Kadın ve politika
Kadın / 10 Nisan 2010 Cumartesi Saat 16:01
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
5000 yıllık toplumsal yaşamdan kopuk iktidara dayalı siyaset anlayışının doğal sonucu olarak ortaya çıkan savaş, şiddet gerçeğini ancak kadın değiştirebilir

Politikayı genel anlamıyla yaşama hâkimiyet, yönetme, sorun çözme, karar ve uygulama gücü olarak ele alabiliriz. Bu nedenle insanlığın toplumsallaşmaya adım atması politikleşmeyle at başı gittiğini belirtebiliriz. Bu açıdan ele aldığımızda yaşamın akışı içinde merkezi bir öneme sahip olan politika kavramı, aynı önemde olan birçok kavram ve gerçeklik gibi rolü, anlamı egemen zihniyet tarafından tersyüz edilmiş ve çarpıtılmıştır. Uygarlık tarihinden önceki toplumsal yaşamda politikanın rolü tek yaşam tarzı olarak bilinen barış, adalet yani özgürlük temelinde kendini sürdürme kaygısı üzerindendir. Zaten başka kaygı güdecek bir ahlaka da sahip değildir. Bu anlamda doğal toplumda politikanın yanında vazgeçilmez bir yere sahip olan demokrasi ve ahlakla tam bir uyum ve ahenk içerisindedir.

Verilen emek ve yaratıcılık anacıl toplumda siyaset gerçeğinin kendisidir. Siyasetin kadınca rengi yaşam karşısında en ileri düzeyde sorumluluk sahibi olma anlamını taşır. Dolayısıyla politika ya gerçek emek sahibinin yaşamı yönlendirme eylemi de demek mümkündür. Zaten politika ne zamanki bu özünü kaybetti insanlık karşısında çaresiz çırpındığı sorunlar yığınından da kurtulamaz oldu. Yani politika sorun çözme sanatı değil iktidar temelinde her koşul altında çıkarların dayatılması, korunması rolüne indirgendi.

Her türlü çirkinliğin yükü politikaya bindirildi. Uygarlık tarihi boyunca egemenler böyle baktı, tanımladı ve kullandı. Eril zihniyetin bu politika anlayışı uğruna hangi insanlık değerleri ayaklar altında çiğnenmekten kurtuldu ki! 5000 yıldır bu gerçeklik her gün aralıksız balyoz gibi toplumların başına iniyor. Gözü kara iktidarcılığın aracı olarak ele alınan politika her türlü çirkinlikle özdeş kılınmıştır. Yukarda da belirttiğimiz gibi temel sapma emekten dolayısıyla yaşamdan ve yaşamın temel öznesi konumundaki kadından koparılmasıyla başlamıştır. Emekten kopuk politik anlayış toplumsal gerekliliklerin dışındadır. Dolayısıyla ancak toplumlara kötülük yıkım nihayetinde felaket getirebilir. Bunun dışında bir sonuç beklenemez.

Toplumsal yaşam gereklilikleri üzerine kurulu politik gerçekliği iktidar amaçlı kullanmanın tek yolu kadını politikadan uzaklaştırmaktır. Kadının trajik düşüşünün başlangıcı böylece kendi emeğinin dili olmasının engellenmesiyle başlamıştır. Erkek egemenlikli zihniyet Kadın emeğinin üzerine her türlü pazarlık yalan dolan hem de kendini emeğin gerçek sahibi kadını emeksizlikle suçlayıp hayatı boyunca hakarete maruz bırakarak politika yapar. İçerilmiş kölelik olarak tabir ettiğimiz kadının din töre adet vs adına kader şeklinde baktığı kölelik gerçeği temelinde şekillendirdiği oranda kendi sistemini daha fazla kurumlaştırmada gücünü kullanır sistem. Her güçlü erkeğin arkasında bir kadın vardır deyişi bu gerçeği oldukça çarpıcı bir biçimde ortaya koyar. Kadının etki gücünü en usta şekilde kullanan sistem yâda birey iktidarını sağlam bir temele oturtmuş demektir. Dikkat edersek tarihte diplomatik evlilikler diye ifade edilen kırallıklar hanedanlar aşiretler vs arasında kadın pazarlığı üzerinden anlaşmalarını tesis etmeleri çok anlatılır. En pahalı mal olarak etkili bir sorun çözme aracıdır.

Günümüze doğru geldikçe kadının kirli politik emeller için kullanımı daha da katlanarak derinleştiğini görüyoruz. Cinselliğini, bedeninin her karesini duygusal ve kıvrak zekâsını kısacası güç, güzellik, çekicilik, doğal etkileyiciliği vs. yanlarını kullanarak amaca ulaşma erkekçe politik bakış açısının vazgeçilmez gerçeğidir. Açık ya da gizli sinsi yöntemlerle önemli değil önemli olan tek şey amaçladığında başarılı olmaktır. Günümüzde genelde kadının direniş mücadelesi ile kazandığı siyaset alanına katılma hakkı, eril zihniyet kendisine göre erkekleştirdiği ölçüde şans tanır. Buna Tansu çiller gibi örnekler gösterebiliriz. Türkiye de çiller Döneminde yaşanan her türlü hak ihlalleri 12 Eylül faşist cunta darbesiyle yarışır bir düzeydeydi. Demek ki sorun kadının siyasi alana biçimsel katılımı değil, kendi özüne dayalı bağımsız, farklılıkları üzerinden en başta da verili siyaset anlayışının kendisine karşıtlık üzerinden geliştiği bilincine kendini ulaştırarak örgütlemesi ve o temelde siyasi iradesini ortaya koyma gücüne kendini eriştirebilmesidir.

5000 yıllık toplumsal yaşamdan kopuk iktidara dayalı siyaset anlayışının doğal sonucu olarak ortaya çıkan savaş, şiddet gerçeğini ancak kadın değiştirebilir, temizleyebilir ve anlamına kavuşturabilir. Bu bağlamda yaşam içerisinde kadın doğal haliyle ahlaka dayalı politikanın yaratıcı ve uygulayıcı gücüdür. Çünkü politika özünde emek üzerinden yaratma eylemidir. Dolayısıyla politika erkeğin değil kadının hüneridir.

 

Nergiz Faraşin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

               

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.