ÖCALAN: POLİTİKA YAPMAK BÜYÜK USTALIK İSTER
Umudun Zaferi / 10 Temmuz 2016 Pazar Saat 04:11
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Nisan 2015 tarihinden bu yana hukuksuz bir şekilde tutulduğu İmralı Adası’nda tecrit içerisinde tecrit koşullarında. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, İmralı Heyeti ile yapmış olduğu Mezopotamya Yayınları’nın Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa/İmralı Notları kitabındaki son bölüm Mektuplarve 14 Mart tarihli görüşmenin tam metnini yayınlıyoruz

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Nisan 2015 tarihinden bu yana hukuksuz bir şekilde tutulduğu İmralı Adası’nda tecrit içerisinde tecrit koşullarında. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, İmralı Heyeti ile yapmış olduğu Mezopotamya Yayınları’nın Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa/İmralı Notları kitabındaki son bölüm Mektuplar ve 14 Mart tarihli görüşmenin tam metnini yayınlıyoruz

Abdullah Öcalan: Heyet gecikti. Bunun sebebi nedir?

Sırrı S. Önder: İki kez koster deniz ortasında arıza verdi. O nedenle bir gecikme yaşandı.

Abdullah Öcalan: Bu durum sık yaşanmaya başlandı. Buna karşı önlem almak gerekir. Heyet gerekirse helikopter ile gelebilir. Kaldı ki denizin ortasında her türlü sonuç ortaya çıkabilir. Hassas bir süreçten geçiyoruz. Her türlü ihtimali düşünmek zorundayız. Bu mesele hayatidir. Tehlike olursa tam bir sabotaj olur. İlave güvenlik de alınması lazım. (Yetkiliye dönerek) Kendi güvenliklerini kendileri alamazlar. Ben kesin biliyorum, bu süreç ilerlerse kesin bir darbe yeriz.

KGM: Bu konuyu biz de değerlendiriyoruz. Böyle sorunlarla olmaz tabii. Önerdiğiniz diğer yöntemler olabilir. Bunu değerlendireceğiz.

Abdullah Öcalan: Hemen geçelim.

KGM: Çok dakiksiniz. Çok hızlısınız. Kronometreniz çalışmaya başladı, değil mi?

 Abdullah Öcalan: Bir köylü benim için babama “Bu nasıl bir çocuk, cıva gibidir” dedi. Ben hep öyleydim. Hem hareketli, hem hızlıydım, hem de disiplini hiçbir zaman elden bırakmadım. 

KGM: Avrupa kültüründe başta çorba içilmez. Bu yoktur. Ama son yıllarda bu konuda yapılan bilimsel araştırmalar bunun ne kadar verimli olduğunu gösterdi. Bu bir Ortadoğu ve Anadolu kültürüdür.  Batı da yeni yeni önemini fark etti.

 Abdullah Öcalan: Tabii Avrupa vahşiydi, çok ilkeldi. Anadolu ve Ortadoğu kültürünün önemini hep vurguluyorum. Şimdi de Avrupa yaşam tarzına birçok açıdan karşıyım. Yaptıkları tam bir siyasi hegemonya ve kültürel emperyalizmdir. Buna karşı bu toprakların kültürüne sahip çıkmalıyız. Beslenme alışkanlıkları bile sağlıksızdır. Bu obezite tarzı şeyler onlarda daha çok görülür. 

Sırrı S. Önder: Mehmet Akif üç şeyi bulana Allah rahmet etsin diyor. Yemekten önce çorba, mezarlığı selvi ağacı dikmek ve uyuyanın altına yumuşak bir şey sermek. Bu üçü birbirine çok yakışıyor.

 Abdullah Öcalan: Evet üçü de önemlidir. Bu toprakların kültüründen bahsediyor. Kemal Tahir de bu konuda önemli şeyleri tespit etmişti. Değişik bir solcuydu. Sol sağdır, sağ soldur diyordu. İyi tespit etmiş ama bunu sonuca götüremiyor. Ömrünün sonuna kadar hazin bir çöküş ve yalnızlığı yaşıyor.

Sırrı S. Önder: Onun beş cilt halinde hazırlanmış edebiyat ve sanat notları kitapları var. Onu sizin için ben sahaflardan arayıp bulayım. Kitap yazmak için derlememiş, sadece notlarını bir araya getirmiş, ama çok kıymetli eserlerdir.

 Abdullah Öcalan: Evet, iyi olur, önemlidir. Bu topraklarda gerçek bir sosyalist olacaksan, İslam tarihindeki öze bağlanman lazım. Yoksa solculuk olmaz. Bunu yanlış anlamayın. Ben İslam ideolojisi ile sosyalist ideolojiyi eklektik hale getirelim demiyorum. Ontolojik varlık var. Bu meseleyi ben ontolojik olarak ele alıyorum. Sosyalizmi de orada arayacaksın. Sosyal kurumlar, ekonomik kurumlar, sınıflar ve benzeri, hepsini bu temelde ele almak lazım. Sosyalizmi oradan anlayacaksın. Alper onlar bilmiyorlar. Bilmedikleri için de ittifaka gelmediler. Onlarla ilgili çözümlemeler yapacağım. Bu durumu Türkiye solunda bir tek Hikmet Kıvılcımlı tespit etti. Ama tespit etti, tezlerini geliştiren olmadı. Biliyorsunuz yirmi yıl da cezaevinde kalmıştı.

KGM: Evet, Türkiye solu bir türlü bu değindiğiniz gerçeği anlamıyor.

 Abdullah Öcalan: İran mollaları solculara karşı mutlak zaferi niye kazandılar, biliyor musunuz? İran bize de ideolojik hamle yapmak istedi. İşte görüyorsunuz, Diyarbakır’da yapılan sahte ve uyduruk bir kongre var. Kararlarına falan bakıyorsunuz, sahte işte. Bunlar Demokratik İslam Kongresine de katılmadılar. Daha önce de söylemiştim, bunlar hep İran sızmasıdır. İran’ın Diyarbakır üzerine güçlü bir sızması var.

KGM: Heyetin her buraya gelişinde İran hamle yapıyor. En son bu idamları devreye koydu.

Hatip Dicle: Başkanım, zaten bugünlerde de İran Büyükelçiliğinin Siyasi Müsteşarı aracılığıyla bizden yoğun bir görüşme talepleri oldu. Biz de idamların gerçekleştiği bu ortamlarda kendileri ile görüşmeyeceğimizi belirttik.

 Abdullah Öcalan: Ben görüşmeyin demiyorum, görüşebilirsiniz. İran’ın idamları “Gelin bizimle görüşün” idamlarıdır. Sizden bu idamları durdurmak için aslında yalvarma bekliyor. AKP’ye de mesaj veriyor. O gençleri rehin tutmadır. Türkiye’ye de “Gelin Kürtleri işte böyle öldürelim” diyor. Kürtler için böyle yapabilirim mesajıdır. Esad da onların etkisi altında saldırıyor.

KGM: Geçenlerde Ahmedinecad Türkiye’ye gelmişti. Etrafında bir sürü kalabalık toplanmış. İyi derecede Türkçe biliyor. Ama başkanlığı döneminde tek kelime Türkçe konuşmamıştı. Yani İran Türkiye ile yakından ilgileniyor.

 Abdullah Öcalan: Evet, izledim. Ahmedinecad aslında azılı bir Türk düşmanıdır. Özel görevlidir. Aşırı Pers milliyetçisidir. İran korkunç kirli oynuyor. İsrail’den farkı yoktur. Hedefleri Anadolu’dur.

KGM: Ahmedinecad’ın gövde gösterisi tesadüf değildir.

 Abdullah Öcalan: Doğu Perinçek’in televizyonları da epey güzelleme yaptılar. Boşa yapmıyorlar. Ben Türkiye’nin güvenlik politikalarını da eleştiriyorum. Hiçbir şeyin farkında değiller. Lübnan’a iki kişi olarak geldiklerini hatırlıyorum. Lübnan Hizbullah’ı o zaman kuruldu. Şimdi iki kişi geldikleri Lübnan’ı aldılar. Yemen’i aldılar. Tikrit de hemen hemen gitti. Şimdi sırada Erbil var. Erbil de gitti gidecek.

KGM: Ama İran’ın en iyi adamları da Kandil’dedir.

Sırrı S. Önder: Kuru iftiradır.

 Abdullah Öcalan: İran’la ilgili Kandil’i de hep uyarıyorum. O dönem benimle her görüştüklerinde de benim bir gözüm arkadaydı. Hasan Sabah var, biliyorsunuz. Yöntemleri oldukça gelişkindir. Burada her an beni de götürebilirler.

Devlet Yetkilisi: Şimdi de bölgede Kasım Süleymani dolaşıyor. Neler planladığını iyi görmek lazım.

Sırrı S. Önder: Kasım Süleymani’nin devreleri biraz karışmış. Kayışı kopmuş boşa dönen motor gibidir. Eski savaşta kaybettiği arkadaşlarının mezarına gidip siz gittiniz ben burada kaldım diye ağlıyormuş.

 Abdullah Öcalan: Nereden biliyorsun bunları?

Sırrı S. Önder: Her yerde yazıyor Başkanım.

 Abdullah Öcalan:  Çok fanatikler.

KGM: İran yönetiminde Kudüs gücü etkilidir. Dini liderliğe bağlı olduğu için etkilidirler.

 Abdullah Öcalan: (Hatip’e dönerek) Siz de çok safça yaklaşıyorsunuz. Bunlar başta sizi olmak üzere hepinizi öldürebilirler. Bir Kürt’ü öldürmek onlar için önemlidir. İran deyip geçmeyelim. Bunun tarihi kökenleri var. Persler ilk zaferini Kürtlere karşı kazanmış. Med Kralı Kiros var. Ben de oradan çok ders aldım. Kiros da ‘kuro’ anlamındadır. Kürtçe oğul anlamına geliyor. Bunlar Med saraylarında büyütülmüş Harpagos’la o Kiros ittifak yapıyor. Heredot bu olayı şöyle yazmış: “Ey alçak, beni devirdin. Hiç olmazsa yerime bir Kürt getirebilirdin. Neden bir kuro getirdin?” İki bin beş yüz yıldır bu durum devam ediyor. Kimse bilmiyor, ben tespit ettim. Halen asıp kesiyor, öldürüyor. AKP buraya her geldiğinde iki üç Kürt’ün kafasını kesiyor. Tıpkı Dehhak gibi. Bu tam anlamıyla bize bir tehdittir, akıl alacak şey değil. Bunları ileride de konuşuruz.

(Heyete dönerek) Sizleri de eleştireceğim. Dün Pervin arkadaşın açıklaması vardı. Yalçın ‘külliyen yalan’ dedi. Ben daha önce de söylemiştim. Sen siyaseti düz yapıyorsun. Yalçın ise doğru olanı yapıyor. Siyasette biçim önemlidir. Öz olarak senin dediğin, ama biçim olarak Yalçın’ın yaptığı doğrudur. Sen külliyen yalan söylemedin, o da külliyen doğru söylemedi. Biçim özden daha önemlidir. Umarım birbirinizden özür dilersiniz. Bu sorunu aşmak için Sırrı’yı başsözcü yapalım. Daha iyi olur mu diye bakacağız.

KGM: Bu tartışmada kötü niyet yok. Ama bu çözüm öneriniz daha toparlayıcı olabilir.

 Abdullah Öcalan: Bu işler çok hassastır. Biçimle ilgili sorunları çözmemiz gerekir. Ben buna çok dikkat ederim. Heyete de elli kez söyledim. İşte Sırrı da Apocuyum diyor. Apocuyum demek büyük ciddiyet ister. Ameller niyete göre olmalıdır.

Sırrı S. Önder: Başkanım, elli yaşından sonra Apocu olmak da kolay değil.

 Abdullah Öcalan: Bunu sen söyledin, sen bana dayattın. Apocuysan ben ciddiyet isterim. En azından üç ay ciddi Apoculuk istiyorum. Müzakere sürecinde tam bir Apocu olacaksın. Bizim yaptığımız iş ciddidir. Müzakere ciddi bir iştir.

Sırrı S. Önder: Üç ay değil, bir ömür boyu Apocu olacağım.

 Abdullah Öcalan: Zaten pazara kadar değil mezara kadar demiştim. Yeteneklisin, ama sorunun benimle fazla pratik yapmamış olmandır. Türkiye’de siyaseti de fahişeleştiren, baştan çıkaran bir sistem var. Buna dikkat etmen lazım.

Devlet Yetkilisi: Bu tarz konularda basın kendi istediğini almak için özel bir çaba içerisindedir. Bir cümle bulunca cımbızlayıp kullanıyor. O nedenle dikkatli olmak lazım. Geçenlerde Abdullah Gül için de böyle bir tuzak soru hazırlamışlardı. (“Hükümete karşı intifadayı ne zaman başlatıyorsunuz?” sorusunu ima etti.) O da çok ustaca bir yanıt vererek “Bravo, çok güzel bir soru sordunuz, sizi tebrik ederim” dedi ve soruyu çok ustaca yanıtlamış oldu.

 Abdullah Öcalan: (Gülerek) Beni canevimden vuran soruyu sordun diyor.

Sırrı S. Önder: Biz Meclise ilk geldiğimizde, ben olmaz olsun böyle devlet diye bir konuşma yapmıştım. Devlet Bahçeli de “Bu Mecliste olmaz olsun böyle devlet diyen hainler maaş alıyor” diye demeç vermişti. Gazeteciler grup toplantısında bana “Devlet bey böyle söylüyor sizin için” diye sordular. Ben de ben devleti kastetmiştim, Devlet beyi değil diye cevap vermiştim.

 Abdullah Öcalan: MHP’nin devletçiliğini çözümlüyoruz. Yüzüne Türklük maskesi geçirilmiştir. Maraş, Sivas, Tokat ve benzeri olaylarda müthiş bir intikamcı yaklaşım var. Hatip Beyin bana verdiği o belgedeki makale de beni doğruluyor (Geçen görüşmelerde Hatip Beyin Tahşiyecilerden alıp ilettiği makale). Benim üzerimde oynamalarına hayret ediyorum. Beni fanatik bir Türk düşmanı yapmak istiyorlar. Bahçeli’nin nasıl bir Kürt düşmanlığı varsa, beni de onun karşısına bir Türk düşmanı olarak götürmek istiyorlar. Hakan beyin bu duruma düşürülmesi de onların işidir. Oktay Vural’ın dünkü açıklamalarını izlediniz mi? Oktay Vural’ı araştırın, altından ne çıkacağını görürsünüz.

Sırrı S. Önder: Bir yeğeni de kadın arkadaş, gerilladadır.

 Abdullah Öcalan: Olabilir. Önemli değil. Biz Oktay Vural’ın zihniyetinden bahsediyoruz. Abdülhamit’in düşürülüşünü devam ettirmek istiyorlar. Siz bunun ne kadar farkındasınız, şüpheliyim. Kandil ne kadar farkında, şüpheliyim. Meclisteki kavgalarınıza bakıyorum, hayret ediyorum. Diyarbakır’daki kavgada da, Kandil’in kavgasında da aynı. Kavga yapmaya bir şey demiyorum. Ama dost kim düşman kim, bilmek lazım. Taktik, strateji ve benzeri olması lazım. Sizde de, Kandil’de de taktik yok, strateji yok, örgüt yok.

Sırrı S. Önder: Cumhurbaşkanı ile Davutoğlu arasındaki çelişki iyice gün yüzüne çıktı. Geçenlerde Akif Beki’nin bir yazısı vardı. Bilmiyorum, okuyabildiniz mi? Davutoğlu hakkında müthiş küçümseyici ifadelerle karşıt bir yazı yazmış.

 Abdullah Öcalan: Bu çatlak benim de yorumumdur. Hakan beye de bunu ben aktardım. Sırrı bana birkaç bilgi vermişti. Ona dayanarak Hakan beye de söyledim. Hakan bey ile Davutoğlu ittifakına karşı hamleler var. O işaretler ortaya çıkıyor diye mi düşünüyorsunuz? Hakan bey ile ilgili üç sır var. Ben ilk günden ona söylemiştim. Hegemonik ilişki yerine demokratik ilişki gereklidir. Muhammed beyle de bu konuyu tartıştık. Şimdi bu demokratik ilişkiye en çok kendisinin ihtiyacı var. Halk kimde ise o getirir, güç ondadır. Karşı gücün de Hasso Hüsso olmadığını düşünmeleri lazım.

KGM: Birinci gündem olarak buradaki mahkumların durumunu konuşalım. Mahkumlar değişti.

 Abdullah Öcalan: Geldiler mi, bir yerde mi bekletiliyorlar?

KGM: Buradakileri dün akşam gönderdik. Diğerlerinin yazıları çıktı, bir iki güne burada olacaklar.

Pervin Buldan: Zaten gelecek arkadaşların ailelerine haber verilmiş. Bulundukları cezaevlerinden arkadaşların aileleri tek tek aranmış. Çıkışlarının yapıldığı, adaya gönderilmek üzere yola çıktıkları söylenmiş.

 Abdullah Öcalan: Buraya gelecek olan kimlerdir, bana hatırlatın.

Pervin Buldan: Dün son bir kez daha arkadaşlardan teyidini alarak Muhammed beye isimleri bildirdik. Bir, Mehmet Sait Yıldırım; iki, Ömer Hayri Konar; üç, Çetin Arkaş; dört, Nasrullah Kuran; beş, Veysi Aktaş.

 Abdullah Öcalan: Değiştirebilir miyiz bunlardan? Buraya bir kadın yazabiliriz. Bana mektup yazan kadın arkadaşlar var. Hatta şöyle yapalım. Erkek arkadaşlar dışında üç dört kadın arkadaş ismi veririz. Onlar da gelirler. Bu erkek arkadaşlardan ilk dördü olabilir.

Hamili bana yazıyor. Hamili’nin Kandil’e yönelik ciddi eleştirileri var. Bu yönlü Hamili gelirse Kandil’in tarzını da açığa çıkarabilirim. Eğer Hamili’nin gelmemesi bu eleştirilerden dolayıysa arkadaşlar beni aydınlatabilirler. Hamili geri çekilme sürecinde Kurtalan ovasında Celal sahtekarından bahsediyor. Bu sahtekar Kurtalan ovası üzerinden arkadaşları geri çekiyor. Bundan kaynaklı yüzlerce arkadaş şehit düştü diyor. Böyle sorunlar var. Buna benzer birkaç sorun daha vardı. Bu eleştiri anlaşılır bir eleştiridir. Hamili’nin burada bana sorun çıkaracağını sanmıyorum. Ben Hamili’nin de, diğerlerinin de söylediği tam doğrudur demiyorum. Öğrenmeye çalışıyorum.

Ceylan: Çok nitelikli arkadaşlar var. Buradaki durumdan emin olmadığımız için bir netleşme durumu yaşanmadı.

Pervin Buldan: Başkanım, daha önce bu konuyu yetkililerle görüşmüştük. Belirlenen birkaç isim vardı. Fakat teknik olarak kadınların burada kalamayacağına dair bilgi verildiği için biz de o tartışmayı bitirdik.

 Abdullah Öcalan:  Kimdi o isimler, bana bir kez daha hatırlatın.

 Pervin Buldan: Şadiye Manap.

 Abdullah Öcalan: Şadiye şimdi kalsın. Başka kimler vardı?

 Pervin Buldan: Zeynep Taşgir, Dilek Öz, Nesrin Akgül.

 Abdullah Öcalan: Evet, bunlar uygundur. Bunlara ek olarak Nilüfer Şahin olabilir. Sincan Cezaevindedir. Türk Solundandır. Bu uygun olabilir. Birikimli biridir.

Ceylan: Başkanım, isterseniz önerdiğiniz isimlerle beraber kimlerin olabileceğine dair hızla bir tartışma yürütelim, sonuçlarını size getirelim.

 Abdullah Öcalan: Tartışmanıza gerek yok. Daha önce zaten önerilmişlerse bir sorun yok. Bu Nilüfer Şahin de sanırım ESP kökenlidir, MLKP olabilir. Hamili için de tartışırsınız; olabilir de, olmayabilir de. Psikolojik olarak da ona bir şeyler verebilirim diye düşünmüştüm. Bu isimlerin içerisinde sorun yaratacak olan var mıdır?

 Pervin Buldan: Zeynep’le ilgili arkadaşların çekinceleri vardı. İzin verirseniz kadın arkadaşlarla bir kez daha tartışalım. Çünkü herkes buraya gelmek ister. Tartışma yürüttükten sonra size iletelim.

 Abdullah Öcalan: Tamam, uygundur. Dilek’i tanıyorsunuz zaten. Nesrin’i de gidip gördünüz. Akşamki grup buradan çok fena gitti. Gidişleri hazin oldu. Cezaevi idaresi onlara daha önce söylemediği ve ani haber verdiği için sloganlarla burayı inlettiler. (Gülerek) İdareyle kavga ettiler. Bayram kıyameti kopardı. Bunu bir komplo olarak değerlendirmişler. Görseniz, acayip sloganlar atıyorlardı.

Gelecek arkadaşlarla ilgili tartışmayı bitirelim. Siz de çalışın. Kadın arkadaşlarla ilgili nihai şeyi geldiğinizde söyleriz. Erkek arkadaşlar da hemen gelebilirler.

KGM: Kısa süre içerisinde İzleme Komitesi işini bitirmemiz lazım. Bir iki isimde heyetle farklı düşünüyoruz. Onları da sizle paylaşalım. Heyetle belirlenen isimler şunlardır:

1- Deniz Ülke Arıboğan, 2- Avni Özgürel, 3- Kadir İnanır, 4- Ahmet Taşgetiren, 5- Hilal Kaplan, bu isimle ilgili heyetin çekinceleri var. Tartışalım isterseniz. 6- Öztürk Türkdoğan, 7- Şahismail Bedirhanoğlu. Bununla ilgili de heyetin çekinceleri var.

 Abdullah Öcalan: Burada Diyarbakır’da sivil toplumu sanayi ticaret ve benzeri çevrelerini temsil edecek, toplumca kanaat önderi olarak kabul edilen birine ihtiyacı var. Bunu amaçlıyoruz. Heyetimizin referansı önemlidir.

 Pervin Buldan: Hilal Kaplan da bize neredeyse küfür ve hakaret derecesine ulaşan yazıları yazdı, söylemlerde bulundu. Çok taraflı duruyor. Biz de böyle birinin tarafsız bir heyette görev alabileceğini düşünmüyoruz. Onun yerine Nihal Bengisu Karaca’da ortaklaştık.

 Abdullah Öcalan: Bu Bedirhanoğlu’nu Hatip beye de soralım o bilir. Ailenin durumu nedir?

Hatip: Bunlar Piranlıdırlar. O bildiğimiz Botan’daki Bedirhanlarla bir ilgisi yoktur.

 Abdullah Öcalan: Başka bir şey söylemene gerek yok. Nihal Bengisu Karaca’yı çok gözüm tutmuyor. Kişiliğini tam bilmiyorum. İdeolojik oynaklığından emin olamıyorum.

Sırrı S. Önder: Eski Cemaatçidir.

Sırrı S. Önder: Yeni Şafak’ta yazan Fatma Barbarosoğlu olabilir mi?

Ceylan: Fatma Bostan Ünsal olabilir.

 Abdullah Öcalan: Nihal’in tehlikesi şu: Çok oynayabilir, sadık olmayabilir. Buradaki heyet müşahit grubu olacak. Hatta isim konusunda tereddütümüz vardı, müşahit grubu da olabilir.

KGM: Gözlemci heyet de diyebiliriz. Bunlara da bir sözcü önereceğiz. Tek kişi grup adına açıklamaları yapar. Kaygıları bu şekilde giderebiliriz.

 Abdullah Öcalan: Buraya gelecek olanlarla konuşmalısınız. Buranın özüne sadık kalacaklar. Kendi yaklaşımlarını bir kenara bırakmaları lazım.

 Pervin Buldan: Sibel Eraslan olabilir mi?

KGM: Yedeğe yazayım. Nihal Bengisu Karaca, Sibel Eraslan olarak yazıyorum. Bizim de tekrar konuşmamız lazım.

 Abdullah Öcalan: Nihal Bengisu Karaca olsa bile o muhtevasını dayatmaması lazım. Ona söyleyin, gazetedeki gibi yaparsa ya ben çıkarım ya da onu kovarım. Eski Cemaat artığıdır.

KGM: Ali Bayramoğlu, Beril Dedeoğlu isimleri de var yedekte.

 Abdullah Öcalan: Nazan Üstündağ olmalı. İşin uzmanıdır. Dünya deneyimleri ile ilgili de yazıları var. Olması lazım. Bir tek Akiller Heyetinden olacak diye bir şart olmaması lazım. Sizin de açıklamanız doğru olmamış.

 Pervin Buldan: Daha önce de konuştuğumuz isimler vardı. Fakat Müsteşarla yaptığımız görüşmede hepsi Akillerden oluşacak dediği için farklı isim önermedik. Fakat siz de dışarıdan isim olabilir demiştiniz.

KGM: Oraya takılırsak işin içinden çıkamayız. Bence bunlarla bir başlayalım, sonrasında değişim olabilir.

 Abdullah Öcalan: Nazan konusunda uzmandır, gelsin. Uzmanlığından yararlanacağım isimler var. Celalettin’in durumu değişti. Ona bir şey demiyorum.

KGM: Celalettin Can, Mithat Sancar olamaz. Milletvekili adayı olmuşlar.

 Abdullah Öcalan: Celalettin Can dışında Alevilerden bir başka isim var mı?

Sırrı S. Önder: Arif Sağ’a teklif edilebilir.

 Abdullah Öcalan: Değerlendirme, kavrama kapasitesi ne olur? Buradaki çalışmaya dayanabilir mi?

Sırrı S. Önder: Aşırı kilosu var. Sağlık sorunu ile ilgili emin değilim. İsterseniz bu konuda biz bir çalışma yapıp dönelim.

Ceylan: İbrahim Sinemillioğlu olabilir mi?

Sırrı S. Önder: O da adaydır.

Sırrı S. Önder: Ali Kenanoğlu olabilir mi?

İdris Baluken: Bildiğim kadarıyla o da adaydır.

Ceylan: Çalışma yapıp getirmemiz daha uygun olur.

 Abdullah Öcalan: Burada yapacağımız çalışmaları anlayacak, doğru anlatacak temsiliyetlere ihtiyacımız var. Burada vardığımız sonuçlara Aleviler açısından müşahitlik yapacak biri olsun. Daha sonra iletirsiniz. Zaten gelecek hafta Çarşamba ya da Perşembe buraya geleceksiniz.

 Pervin Buldan: İzleme Heyeti ile mi geleceğiz?

KGM: Heyetle değil seçim ve Newroz için geleceksiniz. Newroz’dan sonra bu grup gelecek.

 Abdullah Öcalan: Bu heyet için bizden mi, AKP’den mi diye bir şey yok. Oraya takılmayın, bunlar hakem olacak. Şahit, müşahit olacak. Burada konuştuğumuz isimler bu sürecin tüm momentlerini anlayabilirler, bunun için yeterli zekaları ve iradeleri var. Hatta eksikliklerimizi kapatacak, yol gösterecek isimler de var.

KGM: Önümüzdeki toplantıya gelecek grup bu sekiz kişi olacak.

 Abdullah Öcalan: Yedekler ne olacak?

KGM: Onlar şimdi değil.

 Abdullah Öcalan: Tekrar söylüyorum, Nazan’la sekiz kişi gelsin. Üç dört tane laik olsun. Celalettin olsaydı sorun yoktu, ama şimdi laik kesimin temsiliyeti azdır. Laik camiasından gelecek olan eleştirilerin önünü kesecek birkaç isim olsun.

KGM: Kendisi aday adayı oldu. Nazan’ın da ismini ben yazıyorum. İlgililerle konuşacağım.

Ceylan: Nazan’ın gelmesi şu açıdan da önemlidir. Kendisi Barış İçin Kadın Girişiminin de bir üyesidir. Barış için kadın girişiminin dört beş senedir barış ve müzakere süreçleri ile ilgili çok ciddi çalışmalar yürüttü. Onların da temsiliyetinin olması kadınlar açısından önemlidir.

 Abdullah Öcalan: Evet, ben de onun için önemsiyorum. İmralı’da kurulan masa fazlaca erotik bir masadır. Hiçbir kadın sesi yok diye eleştiri alıyoruz. Kadınların katılması yapılan bu eleştirileri de yerinde görüp doğruyu anlatmak açısından iyi olur.

KGM: Newroz Bildirisine geldik.

 Abdullah Öcalan: Barzani ve Talabani’ye yazdığım mektuplar Newroz mesajının özüdür. Zenginleştirmek için analizler yapacağım, not alın. Biz AKP’nin aklına uysak, AKP’yi de yerle bir eden gelişmeler olur. Cemaat’i burada konuştuğumuzda, darbe için Cemaat’in gün saydığı koşullarda ben bu darbe girişimini ciddi buluyorum demiştim. Paralel yapı ve benzeri hiç ortada yokken ben burada bahsetmiştim. Erdoğan’ın Cemaatle can ciğer sarması olduğu günlerdi. Paris’in henüz olmadığı, Baransu ve Emre Uslu’ların akıl hocalığı yaptığı güılerdi. O dönemler AKP müttefikine toz kondurmuyordu. Öyle olduğu için ben de sıkışıyordum. Çünkü bunlar sadece emniyet içinde değil, ordunun da yüzde onunu ele geçirmişler. Bu bilgileri Sabri Uzun ve Dursun Çiçek de doğruluyor. Sabri Uzun “Ben en çok ordu içindeki güçten çekiniyorum” diyor. “Ordu içindeki güç hiç teşhir olmadı, çok korkuyorum” diyor. Benim tahminim de ordu içindeki gücün kendini orada saklı tuttuğudur. Bu güçler devrededir. Harıl harıl bu gücü kullanacaklar. Burayı hükümetle yaptığınız görüşmelerde de yansıtın. AKP de on yıl bunlarla ittifak yaptı. KCK tutuklamaları ve benzeri şeyler yaptılar.

Yalçın’la, Hakan beyle konuşun. AKP’nin bunlarla sağladığı ittifak belki elli kez provokasyon yaptı. Hakan bey bilir. En son örneği 6-7 Ekim olaylarında oldu. Bizim sempatizanlarımızdan 6-7 Ekim olaylarında ve Cizre’deki çocukları dahil edersek elliyi aşkın katletme var. HDP ve DTK de bu katliamların hesabını sormadı. Hükümet ve devlet de bu konuda tek bir dava açmadı. Onlar bir tek Yasin Börü için otuz beş kişiye ağır müebbet istiyorlar. Yasin Börü’nün korkunç propagandasını yaptılar. Ama bizimkilerle ilgili ortada hiçbir şey yok.

Ben şimdi bunu buradan cezaevinden söylüyorum. Siz de AKP’yi hizaya getirecek siyaseti yapamıyorsunuz. AKP’ye sormuyorsunuz. Soruşturma açtırmıyorsunuz. En son Emre Beyin çağrısıyla Barış Grubunu çağırmıştım. Lütfü Taş bu çağrıyla geldi. İçeride can verdi. Hasta arkadaşların durumu ortada. Bunu da engelleyen Cemaat’tir. AKP’ye bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyorum. Siz de ciddi olacaksınız. Bu kadar olay oldu, hesap soracaksınız. Bu Yasin Börü olayı da Cemaatin yaptığı bir olaydır. Heyet öyleymiş, böyleymiş, peşinden konuşmayın. Bu işlerle uğraşın. Burada Cemaat oyunu nettir. Ben muhataplık durumunu düşünerek elimizdeki esir olanların bırakılması için talimat vermiştim. Ben bu ilişkilerde ahlaki yaklaşıyorum. Ama onlar hasta arkadaşları bile hala bırakmadılar. Yaptığım bir şey karşısında herhangi bir şey istemem.

KGM: Bilgilendirmek için bir şey söyleyeyim.

 Abdullah Öcalan: Önemli değil, bırakın bitireyim.

KGM: Adalet Bakanına mevzuatın aşılması için talimat verildi. Şimdiye kadar PKK’den 17 kişinin bırakıldığını söylediler.

 Abdullah Öcalan: Ben PKK’li demiyorum. Hasta olanların durumu insani bir sorundur. Beğenmediğiniz Sezer bile Cumhurbaşkanlığı döneminde 60 kişi bıraktı. Abdullah Gül bıraktı. Ama bu dönemde hiç yok. Bu bana karşı bir intikam hareketidir. Ben enayi değilim. Çocuk da değilim. Bunu Yalçın Akdoğan’a da anlatın. Kandil’e de aktarın. Benim siyasi ahlakım, ciddiyetim buradaki çalışmayı gerektiriyor. Hakan beyin de ciddiyetine inanıyorum. Ama sırf bu tavır yüzünden Kandil’e “Elinizden ne geliyorsa yapmazsınız alçaksınız” diyeceğim. AKP de, Kandil de bana şantaj yapıyor. Kandil’in politika tarzı şantajdır. Karayılan, Cemil Bayık dürüstler, fedakarlar; ama şantaj politikasından kurtulamıyorlar.

Selahattin için de, HDP için de geçerlidir bu. Selahattin de, hepiniz de çok dürüstsünüz, ama böyle olmaz. Sadece dürüstlükle politika yürütülemez. Çünkü Apo çizgi adamıdır. Bunu da en iyi Cemaat biliyor. Cemaat şimdi şunu yaymaya çalışıyor: “Abdullah Gül niye siyaset yapsın? Öcalan AKP üzerinde Abdullah Gül’den daha etkilidir” propagandası yapıyorlar. Cemaat Abdullah Gül üzerinden yükleniyor. Ben Hakan beye o zaman da söylemiştim. Ki o zaman Cemaat vardı. Hegemon tarzı bırakalım, demokratik tarzı esas alalım demiştim. Kendisi buraya gelmiş olsaydı ona tekrar hatırlatacaktım. Geçmiş olsun diyecektim. Gelmesi de iyi olurdu. Hakan beyi bu duruma düşüren AKP içinde de çok kişi var. Siz de politikayı bilmiyorsunuz. Dürüstlük tamam, ama yetmiyor. Komplo darbe geleneğini kırmak gerekiyor. Oktay Vural ne diyor? Hakan Fidan için “Kendi başına geleni bilmeyen ülke için gelecek olanı nasıl bilsin” diyor. Doğru söylüyor. Hakan beyin durumu şu anda böyle tartışılıyor.  Pervin son derece dürüst, hatta benden bin kat daha dürüsttür, ama ağzından çıkan bir kelimeyi aleyhine kullanıyorlar.

Bunlar hiçbir şeyi boşuna yapmıyorlar. Özgecan olayı da, Adıyamanlı üniversiteli gencin katledilmesi de bilinçli şeylerdir. O Adıyamanlı genç aynı evde kaldığı Ülkücüler tarafından öldürülüyor. Ellerini kesiyorlar. Mesaj veriyorlar. İntikamcı bir yaklaşımdır.

Sırrı S. Önder: Bu konuyu ben takip ediyorum. Bakanla görüşüyorum.

 Abdullah Öcalan:  Bunu çok önemsemiyorum. Bakanların ne dediğini de ciddiye almıyorum. Ben başka bir şey söylemeye çalışıyorum. Sen de doğru bakamıyorsun. Bir tweet atmışsın.

Sırrı S. Önder: Ben tweet atmadım.

 Abdullah Öcalan: O konuyla ilgili bana gösterdiler.

İdris Baluken: O tweet sahte bir hesaptan açılmıştı. Sırrı beyin adına açılan sahte bir hesaptır.

 Abdullah Öcalan: Oldu o zaman.

Hatip Dicle: Başkanım, öldürülen gencin adı Fırat’tı. Tekirdağ’daki de Ramazan Fırat. Fırat’a karşı Fırat gibi bir intikamcılık görülüyor. Planlı bir harekete benziyor.

 Abdullah Öcalan: Evet, doğru, ilginçtir. Özgecan meselesi de aynıdır. Bu olay da karanlıktır. Aniden gündeme getirildi. Benim idamım için geçmişte üç kurum toplanıyor, tartışıyorlar. MİT ulusal güvenlik için karşı çıkıyor. “İdam edersek ortaya çıkacak durumla baş edemeyiz” diyor. Cemaat idamı savunuyor. İdamcı lobinin içinde de Cemaat var. Sakine ve Muhsin Yazıcıoğlu olayları da hala karanlıktır. Şimdi de Büyük Birlik Partisi idam üzerinden bu durumu tekrar gündemleştirmeye çalışıyor. BBP “Tecavüzcüler ve teröristler için idamı getirelim” diyor. Beni kadın ve çocuk tecavüzcülerle yan yana getirmek istiyor. MHP ve BBP bağlamında bir idam ısrarı var. Ben son Özgecan tecavüzünün politik tecavüz olduğuna inanıyorum. Ramazan Fırat’ın öldürülmesi de öyle. Çok tesadüf değiller. AKP’nin birkaç bakanı da bu idam tartışmalarına girdi. Darbe yürüyor, AKP bile bunu görmüyordu. Ancak bu mekanik MİT’i aşamadı. İmralı’da kızılca kıyamet kopartmamın sebebi bu darbeci yapıya karşı duruşumuzdur. Benim buraya getirilmemde kıyametin kopmaması benim sağduyumla ilgilidir. Beni son on altı yılda tahrik etmeleri sınırsızdır. Yalçın’la da görüşün. Ben kuzu değilim, korkak değilim. Ama bu idam tartışmaları bilinçlidir. Bir darbe gelirse Tayyip Beyi de götürecek.

KGM: Biz bütün bunları anlatıyoruz. Burada yapılan tartışmaları diğer yerlere de taşıyoruz.

 Abdullah Öcalan: Ama ortada sonuç yok.

KGM: Ağır bir tanım. Aslında sonuç var.

 Abdullah Öcalan: Veya verim az diyelim.

KGM: Cevabınız tam bir politika ustalığı.

Sırrı S. Önder: Erdoğan olaya var oluş-yok oluş gözüyle bakıyor. Hakan Fidan ise işin felsefi boyutuyla ilgileniyor.

 Abdullah Öcalan: Ben on iki yıldır burada takdir ettim. Çok büyük bir savaş yürüttüm. Siz bunu AKP’ye, Tayyip’e aktaramadınız, anlatamadınız. Selahattin ve HDP Cemaat’e alet olamaz. Sübjektif bir ajan ya da Fethullah Gülen’in adamı değiliz, biz Cemaate alet olamayız. Michael Rubin aynı ekiptendir. İsrail Yahudileridir. “Apo’yu idam edelim. Türklere öldürtelim de savaş olsun” diyorlar. Bu olursa yüzbinler kendini ateşe atar.

KGM: Destici’yi konuşturan da Cemaat’tir.

 Abdullah Öcalan: Kürtlerde benim ağırlığım fazladır. Benimle ilgili bir durum gelişirse yüz binler kendini ateşe atar. Bunu biliyorlar, o nedenle bu alana yükleniyorlar.

Sırrı S. Önder: Destici benim için de böyle devam ederse ortada ne Başkan kalır, ne Sırrı kalır, ne Süreyya, ne de Önder kalır diyor.

 Abdullah Öcalan: Evet, bunlar da benim söylediğimi doğruluyor. İdam lobisi Washington kaynaklıdır. Şimdi IŞİD adına idamları yapan John’dur. Ama yaptıran Türk’tür diyorlar. Oyun büyüktür. Can alıcı yerden nasıl vurduğumuzu anlatacağım. Emre beyle ilk görüştüğümüzde Mitanni-Hitit ittifakı, Kadeş Barışı örneğini vermiştim. Bu ittifak Suriye’de demiştim. Hititler Anadolu’da, Mitanniler Mezopotamya’ydı, o ittifakla kazanıldı. Hakan beyle ilk görüşmemde de Alpaslan örneğini vermiştim. Malazgirt Savaşı nasıl kazanıldı, onu sordum. Şimdi dönüp baktığımda gelişmelerin beni doğruladığını görüyorum. Kendimi övmem ama hepsi doğru çıktı. Newroz Bildirisinde de bahsettim. Bunları sizin doğru ifade etmeniz önemlidir.

(Sırrı ’ya dönerek) Basın sözcüsü olarak özü kavrayıp kamuoyuna en iyi kelimelerle söyleme görevi sendedir. Sizler sözcülüğümü yapacaksınız. Duyarlı olacaksınız. Ağzınızdan çıkan sözler altın değerinde olmalıdır. Yalçın beyle ve basınla ilişkilerde çok ciddi olacaksınız. Siz beni temsil ediyorsunuz. Basın sözcülüğünün özelliği en iyi kelimeleri seçmektir. Ama özünü tespit etmek ise benim işimdir. Şimdi bazıları “HDP barajın üstüne çıkar” diyor. AKP altında diyor. Bana göre parlamentoya bu grup girmeli, devlet de bu konuda yardımcı olmalı. Yani yardımcı derken yanlış anlamayın, önünü kesmemeli. Güvenlik, adil seçim koşullarını sağlamalı. Sandık başındaki hilelere izin vermemeli. Bu anlamda söylüyorum. Ben yaşadığım sürece ortamı Cemaat’e, İran’a ve benzeri yapılara bırakmam.

2013 bildirisinden yararlanabilirsiniz. Karşımızda bir iç komplocular var. Bir iki paragraf geliştirebilirsiniz. İkincisi Türk ulusu, Türk toplumu ve Türkiye devleti ile şimdilik tahkim edilmiş bir çatışmasızlık süreci (Zorluk getirmemek için bu kavramı kabul ediyorum), karşılıklı şiddetin, çatışmanın, ekonomik, siyasal ve kültürel yolla ayrılıkçılık döneminin bittiğini düşünüyoruz. Özü şu: Kim ki bu çatışma ve ayrılıkçılıktan yanaysa ona karşıyız. Tüm Kürtler eskiden imparatorluk bünyesinde nasıl temel bir faktör idiyse, şimdi de modern toplum içerisinde revizyon, restorasyon ve yeniden inşa temelinde, ekonomik, sosyal, kültürel ve güvenlik temelinde stratejik bir bütünleşmeyi hızla hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Sadece çatışma unsurlarını ortadan kaldırmakla kalmayacağız, bu ilişkiyi tekrar düzeltip bütünleşmeyi sağlayacağız. Yani çatışmasızlığı getirdik, tahkim ediyoruz. Şimdi hedef revizyon, restorasyon ve yeniden inşa ile bir bütünleşmeyi hedefliyoruz.

Gerekirse benim adıma basın toplantısı yapın dedim. Siz yapmadınız. Benim adıma kullanılacak her kelime altın değerindedir. Benim adıma yaptığınızda basın da büyük ilgi gösterir. Hedef Türk-Kürt ilişkilerinde tüm demokratik kimliklerin (sınıflar, inançlar, kültürler) TC bağlamında ekonomik, sosyal ve siyasal temelde bütünleşmesidir. Barış, demokrasi ve kardeşlik temelinde bütünleşmedir.

KGM: Açıklama bence Dolmabahçe ruhunu da yansıtmalı.

 Abdullah Öcalan: Ben bunu daha da pratikleştirmek istiyorum. Meclis Komisyonu ve İzleme Heyeti kurulursa çatışmasızlıktan barış, demokrasi ve kardeşlik temelinde PKK’nin dönüşümüne hazırım. İsterlerse beni dinleyebilirler. Onların huzurunda bunları deklare de edebilirim. Tarihi uzlaşmaya da hazırım. Ben Türk devletine karşı değilim, güvenliğine karşı çıkmıyorum. Son iki yüzyıldaki bu kavga büyük bir oyundur. Abdülmecit’in, Mustafa Kemal’in üstüne gelenler İngiliz’di. Şeyh Sait’in de, Bedirhan beyin de üzerine nasıl gittiklerini iyi biliyorum. O zaman bir Süryani devleti kurdurtmak istiyorlardı. Bunun için de İngilizler Osmanlıları Bedirhanların üzerine sürdüler.

Sırrı S. Önder: Bu Newroz Bildirgesinde farkı nasıl koyalım? Kapsam olarak yeni bir şey denmesi için 2013 ruhunu geçmesi lazım.

 Abdullah Öcalan: Barış, demokrasi, kardeşlik temelinde güçlerimizi bütünleşmeye, entegrasyona davet ediyorum. Buna ancak komplocular, ajanlar, darbeciler karşı çıkar. Kobani halkının zaferini de bu üç kategori kapsamında selamlıyorum. Kobani bu bütünlük içerisinde bir kardeşlik unsuru olarak rol oynayacaktır. Burada Aşme olayına da değineyim. Süleyman Şah’ta IŞİD, yani John’un elemanları askeri kesmeye hazırlanıyorlardı. IŞİD tarihi yeri tehdit etti mi, etti. Nereye geldi? Bunlar en sonunda YPG ile gizli ittifak yapmak zorunda kaldılar. Süleyman Şah türbesi oradan alınıp Aşme’ye taşındı. Süleyman Şah mezarında artık rahat uyuyacak. Süleyman Şah canlandı.

 Pervin Buldan: Mürşitpınar Kapısı şu anda kapalı. Eşme’de PYD bayrakları olduğu için kapıyı kapatmışlar. Bayrağın indirilmesini istiyorlar.

Devlet Yetkilisi: Bir istihbarat var, eylem tehdidi var, o yüzden.

KGM: Kobani ile hiçbir ilgisi yok. Sadece orası değil, şu anda bütün kapılar kapalı. Ama en azından Kobani’yle alakası olmadığını söyleyebilirim. Rejimin Türkiye’de büyük eylemler yapacağı istihbaratı için kapatıldı.

 Abdullah Öcalan: Mesajı Kandil’le de tartışın. Kobani ile ilgili söylediklerime Şengal’i, Maxmur’u, Kerkük’ü de dahil edebilirsiniz. Esad’ın toparlanma hareketi devrededir. Yeni bir IŞİD çıkar. Mutlaka rejim içerisinden çıkar. IŞİD’den daha azgın olur. Ben Reyhanlı patlaması olduğunda da bu tipik bir muhaberat işidir demiştim.

Devlet Yetkilisi: Söyledikleriniz doğrulandı. Reyhanlı patlaması Suriye muheberatının işidir. Siz ilk günden söylemiştiniz.

 Abdullah Öcalan: Aşme ruhunu biz de geliştireceğiz, siz de geliştirin. Kapıların açılmasından ziyade tedbirler alınacak. Tek taraflı olmaz. Kardeşlik karşılıklı olacak. Kardeşlik istiyoruz, laf kardeşliği değil. Doğu Perinçek ve İsmail Hakkı Pekin ne yaptı, gördünüz. Suriye’de Esad’la görüştüler. Suriye de “Türkiye Aşme’yi işgal etti” dedi. YPG’yi de işbirliği yapmakla suçladı. Bunlara kayıtsız kalamayız. İran, Arap, Baas geliyor. Bu gelişme Türkiye’yi de götürür. Tasfiyeyi dayatırlar. Rojava tasfiye olursa Toroslar da, Çukurova da tasfiye olur. Ben Suriye’de iken bana Arap milliyetçiliğini anlatmışlardı. Onlar Kilikya diyordu.

Türkmeneli, OSÖ ile ilişkiyi geliştirsinler. Zaten ÖSO ile Burkan El Fırat gücünü oluşturmuşlar. Burkan El Fırat biraz dar kalıyor. Ben yeni cephenin ismini koydum. Suriye Demokratik Federasyonu koyuyorum. Dikkat ederseniz içinde devlet de geçmiyor. Yani federal Kürdistan devleti gibi bir şey değil bu. Esad’ı durduracak olan Suriye Demokratik Federasyonudur. Kandil’e söyleyin. Doğru Perinçek rejime “Irak-Şii-Türkiye federasyonu önemlidir. Mustafa Kemal döneminde bu denendi” demiş. Doğru söylüyor. Atatürk 1920 yılında da önermişti. Irak, Suriye ve Türkiye ile bir federasyon kurulmalı. Bunun alternatifi Ortadoğu Demokratik Konfederasyonu olmalıdır. Bunu Kandil’e de söyleyin. IŞİD’e karşı sloganımız Demokratik Ortadoğu Konfederasyonudur. Kandil’le tartışın ön taslakları, merkezleri de oluşabilir. Siyasi isimler altında birlik oluştursunlar. İran gizli federasyonuna karşı, IŞİD de bir federasyon devletidir, bunlara karşı bizim ortak devletimiz konfederasyondur. Bütün siyasi bilincime dayanarak söylüyorum ki, buradaki birlik ve kardeşlik, Ortadoğu’daki birlik ve kardeşliktir. Yoksa Esad, Arap şovenizmi, İran şovenizmi, Irak’taki korkunç mezhep ayrılıkları ortalığı talan edecek. Bizim yaptığımız Türk-Kürt ittifakı temelinde büyüyen demokratik Ortadoğu Konfederasyonudur. Alevi ve diğer kimlikleri ekleyin.

Yaptığımız şey ucu açık kimliklerin demokratik uzlaşması, yani birbirine dönüşmesidir. Böylece onlar da “Bunların ittifakı beni bitiriyor” demesinler. Alper’in (Taş) gocunduğu iki kırmızıçizgi var. Türk-Kürt ittifakı ile yeni hegemonya kurmaya çalışıyorlar diyor. Canlanan, revize edilen, yeniden inşa edilen şey bizim tanımladığımızdır. Ermenilere de, Süryanilere de böyle gideceksiniz.

Şimdi Ceylan arkadaş için değerlendirme yapmak istiyorum. Sen bizim toplantıları gördün. Bu isabetli oldu. Fakat ben sizin siyasi derinlik ve kapasitenizi bilmiyorum. ancak Sırrı Süreyya’ya yaptığım eleştiri ‘kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla’dır.

Sırrı S. Önder: Başkanım, bana vuruyorsunuz, onlar da dahil mi?

 Abdullah Öcalan: Dahildir tabii. Sana vururken onlara vuruyorum. Hatta Kandil’e de vuruyorum, AKP’ye de vuruyorum. İnsan karakterini iyi çözümlüyorum. Siz KJA’dan geliyorsunuz. Onları temsilen geliyorsunuz. Bu önemlidir, bundan sonra da burada devam edebilirsiniz. Tıpkı Hatip gibi. Hatip de DTK’den geliyor. DTK’nın temsiliyetidir. KJA dernek oldu mu?

Ceylan: Başkanım, bu konuda hukukçular bir çalışma yürütüyorlar.

 Abdullah Öcalan: Dernekleşme önemlidir. Özgür Kadınlar Kongresi Derneği olabilir. (Elindeki belgeyi göstererek bir cümle okudu) Burada da yazıyor. Kadın ve gençlik legalize olmalıdır diyor.

Ceylan: Arkadaşlar araştırdılar. Mevcut Dernekler Yasasının yetmediğini belirtiyorlar. Ayrıca bir grup hukukçu arkadaş buna dair bir çalışma yürütüyorlar. Sonuçlarını size bir rapor halinde sunacağız.

 Abdullah Öcalan: Gerek yok bana getirmenize, hızla dernekleşin. Yürütme kaç kişiden oluşuyor?

Ceylan: 45.

 Abdullah Öcalan: Çok fazlaymış. Pervin’e söyleyeyim. İlk gün geldiğinde söylemiştim. Annelik edebiyatını kabul etmem. Özgür kadın çizgisini esas alıyorsan devam et demiştim. Sen de kabul ediyorum dedin. Müthiş bir öyküsü var. 16 yaşında mı evlendin?

 Pervin Buldan: Yok, on sekiz Başkanım.

 Abdullah Öcalan:  On sekiz yaşında gelin olmuş. Aşiret kızı. Aşiret meselesini de anlattım. Sati kültürü Mitanni geleneğidir. O gelenek aşiretlerde kalmış. Sonra vurulma, öldürme orada görülüyor. Sonra Savaş arkadaşımız korkunç bir şekilde şehit ediliyor. Ondan etkileniyor. Geçen görüşmede bu durumla ilgili belirlemelerde bulunmuştum. Pireka Bêçare demiştim. Yani biçare kadın. Sen buraya ilk geldiğinde Pireka Bêçare’ydin. Şu anda Jine Azad’sın. Bana göre azminle, iradenle özgürlük peşindesin. Ben de özgür kadın kimliğini önemsiyorum.

 Pervin Buldan: Tam da bu aşamadayım Başkanım.

 Abdullah Öcalan: Güzel. Hak da ediyorsun. Buna da saygı duyuyorum. Hegel’i okumanı önermiştim. Hegel’in felsefesi köle-egemen ilişkisine benim felsefem köle kadın-egemen erkek ilişkisine dayanıyor. Hitabet, kavrama, bunlar mükemmel. Ama tüm bunlar Yalçın karşısında ‘külliyen’ oldu. Yalçın’ın söylediklerini hak etmiyorsun. Politika büyük bir ustalık istiyor. Her kelimeyi kullanırken kamuoyunu, diğer partileri, hepsini göz önünde bulundurmanız lazım. Ceylan için buraya gelirken önem verdiğim şey, ismi de enteresan. İsminiz takma değil, değil mi?

Ceylan: Esas ismim, Bağrıyanık soyismimdir.

 Abdullah Öcalan: İlginçtir. Erkekler vahşi bir ormanı temsil ediyor. Ceylan ürkekliği temsil ediyor. Buradaki duruma uygundur. İlk geldiğinde karakterini dışarıya vurdu. Pervin de ilk geldiğinde devlet yetkililerine bakarak ‘devletin bana yaptığı gibi’ demişti. Ceylan arkadaş da benzer şekilde ilk geldiğinde devlet yetkililerinin elini sıkmadı. Ben hemen çözdüm. Kadının bu süreçte olmaması büyük bir yetersizlikti, şimdi burada olmaları önemlidir.

 Abdullah Öcalan: Sizin Pervin gibi karasevda, aile, aşk benzeri şeyleriniz oldu mu?

Ceylan: Hayır Başkanım. Aile ve benzeri ilişkiler gelişmedi. Hayatım boyunca kadın özgürlük mücadelesi ve sizin felsefeniz doğrultusunda yaşamayı esas aldım.

 Abdullah Öcalan:  Bırak beni, ben tehlikeli biriyim. Kaç yaşındasın?

Ceylan: Otuz yedi yaşındayım Başkanım.

 Abdullah Öcalan: Müthiş bir şeydir. Otuz yedi yaşında bir kadın kendine ev aramıyor. Çoluk çocuk aramıyor. Fedakarlık yapıyor. Bizden on kat daha üstünsün. Bunu takdir ediyorum.

Devlet Yetkilisi: Hiç de otuz yedi yaşında görünmüyor, daha genç görünüyor.

Ceylan: Özgürlük mücadelesi fiziki olarak genç tutuyor. Ama burada önemli olan felsefi olarak kavramak. Felsefi olarak kavrayamazsak bu aşamaya gelmemiz de mümkün olmazdı.

 Abdullah Öcalan: Ben böyle bakan insanlara saygı duyarım. Hatta Tayyip beyin kızı var, Sümeyye. O da kendi açısından bakıyor. Babasına çok bağlı. Ona da saygı duyuyorum.

 Abdullah Öcalan: Evet, şimdi kısaca aktarımlarınız varsa alayım.

İdris Baluken: Kandil’e dün Ceylan arkadaşla birlikte gittik. Besê, Fuat, Sozdar, Sabri, Elif, Esma Semsur arkadaşlar vardı. Cemil Bayık da toplantının son bölümüne geldi.

 Abdullah Öcalan: Cemil neredeymiş?

İdris Baluken: Güney’den gelen bazı heyetler vardı. Bizim de gidişimiz acil olduğu için o heyetlerle görüşmesi gerekiyordu. O nedenle toplantının son kısmına geldi.

 Abdullah Öcalan: Güney’deki heyetlerle neyi konuşmuşlar?

İdris Baluken: KDP’nin Maxmur, Kerkük ve Celawla’da gerilla varlığına dair yürüttüğü kirli bir kampanya olmuş. El altından arkadaşlara işgalci güç tanımlamasını yaymaya çalışıyorlar. Buna tepki olarak KCK gerekirse güçlerimizi çekeriz şeklinde bir açıklama yapğmıştı. Bu açıklama Güney halkında büyük bir karşılık buldu. Güney halkının düşüncelerini harekete aktarmak üzere bu heyetler gelmişler.

 Abdullah Öcalan: Kandil neden böyle bir açıklama yapıyor? Senin ne hakkın var Celawla’dan çekilmeye? Sen otuz yıldır bir sempatizan geliştiremedin. Kandil hala neden anlamıyor, neden KDP’nin şantajına geliyor? KDP dayatıyor, Kandil ‘geri çekiliyorum’ diyor. KDP’ye gebe kalmak budur. Şengal’den, Kerkük’ten neden geri çekiliyor? KDP istemese de, halk istemese de kalacak. Şengal’de bir gerilla grubu olsaydı o kadar insan katledilmezdi. Orada halk diye bir şey kalmaz; PKK gerillası olmazsa, bizim itibarımız olmazsa halk perişan olur. Siyaset bu kadar ucuz bir şey mi?

İdris Baluken: Başkanım, geri çekilme durumu yok. Yapılan açıklamada geri çekileceğiz denmemiş. Geri çekilmeyi tartışabiliriz denmiş. Arkadaşlar bir siyasi tavır olarak KDP’nin bu durumunu teşhir etmeye yönelik böyle bir açıklama yaptılar. Zaten Güney halkında da KDP’ye bir tepki gelişti. Dün itibariyle de KCK yeni bir açıklama yaptı. Gerillanın geri çekilmeyeceğini, halkın güvenliğinin esas olduğunu, bu anlamda da kendi rolüne uygun pozisyonunu sürdüreceğini ifade etti.

Hatip Dicle: Başkanım, zaten YNK, Goran Hareketi ve Kerkük Valisi ile bu konuda açıklama yaparak gerillanın çekilmemesi gerektiğini belirttiler. Bir anlamda KDP bu işte yalnız kaldı.

 Abdullah Öcalan: Bunlar orada Türkmen, Êzidi bırakmazlar. Bunlar saçma tartışmalar. Kobani’yi biz dayattık. Orada tek bir komutan yoktu. Orada gençler en son şehit düşerken “Biji Serok Apo” diyor. O gençlerin hepsini IŞİD’e attılar. Eğitimleri yoktu. Onların hepsi eşsiz kahramanlardır. İki yüz bin Kobaneli hani bilinçliydi? Hem Türkiye’yi düşman ilan edeceksin, hem de iki yüz bin insanı buraya salacaksın! Gerilla ekmek ve su gibi gereklidir. Sen eğitemiyorsun, komuta edemiyorsun. Apo’ya bağlılık böyle midir? Benim gücüme dayanarak yapıyorsunuz. Kandil bana bağlıysa, İran dahil durdurmalıdır. KDP Şengal’i bıraktı, Musul’u bırakıp kaçtı. Ben mi sizi kurtaracağım? Savunmacı anlayıştır bu. Apo’ya bağlılık böyle mi olur? Suriye’yi onların elinden aldım. Tek bir silahım, adamım, hiçbir şeyim yoktu. O zaman bir aile bana peşmerge elbisesi getirdi ve giydirdi. Barzani bu ailenin hepsini katletti.

Biz ardına kadar olanakları açtık. Barzani de kongreye gelecek demişim. Ulusal Kongre çalışmaları hızlanmalı. Bu gerçekleşirse Ortadoğu güçlerini kuzuya çevirir. Barzani Leyla ve Nilüfer ile birlikte kongre hazırlıkları yapılacak. Akıllı olun, aksi takdirde silineceksiniz deyin. Onlara gecikmeyin diyeceksiniz.

 Abdullah Öcalan: (Sırrı’ya) Söyledim, benim adıma sözcü sensin. İşte Pervin, Ceylan, diğerleri de dahil, senin sözünden çıkmayacak. Bu konuyu uygun bir dille Leyla’ya da iletin. Bu ustalığı gösterin.

Evet, diğer aktarımlarınızı alayım.

İdris Baluken: Dolmabahçe’deki ortak açıklama ile ilgili metin tüm birimlerde yoğun bir şekilde tartışılmış. Bütün toplantılarda Önderliğin belirttiği bu çerçevenin esas olduğu ve bunun gereklerini yerine getirme konusunda bütün birimlerin hazır olduğu belirtildi. Metinde de net olarak ifade edildiği gibi Hareket on maddede, müzakerelerde bir an önce ilerleme sağlanması gerektiğini söylüyor, ilkesel düzeyde mutabakatlar ortaya çıkmasını önemsiyor. AKP’nin gündemi sadece silahlar üzerine kilitlemesini eleştiriyor. Arkadaşlar yapılan bütün toplantılarda Önderliğin değerlendirmelerinin örgütün değerlendirmeleri ile aynı olduğunu belirtiyorlar. Bir Hakikat Komisyonunun kurulmasının önemli olduğunu, bu konuda Meclisin bir an önce adım atması gerektiğini ifade ediyorlar. Bundan sonra hem Hareketin hem legal siyasetin on başlık etrafında yoğun bir mücadele içerisinde olacağını belirtiyorlar. Çünkü on başlık bir demokratik program ihtiva ediyor. Tüm Türkiye’nin demokratikleşmesini esas alıyor.

 Abdullah Öcalan: (KGM’ye dönerek) Bu konuda ben de ifade etmiştim. Meclisteki komisyon bir an önce kurulursa, İzleme Heyeti buraya gelirse yol alabiliriz. Bunları zaten tartışıyoruz. Başka aktarımlar var mı?

İdris Baluken: Rojava konusunda bilgilendirme yaptılar. Amerika ve İngiltere başta olmak üzere Batılı güçlerin Rojava üzerinde ciddi planlarının olduğunu ifade ettiler.

 Abdullah Öcalan: Nasıl planlar?

İdris Baluken: ABD ve İngiltere Rojava’ya siyasi müdahale etme, KDP’yi güçlendirme ve Güney’in parçası haline getirmeyi amaçlıyor. Oslo görüşmesini yapan ekip de bu işin içindedir.

 Abdullah Öcalan: Aslında o İsrail’dir, hızla girmek istiyor. Burayı KDP’nin etkisi altında devletleştirmek istiyorlar. Güvenlik çok ciddi tehlike altındadır.

KGM: Bu sürece dahil olmak istediler. Biz kabul etmedik. Amerika Kandil’e gitti. Bu görüşmeden sonra Kandil de bir açıklama yaptı. Üçüncü göz olsun dedi.

 Abdullah Öcalan: Kandil de, PYD de KDP’nin kontrolüne girmeyecek. Barzani’nin kontrolüne girmiş güçler tehlikelidir. Bu çizgiye karşı büyük savaşımım var. Demokrasi ilaçtır, kardeşlik ilaçtır.

KGM: Sizin yaptığınız reel politik bir değerlendirmedir.

 Abdullah Öcalan: İran’a dayalı Şia hegemonyası ile Şialara dayalı sol anlayıştır.

KGM: Onlar da (Amerika) kurtarıyor havasına girdiler.

 Abdullah Öcalan: 1924’ü inceledim. Dün iki cümleye baktım. Mustafa Kemal, “Çanakkale Savaşında yaşanan şahadetlerden aldığım cesaretle savaştım” diyor. Bin yıllık ruhu var.

KGM: En büyük şans, her iki tarafın da yerel dinamiklerden güç almasıdır.

 Abdullah Öcalan: Cemaat uluslararası güçlerin birleşkesidir. Neden siyasette gelişmiyorsunuz? AKP’den farkımız var. Onlar orta sınıf, biz ise ezileniz. Biz şu anda üç güce karşı savaşıyoruz. Rojava ile ilgili neyi amaçlıyorlarmış?

İdris Baluken: Üçüncü bir güç olarak KDP ve KCK’yi sözde bir araya getirecekler. Demokratik özerkliği ve kanton sözleşmelerini ortadan kaldıracaklar. Güney’deki gibi federal bir yapıyı öngörüyorlar. YPG’nin yapısını tartışıyorlar. ENKS’yi nasıl askeri güce dahil edebiliriz diye dayatıyorlar. ENKS ve KDP bu planın bir parçasıdır. ENKS birkaç gün önce yapılan Rojava’daki seçimlere katılmadı. Askerlik Kanununu tanımadığını söyledi. Bütün bunlar ciddi bir planlamanın devrede olduğunu gösteriyor. Bu konuda PYD’ye “PKK’yle aranıza mesafe koyun” şeklinde dayatmaları var. Görüşmelerde sık sık PKK ve Önderlikle olan ilişkiden rahatsızlık belirtiliyor.

 Abdullah Öcalan: Bu temelde nasıl görüşürler? Hiç görüşmemeleri lazım. Onlara “Öcalan anasını bile dinlemez” deyin. Kandil’i mi dinleyceğim? Kandil’e yazdığım iki sayfalık mektubumda tavrımı koydum. Sizin dünyanız ayrı, benim dünyam ayrı dedim.

Şimdi sizden hesap sormuyorum. Biraz daha üzerine gitsem intihar ederler. Gençleri sürüyorlar, ondan sonra da zafer diyorlar. O gençlerin yüzlerine bakıyorum. Büyük değerlerdirler. Komuta olsaydı, ilkel milliyetçiliği ve IŞİD’i çözselerdi bunlar olmazdı. Karşısında savaştığımız devlettir, ama müzakere de ediyoruz. Buradaki ciddiyet ve diyalogu görüyorsunuz. Biz burada devletin yemeğini yiyoruz, ama aynı zamanda onlarla savaşıyoruz. Bu müzakereler sürecinde sol da yükselecek. Tarihi bir blok olacaksınız. Buna saygılı olun. Ben bütün bunların eza ve cefasını burada çekiyorum. Benim emeklerime ihanet ediliyor.

İdris Baluken: Bu planlarla eşzamanlı olarak Serekani’de 180 kilometrelik bir hatta büyük bir IŞİD saldırısı başlamış. Tanklar, toplar, füzeler kullanılıyor. Til Temir’e saldırı var. IŞİD önce otuz Süryani köyünü işgal etmiş. 300’e yakın kişiyi kaçırmış. YPG ve Süryani gücü bu saldırıları püskürtmüşler. Şu anda savaş öncesi pozisyona geri gelinmiş. Koalisyon güçleri hiç müdahale etmiyorlar. Yani kendine muhtaç hale getirip kurtarıcı pozisyonuna girmek istiyorlar. Önderliğin belirttiği gibi “yürü ya Kürt’üm” demek için bunu yapıyorlar. Aynı zamanda bu saldırılarla bu bölgede sorun yaratıp Kobani gibi buraya peşmerge aktarılmasını amaçlıyorlar.

 Abdullah Öcalan: İşte Türkiye için Erol Taş rolü demiştim. Ne oldu Serekaniye’de de Kobani’deki gibi sonuna kadar bekleyecekler? Bu savaş tarzı bu kadar genci feda ederek değil, iyi bir komuta tarzı ve yıldırım harekatı ile geliştirilir. Müzakere süreçlerinde Kobani önemlidir. Siz de üzerinde durun. Ben hakiki barış ve demokratik yaklaşım içerisindeyim. Bakın, Koalisyon Kobani’de başaramadıklarını Serkani’de yapacak. Ta Kandil’e kadar gerilla yaygınlaştırılmalıdır. Gerillayla birliğe doğru gidiyoruz. Türkmen, Kakai ve benzeri, bunlar birlik olsunlar. KDP’ye de çağrı yapıyoruz işte. Türkiye de artık bu işin içinde. Bu yapılanlar aynı zamanda Türkiye’ye de yapılıyor. Biz bu yaklaşımımızla Türkiye’yi de kurtaracağız.

İdris Baluken: Til Temir bölgesinde ve Abdülaziz dağında arkadaşlar ciddi hamle hazırlığı içerisinde. Zaten buralar alınırsa Hasekê açısından da IŞİD tehdidi açısından büyük bir rahatlama sağlanacak.

 Abdullah Öcalan: Onların federal dediği şey yerine demokratik federasyon desinler. Asıl rahatlama ondan sonra olur.

İdris Baluken: Til Hemis ve Til Barak bölgesinde arkadaşların hamlesi büyük bir başarı elde etti. O alanın tamamı özgürleştirildi. Kobani’de doğuda Til Ebyad’a kadar, Batıda Fırat’a kadar ilerlendi. Güneyin büyük çoğunluğu alındı. Sadece birkaç köy kaldı.

 Abdullah Öcalan: İki hidrojen ve bir oksijen atomu birleşince su eder. İçersin. H2O2 bileşimi olunca içemezsin. Ağır su olur. İşte siyaset böyledir. H2O’yu bulduğunda suyu bulursun içersin. Siyaset yapmasını öğrenin. Size düşman olun demiyorum. Eskiden bir söz vardı: Ayakkabılarımızın tozlarıdır bunlar. Vicdansız aşağılıklar. Halkını satıyorlar. Bizim Osman-Botan alçakları var. Bunların karşısında böyle eğiliyorlar. Şerefsizler! Sait Elçi, Sait Kırmızıtoprak vardı. Öldürdüler. Ben olmasam sizi de sağ bırakmazlar. Beni de, sizi de satarlar. Halkını satıyor bunlar. Bir ihanet örneği olarak Cemilê Çeto örneği var. Cemilê Çeto ihanet eder. Mustafa Kemal’in yanına gider. Mustafa Kemal kendi halkına ihanet ettiği için onu kovar, görüşmez. Bir deyim vardır, hala söylenir: ‘Cemilê Çeto, ji kerê keto’ denir. Ceylan da bilir. Bu söz sizin oralarındır. Devlet kurulursa Kürtler adına Türkiye devletinden daha ezici bir devlet olur. Cumhuriyetçi aday ne dedi? Zorla Kürdistan’ı kurduracağız. Bu anlamda tehlike büyüktür. Sayın Yetkili, gülüyorsunuz, ama yanlış anlamayın.

Devlet Yetkilisi: Kesinlikle ben sizi tanıyorum, yanlış anlamıyorum. Amerika Kürdistan’ı sayarken İran’ı dahil etmiyor. Bu da ilginç bir bilgidir.

 Abdullah Öcalan: Barzani bu plana gelmek zorunda. İşte Hewler’de hava üssü de kuruyorlar. Diğer aktarımları alayım.

İdris Baluken: Kandil’deki arkadaşlar Erdoğan’ın açıklamalarına büyük tepki duyuyorlar. Bu aşamada bile hala terör örgütü, terörist nitelemesi yapıyor. Bu korkunç tahrik edici bir uslüp gerillada ve Kandil’de büyük bir tepki topluyor.

 Abdullah Öcalan: Zaten AKP’ye yönelik eleştirilerimi yaptım. Bu durum için de geçerlidir.

İdris Baluken: Üçüncü çizgi, demokratik konfederalizm çizgisi halklar nezdinde etkinliğini artırdıkça, yok etme arayışları dışında, sistem içinde eritme ve tasfiye etme arayışları yoğunlaşıyor. ABD, Avrupa ve Arap ülkelerinin bu arayışları arkadaşlar tarafından biliniyor. Bu konuda arkadaşlar devrede olan tüm planları yakından takip ediyorlar.

 Pervin Buldan: Bu arada Zübeyir arkadaş bilgi vermemi istediği için belirteyim. Bugün Oslo’da bir program var. Deneyim Paylaşımı adı altında üç günlük bir program hazırlanmış. Zübeyir Aydar, Remzi Kartal ve heyetimiz o programa davet edilmişti. Fakat bugün biz buraya geldiğimiz için o programa gidemedik. Başka arkadaşları gönderdik.

 Abdullah Öcalan: Oslo’dakiler burada ne var ne yok, onu öğrenmek istiyorlar. Bu programın amacı bu olabilir. Gidebilirdiniz. Reddedicilik de doğru değil. Bizi hegemonya altında tutmak istiyorlar. Gidebilirsiniz derken oyun üstüne oyunla cevap vermek gerekir. Bunu kastediyorum. Boş bırakmak, retçilik daha tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

 Pervin Buldan: Buraya geldiğimiz için gidemedik Başkanım.

 Abdullah Öcalan: Tamam, başka aktarımlarınız varsa alayım.

Ceylan: Başkanım, toplantıya kadın arkadaşlar da katılmışlardı. Selam sevgi ve bağlılıklarını da ilettiler. Ayrıca Sozdar Avesta arkadaş da katılmıştı. Şengal’den geleli üç gün olmuştu. Şengal’de hem genel meclis çalışmaları hem de kadın çalışmalarının etkisinin oldukça büyük olduğunu belirtti. Êzidi halkının mesajını iletti. Sizlere olan minnettarlıklarını iletmemizi söyledi.

 Abdullah Öcalan: Sozdar Avesta Şengal’de merkezini geliştirsin. Êzidi halkı değerlidir. Meclislerini kutluyorum. Öz savunmalarını kendileri yapacaklar. Öyle pemergenin insafına bırakamayız. Sozdar benim yardımcım gibi oraya gitsin. Kendi güvenliğine dikkat etsin. Şengal’deki meclise benim adıma bir bildiri sunun.

Ceylan: Başkanım, bu görüşme ile ilgili kısaca bunları belirtebilirim. Bir önceki Kandil ziyaretimizde kadın arkadaşlarla geniş bir toplantı ve tartışmamız oldu. Bütün alan sorumlularının katıldığı bir toplantıydı. Bu konuyla ilgili bilgilendirmeyi Pervin arkadaş yapacak.

 Pervin Buldan: Başkanım, Ceylan arkadaşla birlikte katıldığımız toplantıya çok geniş bir katılım oldu. Diğer parçalardan da, Rojhılat’tan, Rojava’dan ve Güney’den, ayrıca askeri kanattan, ekonomi, kültür ve tüm alanlardan kadın arkadaşlar gelmişti.

 Abdullah Öcalan: Toplam kaç kadındı?

 Pervin Buldan: 22.

 Abdullah Öcalan: Kimlerdi?

 Pervin Buldan: Hacer,

Abdullah Öcalan: Hacer dönmüş mü? Nasıl, dinç mi? Rojava’da kalmış mı?

 Pervin Buldan: Yaklaşık bir yıl kalmış

Abdullah Öcalan: Kürtçesi, Türkçesi var mı?

Pervin Buldan: Türkçesi de, Kürtçesi de çok iyi değil, ama Arapçası daha iyi.

Abdullah Öcalan:  Rojava’yı derinliğine yaşamış. Katkı sunmuş. (KGM’ye dönerek) Türkçeye de hakim. Suriye Kürtlerini tutmada etkilidir. Zaxo da öyle. Özel selamlarımı söyleyin. Süremiz az, hızla toparlayın.

Pervin Buldan: Rojhilat’tan Evindar Ararat arkadaş toplantıdaydı. İran’da kadın üzerinde yoğun bir baskı olduğunu, siyasi ve kendi özgün örgütlenmesi önünde büyük engel olduğunu ve onların da çalışmalarının engellendiğini aktardı. Şengal ve Kobanê süreçlerinde iyi eylemlerin yapıldığını, barış annelerinin ciddi katkı sunduğunu, gerilla saflarına katılım hususunda da ciddi isteğin olduğunu aktardı ve size bağlılığın esas olduğunu söyledi. Ayrıca İran’ın idam politikaları ve ajanlaştırma gibi politikalarının ciddi engel teşkil ettiğini söyledi. Sizin zaman zaman Rojhilat’a ilişkin özel bir vurgu ve özellikle barış annelerine mesaj ve selamlarınızın olumlu etki yaratacağını söyledi.

Abdullah Öcalan: Tamam, bir dahaki görüşmede diğer aktarımlarınızı alırım. Çünkü zamanımız kalmadı.

Pervin Buldan: Başkanım, zaman dolduğu için bir dahaki gelişimizde tüm kadın arkadaşların aktarımlarını, özet haline getirip yazılı halde sunacağız.

Abdullah Öcalan: Tamam, benim için de uygundur.

Abdullah Öcalan: RJAK için de adıma bir mektup yazın.

Ceylan: Başkanım, 8 Mart ile ilgili derlememi istediğiniz mesaj bütün 8 Mart mitinglerinde okundu. Bir nüshasını da getirdim. (Başkan’a iletildi) Gençlik konferansı vardı.

Abdullah Öcalan: 13’ünde miydi?

Ceylan: Başkanım, dün başladı. Yine sizin adınıza bir mesaj hazırladık. Onun da nüshasını getirdik (Mesaj iletildi).

Abdullah Öcalan: Tamam, o zaman şunu belirteyim: Demokratik Ortadoğu Demokratik Gençlik Konfederasyonu’nu öneriyorum.

Ceylan: Başkanım, mesajın içeriğini daha önce savunmalarınız ve görüşme notlarınızda değindiğiniz gençlik ve konfederasyon değerlendirmelerinizden derledik.

Pervin Buldan: 28 Mart’ta Avrupa’da da bir gençlik kongresi var. Mesaj istiyorlar.

Abdullah Öcalan: O çerçeve iyidir. Aynı çerçevede onlara da yazarsınız.

Pervin Buldan: Başkanım, YPJ’nin size bir başak ve şal hediyesi var.

Abdullah Öcalan: (Pervin’in verdiği şal ve başağı aldı baktı) Hepsine özel selamlarımı iletiyorum.

İdris Baluken: Êzidi ve Süryani halkının size gönderdiği iki mektup var.

Abdullah Öcalan: Ben bunları okuyacağım.

Pervin Buldan: Gülçiçek Güntekin’in üç kitabı var, idareye bıraktım. Ayrıca 3-4-5 Nisan’da Hamburg Üniversitesinde üç günlük yeni paradigma üzerine bir konferans var. İkincisi yapılıyor. Sizden mesaj bekliyorlar. Programın taslağını size veriyorum.

Abdullah Öcalan: (Taslağı aldı) Tamam, inceleyeceğim, mesaj yazarız.

Pervin Buldan: Almanya’nın en büyük muhafazakar gazetelerinden biri tanınmış kişilere yazı yazdırıyor. Obama da yazıyor. Avrupa’daki arkadaşlar sizin de oraya bir yazı yazmanızı istiyorlar.

Abdullah Öcalan:  Tamam, oraya da yazarız.

Abdullah Öcalan: Zamanımız bitti. Yalçın’la, Muhammed ile görüşürsünüz Newroz metnini hazırlarsınız. Çarşamba günü sizi bekliyorum. Seçim ve Newroz bildirgesi ile ilgili konuşacağız.

Pervin Buldan: Seçimle ilgili size başvuran adaylar ve mevcut durumu özetleyen bir klasör getirdik. Bir dahaki gelişimizde mevcut durumu size özetleyeceğiz. Başkanım, ayrıca Midyat Metropoliti Samuel Aktaş size bir mesaj göndermiş. Hızla okuyorum. “Sayın Öcalan’ın özgürlüğü için hep dua ediyorum. Dua ediyorum ki bir gün burada el sıkışacağımıza inanıyorum. O bu toprakları felsefesi ile aydınlatan, etrafına ışık saçan bir mum gibi kendisi yanarken etrafını aydınlatıyor. Sadece Kürt halkının değil, tüm halkların özgürlüğü için mücadele sözü veren bir liderdir” demiş. Yine aynı metropolit Öcalan’a özgürlük platformuna da bir mesaj yazmış. Onu size veriyorum.

Abdullah Öcalan: (Metni aldı, dosyasının içerisine koydu) Benden de kendisine özel selamlarımı iletin.

Ceylan: Başkanım, bu da kadın komisyonumuzun hazırladığı kadın aday adaylarına ve komisyonun görüşüne dair dosyamızdır.

Abdullah Öcalan: (En üst sayfadaki isimlere göz attı) Feleknas’a ne yaptınız?

Ceylan: Başkanım, Êzidiler kendi içerilerinden bir erkek aday seçerek netleştirdiler.

Devlet Yetkilisi: İçinizde aday olmayan var mı?

Hatip Dicle: Sadece ben varım.

Abdullah Öcalan: Neden öyle oldu?

Hatip Dicle: Başkanım size 4 Şubat’taki görüşmede söylemiştim. Haberiniz vardı aslında. Bu iki görev zaten yeterince zamanımı alıyor. Ve onurlu görevler. Üçüncü bir görev ağır gelebilir diye düşündüm. Zaten sağlığım da biraz buna müsait değil.

Abdullah Öcalan: Ama diğer görevlerin için yardımcı olabilirdi bu statü.

Hatip Dicle: Başkanım, siz çok istiyorsanız olurum.

Abdullah Öcalan: Hayır, siz karar vereceksiniz. Çok zorlamayalım. (Devlet yetkilisine dönerek) Hatip uzun yıllar cezaevinde kaldı. Bunun için çok zorlamayalım. Rahatsızlığı da varmış.

KGM: Avrupa’dan gelecekler ne oldu? Onlar aday olacaklar mı?

Pervin Buldan: Onların böyle bir talebi yok. Fakat daha önceki görüşmelerde konuşulmuştu. Başkan da “Ben onları çağıracağım” demişti. Şimdi arkadaşlar Başkan’ın mesajını bekliyorlar.

Abdullah Öcalan: Tabii bu müzakere başladığı zaman onların da burada olmasında fayda olabilir. Fakat bir sıkıntı olmaması lazım geldikleri zaman. Siz de uygun görüyorsanız Remzi ve Zübeyir bana göre uygundur.

Heyet: (Uygun olduğunu ima etti.)

KGM: Bizden yana sıkıntı yok.

Abdullah Öcalan: Bir kez daha kontrol edilsin, daha sonra çağıracağım.

(Ayağa kalkıldı. Tokalaşma esnasında Başkan Hatip Beye “Kaç yaşındasın” diye sordu. Hatip Bey “60 yaşındayım” dedi. Başkan bir kez daha elini sıkarak “Sağlığına ve güvenliğine dikkat et” dedi. İdris ve Sırrı ile tokalaştı. İdris Beye dönerek “Bingöl’e selamlarımı iletin. Tüm çalışmalarınızda başarılar diliyorum” dedi. Ceylan Hanımla tokalaşırken uzun bir süre elini tuttu ve salladı. Bu arada Ceylan Hanım, “Başkanım, 8 Mart etkinliklerimiz yaygın bir şekilde geliştirildi” dedi. Başkan “Evet, ben takip ettim, güzel geçmiş” dedi. Pervin’e dönerek “Siz de katılmıştınız, izledim” dedi. Pervin “Evet Başkanım, ben de katıldım. Katıldığım yerlerde oldukça iyi geçti” dedi.)

Ceylan: Başkanım, Kandil’de de YJA STAR güçlerinin gerçekleştirdiği Sozdar Avesta ve Delal Amed’in katıldığı görkemli ve heybetli bir 8 Mart kutlama töreni yapılmıştı. Tüm dünyanın dikkatini çeken bir törendi.

 Abdullah Öcalan: Onlara çok çok selam söyleyin. Onlarla kıvanç duyduğumu özellikle iletin. (Ceylan’a dönerek) İyi buluyorum seni. Aynı zamanda genç kalmışsın. Ama ben senden on kat daha genç hissediyorum, benim ruhum genç.

(Pervin tokalaştı. “Başkanım, kendinize çok iyi bakın” dedi. Başkan “Ben kendime çok iyi bakıyorum. Siz de kendinize çok iyi bakın” dedi. Herkese selamlarını iletti.

14 Mart 2015

İkinci Bölüm

MESAJLAR

MAZLUMLARIN ÖZGÜRLÜK NEWROZU KUTLU OLSUN

Selam olsun bu uyanış, canlanış ve direniş günü olan Newroz’u en geniş katılım ve ittifakla kutlayan Ortadoğu ve Orta Asya halklarına!

Selam olsun yeni bir dönemin miladı ve gün ışığı olan Newroz’u büyük bir coşkuyla ve demokratik bir hoşgörüyle kutlayan kardeş halklara!

Selam olsun demokratik hakları, özgürlük ve eşitliği rehber edinen bu büyük yolun yolcularına!

Zagros ve Toros dağ eteklerinde, Fırat ve Dicle nehir vadilerinde, kutsal Mezopotamya ve Anadolu topraklarında tarım, köy ve şehir uygarlıklarına ANA’lık eden halkların en eskilerinden olan Kürtler, sizlere selam olsun!

Binlerce yıllık bu büyük medeniyeti farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle kardeşçe ve dostça birlikte yaşayan, birlikte inşa eden Kürtler için Dicle ve Fırat Sakarya’nın ve Meriç’in kardeşidir; Ağrı ve Cudi dağı Kaçkar ve Erciyes’in dostudur; halay ve delilo horon ve zeybeğin hısmıdır.

Bu büyük medeniyet, bu kardeş topluluklar siyasi baskılarla, harici müdahalelerle, grupsal çıkarlarla birbirlerine düşürülmeye çalışılmış; hakkı, hukuku, eşitliği, özgürlüğü esas almayan düzenler inşa edilmeye çalışılmıştır.

Son iki yüz yıllık fetih savaşları, Batılı emperyalist müdahaleler, baskıcı ve inkarcı anlayışlar, Arabi, Türki, Farisi ve Kurdi toplulukları ulus-devletçiklere, sanal sınırlara, suni problemlere gark etmeye çalışmıştır.

Sömürü rejimleri, baskıcı ve inkarcı anlayışlar artık miadını doldurmuştur. Ortadoğu ve Orta Asya halkları artık uyanıyor. Kendine ve aslına dönüyor. Birbirlerine karşı kışkırtıcı kör ve köreltici savaşlara ve çatışmalara dur diyor.

Yüreği Newroz ateşi ile tutuşan, meydanları hıncahınç dolduran yüz binler, milyonlar artık barış diyor, kardeşlik diyor, çözüm istiyor.

İçinden doğduğum çaresizliğe, bilgisizliğe, köleliğe karşı bireysel isyanımla başlayan bu mücadele her türlü dayatmaya karşı bir bilinci, bir anlayışı, bir ruhu oluşturmayı amaçlıyordu.

Bugün görüyorum ki, bu haykırış bir noktaya ulaşmıştır.

Bizim kavgamız hiçbir ırka, dine, mezhebe veya gruba karşı olmamıştır; bizim kavgamız ezilmişliğe, bilgisizliğe, haksızlığa, geri bırakılmışlığı, her türlü baskı ve ezilmeye karşı olmuştur. Bugün artık yeni bir Türkiye’ye, yeni bir Ortadoğu’ya, yeni bir geleceğe uyanıyoruz.

Çağrımı bağrına basan gençler, mesajımı yüreğine katan yüce kadınlar, söylemlerimi başı gözü ile kabul eden dostlar, sesime kulak kesilen insanlar!

Bugün yeni bir dönem başlıyor.

Silahlı direniş sürecinden demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor; siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir süreç başlıyor; demokratik hakları, özgürlükleri ve eşitliği esas alan bir anlayış gelişiyor.

Biz onlarca yılımızı bu halk için feda ettik. Büyük bedeller ödedik. Bu fedakarlıkların, mücadelelerin hiçbiri boşa gitmedi. Kürtler özbenliğini, aslını ve kimliğini yeniden kazandı.

Artık “Silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun!” noktasına geldik. Yok sayan, inkar eden, ezen, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Türk’üne, Kürt’üne, Laz’ına, Çerkez’ine bakmadan,akan kan insandan, bu coğrafyanın bağrından akıyor.

Ben bugün çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki, artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi gibi önemli bir aşamaya gelinmiştir.

Yüreğini bana açan, bu davaya inanan herkesin sürecin hassasiyetlerini sonuna kadar gözeteceğine inanıyorum.

Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Bu mücadeleyi bırakma değil, daha farklı bir mücadeleyi başlatmaktır.

Etnik ve tek uluslu coğrafyalar oluşturmak, bizim aslımızı ve özümüzü inkar eden modernitenin hedeflediği insanlık dışı bir imalattır.

Kürdistan ve Anadolu tarihine yaraşır şekilde tüm halkların ve kültürlerin eşit, özgür ve demokratik ülkesinin oluşması için herkese büyük sorumluluk düşüyor. Bu Newroz münasebetiyle en az Kürtler kadar Türkmenleri, Ermenileri, Asurları, Arapları ve diğer halk topluluklarını da yakılan ateşten kaynaklı özgürlük ve eşitlik ışıklarını kendi öz eşitlik ve özgürlük ışıkları olarak görmeye ve yaşamaya çağırıyorum!

 Saygıdeğer Türkiye halkı!

 Bugün kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki, Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır. Bu hukukta fetih, inkar, ret, zorla asimilasyon ve imha yoktur.

Kapitalist moderniteye dayalı son yüz yılın baskı, imha ve asimilasyon politikaları halkı bağlamayan, ama ondan da kurtulamayan dar bir seçkinci iktidar elitinin tüm tarihi ve kardeşlik hukukunu inkar eden çabalarını ifade etmektedir. Günümüzde artık tarihe ve kardeşlik hukukuna ters düştüğü iyice açığa çıkan bu zulüm cenderesinden ortaklaşa çıkış yapmak için, Ortadoğu’nun temel iki stratejik gücü olarak hepinizi kendi öz kültür ve uygarlıklarınıza uygun şekilde demokratik modernitenizi inşa etmeye çağırıyorum.

Zaman ihtilafın, çatışmanın, birbirini horlamanın değil, ittifakın, birlikteliğin, kucaklaşma ve helalleşmenin zamanıdır.

Çanakkale’de omuz omuza şehit düşen Türkler ve Kürtler Kurtuluş Savaşını birlikte yapmışlar, 1920 TBMM’yi birlikte açmışlardır. Ortak geçmişimizin önümüze koyduğu gerçek, ortak geleceğimizi de birlikte kurmamız gerektiğidir. TBMM’nin kuruluşundaki ruh bugün de yeni dönemi aydınlatmaktadır.

Tüm ezilen halkları, sınıf ve kültür temsilcilerini, en eski sömürge ve ezilen sınıf olan kadınları, ezilen mezhepleri, tarikatları ve diğer kültürel varlık sahiplerini, işçi sınıfının temsilcilerini ve sistemden dışlanan herkesi çıkışın yeni seçeneği olan demokratik modernite sisteminde yer tutmaya, zihniyet ve formunu kazanmaya çağırıyorum.

Ortadoğu ve Orta Asya kendi öz tarihine uygun bir çağdaş modernite ve demokratik düzen aramaktadır. Herkesin özgürce ve kardeşçe bir arada yaşayacağı yeni bir model arayışı ekmek ve su kadar nesnel bir ihtiyaç haline gelmiştir. Yine Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının, ondaki kültür ve zamanın bu modele öncülük etmesi, onu inşa etmesi kaçınılmazdır.

Tıpkı yakın tarihte Misak-ı Milli çerçevesinde Türklerin ve Kürtlerin öncülüğünde gerçekleşen Milli Kurtuluş Savaşının daha güncel, karmaşık ve derinleşmiş bir türevini güncel olarak yaşıyoruz.

Son doksan yılın tüm hataları, eksiklikleri ve yanlışlıklarına rağmen, mağdur edilmiş, büyük felaketlere uğramış hakları, sınıfları ve kültürleri de bir kez daha yanımıza alarak model inşa etmeye çalışıyoruz. Tüm bu kesimleri eşitlikçi, özgür ve demokratik ifade tarzını, örgütlenmesini gerçekleştirmeye çağırıyorum.

Misak-ı Milli’ye aykırı olarak parçalanmış ve bugün Suriye ve Irak Arap Cumhuriyeti’nde ağır sorunlar ve çatışmalar içinde yaşamaya mahkum edilen Kürtleri, Türkmenleri, Asurileri ve Arapları birleşik bir ‘Milli Dayanışma ve Barış Konferansı’ temelinde kendi gerçeklerini tartışmaya, bilinçlenmeye ve kararlaşmaya çağırıyorum.

Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz. Ayrıştırmak isteyenlere karşı birleşeceğiz.

Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp sepetine giderler. Suyun akışına direnenler uçuruma sürüklenirler.

Bölge halkları yeni şafakların doğuşuna şahitlik etmektedir. Savaşlardan, çatışmalardan, bölünmelerden yorgun düşen Ortadoğu halkları artık kökleri üzerinden yeniden doğmak, omuz omuza ayağa kalkmak istiyor. Bu Newroz hepimize yeni bir müjdedir. Hazreti Musa, Hazretiİsa ve Hazreti Muhammed’in mesajlarındaki hakikatler bugün yeni müjdelerle hayata geçiyor, insanoğlu kaybettiklerini geri kazanmaya çalışıyor.

Batı’nın çağdaş uygarlık değerlerini toptan inkar etmiyoruz. Ondaki aydınlanmacı, eşit, özgür ve demokratik değerleri alıyor, kendi varlık değerlerimiz ve evrensel yaşam formlarımızla sentezleyerek yaşamlaştırıyoruz.

Yeni mücadelenin zemini fikir, zikir, ideoloji ve demokratik siyasettir, büyük bir demokratik hamle başlatmaktır.

Selam olsun bu sürece güç verenlere, demokratik-barış çözümünü destekleyenlere!

Selam olsun halkların kardeşliği, eşitliği ve demokratik özgürlüğü için sorumluluk üstlenenlere!

Yaşasın Newroz!

Yaşasın Halkların Kardeşliği!

İmralı Cezaevi

21 Mart 2013

Abdullah Öcalan

KÜRDİSTAN DEMOKRATİK İSLAM KONGRESİ’NE

Mümin kardeşlerim!

İslam ana merkezlerinde büyük bir savrulmayı, ihanet ve isyanı yaşarken, eksik ve yanlış anlamaya yol açabileceğinin bilincinde olarak, yine de daha büyük yanlışları önlemek ve özdekteki doğrulara yol açmak açısından ‘Kürdistan’ ve ‘demokratik’ kavramlarını kullanmaktan çekinmedim.

Özellikle İslam’ın iki büyük merkezi olarak kendini günümüze de dayatan iktidarcı Arabi-Selefi akımlarla İrani-Şia akımların devletçilik bağlamında yol açtığı büyük tahribatlara karşı mekân, halk ve demokrasi merkezli kavramlarla mücadele bayrağını açmayı aynı dinin (İslam’ın) özündeki doğruya sadakatle bağlı olmanın gereği saymaktayım. Bu iki iktidarcı-devletçi merkeze karşı demokratik ve mekan merkezli karşı çıkışların en büyük toplumcu ahlaki ve politik ifadesi olarak İslami yanıt aramayı, bulmayı ve iradeleştirmeyi Kongrenizin en temel görevi saymakta ve selamlamaktayım.

Her iki ana merkezci, iktidarcı ve devletçi akım kapitalist-emperyalist yükseliş bağlamında gelişmiş olup, dönemin egemen saltanat bloğu olan Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünde kullanılmıştır. Özellikle yenidünya hegemonu olarak yükselen İngiliz İmparatorluğu tarafından halen sıkı sıkıya kullanılmaktadır.

Her iki merkez de milliyetçilik mikrobunu İslam’ın özüne karşı sonuna kadar kullanmış, kendi ulus-devletlerinin doğuşunda kapitalist emperyalizmin ana zor kavram ve uygulaması olan ulus-devletçi sistemi en zorba tarzda kendi halklarına zalimce dayatmakta asla tereddüt etmemiştir. Halbuki İslami ümmet anlayışı öz itibariyle ulus-devletçilikle asla bağdaşmaz.

Zaten İngiliz İmparatorluğu İslam ümmetini parçalamak için ulus-devletçiliği, onun başat ideolojisi olan milliyetçiliği çok bilinçli olarak İslam ümmetinin bağrına, beynine ve rahmine yerleştirmiştir. Son iki yüzyıllık tarih İslam’ın mekanlarında ve halklarında bir nevi bu zihin ve rahim tecavüzünü yaşamakla geçmiştir.

Mümin kardeşlerim!

İslam gerçekten din adına söylenebilecek en son evrenselliği temsil etmektedir. Hem dini hem felsefi, dolayısıyla bilimsel bir evrenseldir. Ama çok önemli bulduğum bu aynı felsefenin, dinin, yani İslam’ın bir de ‘tekil’ kavramı itibariyle ifade ettikleri ve yaşamsallaştırdıkları gerçekliği vardır. Evrensel yön kendini “Allah’ın Birliği” olarak çok güçlü ifade eder ve muazzam bir külliyata kavuştururken, bunun üzerinde inşa edildiği ‘tekiller’ üzerinde aynı önemle durulmamış, çok sayıda eksik, yanlış ve çatışmacı yorum ve uygulamalara tabi kılınmış, oluruna bırakılmıştır. Temel görevlerimizin başında mekana ve zamana bağlı olmayan Allah’ın Nasları kadar oluşturulan onca tekil nasları da aynı sorumluluk ve yetkinlikle ele almalı ve haklarını bahşetmeliyiz. Bilimsel ifadeyle söylersem, genel ilkelerin somut uygulanışını adil ve özgürce başarmalıyız. Daha somut olarak genelde tüm canlılara, özelde insana özgü topluluklara İslam evrenselliğinin özünde yatan adil ve özgürce yaklaşımları uygulamalıyız. Kul hakkı yememek ve karıncayı ezmemekle dile getirilen gerçeklik budur.

Ama iki zalim merkezden kaynaklanan ‘Hizbullah’ ve ‘El Kaide’ zındıkları esasında kapitalist piçleştirmenin İslam ümmetinin başına bela ettiği güncel faşizmi temsil etmekte, idam sehpaları ve kelle koparmalarıyla korkunç faşizmi başta Kürdistan halkı olmak üzere İslam olan ve olmayan tüm halklara, insanlara karşı uygulamaktadır. Laik-milliyetçi faşizm dünün ve halen acımasızca uygulanan devletçi faşizmi iken, sözde daha güncel ve radikal İslam’ın faşizmi de adı geçen bu akım ve partilerle olmaktadır.

Değerli mümin kardeşler!

Kürdistan’daki Özgürlük Hareketi hem bu laik-milliyetçi hem de radikal dinci geçinen iki ana merkezli sapkınlığa asla düşmeyecek ve fırsat tanımayacaktır. İnanıyorum ki temsil ettiğimiz Özgürlük Hareketi her türlü milliyetçi, dinci, cinsiyetçi ve bilimci geçinen kapitalist ve ataerkil iktidarcı anlayış ve uygulamalara karşı radikal demokrasinin ve özgür mekanın kendisi olacaktır. Çağdaş İslami ümmetin ‘millet birliğini’ anlamlı buluyorum. Ama bu asla ‘tek devlet, tek millet, tek bayrak’ zırvalamaları anlamına gelmemektedir. Tersine ilgili ayetteki “Birbirinizi tanıyasınız diye sizi farklı kavimler halinde yarattık” hükmü gereği ÇOĞULCU, DEMOKRATİK, EŞİT ve ÖZGÜR bir İslami Milletler Birliğini (Birliğinde olan diğer kavimleri) ifade etmektedir. Kongrenizin hem İslam’ın evrenselliği hem de tekilliği bağlamında çoğulculuğun ifadesi olan her mezhebi tekiller sorununa doğru yaklaşımlar ve uygulama esaslarını geliştireceğine dair inancımı belirtmek isterim.

Hareketimizi Batının ideolojik hegemonyasının bir sonucu olan dini-laik ikilemine boğmamak esastır. İslam’ın kendisini dini-laik bağlamına sıkıştırmak da bence yanlıştır, İslam’daki yaşam bütünlüğünü bozmaktır. Ayrıca sanki modaymışçasına İslami kriterleri kılık kıyafetler üzerinden tanımlamak dar pozitivist yaklaşımlardan öte bir anlam ifade etmez. Eğer illa genel bir güncel İslami tanımlamada bulunma gereği varsa, bunu ‘kültürel İslam’ olarak belirlemek herkesi içermesi nedeniyle kanımca doğruya daha yakındır. Kültürel İslam ile kastedilen, hem gerçekleşmiş hem de anlamını sürdüren İslam toplumudur. Unutmamalıyız ki İslam doğduğunda şekli şartlar, ibadet biçimleri söz konusu değildi. İlk söz ‘oku’ idi, yani anlamla ilgiliydi. Esas olan da budur. Bu husus rahatlıkla günümüz için de geçerlidir diyebilirim. Günümüz için İslam’ın anlamı, dolayısıyla tanımı, tarihi-toplumsal (kültürel) bir gerçeklik olan İslam toplumlarında adil, özgür ve demokratik kriterleri geçerli kılmak ve bunun için cihad-ı ekber ve cihad-ı suğra’yı işletmek, yani sürekli özeleştirisel ve eleştirel yaşamaktır. Diğer bir deyişle nefsle mücadeleyi (iç mücadele) dıştan gelen şer güçlerine (dış güçlere) karşı daimi kılmaktır.

Saygıdeğer mümin kardeşlerim!

Kongrenizin genel hatlarıyla ifade etmeye çalıştığım anlamı kadar sürekliliği ve bundan sonraki kurumlaşması daha da önemli bir görev olarak önünüzde durmaktadır. İslami diyarların genelinde olduğu gibi Kürdistan’da da sürekli ve yeni bir İslami kurumlaşmaya şiddetle ihtiyaç vardır. Küresel kapitalizmin türevleri olmaktan öteye gidemeyen sulta kökenli Şii, Selefi ve İhvani kökenli cemaatleri aşmak yeni kurumlaşma için gereklidir. Çare elbette resmi Diyanet İslam’ı değildir. Resmi Diyanet İslam’ı ‘iğdiş edilmiş İslam’ olup gayriresmi (Aslında hepsi dolaylı resmi iktidarcı İslam’dır) İslam’dan daha anlamsız, zıttına hizmet eden bir İslam karikatürüdür. Faşizmden liberalizme kadar geniş hizmet sahaları vardır. Bu anlamda karşı-İslam rolünü oynar. Gerek resmi İslam’ın gerekse ‘gayri siyasi’ Cemaat İslam’ının Türkiye’de denenen son pratikleri toplumu kapitalizmin en talancı, en çevre düşmanı, en iktidarcı örneğiyle karşı karşıya bırakmıştır. Adil, özgür ve demokratik İslam kendini bu gerçeğin alternatifi olarak anlamlandırmak ve sürekli bir kurumlaşmaya tabi kılmak durumundadır. Yeni kurumlaşmanın adını, örgütlenme esaslarını ve amel biçimlerini derin bir vukuf ve iradeyle oluşturacağınıza dair inancımı belirtmek isterim.

Son olarak, bazıları Hareketimizi, ateist, komünist, materyalist gibi Batılı kavramlarla tanımlamak istemektedirler. Bunlara ‘kavram kölesi‘ demek daha uygun düşer. Yalnız şu kadarını söylemeliyim ki, eğer İslami toplum doğası bir gerçekse, İslam'ın dindarı ve ateisti olmaz. Bunlar kavramsallaştırmalardır.

En zor koşullarda tüm küresel kapitalist zorbaların kuşatması altında en gelişmiş savaş teknikleriyle saldırı altında bulunan, her şeyi sömürülen bir halkın, Kürt halkının sahte İslam’ın zulüm ve sömürüsüne maruz kalmış bir toplumun savaşçılarına ancak Hz. Ali timsalinde kahramanlık yakıştırılabilir, eş kılınabilir. İslam’ın (mazlumlar tarihinin) en adil, özgür ve demokratik geleneğini temsil ettiğimize dair en ufak bir şüphem yoktur. Bu gerçekliği dünyanın diğer tüm mazlum halklarıyla güncel olarak paylaşan öncülüğe layık olmak kadar, günün ve geleceğin gerekli kıldığı yeniliğe ilişkin olarak da en idealli hareket olduğumuza dair de kuşkum bulunmamaktadır.

Çağdaş bir Hüseyni, çağdaş bir Selahaddini Hareketin sentezi olmak en önemli mutluluk, dolayısıyla iman kaynağımdır. Hepinizi paylaşmaya, iradeleşmeye, eyleme çağırıyorum. Toplumsal esinin adil, özgür adı olan Allah’ın birliğine davetle birlikte güvende olmanızı diliyor ve selamlıyorum.

24 Nisan 2014

İmralı F Tipi Cezaevi / Gemlik-Bursa

Abdullah Öcalan

BDP KONGRESİ’NE

Değerli yoldaşlar!

Yaşadığımız koşullar gereği yenilenmeye şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır. Yirmi yılı aşan partileşme geleneğiniz, demokratikleşemeyen Türkiye gerçeği nedeniyle ağır antidemokratik saldırılar altında varlığını bugünlere kadar taşırmayı başarsa da, maalesef hak ettiği kazanımlara bir türlü ulaşamamıştır. Burada iyi niyet ve çaba yetersizliğinden değil, demokratik bir parti ve hareket olmanın özgünlüklerinden bahsediyorum.

Kendim yirmi yılı aşkın süredir hareketinize gereken katkımı hep ifa etmeye çalıştım. Vardığım sonuç hep köklü reformlara ihtiyaç olduğuydu. Bugün de aynı kanıdayım. İki yönden reforma şiddetle ihtiyaç vardır:

1- Esas olarak temsil etmeye ve iradesi olmaya çalıştığımız Kürt toplumu, halkı ve ulusu için Türkiye koşullarında, onun devletsel, hukuki, siyasal, sosyal ve ekonomik gerçekliğinde en doğru mekansal konumlanma ve iradeleşmenin partisel ifadesi Bölgesel Demokrasi Partisi veya Demokratik Bölgeler Partisi biçiminde olabilir. Yani özde ve biçimde genelde Türkiye demokrasisine, özelde Kürt sorununun demokratik çözümüne bu adlardan biri altında daha somut ve gerçekçi olarak hizmet edilebilir. Dikkat edilirse sadece ad değişikliği önermiyorum. Çok anlamlı ve hem genele hem de özele hizmet edebilecek çok anlamlı bir çıkış hamlesinin formülünü sunuyorum.

2- İkinci önemli reform önerim, BDP’nin kendini yenilerken, Türkiye'nin geneline hizmet etmek durumunda olan HDP içinde resmen olmasa da ‘de facto’ olarak motor bir güç biçiminde yer almasıdır. Bu yer alış mekanik değildir, diyalektik işleyiş ve resmi toplum gereğidir. Türkiye altmış yılı aşkın süredir gladionun ayrıştırma ve çatıştırma pratiğine kurban edilmektedir. Bu oyun günümüze doğru en çok da Kürtler üzerinde tezgahlanmaktadır. HDP’ye yönelik saldırıların altında da bu gerçeklik yatmaktadır. Bu oyunu ancak hem bölgesel (yerel) demokrasiye ilkesel yer vermekle hem de ulusal düzeyde ikisini resmi bir çatıda (sadece çatıda değil, demokratik ulus toplumunda) bütünleştirmekle bozabiliriz. Yani Türkiye gerçeğinde yerel ve ulusal demokrasi aynı oranda örülmeden kapitalizmin, günümüzde de neoliberalizmin gladio kapanından sağlıklı bir çıkış gerçekleştirilemez.

Bu iki ana husustaki reformla bağlantılı olarak yeni partileşmenizin en bariz niteliği ve toplumun en çok ihtiyaç duyduğu husus, ideolojik-örgütsel kadro eğitimidir. Geçen yirmi yıl maalesef ideolojiden ve örgütsellikten yoksun en donanımsız kadrolarla, daha doğrusu kadrodan yoksun olarak yürütülmeye çalışılmıştır. Güncel politikanın ürettiği, ihtiyaç duyduğu kadroları yetiştirmeden başarılı bir pratik sergilenemez.

Yeni parti esas olarak bir kadro yetiştirme okulu olacaktır. Bu partinin en ağır basan yönü siyasi-akademik yönüdür; toplumun her alandaki ihtiyaçları için kadro oluşturması ve örgütlemesidir. Bu işin amatörlerle yürümediği yeterince açığa çıkmıştır. Yeni parti yönetimi kolektif iradesi olmaya çalıştığı toplumun her alandaki (Müzakereler için sekiz alan önermiştim) ihtiyaçları için yeterli kadro eğitmeden, yeterli ve yedekli örgütlemeyi yapmadan, bunu tüm bölgelere yaymadan başarılı olamaz.

3- Bu temelde diğer bir husus da bu partinin resmi demokratik politikayı ulusal partiye ve belediyelere bırakırken, yönetimlerinin HDP ve belediyelerin resmi meclislerinde yer almamasıdır. Kısacası BDP güncel pratik politikanın icrasını HDP ve belediye organlarına bırakırken, kendisini daha orta ve uzun vadeli kalıcı kadrolaşmaya ve tüm toplumsal çeperlerde örgütlemeye hasretmelidir. Bu ayrımın daha başarılı sonuç vereceği kanısındayım. Bu durum iki platform arasında geçişkenlik olmayacak anlamına gelmez. Tersine daha yerinde ve zamanında başarılı geçişkenlikler için fırsat sağlar.

4- Diğer bir husus, demokratik ulus modeline uygun bir altyapı ihtiyacının bizi bu tür bir reforma zorlamasıdır. Türkiye'de çok güçlü olan karşılıklı inkarcı kutuplaşmayı doğuran şoven milliyetçilikleri aştıracak demokratik ulus modeline en uygun biçimde bölgesel demokrasiyle varılabilir. Ayrılıkçılığa savrulmaya sözde en katı ulus-devletçiler yol açmaktadır. Bizler hem ideolojik hem de pratik olarak milliyetçiliğin bu oyununa gelemeyiz.

Sonuç olarak BDP'nin gerçekleştireceği bu yönlü reform güncel politik tıkanma ve kilitlenmeyi açacak en uygun taktik adım olarak değerlendirilmelidir. İlerde gerektiğinde yeni taktik adımlar atılabilir ve stratejiler geliştirilebilir. Örneğin seçimlerde iki gruba yetecek kadar milletvekili seçilirse, her iki partinin de grupsal temsili uygun bir taktik olabilir.

Değerli yoldaşlar!

Son savunmalarımda, özellikle Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü adlı savunmamda bahsettiğim bu pratik hususlar için yeterli teorik ve pratik-politik tespitler fazlasıyla vardır. Bu tespitleri su gibi özümsemeden, bunlara ihtiyaç duymadan demokratik çözüme katkıda bulunma çabalarınızın yeterli olmayacağını bilerek yeni dönemin parti görevlerine yoğunlaşmalı ve bunun gerekli kıldığı arzuyu, azmi ve iradeyi kendinizde mutlaka gerçekleştirmelisiniz. Tarzını ve temposunu tutturacak çabayı sergilemelisiniz. Tarih hayati sorunların başka türlü çözülemeyeceğinin sayısız örnekleriyle doludur.

Başarı dileklerimle selamlarım.

İmralı Cezaevi

Abdullah Öcalan

 

HDK-HDP KONGRESİ’NE

Değerli yoldaşlar!

1970’lerin çıkışına dayalı olarak ortaya çıkan Hareketimizi hiçbir dönemde Türkiye devrimci demokratik ve sosyalist hareketinden ayrı düşünmedik. Kendimizi hep bu çıkışın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirdik. Her zaman bütünsel olmaya ve bu temelde hareket etmeye özen gösterdik. Çağrı yaptık, adım attık. Bilinen ve az bilinen nedenlerle birbirimizden ayrı düştük. Faşizm Türkiye’nin batısında alacakaranlığını egemen kılarken, Doğusunda ölüm sessizliğine yol açmasına asla mahal bırakmadık. Bu coğrafyanın emekçilerini ve temel kültürel değerlerini stratejik önemde birinci sıradaki dostlar ve yoldaşlar olarak değerlendirdik. Bu temelde bölgesel bir dayanışmayı kendimiz için stratejik perspektif edindik. Böylece gerçekçi bir enternasyonalizme zemin olduk, buna yol açtık, yürüdük. Şimdi koşarcasına birincil stratejik dostlarla yeniden buluşmaya, kararlaşmaya ve birlikte hareket etmeye çalışıyoruz.

Bu temelde yakın dönemde tüm gücümüzle HDK ve HDP’nin oluşumuna katkı sunmaya çalıştık. Hegemonik sistemin tüm karşı çabalarına rağmen asla geri adım atmadık. Hep ‘ülke, millet ve devlet’bütünlüğünden bahseden hegemonik oligarşik güçler, ardına kadar ayrılıkçılığı ve bölücülüğü dayatmakla maskelerini düşürmek durumunda kaldılar. Çok karşı çıktıkları Kürtçülüğün arkasındaki temel güç oldular. Hatta Kürt ulus-devletçiliğinin mimarisinde rol oynadılar. Bunlar her gün bu oyunlarına yeni halkalar ekleyerek gerçek bölücüler olduklarını kanıtlamaya devam ediyorlar.

Bizler, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin tüm bileşenleri ise vargücümüzle, halklarımızın birlik çabalarıyla her iki tarafta yaşanan bu yönlü tüm ayrılıkçı dayatmalara yanıt veriyoruz.

Değerli yoldaşlar!

İşte bu yakın dönem çabalarımıza tüm halkların hak talepleri ve özgürlükleri için, sivil toplumun demokratik birliği için yeni ve sonuç alıcı taktik bir hamle ile zirvesel bir katkı daha sunuyoruz. BDP'ye dayatılan ‘dar, bölgeci, milliyetçi’ suçlamasını boşa çıkarmak ve en önemlisi devrimci-demokratik sosyalist güçlerin pratik-politik-birleşik partisi olan HDP'yi TBMM'de grup kurma imkanına kavuşturduk. Unutmamak gerekir ki, bu 1965'teki TİP hamlesinden sonraki en büyük politik çıkış olacak, işçi ve emekçi hareketinin gelişimine katkı sunacaktır.

Türkiye ve Kürdistan’ın birleşik emek ve halk hareketleri için yeniden yapılanmanın temel karar mekanizması olarak düşünülen HDK’nin bu meyanda olağanüstü kongresine de ihtiyaç olduğu kanısındayım ve önermek durumundayım.

Türkiye’de artık tutacak dikişi kalmayan, başından beri kurumsal faşizmle malul ulus-devlet alışılırken, her türlü tekçi anlayışa karşı alternatif model olarak demokratik ulus, demokratik cumhuriyet ve ortak vatan paradigmasını sahiplenmek ve yeniden yapılanmaya bu espriyle gitmek HDK’yi daha da işlevsel ve tarihi kılacaktır. Pratik bir öneri olarak HDK için 100 kişilik bir Demokratik Ulus Meclisi (DUM) ile 400 veya 500 kişilik bir Bölgeler Meclisi’nin (BM) teşkili yeni yapılanmanın temeli olarak sunulabilir.

Süreç içinde politik tıkanmayı aştıracak bir öneridir bu. Demokratik Ulus Meclisi, demokratik ulusun bütünlüğünün bir nevi karar oluşturucu gücü olarak, 100 kişilik bir senato rolünü oynayacaktır. Diğer organ ise bir nevi bölgelerin alt organı veya seçilmiş demokratik meclisi olacaktır.

Değerli yoldaşlar!

Taslak halinde önermeye çalıştığım HDK ve HDP’nin bu yeniden yapılanma modeli tüm grup, hareket ve partilerin ideolojik ve örgütsel yapısını olumsuz etkilemediği gibi, kendilerini daha güçlü ifade etmelerine ve örgütlenmelerine de hizmet edecektir. Bir yandan devrimci demokratik ve sosyalist hareketin üst düzeyde azami birlik ve bütünlüğüne yol açarken, diğer yandan her grup, hareket ve partiyi kendini netleştirmeye ve sağlam bir bileşen olmaya taşıyacaktır.

BDP’ye önerdiğim model de bu biçimdedir. TBMM içinde ve dışında ortak pratik politikayı resmi olarak üstlenen HDP bununla muazzam bir sinerjiye yol açacaktır. Statüko karşıtı demokratik sosyalist güçlerin 1960’lardan, hatta 1920’lerden beri hep komplo ve imhalarla engellenen birliği ve bütünlüğü bu temelde başarı imkanını daha da çoğaltacaktır. En önemlisi de bu yönlü gelişmeyi tarihi ‘demokratik diyalog ve müzakere süreci’nin ayrılmaz bir parçası olarak gerçekleştirmek durumundayız. Bu gelişme tarihte bir ilktir. Önemle ele alınmalı ve gereği yapılmalıdır. Eğer Türkiye’de sosyalizme de açık bir demokrasiye gideceksek bu, demokratik müzakere süreciyle yakından bağlantılı olacaktır.

Aceleyle sunmaya çalıştığım bu düşünce ve önerilerimi şüphesiz daha derin teorik ve pratik tartışma ve önerilerle zenginleştireceğinize ve dolayısıyla başaracağınıza dair inanç ve umudumu belirtir, hepinizi saygıyla selamlarım.

25 Nisan 2014

Abdullah Öcalan

 

-Son-

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan

Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa/İmralı Notları Mezopotamya Yayınları

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): OCALAN  POLITIKA  YAPMAK  BUYUK  USTALIK  ISTER  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.