Rakka sonrası
Politik Analiz / 07 Mart 2017 Salı Saat 17:55
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Musul ve Rakka operasyonları sonucu, DAIŞ çete yapılanmasının belirgin bir kırılmaya uğradığı gözlemlenmektedir. Yine Halep’teki yenilgileri sonucu diğer çete yapılanmaları da belli bir güç kaybı yaşamaktadırlar. Bunun bir dağılmaya dönüşmesini önlemek için TC, Arabistan ve Katar yoğun bir çaba sarf etmekteler. Bu uğurda yenilen-dağılan çeteleri yeni adlar altında bir araya getirerek örgütlemeye çalışmaktadırlar. Bunu kabul etmeyip direnmeye çalışanlara karşı ise iç tasfiye yöntemi devreye

Küresel düzeyde ve bölgede siyasal-toplumsal vb. alanlarda kapitalist yayılmacılığın kışkırttığı ırkçılık, cinsiyetçilik ve dini fanatizmin yaratığı yoğun tahribat her geçen gün derinleşmektedir. İnsanlığın bilim, teknoloji ve diğer alanlarda katetiği devasa gelişmeler ise bu durumla tam bir tezatlık oluşturmaktadır. Bu çelişkili gelişim kapitalist modernitenin strateji ve politikalarının sonuçları olmaktadır. Aynı sebep -sonuç ilişkisi küresel çapta gelir dağılımındaki uçurum için de geçerlidir.

Günümüzde daha çok ABD, Rusya, Çin, AB ülkeleri ile diğer belli başlı devletlerarasındaki paylaşım arayışı ve rekabeti, sözü edilen tabloyu daha da derinleştirmektedir. ABD seçimlerinden sonra bu rekabetin daha da keskinleşeceği yönündeki tahminler şimdilik gerçekleşmemiş olsa da, rekabetin karakterindeki krizli yapı, her an farklı gelişmeleri beraberinde getirebilmektedir. Suriye, Irak, Yemen, Ukrayna vb. çelişki- çatışmaların odaklandığı bölgelerde gelişmeler çözümsüzlüğün daha fazla derinleşmesi yönündedir.

Suriye sahasında çatışma-uzlaşma diyalektiğini belli bir istikrar dahilinde sürdüren ABD-Rusya ikilisinin doğu Avrupa’daki ilişkileri ise gergin bir hal almaktadır. ABD ve NATO’nun bu alana asker ve teçhizat takviyesi Rusya’yı oldukça rahatsız etmektedir. Buna paralel olarak alanda dondurulmaya bırakılan Ukrayna krizi de tekrardan alevlenmeye başlamıştır. Dolayısıyla doğu Avrupa’da Rusya ile ABD-AB arasında süren paylaşım ve alan tutma kavgasının dalgalı bir tarzda süreceği görülmektedir.

Yeni Dengelerle Birlikte Açığa Çıkan Ana Aktörler

Bölgemizde ise esaslı gelişmeler Irak ve Suriye’de odaklanmaktadır. Bu iki ülkedeki gelişmeler birkaç yıl öncesine oranla daha da iç içe geçmiş bulunmaktadır. DAIŞ’ın iki ülkedeki eylemselliğiyle, bundan yararlanmaya çalışan farklı devletlerin rekabet halinde bu alanlara yönelmeleri, böyle bir sonucu açığa çıkarmıştır. Bu da var olan krizi daha da boyutlandırmaktadır. Uluslararası güçlerin ekonomik ve politik hesapları, bölge devletlerinin değişen dengeler karşısında daha çok statükolarını korumaya dönük refleksleri ile aradaki çok sayıda yerel gücün farklı amaçlarının çatışması ya da çakışması söz konusu krizi çözümsüzlüğe sürüklemektedir. Bu alandaki her hamle çözümsüzlüğü derinleştirip- kör düğüm haline getirmektedir. Bölge halklarının aleyhine olan ve her yönüyle enerji tüketen bu duruma karşı Kürdistan Özgürlük Hareketinin, mevcut tabloyu değiştirme çabaları ise her geçen gün artmakta, güçlenmektedir.

Musul ve Rakka operasyonları sonucu, DAIŞ çete yapılanmasının belirgin bir kırılmaya uğradığı gözlemlenmektedir. Yine Halep’teki yenilgileri sonucu diğer çete yapılanmaları da belli bir güç kaybı yaşamaktadırlar. Bunun bir dağılmaya dönüşmesini önlemek için TC, Arabistan ve Katar yoğun bir çaba sarf etmekteler. Bu uğurda yenilen-dağılan çeteleri yeni adlar altında bir araya getirerek örgütlemeye çalışmaktadırlar. Bunu kabul etmeyip direnmeye çalışanlara karşı ise iç tasfiye yöntemi devreye konulmaktadır. Sonuç itibarıyla görünen o ki ara aktörler durumundaki bu çete yapılanmalarının zayıflamasıyla birlikte perde gerisindeki ana aktörler sahada daha çok görülecekler. Bundan sonra da orta vadede bunların çelişki ve alandaki dizayn kavgaları ön plana çıkacaktır.

Kırılgan ve Krizli Irak

Öte yandan uluslararası ve bölgesel güçlerin DAIŞ zemininde yürüttüğü rekabet, Irak hükümet sahasında da sürmektedir. İran yanlısı çevreler ile ABD-İngiliz çizgisindeki kişi-yapılanmaların çelişki ve çatışmaları Bağdat’taki krizi kronik hale getirmiştir. Yer yer parlamento binasının içine dek uzanan bu çatışmalar, ülkenin durumunu hep kırılgan ve krizli bir halde bırakmaktadır. Bu duruma günlük onlarca ölümlü katliamlar ile derinleşen toplumsal kriz eşlik etmektedir.

Güney’de Toplum İle İktidar Arası Uçurum

Güney Kürdistan’da ise Bağdat kadar olmasa da kendi özgünlüğü ve çapında felç denebilecek bir durum yaşanmaktadır. Güneyli güçler bu duruma bir çözüm bulmak yerine sorunu daha da derinleştirmektedirler. Bu çözümsüzlükte KDP belirleyici rol sahibidir. KDP’nin çözümden anladığı AKP’nin Irak ve Güney siyasetlerine daha fazla sarılmak olmaktadır. Bu yaklaşım da sorunu daha da kangrenleştirmektedir. Çünkü bu yaklaşımla KDP hem Bağdat hükümetiyle hem diğer Güneyli güçlerle hem de Özgürlük Hareketiyle olan ilişkilerini daha da darboğazlara sürüklemekte ve sorunları iyice çözümsüzlüğe itmektedir.

Güneyli partilerin yaşadığı çelişki ve çatışmaların içeriği önemli oranda toplumsal sorunlarla ilgili değildir. Daha çok yetki ve güç paylaşım kavgasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden de tüm çözüm arayışları sonuçsuz kalmaktadır. Belki de Ortadoğu’nun hiçbir yerinde bu derece birbirlerini ziyaret ederek toplantılar gerçekleştirip de çözüm yerine sorunu daha da çetrefil haline getiren başka bir yapı bulunamamaktadır.

Güneyin partileri ve iktidar yapıları arasındaki bu paylaşım kavgası topluma pahalıya mal olmaktadır. KDP’nin bu durumu örtbas etmek için ikide bir dillendirdiği ve artık mizah konusu yapılan “bağımsızlık” ve “bayrak” çıkışları, krizi ötelemekten, derinleştirmekten başka hiçbir sonuç yaratmamaktadır. Özellikle Behdinan alanında yaşanan yoksulluk düzeyindeki artış, göçmenlerin tutulduğu kamplardaki trajik yaşam koşulları ve yozlaşma gerçekliği, üst tabakada yaşanan rant kavgaları ve yolsuzluklar, buna paralel artış gösteren iç infazlar özelde KDP, genelde Güney’in hakikatini yansıtmaktadır. Bu durum toplum ile iktidar güçleri arasındaki uçurumu her geçen gün daha da derinleştirmektedir.

“Koparılmış Bölgeler”

Bunun dışında Güney sahasında üzerinde önemle durulması gereken iki alan Kerkük ve Germiyan’dır. Güney siyasi literatüründe “koparılmış bölgeler” olarak ifade edilen bu alanlar Güney iktidar güçleri açısından Bağdat hükümetine karşı sadece hamaset konusu olmaktadır. Bu alanlar olabildiğince ihmal edilmiştir. Bu yönüyle sözü edilen bölgeleri esas anlamıyla Kürdistan’dan koparan Güney iktidar yapısının siyasetleridir. Öte yandan Kerkük üzerinde başta İran ve Türkiye olmak üzere birçok gücün planlamaları vardır. Bu alanlar fazla gelişmemiş ama güçlü potansiyeli olan kozmopolit bir toplumsal yapıya sahiptirler. Güney’deki iktidar oyunlarından fazla kirlenmemiş genç bir nüfusu barındırmaktadırlar. Bu nedenle özgürlük arayışının en fazla gelişebileceği bir zemine sahiptirler.

Maxmur Hedefte!

Bu süreçte KDP’nin gündemleştirdiği ve kirli özel savaş yöntemleriyle hedefe koyduğu yerlerden biri de Şehit Rüstem Maxmur Kampıdır. Yöneltilen dolaylı tehditler ve olası provokasyonlar kampı tehlikelerle karşı karşıya bırakabilecek niteliktedir.

Suriye Adına Barış Söylemli Çözümsüzlük Politikaları

Suriye’deki kaos ve çıkmaz hali de derinleşerek sürmektedir. Çete yapılanmalarının gözle görülür düzeyde geriletilmesinden sonra başını ABD ve Rusya’nın çektiği Astana ve Cenevre görüşmelerine hız verilmiştir. Barış ve ateşkes adına gerçekleştirilen Astana ve Cenevre görüşmeleri bırakalım çözüme dönük adım atmayı meseleyi daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Rojava merkezli Suriye halklarının özgürlük mücadelesinin bu toplantılardan dışlanması, daha başından çözüme kapıları kapatmaktadır. Halep’in rejim ve müttefiklerince kontrolü, süreci yeni bir safhaya taşımıştır. Bu durumu bir zafer sayan Rusya, İran ve Suriye üçlüsü, gerçekleştirilen söz konusu oturumları, çeteleri tümüyle teslim alma temelinde değerlendirmeye çalışırken; çeteler ve onların arkasındaki devletler ise rejimi yıkamayacaklarını anladıklarından onunla uzlaşma ve paylaşımdaki konumlarını koruma refleksiyle hareket etmektedirler.

TC Suriye Bataklığında Diplere Yol Alıyor

Suriye denkleminde en fazla kaybedenlerden biri de Türkiye’dir. Şehba bölgesinden Bab’a kadar sorunsuz ilerleyen TC, Bab’da kendi beslemesi DAIŞ ile karşı karşıya gelip, ağır kayıplar vermiştir. Zor duruma düşen her iki taraf çareyi tekrardan birbirlerine sarılmakta bulmuşlardır. Bunun sonucunda DAIŞ çeteleri aylarca savundukları ve önemli kayıplar verdirdikleri Bab’da, TC ve çeteleri karşısında geri çekilerek, tüm ağırlıklarını Rakka’ya vermişlerdir. Bu da Bab ve Şehba bölgesinde yeni bir durumu ortaya çıkarmıştır. Yeni durum yeni çelişkiler ve çatışmalar anlamına gelmektedir. Artık ara aktörlerin aradan çekilmesiyle ana aktörler baş başa kalmıştır. Bunlar Özgürlük Hareketi, Suriye rejimi, TC; geri planda ise Rusya, ABD ve İran’dır. Bu açıdan erkenden zaferini ilan TC için aslında durum hiç de öyle olmayıp, yeni cephe ve çatışmaların yolda olduğunu göstermektedir. Çünkü mevcut durumda alanda belirleyici konumdaki hiçbir uluslararası ve yerel güç TC’nin Şehba bölgesindeki varlığını kabullenmeyecektir. Yine TC’nin DAIŞ ile gizli kapaklı ilişkilerini yenilemesi, yaşadığı çıkmazın daha da derinleşmesi demektir. ABD de bunun farkında olduğu için ne Musul ne de Rakka’da TC’ye operasyona katılım imkanı vermemektedir. Ayrıca TC’nin tüm karşı çabalarına rağmen DAIŞ karşıtı uluslararası koalisyon Rojava ve Suriye özgürlük güçleriyle çalışmaya devam etmekte hatta ilişkilerini güçlendirmektedir. Elbette Rakka operasyonu ve oradaki başarı düzeyi yeni denge ve süreçlerin belirlenmesinde önemli rol oynayacaktır. Rakka başarısı Türkiye’nin Suriye batağında daha da diplere çekilmesi anlamına gelecektir.

Faşizan Çark ve Darbe Mekanikli Türkiye

Türkiye’deki gündem daha çok Nisan ayındaki referandum ekseninde dönmektedir. AKP ve Erdoğan’ın, faşizmin tipik “iktidarı tümüyle ele geçirmezsem yıkılırım” refleksiyle son hız işlettiği darbe mekaniği gün geçtikçe daha da zirveye tırmandırılmaktadır. Bu açıdan MHP tabanındaki “hayır” eğilimi ile kararsız durumdaki kitleyi kendi tarafına çekmek için Kürdistan halkına dönük faşizan ve soykırımcı saldırılarını boyutlandırmaktadır. Bu saldırıların daha da artırılacağı görülmektedir. Özellikle Mart ayı bu açıdan kritik olmaktadır. TC son süreçteki arayışları, komplo ve saldırı planlamaları bu kapsamdadır. Her türlü saldırının yanı sıra referandumun sonucu Erdoğan’ın lehine de olsa, oluşturduğu ve tamamlamaya çalıştığı faşizan sistemin halklar, uluslararası güçler nezdinde reddedileceği, karşı konulacağı ve fazla uzun ömürlü olmayacağı kesindir. Bu kesinlikteki başarı kuşkusuz ki faşizme karşı örgütlü ve yaratıcı mücadeleden geçmektedir.

Bu açıdan mevcut siyasal gelişmeler, oluşan dengeler ve Özgürlük Hareketinin stratejik hattı her zamankinden daha fazla başarı imkanlarını sunmaktadır. Önemli olan bu imkanların yaratıcı, başarıya odaklanan tarz ve yöntemlerle değerlendirilmesidir.

Nihat Kazanhan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Rakka  sonrasi  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.