ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ -3-
Araştırmalar / 15 Nisan 2016 Cuma Saat 05:57
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Arap milliyetçiliği asıl gelişimini Birinci Dünya savaşından sonra göstermiştir. İngiltere ve Fransa’nın Ortadoğu’daki politikaları karşısında gelişen Arap milliyetçilik hareketleri bağımsızlık arayışlarının güçlenmesine yol açmıştır. Arap birliği yaratılamamış olsa da Arap devletlerinin, mandacı yönetimlerden kurtuluşu sağlanmıştır

ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ -3-

Arap milliyetçiliğinde Nasırizm ve Baasçılık

Arap milliyetçiliği asıl gelişimini Birinci Dünya savaşından sonra göstermiştir. İngiltere ve Fransa’nın Ortadoğu’daki politikaları karşısında gelişen Arap milliyetçilik hareketleri bağımsızlık arayışlarının güçlenmesine yol açmıştır. Arap birliği yaratılamamış olsa da  Arap devletlerinin, mandacı yönetimlerden kurtuluşu sağlanmıştır.

Balfour deklarasyonuyla Yahudilere bir ‘’ulusal yurt’’ yaratma fikri çerçevesinde 1948 yılında İsrail devletinin kurulması, Ortadoğu dengelerini değiştirecek bir gelişme olarak yaşanmıştır. İkinci Dünya Savaşından sonra Amerika, merkezi  uygarlığın yeni gücü olarak üstünlüğü ele geçirmiştir. İsrail devleti de, İsrail halkını düşünerek oluşturulmuş bir devlet olmanın ötesinde Arap-İsrail çatışmasının daha fazla gelişmesine ve Arap milliyetçiliğinin daha fazla güçlenmesine yol açmıştır. Filistin halkının çıkarlarını hiçbir şekilde gözetmeden kurulan bir İsrail devletinden başka bir şey beklenemeyeceği de açıktır. Gelişen Arap-İsrail savaşları ile günümüze kadar devam eden İsrail-Filistin çatışması ve beraberinde getirdiği kanlı süreç, bunu açıkça ortaya koymuştur. Ancak Birinci Dünya savaşı sırasındaki İtilaf devletlerinin kendi çıkarları doğrultusunda Yahudilerle olan ilişkileri ve Yahudi lobilerinin çıkarları böyle bir sürecin gelişmesini ortaya çıkarmıştır.

Amerika ve Avrupa’nın Ortadoğu politikaları ve son olarak İsrail devletinin kuruluşu ve oluşan ‘’Siyonist düşman’’Arap devletlerini farklı arayışlara iterken, Arap milliyetçiliğinin de giderek radikalleşerek Batı karşıtı bir milliyetçiliğe bürünmesine yol açmıştır. Bununla bağlantılı giderek Sovyetler Birliğine yanaşılmaya başlanmıştır. Bu dönemde gelişen Nasırizm ve Baasçılık; Arap devletlerinin ideolojik yaklaşımı olarak, İsrail devletinin kuruluşuna bir cevap olmuştur.

İsrail devleti kurulduktan sonra, Arap devletleriyle İsrail arasında 1948, 1955, 1967 yıllarında yaşanan savaşlar da Araplar yenilmişlerdir. 1971 yılında, Sina bölgesindeki savaşta belli bir başarı elde edilmiştir. 1948 yılındaki Arap-İsrail savaşında   Mısır’ın yenilmesi Hür Subayların güçlenmesini sağlamıştır. Kralın, hükümetin ve ülkenin emperyalizme bağlılığı ve Mısır subaylarının yetersizliği yenilginin gerekçeleri olarak görülürken, Hür subayların darbeyle iktidarı ele geçirmesini de beraberinde getirmiştir. O dönemde sosyal kurtuluş yönü önde olan Müslüman Kardeşlerle de ilişkili olan Nasır, Sosyalist partiye sempati duyan Genç Mısırlılar hareketi içinde de yer almıştır. Nasır’ın ideolojisi eşitlikçilik, bağımsızlık ve ulusal dayanışma ilkelerine dayanmaktaydı. Bundan dolayı ülkedeki büyük toprak sahiplerinin topraklarını, topraksız köylülere bölüştürmüştür. Ülkenin modernleşmesi doğrultusunda çabalar sergilemiştir. Sosyalist anlayışı, ülkenin modernleşerek ilerlemesi olarak açığa çıkmıştır. İsrail devletinin kuruluşundan sonra Arap birliğinin sağlanmasına dönük mücadele yürütmüştür. Mısır’ın Arap dünyasındaki tarihi misyonuyla, Arap birliğinin lideri olarak kendini görerek bu yönlü arayışlar içine girmiştir.

Baas partisi ilk olarak 1947 yılında Suriye’de kurulmuş ve 1963 yılında da iktidar olmuştur. ‘’Yeniden doğuş’’ anlamına gelen bu partinin önde gelen kurucularından biri Suriyeli bir Hıristiyan olan Mişel Eflak iken, diğeri ise Selahattin Bitar’dır. İsrail devletinin kuruluşundan sonra Sovyetlere yanaşan Baasçılar din, milliyetçilik ve sosyalizmi ortak zeminde harmanlamışlardır. Bağımsızlık, emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı çıkış Baas’ın ideolojik yaklaşımı olmuştur. Kuruluşlarındaki temel hedef Arap milliyetçiliğine dayanarak Arap birliğini yaratmak ve tüm Arapları yabancı denetiminden kurtarmaktır. Baas kurulurken halkın yoksul kesiminin desteğine dayanmıştır.

Suriye’de kurulan Baas, Irak’ta da kendisini örgütlemiştir. Ebdulkerim Qasım iktidarının, 1963 yılında Nasır ve Baas’ın yardımıyla devrilmesinden sonra Ebdulselam Arif iktidarı ele geçirmiştir. Arap milliyetçisi olarak, Irak’ta milliyetçiliğin gelişmesinde etkili olmuş biridir. Birleşik Mısır ve Suriye’ye, Irak’ın da katılması yönünde çok fazla dayatmaları olmuştur.  

1957 yılında Mısır ve Suriye Birleşik Arap Cumhuriyeti adıyla birleşmiştir. Bu birleşme sonrasında Mısır, Suriye üzerinde hâkimiyet kurmuştur. Partilerin kapatılmasından, askeriye’ye kadar bütün alanlarda Mısır’ın hâkimiyeti gelişmiştir. Bu birleşmenin gerçekleşmesi yönünde çok çaba harcayan Suriye,  umduğunu bulamayınca 1961 yılında Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden ayrılmıştır. Arap birliği elde edilemeyince bu sefer Arapların birlikte bir duruşu sergileme ve ortak hareket etme amacına yönelinmiştir.

Mısır’da Nasır’ın iktidar süreci, Suriye ve Irak’ta ise Baas partilerinin iktidara gelmeleri Arap milliyetçiliğinin daha fazla etkili olmasını beraberinde getirmiştir. 1950’li ve 60’lı yıllarda Mısır ve Suriye’nin de birleşmesiyle Arap milliyetçiliği,  Mısır’lı Nasır’ın karizmatik önderliğinde Arap alemini büyük oranda etkilemiştir. Ancak bu hava fazla uzun sürmemiştir.

1967 yılında yaşanan Arap-İsrail savaşında Arap milliyetçiliği, İsrail’den yediği ağır darbenin altında ezilmiştir. Bu savaşta Arapların yaşadığı hezimet bölünmelere yol açmıştır. Bu yenilgiden sonra Mısır, Arap dünyası ve birlik fikri içinde yer almayacağının siyasi adımlarını gösteren yaklaşımlar geliştirmiştir. Suriye ve Irak ise, kendi sınırları içinde tanımlanmış bir milliyetçiliğin daha gerçekçi olduğunu açık bir dille ifade etmeye başlamıştır. Bu yenilgiden sonraki süreç Arap milliyetçiliğinin giderek zayıflamasını beraberinde getirmiştir. Suriye hariç, bölge devletleri Mısır’ın peşi sıra ABD egemenliğini tanımaya başlamışlardır. Bu durum Ortadoğu’da ABD egemenliğinin güçlenmesine yol açarken, Filistin sorununa bir duyarlılık olsa da, Filistin davasının Araplar tarafından terk edilmesini beraberinde getirmiştir. Bu sürece kadar Filistin sorunu bir Arap sorunu olarak tüm Arapları ilgilendirirken, bu süreçten sonra Filistinlileri ilgilendiren bir sorun olarak daha çok öne çıkmıştır.

1970 yılında Nasır’ın ölümü sonrasında yardımcısı Enver Sedat iktidar olmuştur. Sedat, İsrail karşısında varlık gösterememiştir. Sedat ve Mübarek dönemleri Mısır’ın, ABD egemenliğinde geçen yılları olmuştur. S. Arabistan ve Ürdün gibi krallıkla yönetilen Arap devletleri, İsrail ile mesafeli bir ilişki sürdürseler de ABD politikaları doğrultusunda hareket etmişlerdir.

1974 yılında fiili olarak Irak’ı yöneten Saddam, 1979 yılında Irak’ın Cumhurbaşkanı olmuştur. Suriye’de ise 1963 yılında Arap Kemeri politikası uygulanarak, Kürtler Araplaştırılmaya çalışılmıştır. 1970 yılında ise Hafız Esad’ın iktidar dönemi başlamıştır. Arap birliği hedefinden ve popülist sol, anti emperyalizm söylemlerinden iyice kopan Baas iktidarları gündelik, dönemsel politikalar üretmekten öteye geçememişlerdir. Halktan kopuk, elitist bir yönetim anlayışıyla kendi saltanatlarını sürdürmüşlerdir. Otoriter ve diktatoryal yönleri öne çıkan baskı ve teröre dayalı birer azınlık iktidarları olmaktan öteye gidememişlerdir. İsrail ve onu destekleyen ülkelerden kaynaklı tehdide karşı gelişen savunma anlayışı, iç muhalefeti bastırmanın aracına dönüşürken giderek muhalefetsiz bir iktidar anlayışını ortaya çıkarmıştır.

Düzgün Kaya

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

Parveke

TAGS(ETIKETLER): ARAP  MILLIYETCILIGI  -3-  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.