İktidar savaşları ve yeniden paylaşım
Politik Analiz / 26 Ekim 2016 Çarşamba Saat 20:08
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ortadoğu da yaşanan kaos durumu her geçen gün derinleşiyor. Bölgenin hem temel enerji kaynaklarının havzası olması, hem de doğu ile batı arasında kesişme kavşağını teşkil etmesi onu tarihten günümüze kadar tüm denklemlerde merkez haline getirmiştir. Bu nedenle tarihsel süreçte de, güncelde de her daim hem çekim merkezi işlevini görmüş, hem de büyük savaşların yaşandığı mekan olmuştur. Güncelde Ortadoğu da ki tablo bu gerçekliğin sonucudur

DAİŞ gibi çetelerin ortaya çıkışı ve yarattıkları sorunlar hegemon güçlerin güncelde Ortadoğu’da etkinlik sağlama ve yeniden paylaşım çabalarının sonucudur. DAİŞ’in saldırdığı ve konumlandığı alanlar göz önüne alındığında amaçlananın ne olduğu daha net ortaya çıkmaktadır. Çelişki ve çatışmaların yoğun olduğu bölgede, küresel güçler çok zorunlu olmadıkça sıcak savaşa bizzat katılmamaktadırlar. Daha çok siyasi, ekonomik ve teknik güçlerine dayanarak müdahalede bulunmak ve etkinlik sağlamak istemektedirler. Bu durumu bölgedeki etnik ve mezhepsel yapıya dayalı devlet ya da örgütler aracılığı ile yürütülen vekalet savaşları tamamlamaktadır. Yerel güçler ise ağırlıklı olarak geçmiş yüz yılların değer yargıları ve parametrelerine dayanarak örgütlenmişlerdir. Güç olma ve etkinlik sağlama çabaları bu çerçevede gelişmekte ve etnik-mezhepsel temeli olmaktan kurtulamamaktadırlar. Bundan dolayı da gelişip-güçlenmeleri çözümün değil, çözümsüzlüğün derinleşmesine neden olmaktadır.

Ortadoğu’nun geneli bir savaş alanıdır. Bu savaşın en fazla kızıştığı bölge ise Kürdistan, Irak ve Suriye’dir.  Özelde ise Bakurê Kürdistan ve Musul, Halep ile çevreleridir. Bakurê Kürdistan’da ki savaşın seyri ile Musul ve Halep te ki çatışmalar hem kendilerinin, hem de bölgenin kaderini belirleyecektir. Musul ve Halep savaşındaki taraflardan hangisi kazanırsa-kazansın geçmişi tekrarlamaları kaçınılmazdır. Çünkü savaşan güçlerin etnik ve mezhepsel temele dayanan ulus devlet gerçeğini aşma durumları yoktur. Halklara ve bölgeye sunabilecekleri yeni bir çözümleri de söz konusu değildir. Bu noktada bölgesel düzeyde temel yenilik ve çözüm anahtarı Kürdistan Özgürlük Hareketinin özü haline gelen demokratik ulus perspektifine dayalı demokratik konfederalizmdir. Bu durum somutluk kazanıp pratikleştiği oranda hem mevcut kaostan çıkışın kapısı haline gelmekte, hem de Ortadoğu da yaşayan halklara, inanç gruplarına yan-yana, dayanışma içinde yaşayacakları demokratik bir alternatif sunmaktadır.  Kuzey Suriye Federasyon önerisi ve pratikleşme çabaları bunun en somut örneğidir. Bu örnek ve dayanağı olan felsefe halklara umut olduğu kadar, bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlemek isteyen güçler açısından da ciddi bir tehdit olarak görülmektedir. Bu nedenle çelişki ve çatışma, bölgesel düzeyde demokratik, eşitlikçi bir çözüm ve değişimden yana olan devrimci güçler ile geçmiş yüzyıllardan kalma oluşumları korumak isteyen gerici ve statükocu güçler arasındadır. Bu ayrışma halkları-değişik inanç gruplarını demokratik kazanımlarını koruma ve daha da güçlendirme yönünde bir araya gelme ve örgütlenmeye sevk ederken, hegemonik güçler ile bölgede onların taşeronluğunu yapan statükocu oluşumların birbirinden bağımsız ve karşıt gibi görünse de özünde halklar karşıtı olan yönelimlerini-saldırılarını da artırmaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında Kürdistan halkının son yıllarda elde etiği kazanımlara karşı topyekun bir cephe oluşmuş durumda.  Kantonların birleştirilmesinin önlenmesine dönük çabalar, Suriye’de savaşan bütün statükocu kesimleri birleştirmiştir. Afrin ve Kobanê arasında kalan alana ise güvenli bölge oluşturma adı altında T.C.  yerleşerek Halep’e kadar gitmek istemektedir. T.C-DAİŞ-ÖSO üçlüsü arasında yapılan anlaşma ile Cerablus kıyafet değiştirmiş TC yanlısı DAİŞ menşeli güçlere ve TC çetelerine bırakıldı. DAİŞ çeteleri ise kontrollü bir şekilde Bab bölgesine çekildi. Burada (QSD) Demokratik Suriye Güçlerinin ilerlemesini durdurmaya dönük konumlandı ve savaş hazırlıklarına girişti.

DAİŞ burada yaşanacak savaşı Kıyamet savaşı olarak değerlendirmektedir. Tarihte bu alanda Osmanlı ile Memlûkler arasında Mercidabık Savaşı yaşanmıştır. Savaşın sonunda Osmanlı devletine Arap yarım adasında yayılma ve yeni alanları ele geçirme yolları açılmıştır. DAİŞ çeteleri de aynı şekilde bu hattı Arap yarım adasına geçiş ve yayılma yolu olarak görmektedir. Bu yüzden bu alanda yaşanacak savaşı ‘kıyamet savaşı’ olarak değerlendirmektedirler.

QSD ve YPG güçlerinin Minbiç operasyonunu koalisyon güçlerinin sınırlı hava desteğiyle zaferle sonuçlandırması birçok gerçeği daha net ortaya çıkardı. Bu nedenle DAİŞ çeteleri Musul hattından toplanıp Cerablus hattından tekrar içeri bırakılmaktadır. Yani bölgenin Devrimci-demokratik güçleri bir döngünün içerisinde bırakılmak istenilmektedir. Buna rağmen Musul hattında durumlar daha fazla karışıktır.

Şimdiye kadar Musul’a girilmemesinin bir sebebi de Musul DAİŞ çetelerinden alındıktan sonra kime teslim edileceği sorunudur. Son süreçte Musul çevresindeki alanların birçoğu DAİŞ çetelerinden temizlendi. Operasyonun ilk sürecinde Irak Ordusu operasyonlara tek katılırken son operasyonlarda farklı gruplar da katılmaktadır.  Musul’a bağlı Geyara ilçesi kurtarıldıktan sonra Şırgat alanı da DAİŞ çetelerinden temizlendi. Bu hat İran açısından farklı önem taşımaktadır. İran bu hat üzerinden Suriye’ye kadar bir koridor oluşturmak istemektedir. Irak hükümeti de bunun gerçekleşmesi için imkanlar sunmaktadır. Son olarak Maxmur’a bağlı Baqır’te alanında Haşdi Şaabi milislerinin sayısının arttırılması direkt bu koridor ile bağlantılıdır. Bu alanda dikkat çeken nokta ise Mesut Barzani’nin Tahran’a gidip geldikten sonra, Haşdi Şaabi milislerinin bu alanda yerleşmesine sessiz kalmasıdır.

Musul operasyonunda etkileyici ve belirleyici en önemli etken Kürt Özgürlük Hareketidir. Mevcut durumda Musul operasyonuna KDP ve TC devleti, Özgürlük Hareketinin katılmasını istememektedir. Özgürlük Hareketinin hem Maxmur ve Şengal cephelerinde etkinliğini artırması, hem de Başurê Kurdistan ve Irak genelinde etkin olmaya başlaması küresel ve yerel güçleri fazlasıyla rahatsız etmiştir.  Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketini bu alandan çıkarmak, en azında daha fazla etkin olmasını önlemek istemektedirler.

Musul Operasyonuyla birlikte Türk devleti ve KDP’nin Medya Savunma Alanlarına ve Şengal’e yönelik saldırı hazırlığı içinde olduğu artık gizlenmiyor. Türk devleti Şengal’i alıp KDP’ye verme karşılığında KDP’nin de başta Kandil olmak üzere Medya Savunma Alanlarına saldırması noktasında bir süre önce yapılan anlaşmaya uyması noktasında baskısını arttırmış durumda.

TC ve KDP, Türkmenleri Kürt Özgürlük Hareketine Karşı Silahlandırıyor

DAİŞ saldırıları karşısında Şengal’i bırakıp kaçan KDP şuan T.C-DAİŞ ortaklığında Kürt Özgürlük Hareketini alandan çıkarmak için uğraşmaktadır. Şengal’de Kürt Özgürlük hareketi ve YBŞ güçlerinin denetiminde bulunan Tel Afer üzerindeki stratejik yol Musul’a giriş kapısı olarak çok değerlidir. Ancak T.C ve KDP o alanda bulunan Türkmenleri silahlandırarak Kürt Özgürlük Hareketinin bu etkinliğini kırmak istemektedirler. Türkmen Cephesi Başkanı Erşad Salihin açıklamaları bu çerçevededir. Ayrıca T.C, DAİŞ saldırılarında Tel Afer’den Kerkük’e kaçan Türkmenleri de bu kapsamda örgütleyip- silahlandırarak yeniden o alana getirme planları yapmaktadır. Yine Maxmur Cephesinde T.C’nin Adnani köyüne yerleşmesi bu alanda bulunan KDP Peşmergeleri ve denetimindeki Haşdi Vatan-i milisleri ile Başika’dan Maxmur Cephesine kadar yeni bir koridor oluşturma çabası içerisindedir. Bu noktada stratejik öneme sahip olan Maxmur Kampı ise T.C-KDP-DAİŞ ortaklığında boşaltılmak istenilmektedir. Kürt Özgürlük hareketi açısından her dönem önemli olan Maxmur, askeri güçlerin konumlanması ile daha da büyük bir önem kazanmıştır. Geçtiğimiz ay DAİŞ’in yaptığı sızma, KDP’nin uyguladığı ambargo bununla bağlantılıdır.  

Diğer taraftan KDP, Kürt Özgürlük Hareketinin Başurê Kürdistan’da diğer partilerle olan ilişkilerini de, kitle nezdindeki etkisini de dinamitlemek istemektedir. Özellikle Bakur Kürdistan’da halkının özgürlüğü için yürüttüğü siyasi mücadele nedeniyle devletin baskı ve cezalandırmalarına maruz kalıp Başurê Kürdistan’a gelen insanlar Kürt Özgürlük Hareketine ilgi duydukları için KDP tarafından baskı altına alınmakta, bu baskılara boyun eğmeyenleri de oluşturduğu JİTEM tarzı oluşumlarla işkenceye tabi tutmakta, hatta Vedat Huseyni örneğinde olduğu gibi katletmektedir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, DAİŞ’i Ortadoğu’nun JİTEM’i KDP’yi ise Kürdistan’ın DAİŞ’i olarak yapmış olduğu değerlendirmesini burada hatırlamakta fayda vardır.  KDP kendi alanında Kürt Özgürlük Hareketine sempati duyan tüm kesimleri baskı altına almaya çalışmakta hatta oluşturduğu JİTEM tarzı birimler ile işkence edip katliamlar gerçekleştirmeyi de işbirlikçiliğini yaptığı TC’den gayet iyi öğrenmişe benziyor. KDP’nin JİTEM tarzı karşısında ancak ve ancak örgütlenmiş ve kendi öz savunmasını oluşturan halk gerçekliği ve Kürt Özgürlük Hareketi durabilir.

Sonuç olarak, küreselleşen dünya da sorunlar da, çözüm arayışları da küreselleşiyor. Hiçbir sorun yerelle sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda salt yerele dayanan çözüm arayışları etkili olamıyor. Bu haliyle çelişkiler her geçen gün derinleşip-keskinleşiyor. Küresel güçlerin çıkarlarına dayalı ve bölge halklarının iradesini hiçe sayan yaklaşımlar bölgedeki sorunları çözmüyor, daha da karmaşık hale getiriyor.

Buna karşı demokratik ulus perspektifi temelinde halklar, inançlar ve kültürlerin birlikteliğine dayanan alternatif çözüm arayışı her geçen gün daha güçlü bir biçimde gündemleşip, yaşamsallaşıyor.  Bu gelişme ivme kazandıkça Ortadoğu’yu çelişki ve çatışmaların merkezi olmaktan çıkarıp küresel düzeyde etkileri olacak bir çözümün adresi haline getirecektir. 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Iktidar  savaslari  ve  yeniden  paylasim  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.