Tarih Yazılırken
Makaleler / 17 Haziran 2017 Cumartesi Saat 21:08
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Stratejik öneme sahip olan Ortadoğu; tarih boyunca birçok dine, mezhebe, etnik yapıya ve felsefi görüşe ev sahipliği yapmıştır. Bu kültürel-siyasal zenginliklerin yanı sıra jeostratejik konuma ve yer altı zenginliklerine sahip olan Ortadoğu, yüzyıllardır hegemon devletlerin askeri ve politik saldırılarına maruz kalmaktadılar

Yaşadığımız yüzyıl bu durumun en somut örneğini gözler önüne sermektedir. Batı merkezli modernist bakış açısı ile birçok aktör bölgede yarattıkları ‘kaoslara’ çözüm adı altında müdahalelerde bulunmaktadırlar. ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa gibi devletler ‘özgürlük getireceğiz!’ diyerek maddi-manevi bütün kaynakları sömürmektedirler. Ancak bu devletler girdikleri çıkar savaşında kendi aralarında da çelişkiler yaşamaktadırlar. Faşizmin ‘güç olma’ yaklaşımı içerisinde birbirleri ile zaman zaman çatışır pozisyonuna düşmektedirler. Son süreçteki İngiltere’nin Brexit (AB’den çıkış) kararı Avrupa Birliğini olumsuz etkileyecektir. Avrupalı devletlerin Ortadoğu politikası ile yaşanan tehlikeleri sezen İngiltere kendisini bu politikanın dışında gösterme çabaları içerisine girmiştir. Fakat Ortadoğu’da yanan ateş son birkaç ay içerisinde İngiltere’de de kendisini göstermiştir. Yaklaşık 4-5 yıldır ABD’den Rusya’ya ve Avrupa’nın birçok merkezine yayılan terör saldırılarının son durağı İngiltere olmuştur. Cihatçı gruplar Son dönemde üst-üste İngiltere’de Westminister köprüsü, Manchester ve Londra’da saldırılar gerçekleştirmişlerdir. Özellikle İngiltere’nin Brexit kararı Avrupalı diğer devletleri hem ekonomik hem de siyasi açıdan tedirgin etmektedir. Kaldı ki aynı durumu Fransa’nın da gerçekleştirme ihtimali tartışılmaktadır. Bununla bağlantı olarak Almanya Başbakanı Merkel’in “Avrupa Birliği’nin gücü ABD ve İngiltere’den oluşmamaktadır” tarzında açıklama yapması dikkat çekicidir. Akabinde Afganistan - Kabil’de Alman konsolosluğuna gerçekleşen bombalı saldırının tesadüf olup olmadığı tartışılmaktadır. NATO ve AB içerisinde Almanya’nın her zaman farklı bir yeri bulunmaktadır. Bu nedenle Almanya’nın Doğu Avrupa üzerinden Rusya ile geliştirdiği ilişkilerin stratejik düzeye çıkma ihtimali taşıması Avrupalı devletler ve ABD’yi tedirgin etmektedir.

Suriye ve Rojava’da yaşanan gelişmeler ise Kürt halkı ve kendisiyle hareket eden diğer halklar için her geçen gün yeni zaferler yaratmaktadır. QSD güçlerinin Tabqa zaferi her çevrede büyük bir etki yaratmıştır. Burada kazanımlardan alınan güç ve moralle. QSD Rakka şehrini önce çembere aldı, sonrasında ise hızlı bir şekilde şehrin kimi bölgeleri kurtarılmıştır. DAİŞ çeteleri gibi faşizmin ve zulüm zihniyetinin bir çatıda toplanmış halinin yıkılması Dünya devrimleri açısından tarihi sayılmaktadır. Suriye ve Rojava’da devrimci ve demokratların bu kazanımları dolaylı yollardan da olsa diğer Dünya devrimcilerini ve demokratlarını etkilemektedir. Kimileri devrimin içinde yer alırken, kimileri ise var olan sistemi kendilerine örnek almaktadırlar. TC gibi Kürtlerin kazanımlarından rahatsız olan devletler her geçen gün yeni yöntemler ile saldırı girişimlerinde bulunmaktadırlar. El Bab operasyonu adı altında sahaya girip hazin bir sona uğrayan TC yaptığı stratejik planlamalarda bir çıkmazın içerisine girdiği anlaşılmaktadır. Nurettin zengi ve Sultan Murad tugayları gibi yerel güçleri kendi kontrolüne alıp Halep hesapları yapan TC, bölgedeki diğer etkenlerin engellerine takılınca El Bab gibi bir alanda sıkışıp kalmıştır. TC, ÖSO üzerinde kontrol sağlamakta da zorlanmaktadır. ÖSO güçlerinin kendi iç çatışmaları derinleşmektedir. Astana müzakerelerinin içeriksizleşmesi sonucu TC, Suriye Rejim güçleri ve ÖSO çatışmaları ortasında kalmıştır. Yaşanan bu gelişmelerin yanında Rakka hesapları ile ABD’ye giden TC istediği sonucu alamamıştır. ABD-TC görüşmesinde Kürt karşıtlığında bazı tavizlerin yanında istihbarat bilgileri anlaşmaları yapılmıştır. ABD görüşmesi öncesi Şengal ve Qaraçox saldırıları bununla bağlantılıdır. Diğer taraftan Rejim ve İran’a bağlı Hizbullah güçleri Palmira üzerinden Deyra Zor hamlesini başlatmıştır. Eş zamanlı Şengal üzerinden Haşdi Şahbi milisleri Deyra Zor hamlesi için Kayravan ve Baac köylerini DAİŞ çetelerinin elinden alıp, buralara konumlanmışlardır.

Musul Operasyonları başlamadan önce tartışılan temel konu Musul’da DAİŞ sonrası hakimiyetin kimde olacağı sorunuydu. Musul Operasyonu sona doğru yaklaşmaktadır. Aynı şekilde Rakka Operasyonunda QSD güçleri Rakka ve etrafını çembere almıştır. Suriye ve Irak’ta her hangi bir siyasi iktidarın olmamasından kaynaklı İran Şii politikaları ile sahada birçok alana konumlanmıştır. Bu gelişmelerden rahatsız olan Trump ve ABD yönetimi İsrail’in de baskıları ile İran’a karşı yeniden terör söylemleri geliştirmiştir. Obama döneminde İran ile geliştirilen diplomatik ilişkiler askıya alınmıştır. Obama’nın geliştirdiği P5+1 anlaşması gündeme alınarak o dönemdeki politikalar sert eleştirilere tabi tutulmuştur. İran’a bağlı milis güçlerin Şii Hilali projesi ile Yemen’den Lübnan’a kadar oluşturmak istediği hat İsrail için tehdit olarak görülmektedir. Bu nedenle ABD, Suriye’de İran’ın hareketleri sınırlandırma amacıyla bazı alanlara dönük hava saldırıları gerçekleştirmiştir. İran bu saldırılara direk bir misillemede bulunmamıştır. Fakat Irak üzerinden kendisine bağlı güçler aracılığıyla  ABD’ye karşı tehdit söylemlerinde bulunmuştur. Yaşanan gelişmeler Sünni ve Şii blokları arasındaki çatışmayı yeniden alevlendirmiştir. Trump’ın Suudi Arabistan ziyareti ve sonrasında Ürdün, İsrail ve kısmi de olsa KDP ile İran karşıtlığında anlaşmalar gerçekleştirilmiştir. Buna karşı İran hızlı bir şekilde Şengal ve Deyra Zor hamlelerine başlamıştır. Diğer taraftan Sünni blok olan Suudi ve Ürdün ABD kontrolünde Deyra Zor için askeri birlikler oluşturmuşlardır. Bu anlamda önümüzdeki süreçte Musul-Şengal-Deyra Zor hattında önemli bir askeri hareketlilik yaşanacaktır.

İran ve Rojhilat Kürdistan’ında seçimler sonrası Kürtler üzerindeki sıkı baskı politikası yeniden devreye konulmuştur. Farklı kesimden birçok insan idam edilmiştir. Ayrıca İran Pastarları ile Özgürlük Hareketi gerillalarının çatışmasında her iki taraftan kayıplar yaşanmıştır. Uzun bir aradan sonra yaşanan olay İran’ın Suriye ve Şengal politikaları ile bağlantılıdır. ABD’nin Rojava’daki girişimlerinden rahatsız olan İran’ın böyle bir saldırı gerçekleştirmesi mesaj niteliğindedir. İran son zamanlarda acaba özgürlük çizgisindeki güçler ABD politikalarına ortak olur mu diye kaygılanmakta ve aynı zamanda bir korku yaşamaktadır. Diğer yandan içeride olan her türlü ayaklanmaların katliamlarla önüne geçmek istemektedir. Beluc ayaklanmalarını bastırırken, Afganistan sınırında ABD karşıtlığında Taliban ile ilişkilenmektedir.

Türkiye ve Bakurê Kürdistan’da ise 16 Nisan referandumu sonrası AKP’nin ilk hedefi yine Kürtler olmuştur. İç siyasette birden fazla çelişki yaşayan TC güçleri, mesele Kürtler olunca her türlü konuda ortaklaşmaktadır. AKP bu politika üzerinden hem siyasi hem de askeri alanda Kürt Özgürlük hareketine saldırmaktadır. Ancak askeri anlamda özellikle cemaat operasyonları sonrası nitelik ve nicelik anlamda sıkıntılar yaşamaktadır. Bu sıkıntılar bazı medya kanallarındaki tartışmalara da yansımaktadır. TV’deki bir tartışma programında Genelkurmay eski askeri istihbarat sorumlusu bir general ‘TSK’nin savaşacak hali yok, toparlanmak ve yeniden savaşacak hale gelmek için en az 5 yıl gibi bir zaman dilimine ihtiyaç vardır’ demiştir. Bu nedenle yavaş yavaş Rojava politikasında değişikliklere gidilmesi gündemleştirilmektedir. Bunda Erdoğan’ın Trump görüşmesinde hiçbir sonuç alınmamasının da etkileri vardır.

AKP’nin yumurta ikizi diye nitelendirdiğimiz KDP de TC’nin politikalarına paralel olarak faaliyet gösterip siyaset yürütmeye çalışmaktadır. Her yönüyle  AKP ve MİT denetiminde olan KDP, Bakur ’da TC’nin yaptıklarını Başur’e Kürdistan’a taşıyarak ayakta kalmaya çalışmaktadır. Başurê Kürdistan halkının maddi ve manevi her-hangi bir ihtiyacını karşılamamaktadır. Bu nedenle halkın dayanma sınırlarını zorlamaktadır. KDP’nin yaşadığı siyasi krizin yansıması halk tarafından her geçen gün daha fazla hissedilmektedir. Ticari hayat ve üretim tamamen durmuştur. Bu nedenle var olan işsizlik her geçen gün çığ gibi büyümektedir. Bunun yanında elektrik, su vb. yaşamsal ihtiyaçlar artık yeteri kadar karşılanmamaktadır. Diğer taraftan KDP bu süreçte Bakurlulara sürekli baskı uygulayıp, halkı zor durumda bırakmaktadır. Baskılar sonucunda resmi rakamlara göre 150.000 resmi ikameli Bakurlu  sayısı 2000’lere kadar düşmüştür.

KDP karşıtlığında yaratılan blok ya da ortak oluşumlar dönemsel olup süreklilik kazanmadıkları için fazla etkili olamamaktadırlar. YNK’de iç sorunların varlığı, Goran’ın Noşirwan Mustafa’yı kaybetmesi ve dini referans alan partilerin ortaklıklarının çelişki ve çıkar çatışmalarından dolayı sekteye uğraması tekrardan KDP’ye alan açmaktadır. İlginç olan YNK’den ayrılan, kopan yada kovulanlar zaman kaybetmeden soluğu KDP’de almaktadırlar.

Goran hareketinin Noşirwan Mustafa’yı kaybetmesi liderlik anlamında bir boşluğa sebebiyet vermiştir. Bu boşluğun doldurulması için YNK ve KDP kendi cephelerinden faaliyet yürütmektedirler. Goran Hareketinde N. Mustafa sonrası kimin geleceği de halen netleşmemiştir. Şu an 5-6 isimden bahsediliyorsa da her biri için ayrı bir eksiklik veya olmaz teorisi de dile getirilmektedir. Noşirwan M. cenaze töreninde KDP ve YNK’ye ciddi bir tepki açığa çıkmıştır. Kitle Özgürlük hareketine ise oldukça olumlu yaklaşmıştır. Fakat özgürlük hareketi Goran tabanının beklentilerini tam karşılamış değildir. Bu konuda Goran hareketi ile daha güçlü ilişkiler geliştirmek ve tabanı devrim çizgisine çekecek bir hamleye ihtiyaç vardır. Böyle bir yaklaşım Başur açısından yaşamsaldır.

Goran Akreyi

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Tarih  Yazilirken  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.