Öcalan '500 Üyeli Anayasa Meclisi' Önerdi
Umudun Zaferi / 04 Nisan 2010 Pazar Saat 18:16
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Anayasa tartışmalarını değerlendiren Öcalan, “Demokratik bir anayasa için Demokratik Anayasa Konvansiyonu’nu, Meclisini öneriyorum. Bu Meclis 500 kişiden oluşmalıdır.

Anayasa tartışmalarını değerlendiren Öcalan, “Demokratik bir anayasa için Demokratik Anayasa Konvansiyonu’nu, Meclisini öneriyorum. Bu Meclis 500 kişiden oluşmalıdır. Yedi bölgeden, her çevreden, her kesimden temsil sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde katılımcı, demokratik bir anayasa oluşturulur” dedi.

Anayasa tartışmalarını değerlendiren Öcalan demokratik bir anayasa için Demokratik Anayasa Konvansiyonu ve Meclisini önerdi. Öcalan, ‘’Bu Meclis 500 kişiden oluşmalıdır. Yedi bölgeden, her çevreden, her kesimden temsil sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde katılımcı, demokratik bir anayasa oluşturulur” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre görüşmede Anayasa tartışmalarına değinen Öcalan, “Daha önce Anayasa komplosu demiştim. Anayasa değişikliğinden önce yapılması gereken iki tane yasal düzenleme var. Bir seçim barajının düşürülmesi, iki parti içi demokrasinin sağlanması” dedi.

Öcalan, şöyle devam etti: “BDP, Demokratik Anayasa koalisyonlarını ilan edebilir. EDP kuruldu, Çatı Partisi çalışmaları da var. Benim sloganım ‘Komplocu Anayasa’ya Hayır Demokratik Anayasa’ya Evet’tir. Demokratik bir anayasa için Demokratik Anayasa Konvansiyonu’nu, Meclisini öneriyorum. Bu Meclis 500 kişiden oluşmalıdır. Yedi bölgeden, her çevreden, her kesimden temsil sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde katılımcı, demokratik bir anayasa oluşturulur. Anayasa değişikliği konusunda TÜSİAD barajın düşürülmesi gerektiğini söylüyor. Sermaye çevrelerinin de bunu tespit etmeleri iyi. Demokrasi için bu olmalıdır. Bunlar biliyorlar, araştırıyorlar, çevrelerinde birçok profesör var, akademisyenler var, tespit yapıyorlar, tespitleri doğrudur, katılıyorum.”

 

200 ÇOCUK MEKTUP GÖNDERDİ

“Mahmur’dan 200 çocuk bana Kürtçe yazılı iki yüz mektup göndermiş. Onlar Kürtlerin ve Kürdistan’ın çiçekleridir, teminatıdır. Bunlar bizim özgürlüğümüzün model birimleridir. Mektup gönderen her bir çocuğa tek tek teşekkür ediyorum, onları selamlıyorum.” diyen Öcalan, “Mayın patlamasında yaşamını yitiren askerlerden birinin babası, ‘açılım olsun bu ölümler son bulsun’ diyor. Biz de açılım istiyoruz ama bu vicdansızlar gerekli olanı yapmıyorlar, çok üzücü” ifadelerini kullandı.

Öcalan, şöyle devam etti: “Bugün yapacağım değerlendirmeleri, bu tarihte, 30 Mart’ta şehit düşen Mahir Çayan ve arkadaşlarına adıyorum, onları anıyorum. Bugünkü konuşmamda otobiyografim hakkında kısa bir değerlendirmede bulunmak istiyorum. Buna daha önce de biraz değinmiştim. Biliniyor, Mahirlerin katledilişinin kırkıncı yılına yaklaşıyoruz. Bu vesileyle bugünkü değerlendirmeyi Mahirlerin anısına adıyorum. Özellikle Türkiye devrimci gençliğinin bunu iyi bilmesi gerekiyor. Benim çıkışım biraz da bu arkadaşların katliamına cevap olma şeklindedir. Biliniyor bizim çıkışımız Türkiye devrimci güçleri arasından bir çıkıştır, 70’lerde biz de devrimci gençlik hareketinin bir parçasıydık. Dev-Genç’in sempatizanıydım, DDKO içinde de yer almıştık. Mahirlerin katledilmesiyle başlayan, biraz da bu katiamların atmosferinde bir çıkış yapılmıştır. Daha önce de dile getirmiştim. Bizim mücadeleyi üç döneme ayırıyorum. Bunların her birisi yaklaşık onar yıl sürmüştür. Birinci dönem ‘73’te başlayıp

1973’te özerk grup kararı vardı- ‘84’e kadar gelen süreçtir. ’84-93 Özal dönemine kadarki sürece ikinci dönem; ‘93’te başlayıp 2002-2003’e kadar devam eden sürece de üçüncü dönem diyorum. Bu dönemi aslında o tarihte sonlandıracaktım. Ancak çeşitli nedenlerle bu güne kadar geldi.”

 

PKK’DE BİRİNCİ DÖNEM

“ Birinci dönem ‘73’te başlayıp ‘84’e kadar gelen süreçtir. Birinci dönemin ilk halkası 1973-78 arası Haki Karer ve diğer arkadaşlarla birlikte olduğumuz dönemdir. Bu dönemde biz soruna milli mesele olarak bakıyorduk. Bu dönemde ayrı bir oluşum olarak çıkma düşüncemiz yoktu. Ancak çekirdek arkadaşlar vardı. Ali Haydar Kaytan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ın da içinde bulunduğu bu grupla 1976’lara kadar gelindi. Bunlar daha Kürdistani bir mücadeleyi ön planda tutuyorlardı. Nitekim 1976’ya kadar bu tartışmalar devam etti. Kemal Pir ve Haki Karerlerin de -ki bu arkadaşlar Türktür– dahil olduğu 1976’larda giderek Kürt ve Kürdistan eksenli sosyalist bir çıkışa doğru gidildi. 1978’de de PKK olarak ayrı bir örgütlenmeye gidildi. Bilinen partileşme süreci yaşandı. 1979’larda yurt dışına çıkma süreci başlatıldı. 1980’lere gelindiğinde bilinen o darbe yaşandı. Diyarbakır cezaevinde yoğun tutuklamalar ve inanılmaz işkenceler yaşanıyordu. Diyarbakır’da yaşanan bu sürece ve daha önce -Mahirler, Denizler şahsında- yaşanan katliamlara cevap olabilmek için silahlı mücadele için hazırlıklara başlandı. 1980 darbesiyle birlikte silahlı mücadeleye başlama kararı, bir bakıma Diyarbakır cezaevinin kurtarılışı da diyebiliriz. Biz aslında silahlı mücadeleyi 1982-1983 yılında başlatacaktık. Bilinen 1984 atılımının aslında iki üç yıl önce yapılmasını planlanmıştık. 1982’de 1983’te başlatılması gerekirken, defalarca eleştirisini yaptığım o cevap olabilme ancak 1984’te gerçekleştirilebilindi. Hazırlık döneminin uzun sürmesi nedeniyle biraz da gecikmeli oldu.”

 

PKK’DE İKİNİ DÖNEM

“ İkinci dönem 1984-93 arasıdır. Bu dönem biliniyor, daha önce çok yazıldı, çizildi. Bu dönem silahlı mücadelenin yükseltildiği, yoğun çatışmaların olduğu dönemdir. Ancak bu süreç aynı zamanda yoğun bir şekilde Kürt sorununa çözüm arayışlarımın olduğu bir süreçtir de. ‘90’lara kadar ben ulus-devlete inanıyordum. Her ulusun bir devleti olması gerekir diye düşünüyordum. Ancak 1990’larda Reel Sosyalizmin çöküşü ve Çin’in kapitalizme yönelmesi olayı yaşandı. Bu deneyimlerden sonra Kürt sorununun demokratik çözümü için ciddi arayışlar içine girdim ama net bir çözüm metoduna ulaşamadım. Bu arayışlarım devam etti. Bu nedenle 90-95 arasını siyasal bunalım süreci olarak niteliyorum. Oysa ki her ulusun devleti olması anlayışı aslında sosyalizme ihanettir. Reel Sosyalizm örneği, devletin sorunları çözemeyeceğini, hatta daha da ağırlaştıracağı gerçeğini ortaya koymuştur. Peki devlet ne olmalı? Devlet, uzmanlık ve tecrübenin biriktiği küçük bir idare aygıtı olmalıdır, küçültülmelidir. Ben buna devletin reorganizasyonu diyorum. Devletin yanında demokrasi olmalıdır. Ben halkı esas alıyorum, örgütlüyorum, demokratik konfederalizm diyorum. Demokratik Konfederal sistemi esas alıyorum. Bunu Özgürlük Sosyolojisi adlı savunmamda da dile getirdim. Ortadoğu sorunlarının çözümü de bundan geçer, bu sistem Ortadoğu için ilaç gibidir. Dünya için de bu sistemi öneriyorum. Siyasal bunalımı bu sistemle aştık ve bu temelde tasfiyeci anlayışa değişim-dönüşümle cevap verdik, değişim-dönüşümü sağladık.”

 

PKK’DE ÜÇÜNCÜ DÖNEM

“1993’lere gelindiğinde ‘93’ten 2002’ye kadar süren döneme üçüncü dönem diyorum. Ben bu sürece tasfiye ve çözüm süreci diyorum. Üçüncü dönem Özal ile başlıyor. Talabani’nin aracılık ettiği daha sonra Erbakan, Ecevit ile devam eden bir süreçti. Sorunun çözüm şansının olduğu bu dönemde bütün muhataplarımız sırasıyla tasfiye edildiler. Kim bu sorunu çözmek istediyse tasfiye edildi. Özal tasfiye edildi, suikaste uğradığı da biliniyor. Özal ve partisi bu sürece iyi hazırlanmamıştı, hazırlıksız yakalandı. Sonuçta hem kendisi hem partisi tasfiye edildi. Daha sonra Erbakan’ın çağrısı olmuştu. Erbakan’ın çağrısına olumlu yanıt verdim. Çözüm ve diyaloga samimi yaklaştım. Oldukça şans tanıyan, barışçıl ve yumuşak bir tutum sergiledim. Ateşkes önerisinde bulunuyordu. Ben ona da olumlu yanıt verdim. Çözüm için Erbakan da muhatap olmak istiyordu, onu da tasfiye ettiler. Erbakan da, partisi de yine bu sürece hazırlıklı değillerdi. 28 Şubat müdahalesiyle, bu süreç sonlandırıldı. Bu tasfiyeci güçler açısından 28 Şubat süreci aslında tam olarak tamamlanamadı. Sonuçta Erbakan ve partisi de tasfiye edilmiş oldu. ‘99’dan sonra Ecevit’in de çabaları oldu, bir şeyler yapmak konusunda samimiydi. Ecevit’in yaklaşımı küçümsenmemeli. Onun sağlığını bozdular, felç ettiler, bilinçli yaptılar. Tam da o süreçte Irak müdahalesi gündeme geldi. Ecevit müdahaleye karşıydı. Ecevit’i de tasfiye ettiler. Üçüncü dönem boyunca tüm muhataplarımız tasfiye edildi. Dışarıdan bir güç, muhataplarımızı tek tek tasfiye ediyordu. 2002’de AKP geldiğinde Abdullah Gül’e mektup yazdım, bir yanıt alamadım. Erdoğan’a da yazdım biliniyor. 160 sayfalık Açılım başlıklı Yol Haritası’nı yazdım, verdim. En son yazdığım mektuplar var, hala yanıt alamadım.”

 

ÜÇÜNCÜ DÖNEMİ SONLANDIRIYORUM

“ Bu dönemler; birinci dönem 1970-83; ikinci dönem 84-93; üçüncü dönem 93-2002 ardından uzatma ve oyalamalarla bu güne gelindi. Aslında ben üçüncü dönemin 2002-2003’te bittiğini ilan edecektim. 2002’den bu yana olan 7-8 yılı üçüncü dönemin uzatmaları olarak niteliyorum. 2002’lerde biliniyor, AKP hükümete geldi. O dönem çözüm için Başbakan Gül’e mektup yazmıştım ancak cevabını alamadım. Daha sonra biraz sabretmemizi, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na hazırlandığını, bu iş bir bitsin bir şeylerin yapılacağı mesajını bana ilettiler. 2007’den sonra ise bazı adımlar atıldı ancak bunun da AKP’nin sahte açılımı olduğu ortaya çıktı. Gelinen noktada Kürt açılımı, Roman açılımına dönüştü, içi boşaltıldı. Adına tasfiye ve çözüm dediğim üçüncü dönem bitti. Açık net ve kesin bir şekilde üçüncü dönemi sonlandırıyorum. Üçüncü dönem boyunca sürekli tasfiye edilmeye çalışıldık, hem biz hem muhataplarımız tasfiye edilmek istendi. Biz de, tasfiyeye karşı değişim dönüşüm hamlesini yaptık.”

 

BARZANİ ABD’YE FAZLA GÜVENME

“Bir parantez açıp Barzani’ye son Irak seçimleri üzerinden şu değerlendirmede bulunuyorum. Talabani ve Barzani’ye mesajım şudur: ABD’ye öyle fazla güvenmesinler. Seçim sonuçlarıyla Irak’ta da bir tasfiye süreci başlayabilir, uyarıyorum. Irak’ta milliyetçi Araplar güçlenirse Saddam rejimini de aşan katliamlar gelişebilir. Uyarıyorum bir Halepçe değil on Halepçe gelişebilir. Her şeyi tek tek ellerinizden alabilirler. Kürtler Kerkük’ü kaybedebilir hatta diğer yerleri, Erbil, Süleymaniye’yi de kaybedebilirler. Zamanında yapılması gerekeni yapmayacaksın, şimdi de seçim sonuçlarından memnun olmayacaksın, öyle olmaz. Güneyli Kürtlere önerimi daha önce de belirtmiştim. Beş teorik ilke dört pratik önerimi gözönünde bulundurarak Kuzeydekilerle birlikte Filistin örneğindeki gibi Ulusal Meclis, Ortak Yürütme ve Ortak savunmayı yani savunma güçlerini ortaklaştırmalarını öneriyorum. Bu yapılırsa bir çok şey kurtarılabilinir. İran’daki halkımız da Zagros bölgesinde gerekli savunmalarını oluşturabilirler. Komplo büyüktür, bütünlüklüdür. Tüm Kürdistan’ı hedeflemektedir. Komplonun arkasında ABD var, NATO var. Kimse ABD’ye bel bağlamasın, komplonun tamamını görmeleri gerekiyor. Kürt oluşumuna izin vermeyecekler. AKP’nin görünen yüzüne de aldanmasınlar, gerçek yüzünü görsünler.”

 

JİTEM NATO BAĞLANTILIDIR

“Komployla amaçlanan geniş kapsamlı bir Türk-Kürt çatışması yaratmaktı. Komplo sonucu buraya getirildiğimde Türkiye’nin buraya getirilişimden kısa süre önce haberi olmuş. Bu konuda Oltan Sungurlu geçen bir gazetede, sanırım Yeni Şafak’ta olabilir, satır aralarında okudum, şöyle diyor; “‘99’da Öcalan’ı ABD’den teslim almamız, buraya getirmemiz büyük hata oldu, Türkiye oldu-bittiye getirildi” diyor. Türkiye’nin beni almaya hazırlığı da yoktu. Böyle bir planı da yoktu. Bu ABD’nin NATO’nun planıdır, dışarıdan güçlerdir, Türkiye’nin içinde de bağlantıları vardır. NATO-Gladio Avrupa’da çok güçlüdür, Türkiye’de de uzantısı vardır. İşte JİTEM ve Ergenekon. Bunlar maaşlarını dahi Gladio’dan alıyorlar. Ergenekon operasyonları diyorlar, bu JİTEM’in tasfiyesi değildir. JİTEM Özal’dan beri iş başındadır, NATO ile bağlantılıdır, Gladio’dur. Neden üzerine gidilemiyor? Zaten Özal suikastinin üstüne bile gidemiyorlar, neden bunu aydınlatamıyorlar. Neden Özal’ın ölümü aydınlatılamıyor? Özal’ın tasfiyesinin aydınlatılacağını da zannetmiyorum. Özal’ın tasfiyesi aydınlatılmayıncaya kadar açılım maçılım olmaz, yapamazlar, yaptırmazlar. Derin, kökleşmiş bir yapıdır. Katı faşist bir zihniyettir.”

 

ERGENEKON İKTİDARI YENİDEN ALABİLİR

“Anayasa tartışmalarına ilişkin şunu söyleyebilirim: Aslında AKP uzlaştı, mesele böyle bir anayasa değişikliği değildi. İki yasa, iki madde değişikliği yetiyordu. Birincisi seçim barajının düşürülmesi, ikincisi parti içi demokrasi. Bu ikisinin değiştirilmesi çok önemli. Ama AKP bunu yapmıyor? Niye yapmıyor? Oyu mu yok? Var. 276 oy bunu değiştirmeye yetiyor. İsteseler bir günde çıkarabilirler. İki dakikalık iştir, bunu yapmıyorlar. Çünkü istemiyorlar. Bu yapılsa parti içi demokrasi gelecek, demokratların önü açılacak, demokrasinin önü açılacak. Kürtlerin temsil şansı doğacak. Bu iki madde değişikliği, büyük değişiklik yaratacak. Öyle anayasa değişikliği de değil bunlar, buna yasa değişikliği yeter. AKP yapamıyor mu, yapabilir ama yapmıyor. Çünkü uzlaştı. Kendi derdine düştü. Kendini kurtarmaya çalışıyor. Komplo derindir, kökü dışarıdadır, içeride destekçileri vardır, çözüm istemiyorlar. Bu işin arkasında Amerika var. Veli Küçük şu anda cezaevindedir ama Ergenekon’un büyük kısmı dışarıdadır. İşte Dalan Amerika’dadır, Çömez İngiltere’dedir. Rusya’ya da gidip gelmektedirler. Amerika her an tekrar bunları destekleyebilir. Eskisi gibi darbe olur demiyorum ama bin türlü oyunla iktidarı alabilirler. İçeridekiler Ergenekon’un küçük bir kısmıdır. Bu adamlar burayı basıp beni dahi öldürebilirler, yirmidört saat içinde bunu yapabilirler. Veli Küçük’ten Genelkurmay Başkanları dahi korkmaktadırlar. Madem Ergenekon’un üzerine gidiyoruz diyorlar o halde 17 bin faili meçhulün de aydınlatılması gerekir. Eğer bu 17 bin faili meçhulü aydınlatmazsan bu 170 bin olur. Faili meçhulleri aydınlatmıyorsun, demek ki yalan söylüyorsun, kendini kandırıyorsun.”

 

EN BÜYÜK ENGEL ERDOĞAN’DIR

“Bu anayasa tartışmaları aslında; Ankara merkezli laik-milliyetçi hegemonik kesim -ki bunlar devlet kapitalizmini temsil ediyorlar– ile, kağıt oyunlarıyla yılda kırk milyar dolarları haybeden kazanan Kapitalist Finans’ı temsil eden Konya-Kayseri merkezli muhafazakar islami kesim faşizmi çatışmasıdır. Biz bunlara taraf olmayacağız. Aslında demokratikleşme önündeki en büyük engel AKP ve Erdoğan’dır, CHP ve MHP’nin etkisi talidir. CHP ve MHP ulusalcı-ırkçı faşisttir. AKP kapitalist faşisttir. BDP’nin bu oyuna gelmemesi gerekiyor, referandum olsa da bu tavrını koruması gerekiyor. Bugün 1918’deki durum yeniden yaşanıyor gibi. 1916-20 sürecinden sonra 1921 Anayasası oluştu. Bu anayasanın daha sonra netleştirilip demokratikleştirilmesi beklenirken 1924 anayasası ile -bu anayasada tamamen Kürtlerin inkarı vardır- daha oligarşik ve bürokratik bir anayasa haline getirildi. Şimdi de AKP anayasası haline getiriliyor. Ben buna AKP anayasası diyorum. Şu anda AKP anayasası ile de Kürtler inkar edilmeye devam ediliyor. Ben demokratik anayasa diyorum, komplocu anayasa ile olmaz. Ben, 1921 Anayasasını yeniden güncelleyelim diyorum.”

 

AKP SAMİMİ DEĞİL

“AKP samimi değildir. Samimi olacaksa öncelikle öyle anayasa değişikliklerinin yapılması da gerekmiyor. Öncelikle seçim barajının düşürülmesi ve parti içi demokrasiye ilişkin yasal düzenlemelerin yapılması yeterlidir ama bunu yapmıyor. AKP anayasa değişikliği adı altında sadece kendini kurtarmaya çalışıyor. Seçim barajı düşürülürse demokratik muhalefetin önü açılacak, demokrasi gelişecek ve muazzam gelişmeler olacak. Ancak AKP bu değişikliği yapmıyor. Erdoğan’ın iradesinin olup olmadığını bilmiyorum. Ya da iradesi var da dışarıdan mı engelleniyor, bilemiyorum, net bir şey diyemem. Eğer seçim barajı düşürülürse ve de parti içi demokrasi için yasal düzenleme olursa AKP demokrasi blokuna dahil edilir, o zaman desteklenebilir. BDP tavrını ona göre belirler. BDP bu tarihsel süreci anlamalıdır. Bu nedenle olup-bitenin anlaşılması için siyaset akademilerinin mutlaka kurulması gerekir diyorum.”

 

YENİ DÖNEM ÖZGÜRLÜK DÖNEMİDİR

“Mahirlerin katliamının kırkıncı yılı yaklaşıyor. Kırk yılı; bir, iki, üçüncü dönem diye adlandırdım. Üçüncü dönemin sonuna geldik. Ben, barış, çözüm konusunda çok esnek yaklaştım. Zaman zaman eleştiri de aldım. Bu eleştirilerin sorumluluğunu da alıyorum. Çözüm için, barış için ‘93’ten bugüne ateşkesler ilan ettim. Elimden gelen ne varsa yaptım. Onlar tasfiyeyi dayattı ben çözümü dayattım. Üçüncü dönem boyunca çözüm için çok esnek yaklaştım, çok çaba sarfettim. Bundan sonraki süreç varlıklarını koruma, özgürlüklerini sağlama ve yaşatma sürecidir. Ben bu hususu 160 sayfalık demokratik çözüm ve barış belgesinde -Yol haritası- de belirtmiştim. Herkesin bilmesini istiyorum. Üçüncü dönem bitmiştir. Oyun büyüktür. Komplo büyüktür. Tüm Kürtleri hedeflemektedir. Bir mektup göndermiştim. Mektup, ulaşmış. Cevabının şimdiye kadar gelmesi gerekiyordu, gelmedi. Belki mektuplar gelmiş, bana vermiyorlar. Bir güç engelliyor. Mektuba el koydu bu güç. Bu çözüm istemeyen tasfiyeci güçtür. Durum ciddi, bunlar bu kadar güçlüler. İsteseler her an burayı basıp beni öldürebilirler. Ben buradan kimseye emir veremem, yönetemem, pratik liderlik yapamam. Üçüncü dönem bitmiştir. Yeni dönem, Kürtlerin varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama dönemidir. Kürtlere söylüyorum, kendi kararlarını kendileri alacak, ne yapacaklarsa kendileri bilir. Bu üçüncü dönemden sonra ben birşeye karışmayacağım. Burada kimseye talimat veremem, bu şartlarım yok, bu ahlaki de değildir. Ancak devlet bana gelip “senin demokratik çözüm ve barış projeni kabul ediyoruz” derse müzakere süreci başlanır. Demokratik çözüm ve barış mektuplarıma henüz cevaplar yok, bunun bile başlıbaşına bir anlamı var.”

 

ROJ TV ÇALIŞANLARINA SELAM İLETİYORUM

Öcalan, sözlerini şöyle tamamladı: “Bismil’den gelen mektuplar vardı. Bunlar cezaevinin değil. Bunlar o yörede oturan köylüler tarafından yazılmış. Bunlara cevap olarak şunu söylüyorum. Bulundukları yerleri terketmesinler, orada yaşamlarını sürdürsünler. Ilısu barajı 90 köyü kapsıyor. Bu köyler halkımızın tarihsel dokularıdır. Bu köyler boşaltılmamalı. Bu tarih katliamıdır, kültür katliamıdır. Tarihsel ve kültürel soykırıma izin vermesinler. Demokratik eylemliliklerini sonuna kadar kullansınlar. Bunu Hasankeyf için de söylüyorum. Roj tv çalışanlarına selamlarımı iletiyorum, Cezaevindeki arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Bismil’e ve Diyarbakır’a özel selamlarımı iletiyorum. Denizli ve Bursada yaşayan halkımıza selamlarımı iletiyorum.”-  ANF

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

 

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.