta insan olgusunun tamamlanması için olmazsa olmazdır. İşte maneviyat düşünerek, his ederek, duygularla bilmenin, anlamlandırmanın ruhudur. Maneviyatsız insan düşündüm bir an şimdi. Gözümde ne canlandı biliyormusunuz? Var olan, kanlı canlı, yürüyen, bakan, yiyen, içen ama cansız, ama kuru, ama renksiz, ama sadece olan, var olan bir varlık. Anlamsız demek abartı olmaz. Anlam yani mana maneviyat yüklenince varlık bulur. Maneviyatsız ya da maneviyatı eksik yaşamlar, topluluklar eksik, yarım hatta dengesiz ve sorunludur. Bugün toplumsal olarak yaşadığımız sorunların nedenlerinden biri ve bana göre en temel neden toplumsal olarak insanda maneviyatın zayıflamış olmasında. Bu durumun içinde yaşadığımız çağın en temel sorunu olduğunu düşünüyorum. İnsan soyunun tüketilmesi amaçlı kullanılan ve her gün biri diğerinden daha güçlü, daha yok edici silahlar üretilmesi. Bu silahları kullanma alanı olan savaş meydanlarında yaşanan savaşlar ve açığa çıkan insan kıyımları. Yıkılan yakılan kentler, savrulan hayatlar, çevresel sorunlar, kirlilikten tutalım, canavarlaşan kentleşme sorunlarına kadar ve daha burada sayamadığım bir o kadar sorunlara kadar. Bütün bunlar ancak insan maneviyatının zayıflamasıyla izah edilemeyecekse daha ne denir.

İnsan şekillenmesi, kültürlerin belirginleşmesi, ahlak kurallarının gelişmesi ve güçlenmesi, yaşamın daha politik örgütlendirilmesi ve sürdürülmesi toplumsallığın anlam ve akıl gücünün gelişim evreleriyle bağlantılıdır. Maneviyat da gelişen aklın duygu, his boyutunu oluşturuyor sanırım. İşte insan denen biz varlıklarda anlamla oluşan ve bilinçle varlık bulan, maneviyatı da en zirvede yaşayan canlılar olmalıyız. Bizleri diğer canlılardan ayıran yanımız bu olmalıdır. Ama bu günün dünyasına bakalım. İnsanlar o kadar maneviyattan uzak yaşamakta, o kadar dengesiz ve psikolojik sorunlar kendini dışa vurmakta ki dünya yaşanılacak bir yer olmaktan cıkmış neredeyse. Yukarıda saydıklarımız dışında yaşadığımız ve en güncel örnek olarak DAİŞ vahşeti, insanlık başına bela ve sadece Kürtlerin yiğit genç kız ve erkeklerinin başa çıkabildiği DAİŞ bu gerçeği ifade etmektedir.

 Bir gün bir DAİŞ unsuruna sorulan sorulara ve kendisinin verdiği cevaplara tanıklık ettim. Ve verdiği cevaplar karşısında yaşadığımız dünyanın ve insanın daha doğrusu insanlığın içinde bulunduğu konumu anlamak için her kesin ama her kesin daha çok düşünmesine ihtiyaç olduğu inancına vardım. Birçok soru soruldu tabi ama ben bir soruya ve aslında cevaba, verilen cevaba takıldım. Soru :‘DAİŞ çete örgütü, terör örgütü sizin DAİŞ’te ne işiniz var? Cevap: ‘DAİŞ benim kendimi ifade edebileceğim zemini, silahı bana veriyor. Kendimi burada buluyorum. İçimde biriken öfkeyi dışa vuruyorum’ diye yanıtladı. Ve orda bulunan her kes nasıl olur bu tarzında düşündük. O kadar hastalıklı bir toplum yaratılmış ve yaşatılmışmı diye sorası geliyor insanın.

Yani düşünün cevap bu, insanlık bu dereceye varmış. Bu kıyamet değil de nedir. Şengal de yaşanan vahşeti, suçu sadece binlerce yıldır yaşayıp gelmiş kadim kültürü taşımaları olan Ezidi halkına reva görülenleri başka türlü nasıl izah edebiliriz. Binlerce masum çocuğun açlıktan, susuzluktan, sıcaktan, kimilerinin küçücük bedenlerine atılan kurşunlardan öldürülmeleri hangi toplumsallığa, hangi insanlığa sığabilir. Nasıl akıl, anlam gücü ki bu vahşeti uygulayabiliyor kendisi gibi yaşam hakkı olan farklı ve yine kendisi gibi insan olan canlılara. Yine kadınlar, yaşamın yaratıcı gücü, kutsal analar, gencecik kızlar bütün dünya pazarlarında cariye olarak satılmadımı. Binlercesi can havliyle dağlara vurdu, susuz, aşsız ağustos sıcağında. Bunları nasıl bir anlam, akıl gücü ifade eder. Bu biten, tükenen maneviyat değil de nedir.

Ama şu da var Şengal’de Kobane’de yürütülen destansı mücadele ve devamında Gıresıpi, Mınbıç ve bugün Rakka yarın başka bir yerde yürütülen ve yürütülecek olan mücadele, DAİŞ e karşı savaş da aslında insanlığın umudunun yeşermesi mücadelesidir. Yeniden anlam ve bilincin maneviyatla yoğrularak inşa edilmesi, insana armağan edilmesi savaşıdır. Kesinlikle özgürlük inançlı insan yaratma çabasıdır. Ve çok değerlidir.

Solin Bahar

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Insan  Maneviyati  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.