Tarih Şimdidir-Kürdistan Tarihine Özlü Bir Bakış-20
Kürdistan Tarihi ve Dili / 30 Mayıs 2017 Salı Saat 09:58
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hemen belirtelim ki, çokça dile getirilen “29 Kürt İsyanı” tam bir; sahte, uydurma ve sanal bir hikayedir. Çünkü Kürdistan’da bir-iki isyan dışında 20. yy da yaşananların tümü ama tümü soykırıma karşı direniştir

Şeyh Said İsyanı Sonrası Yaşanan Direnişlere İlişkin Kısa Bilgiler

TC Devleti yok etmek niyetiyle saldırmıştır, Kürtler ise buna karşı durmuşlardır. Saldırıya karşı yapılan kendini korumadır, savunmadır, yaşama çabasıdır. Çünkü isyan en genel manada: “Her-hangi bir amaçla kurulu düzene veya devlet güçlerine karşı gelme, baş kaldırma, ayaklanma”dır. Ancak Kürtler böyle yapmamışlardır, Kürtler sadece ve sadece kendi varlıklarına karşı geliştirilmiş olan soykırıma karşı direniş içerisine girmişlerdir.

Belirttiğimiz bir-iki isyan kategorisine de -yine direniş tanımıyla ilişkisini kurmak şartıyla- bir Şeyh Said’in Direnişi girebilir, bir de çok büyük bir zorlamayla İhsan Nuri Paşa’nın Ağrı Direnişi girebilir. Başka da 1920’lerde yaşananların tek biri isyan kategorisine girmez.

Beytüşşebap Direnişi (3 Eylül 1924 ): Şeyh Said Direnişi’nin fi-tilini Beytüşşebap’ta İhsan Nuri Paşa çakacaktı. O dönem yüzbaşı rütbesiyle görev yapmaktadır. “İşlerin yolunda gittiğini” belirten, Yusuf Ziya tarafından gönderilen şifreyi “başlatın” olarak anlayınca direnişi başlatırlar. Kazayı ele geçirdikten sonra etrafta hiçbir sesin çıkmaması ardından, bir yanlış anlaşılmanın yaşandığını İhsan Nuri Paşa anlayacak ve hızla Suriye’ye geçmek amacıyla İran’a geçecektir. Direniş başlamadan bitmişti.

Beytüşşebap Direnişi esasta Azadî örgütünün bir planlamasıydı. Yaygın ayaklanmalar ardından ise genele yayılmış bir strateji takip edilmek istenmişti, ancak Beytüşşebap’taki durumla yapılmak iste-nen deşifre olmuş ve TC Devleti uyarılmıştı. Bunun sonucunda ekim ayında Cibranlı Xalıt, Yusuf Ziya ve onlarla birlikte hareket eden bir-çok Kürt direnişçi yakalanıp Bitlis zindanına atılmışlardır.

 

Reşkotan ve Raman Direnişi (9-12 Ağustos 1925): İsyana ha-zırlandığı gerekçesiyle Sinkan, Reşkotan ve Bukran aşiretlerine karşı; “isyan hazırlığı yapıyorlar” gerekçesiyle tedip yani terbiye etme ha-reketi başlatılır. Bu harekette TC, aşiretler arası çelişkileri de kulla-narak kimi aşireti öncü birlik olarak kullanacaktır.

Guyan Direnişi (1925)

Nehrî Direnişi (10 Haziran 1925)

Eruh Direnişi (1926)-

Sözde Şapka uygulamasını kabul etmedikleri gerekçesiyle başlatı-lan TC devlet operasyonu büyük kıyımla biter.

Pervari Direnişi (1926)

Şeyh Abdurrahman ve çevresi sürgün edilmek istenince, karşı durmuş, iki hafta yoğun süren çatışmalar ardından Şeyh Abdurrah-man katledilince, direniş son bulmuştur.

Hazro Direnişi (21 Ocak 1926)

Hewerkan Konfederasyonu ve Malla HACO Direnişi (1926)

Colemêrg Direnişi (1926)

Sürgün kararına karşı Hakkari çevresindeki birçok Ertuşi Konfe-derasyonuna bağlı aşiret direnişe geçer, ancak direniş bütünlüklü olmadığı bastırılır.

Ağrı Direnişi (16 Mart 1926):

TC Devleti İbrahim Paşa’yı yani Bıroyê Heskê Telî’yi ele geçirmek için saldırıya geçer. Serhat’ın en büyük aşiretlerinden biri olan Celalî aşiretinin Hesesorî bavekına bağlı bir aileye mensup olan Bıroyê Heskê Telî ise Ağrı dağına çıkar. Birçok Kürt aşiret reisi ve egemeni gibi Bıroyê Heskê Telî’de Osmanlının yanında Ruslara karşı savaştı, mesele Ermeni meselesi olduğunda yine devletin yanında yer almıştı. 1925 Şeyh Said İsyanı ve yaşanan farklı direnişler ardından TC Dev-leti bölgede etkili olan isimleri kendisi için tehlikeli gördüğü için Ba-tı’ya sürme kararı aldı. Nitekim TC Devleti’nin sürgüne göndermek istediklerinden biri de Bıroyê Heskê Telî’ydi.

1926 yılının bahar aylarında kendisine ve ailesine dönük alınan karar uygulanmaya konulmak istendiğin de karşı çıkmış ve gelen asker ve jandarmalarla çatışarak dağlara çıkmış ve direnişe geçmiştir. Direnişe geçen Bıroyê Heskê Telî’ye daha önce sürgüne gönderilen Şemkan aşireti reisi Temîre Şemkî ve kardeşi ile Sakan aşireti reisi Şeyh Abdulkadir gibi tanınmış  birçok isim Ağrı’ya gelerek, onlar da direnişe katılmışlardır.

Sürgün demişken bir iki hususu daha eklemek gerekiyor. TC Dev-leti benzer bir kararı -ancak bu kez daha geniş çapta -1927 Yılı’nda almıştı. 1400 tanınmış Kürt ailesini Batı’ya sürme kararı alan devlet, kendince ciddi tedbirler almaktaydı. Birçok tanınmış kişi bu sürgünle Kürdistan'da uzaklaştırıldı. Bunlardan bir tanesi ise Serhatlı Kör Hü-seyin Paşa ve ailesiydi. Daha önce çok sayıda Hamidiye Alayı’nın bi-zatihi sorumluluğunu yapmış olan Kör Hüseyin Paşa, Ruslara karşı da Osmanlıya büyük hizmetler sunmuş bir isimdi. Öyle ki kimi tarihçi: ”Doğu Anadolu’yu Kazım Karabekir Paşa değil, Kör Hüseyin Paşa; Rus ve Ermenilerden kurtardı“ diye bilecek kadar büyük rol atfetmiş-lerdir. Osmanlıya böyle hizmetler sunulmuş olsa da, Kürt’tür, sürül-mesi gerekmektedir. Hem de ailesinin her ferdi Türkiye’nin farklı yerlerine sürülerek, bütünlük sağlamamaları için her şey yapılmıştır. Böyle de olsa Ağrı Direnişi geliştiğinde yönünü ilk ülkeye çevirenler-den birisi Kör Hüseyin Paşa olur. Savaşta büyük tecrübesi ve halk nezdinde büyük itibarı olan böyle bir kişiliğin Ağrı’ya ulaşması demek büyük bir tehlike olacağı için, Kürdistan’a Kör Hüseyin Paşa yöneldiğinde, TC Devleti özel bir ayarlamayla, yakın akrabası olan Hacı Musa’nın oğlu Medeni’nin eliyle, namazın üstündeyken katledilir, diğer iki oğlu ise benzer bir şekilde yıkanırlarken vurulurlar. Böy-lelikle bir halkın kaderini etkili bir şekilde tayin edecek önemli bir isim iç ihanetle katledilir.

Sason Direnişi (1925–1937): Çeşitli süreçlerde Türk Ordusu, Sason’a dört kez saldırı düzenler. Hedef halkta bulunan silahları top-lamaktır. Halktan 430 kişi öldürülür. Düşmanın saldırısına uğrayan bölge yakılıp yıkılır.

Direniş tümden bastırıldıktan sonra tamamen hakimiyet kurmak için bu kez “Sason Islahat Programı” adı altında tedbirler geliştirilir. Askerin hızlı bir şekilde Sason’a ulaşıp, varsa bir direniş bastırabil-mesi için; yollar, köprüler, kışlalar ve yeni idari biçimleri devreye konulur. Bu yolların, köprülerin ve kışlaların hangi nedenlerle yapıl-dıklarını ise bizler halen yaşananlardan bilmekteyiz.

1926 Koçuşağı Direnişi (7 Ekim- 30 Kasım): Dönemin Diyar-bakır Valisi Ali Cemal’in: "Yalnız Çemişgezek’in 22 km kuzey doğusun-da Kozluca'da yerleşik Kör Seyit Han (Koçuşağı aşiretinden) şakiliği sanat edinmiş alışkanlığıyla, Koçgiri hadisesinin mahkûm ve sanıkla-rından bazılarını yanına toplayarak Çemişgezek, Arapgir, Kemah, Kemaliye taraflarına saldırılarda bulunmaktadır. Silahlarını teslim edeceğini ve itaat edeceklerini sanmıyorum. Çemişgezek’teki alay ve süvarilerle yok edilmeleri mümkündür ve çok iyi olacaktır. Böyle bir hareket ötekiler üzerinde tesirli olacaktır" diyecek ve kısa sürede saldırı başlatılacaktır. Albay Mustafa Muğlalı tarafından yürütülen saldırı 4 Ekim’de uçak filolarıyla havadan ve karadan yapılan saldırılarla her taraf tarumar edilecektir. Şiddetli saldırının altında yatan hedef devletin ne kadar güçlü olduğunu göstermektir. Halk tabiriyle gözdağı verilmek istenmiştir.

Saldırı ardından Albay Mustafa Muğlalı: ”Öteden beri Dersim’in ye-nik olmayan aşireti ve milli kahramanları adını taşıyan Koçuşağı haydutlarının son sığınağı olan Kılabuz deresini temizleme ameliyesinin son bulduğu, saat 17 30‘da Kuzey cephesi komutanlığından bildirilmektedir” emrini 28 Kasım 1926’da Cephe komutanlarına vermektedir. Ertesi gün ise yani 29 Kasım 1926 günü ise saldırının sonuçlarını: ”29 Kasım günü Havali komutanlığı emrine göre hareket edildi ve yapılan arama ve taramada erkek, kadın ve çocuk olmak üzere bir miktar asi ve hayli miktarda da hayvan ele geçirildi…

Güney Cephesi Komutanlığı: aynı günün sabahından itibaren Ali boğazının Tagar deresi adıyla güneye doğru uzanan kısıklarından Ekrek deresinin Tagar deresi ile birleştiği kısmın her iki tarafındaki mağaraları, taş oyukları kamilen araştıracak ve taranmadık hiç; bir yer kalmayacaktır…

Koçuşağı tedip harekâtının başlangıcından bu yana, kuzey cephesi birliklerinden (10. ve 13 Alaylar) bir subay, 31 er Şehit, 1 subay, 53 yaralı vermiş ayrıca 10 Er’de kaybolmuş ve buna karşılık asilere bir hayli zayiat verdirilmiş ve 1084 küçükbaş, 342 büyük baş hayvan ganimet alınmıştı…” diye rapor yazdığını Genelkurmay Belgelerinde Kurdistan İsyanları adlı kitapta öğreniyoruz. Bunlar resmi rakamlar birde gerçekler acaba nasıldır?

1927 Mutki Direnişi (26 Mayıs–25 Ağustos): Bitlis Valiliği, toplam 8 aşirete mensup 35 köyde yaşayan halkın hem silahlarının toplatılması hem de başka bölgelere sürgün edilmesini emretmesi üzerine harekât başlar. Halkta buna karşı çıkarak direnir ve böylece Mutki olayları başlar. Ordu 26 Mayıs 1927'de direniş bölgesini kuşa-tır. Direnişe Şeyh Evdirehmanê Mala Eliyê Ûnis ve Zorikli Selim gibi isimler önderlik eder. Direniş önderlerinin katledilmesi sonrasında, direniş bastırılır. Bu katletme planı ve talimatına iyi bir örnek “Ge-nelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları” adlı kitapta, 9 Haziran 1927 günü merkezi Siirt’te bulunan 2. Tümen Komutanlığı’nın verdiği emirdir: “Fiilen ayaklanmaya katılan ve askere silah kullanarak birçoklarının şehit düşmesine sebep olan asilerin dehalet etseler bile, aflarının doğru olmayacağı; Esasen bunların dehaletleri gönülden olmayıp askerin baskısı dolayısıyla, başka çare bulamadıklarından ileri geldiği; bu sebeple bunların ileride de zararlı olmalarını önlemek için eli silah tutanların kâmilen (bütünüyle) yok edilmelerinin zorunlu olduğu; zira hepsinin silahlı direnmeleri sırasında askerlerimize birçok yaralı ve şehit verdirmiş oldukları; ancak, şu sıra dehalet etmekte olanların dehaletlerine engel olunmamak üzere teslim alınanların 18. Alaya teslimi ve harekâtın sonunda sevkleri sırasında kaçmaya yeltenenlerin, yok edilmeleri gerektiği” cümleleri ile ifade edilen emirlerdir.

Neredeyse tüm Kürt isyan ve direnişlerinde bir kene gibi Kürt Halkı’nın boğazına yapışan ihanet burada da katmerli bir şekilde yaşanır.

Kürt Tarihi’nde isimler hep değişse de, değişmeyen ihanetin ismi bu kez Cemile Çeto’dur. TC Devleti’nin yanına geçerek adeta dağ dağ Mutki’de direnişçilere karşı düşmanın yanında hatta önünde yer alan bu haine, Evdirehmanê Mala Eliyê Ûnis “Ger em taştê bin, tu yê firavîn bî.” Yani “eğer biz kahvaltı olursak sende öğlen yemeğe olursun” diyerek, TC’nin karakterini söylemeye, anlatmaya çalışır ancak Cemile Çeto TC’nin yanında yer alarak direnişi bastırır.

Direniş bastırıldıktan sonra Cemile Çeto da idam edilir. Ve idam edilirken “beni yedi köyün arasına gömün, mezarıma Cemile Çeto ji kerêde keto” diye yazın-yani eşekten düşmüş-doğmuş anlamında- diyecektir.

Bir taraftan ihanet böyle yaşanırken, bir diğer taraftan da Kürt’ün direnişçi geleneğini aynı bu direnişte Evdirehmanê Mala Eliyê Ûnis’ın yanında, bizzat abisinin yani Mihemedê Elî’nin kızı Rindexanêyi görüyoruz. Rindêxan yörede askerliği ve savaşçılığıyla tanınmaktadır. Uzun süren çatışmalarda kardeşini ve yeğenini şehit verir. Ancak direnişine de devam eder. TC Devleti, Cemile Çeto öncülüğünde, Mereto dağına kapsamlı saldırısı sırasında Rindêxan yaralanarak düşmanın eline geçer. Olayın tanıklarından olan Azizoğlu ile yapılan bir mülakatta, direnişi anlatırken yaşanmış olan bir kahramanlığı da anlatmaktadır. Şöyle diyor Azizoğlu:

“Harekatın her anı beni etkilemiştir. Gökten yağan zulüm ve yerden biten kahramanlıkların destansı özelliklerine tanık olup da etkilenmemek mümkün değildir. Yaşamım boyunca unutmam mümkün değildir. Ancak her şeye rağmen Mihemedê Elî’nin Yunus'ın kızı olayından çok etkilendim. Kızın adı Rindêxan'dı. Güzel, güzel olduğu kadar da kahraman bir kızmış. Rindêxan babası ile birlikte Sason Hareketi'nin öncülüğünü yapıyor ve fiilen savaş içinde yer alıyordu. Harekat bastırılırken yaralı olarak ele geçmişti. Güzelliği karşısında şaşkınlığa kapılan ordunun komutanı onunla birlikte olmak ister. Cinsel taciz karşısında çaresizleşen Rindêxan komutana; “Ben tutsağım. Bedenim üzerindeki her türlü tasarruf hakkına sahipsiniz ancak ailemin egemenliği altında olan topraklarda sizinle birlikte olmam mümkün değil. Bu sınırlar içinde bana el uzatırsan kendimi öldürürüm” diyor.

Komutan ona “ailenin egemenlik sınırları nerede bitiyor?” diye so-ruyor. Rindêxan “Batman Çayı bizim sınırımızdır. Malabadi Köprü-sü'nden sonra bana sahip olabilirsin” diyor. Komutan kabul ediyor. Malabadi Köprüsü'ne vardıklarında Rindêxan komutana “Babamın topraklarına son kez bakmak istiyorum” diyerek komutandan köprüye çıkma izni alıyor. Ağır ağır köprüde yürüyen Rindêxan birden hızlanarak kendisini Batman Çayı'nın serin sularına bırakıyor. Geriye askerlerin şaşkın bakışları ve Rindêxan'ın sloganları kalıyor.”

Rindêxan köprünün üzerinde iken:

“Ez im rinda Rindêxan

Keça mîr û axa û çiyan

Ey tirkê Tacik

Karê we çi ye li van çiyan

Rinda bûye namdar

Ez dimirim, birîndar û bê zar

Teslîm nabim destê neyar û naçim bê arım” dedikten sonra kendisini baharın çılgınca akan suların akıntısına bırakarak yaşamına son verir. İşte bu da Cemile Çeto’ların karşısında gürleyen Kürt Direnişçiliği’dir, Kürt Kadın Direnişçiliği’dir...

II. Ağrı Direnişi (13 Eylül 1927)

Biçar Direnişi (7 Ekim–17 Kasım 1927):

Şeyh Said İsyanı’nın yenilgisi ardından bir daha bellerini düzelte-meyecek bir şiddet dersinin Kürt Halkı’na verilmesi planlanır. Bu planlamayı en iyi ifade eden “Genelkurmay Belgelerinde Kürt isyanları” adlı kitapta açığa vurulan niyet göstermektedir:

”Cumhuriyetten sonra, tenkil silahı; hükümet kapılarında hükümet adamlarını ortadan kaldıran, öldüren ve hükümet aleyhine en alçakça tecavüzleri korkmadan yapan ve kendisine hiçbir şey yapılmayan… Tek ferd bırakmamış hükümetin yüksek kudretini bu gibilere tamamen tanıtmıştı. Ancak büyük külfetler ve eziyetler ve akıtılan sonsuz Türk kanı karşılığı kazanılan bu başaranın eserlerini en ücra köşelere dahi göstermek lazımdı… Ordu, her yerde olduğu burada da yüklendiği görevi yapmış ve yapmakta bulunmuş, ayaklanmayı tenkil (tepeleme), amellerini mahv, şeyh ve reislerinin çoğunu yok etmişti. Bunların el’an görülen artıklarını ortadan kaldırmak, yaşanan basit ruh ve ülkülerini ezmek, yok etmek, halkı hükümete, memlekete yararlı hale getirmek işi de bu görevi uhdesinde sivil idare memurlarına düşen bir borçtu.

Batı’ya sürülenlerle, Şaki olarak dağlarda bulunan şerirlere mensup ailelerden köy ve kasabalarda bulunanların durumu; iş ve gücü ile meşgul ve mallarında tamamıyla sahip bulunan ve sayıları her bölgede oldukça kabarık olan bu kasaba ve köy şerirler, özellikle idam ve ağır cezalarla batı hapishanelerinde sevk edilenlerin aile ve akrabaları olup intikam hisleri ile dolu, muzur propaganda vasıta ve bütün benlikleri ile asilere taraftar ve her bakımdan şakilere yardım etmekte olan insanlardı. Öyle ki, dağdaki şakilerden daha cani ve daha zehirli bir mikrop olan bu aşiretlerin kamilen ve süratle Batı’ya sürülerek özel surette gözaltından bulundurmaları, memleketin selameti bakımından gerekli idi” denilirken aynı kitabın başka bir yerinde ise 7 Ekim-12 Ekim 1927 Biçar Direnişi’de yaşananlara ilişkin:

“Harekâtın cereyan ettiği bu bölgedeki köylerin, asilerin vatanı ol-duğu, eşkıyanın aile ve çocuklarının buralarda barındıkları ve köy halkının hemen çoğunun birbirine akraba olması dolayısıyla, aile yakınlığının verdiği bu kuvvetle bu ahalinin de manen ve maddeten asilere yardımda bulundukları ve buralarda aşiretlerin birçok silah ve cephane bulunduğu anlaşılmış ve her an eşkıya ve ahalinin baskın ve pusuna uğramak ihtimaline karış müfrezeler, tertibat alınan arazi kısımlarının da dikkatle araştırılmasına hasıl olmuş, tarlalar odun, ot, saman yığınları, ormandaki inler, mağaralar, komlar, tamamen araştırılarak perakende bir surette buralara sığınan, çoğu erkek, kısmen de kadın ve çocuklardan ibaret kümeler toplatılmış, yakalanan bu şahıslar arasında kadınlar tecrit edilerek, silah tutan ve eşkıya ile ilişkisi olduğu anlaşılanlar hemen kurşuna dizilmişti.” TC Devleti’nin kendi belgelerinden yola çıkarak söyleyecek olursak, sadece bu alanda 280 köy yakıp yıkmış ve boşaltmışlardır.

Bunun için direnişin en çok etkinlik gösterdiği sahalara büyük çı-kartmalarla saldırılar yapılır. Dağ dağ, tepe tepe, dere dere, taş taş her yer aranır. Birkaç yıl sonra Dersim’de geliştirilecek olan Sel Ha-rekatı’na benzeyen bu harekât, yaklaşık 300 köyün yakılmasıyla so-nuçlanacaktır. Binlerce insan katledilecektir. “Siz misiniz bu isyanı geliştiren!” diyerek yapılanlar, tam bir intikam girişimidir.

Ali Resul Direnişi (22 Mayıs–3 Ağustos 1929)

Tendürek Harekâtı 1929 (14 Eylül– 27 Eylül): Tam da TC’ye yaraşan bir harekâttır bu. Şeyh Abdülkadir ve aşiretine karşı 14 Eylül günü saldırı başlatılır. Şeyh, Tendürek’te üslendiği için hızla İran’a geçer. Böylece saldırı boşa çıkar. Ancak TC Ordusu, talancı karakteri-ni burada gösterip aşiretin arkalarında bırakmak zorunda kaldıkları eşya ve hayvanlara ele koyacaklardır.

Savur Harekâtı (20 Mayıs–9 Haziran 1930): Mardin’e bağlı Sa-vur alanına TC Askeri Güçleri her taraftan saldırarak onlarca köyü yakarlar. Yakıp yıkmalar ardından geri çekilirler.

Zilan Harekâtı(20 Haziran- Eylül1930):

Daha sonra da ele alacağımız Ağrı Direnişi sürerken, direnişin li-derlerinden Kör Hüseyin ve Emin Paşa’nın oğulları Zilan merkezini ve karakolunu basarlar. Karakol baskını ardından da direniş başlatırlar. Bu direniş bölgenin diğer yerleşim merkezleri olan Patnos, Zilan, Çaldıran, Erciş ve köylerine yayılır.

III. Ağrı Direnişi (7 Temmuz 1930)

Oramar Harekâtı (16 Temmuz–10 Ekim 1930)

Oramar Direnişi TC Devleti’nin faşizan uygulamalarına karşı ya-şanan rahatsızlıkların yanı sıra Ağrı’daki direnişi desteklemek için Xoybûn tarafından yapılan planlama ve örgütleme temelinde Şeyh Ahmet Barzani ve Melle Hüseyin Şerif’in de içinde bulunduğu bir direniş olmuştur.

Pülümür Harekâtı (8 Ekim–14 Kasım 1930): Fevzi Çakmak’ın yaptığı izlenimler sonucu Erzincan’a bir saldırı başlatılır. İzlenimle-rine göre Kürtler, Erzincan’da nüfus üstünlüklerini kullanarak etrafta bulunan Türkleri, Aleviliğin verdiği avantajlarla Kürtleştirmeye çalı-şırlar. 18 Eylül 1930 yılında Fevzi Çakmak’ın hazırladığı raporunun bir iki maddesi şöyledir:

“1- Erzincan ilindeki incelemelerim sırasında ekonomiyi önemli surette zarara sokan ve bu il dahilindeki asayişsizliğin en önemli amillerden olan Aşkirik, Gurk, Dağbey, Haryi köylerinin tedip ve tenkiline zorunluluk olduğunu gördüm… Bu bakımdan Vilayet bu köylere; Vergi ve asker vermelerini, silahlarının teslim etmelerini tebliğ ederek, olumsuz bir sonuç alındığı taktirde, bu bölgede çok şımarık bir durum almış olan Kürt köylerine bir etki yapmak ve devlet nüfuzunu hakim kılmak için Erzincan’a nakledilecek bir hava kıtası ile bu köyleri tahrip etmenin uygun olacağı düşüncesindeyim.

2. Erzincan merkez ilçesinde 10.000 (on bin) Kürt vardır. Bunlar Alevilikten faydalanarak mevcut Türk köylerini Kürtleştirmeye Kürt dilini yaymaya çalışmaktadırlar. Bir kaç sene sonra Kürtlüğün bütün Erzincan’ı istila edeceğinden endişe edilebilir, örfen Türk, fakat Alevi olan birçok Türk köyleri, Aleviliğin Kürtlüğü ifade ettiği zihniyet ile ana lisanlarını terk ederek Kürtçe konuşmaktadırlar. Bu işe ön ayak olan, her şehavete yataklık eden Rusaray, Mitini, Şıncığı, Kürtkendi, Kelarik köylerinin esaslı bir şekilde kayda tabi tutularak bunlardan gerekenlerin Trakya’ya nakli ve bu bölgedeki bazı reislerin il merke-zinde ve polis nezareti altında ikamet ettirilerek emniyete alınmaları gerekmektedir. Türk olan Alevi köylerinin Türkçe konuşmalarına ve Türk dilinin bütün bölgeye yayılması için esaslı tedbirler almaya ihti-yaç vardır” demekte ve devamında ise eğer önü alınmazsa, müdahale yapılmazsa gelecek açısından vahim sonuçlar yaratacağını dile geti-ren Fevzi Çakmak’ın raporu ardından, Erzincan’a bir saldırı başlatılır. Yüzlerce köy yakılıp yıkılır. Adım adım Dersim’de olacakların ayak sesleri duyulmaktadır. Ne yazık ki bu ayak sesleri fark edilmeyecek ve Dersim için yeterince tedbir geliştirilmeyecektir.

Devam Edecek: Xoybûn Cemiyeti

Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Yayınları

Tarih Şimdidir-Kürdistan Tarihine Özlü Bir Bakış

Kasım Engin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Tarih  Simdidir-Kurdistan  Tarihine  Ozlu  Bir  Bakis-20  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.