Eski yıkıldı, yeni ise inşa edilmeyi bekliyor
Politik Analiz / 03 Ocak 2017 Salı Saat 14:53
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
2016 yılı küreselleşen dünya gerçeğinde sorun ve çözüm arayışlarının daha fazla küreselleştiği, iç içe geçtiği bir yıl oldu. Suriye, Irak, Libya gibi örneklerde olduğu gibi lokal düzeyde yaşanan sorunlar dünya çapında etkilere yol açtı. Sorunlar sınır tanımadı. Domino etkisi yaratarak küresel sonuçlar yaratı. Bu nedenle yerel ve bölgesel çözüm arayışları başarılı olamadı

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, yüz yılın başlangıcını “kaos aralığı” olarak tanımlamıştı. Eskinin kuram, kurum ve kuralları ile aşıldığı, ama yeninin de henüz açığa çıkarılıp, inşa edilmediği bir dönem olarak tarif etmişti. 2016 yılı bu gerçekliğin derinleştiği ve en çıplak haliyle yaşandığı bir yıl oldu. Eskiye dayalı statüko bırakalım insanlığın sorunlarına çözüm olmayı, sürekli sorun üreten bir konuma geldi. Siyasi, iktisadi ve askeri olarak aşılma- çürüyüp dağılma 2016 yılı boyunca daha derinleşti.

Dünyaya hükmetme iddiasında olan küresel güçler kendi iç bünyelerindeki sorunlar ile boğuşma, enerjilerinin büyük bir kısmı buraya aktarma durumunda kaldılar. 2016 da küresel güçlerin tek başına yada ittifak halinde mutlak muktedir olmadıkları daha fazla görünür hale geldi. Yıl boyunca tüm saldırı ve yıkım çabalarına rağmen halkların iradesinin kırılmayacağını ve halkların kolay-kolay denetim altına alınmayacakları kanıtlandı. Bu anlamda 2016 yılı birkaç emperyal merkeze dayalı küresel imparatorluğun daha fazla güç yitirdiği, kendi içinde savunma pozisyonu geçtiği ve halkların özgürlük arayışların güçlenip- yaygınlaştığı bir zaman dilimi oldu.

ABD hem uluslararası düzeydeki politikalarında başarısız kaldı, hem de iç sorunlarını çözümünde başarılı olamadı. Dünya genelinde kendisine karşı yükselen dalga daha fazla güçlendi, küresel çapta ABD karşıtlığı zirve yaptı. Dünyanın her yerinde ABD karşıtı gruplar-örgütler gelişti, eylemlikler açığa çıktı. ABD’nin bu durumu önleme ve küresel hakimiyetini tahakküm etme amaçlı giriştiği askeri operasyonda ise genel olarak başarısız kaldı. Afganistan, Yemen, Suriye, Libya ve Irak’ta tüm imkânlarını seferber etmesine rağmen mevzi kazanmadı, gerileme yaşadı. Küresel çaptaki rakipleri ile giriştiği ekonomik, siyasi ve kısmen askeri rekabette ciddi anlamda darbeler alarak yılı kapattı. İçte ise beklenmedik bir şekilde Tramp’ın iktidara gelmesi her yönüyle kaygıların oluşmasına neden oldu. Özellikle göçmen ve Müslüman karşıtı söylemleri Tramp dönemine dair soru işaretlerini arttırdı. Mevcut durumda ABD’nin küresel imparatorluğu devam etse de siyasi-ekonomik olarak ciddi çelişki ve açmazlar ile karşı karşıyadır. Askeri olarak ise dünyanın dört bir yanında kendisine yönelen saldırılar karşısında tutunamamakta, darbeler almaktadır.

AB için 2016 Kayıp Yıl Oldu

ABD’nin küresel çaptaki en büyük müttefiki AB için ise 2016 yılı kayıp yıl oldu. AB, 2016 yılı boyunca önemli oranda küresel denklemin dışında kalarak kendi içi sorunları ile boğuştu. Yunanistan’da ki ekonomik sorunlar ile kıtaya yönelen göç ve buna karşı yükselen yabancı düşmanlığı yıl boyunca AB’nin yumuşak karnı olmaya devam eti. Yunanistan da ki ekonomik krizin İtalya ile İspanya’ya yayılması ve burada kıta çapında bir yıkıma dönüşmesi önlenmiştir. Fakat AB ülkeleri bu vb. sorunlarla boğuşarak, yıl boyunca önemli oranda küresel denklem dışı kalmışlardır. Kıta geneline yayılan göç dalgası ve buna karşıtlık temeline yükselen yabancı düşmanlığı AB’yi büyük oranda felç etmiştir. İngiltere Referandumunda ayrılık kararı çıkması ve üye ülkelerinin tamamına yakınında içe kapanmacı eğilimlerin yükselmesi gittikçe Avrupa birliğini küresel gelişmelerin dışında kalan, seyreden ve sadece kendini korumaya esas alan bir konuma sürüklemiştir. Türkiye’ye yapılan geri iade anlaşması ve faşist Türk rejimi karşısında göçmen politikasına dair tutumları bunun en bariz örneğidir.

Çin ve Rusya gibi diğer küresel güçler içinde 2016 yılının fazlası ile sorunlu, sıkıntılı geçtiğini söylemek mümkündür. Çin de uzun yıllardır süren yüzde 12 ve benzeri yüksek düzeyli büyüme oranları 2016’da sert bir düşüş yaşanmıştır. Ekonomideki veriler yeni istihdam alanı açabilecek büyüme oranlarının gerisinde kalmıştır. Bu durum Çin’in uluslararası çaptaki rekabet gücünü darbelediği gibi içte de yeni bir çok sorun ile karşı karşıya kalmasına neden olmuştur. Bu gelişmenin tetiklediği sorunların 2017’de Çin’i zorlaması kaçınılmazdır. Ayrıca Tramp’ın uygulayacağı politikalar Çin’de iktisadi ve siyasi etkide bulunmaya adaydır. Bu nedenle 2016 yılı boyunca Çin son derece edilgen bir konumda kalmıştır.

Rusya ise uluslararası gözlemcilerin iddialarının aksine güçlü mevzi kazanması söz konusu değildir. Hem içte, hem de uluslararası alanda ciddi aşmazlar ile karşı karşıyadır. Kafkasya ve Orta Asya’da Rus karşıtlığı temelinde cihadist potansiyel gelişme halindedir. Bunun Rusya’ya karşı saldırılara dönüşmesi her zaman ihtimal dahilindedir. Abhazya- Gürcistan, Ermenistan- Azerbaycan, Ukranya ve kırım sorunları her an patlamaya hazır birer bomba olarak Rusya’nın bünyesinde durmaktadır. Bu anlamda Rusya’nın hem kendi bünyesi, hem çevresi adeta mayın tarlasındadır. Orta Asya ve Kafkasya’daki küçük bir kıvılcım tüm alanı Rusya için cehenneme çevirebilir. Bu yönüyle Kırımın ilhak edilmesi yoluyla Ukrayna ve Esat’ın iktidarda tutmasıyla da Suriye de Rusya’nın zafer kazandığından bahsetmek zordur. Mevzilerinin kısmen koruması olarak değerlendirilebilinir- ki bu da Rusya’nın başarılı politikalarından çok diğer aktörlerin başarısızlıklarının yol açtığı bir sonuçtur.

Bölge genelinde üçüncü dünya savaşı Suriye, Irak, Yemen ve kısmen Libya da derinleşerek devam etmektedir. Türkiye’de bu denkleme dahil olmaya adaydır. Bu alanlarda savaşan güçlerin iç –içe, yan yana olmaları her alanda değişkenliklere yol açmaktadır. Bu nedenle İttifaklar ve karşıtlıklar günlük -anlık değişmektedir. Tüm bu alanlardaki savaşlarda kazanan yoktur. Türkiye, Arabistan gibi tümden kaybeden ve kısmen daha az kaybeden güçler vardır. Zafer kazandığını ilan eden Suriye rejiminin eline geçen yıkıntılardan-enkazdan oluşan şehir ve kasabalardır. Buralardaki savaş tüm küresel güçleri bünyesine çekse de geçici başarı ve başarısızlıklar ötesinde bir sonuç yaratmamaktadır. Halep ve Musul örneğinde görüldüğü gibi şehirleri toptan yıkmaktadır. Oralarda yaşayan kitlelerin imhası pahasına elde edilen başarılar ya da askeri zaferler daha fazla sorun üretmekte, insani dramı derinleştirip, kitlesel göç dalgalarını tetiklemekte ve etnik yada mezhepsel boğazlaşmaların zemini haline gelmektedir. Şialiğin merkezi İran ile Sünniliğe dayalı mezhepçi politikaları esas alan Türkiye ile Arabistan kutuplaşması bu konuda en tahripkar rolü oynamaktadır. Türkiye her türlü kirli yöntemlerle tüm bölgenin demografik yapısı ile oynayıp bölgedeki çatışmayı daha fazla derinleştirilmektedir. Irak, Suriye gittikçe mezhepsel cepheleşmenin, ayrışmanın ve boğazlaşmanın merkezi haline getirilmek istenmektedir. Tüm uğraşlarına rağmen İran uzun vade de bölgesel güç olarak kalması düşünülemez. Çünkü mevcut politikası ile bizzat ilişkileri çelişki üretiyor. Bölgesel gerçeklikle örtüşmeyen sonuçlara neden oluyor. Türkiye ve Arabistan ise uygulamaları ile bölge halklarının geleceğini yok ediyor. Daha şimdiden bölge denkleminde yerlerinin olmadığı daha fazla açığa çıkıyor. Türkiye’nin yayılımcı neo Osmanlıcı politikaları tüm bölgeyi yakma potansiyeline sahip olduğu görülüyor. Türkiye’nin yayılımcı ve aşırı pragmatizme dayalı politikası Halep’te yenildi. Diğer alanlarda da buna benzer bir akıbetle karşılaşması kaçınılmazdır.

Kürdistan özgürlük mücadelesi açısında da önemli mevzilerin kazanıldığı ve her alanda niteliksel büyümenin yakalandığı bir yıl oldu. Yılın geneline yayılan faşist sömürgeci saldırılar boşa çıkarıldı. Saldırı pozisyondaki sömürgeciler ve bağlantılı çetelerin iradeleri ciddi anlamda kırıldı. Başarma ve kazanma umutları yok edildi. Özgürlük güçleri ise siyasi, askeri vb tüm alanlarda güçlü mevziler kazandığı bir yıl oldu. Sömürgeci TC siyasi olarak hem genel, hem de bölgesel düzeyde derin bir tecritle karşı-karşıya kaldı. Ekonomik olarak derin bir krize sürüklendi, bu durum her geçen gün derinleşmektedir. Askeri olarak ise karada hareket edemez hale geldi. Hem Kürdistan hem de Suriye’de tekniğe dayalı savaşır durumdadır.  Özgürlük hareketinin Bakurê Kürdistan’da yakaladığı ivme diğer parçalara da yansımakta, buradaki kazanımları büyütüp, güvence altına almaktadır. Rojava’da ki kazanımlar adım adım tüm halklara mal edilerek güçlü bir alternatife dönüşmektedir. Başurê Kürdistan’da var olan yapılar halkın sorunlarına cevap olma bir yana kendileri sorun kaynağına dönüştüler. Bu alanda da özgürlük hareketinin ideolojik-felsefim olarak alternatif olma düzeyi daha fazla örgüt gücüne kavuşarak yaşamsallaştı.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Eski  yikildi  yeni  ise  insa  edilmeyi  bekliyor  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.