Giderek artan savaş ve maliyeti iktidarı daha da arsızlaştırıyor
Araştırmalar / 16 Aralık 2016 Cuma Saat 12:58
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Demokrasiye evirilemeyen, özgürlüklere kapıyı açmayan ve evrensel hukuku çiğneyen TC, iflas etmiş Yeşil-Kuşak projesi üzerinden Ilımlı-İslam batağına saplandı. Tarihsel- toplumsal yaraların, kangrenleşerek güncelleşmiş halini, totaliter-faşist yaklaşımla aşılabileceğini zannetmek bataklıkta çırpınmakta. TC’nin savaş maliyeti verilerle alt alta sıralandığında bile ne kadar çırpındığı ortada: Barış için:0 TL, savaşın ilk üç ayında:297 milyon, yılın son iki ayında: 837 milyon 350 bin harcadı

Maliye Bakanlığı’nın Kasım ayı ile Ocak-Kasım dönemine ilişkin bütçe uygulama sonuçları, AKP-Erdoğan rejiminin Kürtlere karşı soykırımcı saldırılarındaki harcamaların tavan yaptığı ortada. 'Güvenlik' ve 'savunma' için 837 milyon 350 bin lira harcandı. Ekim ayında bu kalem için 477 milyon lira harcanmıştı. Harcamaların bir ayda iki kat artması dikkati çekti.

Devlet, Kasım ayında silah, araç gereç ve savaş teçhizatları için 384 milyon 557 bin lira harcadı. Ekim ayında bu rakam 103 milyondu. Yine 62 milyon 801 bin liralık mühimmat alındı. 'Güvenlik' ve 'savunma' adıyla yılın 11 ayında harcanan toplam miktar da rekor düzeyde: 3 milyar 553 milyon 412 bin lira.

Silah, araç, gereç ve savaş teçhizatı alımına 2016 yılında toplamda 1 milyar 274 milyon 856 bin lira para harcandı. Mühimmat alımına bütçeden toplamda 326 milyon 829 bin lira harcandı.

Yine örtülü ödenek olarak bilinen ‘Gizli Hizmet Giderleri’nde de Kasım ayında yapılan harcama, 2016 yılının 10 ayının en yükseği oldu ve 228 milyon 238 bin liraya ulaştı. Yılın 11 ayında örtülü ödenekten yapılan toplam harcama ise 1 milyar 457 milyon 31 lira oldu.

Maliye Bakanlığı, Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün açıkladığı, ‘2016 yılı genel bütçeli idarelerin bütçe giderlerinin kurumsal sınıflandırılması’ tablosu, AKP’nin derinleştirdiği savaş politikalarının Türkiye’ye maliyetini gözler önüne seren cinsten.  

Ödeneklerinde en yüksek artış yapılan kamu kurumu Milli Savunma Bakanlığı oldu. Bakanlığın 26 milyar 451 milyon 504 bin TL olan başlangıç ödeneği 11 milyar 10 milyon 822 bin TL’lik artışla 37 milyar 462 milyon 326 bin TL’ye yükseltildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın sahibi olduğu ‘Bayraktar’ firmasından silahlı İnsansız Hava Araçları (İHA) alan, Suriye’deki savaşa sınır ötesi operasyonla katılan AKP'nin savaşı derinleştiren politikalarının uygulayıcılarından olan bakanlığa ödeneği yetmedi.

Bakan ‘26 Milyar Yeter’ Demişti

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Milli Savunma Bakanlığı'nın bütçesinin görüşüldüğü oturumda konuşan dönemin Bakanı İsmet Yılmaz, 26 milyarlık bütçenin kendileri yeterli olduğunu açıklamıştı. Ancak, yılın ilk yarısı geride kaldığında bütçeden 16 milyar 474 milyon 784 bin TL harcandı ve ek ödenek isteminde bulunuldu.

‘Yeni Koltuklar’ da Zam Getirdi!

Mayıs ayında Ahmet Davutoğlu’ndan Binali Yıldırım’a geçen Başbakanlığın ve Süleyman Soylu’nun Efkan Ala’dan devraldığı İçişleri Bakanlığı’nın başlangıç ödeneğinde de artış yapıldı. Sene başında 1 milyar 295 milyon 211 bin TL başlangıç ödeneği olan Başbakanlığın yeni ödeneği 395 milyon 650 bin TL artışla 1 milyar 691 milyon 761 bin TL’ye yükseldi.

İçişleri Bakanlığı’nın başlangıç ödeneğine de rekor artış yapıldı. Başlangıçta 4 milyar 794 milyon 264 bin TL ödeneği olan İçişleri Bakanlığı’na 5 milyar 437 milyon 336 bin TL ek ödenek verildi. Bakanlığın yeni ödeneği 10 milyar 231 milyon 582 bin TL oldu.

AFAD’a da Ek Ödenek

Türkiye’nin Cerablus’a sınır ötesi müdahalesi öncesinde Karkamış’ın Fıstıklı Bölgesi’ne yerleştirilen cihatçı ÖSO militanlarının kampına yardım TIR’ları gönderdiği görüntülenen AFAD’ın başlangıç ödeneğinde de büyük artış yapıldı.

Bütçeden yılbaşında 1 milyar 52 milyon 242 bin TL ödenek alan AFAD’ın başlangıç ödeneği 708 milyon 183 bin TL’lik artışla 1 milyar 760 milyon 425 bin TL’ye yükseldi.

Yapay Düşmanlıklar Yaratan Emperyalizm Buradan Savaş Gelirleri Sağlıyor

Kapitalist iktidar ve sermaye tekelleri yaşadıkları yapısal ve sarmal bunalımdan çıkışı; sömürüye kapsam ve derinlik kazandırıp daha fazla kar elde ederek aşacaklarını zannediyorlar. Bu temelde toplumlararası yapay düşmanlıklar kurgulayıp, yeni savaş alanları yaratıyorlar. Kürdistan’da yüz yıllardır uygulanan politika buna en iyi örneklerden yalnızca biridir. Silah sanayini daha da geliştirip, değişik pazarlar oluşturarak, çeşitli alıcılar buluyorlar. Bu politikalar ekseninde birçok devlet, ülke gelirinin önemli bir kısmını silahlanma yarışına harcamaktadır. Emperyalist ve kapitalist devletler bu siyasetleriyle dünyayı ateş çemberine sürüklüyorlar. Birkaç örnek verirsek eğer;

ABD; Silah alım giderleri, dünya devletlerinin harcamaları toplamının % 40’ını kapsıyor.

Çin;126 Milyar Dolarla ikinci sırayı almaktadır.       

Rusya; 76, 6 Milyar Dolarla ve % 44 artış hızıyla üçüncü sırayı kapmaktadır.

İngiltere;  54 Milyar dolarla dördüncü sıraya yerleşmektedir.

Japonya;  49 Milyar Dolarla beşinci sırada yer almaktadır.

Hindistan; 46 Milyar dolarla…

G. Kore;  34 Milyar dolarla…

İsrail;  15 Milyar dolarla…

AKP-Erdoğan Rejimi Savaşı Sürdürmek İçin Tüyü Bitmemiş Yetimin Hakkını Yiyor!

Barış İçin:0 TL

Savaş İçin Yılın İlk Üç Ayında:297 Milyon TL

Savaş İçin Yılın Son İki Ayında: 837 milyon 350 bin

Savaş için 2016 yılının ilk üç ayında 297 milyon 746 TL harcayan Türkiye, Şubat ayında 2 milyon 472 bin TL harcama yaptığı Barışı Destekleme ve Koruma Harekatı Giderleri kaleminde ise bu ay hiç harcama yapmadı.

Savunma ve güvenlik bütçesi de 11 milyar TL artarak 62 milyar TL’ye ulaşarak genel bütçenin yüzde 11’ini oluşturuyor. 2002’de bütçeden kamu hizmetlerine yüzde 42,3 pay ayrılırken AKP iktidarı sonrası bu oran 2016 bütçesinde yüzde 25’e kadar düşürüldü.

Varılan bu aşamanın geçmiş bir süreci mevcuttur. Gerçekleştirilmesi için de revize edilerek, içe ve dışa dönük etki yapacak ve işlev görecek bir stratejik konsepte dönüştürülmüştür. Şöyle ki; Savaş politikalarıyla başlayan, savaş ekonomisiyle sürdürülen, savaş hükümetiyle hızlandırılan savaş liderliğiyle üst aşamaya taşırılan ve savaş kitlesiyle tamamlanan komple bir savaş-konseptiyle karşı karşıyayız. Kurumsallaşmış ve derinlik kazanmış bir faşizm-formülasyonu, ustaca kurgulanmıştır.

Neo-Osmanlıcılık Eksenli Hayat Kurmaya Çalışmak!

Demokrasiye evirilemeyen, özgürlüklere kapıyı açamayan ve evrensel hukuku geliştiremeyen Türkiye, iflas etmiş Yeşil-Kuşak projesi üzerinden Ilımlı-İslam batağına saplandı. Siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel kapsamdaki sorunlarını, ümmetçilik anlayışıyla çözebileceği yanılgısına düştü. Tarihsel- toplumsal yaraların, kangrenleşerek güncelleşmiş halini, totaliter-faşist yaklaşımla aşılabileceğini zannetmek bataklıkta çırpınmaktır. Bir yandan hiçbir anlamı,  değeri ve hükmü olmayan, Türk-İslam sentezi ideolojisinde yürürken, diğer yandan, İttihat ve Terakki geleneğiyle buluşup, Neo-Osmanlıcılık eksenli bir hayat kurmaya kalkışmak, ham hayaller peşinde koşmaktır. Koca bir yalan dünyası oluşturup, rüyalar âleminde dolaşmaktır. Ne yazık ki, acı ve üzüntü veren bu ideolojik, politik ve ekonomik yapılanmayı, Türkiye’nin başına saran, 12 Eylül darbe-cuntasıdır. Türk egemenleri, varlıklarını korumak, iktidarlarını sürdürmek ve sömürüyü arttırmak için, ‘’vatanseverlik’’ adına, bu belayı halkların başına sardılar.

35 yıl önce, YDD (Yeni Dünya Düzeni) çerçevesinde BOP ekseninde İsrail-MOSSAD öncülüğünde ABD ve İngiltere’nin onayıyla kimi Ortadoğu Arap-İslam devletlerinin (Suudi Arabistan, Katar vb…) maddi destekleriyle Ilımlı-İslam (Neo-Liberalizm) projesi geliştirildi. Askeri cuntanın eliyle Anayasa ve yasalarla inşa edilmeye başlandı. Türk-İslam sentezi ideolojisi ve politikaları doğrultusunda kurumlar, kadrolar ve nesiller oluşturuldu. Türk oligarşisi, bürokrasisi ve burjuvazisi hem dönüştürüldü hem de geliştirildi. Her türlü maddi ve manevi, yasal ve anayasal, legal ve illegal destekler sunuldu. Gülen cemaati ve tarikatlar eliyle toplum, bu zihniyet ve ideoloji ekseninde eğitilip, bilinciyle oynanarak, örgütlendirildi. (2000’lere gelindiğinde AKP adıyla politik alana ve iktidara taşırıldı. Bu ideolojik ve siyasal yapılanmanın yaşam bulması için eğitim, güvenlik, askeri, istihbari, ekonomik, diplomatik, kültürel, sanatsal, edebi ve spor (özellikle futbol) faaliyetleri başta olmak üzere, devletin tüm politikaları, plan ve programları bu amaca göre şekillendirildi.

Günümüz itibarıyla politikaların oluşum ve akışını izlerken, Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fuar açılış konuşmasındaki ; “Eğer çevrenizde bir ateş varsa oradan sıçrayan kıvılcım sizi de bulur. Çözüm bu yangına sırtını dönmek değil, bu yangını söndürmenin yollarını aramaktır. Hiçbir siyaset, diplomasi, çıkar milyonlarca insanın acısından, ölümünden daha önemli olamaz.” Tespitleri oldukça manidardır. Uygulamalara baktığımızda bu söylemlerin hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığı, açıkça görülmektedir.

13 yıllık AKP iktidarı boyunca; polis ve militarist-faşist yapılar eliyle çeşitli bahanelerle meydan ve sokaklarda insanlar infaz edildi. Yüzlerce çocuk ve bebek öldürülüp, katledildi. Yüzlerce kadın cinayeti işlendi. Binlercesi şiddet gördü. On binlerce insan gözaltına alınıp tutuklandı. Sayısız insan alanlarda ve karakollarda saldırı ve işkence gördü. Yığınla anti-demokratik uygulamalar oldu. Uluslararası sözleşmeler ve evrensel hukuk normları, ayaklar altında çiğnendi. Başta düşünce yasağı olmak üzere, temel insan hakları ve özgürlükler alanına, mevcut ihlaller, engeller ve yasaklar artırılarak, yeni düzenlemeler getirildi. Her türden muhalefet bastırıldı. Çeşitli entrika ve komplolar meşru görülüp, hayatın rutinleri haline geldi. Hak, hukuk ve adalet sadece AKP ve yandaşları için var oldu.

Dış politikada; Türkiye kendi sınırlarını korurken, komşu ülkelere dönük uluslararası güçlerin verdiği taşeron-görevler temelinde hareket etmektedir. Küresel ölçekteki güçlerin projeksiyonuna katkıda bulunmak gibi, temel strateji ve politikalar belirleyip uygulamaktadır. Bu çerçevede ölüm makinaları ile silah teknoloji envanterini artırmaktadır. Bunu da alımlarla, montaj sanayiyle ve kısmi yerli üretimle karşılıyor. İşgaller için de hızlı, etkin ve sonuç alıcı müdahale gücü geliştiriyor. Oluşturduğu askeri konsept doğrultusunda dünyanın ve bölgenin birçok yerine askeri kuvvet sevk edebilecek bir güce varmak istiyor. Ortadoğu ve Afrika’ya açılıp yayılmak hedefini güdüyor. Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılmasında söz sahibi olup, sömürü kaynaklarından pay almak için çabalıyor. Bütün bu amaçlarına ulaşmak için de her yol ve yöntemi, ilişki ve ittifakı mubah görüyor. İçte ve dışta çeşitli terör örgütleriyle buluşup desteğini sunarak, birliktelikler oluşturarak, ortak hareket ediyor. Listeye, El-Kaide, Taliban, DAİŞ ve El-Nusra gibi, bir çok örgüt dahil edilebilir. Rojava Kantonlarına dönük, DAİŞ vb. çete-örgütlerle iç içe olup aylarca süren saldırı, katliam ve yıkımları gerçekleştirdiğine, tüm dünya tanıktır. Halen de yok etme emelinden vazgeçmiş değildir. Rojava, Şengal, Musul ve diğer yerleşim yerlerinde DAİŞ canilerinin gerçekleştirdiği, insanlık suçlarının ortağıdır. Kürtlere dönük yürüttüğü düşmanlığı tüm Ortadoğu’ya yaymak istiyor.

Sınırlar içinde ise; Türkiye’nin ve Kürdistan’ın her karış toprağına, ordu güçlerini ve güvenlik birimlerini konuşlandırıyor. Türkiye’nin hiçbir yerini, askeri karargah ve kalekol ile polis birim ve karakollarından yoksun bırakmıyor. Dağ-taş, dere-tepe, ova-yayla ve her yer kışlaya dönüyor. Özellikle de Kürdistan’ın her karışı,  yeniden işgal altına alınıyor. Türkiye’nin bütünü açık ceza evi olurken; Kürdistan,  askeri ceza evine dönüştürülüyor. Böylece de mevcut aktif kuvvetler ile rezerv güçlere rolünü oynatarak kısa, orta ve uzun vadeli savaş sürecine hazırlanıyor. Bölge ülkeleri üzerinde stratejik caydırıcılığını ve politik etkinliğini geliştirerek, Türkiye’nin ağırlığını ve saygınlığını oluşturarak menfaatlerini koruyup, artırma amacını taşıyor. Bunun için zaman zaman gövde gösterisi yapıyor. Ayrıca muharebe gücünü yükselterek itibar elde etmeye çalışıyor.

Tüm bu politikaların ne kadar realist ne kadar rasyonel olduğu oldukça tartışmalıdır. Çünkü, TC devleti son 35 yıldır Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkına karşı, kuralsız ve pervasız bir savaş yürüttü. Bunun sonucu olarak ordusunu modernize edip, revizeden geçirerek, silah teknolojisiyle donattı. Fakat yine de ordusu, PKK gerillalarının savaş tarzı ve kabiliyeti karşısında yamalı bohça gibidir. NATO bünyesinde büyük bir iştahla dış ülkelere gönderdiği askeri kuvvetlerle de dünyanın en ucuz askerine sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca ABD ve AB’nin Füze kalkanı projelerine onay vermesiyle de bu ülkelerin güvenliği sağlanırken, kendi ülkesini ve halkını büyük bir risk altına alarak, canlı kalkan konumuna getirerek hedef kılmıştır. Şimdilerde Suriye ve PKK’ye karşı saldırı hazırlıkları yaparak, kapsamlı bir savaşa hazırlanmaktadır.

Bütün bu amaç, strateji ve politikalar, bir avuç kaprisli oligarkın fikri, hedefi ve çıkarları ile ayakları yere basmayan hayalleridir. Ülkenin zenginlikleri, toplumsal değerleri ve insanları, bu rüyaların kurbanı edilemez. Türkiye bu gözü dönmüş dolar tüccarlarının yitik vicdanına ve insafına bırakılamaz.

Kapitalizmin karakteristik bunalımı dünya ölçeğinde derinleşerek devam ederken, Türkiye’de de krizlere neden olmuştur. Fakat son on yılın krizleri yeşil sermaye ve iktidarın ortak çabası ile halka ‘teğet geçmiştir’ şeklinde yutturuldu. Şimdi ise kırılgan bir noktadadır ve uygulanan yöntem ve tedbirlerle yürüyemez. Bir ülke, uzun süre rolanti ekonomisiyle yaşayamaz. Çünkü, suni teneffüslerle hayat sürdürülemez. Ya kendini tüketerek kırılacak ya da hızlanıp çökecek. Çünkü toplum karşıtı, ekoloji karşıtı, endüstri karşıtı, üretim karşıtı, demokrasi karşıtı ve toplumsal barış karşıtı olarak, geliştirilip sürdürülen’’ ekonomik-politikalar’’ çıkmaz sokak gibidir. Sürekli sömürü, daima daha fazla kar ve hep büyüme ister. Bu da evrendeki kara deliğe doğru yol almaya benzer. Bir kez çekim merkezine yakalanınca, artık kurtuluş yoktur. Her saat her dakika, sizi kendine doğru, katlamalı bir hızla çeker. Sonuç, kara deliğin sonsuzluklarında ve bilinmezliklerinde yol alırken, belki de başkalaşıma uğramaktır. Kim bilir…!

Nedir, uygulanan ekonomik politikalar? Neden ihtiyaç duyulmuş? Hangi amaçlar doğrultusunda şekillendirilmiş? Neyi hedeflemiş? Kime ve neye hizmet edecek? Kimin ve kimlerin çıkarınadır? Hangi kesimlerin menfaatine göre kurgulanmıştır? Niçin devam ettirilmektedir? Nedir bu ısrar? vb. soruları çoğaltmak mümkündür.

Savaş politikası başlıklı bölümde vurguladığımız gibi, sürdürülen savaş ekonomisinin geçmişi de l2 Eylül’e kadar uzanır. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, sık sık her yer de zevkle ve iştahla söyleyip, teşvik ettiği, silahımızı kendi sanayimizle üretip, dışa bağımlılıktan kurtulalım, çerçevesindeki belirlemelerin benzerini, Cuntanın başı Kenan Evren de dilinden düşürmezdi.

Yapılan yanlışlıklar ülkeyi labirentlere sürüklemektedir. 12 Eylül askeri darbe cuntacılarıyla tarihin çöplüğünde yerini almış Enverizm ve Osmanlıcılık karışımı hayaller peşinde koşmak ise; ya gözü dönmüş bir iktidar sarhoşunun ya da ayağı yere basmayan bir aklın işi olabilir ancak.

Halbuki bu coğrafyalar tarıma, ziraata, ormancılığa, hayvancılığa vb. toprak işlerine yatkındır. İnsanı, binlerce yıllık toplumsal birikimin, geleneğin ve emeğin ustasıdır. Hem bu coğrafyayı yaşatacak hem canlıları besleyecek toprakla ve doğayla uyum içinde, simbiyotik tarzda yaşayabilir. Bu toplumsal-doğanın özgür işleyiş kuralına da uygundur, İnsanın kutsalıdır. Buna dokunuldu mu, yörüngesinden kopmuş metaor taşı misali savrulup gidilir. Dur-durak bilmeden, parçalanıp un-ufak olana dek, pusulasız yol alınır…

Özellikle yaratılan yandaş sermayeye, bu sömürü ve soygunlar peşkeş çekilirken aynı zamanda yeni hırsızlıklar, talanlar ve soygunlar da teşvik edilmektedir. Ülkenin dağı, taşı, toprağı, ormanı,  deresi, ırmağı, gölü, denizi,  madeni, enerji kaynakları, yolları, insanları ve onların alınteri ve göz nurları fütursuzca yeşil sermayeye sunulmaktadır. Bunun için her yol ve yöntem acımasızca uygulanmaktadır. Tüm bunlar ters yüz edilerek, akla hayale gelmeyecek yalanlarla topluma anlatılmaktadır. Büyük bir bölümü sinmiş ve itaat eden basın kuruluşları eli ve diliyle süslendirilip, betimlenerek halka aktarılmaktadır. Toplum amansız bir kandırma ve yönlendirme bombardımanı altındadır. Yalan ve yanlışlar, doğru ve güzellikler olarak servis edilmektedir. Cehenneme döndürülen ülke sanki cennete çevrilmiş gibi gösterilip, sunulmaktadır. Bir zamanlar ABD’de yalan makinası icat edilmişti. Doğruysa eğer, Erdoğan ve AKP ile onların yandaşları ve yardakçılarını bu makinalara bağlarsak, her halde o aletler parçalanır.  Başta Erdoğan olmak üzere, bu şürekanın bir benzerini insanlık ne görmüş, ne duymuş, ne de tanımıştır. Hiçbir halkın başına böyle bir ucube vaka ve cebr gelmemiştir. Firavunlara ve Nemrutlara rahmet okutacak bir ceberrutluk var.

Sonuçta; böylesi hassas bir ekonomi, savaş ve savaş koşullarıyla toz-duman olmaktan kurtulamaz. Yıkımın acısını ve bedelini, kent ve kır emekçileriyle, fakir ve yoksul kesimler öder. Fatura ezilenlere ve sömürülenlere kesilir. Türkiye’de yapılmış, yapılan ve yapılacak olanlar da aynıdır. 12 Eylül’le başlayan savaş-ekonomisi uygulamaları, zaman zaman, DYP- Tansu Çiller döneminde olduğu gibi, özgün özel savaş politikalarıyla hızlandırılarak sürdürülmüş. Kürdistan yıkıma uğratılırken, Kürt halkıda kırım katliam ve sürgünlere tabi kılınmıştır. Kimi dönemlerde de özel savaş politikaları yavaşlatılarak devam ettirilmiştir. Fakat Kasım 2002 tarihinden itibaren ise; bir savaş partisi olarak iktidara taşırılan AKP ile savaş hükümeti oluşturulur. Ve savaş ekonomisi tam gaz hızlandırılarak yol alır. Ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, bir avuç sermayedara peşkeş çekiliyor. Toplumsal emeğin artık-ürünleri ve artı-değerleri gasp ediliyor. Pazara sunulmayan hiçbir toplumsal değer kalmamıştır. Halkın yaşam standartları en alt seviyelere çekilmiştir. Kısıtlamalar, tasarruf paketleri ve zamlar ardı ardına sıralanmıştır. Yapılan bu zamlarla orduya ait kurumlara fon adı altında sermaye devşirilmektedir. Yaşam cendereye alınmıştır. Özelleştirmeler tüm hızıyla sürdürülmektedir. Binlerce, on binlerce ve yüzbinlerce emekçi, tüm haklarından men edilerek, işsizler ordusuna dahil edilmişlerdir. Tepki gösterip hak arayanlara, eyleme yönelip direnenlere ise amansız bir baskı ve şiddet uygulanmaktadır. Grevler yasaklanmıştır. Sesler duyulmaz olmuştur. Dayanışma, yardımlaşma ve örgütlenip birlikte hareket etme, güç olma sarı sendikalarla önlenmektedir. Benzeri yöntemler zenginleştirilerek devam edilir. Söz konusu koca bir ülkenin, toplumsal emek değerleriyle birikiminin önemli bir kısmı, savaş ekonomisi olarak harcanır. Ülkenin, ’’sözde’’ vatandaşları işsiz ve aşsız kalıp, fakir ve yoksulluk içinde çırpınırlar. Hesabı yapılamayan milyon ve milyar dolarlar ise ölüm makinalarına, savaş teçhizatlarına, silah geliştirme projeleri ile tasarımlarına ve kısmi üretimlere harcanır. Ülke zenginlikleriyle halkın göz nuru, emeği ve yarınları, pervasızca silah ve yeni teknolojilerin alımında tüketilir. Savaş baronları ve silah tacirleri, sermayelerini katlayıp sevinirken, ezilene, sömürülene ve yoksullara düşen pay ise; hamasi sözler ile ‘’Vatan, Millet, Sakarya…’’ edebiyatıdır.              

 

Samara İzgin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Giderek  artan  savas  ve  maliyeti  iktidari  daha  da  arsizlastiriyor  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.