Türkiye Suriyeleşmiyorsa nedeni Öcalan’ın paradigmasıdır
Okuyucudan / 31 Ocak 2017 Salı Saat 16:31
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ABD başkanlık seçiminde Donald Trump resmi olarak görevine başladı. Görevine başlarken yemin töreninde öncelikleri tabi olarak Amerika halkına hizmete dayalı geliştireceği siyaseti vurgularken dinci ve milliyetçi siyaseti de öne çıkmaktaydı –ki ardından ilk imza attığı yasalara bakacak olursa bunu sürdürdü de… Bu da gösteriyor ki ABD, siyasetinde halkları kapsayacak demokratik siyasetten çok 50 yıllık çıkar politikasında ısrar edeceğini ortaya koymaktadır

Buna paralel olarak Ortadoğu’da var olan siyasi krize Rusya, İngiltere, İsrail ve İran’ın da alttan alta katılım sağlaması krizin daha da derinleştiğinin göstergesidir. Hegamonik siyasetler kendi alanını genişletirken, yaşanan Ortadoğu krizi çıkar siyasetlerini güçlendirmektedir. Bazen bunun çözüm paketi Cenevre oluyor bazen de Astana adına oturumlar oluşturuluyor. Bu oturumlarda savaş içinde bedel veren özgürlükçü yapılara yer verilmediği her oturumlarda görülmektedir. Bu krizlerin oyun kurucuları, çelişki ve değişim adına dönemsel siyasetler ile devletlerarası politikalarını ortaya koymakta ve Musul, Halep ve Şehba bölgelerinde yaşanan savaşta kendini göstermektedir.   

Suriye rejiminin yürütmüş olduğu siyaseti ve savaşı da artık bölge ve uluslararası güçler benimsemiş rejimle ittifakını tartışmaktadır.  Halep kent ve bölgesinde hâkimiyet sağlanmasında İran ve Rusya desteği belirleyici oldu. Rejimin imajını yükselttiler.  Tarihi Palmiye kentini Halep’e kurban ettiler.  Rejim iktidarının söz hakkını güçlendirmek üzerine Halep temizlendi. Bundan dolayı Rusya ve Amerika “Böl, Parçala ve yönet” politikası çerçevesinde anlaşma masasına oturdular. Putin ve Trump siyasetinin bunda ortaklaşacağı görülmektedir. Bölge güçleri olan Kürt hamleleri hegamonik siyasetin birleşmesinde belirleyici oldu.   

1 Haziran 2016 tarihinde Minbiç özgürleştirme hamlesi başladığında Amerika-Türkiye, Türkiye-İran, Türkiye-Irak, Türkiye-Güney Kürdistan, Suudi Arabistan ve Katar ile Türkiye görüşme trafiği bu dönemde yoğunlaştı.   Hareketimizin Rojava’da oluşturulan demokratik Suriye federasyonu anlayışının halkaların genel çıkarını gözeten çözüm anlayışına karşı, çözümsüzlüğü derinleştirmek üzerinden Fırat Kalkan hareketi devreye konduğu gibi. Suriye dışında başka bölge devletlerinin de savaşa dâhil edilmesinde Türkiye’nin makul güç olarak sahneye konması, Kürtlerin statü kazanması önünde dengeleyici güç olarak ortaya sunuldu. ABD ve Rusya, Minbiç hamlesi devam ederken Türkiye’nin Cerablus işgali için görüşmelerini bu dönemde güçlendirdi.

Buna paralel olarak terörist örgüt olarak bilinen El Nusra’nın da içinde bulunduğu çeteler ile birlikte Cerablus işgaline başlandı. Minbiç hamlesinin yaklaşık 3 ay kadar uzun zamana yayılmasının nedeni de buydu. ABD bir yandan, “Kuzey Suriye’de esas müttefikimiz QSD” derken diğer tarafta Türkiye’nin Cerablus’a girmesini örgütledi. Bu da gösteriyor ki dış güçler her zaman çıkar politikasını esas alırken, bölgenin çözüm anlayışının gelişmemesi için her zaman çatışan güçleri karşı karşıya getirme politikası belirleyici olmaktadır. ABD ve Rusya tarafından hareketimize alternatif olarak Türkiye bölgeye konuldu ve şu anda El Bab üzerinden ilerlemesine yardım edilmektedir. Rusya, bu plan ile birlikte Halep hâkimiyetini İran’dan çok kendisinin eline geçirme ve deniz sahiline dayanma siyasetini esas aldı. Türkiye’nin El Bab’da ilerlemesinde en büyük destekçi güç olarak arkasında durdu.    

Amerika ve Rusya siyasetinde belirleyici olan, Kürt hareketinin kazanımlarını dengelemek üzerinde Türkiye’nin Kuzey Suriye sınırlarına girmesine izin vermesidir.    

Minbiç’in özgürleştirmesinden hemen sonra ABD, Türk devletinin talebi üzerine YPG/YPJ güçlerinin Minbiç’ten yani Fırat’ın batısından çekilmesini istedi. Buna göre Türkiye de El Bab’a yönelik ilerleyişini durduracak, sözde uluslararası güçler tarafından belirlenen sınırlara çekilecek, Efrin ve Kobanê arasındaki koridorun açılması için güçlerimiz de hamlesine devam edecekti. Bu yapılmadığı gibi MİT ve ona bağlı çeteler El Bab’a yaklaşarak DAIŞ ile karşılıklı noktaları birbirlerine devretmeye başladı. Rusya ve rejim ise güçlerimiz tarafından özgürleştirilen Halep’in Şêxmeqsud mahallesi ile birlikte 6 büyük mahallesinin boşaltılması talebini geri çevirirken, bunun üzerine Rusya ve Rejim, Halep karşılığında adeta El Bab’ı Türkiye’ye satmış oldu.

Rakka’yı özgürleştirme operasyonu oldukça önemlidir.  ABD ve Rusya’nın çıkar politikasına rağmen QSD güçleri kararlı ilerleyişini sürdürmektedir. Suriye’de halkların demokratik iradesini Rakka operasyonu belirleyecektir. Statü kazanmasını sağlayacaktır. Buna karşı hegamonik güçlerden ABD, bölgedeki hâkimiyetini güçlendirmek için Rakka operasyonunu kendine mal etmek üzerinden, bölgede askeri güçlerini artırma planlarına hazırlanıyor.   

Halkların Özgürlük Hareketi olarak kendi irademizle Bab, Şehba ve Rakka bölgesinde kazanmak üzerinde halkların iradesini esas alacağız.  Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi’ni oluşturacağız.

AKP-MHP Faşist Yapılanması, Rejim Değişikliğini Tamamlamak İçin El Ele

Bakur ve Türkiye’nin gündemi anayasa taslağının meclisten geçmesi, ekonomik kriz ve sözde terörle mücadele gündemleri iç içe yürütülmektedir. Halkların ve siyasal yapının iradesini OHAL yasası kapsamında parçalamayı sürdürürken, HDP eş başkanları, milletvekilleri, belediye eş başkanları tutuklandı ve belediyelere kayyum atamaları devam etmektedir. Meclis iradesinin çok önemsendiği görülmektedir. Halkın iradesi hapisteyken, faşist blok mecliste anayasa değişimini onaylamakla uğraşıyor. Buna karşı direnen kesimler bir şekilde ya tutuklanıyor ya da yok farz ediliyor. Örgütlü irade olmayınca parçalanan güçler var olan yasalara tabi olma durumunda kalıyorlar. Sayısal çoğunluk bir tarafa, aydınlar ve akademisyenler bu süreçte iktidarın dili oldu. Doğruyu söyleyenler de gözaltı furyası ile susturulmak istenmektedir.  Özgür düşünce kurum ve kuruluşlarının kapılarına mühür vuruldu. TED terör örgütü, halkların iradesini hiç olmadığı kadar yok sayarak tüm siyasi, askeri özel savaş argümanlarını kullanarak bu süreçte varlık mücadelesini sürdürmektedir. Bu süreç parçalanma bölünme süreci olmaktadır. Türkiye vatandaşı olan birçok farklı etnik yapı, gelişen faşist yapı altında nasıl bir rejimle karşılaşacaklarını bilmemektedir. Özellikle gayri Müslimler, Aleviler, azınlık topluluklar gelişen faşist devlet içerisinde özgürlüklerinin olmayacağını görmektedir. Bununla birlikte halkı her gün ekonomik olarak kötüleştiren AKP devleti bunun faturasını da halka kesecektir. 

AKP diğer taraftan Kürt tarafını kazanmak üzerinden kendi Kürdünü oluşturma arayışına KDP/Barzani’yi dahil etme faaliyetlerini yoğunlaştırmaktadır. KDP, faşist Tayip Erdoğan örgütü yanında yerini alırsa Cizre ve Sur’da yapmış olduğu katliamlarını meşrulaştırmış olacak, “yürüttüğüm savaş Kürt’le değil PKK ile idi” diyecektir. Buna karşı KDP’nin siyaseti bu politikaya kapı açmaktadır. Dar partici zihniyeti KDP’yi genel halk refleksinden uzak tutmaktadır. Nakşibendi tarikatı olarak Erdoğan tarikatı ile bütünleşmede ortak siyaset gütmektedir.

KDP ile Türkiye bu dönemde yakın görüşmelerini derinleştirmektedir. Zaten Medya Savunma alanlarına yönelik günlük operasyonlar sürmektedir. Hava hareketine paralel kara operasyonu tartışmaları, Kandil ve Şengal’le yönelik sürmektedir. Bu birleşme, operasyon ihtimalini de güçlendirmektedir. Şu anda uluslararası güçleri de operasyonun gerekliliğine ikna etmek üzerinden yoğun diplomatik faaliyetlerini sürdürmektedir.    

Barzani ailesi de ayakta kalmak için İran ve Türkiye ile hareket etmeye devam ediyor. Her ne kadar politika açısından ABD’ye bağlı olsa da güvenlik konusunda MİT’le birlikte hareket etmektedir.  Dar partici anlayışı faşist yapılarla birleşmesine yol açmaktadır. Halkının çıkarını gözetecek bir ideolojik örgütsel yapının faşist milliyetçi Türk devleti ile bütünleşmesi imkânsız olduğu gibi, demokratik yapısı ile birlikte ulusal kongre hazırlıklarında yer alır. Ortaklaşan PKK’nin federasyon anlayışı ile Başur’da ve Rojava’da etkili Kürt kimlik siyaseti güçlendirilebilir, bunu süreç belirleyecektir. Halkların iradesi bu süreci her koşulda kazanacağına inanıyor. Federalizm sisteminin halklar arasında güçleneceğine inanıyorum. Bunu Başur halkının da mücadelesi belirleyecektir. 

Kürt halkının iradesi güçlendikçe, Kürt halkının en büyük hassasiyeti olarak idam gündemleri içerisinde şantaj olarak sürekli idamın tekrardan geri getirilmesi gündemde tutulmaya çalışılıyor. Kürt halkı için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, demokratik siyaset gerçeğidir, faşist devlet yapıları şantajlarla özgürlük güçlerini dengeleyemeyeceğini bilmelidir. Öcalan’ın, yıkım değil, çözüm gücü olduğunun AKP çok iyi farkındadır. Türkiye’nin Suriyeleşmemesinin tek nedeni Öcalan’ın varlığı ve yaratmış olduğu paradigmadır.

Zin Maraş

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html                                                                                                                                      

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Turkiye  Suriyelesmiyorsa  nedeni  Ocalan  in  paradigmasidir  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.