Çaresizlik o kadar enselerine oturmuş ki ölüme duacı bir siyaset yaratılıyor
Okuyucudan / 25 Aralık 2016 Pazar Saat 06:56
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt halkı kendini ifade etme ortamı bulduğunda eylemsellikler sıfırlanmıştı. Demokratik ortamların ortadan kaldırılmasıyla birlikte savaşa davetiye çıkarıldı. Bu savaş eskisi gibi dağla sınırlı ya da Kürdistan coğrafyası ile sınırlı bir savaşı kapsamayacak, aksine Türkiye’nin her şehrinde her kalesinde büyüyerek yaygınlaşacaktır. Bu savaşın mimarı da AKP-MHP ittifakıdır

Bazı şeyleri arka arkaya sıralamak, anlamını bilmek değildir. Türk Bakanı Çelik, terör, demokrasi, özgürlük- güvenlik dengesi, güvenlik ve demokrasinin nasıl bir arada yaşanacağını belirtiyor. Bu kavramları nasıl böyle yamaladı anlamak zor. Demokrasinin olduğu yerde terör olmaz, özgürlüğün karşılığı güvenlik olmaz. Bu kavramların içeriği olmadığı için AKP-Erdoğan rejimi çöküşünü yaşıyor. Demokratik süreçte, şehirler ayakta ve her gün katlanarak gelişiyordu. Nasıl ki masa devrildi şehirler yıkılmaya başladı. Kürdün de, Türkün de genç evlatları ölüme mahkûm edildiler.

Özgürlüğün karşılığı güvenlik olunca OHAL meşrulaşır, insanlar özgürce sokağa bile çıkamazken hangi özgürlükten bahsediliyor? Türkiye bu yıl basın özgürlüğünün önüne geçeyim derken gazeteci, aydınları, akademisyenleri tutuklamakla rekor kırdı. Bu da yetmedi mecliste HDP’yi hedefleyip zindana tıktı. Kitleselleşen hareketler zindanlarla bitirilecek güç değildir, AKP-Erdoğan rejimi siyasetinin kurulduğu cümlelerden demokrasi ve özgürlük kavramları çıkarılmalı.  Milliyetçi, dinci, tekçi yapısında özgürlük aramak, demokrasiyi demagojiye sürüklemektedir.

Diğer tarafta Tayyip Erdoğan, “mücadelenin rengi çok değişti” diyor, seferberlik ilan ediyor. Seferberlik top yekûn savaş demek. Peki, kime karşı, 15 Temmuz hikâyesi hala gündemde tutulurken asıl bu savaş Kürt halkına karşı başlatıldı. Rojava’da, Irak’ta Kürt halkının savunma gücü olan tüm askeri yapıları hedeflerken, özde Kürt halkının siyasi kazanımlarına hazımsız bir Türkiye gerçeği var. Bölge güçleri içerisinde en ekletik güç konumunda olan güç de Türkiye’dir.

AKP-Erdoğan rejimi, Kürt düşmanlığı ile bir bütün rotadan çıktı, faşist yapılanması ile öncelikle içerde yürüttüğü iki yıllık savaşın adını ilk kez seferberlik ilanı ile resmi olarak kabul etmiş gözüküyor. Kürtlerin siyasal alanda verdiği demokratik mücadele bitirilmek istendi, Kürtlerin illegalize örgüt yapılarına çekilmesi hedeflendi. Bunda başarılıda oldu diyebiliriz. HDP, kendisine karşı gelişen saldırılar sonrası, tüm merkezlerini boşaltma kararı aldı. Peki, nerede siyaset yapacak, mecliste milletvekilleri tutuklanıyor, resmi daireleri kapatılıyor, basını susturuluyor. Kürt halkı kendini nereden ve nasıl ifade edecek.  Yaşamda nefes bile almasına tahammül edemezden, Kürt halkı seninle nasıl kardeşçe yaşayacak. Demokratik mücadele alanı olmayan bir halk kendini yaşatmak için de öz direnişini açığa çıkaracaktır. 12 Eylül sonrası nasıl ki PKK daha güçlenip gelişti ise bugünkü yönelimler de Kürt halkını işte böylesi bileyecek-büyütüp geliştirecektir.   

Demokratik mücadele güçlendiğinde, devrimci mücadeleyi de sınırlıyordu, demokratik mücadele güçlendiğinde Kürt halkı kendini ifade etme ortamı bulduğunda eylemsellikler sıfırlanmıştı. Demokratik ortamların ortadan kaldırılmasıyla birlikte savaşa davetiye çıkarıldı. Bu savaş eskisi gibi dağla sınırlı ya da Kürdistan coğrafyası ile sınırlı bir savaşı kapsamayacak, aksine Türkiye’nin her şehrinde her kalesinde büyüyerek yaygınlaşacaktır.  Bu savaşın mimarı da AKP-MHP ittifakıdır.

AKP-MHP ittifakı, Kürt kazanımlarının hazımsızlığı sonucu gelişti, sözde Cemaat darbesi sonrası bu ittifak meşrulaştı. Bu ittifak yoluyla Kürt halkının tüm kazanımları sıfırlanmak istenmektedir. Kürtlerin tepkisini dört bir tarafta üstüne çekmektedir. Ne Bakurê Kürdistan ne Başurê Kürdistan, ne de Rojava’da Kürt halkının kazanımları zayıf kazanımlar değildir. Erdoğan’ın ÖSO gibi çeteci güçleri ile yenilecek güçler buralarda yoktur. Erdoğan bu hareketi ile Türkiye’nin sonunu hazırlıyor. Kendini bitiren bir Türkiye ile şu anda karşı karşıyayız.

AKP-Erdoğan rejim iktidarı dağılan Türk devletinin son adı olabilir. Osmanlı hayalleri ile yola düşerken evdeki bulgurdan olması uzak ihtimal değildir. ÖSO gibi çeteci yapıların oluşumu ile birlikte Suriye’de kendi batağını yarattı bile, zaten içte de şeffaf bir devlet yok, kontrol tamamen Erdoğan’ın elinde değil ve Erdoğan’da bunun çok iyi farkında. 

Erdoğan’ın ekibi “Korku siyasetine teslim olmayacağız” diyorlar, diğer tarafta bakanları (Türk Bakan Özhaseki)  askerine nasıl sesleniyor, “Allah nasip ederse inşallah ben de şehit olurum. İnşallah sizler de şehit olun" diyor. Beddua mı ediyor, duamı ediyor hakikaten belli değil. Bir başka densiz çıkıp diyor ki; “Bizi ilahi güç koruyor” acaba bu ilahi güç niye fakirin fukaranın çocuklarını korumuyor? Çaresizlik o kadar enselerine oturmuş ki ölüme duacı bir siyaset yaratılıyor.  Bu dil AKP’nin çöken psikolojisini dillendiriyor. Beddualarına ya da dualarına da cevap olunuyor. Ölüm her tarafında kapısını çalıyor ve buna toplum da alıştırılıyor. Demokrasi, barış, özgürlük kavramları unutuldu.  Ölüme duacı bir toplum oluşturuluyor. Halk, çaresizliğinden ‘devlettir’ diyerek iktidara boyun eğerken, ölenleri gömen imam Tayip Erdoğan adeta tabutlardan kazanç yaratıyor. Askeri, polisi, çeteci yapısı ile güç getiremedi, şimdi de seferberlik hikâyesi ile halkı bu kanlı savaşa dahil etmek istiyor. Asırlardır birlikte yaşayan halkları birbirine düşürüp eli kanlı topluma dönüştürmek istemektedir.

Maraş katliamında komşusunun kanı ile çizmeleri dolmuş insanlar az değildi. Bu dil geçmişte bu eylemleri açığa çıkardı. Maraş sustu, ölümlere sessiz kalıp göç etti, ama bu günün Kürdü eski Kürt değil, meşru savunma sistemini güçlendiren Kürt toplumu ile Erdoğan baş edebilecek midir sorusuna kırk yıldır Kürtler ziyadesiyle cevap oluyor.

Zin Maraş

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Caresizlik  o  kadar  enselerine  oturmus  ki  olume  duaci  bir  siyaset  yaratiliyor    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.