Tarih Şimdidir-Kürdistan Tarihine Özlü Bir Bakış-25
Kürdistan Tarihi ve Dili / 09 Temmuz 2017 Pazar Saat 15:47
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İsmail Simko’nun ağabeyi olan Cafer’in 1907’de İran tarafından öldürülmesinden sonra Şikak aşiretinin yeni reisi İsmail Simko olur. Bu olay, Simko’nun İran Rejimi’ne karşı daha da öfke duymasına yol açar

Doğu Kürdistan’daki Gelişme ve Mücadele Durumu

Yine bu yıllarda şahlığın adım adım merkezileştirme politikaları gündemdedir. Atatürk’ün Türkiye’de yaptığını, İran’a kendisini yeni şah olarak atayan Rıza Han yapmaya başlar. 1925 yılında ise bu şahlık rejimi, daha sonra Pehlevi Hanedanlığı olarak tarihe geçecektir. Bu birçok çevrede rahatsızlık yarattığı gibi Kürtlerde de ciddi tepkilere yol açar. Rıza Han’ın yapmak istediği bir ulus devlet yaratmak olup Atatürk ile kurduğu karşılıklı ilişkiler iyi bilinmektedir. Atatürk’ün Kuzey Kürdistan’da uygulamaya koyduğu birçok yasağı Rıza Han’da İran’da uygulamaya çalışacaktır. Örneğin; yerel dilleri yasaklayacaktır, yerel kıyafetlerin giyilmesini yasaklayacaktır. Bunun yerine Avrupa tarzı elbiseyi dayatacaktır. Türbanı yasaklayacaktır. Özcesi militarizmi ve ulus devletçiliği adım adım geliştirmeye çalışırken, birçok farklı halkı devre dışı bırakacak, ezecek ve gücü yettiğinde asimile etmeye çalışacaktır. Bu ise, İran gibi renkli bir coğrafyayı kana boyamaktan başka bir sonuç yaratmayacaktır.

1922’de Simko; Urmiye ve çevresinde isyan için büyük hazırlık içinde olmasına rağmen Rusya’nın devreye girmesiyle İran’la Simko arasında görüşmelere başlanır. Herhangi bir antlaşmanın sağlanamaması sonucunda 1922’de isyan başlar. Bu ilk girişimde Simko ağır bir yenilgi alarak Güney Kürdistan’a kaçmak zorunda kalır. İsyan başladığında Simko’nun en çok yardımlarını beklediği Türkiye sınırlarını kapatarak bu desteğini geri çeker. 1922’de Simko Güney’e çekildiğinde Türkiye ile arası büyük oranda bozulmuş olur. Hakeza İngilizler tüm vaatlerine rağmen isyan başladığında Simko’yu yalnız bırakır.

1923’te Simko’nun İran’a bağlılık bildirmesiyle affedilir ve İran’a geri döner. 1926’da tekrar isyana kalkışıp bozguna uğradığında, ikinci defa kaçıp Irak’a sığınır. Bir yıl Irak’ta kaldıktan sonra 1928’de yanındaki güçleriyle birlikte Irak-İran-Türkiye sınır üçgenine yerleşir ve tekrar İran ile görüşmelerde bulunur. İran, kendisini affettiğini, İran’a döndüğü takdirde kendisine valilik verileceği belirtilerek Simko ile görüşme isteminde bulunur. Simko 1930 yılında gittiği bu görüşmede tuzağa düşürülerek 28 Temmuz günü katledilir. unutmayalım ki bu katledilişinin altında yine şöyle ya da böyle İngiltere’nin oyunları vardır. R. Olson, Kürt Sorunu ve Türk-İran İlişkileri adlı çalışmasında: “İran’da güçlü bir Kürt ulusal hareketi doğrudan İngilizlerin Irak’taki siyasetini etkilemiş olacaktı” derken, Robbyn Mıchelle Usherwood adlı yazar ise: “Onun öldürülmesi İngiliz dış siyasetini rahatlatmak için yapıldı” demektedir..

Simko, kişilik olarak cesaretiyle bilinen bir kişiliktir. Yine yer yer diğer parçalarla ilişkilenerek var olan sorunu aşma ve çözme denemeleri olur. Ancak genel olarak Simko, tipik bir aşiret reisidir. Çoğu zaman çıkarlarını gözetir. Geneli gözetemeyen bu dar çıkarlar hem kendisine hem de Kürdistan’da yaşayan diğer halklara da zarar verir. Doğaldır ki, böyle bir duruş her zaman –niyet ne olursa olsun- kendisiyle birlikte kullanılmaya açık olmayı getirir. Türk, İngiliz ve Ruslar arasında birçok kez kullanılması, aldatılması ve son olarak tuzağa düşürülüp katledilmesi bu gerçeklerle bağlantılıdır.

Şikaklar ve Simko şahsında yaşanan genel direniş durumunu bu şekilde özetledikten sonra, daha fazla bilgi ve ayrıntıları gelişen olaylarla birlikte ortaya koymaya çalışalım.

Şikak Aşireti Reisi İsmail Ağa (Simko), 1921 yılında Doğu Kürdistan'da büyük bir ayaklanma başlatmıştı. Daha önce Birinci Dünya Savaşı’nnın sonlarına doğru 18 Mart 1918 Yılı’nda Asurilere karşı savaşıp, dini liderleri Mar Şam (Samcun) Benjamin’i –çok sıcak ve güya içten bir görüşme ardından, komployla-öldürür. Onunla birlikte onlarca Asuri savaşçı da katledilir. Görüşmeyi İngilizler ayarlamış olsalar da Mar Samcun ve Asuri savaşçıları katletme büyük bir olasılıkla Türk Devleti tarafından kışkırtılarak yapılmıştır.

Bu olayı ilişkin Mar Samcun’un bacısı olan Surma Xanem Ninova’nın Yakarışı adlı kitabında genişçe işlemektedir: ayrıca o yıllarda yaşanan ve yaşanmış birçok olayı da ele almaktadır. Kürtleri Süryanilere karşı kışkırtarak düşman hale getirilmesini ise: “Türklere karşı oluşumuz, onların Müslüman olmasından ya da onların yönetimleri altında yaşayacağımızdan değil kötü yönetici olduklarındandır. Bizim halkımıza Kürtler ve Araplara yaptıklarından daha fazla zulüm ve baskı uygulamışlardır. Çünkü bizlere daha fazla yüklenebiliyorlardı, fakat diğerleri de haklı olarak hemen hemen bizim kadar onlara düşman oldu…

Kürtlerin konumu farklı bizim kafalarımızda… Onlar bizim eski komşularımız ve Türklerin entrikaları ile bize karşı kışkırtılmasalardı, geçici kaygılarımız dışında eski dostluğumuzu bozacak hiçbir şeyin olmayacağını düşünüyorum. Kürtler, Ermeniler gibi Türkiye’den ayrıla bilselerdi ve birkaç İngiliz subayının ölümüne neden olan Türklük propagandası aralarında durdurulabilseydi, işte o zaman Kürtler bile sakin durmaya eğilimli olurlar, eskiden olduğu gibi bizimle birlikte yaşarlardı” diye yazmaktadır. Büyük acılar yaşayan bir halkın evlatlarından biri olan Surnam Xanem’in bu sözleri, uzun tarihi bir süreci birlikte yaşamış olan olgun bir insanın sözleri olduğu ise açıktır.

Ne var ki; Kendince gerekçeleri olsa da, Kürdistan Coğrafyası’nda bu tür girişimlerin hiçbir haklı ve ahlaki izahatı olamaz. Daha sonra aşireti ve aşiretine katılanların gücüyle saldırıya geçip Urmiye ile Tebriz'in bir kısmı kontrol altına alır. Ayaklanma bugünkü Türkiye-İran sınırında olduğu için, Türkler ilk etapta ayaklanmanın kendi sınırlarına sıçramasından korkarlar. Türkiye Devleti, o yıllarda daha fazla Yunanlarla ciddi sorunlar yaşadıkları için tavır almaz. Yaptıkları dengede tutmaktır. Çünkü Simko İran Devleti’ne kafa tuttuğunda, Kuzey Kürdistan’da adım adım yaşanan direnişler vardır. Türkiye Devleti’nin, bu kalkışın Kuzey Kürdistan'a sıçramasını engelleyip en az zararla kurtulmayı amaçlamaları anlaşılırdır. İran'ın büyük bir orduyla Kürt kuvvetlerine saldırması sonucu Simko Türkiye sınırına çekilmek zorunda kalır.

Simko bu dönemde İran'a karşı direnişini sürdürür ve Mahabad'ı ele geçirmeyi hedefler. 6 Ekim 1921'de Simko'nun kayınbiraderi Taha, Mahabad'a saldırır. Simko'nun da desteğiyle kısa sürede kent ele geçirilir. Mahabad'ın ele geçirilmesinden sonra Azerbaycan'da konumlanmış olan İran Ordusu da Simko’nun güçlerine karşı saldırıya geçer. Daha sonra Ezdikan'da ve Toppah'da hükümet güçleri yenilgiye uğratılır ve direniş güçleri tarafından buralar da ele geçirilir. Simko güçlerinin ele geçirdiği yerler Urmiye Gölü'nün batı yakasından Kuzey Xoy'a, güneyde Bane'ye ve Zibar yöresinden Bira-Kapra'ya kadar genişlemiştir.

Direniş güçlerinin geniş bir alana yayılması ve büyük zaferlerin elde edilmesi, gerek İran Hükümeti tarafından ve gerekse de Türkiye Hükümeti tarafından endişeyle karşılanır.

Simko direnişini anlamlıdır. "Kürt aşiretlerinin dörtte biri büyüklüğünde bile olmayan dünyanın küçük uluslarının Alman hükümeti gibi büyük hükümetlerden özerkliklerini elde ettiklerini görüyorsunuz. Eğer bu büyük Kürt Ulusu İran'dan haklarını alamazsa, bu koşullarda yaşamaktansa ölmek daha iyidir. Kaldı ki, İran hükümeti bize haklarımızı verse de vermese de Kürdistan'ı özerk yapacağız" sözleri birçok gücü rahatsız edecek düzeydedir.

Ancak Simko direnişini daha yakında izleyebilmek için TC Devleti’nin resmi yazışmalarına bakmakta yarar vardır:

"Kaymakam Özdemir Beye

14.6.338

İstihbarat No.1745

1- Simko zeki bir adamdır. Zekâsı sayesinde taşıdığı hançeri uygun bir zaman için saklamıştır. Bu adamın kafasında bağımsızlık elde etme düşüncesi yatmaktadır. Onun amacı İran'da etkisi artıncaya kadar ve amacına ulaşıncaya kadar bizimle arasının açılmamasıdır.

2- Simko'nun Kürt aşiretleri içinde etkisinin artması bizim Milli Hükümet'e ters düşer. Ama şimdilik Simko'yla ilişkilerimizin bozulması çıkarımıza da değildir. Eğer yapabilirseniz Simko'yla Kürt aşiretleri arasında düşmanlık oluşturunuz. Çünkü bu hükümete yapılan büyük bir hizmet olur. Simko aleyhine propaganda yapınız. Onun, İngiliz parasıyla bu hareketi sürdürdüğünü ve kendi öz menfaati ile İngiliz menfaati uğruna harekete başladığı propagandasını halkın içinde yaygın hale getirin.

Cephe Komutanı adıyla Harp Kurmay Başkanı Basri"

Türkiye’de bir müddet kalan Simko, 1924'te İran'a teslim olmak üzere Türkiye'den kaçar. İran Hükümeti; kendilerine bağlı kalacağına söz vermesi karşılığında Şerik'te oturmasına izin verir. Ancak aradan uzun bir süre geçmeden 1925'te Simko, bazı Kürt aşiretleriyle Şahpur (Salmas) Ovası'nı ele geçirir. İran askeri güçleri tarafından tekrar yenilgiye uğratılır ve Türkiye sınırına yaklaştığında Türk askerleri tarafından kuşatılıp tutuklanır. 1928'e kadar Irak ve Türkiye'de kalır. Dolaylı görüşmelerle İran ile yeniden ilişkiler kuracaktır. Bu arada Simko, askerleriyle birlikte bugünkü Xakurkê alanına yerleşmiştir. 1929'da İran'da tekrar ikametine izin verilir ve Şino (Eşnewi) vali olarak atandığı söylenir. Görevlendirdiği yere doğru giderken 26 (kimi yerde 28 geçiyor) Temmuz 1930'da İran askeri güçleri tarafından vahşice katledilir.

Simko Şikak’i Doğu Kürdistan’da birkaç yıl-kesintili de olsa-direnmiştir. Kürdistan’da egemenlerin karakterlerini en iyi yansıtan bir aşiret reisi durumundadır. Cesaretiyle öne çıksa da; I. Dünya Savaşı ardından uluslararası arenada Kürtlerin yok sayılmaları ve görmezden gelinmeleri Simko’nun direnişinin sonuçsuz kalmasının bir nedenidir. Ancak esas neden, mücadeleye kalkışan güçlerin zihinsel ve örgütlenmeleriyle bağlantılı bir sorun olduğu da bir gerçektir. Dar aşiret kalıplarını aşmayan ve egemen devletlerle her ilişkiyi ilişki sanarak bel bağlayan duruş, sonuç itibariyle çok büyük kaybetmelerine yol açmıştır. Ve tabi bir de, yıllar sonra Qazî Muhammed’in İran Devletine dönük söylediklerinde göreceğimiz gibi, hesaba katmadığı İran Devleti’nin bin bir dolaplarıdır.

Türkiye ile İran, daha doğrusu Atatürk ve Rıza Han arasında geliştirilen ilişkilerin yoğunlaşmasıyla, 1937 yılında Sadabad Paktı kurulur. Kimi tarihi kaynaklara göre Sadabad Paktı 9 Temmuz’da, kimilerine göre ise 8 Temmuz’da, İran’ın başkenti Tahran’da; İran-Türkiye-Irak-Afganistan arasında imzalanmıştır. 1937 yılında imzalanan bu pakt öncesinde, imzayı atan ülkeler arasında, kısmen de olsa çeşitli anlaşmazlıklar ve çıkar sorunları olsa da uluslararası zeminin, tüm bu ülkelerin bir araya gelmesinde belirleyici rolü vardır. Türkiye’nin Kemalist Rejimi’ni bir model olarak diğer her iki ülkeye yansıtması, esas itibariyle bu temelde anti-Kürt ittifakının oluşturulmasına yol açabilmiştir.

I. Dünya Savaşı’ndan büyük sarsıntıyla çıkan İran Şahlığı yukarıda da belirttiğimiz gibi siyasal birliğini ancak 1925’te kurabilmiştir. Merkezi otoritenin gelişmesinden rahatsızlık duyan kimi etkisiz hareketler dışında Doğu Kürdistan’da 1946’ya kadar ciddi bir hareket yaşanmamıştır. Şahlık Rejimi, Kürt egemenleri ile çatışmaya girmeden Kürtleri merkezi otoritesine dâhil etmeyi başarmıştır. Baskı ve şiddeti içermeyen bu ilişki tarzı, Doğu Kürdistan’da isyan hareketlerini engellemiştir.

Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin gelişimi ele alırsak: Şahlık Rejimi’nin II. Dünya Savaşı’nda gizliden Almanya taraftarı politikalar izlemesi üzerine, Sovyet ve İngiliz güçleri İran'a girdiler. İkinci Dünya Paylaşım Savaşı’nın bitiminde ise bu durumdan yararlanan Kürtler, 22 Ocak 1946’da Kızıl Ordu’nun desteğinde Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ni kurdular.

Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin lideri Qazî Muhammed tanınan bir aileden gelmektedir. Belli bir direniş geleneği olan bir aileye mensuptur. Böyle olunca, halk tarafından erkenden kabul edilmesi zor olmamıştır. Dedesi Şeyh El Meşayih, 1930’larda İngilizlere karşı Kürt aşiretlerini bir araya getirerek isyana liderlik yapar. Amcası Qazî Fettah, Mahabad şehrini Türklere ve Ruslara karşı korumak için 1916’da direniş örgütleyen biri olarak da tanınmaktadır. Kısacası yurtseverliği sınanmış bir aileden gelmektedir.

II. Dünya Paylaşım Savaşı esnası ve sonrasında birçok halk için olduğu gibi Kürt Halkı için de bir fırsatın doğduğu düşünülmektedir. Savaş esnasında -25 Ağustos 1941’de-İngiltere ve Sovyetlerin Doğu Kürdistan’ın önemli bir bölümünü işgal etmeleriyle bu fırsat yaşam olanağı bulmuş olur. Her iki devlet de İran üzerinde etkilerini yaymaya çalışmaktadırlar. Ne de olsa Ortadoğu, önemli jeo-stratejik bir alandır. Büyük petrol yataklarının bulunmasının yanı sıra, Asya’ya açılım kapısı olması da ayrıca ilgi çeken bir husustur. Somut gerçeklik olarak; her iki güç de çıkarları gereği Kürtlere ve diğer etnisitelere ilgi duymaktadır.

Kürtler, giderek gelişen Sovyetler Birliği’ne daha sıcak bakmaktadır. Bunun tarihte olup bitenlerle de bağı olduğu açıktır. Son yüz-yüz eli yılda İngiltere’nin Kürtler için bırakalım hayırlı işler yapmasını özgür kaderlerini tayin etmelerinin önünde engel olmaktan başka bir şey yapmamışlardır. Bundan da olmalıdır ki, Kürtler “Sömürge Halkların Dostu” Sovyetler Birliği’ne yaklaşacaklardır. İran’ın zayıflamasıyla birlikte Sovyetlerle görüşmeler yapılır. 4 Eylül 1942 Yılı’nda İran’daki tüm Kürt örgütlerinin katıldığı geniş bir toplantı, Komala Jiyanavey Kurdistan, kısaltılmış adıyla J. K toplantısı yapılır. Bu arada Komala kurulur. Önceleri illegal olan Komala kısa sürede legale geçer. Bilindiği gibi Komala legal sahaya geçmesiyle birlikte ismini “Kürdistan Demokrat Partisi” olarak ilan eder. Bu mücadele içerisinde Kürt Halkı’nın tanınmış birçok şairi de yerini alacaktır. Mamosta Hemin, Mamosta Hejar, Abdurahman Şerefkendi, Mamosta Qanê bunlardan sadece birkaç tanesidir.

Sovyet Rejimi, Ortadoğu’ya açılmak için Azerbaycan’da kurulmuş olan “Azerbaycan Demokrat Partisi’nin” bir benzerini burada da kurmaya çalışmaktadır. İlk önce, 1943 Yılı’nda İran’da böyle bir partinin oluşumuna gider. Aynı rotada Molla Mustafa Barzani 1945'te İ-KDP'den esinlenerek Irak KDP’sini kuracaktır. İran’da oluşturulan İ-KDP’nin başına Qazî Muhammed geçer. Her ne kadar Qazî Muhammed saygın bir aileden gelse de aşiret reisliği gibi bir unvanı bulunmadığı için önceleri kimi çevreler itiraz belirtileri gösterir. Ancak Qazî Muhammed, bilgi ve birikimiyle bu durumu aşar. Sovyetlerle ilişkileri sıcaktır. Destekler alınır. Bu gelişmelerle bağlantılı olarak, 1946 yılında Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin kuruluşu ilan edilir. Oysa daha çok kısa bir zaman önce Sovyetler, KDP’nin öncülü olan Komala’nın liderlerini kabul etmemiştir. Ancak çıkarların her zaman en iyi çözüm olduğunu burada da göreceğiz. KDP’nin kurulduğu dönemde de, Sovyetler kendilerine yakın duranları partide hakim pozisyona getirmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Bunlar; Kirni Ağa-Mameş aşiret reisi, Omerhan Şerif-Şikak aşiret reisi ve Emir Esad Dêhbokrî isminde tanınan kişilerdir.

Savaş sonrası antlaşmalar gereği Kızıl Ordu geri çekilir. Bu çekiliş esasta bir paylaşımdır. Doğu Avrupa Sovyetlere açılırken, Ortadoğu İngilizlere ve Fransızlara verilmiştir. Şahlık Güçleri İngiltere’nin yoğun desteğiyle 1947 Yılı’na girmeden 17 Aralık 1946 Yılı’nda bu ilk Kürt Cumhuriyeti’ne son verirler.

Ortaya çıkan bu durumdan, Molla Mustafa Barzani’nin erkenden askeri güçlerini geri çekmesinin rolü olduğu söylenir. Mahabad’taki birinci derecede askeri komutan Molla Mustafa Barzani’dir. Ancak daha gerçekçi olan ise; ileri bir toplumsal taban ve bilinçten yoksun olan, bu yüzden güçlü bir örgütlenmeye gidemeyerek Sovyetlere dayanmak zorunda kalan Cumhuriyet’in, İngiltere desteğindeki Şahlık güçlerine karşı dayanamamış olmasıdır.

Mameş, Mengur ve Dêhbokrî aşiretlerinin yeni cumhuriyete karşı oldukça uzak durma ve muhalefet yürütme nedenlerinden en önemlisi, hiç kuşkusuz İ-KDP’nin başında olan cumhuriyetin önderi Qazi Muhammed'in biraz daha aydın ve modern olmasıdır. Qazî Muhammed ve Seyfi Qazî başta olmak üzere birçok Kürt lideri hapse atılır. Daha sonra Qazî Muhammed’in kardeşi de tutuklanıp hapse atılır, her üçü de idam cezasına çarptırılır ve cumhuriyetin ilan edildiği yer olan Çarçıra meydanında idam edilirler. Tarih 31 Mart 1947’dir.

Qazî Muhammed’in idam sehpasına götürülmeden önce tüm Kürtlere bıraktığı bir çağrı ve nasihati vardır. Tümünü buraya almak istiyoruz. Kürt Halkı’na Qazî Muhammed şöyle seslenir:

 “Tüm Kürt Halkı’nın düşmanları içerisinde Acemin (İran) düşmanlığı hepsinden daha zalimdir ve tanrı tanımaz acımasızdır. Uzun bir tarihten beri onların Kürtlere garezi, kinleri vardı (hala var). Bakınız, izleyiniz. Kürt Halkı’nın tüm ileri gelenleri, İsmail Axayê Şikak’tan tutun hatta Cewher Axa kardeşi ve Hemze Axayê Mengor ve nice insanların hepsi aldatılarak alçakça öldürüldüler. Onların hepsi yemin, Kur’an’la kandırıldılar. Görülmemiştir ki Acem’in söz ve yemini, Kürt Önderleri’yle yaptığı anlaşmalara sadık kalsın ya da onları yerine getirsin. Tamamı yalan ve hilekârlıktır.

Dolayısıyla ben sizin küçük bir kardeşiniz olarak Allah’ın yolunda, Allah’ın hatırı için size diyorum ki: Birbirinizi tutun, sırtınızı birbirinizden ayırmayın. Acemin size bal verdiğine inansanız da içine zehir koymuştur. Acemlerin söz ve yeminlerine aldanmayın; çünkü onlar bin kez ellerini kutsal Kur’an’a vursalar da inanın ki amaçları sizi aldatmaktır, ta ki sizi kandırıncaya kadar.

İşte hayatımın son anında Büyük Tanrı’nın hatırası için size tavsiyelerde bulunuyorum. Size diyorum ve Tanrı biliyor ki; elimden bu geldi. Başım, canım, mücadelem; tavsiye ve size doğru yolu göstermede hiç yanlış yapmadım. Bu hal ve anda sizi yine bilgilendiriyorum ki, artık hiç bir sefer Acem’in sözlerine aldanmayın!

Sözlerine, yeminlerine, ellerini Kur’an’a koyarak dediklerine inanmayın; çünkü Acem, ne Tanrı’ya inanır ne de peygambere. Onların kıyamet günü, hesap-kitaba inancı yoktur. Müslüman olsanız da siz onlar için Kürt’sünüz, suçlu ve mahkûmsunuz, onlara düşmansınız. Başınız, canınız, malınız onlar için helaldir. Çok sefer de geçmişi ve büyüklerimizi hatırlamışım ki; Acemler onları oyunlarla kandırarak yakaladılar ve öldürdüler; çünkü savaş meydanında onlara karşı çıkamadılar, direnemediler. Çaresiz kalınca onları yalan ve oyunlarla aldatarak öldürdüler.”

Qazî Muhammed’in söyledikleri öğreticidir. Acem derken İran egemenlerini kast ettiği açıktır. Yoksa Qazî Muhammed gibi insan sevdalısı, duygu dolu bir insanın halkların kendilerine söyleyecekleri elbette farklıdır.

Mahabad Cumhuriyeti’nin tarihi kısa olsa da arkasında Kürtlere önemli tarihi bir miras bıraktığı açıktır. Örneğin onlarca şair, yazar, tarihçi Mahabad’a Kürdistan’ın dört parçasında akacaktır. Kürdistan adında gazete, Niştiman adında dergi, parasız okullar derken, kadın derneklerinin oluşturulması gibi çok sayıda esere çok kısa bir tarihte imza atılmıştır.

Yine Qazî Muhammed önderliğinde gelişen Mahabad Cumhuriyeti’nin demokratik muhtevasını iyi gösteren bir belge, daha önce 12 Aralık 1945’te Özerklik ilanını gerçekleştiren İran Azerbaycan’ıyla geliştirilen köklü ittifaktır.

Chris Kutschera’nın “Kürt Ulusal Hareketi” adlı çalışmasında, Sosyalist Azerbaycan Milli Hükümeti İle Mahabad Cumhuriyeti arasında yapılan anlaşmanın içeriğine dönük çok değerli bilgiler vermektedir.

“Mahabad Devleti’nin kurulduğu dönem İran Azerileri de Sosyalist devletlerini kurmuştu. Yukarıda kuruluş tarihi verilen İran Sosyalist Azerbaycan Cumhuriyeti Özerkliği Sovyetlerin girişimi ile Azeriler ve Kürtler sürtüşmeyi bırakıp bir anlaşma imzalamıştı 3 Mayıs 1946‘da imzalanan anlaşma:

1. İki tarafın topraklarından her birine, tarafların her birinin temsilciler gönderilecek,

2. Kürtlerin çoğunlukta olduğu Azerbaycan topraklarında, Kürt yönetimi temsilcileri, Azerilerin çoğunlukta olduğu Kürt topraklarında ise Azeriler temsilciler bulunduracak,

3. İki hükûmet, ekonomik sorunlarla uğraşacak olan bir Birleşik Ekonomi Komitesi oluşturacak.

4. Gerekli olduğu zaman karşılıklı askerî yardım yapılacak.

5. İran hükûmetiyle her türlü görüşmeler, iki hükûmetin onayı aldıktan sonra yürütülecek.

6. Azerbaycan hükûmeti, kendi topraklarında yaşayan Kürtler için eğitim alanında girişimler örgütlemek amacıyla gerekli olan önlemleri almayı üstlendi. Kürt hükûmeti de kendi tarafından, İran Kürdistan topraklarında yaşayan Azerbaycanlılar için aynı girişimleri gerçekleştirme vaadinde bulundu.

7. İki halk arasında tarihi içinde yerleşmiş olan dostluk ve işbirliği ilişkilerini bozma denemesinde bulunan ya da, onların ulusal birliğine el uzatan, kim olursa olsun, iki halk tarafından cezalandırılacaktır.” (Kaynak: Kürt Ulusal Hareketi, Chris Kutschera, S. 208, Avesta)

Doğu Kürdistan’da, farklı zamanlarda dar çerçevede de olsa her zaman bir şekilde İran Rejimi’ne karşı rahatsızlıklar yaşanmıştır. Bunlardan bir tanesi, Maku alanında Saner Mamedi tarafından yürütülmüş olan bir direniştir. Ancak uzun süreli olamaz ve ezilir. Yine Ciwanro da hep özerk yaşamış Cawanrudi aşiretine karşı İran Devleti harekete geçer. Uzun yıllar mücadelesini Ciwanrolar sürdürseler de 4 Şubat 1956 yılında direniş ezilir ve özerk yapılarına son verilir.

Cumhuriyetin yıkılması ile başlayan baskıcı uygulamalar, Kürtleri şahlıktan biraz daha uzaklaştırmıştır. Bundan da güç alan Fars milli burjuvazisi 1951’de iktidarı ele geçirir. 1953’de Musaddık hükümetini CIA desteği ile deviren Şahlık rejimi, diğer muhalefet güçleri gibi Kürtleri de baskı altına alır. Bunun yol açtığı durgunluk, 1978 İran İslam Devrimi’ne kadar sürer. Şahlık karşıtı çeşitli grupların barındığı Doğu Kürdistan, kapitalist ilişkilerin gelişmesine fazla imkân vermez. Kürt Toplumu yarı feodal kompradorlar, ticaret burjuvazisi ve devlet güdümlü din adamlarının denetimini bu yüzden aşamaz. Fakat halk fiili bir özerklik içinde olur.

İ-KDP'nin varlığı iyiden iyi zayıflar. Barzani, İran rejimiyle sıkı ilişkiler içinde olduğundan, İ-KDP'nin birçok üyesini kısa sürede ya tutuklattırır ya da bir yolla tasfiye ettirir. Barzani, zamanla Pehlevi otoriteleriyle ilişkilerini geliştirdikçe İ-KDP’nin genç üyeleri Barzani'den tamamen kopmaya başlayacaklardır. Bunun üzerine, 1964'te Ehmed Tevfîq ve Ebdullah Îshaq önderliğindeki yönetim tarafından toplanan İ-KDP'nin II. Kurultayı ılımlı bazı değişikliklere gider. 1964'te İ-KDP'nin saflarında partinin yeni politik programını eleştiren bir fraksiyon ortaya çıkar.

“Devrimci Komite” olarak örgütlenmiş olan Kürtler zorunlu olarak 1967’de silahlı direnişe geçmek zorunda kalırlar. Bu esnada İ-KDP’ye karşı tamamen tavır alan Barzani Şah’a destek sunar. Silahlı direnişi başlatan birçok Kürt öncü yakalanarak idam edilir. İ-KDP öncülerinden Süleyman Muini, Mela Aware ve Îsmayil Şahzade bizzat Barzanilerin eliyle birçok yoldaşlarıyla birlikte tasfiye edilir.

1969 yılında Komaleyi Zahmetkeşan kurulur. Kurucuları Dr. Fuad Mustafa Sultani’dir. Sosyalist bir harekettir. Daha sona Saqız’da Fuad Mustafa zehirlenerek katledilecektir.

11 Mart 1970’te Irak Hükümeti ile Irak Kürt Yönetimi arasında imzalanan anlaşma, İran Kürtleri arasında da belli bir olumluluk yaratır. Bunun üzerine İ-KDP III. Konferansı’nı “İran Demokrasi, Kürdistan’a Özerklik” adı altında gerçekleştirir. Abdurrahman Qasımlo, Parti başkanlığına getirilir. Yıl 1971-72’dir. Aynı yıllarda Ehmed Tevfîq kaybedilir. Qasımlo, Bağdat'tan aldığı yardımla varlığını sürdürür. Abdurrahman Qasımlo ve İzzetin Hüseyin dağlık alanlara çekilir. Bu sırada çok sayıda Kürt katledilir. Daha sonra Paris'te yaşayacak olan Qasımlo, yaptığı açıklamada “otonomi hakkını elde edinceye dek“ mücadelelerini yükselteceklerini belirtir.

1978’de tüm İran Halkı gibi ayaklanan Kürtler, Doğu Kürdistan’da Şahlık otoritesini yıktılar. Kısa sürede devrimi ele geçiren molla rejimi ile anlaşmaya çalıştılarsa da kabul görmediler. Merkezi otoriteye kayıtsız şartsız tabi olmaları dayatıldı. Buna karşı Doktor Qasımlo’nun başını çektiği direniş, 1982’ye kadar zayıflayarak olsa da devam etti. Ancak 1984 yılında İKDP’nin hakimiyetine İran Devleti son verdi. Elli bin (50.000, kimi yerde bu sayının 70 binden fazla olduğu söylenir) peşmergesi ile halka umut veren, ancak modern olamayan mücadele biçimiyle peşmergeciliği aşmayan bu hareket ezildiğinde; üstü betonlanmış, umutları bir kez daha ezilmiş ve için için kanayan bir yurtseverliği arkasında bırakır.

Bu süreçten sonra İKDP Qasımlo önderliğinde kongresini toplar. Bu kongrede büyük bir parçalanma-Qasımlo’nun sosyalizmden uzaklaştığı –gerekçesiyle yaşanır. Onlarca merkez üye İKDP’den ayrılarak, İKDP-RL’yi kurarlar yani İKDP-Devrimci Önderliğini.

Yukarıda satır aralarında değinmeye çalıştığımız gibi, birçok direnişe ihanetin eli bulaşmıştır. Kürtlüğün öngörüsüzlüğünü gösteren apolitik tutumları da çokça görülecektir. Doğru ittifaklaşmayı yaratmadan ve kendi öz gücüne dayanmadan başka güçlerle ilişkilenmeyi marifet sanan birçok davranış, Kürtlere hep kaybettirmiştir.

En bariz olanı ise İran İslam Devrimi’ni tetikleyen bir güç olmasına rağmen tasfiye edilmekten kurtulamaması, özel olarak ciddi araştırmalara tabi tutulması gereken bir realitedir. Devrim güçlerinin giderek zayıflamalarının akabinde Dr. Qasımlo, İKDP’nin Genel Sekreteri, askeri lideri, diplomatı, deney tecrübesiyle de öngörülü olan büyük insan Dr. Qasımlo, 1989 yılında Viyana’da İran istihbarat güçleri tarafından katledilecektir. Aynı şekilde Şerefkendi de Berlin’de 1992 Yılında İran istihbarat güçleri tarafında şehit edilecektir.

Devam Edecek: Güney Kürdistan’daki Gelişmeler

Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Yayınları

Tarih Şimdidir-Kürdistan Tarihine Özlü Bir Bakış

Kasım Engin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Tarih  Simdidir-Kurdistan  Tarihine  Ozlu  Bir  Bakis-25  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.