ÖCALAN: KADINLARIN KATLEDİLMELERİ SAVAŞTAN BETERDİR
Umudun Zaferi / 19 Nisan 2016 Salı Saat 07:46
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 4 Nisan 2015 tarihinden bu yana hukuksuz bir şekilde tutulduğu İmralı Adası’nda tecrit içerisinde tecrit koşullarında tutuluyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, İmralı Heyeti ile 8 Şubat 2014 tarihinde yapılan görüşmenin Mezopotamya Yayınları’nın Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa/İmralı Notları kitabındaki tam metnini yayınlıyoruz

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 4 Nisan 2015 tarihinden bu yana hukuksuz bir şekilde tutulduğu İmralı Adası’nda tecrit içerisinde tecrit koşullarında tutuluyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, İmralı Heyeti ile 8 Şubat 2014 tarihinde yapılan görüşmenin Mezopotamya Yayınları’nın Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa/İmralı Notları kitabındaki tam metnini yayınlıyoruz

(Başkan ve Yetkili ayakta bekliyordu.)

Pervin Buldan: Başkanım nasılsınız, sağlığınız nasıl?

Abdullah Öcalan: İyiyim, siz nasılsınız, ne kadar cevap oluyorsunuz? Misyon olarak ne kadar hazırsınız? Sizi de bu yükün altına koydum. Ama isteyerek hazır olmanız çok önemli. Gerçi siz de gönüllü geldiniz. Sizi bu yükün altına sokmak istemezdim. Devlet heyeti yetersiz, ama size göre daha hazırlıklı.

Abdullah Öcalan: (Elindeki notları Pervin’e verdi) Bunları yazın.

Sırrı S. Önder: Pervin hanım aktarım yapacağı için gündemi ben yazayım.

Pervin Buldan: Başkanım, öncelikle eşbaşkanların ve grubun selamları vardı. Hükümet, Hakan Fidan ve Kandil’de arkadaşlarla görüşmeler yaptık. Aktarımını yapmadan önce bir önceki görüşmede HPG’nin üç sayfalık mektubunu getirmiştim. Aldınız mı?

Abdullah Öcalan: Evet, aldım, okudum.

Pervin Buldan: 22 Ocak 2014 tarihli 7 sayfalık KCK Genel Başkanlık Konseyi, KCK Eş Genel Başkanlığı mektubu size ulaştı mı?

Abdullah Öcalan: Evet, aldım, okudum, değineceğim.

Pervin Buldan: Doğu Kürdistan’dan Yaresan halkından bir grup adına mektup var. Onu size iletmek istiyorum.

Yetkili: Bu tarz mektupları Adalet Bakanlığı aracılığı ile iletirsiniz, daha sağlıklı olur.

Abdullah Öcalan: Evet, öyle yapın.

Pervin Buldan: Almanya Köln’de Öcalan’a Özgürlük Platformu çalışanlarının bir bilgilendirme notu var. Yaptıkları çalışmaların birer örneğini size göndermişler.

Abdullah Öcalan: Evet, bakarım.

Pervin Buldan: Sterk TV’de yayınlanmak üzere Baki Gül’ün iki sorusu var.

Abdullah Öcalan: Evet, alayım. Sonra değerlendiririm.

Pervin Buldan: Uluslararası komplonun 16. yıldönümünü özetlemek gerekirse ne söylemek istersiniz? 1999’dan itibaren İmralı’da oluşturulan sistem sona erdi diyebilir miyiz?

Abdullah Öcalan: Evet, bunları cevaplayacağım. Baki’yi önemsiyorum. İyi gazetecilik yapıyor. Özel selamlarımı söylüyorum. Günay’a, Remzi onlara, tüm arkadaşlara selam söyleyin.

Pervin Buldan: Başkanım, ben Avrupa’ya gideceğim, bunları aktarırım.

Abdullah Öcalan: Arkadaşları görürsünüz. Kadınları da görün. Köln’deki Öcalan’a Özgürlük Platformunu da ziyaret edin. Özel selamlarımı iletin.

Pervin Buldan: PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah Ankara’ya geldi.

Abdullah Öcalan: Evet, sizi de ziyaret etmiş. Ne çıkardınız ziyaretinden?

Pervin Buldan: HDP’nin bir konferansı için gelmişti. Dışişleri Bakanından randevu istedik, verilmedi. Rojava’da kurulan Kantonlarla ilgili bilgi verdi. Size özel selamlarını gönderdi. Rojava’daki üç Kantonla ilgili, Cezire Kantonunun üç kişilik yürütmesi var. Başkan Ekrem Hüso; Yürütme Arap, Süryani ve Kürt temsilcilerden oluşuyor.

Abdullah Öcalan: Evet, olur.

Pervin Buldan: Afrin Kantonu Başkanı Hêvi adında bir kadın arkadaş. Yürütme yine üç kişi. Kürt ve Arap temsiliyeti var. Kobani Kantonu Başkanı Enver Müslim, avukattır. Yürütmesi yine üç kişi. üçü de Kürt, bir kadın iki erkekten oluşuyor.

Abdullah Öcalan: Evet, tamamdır.

Pervin Buldan: Hakan Fidan, Adalet Bakanı ve Kandil’de arkadaşlarla görüştük. Paris Cinayeti ve diğer konuları görüştük.

Abdullah Öcalan: Hakan Beyin verdiği bilgiler tatminkar mıydı?

Pervin Buldan: Biz de tam olarak tatmin olmadık, Kandil de ikna olmadı.

Abdullah Öcalan: Ne diyor Hakan?

Pervin Buldan: Yaptığımız görüşmeden önce Paris Cinayetine ilişkin ses kaydı ve MİT belgesi ortaya çıktı, bunları sorduk. Hakan Fidan cinayeti ilk duyduğunda sırtından vurulmuşa döndüğünü söyledi. “Bu cinayetin bizimle ve yönetim kademesi ile hiçbir alakası yoktur. Bizim içimizde de Cemaat ve Ulusalcılar üzerinden bir yapılanma var. Onlardan araştırıyoruz” dedi.

Abdullah Öcalan: Bence buna dikkate almak zorundayız. Kandil tam tatmin olmamışsa da yapacak başka bir şey yok. MİT içinde soruşturma yapacak halimiz yok.

Pervin Buldan: Roboski ile ilgili de istihbaratın MİT tarafından verildiği bilgisini sorduk.

Abdullah Öcalan: Roboski, Paris ve Gever hakkında genel değerlendirme yapmak gerekir. MİT’e yönelik kuşatma da devam ediyor. Hükümet de hala paralel devletle nasıl mücadele edeceğini bilmiyor. Hükümet bu komplocu güçlere bugüne kadar çok taviz vermiş.

Pervin Buldan: Hakan Bey, askerlerin komuta kademesinin de bu sürecin arkasında olduğunu söyledi. “Roboski ile ilgili yargı süreci devam ediyor, avukatlar itiraz hakkını zaten kullanmışlar” dedi.

Abdullah Öcalan: Anlaşıldı.

Pervin Buldan: Çözüm süreci ile ilgili konuştuk. TMK, TCK, uzun tutukluluk süresi ile ilgili yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini, ayrıca yasal zemin ile ilgili adım atılması gerektiğini söyledik. Hakan Bey de gerekli kurumlar ve Bakanlarla toplantılar yapıldığını, bunu hem Başbakana hem de size aktaracaklarını söyledi. Adım atılmamasının Öcalan’a haksızlık olacağını, elinizin ve kolunuzun güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca Rojava ile ilgili de konuştuk.

Abdullah Öcalan: Ne diyor o konuda?

Pervin Buldan: PYD’nin rejimle işbirliği yaptığını, bu tutumunu değiştirirse kendilerine destek sunacaklarını söyledi. Biz de Türkiye’nin El Kaide ve El Nusra’yı desteklediğini, bu desteği bir an önce kesmeleri gerektiğini söyledik.

Abdullah Öcalan: Evet, bunları değerlendireceğim.

Pervin Buldan: Kandil’e gittik, İdris Bey’le birlikte gittik.

Abdullah Öcalan: Kimleri gördünüz, Kandil’de?

Pervin Buldan: Cuma, Sozdar Avesta, Besê Hozat, Helmet ve Rêwar arkadaşlar vardı.

Abdullah Öcalan: Sabri yok muydu, Cemal, Ali Haydar yok muydu?

Pervin Buldan: Onlar başka alanda olduğu için toplantıya katılamadılar.

Abdullah Öcalan: Evet, ilginç.

Pervin Buldan: Arkadaşlar Paris Cinayeti ve Rojava konusunda tatmin olmuş değiller. Zaten süreç ile ilgili mektupta düşüncelerini aktarmışlar.

Abdullah Öcalan: Evet, okudum.

Pervin Buldan: Ayrıca bir grup arkadaşla da toplantı sonrası görüştük.

Abdullah Öcalan: Kimler vardı?

Pervin Buldan: Kızıl Halit vardı. Çukurcalı bir arkadaş. Siz ona Timurlenk’imiz olabilirsiniz demişsiniz. Belki oradan hatırlarsınız. Zagroslarda kalmış.

Abdullah Öcalan: Ha, evet, ne yapıyor şimdi?

Pervin Buldan: Eğitim çalışmaları yaptığını söyledi. Özel selam söyledi. Emine isminde Nevşehirli bir kadın arkadaş vardı. PAJK’ta çalışıyor. PAJK adına selamını söyledi.

Abdullah Öcalan: Kimdi bu arkadaş, benim dönemimde var mıydı?

Pervin Buldan: Vardı, sanırım. Türk’tür. Jineoloji birimi örgütlemesi yapıyor.

Abdullah Öcalan: Yunanistan üzerinden mi katılmıştı? Kafkas kökenli miydi? O ise biliyorum.

Pervin Buldan: Abdullah Öcalan Akademisinde kalmış. Onlar adına selamlarını iletti. Ayrıca Mazlum’un annesi Reha’nın da size selamı var.

Abdullah Öcalan: Hangi Mazlum?

Pervin Buldan: Küçük Mazlum. Sizin yanınızda büyümüş. Annesi Ali Haydar’ın kız kardeşi.

Abdullah Öcalan: Evet, hatırladım. Mazlum nerede, ne yapıyor, büyümüş mü?

Pervin Buldan: Avrupa’da Meslek Okuluna gidiyor. Sağlık üzerine eğitim alıyor. Sizi de takip ediyormuş.

Abdullah Öcalan: Siz de selam söyleyin. Kocası vardı, o ne yapıyor?

Pervin Buldan: Ondan bahsetmedi. Gençlikten iki arkadaş vardı toplantıda. Selamlarını ilettiler.

Abdullah Öcalan: Evet, bunlar yeterlidir, diğer aktarımlara geçelim, zamanı iyi kullanmalıyız. İdris Bey’in aktarımını alayım.

İdris Baluken: Başkanım, Pervin Hanım’ın belirttiği birkaç hususa ek yapabilirim.

Abdullah Öcalan: Evet, buyrun.

İdris Baluken: Kandil’de arkadaşlar ile Paris Cinayetini uzun konuştuk. Arkadaşlar bu cinayetin hedefinin Newroz Deklarasyonu olduğunu, uluslararası komplo güçleri tarafından bu katliamın planlandığını söylüyorlar. Hedefin süreci sabote etmek olduğunu, kadın hareketi ve Avrupa’da hareketi sindirme amacı taşıdığını söylüyorlar. Bu cinayetten hem AKP’nin hem de Cemaat’in sorumlu olduğunu düşünüyorlar. MİT’in de bu cinayetten haberi ve onayı olduğunu ifade ediyorlar. Başbakanlık ve MİT’ten açıklama bekliyorlar.

Abdullah Öcalan: AKP de, MİT de isteselerdi, uğraşsalardı, hem Paris’in hem de Roboski’nin önlemini alabilirlerdi. Neden önleyemediniz diye sorabilirsiniz. İsteselerdi önleyebilirlerdi.

İdris Baluken: Bu belgeleri Cemaat ve CIA’nın yayınlamış olabileceğini düşünüyorlar.

Abdullah Öcalan: Evet, doğrudur.

İdris Baluken: Cinayette Cemaat’in parmağı nettir. Ömer Güney BBP kökenlidir. BBP Cemaat’in vurucu gücü niteliğindedir.

Abdullah Öcalan: Evet, bunlar doğrudur. Hakan’ların milyonda bir de olsa planlama ihtimallerini de düşünüyorum. Ama asıl önemlisi, bunu engelleyememiş olmalarıdır.

İdris Baluken: Hakan Fidan’la görüşmemizde Rojava konusunda, KCK’nin stratejisini tekrar gözden geçirmesini istediğini özellikle aktardı.

Abdullah Öcalan: (Sinirlendi) Nasıl yani, ne diyor?

İdris Baluken: PYD’nin Esad’la birlikte hareket ettiğini, muhalefet içinde yer almadığını düşünüyorlar.

Abdullah Öcalan: (Çok kızarak) Yalan söylüyorlar. Rojava’da bir sonuç alacaksa benimle görüşme yapacaklar. Ne Müslim ne de Kandil bu konuda hazırlıklı. Kandil zaten hazır mirasa bile sahip çıkamıyor. Ben oraya yirmi yılımı verdim. Kimse oraları benim kadar bilemez. Esad da beni ailece tanır. Esad’la işbirliği yapan asıl onlardı. Konuşturmasınlar beni. Önce Esad süper kardeşti. Öpüşmeler, sarılmalar, eşler düzeyinde ziyaretler falan. Sonra Esad düşman oldu. Küstahlıktır bu. Karar alamıyorlar. Ben dört yıl önce Emre Taner’e önerilerimi sundum. En uygun önerileri sundum. Çok büyük yanlış karar verdiler. Saygılı olup karar versinler. Öyle kandırmaya çalışmasınlar.

İdris Baluken: Çözüm süreci ile ilgili Hakan Fidan’la görüşmemizde yasal statünün önemi üzerinde çok durduk. Fetullah Gülen’in yakın dönem röportajında “Asıl paralel devlet müzakereleri yürütenlerdir” tespiti vardı. Bu onlar için de büyük tehlike. Dikkatini çektik.

Abdullah Öcalan: Kim dedi “Paralel devlet onlar” diye? Fethullah mı dedi?

İdris Baluken: Hakan Bey de yasal statünün olması gerektiğini söylüyor. Bir çalışmanın başlatıldığını söylüyor. Ancak biz Adalet Bakanı ile yaptığımız görüşmede bu konuyu sorduk. Bu konu hakkında bilgisi olmadığını, bir çalışma yapmadıklarını söyledi.

Abdullah Öcalan: Onlara söyleyin, Öcalan “Elli gün kaldı, Hanya’yı Konya’yı göreceksiniz” diyor. Ciddi olsunlar, ellerini çabuk tutmazlarsa ben aradan çekileceğim.

İdris Baluken: Atılması gereken diğer adımları, yasal çalışmaları Pervin Hanım aktardı. Yalnız bu hasta tutuklu arkadaşlarla ilgili durumu tekrar belirtmek istiyorum. Bu konuda adım atılmamasının zorlayıcı olduğunu söyledik.

Abdullah Öcalan: Bu hasta arkadaşları en başından bırakmaları gerekiyordu. Sözlerine sadık değiller. Ben açlık grevine son verdiğimde bunu yapmaları gerekiyordu. Biz elimizdeki esir askerleri de bıraktık, ama onlar bu hastaları da bırakmadılar. İsrail bir askeri için bin Filistinliyi bırakmıştı. Bu hastaları da, diğerlerini de rehine olarak tutuyorlar. Bu ahlaksızlıktır. Yakında sizi de rehine olarak alabilirler. Türkiye karışacak, ben ne yapayım. Siz de uyanık olun, tedbirinizi alın.

İdris Baluken: Bu konuları konuşmak için Hakan Bey KCK yetkilileri ile de görüşebileceklerini söylemişti. Kandil’de bunu aktardık.

Abdullah Öcalan: Evet, ne dediler?

İdris Baluken: Buna gerek olmadığını, Önderliğin Başmüzakereci olduğunu, onunla bizim adımıza her türlü görüşmenin yapılabileceğini söylediler.

Abdullah Öcalan: Evet, doğrudur.

İdris Baluken: KDP’nin durumu ile ilgili arkadaşların aktarımları vardı.

Abdullah Öcalan: Ne dediler?

İdris Baluken: KDP’nin boğazına kadar yolsuzluğa bulaştığını, kirlenmiş siyasetin ciddi zorlandığını ifade ettiler. KDP’nin Ulusal Konferans ile ilgili tutumunun yanlış olduğunu, çözüm süreci ile ilgili de şu anki pozisyonlarının süreç karşıtı olduğunu söylediler.

Abdullah Öcalan: Evet, biliyorum.

İdris Baluken: Ayrıca KDP’nin İran’da bizim dışımızdaki partilere ciddi paralar aktardığını, bu partileri kendine bağlamak istediğini ifade ettiler.

Abdullah Öcalan: Yani hem Türkiye’de hem de İran’da bize karşı parayla yeni bir güç oluşturmak istiyorlar.

İdris Baluken: Adalet Bakanı ile de bir görüşme yaptık. Aşağı yukarı görüştüğümüz konuları aktarmış olduk. Farklı olarak cezaevlerindeki sorunları ayrıntılı aktardık. Cezaevlerinde yaşanan sıkıntılar çözülmüyor, giderek artıyor. Bu konuda tedbir almasını istedik.

Abdullah Öcalan: Evet, önemlidir.

İdris Baluken: Başkanım, son olarak İçişleri Bakanı Efkan Ala ile görüşmek istedik. Bize geri dönüş yapmadı.

Abdullah Öcalan: Bu bakanları nasıl değerlendiriyorsunuz, bu meselenin önemini, ciddiyetini kavramışlar mı?

İdris Baluken: Pek anlamış görünmüyorlar. Biz hem süreci hem de son gelişen bazı olayları konuşmak istedik. Üniversitelerdeki ırkçı saldırılar, miting saldırıları, Hüdapar’ın yaptığı provokasyonları konuşmak istedik. Meselenin ciddiyetinin farkında değiller.

Abdullah Öcalan: Evet, geçelim.

İdris Baluken: Başkanım, Sağlık Emekçileri size üç kitap gönderdi. İdareye teslim ettik. Ivan Ilich’in Sağlığın Gaspı, Şenlikli Toplum”, Silvie Frederich’in Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim kitaplarını yolladılar. Size selamları var. Ahmet Özer’in Kürtler Cumhuriyete Neden İsyan Etti kitabını ve cezaevinden Erkan Pişkin’in bir kitabını da idareye teslim ettik.

Abdullah Öcalan: Ahmet Özer yeni mi yazdı bu kitabı? İlk kitabını okumuştum. Bunu da okuyacağım.

İdris Baluken: Sırrı Bey geri kalanı aktaracak.

Abdullah Öcalan: Evet, Sırrı Bey’i dinleyelim.

Sırrı S. Önder: Başkanım, Adalet Bakanıyla yaptığımız görüşmeye bir iki ek yapmak istiyorum.

Abdullah Öcalan: Bu bakanları anlamak istiyorum, tanımak istiyorum. Başbakanla görüşebildin mi?

Sırrı S. Önder: Henüz randevu talebime geri dönüş olmadı. Anladığım kadarıyla can derdine düşmüşler.

Sırrı S. Önder: Adalet Bakanlığına gittiğimizde paketi bizimle paylaştı. Ben ona, paketin bu haliyle çok anlamsız olduğunu, sadece canlarını kurtarma operasyonu olarak algılanacağını söyleyerek, “Burada sizin ihtiyacınız olmayan bir tek demokratikleşme düzenlemesi yok, hep kendi ihtiyacınıza göre düzenleme yapmışsınız. Bunu böyle yaparsanız ne toplumda karşılığı olur, ne de demokratikleşmeye hizmet eder” dedim. Adalet Bakanı birçok düzenlemeyi seçimden sonra yapacaklarını söyledi. Biz taleplerimizi içeren dosyayı güncelledik, onlar da o gözle bakacaklarını söylediler. Her şeyi de komplo teorileri ile açıklamaya gerek yok. Bunlarda iki sorun var. Birçok konuda bilgisizler ve birçok meselede de derinlikli bir ihtiyaç olarak algılamıyorlar. Mesela hasta tutsaklar meselesi.

Abdullah Öcalan: Evet, o konuya değinmiştim. Peki, niçin yapmıyorlar?

Sırrı S. Önder: Çünkü hiçbirinin bağımsız inisiyatifi yok. Hepsi Başbakanın ağzına bakıyorlar. O da can derdinde. Hakan Beyle görüştük. Daha görüşmeye başlar başlamaz “Ermeni Mektubu” konusunda bana ağır ithamlarda bulundu.

Abdullah Öcalan: Evet, haberim oldu ondan. Sen ne dedin?

Sırrı S. Önder: Birincisi, usulen hata yapmadığımı söyledim. Çünkü oradaki şahsa siz bu mektubu bize iletmiş oldunuz notunu ilettim. Ve bunu ilettikten sonra tedbiren iki gün bekledim. Belki bu mektubu tartışmak isterler ya da bir itirazları olur mu diye. Böyle bir şey olmayınca Agos’a gönderdim. İkincisi, yazdığım mektup sizin çizdiğiniz çerçeveye sizin cümleleriniz ve temel yaklaşım biçiminizle bir açıklık sağlamak olmuştu. Üstelik siz yaz demenize rağmen, size de okutup onayınızı almıştım. Bunları aktardım.

Abdullah Öcalan: (Gülerek) Ne dedi? Kendilerini devletin diğer bileşenleri karşısında zor durumda mı bırakmışsın?

Sırrı S. Önder: Evet Başkanım, meseleye aynen öyle yaklaştı. Ben de eğer zor durumda kalmışsanız, devletin diğer bileşenlerine mektubu benim yazdığımı söylersiniz, tüm sorumluluğu üzerime almaya hazırım dedim.

Başkanım, Demokratik İslam Konferansı için Hazırlık Komisyonumuzdaki arkadaşlar bir bilgilendirme yaptılar. Öncelikle Nisan ayının sonlarına doğru olacak. Ondan önce olmasının önünde iki engel var. Birisi seçimler, diğeri yeterli hazırlık, etkin ve geniş katılım ve bazı temel kavramlar üzerinde sürdürülen iç çalışmalarla tartışmanın belli bir odağa oturtulması çabaları. Sizin öneriniz üzerine arkadaşlar İhsan Eliaçık’la görüştüler. Çağrıcılar Komisyonuna ve konferansa belli düzeylerde katkı sunmayı kabul etti. Esas olarak çerçeveyi İktidar İslam’ı üzerine kurmanın faydasına inanıyoruz. Genel hatlarıyla bu merkezdedir.

Abdullah Öcalan: Bu konudaki düşüncelerimi daha önce söylemiştim. Aynısı yeterlidir. Söyle Altan’a, bu demokratiklik vurgusunu anlat. Bu gerçekleri bilerek ve katkı sunarak yapmalı bunu. Babasının hatırasını unutmaması gerekiyor. Ajanlarla yan yana durmamalı. İslam ile ikiyüzlülerini birbirinden ayırmak için rol oynayacaktı. Halen de bunu yapabilir. İslam zulme karşı çıkmaktır. Ben de Müslümanım, sağduyulu bir Müslümanım. Babamın İslam’ı yaşayış tarzı meşhurdu. İslam’a aykırı değilim, İslam’ı kültürel bir olgu olarak ele alıyorum. Bizimki kültürel İslam’dır. Bu El Kaide ABD’de kuruldu. Cemaat ABD’de kuruldu. Bush Hıristiyanlarca en büyük savaşını yapmak için Irak’a gitti. Bunlar iyice açığa çıkmalı. İhsan Eliaçık ve antikapitalistler doğru okuyorlar. Ortadoğu insanının kültürel yapısı, geleneği ve kültürü içinde İslam’ın özü açığa çıkarılmalıdır. Yapay İslam oluşturulmamalı. İslam’ı bunlardan kurtaracağız. Altan’a söyle, ben İslami renge karşı değilim. Altan Tan’ın tedbiri nedir? Onların hepsi ajan güçlerdir. Öcalan babanın anısı için bu ajanları teşhir etmeni bekliyor. Rantı, zalimi vb. teşhir et deyin.

Sırrı S. Önder: Bu İktidar İslam’ı perspektifi ile, mesela Hüdapar’a da bu kongre için bir alan açalım mı?

Abdullah Öcalan: Tabii ki gelebilirler, ama şeffaf olsunlar. Bizi tersten vurmaya kalkmasınlar. Altan bunu iyi ayarlayabilir. Eşbaşkanlar da Hüdapar’la görüşebilirler. Ne olduğunuzu iyi biliyoruz desinler. Bu sefer bazı şeyler başlarsa eskisi gibi olmaz. Bizden bir ölürse onlardan on gider, son uyarımızdır. Bunu uygun şekilde aktarsınlar. Peki, HDP ne durumda? Kaplumbağa hızından aslan koşusuna götürmeniz gerekir. Siz demokratik yönetim adayısınız. Niye olmuyor?

Sırrı S. Önder: Başkanım, önemli sayılabilecek şeyler oluyor, ama görünür kılmak konusunda büyük engellerle karşılaşıyoruz. Bunda medyanın ikiye bölünmesinin payı büyük.

Abdullah Öcalan: Medyaya takılmayın. Ben dışarıda olsam, altı ayda Türkiye’nin altını üstüne getiririm. Başbakana da git, yakasına yapış. Savaş olacak, Apo daha fazla tutamaz de. Gemiyi batırmak istemiyoruz, çadırı çökertmek istemiyoruz. Üçünüz bir basın toplantısı yapacaksınız. Bunları anlatacaksınız. 30 Mart’ta bunların miadı doluyor. İnfaz memurları da gelse, bu kapıdan da girse, beni tehdit etse de geri dönmeyeceğim. Ben artık bu statüden çıkacağım. Hala bu Başbakanı uyaramıyorsanız, ben bunun sorumlusu değilim. Hükümet hala bu paralel devleti anlamamışsa ben ne yapayım? İyi niyetimizi istismar etmesinler. Dışarıya da anlatın. Öyle Öcalan’la bir anlaşma falan yoktur. Öcalan sadece anlamlı müzakerenin yolunu açmaya çalışıyor. Hükümet adım atmamasına rağmen bunu yaptık. 30 Mart’ta bitiyor. Özel Harp Dairesi infazcıları da gelse fark etmez.

Devlet heyeti kendi tedbirini kendisi alsın. Erdoğan her şeyi yapabilir. Bombalarla katliam yapabilir. Paralel devletle beraber Sakine’ler gibi elli kişiyi katledebilir. Ben bunlara, beni, ‘teröristbaşı’nı hangi merkezlerde tartıştılar, hepsini anlatacağım. Tüm bunları korkudan yapmadım, Türkiye’nin iyiliği için yaptım. Ama artık köşe taşını çekeceğim. Tehdit olarak algılıyorlarsa da öyle algılasınlar. O kasetin çıktığı adama da o zaman sen beni zırdeli olarak da göstersen, PKK de, Kürt halkı da bunu yutmaz demiştim. Doğu Perinçek CIA’nin, Neocon’un darbesine en çok hizmet eder, ama anti-Amerikancı görünür. ABD’nin en gerici darbe tezgahlarının teorisyenidir. Beraberindeki generaller de öyle. Bunlar kullanılıp köşeye atılan adamlardır.

Türkiye ordusu da Türkeş’in ABD’de eğitim gördüğü dönemden sonra emperyalist ABD’nin güdümünde olmuştur. En önemli örneği Menderes Olayıdır. Menderes’i asan subay takımının tamamı ABD’de eğitim görmüştür. Bu ordu halkın aleyhindeki bir ordudur. Bu darbeyi dini sivil cemaatin üzerine kaydırmasının sebebi, ordunun yeterince kullanılmış olmasıdır. Ordu yeterince kullanıldı. Çöp sepetine atıldı. Erdoğan’ı da değiştirmek istiyorlar, Erdoğan direniyor, Kasımpaşalı ya! Ama ne olacağı belli değildir. Türkiye’yi herkes kendine göre yönetiyor. M. Kemal’in de kendine has bir yönetimi vardı, kişisel bir yönetimdi. Mekanizmaları yoktu. Erdoğan da mekanizmaları, devletin güç merkezlerini dengeleyemediği için diktaya gidiyor. Ama Atatürk’ün şahsi otoritesi yetiyordu. Ben PKK’de bu mekanizmaları oluşturdum. PKK’nin içindeki sistematiği ben kurdum. O nedenle kimse başına buyruk davranamıyor, kişisel bir şey yapamıyor.

Bu üretimden Erdoğan sağ çıkmaz. O yüzden denge mekanizmalarını kurmalı. Bu mekanizmaya şimdi tarikatlar da dahil oldu. Erdoğan bu haliyle gider. Darbe mekanizmasını kırmak için demokrasi ve denge sistemini hemen oluşturmalı. Oysa o ne yapıyor? Hüdapar’la görüşüyor. Hüdapar’ın ne olduğunu anlatmıştım.

Geçenlerde bu akil insanlardan birini izledim. Kezban Hatemi’ydi. Yeni fark etmiş. Demokrasi gelişmeli, bu krizden başka çıkış yolu yok diyor. Sanki yeni bir şey bulmuş gibiydi. Hayret ettim, biz hep söylüyoruz.

Hükümetle görüşmeleri dirayetli götürmek durumundasınız. Demokratikleşmenin önü açılmalıdır. Biz bu devletin temel demokratik bir unsuru olmak istiyoruz. Emekçilerin demokratik unit’i olmak istiyoruz. AKP de muhafazakar demokrat unit olmayı kabul etsin. Demokratik çözüm istiyorsanız demokratikleşmenin önünü açın. Emre’ler zamanında da KCK’yi bu şartla inşa ettim. Cemaat kokuyu aldı ve yöneldi. On bin kişiyi tutukladılar. Şu anda müzakere sürecinde olmanız çok önemlidir. Bunu demokratik zemine çekmeniz gerekir. Devleti demokrasiyle sınırlayın. Bunu başarırsanız AKP de demokratik sistemde bir parti olarak kalır. Aksi durumda Abdülkadir Selvi’de yazmıştı. “Erdoğan’ın ellerini bağlayacaklar, gün bile bellidir” demişti. İşte kafes olayları da ortada. Darbenin bir parçasıdır. HDP ve Türkiye Solu üzerinden önümü kesmek istiyorlar.

Boşuna uğraşıyorlar. Ben Kürtçülüğü de BDP’nin tekeline bırakmayacağım. Kürtçülüğü Barzani’ye de, Leyla’ya da bağlamaya çalışmasınlar, tehlikelidir. Leyla da kaldıramaz bu Kürtçülüğü. Birkaç toplantı daha yapmam lazım ona. Erdoğan’la bunların film çekmesine ne gerek vardı. O bayraklar, fotoğraflar, düğün, Şivan, hepsi tiyatro gibiydi.

Daha önce de anlatmıştım. Kadeş Savaşında Hattuşaş’ın güvenliği Suriye’den geçer. Türkiye’nin güvenliği de buradan geçer. Çökerse İran burayı da Suriye’ye çevirir. (KCK’nin mektubunu eline aldı ve yetkiliye hitaben konuştu) Elli gün içinde ittifaka gitmezlerse, işte mektupta da bahsediyorlar, eski bloğa girebilirler. Suriye-Irak politikasında Türkiye değişmezse, Suriye-İran blokuyla ittifak geliştirebilirler. Bunu Cuma’ya aynen böyle anlatın.

İran Irak’ı aldı, Suriye’yi aldı. Şimdi bizim üzerimizden Türkiye’yi de almak istiyor. Türkiye’yi Türkmenistan, Özbekistan yapmak istiyor. Erdoğan bunu görmüyor mu? Erdoğan’ın tarzı en sinsi şekilde devleti de, devlet heyetini de kullanmaktır. Bu şekilde giderse İran karşısında tarihi olarak kaybedecekler. Ona deyin ki, Kürtler olmasaydı Anadolu’da 1071’de tek bir Türk olmazdı. Bugün de durum aynıdır.

Daha sekiz başlığı müzakereye bile gelmiyorlar. Kabul etmesinler, ama onları aydınlatacağım. Bakanlara söyleyin, bu sekiz boyutta Öcalan sizi aydınlatmak istiyor deyin. En etkili adamlarını AKP buraya göndersin. Hakan Bey de tek başına bir şey yapamaz.

Pervin Buldan: Hakan Bey görüşmede, esas çözümün Cumhurbaşkanı seçimlerinden sonra olacağını söyledi. Erdoğan milliyetçi tepkilerden çekiniyor dedi.

Abdullah Öcalan: Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar proje çalışması yapılmalı. Projeden konuşmalıyız. Proje olmadan olmaz. KCK’ye de, Cemil Bayık’a da söyleyin, süre bitti. Gücünü nasıl düzenlerse düzenlesin, beni alet etmesinler. Ben pratik olarak ne geri çekil, ne gir derim. Gir desem yüzlerce genç ölecek, girme desem de olmaz.

(Başkan gündemi eline aldı.)

1- Diyalog sürecinin müzakereye dönmemesi. Kayıt dışı olma, sadece süreci MİT Yasasına göre götürme kabul edilemez. MİT müzakereleri idare etme yasası değil. Müzakere olmazsa savaş devreye girecek. Devlet adına birileri müzakereyi yürütecek.

2- Müzakere başlıkları henüz onaylanmamıştır. Sekiz başlık önermiştim. Kim yönetiyor? Beşir Bey mi yönetiyor bu süreci?

Hangi başlık kabul edilecek, sorun, hangileri hayata geçti? Örneğin Maxmur kampını taşımak istiyoruz. Bunun altyapısı, yasal çerçevesi yok. Maxmur için ekonomik sorunları ne yapacaklar, anadilde eğitimi nasıl çözecekler? Kendilerini koruculardan korumak için hangi yasaya güvenecekler? Kaldı ki, bunların hepsinin hukuki sorunları var. Nasıl gelecekler? Kandil’den gerilla grubu çağırsak nasıl olacak? Ben Avrupa’dan da, diğer alanlardan da çağırmaya hazırım.

Kandil’in neyine karşıysanız konuşalım, hemen halledelim. Hasta tutuklular meselesini hiç tartışmıyorum. Büyük bir ayıp olduğunu söylemiştim. Bundan sonra her şeyi çerçeve anlaşmalarla yapacağız. Örneğin Maxmur’u boşaltma çerçevesi. Ne zaman olacak, nasıl olacak? Çerçeve anlaşması yapacağız. Bunların müzakeresi yapılacak. Gelirlerse ben hazırım. Ben eski toyluğumu attım. Burada müzakere çerçevesini konuşacağız. Meclise götürüp yasalaştıracaklar. Güvenlik, köye dönüş, köyleri inşa etme, tüm bunları müzakere edeceğiz. Tek taraflı olmaz. Öyle af falan demek de yanlış. Karşılıklı sözleşme yapacağız. Sözleşme hukuku geçerli olacak. Tek taraflı ihale kanunları çıkarmakla olmaz. Tek taraflı paket dayatması provokasyondur. Çözüm getirmez, çözümsüzlük üretir. Sözleşme hukuku ile, muhatapların karşılıklı bir araya gelerek yasal veya tüzüksel bir metniyle olur. Altında imzalar olur. Son dört yüzyıllık tüm benzer sorunlar böyle çözülmüştür. AKP herkesi kandıracağını sanıyor. Ucuz esnaf kurnazlığı yapıyor.

Hasan Cemal’e de, Cengiz Çandar’a da selam söyleyin. Al sana yandaş de, deyin.

Heyetler gelmeli. Öyle açık gelmelerine de gerek yok. Gizli de gelebilirler. Çalışma takvimi haftalık, günlük olabilir. Öyle ayda bir gelmek olmaz, konuşmamız gerekiyor. Paralel devletin tahribatını önlememeniz KCK açısından da, BDP açısından da yeteneksizliktir. Bu tahribatları gidermek sizin sorununuzdur. İmza atmaya yanaşmıyorlar, imzasız olunca garantisi yoktur. İşte Mecliste Kürt ve Kürdistan sözünü çıkardılar. Bu, tanımamaktır. Bunu kabul etmeyiz. Kürt’ü tanımıyorlarsa neyin müzakeresini yapıyorlar? Bunları yapmak için devleti beklemeye de gerek yok. Öyle değil mi Sayın İdris? Siz doktorsunuz, hastayı nasıl ayağa kaldırıyorsanız, Bingöl’ü de ayağa kaldıracaksınız. Doktorluğun bir yönü de sanattır.

(Sırrı’ya dönerek) Sen de Türk Soluna söyle, hiçbiri Mahir’e, İbo’ya, Deniz’e layık değildir. Apo onların dilidir, temsilidir. İstiyorlarsa bizi öldürsünler, onurumuzla ölmekten korkmuyoruz. Benden 24 saat haber yoksa bilin ki ölmüşümdür. Her türlü ölümüm öldürülmedir. İşte Fetullah’ın adamları yüz elli metre ötededir. KCK’ye söyleyin, tedbir alsınlar.

Haksız mıyım Sırrı Bey?

Sırrı S. Önder: Bunların iktidarda kalması İstanbul seçimine bağlı.

Sırrı S. Önder: Başkanım, ben çok hakaret ettim ona, ben olmam.

Abdullah Öcalan: Eşbaşkanlar görüşür. Git, bunu Başbakana söyle. Bu hafta ortalığı dağıtın. Türkiye halkı açtır, bizden iyi şeyler istiyor. Sen de kendine dikkat et. Buraya gelmeden düşündüm de seni nasıl koruyalım. (Gülerek) Aklıma şu geldi. Dedim ki, senin baban ölmeden önce seni bana emanet etti. Baban da mertti, devrimciydi, o yüzden sana kimsenin dokunmasına izin vermem. Mezarda bile olsam bana gelebilirsin, benden yardım isteyebilirsin.

(Pervin’e dönerek) Bunlar senin için de geçerli. Günde bir kez seninle ilgili düşünüyorum. Sizin hakkınızda sonra değerlendirme yapacağım.

İzleme Kurulunun, Hakem Kurulunun insanlık tarihinde de, İslam tarihinde de olması gerekir. Yüksekova olayı, Sakine’lerin katli, Roboski, bunları kim öldürdü? Halka nasıl izah edeceğiz? Bu kurul şarttır.

Hakikatleri Araştırma Komisyonu şarttır. Cenazelerimizin akıbeti bile belli değil. Yeraltındaki binlerce insanımızı kimler öldürdü? Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu şarttır. Bu devlet için de önemlidir. Devlet adına işlenmiş binlerce suç vardır. Sakine’leri öldüren, Roboski’yi yapan, Yüksekova katliamı, bunlar açığa çıkmalıdır. Binlerce konu var. Devletin de hepsi sorumlu değil. Şimdi tüm suçları MİT’e yıkıyorlar. İşte şimdi Hakan’a suçu yüklüyorlar. Milyonda bir de olsa benim de kuşkum var. Bunun için bu komisyonla tüm bunlar açığa çıkarılmalı. Türkiye’nin en değerli bilim insanlarından, hukukçularından oluşabilir. Bunlara soracaksınız. Barış ve çözüm süreci için kararın var mı, yok mu? Biz büyük demokratik çözüme hazırız, siz hazır mısınız, değil misiniz? Elli bin kişi ölmüş, beş yüz bin kişi daha mı ölsün?

Tarihin en temel sorunu TBMM’ye taşınmıyor. Tarihin yüzyıllık sorunu, kıyamet koparıp gündeme aldıracaksın.

Ben enayi değilim, Hamal Hasso değilim. Elli gün kaldı. KCK eski tarz savaşmayacak. Öyle eski tarz gençleri öldürmekle olmaz. AKP de devlet heyetini istismar ediyor, kullanıyor. Kürt sorunu kalsın, bizim de hükümetimiz devam etsin anlayışı var. Bu anlayış sorunu ağırlaştıran anlayıştır. Geçmişte de tüm hükümetler aynı politikayı güttü. AKP de üç ayda gider.

Politikacı günün 24 saatini taktik üreterek geçirir. Kimsenin sizden stratejik önderlik beklediği yok. Kitleyi örgütleme, demokratik hamleler için ne yaptınız? Bu dönemde eşbaşkanlar da kendilerini savaş yapanlar konumunda gördü. Açıklamalar yaptı. Oysa barışı savaşanlar yapar. Barışı KCK yönetir. BDP en çok arabulucu olur. Selahattin Yüksekova’da “Umarım bir daha savaş olmaz” diyor. Gültan da böyle söylüyor. Siz diyemezsiniz. Halkı sahte umuda bağlamamak lazım. Osman’ı da uyarmıştım.

Her gün onlarca kadın öldürülüyor. Bu ölümler savaştan daha beterdir. Bu devletin güvenliği meselesidir. Ben anama da söyledim. Babam “Beni bu kadının elinden kurtar”, anam da “Beni bu adamdan kurtar” diyordu. Ben hayret ediyordum. Bu aile çökmüş diyordum. Ben de Apo kaç kendini kurtar dedim.

Cezaevindeki kadınlardan yoğun mektuplar alıyorum. Muazzam bir bağlılık ve aşkla yazıyorlar. Kandil’deki kadınlar da aynı. Onlarda da bağlılık var. Kadınla müthiş yaşanabilir, ama kadın bugün zavallı bir durumda. Çocuk gelinler meselesi. Çok acı bir şey. Aldığında eş olur, tecavüz edersen leş olur. Sonra onun yüzüne nasıl bakılır? Kandil’deki kızları biz böyle eğitiyoruz. Hem ayaklarını hem de beyinlerini güçlendiriyoruz. İradelerini açıyoruz.

(Pervin’e dönerek) Bazen sizin durumunuzu günlük bile düşünüyorum. Yirmi yıl önce vahşice ölüm yaşadınız. Ama bu yaşamın ne örgütlenmesi, ne kurumsallaşması var. Benden yardım isteyebilirsin, lider de olabilirsin, önder de olabilirsin, ama cesur olmalısın. Kadını özgürleştiremeyen devrim, devrim değildir. Kadını örgütleyemeyen örgüt, örgüt değildir. Ben sana yardımcı olamazsam önderlik yapamam.

Fatma İzol’dan anlamlı bir mektup aldım. Kadınlar Tanrı İken kitabından bahsediyor. Gılgameş ile ilgili soru soruyor. O kitaptan istiyorum. Bir ara fırsat bulursam ona cevap yazacağım. Batman’dan Derya Moray’dan da mektup aldım. Pir Sultan’dan bir şiir yazmış. Pir Sultan ile ilgili kitap ve (Sırrı’ya dönerek) yorumunu istiyorum. Fotoğraf da göndermişler. Çok değer veriyorum. Siirt Cezaevinde Gülay Kılıçoğlu. Ona deyin ki, gelişiyorsun, yoğunlaş. Bana sekizinci nota diyor. Anlamlı mektuplardır. Hepsine tek tek cevap yazamam. Hepsine cevap verdiğimi kabul etsinler.

Besê’nin de yazısını çok değerli buluyorum. Acaba somutta da aynı yetenekte midir? (Pervin ve Sırrı’ya sordu) Nasıl buluyorsunuz? (İkisi de Besê’nin somutta da yetenekli ve başarılı olduğunu söyledi.) Kendisini korusun. Sakine’yi vuran güç onu da vurabilir. Cuma onlar da kendilerine çok dikkat etsinler. Güvenlik her şeyden önemlidir. Bunlar her an her şeyi yapabilirler.

Son madde BDP. BDP örgüt, kadro ve eylem yaratmalı. BDP sekiz başlık temelinde neyi örgütleyebiliyor, ona bakmalı. Seçim sonrası muhtemelen BDP ve HDP kendi kongrelerini örgütleyebilir. Büyük ihtimalle HDP üzerinden birleşme olur. Gerekirse BDP de, HDP de Meclise girebilir. Bunları seçim sonrası da konuşacağız. HDP’ye böyle bakılmalı. Altan’a da söyleyin, Kürtlüğe yapılacak en iyi hizmet iki Türk aydınıyla da olsa ortaklaşmaktır. Çoğul modeli, demokratik birime sığdırılmış güçlü vatandaşı esas alarak çalışın. Yeni Anayasa’da Vatan tanımı, ulus tanımı, cumhuriyet tanımı, yetkinin yerele devri hususları değişecek. Buna göre siyaset yapın. Ermeniler de, Süryaniler de, kadınlar, feministler ve benzerleri de demokratik birim şeklinde örgütlenebilirler. Asıl sosyalizm de budur.

Suriye için: Kantonal sistem iyidir, destekliyorum. O sistemi Suriye’ye yaymayı beceremediler. Hem savunmayı güçlendirmeliler, hem de Yüksek Kürt Konseyi yerine Demokratik Konseyi oluştursunlar. Barzani’nin adamları girmek isterse oraya girebilirler.

Cenevre’ye kendi modeliyle gitsinler. ABD-Rusya Cenevre’de anlaşabilirler.

Irak için: Süleymaniye’den, Bradost’tan Til Koçer’e kadar öz savunma hattı oluşturulmalı. Sadece Kürt gerillası şeklinde değil, Suriye benzeri özgürlük gerillası oluşturulabilir.

İran için: Türkiye savaşı başlatırsa İran’la da, İsrail’le de görüşebilirler. Ben yapın da, yapmayın da demem. Gelişecek savaş hem kentlerde hem kırda boyutlanır. Kızılca kıyamet kopar. Kürdistan’da zaten jandarma, emniyet gibi oluşumların çoğu paralel devlet denetimindedir. Çokça barış diye konuşmayın. Son elli gündür. Önerilerimiz makuldür. Kabul etsinler, etmezlerse felaket olur.

Onların hepsi genetik ajandır. İslamcısı da, Sağı da, Solu da öyledir. Bu tarikatları serbest bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya kaçar. İran’la çatışma da olabilir. Kendi kararlarını kendileri verirler.

Bu kasetlerde Duran onlar için söylediklerim dostça, yoldaşça eleştirilerdir. On beş yıl önce söylediğim eleştirilerdir. Bu eleştirileri onlara da yapmıştım. Umarım kendilerini aşıp yetkinleşmişlerdir. Şimdi başarma zamanıdır. Yedi sayfalık mektubu okudum. Anlamlı buldum.

Bu hususları hükümetle görüşün, anlatın. Kilidin anahtarı size teslim edilsin. Kandil’in yedi sayfalık mektubuna cevabı, hükümetten yeşil ışık alırsam yazacağım. Almamışsam yazmayacağım.

Azınlıklara selam söyleyin. Avrupa’dakilerine de selam söyleyin.

Leyla’yla tekrar gelebilirsiniz. BDP yanlış anlamasın. Barzani’yi ikna etme amacıyla gelişi önemlidir.

Leyla’dan sonra HDP Eşbaşkanları için izin isteyin.

Yaresan halkına özel selam gönderiyorum. Değerlidirler, kendilerini örgütlesinler. İran’daki genç arkadaşların idamı için özel bir intikam alacağız. İran’ı bu cellatlara teslim etmeyeceğiz.

Pervin Buldan: Kandil’dekiler İran ile idam konusunu özel görüşmüşler. İdamların kabul edilemez olduğunu söylemişler.

Abdullah Öcalan: Bir daha konuşsunlar. Bu sefer benim adıma konuşsunlar. İran ne anlama geldiğini bilir. İdamları kabul etmemiz mümkün değil.

Barzani’ye özel selamlarımı iletin. Kürt Kongresi şarttır. Kongre gerçekleşirse sen Başkansın, Leyla eşbaşkandır diyeceksiniz. Bu kongrenin Başkanı olacaksın diyeceksin. Öcalan senin hukukunu tanıyor, sen de Öcalan’ın hukukunu tanıyacaksın diyeceksiniz.

Baki’nin sorularına da cevap vereyim. Komplo büyük oranda aydınlanmıştır. Bunun sonuçlarından umutluyum. Birçok boyutuyla tedbirleri de alınmıştır. Bu paralel devlet meselesini de çözdüm. İmralı süreci boş bir süreç değildir, çok dolu bir süreçtir. Sonuca gitme konusu risklidir. Hükümet bu konuda adım atamıyor. Hükümet adım atarsa Kürt meselesini çözeceğiz, demokratikleşmeyi başaracağız. Bu büyük bir başarı olur.

Pervin Buldan: Eşbaşkanların hepsi selam söylemişti.

Abdullah Öcalan: Ne yapıyorlar, çalışıyorlar mı? Gültan merkezde mi çalışıyor, yerelde mi?

Pervin Buldan: Yerelde çalışıyor Başkanım. Diyarbakır’dan hiç çıkmıyor.

Abdullah Öcalan: İyi yapıyor, öyle çalışsınlar.

Ahmet ne yapıyor, o da mı yerelde çalışıyor?

Pervin Buldan: Evet, o da Mardin’den hiç çıkmıyor.

Abdullah Öcalan: Aysel ne yapıyor, Osman ne yapıyor? Aysel de Van’dan mı hiç çıkmıyor?

Sırrı S. Önder: Aysel bu ara Van’a pek gidemiyor. Bazı ailevi sorunlarla uğraşıyor. Osman da Urfa’da çalışıyor.

Abdullah Öcalan: Siz de bu temelde selam söyleyin. Aysel onlar ve DTK’ye ilişkin değerlendirmeyi daha sonra yapacağım.

Bingöl nasıl, gidiyor musunuz?

İdris Baluken: Olumlu bir hava var. Bingöl ve Elazığ halkına selamlarınızı ilettim. Büyük bir coşkuyla karşılandı. Geçen hafta Karakoçan’daydım.

Abdullah Öcalan: Karakoçan önemlidir. Mazlum’un memleketidir. Bingöl’de de Hayri’lerin kahramanlığı önemlidir. Aslında bir ara onu Suriye’ye alacaktım, ama olmadı. Alabilseydim çok daha farklı şeyler de yapacaktı. Bir de Zeki Yıldız vardı, kahraman bir arkadaştı. Bu temelde herkese selamımı söyleyin.

Pervin Buldan: Görüşmelerin olmadığı zamanlarda Iğdır’a gidiyorum. Seçim çalışmaları yoğun bir tempoyla devam ediyor.

Abdullah Öcalan: Iğdır’a özel önem vermeniz gerekiyor. İyi yapıyorsunuz.

Pervin Buldan: Başkanım, son olarak birkaç kez Nejdet Buldan size özel selam gönderdi. Ama ben Kandil’deki arkadaşların bilgisi dışında bunu size söylemedim. Son Kandil’e gidişimizde bu durumda Heval Cuma’yla görüştüm. O da bu sefer söyleyebilirsiniz, hatta bizim de selamımızı söyleyin, buraya gelsin görüşelim dediler.

Abdullah Öcalan: Evet, o neden öyle yaptı? Sorunu neydi? Bana karşı çok saygılıydı.

Pervin Buldan: Avrupa’da bir grupla hareket etti. Ama şu anda pişman.

Abdullah Öcalan: Kimdir bu Avrupa’dakiler? İsimleri nedir?

Pervin Buldan: Bilmiyorum, bahsetmedi.

Abdullah Öcalan: Evet, Kandil’dekiler ile görüşebilir, görev de üstlenebilir. Emeği vardı, kendisine yazık etti. Sağlığı elveriyorsa görev alabilir. Kandil’e gitsin, görüşsün. Gever’e katkı sunabilir. Gever’e çok önem veriyorum. Gever halkı kahramandır. Ulusal kültürüne ve kimliğine bağlıdır. Kendisi de katkısını özde sunmalıdır.

EK 1

(Gündem: Çözümün pratik gelişimi)

1- Özde tarihsel İslam, ümmet-millet ittifakını (Kürt-Türk boyutuyla) güncellemektir.

2- Devletin federasyonlaşmasıyla değil, ümmet-millet olarak toplumun çağdaş demokratikleşmesidir.

3- Bunun için Anayasal-yasal çerçevenin kabulüdür.

4- Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin kendini yasal tasfiyesi değil, Demokratik Cumhuriyetin tarihsel, toplumsal temel unsuru olarak, demokratik (özgür ve özerk) birim olarak ifade etme ve kurumlaşmasıdır.

5- Ortadoğu başta olmak üzere, uluslararası alanda ve içte bağımsız ve özgür cumhuriyetin temel toplumsal dayanağı olarak kabulüdür.

6- Eski tasfiyeci sistemin içinde erime tam bir çıkmazdır. Çatışma ve savaşa davetiyedir.

7- Hukuki boyutuyla her türlü hukuk dışı oluşumların sözleşmeyle (af değil) yeni demokratik devlet ve toplum sistemiyle bütünleşmedir.

8- Hukuki boyut temelinde (yasal olarak) ekonomik, sosyal, ekolojik, kadının özgürlüğü ve güvenliğin somut araçlarla teminidir.

Gündem- 7 Şubat 2014

(Devlet Heyeti)

EK 2

9- Tüm bu hususlarda İzleme Kurulu ve Hakikati Araştırma Komisyonu eşliğinde anlamlı-araçlı müzakerelere ivedilikle (ekipli) geçiştir.

EK 3

1- Türkiye’de darbe gerçeği, Kürt sorunu ve çözüm süreci.

2- AKP döneminde darbe mekanizması nasıl işliyor?

3- Kürt Özgürlük Hareketi doğru anlaşılmadıkça TC neden darbelerden kurtulamaz?

4- TC’nin kuruluşunda minimalizma, nedenleri ve sonuçları.

5- Cumhuriyet, kriz ve darbeleri ancak Ortadoğu jeopolitiğine bağlı olarak bölgesel çıkışla aşabilir.

6- Türkiye’nin Ortadoğu’daki jeopolitiğinde Kürtlerin rolü. Bölgesel çıkış da Kürtlersiz (Özgür Kürtsüz) olmaz.

7- Yakın dönem darbe pratiğinde asker ve sivil cemaatin yer değişimini nasıl anlamalıyız?

8- MİT üzerinde yürütülen mücadelenin altındaki nedenler. İç savaş, bölgesel savaş ve bağlantısı.

EK 4

9- Son otuz yılda PKK önderlikli Kürt Özgürlük Hareketi, iktidar savaşlarında nasıl kullanılmaya çalışıldı?

10- Yeni dönemin Türkiye’si, cumhuriyeti ve ulusu ancak Kürt sorununa (genelde demokrasi sorununa) radikal, evrensel ve demokratik çözümle mümkündür.

11- İmralı süreci, iktidar hesaplaşmaları ve çözümdeki rolü.

12- Güncel durum: Ya demokratik çözüm ya da orta boy iç savaş…

EK 5

(BDP-HDP Heyetiyle görüşme gündemi-8 Şubat 2014)

1- Diyalog sürecinin müzakere sürecine evrilmemesinde temel sorunlar:

a- Kayıt dışı olma, süreci sadece MİT Yasasıyla yönetme.

b- Müzakere başlıklarının halen onaylanmaması.

c- Müzakere heyetlerinin teşkiline geçilmemesi.

d- Onaylanan hususların ortak imza altına alınmaması.

e- İzleme Kurulunun oluşturulmaması.

f- Hakikatleri Araştırma ve Yüzleşme Komitesinin oluşmaması.

2- Hükümet barış ve çözüm sürecine karar verecek yetenekten yoksunluk sergiliyor.

3- Gücü varsa da çok yönlü (başta sınıfsal) nedenlerle hayata geçirmiyor.

4- TBMM’de karar düzeyinde tartışılmıyor. Geçiştirme ve oyalama anlamında, hükmü ve yetkisi olmayan çabalarla yetiniyor.

EK 6

5- Hükümet ve AKP on iki yıllık hükümet döneminin alışkanlıklarına güvenerek (denge oyunları) Kürt sorununun çözümüne değil, istismarına dayalı bir politikayı esas alıyor.

6- Genelde tüm geçmiş hükümetler aynı politikayı güttü. Ama hepsi (1990’dan beri) bu politikanın kurbanı olmaktan kurtulamadı.

7- Hükümetin halen bu beklenti içinde olması büyük bir çatışma ve iç savaş riski taşıyor.

8- PKK’nin bu süreçte (1993’ten beri) tavrı dürüst olmakla birlikte, yaratıcı ve anında sürecin ruhuna uygun olmayan (ateşkeslerin çok kötü ve aleyhte kullanılması) özel savaş hamlelerine yanıt geliştiremedi.

9- Son çatışmasızlık sürecinde (21 Mart 2013) aynı yetmezlik yaşandı. Önderliğin içinde bulunduğu koşullar esas alınarak anında istismarcı yöntemlere karşı tavırlar-karşı hamleler geliştirilemedi.

EK 7

10- BDP üzerinden yürütülmek istenen demokratik siyaset ve hukuki adımlar konusunda daha da başarısız kalındı.

11- BDP süreç içinde konumunu doğru tanımlayamadı. Kendini savaş sürecinin politik misyon sahibi yerine koydu. Halbuki savaş ve barış konusunda söz sahibi KCK olmak zorundaydı. Çünkü barışı, savaş yapanlar kararlaştırır.

12- BDP süreçte ancak arabulucu olabilir. Eşbaşkanlık düzeyinde sürekli barış ve savaş konusunda propaganda yapmaları (özellikle içerik vahim) yetkilerini aşmaktır. Bu nedenle hükümet tarafından defalarca uyarıldılar. Fezlekelerle TBMM dışı kalmayla yüz yüze geldiler.

13- BDP kendini Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve kültürel, siyasal, demokratik ve hukuki koşullarında yeniden tanımlayarak siyaset, örgüt ve eylem (dolayısıyla demokratik siyasi çözümler) üretmeyi becermelidir. Bunun esas görevi olduğunu bilerek her düzeyde yeterli kadrosal ve örgütsel çalışmalar temelinde yeniden (reorganize) örgütlenmelidir.

EK 8

14- HDP-HDK, BDP ve DTK’nin tecrübesinden yararlanarak aynı hatalara düşmemeli, gereken yaratıcılığı göstermelidir.

15- Muhtemel seçim sonrası (30 Mart) Türkiye çapında, resmi ortak siyasi araç olmanın tartışması geliştirilmeli. En uygun model konusu netleşmelidir.

BDP-DTP Heyetiyle görüşme gündemine ek

1- Diyalog ve çatışmasızlık sürecine çok pasif yaklaşıldı.

2- Halbuki gerek 156 sayfalık Yol Haritası, gerekse Demokratik Ulus Çözümü adlı eserlerde ne yapmalı ve nasıl yapmalıya ilişkin yeterli perspektifler vardı. Sekiz boyutu her kurum ve sorumlu birey kendi somutunda uygulayabilirdi.

3- Hep devletten ve AKP’den beklentiler dile getirildi. Hükümet de sadece bu beklentileri oyalama amacıyla kullandı. Kendince tasfiyeci davrandı. Sonuç almaya çalıştı.

4- Her dönemden daha çok bu dönemde çaba yoğunluğu ve yaratıcı olmaktan sıkça bahsettim.

5- Bireysel ve örgütsel (kurumsal) çalışmalarda sınırlar karıştı.

6- Sonuçta her şey İmralı’ya yıkıldı. Halk bu yönlü beklentiye sokuldu. Her ne kadar herkes iyi niyetli olsa da…

8 Şubat 2014/ İmralı

 

Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa: İmralı Notları/Mezopotamya Yayınları

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com


Parveke

TAGS(ETIKETLER): OCALAN  KADINLARIN  KATLEDILMELERI  SAVASTAN  BETERDIR  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.