Yeni bir dönem başlarken
Politik Analiz / 01 Mayıs 2017 Pazartesi Saat 21:14
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Irak, Suriye ve Kürdistan’daki siyasi- askeri gelişmeler ivme kazandıkça bunların yarattığı sonuçlar bölgedeki ilişkilerde yeni pozisyonları ve güç dengelerini açığa çıkarmaktadır. Bu konuda Özgürlük Hareketi gibi güçlü bir ideolojik çizgi ve stratejiye sahip olan yapılar yalpalamadan yol alırken, TC ve KDP gibi istikrarsız yapılar ise uçlar arası ve ilkesiz hareketlenmeleriyle her geçen gün daha da teşhir olup, güç yitirmektedirler

Yüzyıllık sistem aşılıp-yeni denge ve kurumların oluşmaya başladığı bu süreçte öngörü ve karar mekanizmaları güçlü olan, yerinde ve zamanında adım atan güçlerin yeni yapılanmada söz sahibi olmaları kaçınılmazdır.

ABD’de yeni yönetimin küresel sorunlara daha fazla müdahil olacağı görülmektedir. Suriye’de hava üssünün vurulması, Kuzey Kore karşısında harekete geçilmesi ve DAİŞ’e karşı Afganistan da nükleer silahlardan sonraki en büyük bombanın kullanılması bunun göstergesidir. Dünyanın her yerinde, özellikle de Ortadoğu ve Asya-Pasifikte daha aktif bir dış politika sergileyeceği görülmektedir. Bu durum büyük güçlerin direk savaşlara girmelerini beraberinde getirebilecek bir potansiyel taşımaktadır.

Müdahaleci dış politikanın kimi sonuçları şimdiden ortaya çıkmaktadır. ABD, müdahaleciliğiyle Ortadoğu’da ilk etapta müttefiklerini yeniden etrafına toplamayı hedeflemektedir. Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Türkiye vb. güçlere alandaki gücünü, etkinliğini hatırlatmıştır. İran’a karşı politikasını sertleştirmiştir. Yine Asya-pasifikte Kuzey Kore’yi direk etkileyecek askeri adımlar atmıştır. Bununla bir taraftan Çin’i baskı altına almak, diğer taraftan Japonya ve Güney Kore gibi müttefiklerini daha fazla yanına çekerek bölgedeki etkinliğini artırmaya çalışmaktadır.

Bu durum Rusya’yı fazlasıyla etkilemektedir. Rusya pozisyonundan taviz vermeden etrafındaki müttefiklerini ve çıkarlarını korumaya çalışmaktadır. Bu politikasıyla ABD yönetiminin müdahaleci siyasetini dengelemeyi amaçlamaktadır. Hem İran’ı yanında tutmak, hem de Suriye üzerinden Ortadoğu’da elde ettiği etkinliği korumak Rusya için öncelik kazanmıştır. ABD ve Rusya yönetimleri bölgede uyguladıkları pragmatist politikalarla her geçen gün etkinliklerini pekiştirmek istemektedirler. 

Hem bölgede, hem de dünyanın diğer yerlerinde yaşanan çatışma ve gelişmeler her iki güç arasındaki mücadelenin boyutlarını göstermektedir. Bölgede uzun bir süredir devam eden 3. Dünya savaşında gelinen aşamada hızla niteliksel bir değişim yaşanmaktadır. Bir yanda vekâlet savaşları yerini perde gerisindeki asıl aktörlere bırakırken, diğer yanda bu durumun yansıması olarak ittifaklaşmalar ve karşıtlıklar yeniden şekillenmektedir. Ara tonları olmakla birlikte bölgesel ittifaklaşmalar-karşıtlaşmalar daha fazla ikili bir karaktere bürünmektedir. Bu denklemde Rusya ve çevresine topladığı güçler tüm imkânlarıyla yeni dönemde etkinliklerini güçlendirmeye çalışmaktadırlar. Bu uğurda her yolu denemektedirler.

Cephenin diğer tarafını ABD öncülüğünde bir araya gelenler oluşturmaktadır. Bu güçler ise eski statükocu Ulus-devletçi yapıları yıkıp, çıkarları doğrultusunda bölgeyi yeniden dizayn etmek istiyorlar. Bu uğurda ekonomik ambargo, siyasal-diplomatik kuşatma ve her geçen gün tahripkârlık düzeyi derinleşen askeri çatışmalara başvurmaktadırlar. ABD’nin bölgedeki enerji kaynaklarına sahip olma ve enerji nakil yolarını denetime alma istemi ile AB’nin güvenli alternatif enerji güzergahlar oluşturma, göçü önleme ve terörizmin yarattığı güvenlik sorunu birleşerek bölgesel sorunlarda her iki gücün ortaklaşmasının zeminini yaratmaktadır. Suriye, Irak, Yemen, Libya ve Ukrayna’da hayat bulan bu durumdur. Bu sonuç diğer alanlardaki çelişki ve çatışmalarda yansımaktadır.

Suriye, Irak, Yemen, Libya ve Ukrayna merkezli devam eden bu çatışmalar İran vb. merkezlere sıçrama olasılığı her geçen gün artmaktadır. Özelikle Rusya’nın Ukrayna’da kazandığı göreceli üstünlük ve Suriye’de askeri alanda peş-peşe kazandığı mevzilerin yaratığı öz güven gittikçe bölgede daha fazla aktifleşme, oyun kurmada belirleyici olmaya çalışma ve Suriye’de askeri bir zafere odaklanmasına neden olmuştur. Bu çerçevede sahada askeri gücünün önemli kısmını seferber ederek ilerlemeye çalışırken, siyasi ve diplomatik alanda da her türlü imkânını seferber etmiştir. Astana görüşmeleri ile bölgedeki dengeleri değiştirmeye girişmiştir. Bu uğraşlarında Kürt kartını kullanarak TC’yi etkisizleştirip Halep özgülünde kısmen başarılı olmuştur. Burada elde ettiği başarılarla nihai sonuca gitmek istemiştir. Bunun sonucu küresel güçlerin yoğun karşı hamlelerine maruz kalmıştır. Önce uzun süredir gündemden düşen Ukrayna’daki çatışmalar yeniden alevlenmiştir. Rusya’yı zorlayacak bir hal almıştır. Bunu metro saldırısı ve Suriye’deki kimyasal saldırı hamleleri takip etmiştir. Böylece Rusya, Ukrayna’daki savaşı kazandığını ve Suriye’de de askeri zaferi düşündüğü bir anda var olan durumun gerisine düşmüştür.  Son çatışma nükleer ve biyolojik silahlanmanın yarattığı dehşet dengesi devam etikçe bir gücün askeri zaferinin kolay-kolay mümkün olmadığını göstermiştir.

Mevcut durumda eski statüko her alanda dökülmektedir. Yemeni eski duruma getirmek imkânsızdır. Hali hazırdaki durum da sürdürülebilir değildir. Bu nedenle kendi-kendini tüketen iç çatışma derinleştikçe, Arabistan’ı ve İran’ı daha fazla içine çekecek ve daha da görünür biçimde bu güçlerin çatışmasına dönüşecektir. Aynı zamanda bu iki gücün daha fazla enerjisini yutacaktır. İran ve Arabistan burada etkinliklerini artırmaya çalıştıkça daha fazla bataklığa batarak, güç-enerji kaybedeceklerdir. Tüm dış müdahalelere rağmen Libya’daki iç karışıklık her geçen gün derinleşmektedir. Küresel güçlerin ülkede etkinlik kurma aracı olarak farklı gruplar oluşturma ve desteklemesi, her türlü ortak irade arayışlarını yok ederek Radikal İslamcı grupların örgütlendiği ve etkinlik kurduğu bir zemin yaratmaktadır. Bu durumun yaratığı güvenlik vb. sorunlar aşiretsel bölünmeyi tetikleyerek her geçen gün ülkeyi bir kaos adasına dönüştürmektedir. Küresel güçlerin yarattıkları bu durumdan kurtuluş yolu olarak ülkenin fiili bölünmesinin resmileştirilmesi gündemleşmektedir. Bu çerçevede Libya’nın üç ayrı devlete dönüşmesi tartışması yeniden gündemleşmekte ve daha fazla yüksek sesle dile getirilmektedir. Irak ve Suriye ise uzun süredir devlet olarak varlıkları formaliteye dönüşmüştür. Bu iki alanda aynı anda birçok farklı örgüt ve devletin etkinliği bulunmaktadır.  Bunun sonucu bu iki merkezdeki çatışma yaygınlaşmakta, var olan kaosu derinleştirmektedir. ABD’nin Suriye’ye saldırısının askeri açıdan sonuçları ne olursa olsun, siyasal sonuçları sarsıcıdır. Bu yolla hem Rusya’nın askeri zafer ihtimalini ortadan kaldırmıştır, hem rejimin mevcut haliyle geleceğinin olmayacağını göstermiş, hem de alanda İran’ı darbeleyip- kısmen de olsa sınırlamıştır.

Trump dönemi ile birlikte ABD ve AB’nin İran’a dönük yaklaşımları farklılaşmaya başlamıştır. Yeniden şer odağı politikalarına benzer biçimde İran’ı sıkıştırma, kuşatma, ekonomik, diplomatik, hatta dolaylı askeri hamlelerle güçten düşürme gündemleşmiştir. Bu kapsamda İran’ın içine dönük çabalar gelişmekte, etnik-mezhepsel fay hatları kaşınarak harekete geçirilmeye çalışılmaktadır. Bu temelde İran’ın, Suriye ve Yemende göreceli olarak elde etiği kazanımlar tersine çevrilmek istenmektedir. İran’ın, Yemenden Lübnan’a uzanan güzergâhta bir Şia hattı oluşturma çabaları, onu hem birçok bölgesel güçle karşı-karşıya getirmekte, hem de daha fazla ABD vb. küresel güçlerin hedefi haline getirmektedir. İran’ın, Suriye’de ve Lübnan’daki etkinliğini sürekli arttırması ve Golan tepelerini etkisine alması İsrail’i tedirgin etmektedir. Bu durum İsrail’in İran’a karşı daha fazla saldırganlaşmasına neden olmaktadır. Önümüzdeki dönem bu alanda yaşanan sorunların, çelişkilerin daha fazla derinleşme ve çatışmaya dönüşme potansiyeli taşımaktadır. Bu anlamda İran’da yakın dönemde yapılacak seçimler oldukça önem kazanmaktadır. Seçimler rejimin kendini kısmen yenileme, restore etme zemini olabileceği gibi, dış müdahalelerle ülkede var olan çelişkiler tetiklenerek iç çatışma ve kaosun derinleşmesine de yol açabilir. İç çelişkiler ciddi bir çatışmaya dönüşmeden İran’a yönelik açık bir küresel askeri harekatın gelişme şansı zayıftır. ABD İran’ı en fazla hedeflediği dönemlerde bile askeri müdahaleler fazla ön plana çıkmamıştır. Mevcut durumda ise bir çok Ortadoğu ülkesinde, özellikle Irak’ta birbirini gözeten bir pozisyondadırlar. Dolayısıyla mevcut siyasi çekişmelerin ABD-İran arasında kısa vadede askeri bir çatışmaya dönüşmesi zayıf bir ihtimaldir.

Irak’ta hükümet güçleri, Uluslararası Koalisyon ve İran denetimindeki Haşdi Şahbi güçlerinin desteğiyle DAİŞ’e karşı sürdürdüğü savaşta önemli kayıplar verme pahasına belli bir ilerleme kaydetmiştir. DAİŞ kesin yenilgiye uğratılmasa da önemli ölçüde geriletilip- zayıflatılmıştır. Bu açıdan yeni döneme ilişkin çelişkilerin daha fazla su yüzüne çıkacağı bir döneme girilmiştir. ABD öncülüğündeki uluslararası güçler ile Rusya- İran bloğu, İran ile Türkiye çelişkileri gibi uluslararası güçlerin Irak özgülünde bir-birine zıt çıkarları politikaları ile içte DAİŞ tehdidinin gölgelediği Şia-Sünni çelişkisi, Kürt- Arap, Merkezi hükümet-Kürdistan bölge hükümeti arasındaki sorun ve çelişkiler daha fazla çatışma üretecektir. Bu nedenle DAİŞ’e karşı savaşın kazanılması Irak’taki çatışmaların sonlanması değil, daha geniş, karmaşık ve yıkıcı çatışmaların başlangıcı olacaktır.

Suriye zemininde son saldırılar savaşın daha da derinleşip yayılacağının işaretidir. Kimyasal saldırı ve sonrasında ABD’nin füze saldırısı, Suriye rejimi ve müttefiklerinin askeri zafer olasılıklarını ortadan kaldırmıştır. Ayrıca mevcut rejimin hiçbir biçimde geleceğinin olmadığını tescillemiştir. Suriye’de savaşın gidişatı daha fazla asıl aktörlerin sahada kendini gösterdiği ve savaşın yıkıcılığının artması yönündedir. Suriye şimdiden çok parçalı bir yapı ve hal almıştır. Son olarak da İsrail’in daha müdahil bir pozisyon aldığı Suriye de artık federal bir yapıya dönüşse bile devletin ayakta kalmama ihtimali yüksektir. Irak’ın federal olarak bir arada kalamadığı bir çözüm reçetesinin, uluslararası güçlerce her koşulda Suriye için savunulması için bir neden yoktur. Dolayısıyla artık çok bölgeli bir Suriye coğrafyası ile karşı karşıyayız. Yeni dönemde Suriye’de savaşın daha da derinleşmesi olasılığı yüksektir. Buna her an dünya ve bölge devletlerinin bizzat savaşa dahil olmaları da eklenebilinir.

KDP’ artık paramilliter bir güçtür

Başur’da çelişkilerin ilk baş gösterdiği yer hassas dengeler ve toplumsal bir yapıya sahip Kerkük’tür. Kerkük’te alınan bayrak kararında bunun belirtileri açığa çıkmıştır. Alınan kararın tetiklediği krizde iç dinamiklerin rolü olsa da, ABD’nin Türkiye ve İran’a yönelik hamlelerinin de payı vardır. Bu durum, TC ile KDP’ye de bir uyarı niteliği de taşımaktadır. Bu adımın TC-KDP ortaklığında sahte bir yaklaşımla İstanbul’daki bir havaalanına çekilen bayrakla geliştirilen ilişkileri deşifre etme özelliğine de sahiptir. Kerkük’teki bayrak kararı, şehrinin Güney Kürdistan’a bağlanmasına kadar gidebileceği yönünde işaretler ise güçlenmektedir.

Güney Kürdistan’da iktidarı paylaşan güçlerden KDP hem içte-hem de dışta birçok sorunla boğuşmaktadır. Parlamento göstermelik hale gelip, işlevsizleşmiştir. Merkezi hükümetle ilişkiler her an çatışmaya dönüşecek durumdadır, ki bu Musul’un özgürleşmesinden sonra daha fazla görünür hale gelecektir. Ekonomik kriz tüm toplumsal ilişkileri dinamitlemekte, rüşvet ve yolsuzluk ahlaki çöküntüyü derinleştirmektedir. Barzani hanedanlığı içindeki klik çatışmaları gittikçe kanlı bir hal almaktadır. Farklı kesimlerdeki muhaliflerin yanı sıra Peşmerge içindeki üst düzey komutanlar ve KDP yöneticileri de faili meçhul cinayetlere kurban gitmektedir. KDP Uluslararası alanda Kürtlere karşı gelişen sempatiyi kullanarak elde etiği imkânları TC’ye milislik yapmak için kullanmaktadır. Şengal’e dönük saldırıları bu kapsamdadır. Şengal saldırısı ile bir yanda Özgürlük güçlerini darbelemeyi isterken, bir yanda da Rojava üzerindeki kuşatmayı derinleştirme ve burada devrimi boğmayı amaçlamaktadır. Fakat Şengal saldırısı KDP’nin dünyada ve Kürdistan’da sert tepkiler almasına ve güçlü bir teşhiri yaşamasıyla sonuçlanmıştır. Bu anlamda zaten son derece zayıf bir konumda olan KDP’nin dillendirdiği “Kürdistan’ın bağımsızlığı” söylemi bu zayıf durumunu ve gittikçe TC’nin paramilliter gücü haline gelme gerçekliğini örtme amaçlıdır. Mevcut durumda Barzani ailesinin geliştirdiği petrol ticareti ve askeri olarak aldığı pozisyon ile KDP önemli oranda TC’nin paramilliter gücü haline gelmiştir.

Faşist ittifak her durumda kaybedecektir

Yayılımcı emelleri olan TC süreç boyunca stratejisini esas olarak Kürtlere kaybettirme üzerine kurdu. Bu amaç doğrultusunda içte çökertme planını en acımasız yöntemlerle devreye koydu. Sınır tanımayan tutuklamalar, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün yok edilmesi, şehirlerin içindeki insanlarla yakılıp-yıkılması bir-birini takip etti. Cumhuriyetin kuruluş sürecinin tedip-tenkil uygulamalarını güncelledi.  Bu uygulamalarını sınırlar dışına taşan kapsamlı saldırılarla tamamladı. Diplomatik, siyasal, ekonomik kuşatma ve hamleler askeri operasyonlarla tamamlamak istendi. Bu kapsamda resmi güçleriyle tekniğe dayalı yaptığı operasyonlar kadar, Roj Peşmergeleri, ÖSO, Heşdi-Vatani gibi adlar altında örgütlediği paramilliter kuvvetlerini de harekete geçirdi. Bu uğraşları ile içte her türlü örgütlülüğü dağıtarak, direnen güçleri tasfiye ederek irade kırma, dışta ise bunu engelleyecek çabaları darbelemeyi amaçladı. Bu çerçevede ilan etikleri gibi Mart ayına kadar amaçlarına ulaşıp içte Özgürlük hareketini örgütsel anlamda felç edip, işlemez hale getirebilselerdi, Nisanla birlikte dış alanlara dönük daha kapsamlı operasyonlara başlayacaklardı. Fakat özgürlük hareketi her alanda direndi. Ciddi bedeller ödeme pahasına dişe-diş bir mücadele yürüttü. Bu nedenle TC içte uyguladığı tüm vahşete rağmen kaybetti. Özgürlük hareketinin geliştirdiği direniş düşman iradesini kırdı, kazanma azmini önemli oranda yok etti. 8 Mart etkinlikleri, Newroz kutlamaları ve Özgürlük hareketinin yaza giriş hamlesi bu durumun yansıması oldu. Bunun sonucu düşman peş-peşe kaybetmeye başladı. İçteki kaybediş dışarıya yansıdı. Suriye’de kaybetti. Irakta kaybetti. Daha sonra bu durum tüm Uluslararası ilişkilerine yansıdı. Buralarda kaybetti. Şimdiye kadar kendisini ayakta tutan Almanya, ABD vb. güçlerle kavgalı hale geldi. Bu durumu diğer önemli aktörlerle kavga etmesi izledi. Bir anda yoğun bir tecritle karşı-karşıya kaldı. 1990’lardan sonra ilk kez silah ambargosu ile karşılaştı. Bu kuşatmayı kırmak için Suriye’deki çeteleri satma karşılığında Rusya ile geliştirmek istediği ilişkiler var olan sorunları daha fazla derinleştirdi. Arabistan ve Katarla olan kirli ittifakının çatırdamasına neden oldu. Eski ilişkilerinin tümü ile sorunlu hale gelirken, Rusya ile istediği ilişki düzeyini yakalayamadı. İçte oluşan ve yeni kapı ruhu olarak isimlendirilen faşist blok önemli oranda çatladı ve Tayip Erdoğan Bahçeli ile baş-başa kaldı. Dışta ise Barzani dışında dostu kalmayan bir duruma düştü.

Bu nedenle 16 Nisan referandumunun sonucu ne olursa olsun faşist blok kaybetmeye mahkûmdur, Referandumda “evet” çıkarsa bu durum Tayip ve Bahçeli liderliğindeki faşist iktidar bloğunun zaferi değil, ayakta kalmak için daha fazla baskı, tutuklama ve operasyona girişme zorunluluğu demektir. Bu durum içte daha fazla çatışma ile yüz-yüze kalmaları, toplumsal kaosun derinleşmesi, dışta ise nefes alamaz bir tecrit, kuşatma ve dışlanma ile karşılaşması olacaktır. Bu anlamda “Evet”in çıkması faşizmin ömrünü uzatan değil, sonunu yakınlaştıran bir özeliğe sahiptir. Hayır’ın çıkması ise faşist bloğun açık yenilgisi ve yeni bir sürecin başlangıcı olacaktır. Bu durumda erken seçimlerin gündemleşmesi ve yeni bir tablonun şekillenmesi kaçınılmaz olacaktır. Faşist bloğun yenilgiyi kabullenmemesi ihtimali ise intihar dışında bir sonuç yaratmayacaktır. Kısacası her iki ihtimalde de faşist blokun yenilgisi, Kürdistan halkı ve demokrasi cephesinin zaferi olacaktır.

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Irak  Suriye  ve  Kurdistan  TC  ve  KDP  Ozgurluk  hareketi  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.