ÖCALAN: BEN SİYASETEN ÖZGÜR BİR İNSANIM
Umudun Zaferi / 31 Mart 2016 Perşembe Saat 15:30
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
27 Temmuz 2011’de avukatları ile görüşmeleri engellenen ve 4 Nisan 2015’ten bu yana da tecrit içerisinde tecrit uygulamasına maruz bırakılan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 15 Eylül 2013 tarihinde İmralı Heyeti ile yaptığı görüşmeyi yayınlıyoruz

27 Temmuz 2011’de avukatları ile görüşmeleri engellenen ve 4 Nisan 2015’ten bu yana da tecrit içerisinde tecrit uygulamasına maruz bırakılan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 15 Eylül 2013 tarihinde İmralı Heyeti ile yaptığı görüşmeyi yayınlıyoruz.


Abdullah Öcalan: (Heyeti ayakta karşıladı) Hoş geldiniz, niye gecikme oldu?

Selahattin Demirtaş: Hoş bulduk Başkanım. Yolda motor arızası oldu. Bir de rüzgar vardı. O nedenle geciktik.

Abdullah Öcalan: Yeni bir oyun falan olmasın. Gerçekten arıza mı vardı?

Selahattin Demirtaş: Oyun olacağını sanmıyorum, çünkü sürekli sinyal veriyordu. Bir de zaten başka bir motor istediler. O da tamir ekibiyle birlikte yola çıktı. Şimdi onlar da yetişmiştir. Böyle ucuz bir oyun olacağını sanmıyorum.

Yetkili: Hayır, hayır, gerçekten arıza vardı. Yedek tekne de yolda, geliyor zaten.

Abdullah Öcalan: Peki, tekrar hoş geldiniz.

Heyet: Nasılsınız Başkanım, sağlığınız nasıl?

Abdullah Öcalan: Fiziki durumum iyidir, sağlık sorunum yok, her zamanki gibiyim.

Bugünkü görüşmemiz önemli olacak. Sanırım herkes biraz bunu bekliyor. Bir yıllık sürecin yeni bir formuna geçeceğiz bugün, onları anlatacağım. Ama önce sizin aktarımlarınızı alayım.

Selahattin Demirtaş: Hızlıca başlıklar şeklinde aktaralım o zaman. Dönemin en önemli siyasi gelişmesi KCK’nin geri çekilmeyi durdurduğuna dair açıklamasıydı, duymuşsunuzdur mutlaka.

Abdullah Öcalan: Evet, haberim var.

Selahattin Demirtaş: Bu süre zarfında hükümet ve Hakan beyle birer görüşmemiz oldu.

Abdullah Öcalan: Evet, bana da aktardılar, iyi olmuş görüşmeniz.

S. Demirtaş: Ancak somut bir mesafe katedemediğimiz görüşmelerdi.

A. Öcalan: Zaten o tarzda olmaz, birazdan değineceğim bunlara.

Selahattin Demirtaş: Rojava’da El Nusra ve El Kaide bağlantılı güçlerin saldırıları yoğunlaşıyor. Bu saldırılara Türkiye ve El Parti’nin de destek olduğu biliniyor. İnkar etseler de böyledir.

Abdullah Öcalan: El Parti varsa durum başka olur. Bunlar bir dönem Silvan-Batman hattında desteklenen hizbi-kontra gibi, şimdi de Urfa-Antep-Haseki-Rakka hattında desteklenen benzeri bir oluşumdur. Mesut’un (Barzani) durumu vahimdir o zaman, böyle devam ederse sonuçlarına katlanır, kendini halkın iradesine dayatırsa aşılır. Bilmesi lazım.

Selahattin Demirtaş: Ulusal Kongre Kasım’a ertelendi. Biz ağırlıklı olarak Türkiye’nin KDP üzerinden, ayrıca İran’ın da çeşitli yollarla etkili olduğunu düşünüyoruz.

Abdullah Öcalan: Kimse kendini halkın iradesine dayatamaz, değineceğim bunlara.

Selahattin Demirtaş: Seçimlerde Bölge’de BDP, Batı’da HDP ile girilmesi hususu deklare edildi.

Abdullah Öcalan: Evet, uygundur. Zaten KCK de mektubunda böyle belirtmişti. Başka?

Selahattin Demirtaş: Ahmet bey ve diğer eşbaşkanların selamları vardı. BDP ve DTK olarak her türlü kararınızın arkasında olduğumuzu bilmenizi istiyoruz. Size halkın da büyük bağlığı vardır. Halk da halen sizin ve bundan dolayı sürecin arkasındadır.

Abdullah Öcalan: Siz de selam söyleyin, teşekkür ediyorum.

Selahattin Demirtaş: Suriye’deyken yanınıza gelen ve Gare’de grup oluşturan Asuriler şu anda Avrupa’da Mezopotamya Asuriler Konseyi olarak selam gönderdiler.

Abdullah Öcalan: Siz de selamlarımı söyleyin. Suriye’deki Asuriler demokratik birliğe tüm güçleriyle katılsınlar. Zaten ayrımız yoktur. Asurilerin kültürü de ancak bu şekilde kurtulur.

Selahattin Demirtaş: Ahmet Aktaş gazi bir arkadaştır, tanıyor olmanız lazım. Akciğer kanseriydi, tedaviyle iyileşmiş, Avrupa’dadır. Selamları vardı.

Abdullah Öcalan: (Biraz düşündü, ama hatırlayamadı) Peki, selamlarımı söyleyin. Pervin Hanımı dinleyelim. Aktaracaklarınız var mı?

Pervin Buldan: Evet Başkanım. Hükümetle yapılan görüşmeye ben de katıldım. Bizden Ahmet bey, Gültan hanım ve ben, Hükümetten Sadullah Ergin ve Beşir Atalay katıldılar.

Abdullah Öcalan: Evet, aktardılar bana. Bu görüşmeler iyi olmuş, devam etmeli.

Pervin Buldan: Görüşme yaklaşık dört saat sürdü. Genel olarak hazırlanan paketle ilgili beklentilerimizi aktardık. Ayrıca sizinle yaptığımız son görüşmedeki İzleme Kurulu önerinizi paylaştık. Gazetecilerin İmralı’da sizinle görüşme yapmalarının da önemli olduğunu söyledik. Ama somut bir şey gelişmedi.

Geçen hafta DÖKH’ün Dersim’de programı vardı, ona katıldım. Sakine’nin mezarını ve ailesini ziyaret ettik. Anne ve babasının size özel selamları vardı.

Abdullah Öcalan: Dersim’in merkezinde mi oturuyorlar?

Pervin Buldan: Evet, merkezde evleri var. Ama Avrupa’da yaşıyorlar. Sakine’nin şahadetinde Dersim’e geldiler, yakında tekrar Avrupa’ya dönecekler.

Abdullah Öcalan: Siz de selam söyleyin.

Pervin Buldan: Maraş Elbistan Cezaevinde Aysel Doğan ve bazı arkadaşları ziyaret ettik. Onların da selamı var.

Abdullah Öcalan: Aysel Doğan’ın sağlığı nasıl?

Pervin Buldan: İyi görünüyordu, ama sağlık problemleri var.

Abdullah Öcalan: Siz de selam söylersiniz.

Pervin Buldan: Ahmet Türk özel selam gönderdi. Ayrıca aldığınız bütün kararların arkasında olduklarını söyledi. “Hem bireysel hem de halk olarak arkasında olduğumuzu bilmesini istiyoruz” dedi. Sırrı Süreyya Önder’in de selamı vardı. Gelmeyi çok istiyordu. Heyete girmesi için çok uğraştık, ama olmadı.

Abdullah Öcalan: İlerde çözeceğiz bu sorunları, sanırım gelirler. Siz de selam söyleyin. 

Pervin Buldan: Sebahat Tuncel bir kitap gönderdi: Sürgündeki Kürtlerle Söyleşi.

Abdullah Öcalan: Ha, o kitap var bende. Gelmişti sanırım. Bir dahaki gelişinizde bana tarihle ilgili kitaplar getirebilirsiniz. Mesela Selçuklularla ilgili kitaplar olabilir.

Pervin Buldan: Tamam Başkanım, getiririz. Taraf Gazetesinden muhabir Tuğba Tekerek yirmi soru gönderdi. Cevaplayabilir mi diye sordu.

Abdullah Öcalan: Evet, tanıyorum.

Pervin Buldan: Taraf Gazetesinin arka sayfasında yirmi soru bölümü var. Hepsini idareye bıraktık. Size teslim ederler.

Abdullah Öcalan: O yirmi soru basit sorular. Benim onları cevaplamam doğru olmaz.

Pervin Buldan: 28 Eylül’de Diyarbakır’da iki günlük Hukuk Konferansı yapılacak. Bir mesaj isteniyor sizden. Ayrıca her yıl Avrupa’da yapılan büyük festival ayın 21’inde yapılacak. Oraya da bir mesaj isteniyor.

Abdullah Öcalan: Tamam, mesajı yazdırayım size.

“Avrupa’daki halkımız yeni bir ruhla, yeni bir heyecanla kendini donatmalı ve örgütlemelidir. Ruhen ve fiziken ülkeyle ve ülkenin tarihiyle buluşmayı hedeflemelidir. Bu temelde festivali kutluyor, herkese selam ve sevgilerimi iletiyorum.”

Başkanlık Konseyi için de isim istemişlerdi. Kadınlar o şekilde olabilir. Elif Pazarcık, Zaxo Zagros ve Sozdar Avesta. Erkeklerden de Ali Haydar olabilir. Biri Güney, biri de Doğu Kürdistan’dan iki erkek olabilir. Fakat çizgiye göre, çizginin ruhuna uygun denetim yapmaları, sevk işiyle ilgilenmeleri, göz kulak olmaları, sapma var mı yok mu anlamaları, disiplini sağlamaları, bilgilenme gibi rolleri olur. Önerileri olur. Başarılı olmak için daha fazla ne yapılabilir, buna bakacaklar. Bir koruma birliği tarafından özel olarak korunurlar. Mektuba yanıtım bu olsun.

Şimdi önemle not alın, giriş yapayım. Bugünkütoplantı önemli. Bir dönemin sonu gibi. Sürecin devamı niteliğinde yeni bir mod, hatta format desek daha uygun olacak.

Bu süre zarfında heyetle iki önemli görüşme yaptım. Biraz gerilimli geçti. AKP’nin yaklaşımlarıyla bağlantılı bir gerilimdi. Ama yine de sürece yeni bir form temelinde öz kazandırarak başlatmak istiyorum.

Biz geçen Ekim’de görüşmelere başladık. İşte neredeyse bir yılımız doluyor. Buna diyalog diyorduk. Bu seferkine diyalog diyemeyiz, diyalogu fazlasıyla yaptık, bitti. Bu defa anlamlı müzakere süreci diyeceğiz. Olursa tabii. Hükümete bağlı, yazılı ve sözlü olarak ilettim. Anlamlı bir müzakere sürecine Ekim ayıyla birlikte hükümetin ve devletin onayı olursa başlarız.

O süreç bitti demiyorum. O süreci müzakereye evriltmek gerekir. Öyle yapmazsak sadece gevezelik yapmış oluruz. AKP oyalamayı seviyor. Ben buna rodeoculuk politikası diyorum. Rodeo çocuk oyuncaklarından biridir, lunaparklarda sallanan atlar vardır, ata binersin, sallanır, ama hiçbir yere gitmezsin. Daha önce birisi Süleyman Demirel için de bunu demişti. At inip kalkar ama mesafe almaz. Ama biz buna alet olmayacağız. Benim artık buna tahammülüm olmaz. Devlet de bunu kaldırmaz. Bunun yazılı ve sözlü şartlarını ilettim. Bu öyle üstünde çok da tartışılacak bir şey de değildir. Dönemin ruhunun gereğidir aslında. Newroz Bildirisinde de dönemin ruhundan bahsettim. Oradaki önermelerin bazıları onların katkısıydı, ben de onayladım. Yani ortak mutabakattı.

Peki, bu kesinleşmiş bir şey midir? Hayır, daha belli değildir. İşte Kandil de “Geri çekilme durdu” dedi. Zaten siz de, onlar da başta anlamadınız. Nisan’da bir mektup yazdım, size vermediler. Orada kaygılarımı belirtmiştim aslında. Sizler de “Bir daha silahlar konuşmaz” dediniz. Saflıktı, yanlıştı. Savunma için gerektiğinde biz de anında silaha sarılırız. “Cehenneme yollarız” falan dediler. Biz de gerekirse onları cehenneme yollarız. “Bunlar politikacı ağızlarıdır” diyor heyet. Olmaz, dikkat edecekler.

Bana göre Kandil’in neyi varsa 1 Haziran’a kadar bitecekti. Önderlik olarak ben böyle öngörmüştüm. Perspektifim buydu. Ama Kandil’in de haklı gerekçeleri var. Pusulama yaptılar, karakol yaptılar, barajlar yaptılar, köylü katliamları yaptılar, geri çekilme için yasa çıkarmadılar. Kandil de haklı olarak tedbir aldı tabii. Sayın yetkili, ben 1 Haziran derken yasa çıkarılır, kamyonlarla bir aylık yolu 12 saatte giderler diye düşündüm. TV’lere çıkıp “Yok, Apo 1 Haziran demişti, örgüt dinlemedi” diyorlar. Bunlar kanat takıp mı gidecekti? Nasıl gidecekler? Sayın yetkili, Hükümet akıllı olsaydı 1 Haziran’da biterdi. Günün teknolojisini göz önüne alarak bu tarihi vermiştim. Teknik var ama yapmadı. Herkes benim gibi dürüsttür sandım. Karda, kışta, karanlıkta nasıl yol alacaklar? Mesela Dersim’den kamyonla giderlerdi. Bana TV’lerde “Örgüt Apo’yu dinlemedi” diyorlar.

Kandil, BDP, hepiniz dürüst davrandınız. Ama hükümet yasa çıkarmadı. Kandil şimdi kararında haklıdır. Çok fedakarlık yaptılar, hepsine çok teşekkürlerimi sunuyorum. Geri çekilenlere minnetle teşekkürlerimi iletiyorum. Hepsine selamlarımı iletin. Öyle hasta olanlar falan diyorlar ama değerli yoldaşlardır. Ben de bu yaklaşımı görünce geri çekilmeyi anlamlı bulmadım artık. Kullanma, istismar etme gibi yaklaşımları rüyamda görsem inanmazdım. AKP kaybetti, kaybetti demeyelim de…

Selahattin Demirtaş: Fırsatı kaçırdı

Abdullah Öcalan: Evet, fırsatı kaçırdı. Heyet fark etti, ama hükümet anlayamadı. Kandil haklıdır tabii. Tekrar selamlar hepsine. Ancak şimdi ateşkes karşılıklı olarak sürmeli. Cemil Bayık’ın açıklamasına katılıyorum. Saldırı olursa beş kat misliyle cevap verirler. Ama saldırı olmazsa öyle asker, polis vurma gibi şeyler olmamalı. Genelkurmay da bunu biliyor. Misilleme hakkımız vardır. Cemil Bayık da bunu söylüyor zaten, katılıyorum. Sayın yetkili de hükümete söyler. Olumlu olumsuz yönleriyle bu diyalog dönemi, birbirini test etme dönemi bitti. Kitlenin desteğini kazandık, Batı’da da destek oluştu. Artık önümüzü daha iyi görüyoruz. Bir yılın kazanımları iyiydi. Ama sonuca da gidemedik. Normaldir. Hükümete mektup yazdım, sözlü de iletirsiniz. Şimdi süreci üç saç ayağı üzerinden yürüteceğiz.

Anti-Terör Yasasında değişim yaparak, devlet ve toplum içindeki her türlü şiddetin tasfiye edilmesinde rol oynayacak her kişiye ve kuruma (Cemil Bayık’tan cezaevindeki arkadaşlara, Avrupa’dakilerden bana kadar) kolaylık sağlanır. Nedir bu katkı? Şiddeti durduracak kararları verenlere her türlü kolaylık. Nedir bu kolaylık? Örgütü ikna edeceğiz. Öyleyse çok sayıda STK, medya, siyasetçi, akademisyen ile görüşmemizde kolaylık sağlayacaklar. Bu bir talep değildir. Af talebi de değildir. Kimse Apo af istiyor demesin. Hükümetle de görüşün. Ekim’de çekilirim. Konuşmayı dahi bilmiyorlar, bana halen araç diyorlar. Siz de zaten onlarla konuşmuşsunuz. Öcalan şiddeti tasfiye etmek istiyor, ama elinde araç yok, neyle yapacak deyin. Bir Ahmet Türk ve Sırrı Süreyya ile bile görüşemiyorum. Ahmet yirmi yıldır bu işlerle uğraşıyor. Yasaklıyorsun, başkalarını tutukluyorsun. Beşinci kol faaliyeti gibi işler yapıyorsun. Dünya örneklerini inceliyorum. İşte Karzai ayaklarına kadar gidiyor. Adamlar yine de her gün eylem koyuyor. Ben kendiliğinden şiddeti durdurdum. Daha ne istiyorlar? O zaman artık yeni moda, yeni forma geçiyoruz. Sayın Yetkili, bu Apo’nun bir talebi değil. Siz benden istediniz, ben de bunu yapabilmek için uygun yasa öneriyorum. Yasa olmazsa MİT’e operasyon bile yapıyorlar işte.Ekim’de gerçekleşmezse ağır konuşacağım. Siz de benim adıma Ekim’den sonra böyle konuşmazsanız, sizi de fena yaparım.

Sayın Yetkili, siz yanlış bir iş yapmıyorsunuz, devleti şiddetten kurtarıyorsunuz. Ama sizi yargılarlar, bunu hak etmiyorsunuz. Sizi görevli gönderdiler, değil mi? Ben mi sizi çağırdım? Yaptığımız iş vatana ihanetmiş gibi olmaktan çıkarılmalıdır. Yapılmazsa o zaman paralel devlet devrededir. Beşinci kol faaliyetidir diyeceğiz. Ama Apo buna boyun eğmemiştir. Yanlış anlaşılırsa kıyameti koparırım. Yoksa artık yanıma gelmesinler. Ölüm çıkar, ben çıkmam buradan.

İkincisi ise komisyon meselesidir. Newroz Bildirisinde dile getirdim; silahlı mücadelenin sonu, hukuki demokratik siyasetin başlangıcı. Bunlar diyalektik olarak birbirine bağlıdır. Siz de, Kandil de bunu böyle anlamadınız. Hukuki demokratik siyaset öne çıkıyor, silah sönümleniyor, aralarında diyalektik bağ var. Ben tek bir basınla konuşamıyorum, avukatımla konuşamıyorum. Sürecin baş aktörü ben değil miyim, o haldenasıl demokratik siyaset yapayım, benimle alay mı ediyorlar? Televizyonlara çıkıp benimle alay eder gibi konuştular, siz de yeterince cevap veremediniz. Bu mantıkla Şeyh Sait gibi idama giderken bile niye gittiğinizden haberiniz olmayacak. Siyasi olarak boynunuzu vururlar. KCK operasyonları işte böyleydi. Siz de zaten siyasi soykırım dediniz. Bu şekilde aslında dışarıdakiler de kırıma uğradı. Ya istifa edip evde oturursunuz ya da çözüm bulacaksınız. Ahmet onlara söyleyin, ağlayacak durumdasınız, sadece göz yaşlarınız yok.

Ben burada heyetle bile kıran kırana tartışıyorum. Öcalan öyle kullanılacak bir adam değildir. Hafız Esad akıllı adamdı. Yıllarca benim kullandığım aracın bir kez bile önünü kesmedi. Araçta silah falan olduğunu bildikleri halde bir kez bile durdurmadılar. Siyaset böyle yapılır. Ama bunlar çok ciddiyetsiz. Yoksa İmralı koşulları bile bana fazladır. Ben kendim için bir şey istemiyorum. Ben üslup ve yaklaşımda ciddiyet istiyorum. Heyete, böyle laubalilik olursa çekilirim dedim.

MİT Müsteşarı ilk buraya geldiğinde, Sabri onların hazırladığı protokolü imza için getirdiler. Aslında sizin bugünkü taleplerinizin hepsi vardı orada. Açık söyleyeyim, onu da ben bozdum. Müsteşara dedim ki, benimle konuşuyorsanız ben siyaseten artık özgür bir insanım. Ağır cezalık bir mahkumla konuşuyorsan, o artık özgür biridir. Yoksa onunla konuşamazsın. Ancak özgür biri bunu yapar. Siyaseten Öcalan özgürdür. Bana öyle zavallı gibi bakılmasın, ölsem de burada artık özgür bir politikacı olarak ölürüm.

AKP bunu kendine yontmak istiyor. AKP aldatıcı olmamalıdır. Dolayısıyla ikinci ayak demokratik siyaset ayağıdır. Yeterince kullanamasanız da sizin için bu şu anda var, ama benim için yok. İmralı’dan çıkayım, öyle hemen af olsun demiyorum. Ama demokratik siyaseti icra edeceğim araçlar olacaktır. İhtiyaçlar bu temelde karşılanmalıdır. Bunlar talep değildir, müzakere için gerekli araçlardır. Şiddeti durdurduk. Şimdi hukuki boşluklar doldurulursa geri dönüşler bile başlar. Habur gibi olmaz artık. Kandil zaten şimdi gelemez. Ama bunun dışında isteyenler hukuki düzenleme ile gelebilirler. Geri çekilme konusu tarihi olarak bitmiştir. Üstelik geri çekilmede Kandil’e doğru diye bir şey de yoktu. Heyetle Gare, Cilo, Cudi de olabilir diye konuştuk. Önemli olan düzenleme yapılıncaya kadar bir yere toplamaktı. Ama şimdi Kandil’e topla, sonra yıllarca orada ne diye bekleyecek? Kandil de bu konuda yaratıcı düşünmüyor.

Şiddeti tasfiye etmeye varız, ama hukuki siyasi demokratik temelde politika yapmak için araçlarım olacak. İşte sekiz komisyonu bunun için önermiştim. Sizin de talepler listesi sunmanız yanlış oldu. Bunlar müzakere konusudur. Tartışarak bunu ortaya çıkarırsınız. Şimdi ben bu yanlışları düzeltmek zorundayım. Hükümetten talep etmek yerine kendin harekete geçip örgütleyeceksin. Anadil konusunda talep edeceğinize, anadilde eğitime başlayacaktınız. Dil Akademisi, ders kitapları, anaokulları kurulabilirdi. Devletten istemek hatadır. Bu devletin değil toplumun görevidir. Sen anadiline sahip çıkıp çocuğuna öğretemiyorsan devletten nasıl istersin? Şimdilik kitap, alfabe benzeri olur, önce ilkokul olur, sonra belki bütün okullarda yaparsın.

Dil için Diyarbakır’da nümune bazı okullar açarsınız. Devlet buna karışamaz, yasaklayamaz. Anayasada eşitlik ilkesi vardır. Bunlar talep konusu olamaz. Boykot vb. sorunları alevlendirir sadece, çözmez. Yapmayın demiyorum, karar almışsınız, ama çözmez. Açacağınız okula polis saldırırsa ölümüne savunursunuz.

Selahattin Demirtaş: Aslında dil hareketiyle geçen yıl bunları kapsamlı tartıştık ama hazırlık yapılamadı.

Abdullah Öcalan: Tartışmışsınız ama nafile, değil mi?

Selahattin Demirtaş: Maalesef.

Abdullah Öcalan: Ekonomi Konferansını da bunlar için önerdim. Alternatif ekonomik modeliniz olmalı. İşsizliğe çareler bulmalısınız. Belediyelerin ekonomik modeli nedir? Yok. Baydemir’le tartışın, beyin fırtınası olmalı. Kapitalistler akla hayale gelmeyecek yatırımlar yapıyorlar. Hepsi de sadece fazla kar amaçlı. Urfalılar ta Edirne’ye kadar gidip rençber oluyorlar, yazık değil mi? İsrail ve Suudi’ye Urfa topraklarını peşkeş çekiyorlar. El Nusra’yı desteklemelerinin altında biraz da bu yatıyor. Halkı kaçırtıyorlar. Kıyameti koparmalısınız.

Uzatmayacağım, demokratik siyasetin araçlarını tartışacağım. Örneğin Ekonomik Konsey karar alacak, Urfa’da kooperatifleşmek istiyoruz, devlet de buna engel olmayacak. İşte bunlara siz çözüm bulacaksınız. Ahmet “Apo bütün bunları burada nasıl düşünüyor” demiş. Ben burada Hakkari’nin, Iğdır’ın sorunlarını bile düşünüp çözüm bulmaya çalışıyorum.

Selahattin Demirtaş: Başkanım, bizim sistemimizin işleyişiyle ilgili sorunlarımız var; burada çok da açmak, tartışmak istemiyorum, ancak parti olarak bütün alanlara etkimiz yok.

Abdullah Öcalan: Anlıyorum, ama eşbaşkan olmanız bile gerekmez. Ben bir şeyin Başkanı mıyım? Ama her yere etki ediyorum, sızmaya çalışıyorum. (Demirtaşa dönerek) Ben sizin kadar kendimi yormuyorum da, sizin kadar tehlikeye de atmıyorum. Ama önemli olan gol atmaktır. Metin Oktay vardı bir zamanlar, şimdi Drogba falan var. Gol için fırsat kolluyorlar. Doğru pozisyon almanız lazım. Burjuva yaşamınız da yok, yaşamınız da iyidir. Ama sonuç alacak pozisyon alamıyorsunuz. Kandil’e kadar hepiniz için söylüyorum.

Diğer sekiz komisyonu bir kez daha açmayacağım. Sonuçta demokratik siyaset araçları almalıdır. Güvenlik meselesini de bir kez daha açayım. Bizi El Nusra mı, JİTEM mi koruyacak? Diyarbakır Emniyeti paralel devlet gibi çalışıyor. Sözde uyuşturucu operasyonları yapıyor, ama aslında gençleri uyuşturucuyla kendisine bağlıyor. Sizden daha iyi Kürtçe öğreniyorlar. Bu Silvan ve Hazro’da yaşanan ailelerin birbirini öldürmesi meselesinde de siz de gittiniz oraya. İşte gördünüz, aslında kendine mecbur etme hamleleridir.

Selahattin Demirtaş: Doğrudur.

Abdullah Öcalan: Sizi ancak biz koruyabiliriz demek istiyorlar.

Eskiden Amerikan yardımıyla okullara süt tozu falan dağıtırlar, böylelikle topluma sızarlardı. Şimdi Cemaat bu görevi üstlenmiş. Paralel devleti Cemaat yürütüyor ve bunlar şiddete mecbur kılmaya çalışyorlar.

Selahattin Demirtaş: Fetullah Gülen’in görüntülü bir demeci düştü internete. “KCK’lilerin, BDP‘lilerin evlerine uyuşturucu yerleştirin, sonra da gidip baskın yapın. Bunlara terörist deniyordu, şimdi bir de uyuşturucu kaçakçısı falan denir” biçiminde bir demeçti.

Abdullah Öcalan: Sözlü olarak mı?

Selahattin Demirtaş: Evet, kendi ağzından yayınlandı. Ama basın büyütmemeyi tercih etti.

Abdullah Öcalan: Sayın Yetkili, bunu not alın, bu çok önemli. Böylece benim dediklerim belgelenmiş, ispatlanmış oluyor. Bu oyunları engellemezseniz, paralel devleti önlemezseniz biz süreci nasıl götüreceğiz? Siz de kendinize dikkat edin, benimle görüşen iki kişi sadece sizsiniz. Tedbirinizi alın mutlaka. İşte Baydemir bazen konuşuyor, sanki silahlar elimizde başımıza belaymış gibi. Asıl sorunlara çözüm bulmalısınız. 82’de paralel devlet bölgeye el koymuş bir defa. İti ite kırdırma politikasını uyguluyorlar. Acımasızca infazlar, işkenceler, domuz bağıyla öldürmeler hep bunun içindi. Sizin koku alma yeteneğiniz yok. Osman bey hiç kusura bakmasın, koku alma yeteneğiniz olmazsa politika yapamazsınız. Vedat Aydın’ların, Savaş Buldan’ların öldürülme nedenlerini çözemediniz işte.

Fettullah Hoca öyle konuşmuşsa, demek ki devleti ele geçirmişler. Her an buraya kadar bile gelebilirler. Onların Amerika’sı var, bizim neyimiz var? Paralel devleti bitirin, biz de gerillayı indirelim. Bunlar dururken biz nasıl yapalım? Gençlerin uyuşturucu sorunları var. Bunlar için devletten talepte bulunulmaz, siz yaparsınız. Devletten sadece engel olmamasını talep edersiniz.

Selahattin Demirtaş: Siz söyleyince hatırladım. Osman Baydemir’in de selamları vardı. Görevi teslim etmeye hazırlanıyor. Son aylar için bir öneriniz varsa iletmenizi rica ediyordu.

Abdullah Öcalan: Belediye için yeni bir aday olmalı tabii. Bir de iki dönemden fazla olmaması iyi olur. Osman bey de milletvekilliğine hazırlanmalıdır. Belediyelerde de iddialı, projesi olan, heyecanlı kişiler aday olmalı. Herhalde zamanımız olur bunlara konuşmaya. Osman Bey beceriklidir, siyasete hazırlanmalıdır. Çok selamlarımı söyleyin. Siz ne düşünüyorsunuz?

Selahattin Demirtaş: Biz de kendisine siyasetten kopmamasını tavsiye ettik.

Abdullah Öcalan: Her yerde komünal yaşamı benimseyen, çalışan kimseler olmalıdır. Bu Emine Ayna meselesi neydi?

Selahattin Demirtaş: Üç yıldır genel çalışmalara katılma konusunda sorunlar yaşıyordu. Kendisiyle ilgili bazı tartışmalarımız var, kararlarımız olabilir.

Abdullah Öcalan: Üç yıldır nasıl çalışmıyor? Siz daha iyi bilirsiniz, ben bir şey demiyorum. HDP de kongresini yapacak, Ertuğrul-Sebahat Eşbaşkanlığı tartışılabilir, öneridir. Yerel seçimlerden sonra grup HDP’ye geçmeyi önüne koyabilir. Genel seçimlere HDP listesi ile girilebilir. HDP Kongresinde de aşkla çalışabilecek yetenekli insanlar alınabilir. Hatta ileride birçoğu vekil olabilirler. Hepsine selamlarımı söylersiniz.

Üçüncü ayak da şudur: İkinci ayak anlaşıldı zaten. Şiddetin tasfiyesiyle eşzamanlı demokratik siyaset kanalları olacak. Üçüncü ayak pratikleşme ayağıdır. Yakın dönem, hakikatlerin ortaya çıkarılması da dahil, bunları denetleyecek üçüncü bir güce ihtiyaç olacak. Bir İzleme Komisyonu olmalı. Taraflar birlikte oluşturur. Ortaya çıkacak sorunlarda hakem olarak birlikte müdahale derler. Siyasi çözüm aşaması hakemsiz olmaz. Akil insanlar tek taraflı kuruldu. Meclis Çözüm Komisyonu nun içi boştur. Hakikatleri Araştırma ve İzleme Komisyonu oluşturulmalı.

Selahattin Demirtaş: Tabii sizinle de görüşebilmeli. Abdullah Öcalan: Tabii ki ben baş aktörsem, kimseyle görüşmeden olmaz. Bu araçla da bunları konuşacağım. Suriye, İran ve Irak’taki toplumumuz beni dinler. Kimler olabilir diye eksersiz yapın siz de. Bu üç ayak konusunu devlete sözlü-yazılı ilettim. Cevap bekliyorum. Kandil’e mektup yazma imkanım olmayabilir, siz iletirsiniz. Basına da, Kandil’e de detaylı aktarın, dikkatli aktarın. Barzani’ye uyarımı iletsinler. Goran’a, Nuşirvan’a selam söyleyin, alternatif muhalefeti örgütlesin. Pencewini’ye selam söyleyin, seçimlerde adaylığı desteklenebilir. Bizdeaday olmaz mı?

Selahattin Demirtaş: Biliyorsunuz, daha çok YNK’ye yakındır, ama bizimkilerle de dostluğu vardır. Aday olacağını sanmam.

Abdullah Öcalan: Tamam, selamlarımı söylersiniz. El Parti’yi de ciddi uyarsınlar, yoksa karşılıklı çatışmaya döner. Devlet Suriye’de çözüm istiyorsa onlarla doğru ilişkilenmeli. Suriye muhalefeti nasıl geçici bir hükümet kurup başkanını belirlediyse, onlar da hemen bir geçici hükümet kurup başkanını belirlesinler. Salih Müslim olur, artık kendileri bilirler. Suriye demokratik birlik hükümeti olur.

Selahattin Demirtaş: Kürt ismini kullanmasınlar mı diyorsunuz?

Abdullah Öcalan: Evet, Suriye birliğini savunsunlar, sadece Kürtler adına hareket etmesinler. Kendi konseylerini parlamento gibi belirlesinler. Cenevre’ye kendi hükümet başkanlarıyla gitsinler. Cenevre’de ÖSO ve demokratların hükümetleri birleşir, tek hükümete dönüşür. Çözüm de ancak böyle gelişir. ÖSO’nun hükümet ilanı iyidir, olumludur. Cenevre’de birleşme olmazsa yoksa Mısır gibi olur. İşte Çavuşoğlu bunu anlamalı, en iyi çözüm budur. Rojava’ya çok selamlarımı söyleyin. Şehit ailelerine, Hüso’nun ailesine selamlarımı söyleyin. Barzani kapıyı açmalı. El Nusra’yı da akıllıca bir savaşla söküp atmalılar. Benim dediğim yol üçüncü yoldur. Irak için demokratik cephe kursunlar. Nuşirvan gerekirse Ulusal Kongre’ye öncülük yapsın. Süleymaniye’de de toplanabilir, olanakları vardır. Neçirvan’a da selam söyleyin, engel olmasın, Semalka açılmıyorsa petrol yolunu keseriz. Ciddi olsunlar. Rusya, ABD ve Avrupa ile ilişki olur. Yalvarıcı olmasınlar, halk desteğine güvenip yaratıcı olsunlar. Biz burada devletin Kürdistan ayağını inşa ediyoruz. Kürt ayağı olmayan devletin bir ayağı eksik olur. Kürdistan ayağı da bizden sorulur.1920’ler de Kürtler olmasaydı ne yapabilirlerdi? Biz buna yardımcı oluyoruz işte. Daha ne istiyorlar? Bunun zamanlaması da illa 1 Ekim, 1 Kasım demiyorum. AKP ile görüşme yapın; ateşkes sürmeli, yeni mod’a geçebilmeliyiz. Ortadoğu işte ateş içinde, bir çözüm bulmalıyız. Sonucunda anayasayı da uzlaşarak yazacağız. Sol, Kürt ve İslam ittifakı Türkiye’de yeni anayasanın sosyolojisidir. CHP’nin ırkçılığı ile olmaz. Bol bol röportaj yapın, TV’lere çıkın.

Yetkili: Dışarıda birçok kesim barışı gösterip savaş istiyor. Bunlara bir tek kelime bile vermemek lazım bence. Bunlar savaşı kışkırtmak için bir tek ‘süreç bitti’ cümlesinin peşine düşecekler.

Abdullah Öcalan: Süreci yeni bir format altında derinleştirerek yürütmek istiyor dersiniz. Anlamlı bir müzakereye evrilterek sürdürmek istediğini heyetle görüşüp devlete ve Kandil’e iletmiş dersiniz. İran için ateşkes yetmez. Buradakine benzer bir diyalog süreciyle siyasi çözüme gitmek gerekir. Diyalog modu geliştirilebilir. PJAK’a selamlarımı söyleyin. Irak’a biz öncülük edemeyiz. Neçirvan’a söyleyin: Bozuşmak istemeyiz, kapıyı kapatmayın, Kongreyi de bir daha erteletmeyin, vebali sizin olur. Şimdiden bunun propagandasına başlayabilirler. Avrupa Festivaline mesajı söyledik. Teslim Töre’ye selamlar. BDP Olağanüstü Kongre yapabilir. Eşbaşkanlar devam eder. Gültan üslubuna biraz daha dikkat etsin. Çok gevrek kalıyor. Üslupta politik olgunluk ve çekicilik olmalı. Yeteneklidir, ama çok gevşek konuşuyor. Mermi gibi konuşmalı. HDP Yürütme Kuruluna, eşbaşkanlara, Gencay Gürsoy onlara selamlar. Ermenilere, ESP, SDP, EMEP’e selamlar. İyi çalışsalar alternatif ana muhalefettirler. Böylece BDP’nin de rolü artar. BDP belediyeler üzerinden model oluşturabilir.

Selahattin Demirtaş: Başkanım, yeni yerinize geçtiniz mi, durumunuz nasıldır, diğer arkadaşlarla da görüşüyor musunuz?

Abdullah Öcalan: Evet, bir ay oldu geçtim, yerim iyidir, uykularım düzeliyor. Arkadaşlarla da biraz görüşebilseniz iyi olur.

Selahattin Demirtaş: Bakanlığa söylemiştik, görüşeceğiz bu defa.

Abdullah Öcalan: (Pervin hanıma dönerek) Sabah aklıma geldi, Pervin hanıma ne diyeyim diye biraz düşündüm. Siyasete bir gelin gibi başlayacaksınız. Sabah kalkıp giyinip süslenecek ve o gün günle evleneceksiniz. Yani siyaseti aşkla yapacaksınız. Aslında çok çalışkan ve çok da iyi niyetlisiniz. Benim kadın özgürlük çalışmalarım var. Kadının üzerindeki büyük oyunları da biliyorum. Sizin gibi çok cesur kadınlar var. Basit duygu yalvarıcılığım yok. Kadın Özgürlük Komisyonunu bu yüzden önerdim. Kadın konusu her toplantıda gündeme geliyor. Benim yanımda kadınlar yok, ama kadınlar her toplantıda gündemdir. DÖKH’e de söyleyin. Kadın Komisyonunun kurulması için uğraşacağım. Bu konuda ağırlıklarını hissettiriyorum.Kendinize dikkat edin. Size karşı sadece fiziki yönelim olmaz. Başka yönelimler de olabilir. Bunlara da dikkat edin. Güvenliğinizi almalısınız. Siz ikiniz benimle görüşen iki kişisiniz. Dikkat edeceksiniz. Kendinizi Özgürlük Hareketine adamış insanlarsınız. Özgürlük Hareketi iyidir, ama aynı zamanda fiziki olarak ayakta kalma biçimidir. Sizin diliniz de iyi. Biraz daha politize olabilirsiniz. Dilinizi ve konuşmalarınızı beğeniyorum.

Pervin Buldan: Teşekkür ederim Başkanım. Ayrıca geçen görüşmede benim yaşantımı Nefertiti’ye benzetmiştiniz. Nefertiti’nin yaşamını araştırdım.

Abdullah Öcalan: (Gülerek) Ha evet, tahmin ettim araştıracağını. Bir an Nefertiti’nin yaşamı geldi aklıma, sizinle bağlantı kurdum. Tek tanrılı dinler döneminde Mitannilerin kralı öldürülüyor. Yerine eşi Nefertiti geçiyor.

Pervin Buldan: Çok cesur bir kadın.

Abdullah Öcalan: Evet, çok cesur. Eşinin yapamadıklarını yapıyor. Senin eşin de öldü. Ama senin eşin bundan sonra Özgürlük Hareketi olacak. Çok cesur, çalışkan, inançlı ve asil bir kadınsınız. Gelişmeye de açıksınız. Her türlü görevi yapabilirsiniz. Benim kadına bakış açım farklıdır. Ben kadına inci boncuk dağıtamam. Ben kadına cadı olarak da bakamam. Türban takmakla, modaya uymakla da iyi kadın olunmaz. Çalışarak, gelişerek ve özgürleşerek iyi kadın olunur. Geçen bir yerde izledim. Diyarbakır’da bir kadın eşiyle tartışıyor. Kameraya çekmişler. Adam kadını öldüresiye dövüyor. Kadın öleceğini anlayarak kızıyla vedalaşmak istiyor. Adam izin vermiyor ve yirmi bir bıçak darbesiyle öldürüyor. O görüntüye çok üzüldüm. Kandil’e sen de git, kadınlarla görüş. Besê, Sozdar onlarla görüş. Aktaracakları varsa seninle iletsinler. Ayrıca Kandil’deki kadınlara özel selamımı söyleyin. Heyecanınız sönmüş. Ertuğrul’a söyleyin: Mahir Çayan böyle hantal mı siyaset yapıyordu? Biz 70’lerin devrimci siyasetini esas alıyoruz. Unuttuğumuz bir şey kaldı mı? Herkese tekrar selamlar, sevgiler. Bunları uygun bir dille anlatırsınız artık.

Yetkili: Aman, bir tek cümlenin bile hayati önemi oluyor bazen.

Abdullah Öcalan: Selahattin bey çok yeteneklidir, benden bile daha iyi ifade ediyor. Hatta bazen ben sertleşiyorum, o yumuşatıyor. (Gülerek) Yumuşatmaya fazla da gerek yok.

Yetkili: Ben Selahattin beyin konuşmalardaki başarısı ve yeteneğine, uslüp ve dil konusundaki becerisine laf söyleyebilecek kabiliyette değilim, bir devlet memuruyum sadece. Müsteşar ile görüşme kanalının da sizlere her zaman açık olduğunu belirtmem istendi ayrıca.

Abdullah Öcalan: Kandil’e ilişkin de, AKP tarzı barış paralel devletin tarzıdır. Hükümete dayatıyorlar, bunu heyetle çözmeye çalışıyoruz. Paralel devlet sürecin içini boşaltıp savaşa mecbur ediyor. Bu paralel devlet tarzıdır. Kandil’in de savaş tarzına karşıyım. AKP’nin barış tarzına, Kandil’in savaş tarzına karşıyım. Benim perspektiflerimi daha yaratıcı bir şekilde uygulayabilirler. Yaratıcı olup yeni kararlar alırlarsa, ben bunu bana karşı bir tutum olarak görmem. Örneğin hükümet devrildi, heyete darbe yapıldı, format yürümedi, kesildi diyelim. Bu durum savaş ilanıdır. Otuz yıllık savaş pratiğinde JİTEM’in kontrolünden neden çıkamadılar? On gerilla Cudi’ye ulaşsa halk kurtulmuş sayılmalıdır. Ama şimdi bin gerilla gidiyor, hepsi imha oluyor. Osman-Botan çetesine karşı halen de öfkeliyim işte. On beş gün sonra bekliyorum, görüşürüz umarım. Eğer varsa Avrupa’nın, Suriye’nin cevaplarını bekliyorum. Bayık, Abbas, Besê, Elif, Sozdar, hepsine selamlar. Heyet: Görüşmek üzere Başkanım, hoş çakalın!


15 Eylül 2013 / İmralı Adası


Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa: İmralı Notları

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

Parveke

TAGS(ETIKETLER): OCALAN  BEN  SIYASETEN  OZGUR  BIR  INSANIM  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.