Haşd-i Vatan-i/Ninova Bekçileri
Araştırmalar / 27 Nisan 2017 Perşembe Saat 21:12
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Haşd-i Vatan-i’nin ilk çıkış noktası Maxmur cephesi üzerinden olmuştur. Sünni Araplardan oluşan bu grup daha çok Cıburi, Şemer ve Sebhavi aşiretlerinden oluşmaktadır

  Ortadoğu bölgesi tarih boyunca her zaman stratejik bir öneme sahip olmuştur. Med, Pers ve Roma İmparatorlukları gibi eski uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır.  Birçok medeniyetin kültür mirasını barındırmaktadır. Ortadoğu’nun bu tarihsel, özelliğinin yanısıra bölgenin günceldeki ekonomik ve siyasal önemi de her geçen gün artmaktadır. Karmaşık kültürel sosyal yapıya ve zengin yer altı kaynaklarına sahip olan bölge, uluslararası alanda söz sahibi olmak isteyen tüm güçlerin ilgisini üzerine çekmiştir. Özellikle 20. Yüzyılda sanayileşmenin gelişmesi ile birlikte önemi her geçen gün artan karbon yakıtlarının merkezi olmasından dolayı Ortadoğu’nun önemi dahada artmıştır. Ortadoğu petrolleri dünya rezervinin yaklaşık %60’ına, doğalgaz rezervi bakımından ise %43’üne sahiptir. Bu özelliğinden dolayı enerji ihtiyacı duyan sanayileşmiş ülkeler Ortadoğu ile ilgili politikalar geliştirmektedirler. Ortadoğu belirttiğimiz petrol ve doğal gaz gibi zengin enerji kaynaklarına sahiplik yapması ve deniz-kara yollarının geçiş noktası üzerinde bulunması bölgeyi çok özel ve değerli bir konuma getirmektedir.

Irak, 1920’de Osmanlıların I. Dünya Savaşı’nda yenilmesiyle birlikte İngilizlerin, Osmanlı eyaleti olan Musul, Bağdat ve Basra’yı yeni bir politik oluşum olarak değiştirmeleri sonucu, Fırat-Dicle havzasını kontrolü altına alan ve yakın bir bölge devleti tarafından yönetilmeyen yeni bir oluşumdur. İngilizler başta ülkeyi bizzat yönetmeyi düşünmüşlerse de halkın sert muhalefetiyle karşı karşıya kalmışlardır. Çıkan isyanlarda özellikle halkın Şii kesimi önemli bir rol oynamıştır. Şiilerin çoğunlukta olduğu Necef, bu dönemde isyanın merkezi haline gelmiştir. Sonuçta İngilizler tarafından Muhammed bin Abdullah'ın soyundan gelen Kral Faysal Irak'ın başına geçirilmiştir. Bu yöntemle İngilizler hem Irak'a tamamen hâkim olmak hem de Osmanlının ardından doğan halife boşluğunu bu şekilde doldurarak diğer İslam ülkelerine de etki etmeyi planlamıştır.

Kral Faysal'ın başa geçmesiyle beraber yaşanan en önemli gelişme Arap ulusçuluğunun teorisyeni Sati el Hüsri'nin Irak'a getirilmesidir. Onun kurduğu Arap birliğine yönelik eğitim sistemi özellikle Şii grupların tepkisini toplamıştır. Kral Faysal güçlü ve bağımsız bir Irak kurabilmenin yolunun güçlü bir ordudan geçtiğine inanıyordu. Bu nedenle bu tip bir ordunun oluşması için çalışsa da Iraklı Kürtler ve Şiilerin olumsuz tavrıyla karşılaşmış ve askere almalarda daima sorunlarla karşılaşmıştır. Her iki topluluk da Sünni Araplara asker olarak hizmet etmeyi reddetmiştir. İlerleyen yıllarda Sünnilerle Şiiler arasında entegrasyon süreci yaşanmış, karşılıklı evlilikler ve ticaret ilişkileri gelişmiştir. 1928'e gelindiğinde 88 kişilik Irak parlamentosunda 26 Şii üye vardı. 1930 yılında Irak hükûmeti bağımsız bir devlet olma yolunda Birleşik Krallık ile 25 yıllık bir anlaşma imzalamıştır. 1932 yılında Milletler Cemiyeti'ne bağımsız bir devlet olarak katılmıştır. 1933'te Kral Faysal'ın ölümünün ardından ülkede dinsel ve etnik çatışmalar artmıştır.

Soğuk Savaş döneminin boyunca İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupalı devletler tekrardan bölgede hâkimiyet geliştirmek istemişlerdir. Soğuk Savaş sonrası ise ABD 2003 yılında askeri müdahale ile Irak sahasına giriş yapmış ve hâkimiyetini geliştirmiştir.  ABD’nin Irak üzerindeki askeri varlığı zamanla kimi dezavantajlar yaratmıştır. Bu nedenlerden dolayı ABD Irak’tan çekilmek zorunda kalmıştır. Ancak çekilirken ileride yeniden müdahale gerekçesi olabilecek bir çok krizi derinleştirmişlerdir. İngiltere ve Fransa etnik bir savaşı derinleştirip sahadan çekilirken ABD mezhepsel çatışmaları tetikleyerek sahadan çekilmiştir. Mezhepsel savaşın kökleri eski tarihlere dayansa da bu gelişme ile derinleşip-kızışmıştır.

Irak nüfusu (2014): 36.004.552 kişi.

Dinsel olarak:

%55-60 Şii Müslüman (Arap-Türkmen) nüfus: 17.050.000-18.600.000

%37-40 Sünni Müslüman (Arap-Kürt-Türkmen) nüfus: 11.470.000-12.400.000

%2-3 Hristiyan (Süryani, Keldani, Asuri-Şabak-diğer) nüfus: 620.000-930.000

Etnik olarak:

%51-54 Şii Arap, nüfus: 15.810.000-16.740.000

%20-21 Sünni Arap, nüfus: 6.200.000-6.510.000

%16-20 Kürt, nüfus: 5.250.000-7.000.000

%8-9 Türkmen, nüfus: 2.500.000-3.000.000

%3 Hristiyan, (Süryani, Keldani, Nasturi, Asuri), nüfus: 620.000-930.000

Iraktaki bu kozmopolit etnik ve dini tablo zaman-zaman çatışmalara dönmüş ve tahripkar bir hal almıştır. 2014 DAİŞ saldırılarından sonra savaş en yoğun halini yaşamaktadır. Bağdat’ın kenar mahalleleri kendi aralarında Sünni-Şii olmak üzere keskin çizgiler ile ayrılmıştır.  Lakin Şii ve Sünnilerde kendi aralarında parçalanmalar yaşamaktadır. Amerikan ve İran Şii tarafları bulunurken Suudi temelli Sünniler ile radikal İslamcı temelli Sünnilerde bulunmaktadır. DAİŞ çeteleri bu çelişkilerden faydalanıp 2014’den Musul’dan El Anbar’a kadar Irak’ın büyük bölümünde hâkimiyet sağlamıştır. DAİŞ çetelerinin bu çıkışı karşısında İran Şii politikası ile Irakta daha fazla görülmeye başlamıştır. Bu durum ekonomik ve siyasi olduğu kadar askeri alandada Haşd-i Şahbi milis gruplarının yaygın örgütlülüğü biçiminde kendini göstermiştir.

   Haşd-i Vatan-i’nin Çıkış Noktası

DAİŞ çetelerinin Irak saldırıları sonrası Şii dini lider Ayetullah Sistani’nin çağrısı ile binlerce Şii milis Haşd-i Şahbi adı altında örgütlenmeye başladı. DAİŞ çetelerinin saldırısı ile meşrulaşan İran etkisine karşı ABD ise yeni bir politika belirledi.  ABD’nin belirlediği bu politikanın iki temel amacı vardır. Birincisi; yıkılan Baas rejiminden kopuk gruplar üzerinden kontrol edebileceği ılımlı bir İslamcı grup oluşturmaktı. Bu yolla radikal İslamcılara karşı güçlü bir alternatif oluşturmaktı. Çünkü Nuri El Maliki’nin başkanlık döneminde iktidarın Şii güçlerinin kontrolüne geçmesi ile suniler ciddi bir baskı altında alınmışlardı. Bu nedenle DAİŞ veya El Kaide gibi çetelerin bu zeminde yararlanmamaları için ılımlı Sünni bir alternatif blok oluşturdular. İkincisi ise; Irak üzerinde İran’ın hakimiyetini sınırlamak isteniyordu. Bu nedenle Haşd-i Vatan-i şimdiki adı ile Ninova Bekçileri 2015 sonlarına 2016 başlarında doğru ABD’nin talimatı ile Bağdat hükumeti tarafından kuruldu. Ancak ABD’nin ve Bağdat hükümetinin bu güçlerle ilişki ve ilgisi zayıflayınca, TC,KDP aracılığıyla  bunlara el attı. Böylece  Haşd-i Vatan-i’nin büyük çoğunluğu T.C kontrolüne geçti. Bu nedenle Haşd-i Vatan-i yani Ninova Bekçileri iki bölüme ayrılmaktadır. Birincisi; Bağdat ve ABD kontrolünde olanlar ikincisi ise; T.C ve KDP kontrolüne geçenlerdir.

1-      ABD ve Bağdat Denetiminde olan Haşd-i Vatan-i

    Haşd-i Vatan-i’nin ilk çıkış noktası Maxmur cephesi üzerinden olmuştur. Sünni Araplardan oluşan bu grup daha çok Cıburi, Şemer ve Sebhavi aşiretlerinden oluşmaktadır. Maxmur cephesinde DAİŞ çetelerine karşı yapılan operasyonlarda Geyara hattında yer almışlardır. Zaman -zaman bu alanda bulunan Haşd-i Şahbi milisleri ile küçük sürtüşmeler yaşamışlardır. Şu an ABD ve Bağdat kontrolünde olan üç  Haşd-i Vatan-i taburu bulunmaktadır. Bunlar; Şeyh Ewas, Şeyh Mesud Merid ve Şeyh Nezhan taburlarıdır. TC ve KDP denetimindekiler Haşd-i Vatan-i ismi terk ederek Ninova Bekçileri ismini aldılar. Ancak ABD ve Bağdat kontrolünde bulunan taburlar halen Haşd-i Vatan-i ismini kullanmaya devam etmektedirler.

       Şeyh Ewas Taburu;

    Şemer aşiretinden olan bu grubun sorumlusu Şeyh Ewas isimli kişidir. Musul iline bağlı Hezer kasabasındandırlar. Şeyh Ewas 2003 ABD-Irak savaşında Saddam Hüseyin’e karşı ABD saflarında yer almış ve  Geyara’da bulunan havaalanında çalışmalar yürütmüştür. Bundan yaklaşık 10 ay önce kurulan bu grubun yaklaşık 500 silahlı milisi bulunmaktadır. Ayrıca Kürt grupları ile ilişkileri sorunludur.

a-      Şeyh Nezhan Taburu;

 Sebhavi aşiretinden olan bu grubun sorumlusu Şeyh Nezhan’dır. DAİŞ çetelerinin köyleri olan Heci Eli’ye saldırması sonrası kendi ailesinden oluşan bir gruptan tabur oluşturmuştur. Heci Eli’nin DAİŞ çetelerinden kurtarma operasyonunda Irak Hükumeti askeri ile birlikte yer almışlardır. Yaklaşık 500 silahlı milisleri bulunmaktadır. 1962-1991 yıllarında Baas rejimin yanında yer alıp Güney Kurdistan halkı üzerinde yürütülen baslı politikalarının öncülerindendir. Ancak DAİŞ saldırıları öncesi Hewler ile petrol üzerinden ilişkiler geliştirmişlerdir. Bağdat hükumeti içerisinde söz sahibi bir kişiliktir. Fakat  El Maliki’nin döneminde Bağdat hükumeti ile ilişkileri koparma noktasına getirmiştir. Geçtiğimiz süreçte Haşd-i Şahbi milislerine karşı Maxmur hattı üzerinde DAİŞ’e koordinat verdikleri iddiaları vardır.

b-       Şeyh Mesud Merid Taburu;

    Cıburi aşiretinden olan bu grubun sorumlusu Şeyh Mesud Merid’dir. Şeyh Mesud’un evi Hewler’de bulunmaktadır. Bu grup Geyara hattında yer almaktadır. 400’e yakın silahlı milisleri bulunmaktadır. Son süreçte ABD desteği ile Havice alanına yakın konumlandırılmışlardır.

2-      T.C ve KDP Kontrolünde Bulunan Haşd-i Vatan-i Taburları

 AKP hükumeti ile birlikte T.C özellikle 2010’dan sonra Irak üzerindeki stratejilerini yenilemiştir. Nuri El Maliki döneminde Irak üzerinde bulunan Sünni güçler ile ittifak yapmaya başlamıştır. AKP’nin 2023 projesi olarak adlandırdığı stratejide bu ittifakın önemi büyüktür. Musul ve Kerkük üzerinde oluşturmak istediği Sünni blok ile hakimiyet sağlamak istemektedir. Güney Kurdistan’da KDP, Irak genelinde ise Türkmen ve Arap Sünniler ile bu projeyi gerçekleştirmek istemektedir. Bu nedenle Başika’da sayıları yaklaşık 6 bini bulan Arap Sünnileri eğitip silahlandırmıştır. Bu grubun büyük çoğunluğunu Nuceyfi aşireti oluşturmaktadır. Nuceyfi aşiret liderlerinden olan Esil Nuceyfi DAİŞ çeteleri saldırıları öncesi Musul Valiliği yapmıştır. Ancak şu bir gerçektir ki DAİŞ çeteleri Musul’da 2014’de birden çıkış yapmadı. ABD’nin Irak’tan çekilmesi sonrası Musul sokak sokak radikal İslamcıların elinde geçti. Bu nedenle DAİŞ çeteleri ile Esil Nuceyfi’nin ilişkileri devam etmektedir. Kaldı ki ‘Musul’u Kurtarma Operasyonu’ başlamadan önce Nuceyfi’ye bağlı güçler Musul Operasyonu’na bizde katılalım birçok alanı savaşmadan geri alabiliriz diyerek açıklama yapmaktaydılar. T.C bu güçler üzerinden Musul’a yerleşme planlamaları yapmıştı. T.C’ye bağlı Haşd-i Vatan-i yani Ninova bekçileri daha çok Başika’da bulunsa da küçük bir kısım KDP üzerinden Maxmur Cephesinde de bulunmaktadır. Hatta son günlerde Kerkük Cephesinde Duzxurmatu gibi alanlarda ‘Ninova Bekçileri’ adı altında da örgütlenmektedirler. T.C ve KDP’ye bağlı Ninova Bekçileri taburları şunlardır;

a-      Nuceyfi Ailesi Taburu;

Bu grubun sorumlusu eski Musul Valisi olan Esil Nuceyfi’nin oğlu Abdullah Nuceydir. Nuceyfi aşiretinden oluşup daha Başika’da ve Duberdan’da bulunmaktadırlar. Yaklaşık 6 bin silahlı milisleri bulunmaktadır. Ellerinde Doçka, Havan, BKC, Arpici ve ferdi silahlar bulunmaktadır..

b-      Şeyh Farıs Taburu;

Bu grubun şimdi ki sorumlusu Şeyh Farıs’ın oğullarından biridir. Sebhavi aşiretin olup Giyera kasabasına bağlı Duizat köyündendirler. Şeyh Farıs ve bir oğlu Maxmur Cephesi operasyonlarında ‘Nasır’ köyünde DAİŞ saldırıları sonrası hayatlarını kaybettiler. Bu tabur Şeyh Farıs döneminde ABD ve Bağdat’a bağlıydı. Ancak Şeyh Farıs’ın ölümünden sonra şimdi ki taburdan sorumlu oğlu KDP ile ilişkilerini güçlendirdi. Daha sonrasında ise T.C ve KDP kontrolünde olan Ninova Bekçilerine katıldılar. Şeyh Farıs’ın oğlu, Hewler valisi Newzad Hadi ile ilişkilidir. Yaklaşık 500 silahlı milisleri bulunmaktadır. Nasır köyünde konumlanmışlardır.

c-       Şeyh Mehmud Taburu;

Bu grubun sorumlusu Şeyh Mehmud’dur.  Cıburi aşiretinden olup Giyera’ya bağlı Hicer köyündendirler. Bu grup’ta ilk olarak ABD ve Bağdat güçlerine bağlıydılar. Ancak daha sonra KDP ile ilişkilerini güçlendirdiler. Şeyh Mehmud Bağdat’ta bulunan Sünniler arasında söz sahibidir. KDP ile ilişki geliştirmesindeki temel etken ise birçok petrol kuyusu ve benzin noktasına sahip olması ve KDP ile bu yönlü geliştirdiği ilişkilerdir. Yaklaşık 600 silahlı milisleri bulunmaktadır.

  Sonuç

    Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesi için son taşların yerinden oynaması gerekiyordu. DAİŞ çeteleri bu yapı içinde sökülen son kilit taşları oldu. Musul ve Rakka operasyonları başlamadan önce akıllardaki temel  soru DAİŞ sonrasına ilişkindi. Son birkaç ay  bu soruya cevap olacak düzeydedir. ABD’nin Suriye hava sahasını vurması, sonrasında Trump’ın açık bir şekilde Obama döneminde İran ile yapılan P5+1 anlaşmasını yanlış ilan etmesi gidişatın ne yönden olduğunu göstermektedir. Irak ve Suriye gibi mezhep çelişkilerinin yoğun olduğu  bölgelerde Haşd-i Şahbi ve Haşd-i Vatan-i gibi karşıt milis güçleri oluşturulmaktadır. Bu her iki güç bulundukları alanlarda DAİŞ çeteleri ile savaş adı altında kendilerini meşrulaştırmaktadırlar. Halklar açısından bu iki milis gücü de en az DAİŞ çeteleri kadar tehlikelidir. İran’ın, Şii Hilal projesi Haşd-i Şahbi örgütlenmesi üzerinden uygulanmaktadır. T.C ve İsrail’in ise planları  Sünni blok oluşturma biçiminde  pratikleşmektedir. İran, Irak Anayasasının 140. Maddesini kendine dayanak yapmaya çalışmaktadır. T.C ve İsrail ise Sünnilik adı altında tartışmalı bölgelerde Ninova Bekçilerini milis gücü haline getirmeye çalışmaktadır. AKP-KDP-İsrail ittifakı önümüzdeki günlerde bu milis gücünün yaptıklarıyla  daha fazla adını duyuracaktır.

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Hasd-i  Vatan-iNinova  Bekcileri    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.