ÖCALAN: "BARIŞ İÇİN 20 YILDIR UĞRAŞIYORUM"
Umudun Zaferi / 24 Şubat 2016 Çarşamba Saat 12:04
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KCK’ye her operasyon ayaklanma ve isyana davetiyedir, teşviktir. BDP ve benim temkinli yaklaşımım bunu engelledi. İsyan etmem beklendi. İsyan etsek bir türlü, etmesek bir türlü...Tabii heyetle yaptığımız görüşmeler önemlidir. Onlar da risk alıyorlar. Hatta heyeti bile vazgeçirmeye çalışıyorlar. Darbeci zihniyet süreci sabote etmeye çalışacak


Şerafettin Elçi’nin vefatını duydum. Üzüntülerimi belirtiyor, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Talabani de ağır hastaymış, geçmiş olsun dileklerini belirtiyorum.  Çerçeveyi çizeyim. Bu süreç Özal, Erbakan ve Ecevit döneminden bu yana devam ediyor. Yirmi yıldır uğraşıyoruz. Emre Bey ile başladığımız süreç son iki buçuk yılda kesildi. Sonuçları mektuplarla sizlere de yansıtıldı. Son süreçte Hakan beyin de katıldığı üç dört toplantı oldu. Usul eşbaşkanlar düzeyinde gelinmesiydi. Gültan Hanımın ismini vermiştim. Böyle olmasını istedim. Ancak yine de buraya gelmiş olmanız önemlidir. Bana halkın ve diğer Kürt partilerinin durumu hakkında bilgi verebilir misiniz? Bir mektup yazacağım. 

Parti Olarak Gelişmenizi İstemiyorlar

Ancak diyalog sizinle olmaz. Diyalogun sizinle başlamayacağını biliyordum zaten. Parti olarak gelişmenizi istemiyorlar. Görüşmeler burada gerçekleşir. Burada yaptığımız görüşmeler olmasa, sizinle görüşmek bir yana canlı bile yaşatmazlar. Beni bile on dört yıldır çürütmek için uğraştılar. İmha temelli geldiler, gelecekler de. Bu süreci sabote etmek isteyenler de olacak. Burada her toplantı yapıldığında gerilla kayıpları bildiriliyor. Böyle mesaj veriyorlar. Tabii heyetle yaptığımız görüşmeler önemlidir. Onlar da risk alıyorlar. Hatta heyeti bile vazgeçirmeye çalışıyorlar. Darbeci zihniyet süreci sabote etmeye çalışacak. Size yumruk atan şahıs da tek başına değil. Yazılacak mektubun içeriği sürece yön verecek. Mektubu hazırlarken bir yöntem önereceğim.  Gerillanın çatışmasızlık ortamına girmesi için parlamentoda kanunla kurulacak bir komisyon gerekir. Hakikat Komisyonu denilebilir, Uzlaşma veya Yüzleşme Komisyonu da denilebilir. Gerillanın çekilmesi halinde halka yönelik şiddeti engellemek amacıyla Barış Konseyinin kurulması gerekir. Köye geri dönüşler, ödenecek tazminatlar Barış Konseyinin himayesinde olur. Siz buna Akil İnsanlar mı diyorsunuz? Onlar tarafından süreç yerinde izlenir. Süreç Türkiye'deki vicdan sahibi insanlar tarafından iyi izlenmeli ve bu konuda rol oynanmalıdır. Aslında Anayasa konusunda kurucu bir meclis olmak durumundaydı. Mevcut çalışma sonuç alıcı olmadı. Daha sonra Numan Kurtulmuş ve Osman Can cephesinden Anayasa Kurucu Konvansiyonu şeklinde ele alınabilir. Son kırk yıllık şiddeti Türk ve Kürt halkına aştıracak bir anayasa olmalı. Cumhuriyetin kuruluşundan beri anayasada laik Kemalistler Kürtleri ve İslami toplumu tasfiye etmeyi amaçladılar. Böylece Türk halkı da hak ve özgürlüklerinden yoksun kaldı.  Sırrı Süreyya ve Altan bunu iyi bilmek durumunda.

Kürt Halkının Varlığı Henüz Devlet Tarafından Kabul Edilmemiş

Türk halkının ve İslami kesimin hak ve özgürlüklerini, Kürt halkının da varlığını kabul edecek. Kürt halkının varlığı henüz devlet tarafından kabul edilmemiş. Varlığının kabul edilmesi gerekir. CHP komisyona katılınca bunu değerlendireceğiz. Sadece dilinin değil beyninin, gövdesinin, yani varlığının kabul edilmesi gerekir. Kürt realitesi parlamento tarafından kabul edilmeden nasıl anayasa yapacaksınız? Bu konuda 1921 Anayasasını ve yirmi maddelik Kürt Reform Tasarısını esas alabilirsiniz. Orada Kürtlerin varlığının kabulü var. Biz Kürt Reform Tasarısını canlandırmak istiyoruz. Biliyorsunuz, 9 Şubat 1922 tarihli 64’e karşı 373 oyla kabul edilen Kürt Reform Tasarısı belgelerinin gizlenmesi Kürtleri tasfiye amaçlıdır. Oysa bu belgenin kabulünden sonra 30 Ağustos Zaferi gerçekleşmiştir. 1922 Türkiye’nin kurtuluş yılıdır. Bu belgeleri niye saklıyorsunuz?  Yine Erdoğan’la Büyükanıt görüşmesinde (5 Kasım’daki Dolmabahçe görüşmesi) darbeci kesimle Kürtlerin dışlanması konusunda anlaşma ve uzlaşma var. Bu uzlaşmanın aşılması barışın şartıdır. Eğer barış ve çözümü realize edemezsek, KCK operasyonu provokasyonunu aşamazsak barış hikayedir.  On kişinin içeriye alınması komplodur, etkisizleştirmedir, bir çeşit öldürmedir. Barzani onlara da tam olarak güvenmeyin. Çaresizler, değil mi? Barış için iki ayınız var. Daha sonra dokunulmazlıklarla birlikte kalan da tasfiye edilebilir. Daha sert darbeler de söz konusu olabilir.

İlkede Silahlı Mücadeleye Son Vermeye Karşı Değilim

KCK operasyonlarının sonu gelmeli. Toplantılar yapmanız gerekecek. Bu çerçevede siz de tartışın. Mektupta neler yazmak gerekebilir? KCK operasyonu ve bombardıman devam ederken bir mektup yazmam söz konusu olmaz. Yazacağım mektubu parlamento ve AKP kabul eder mi, bilemiyorum. İlkede silahlı mücadeleye son vermeye karşı değilim. Ama yerine ne koyacağız? Parlamento rol almayacaksa, yasal ve anayasal düzenlemeler yapılmayacaksa nasıl barış koşulları yaratılabilir? “İslam’la Kürtleri oyalayabiliriz” anlayışı AKP’yi doğurdu. Altan bu konuları kitaplaştırabilir. Kürt imhasında İslam’ın kullanılması nedeniyle kıyamet koparılmalı. Erdoğan bu çerçevede Fırat’ın doğusunu imha temelinde milletvekili oldu. Baykal’la öyle görüştüler. İslam’a özgürlük, Kürt’e imha! Bu olmaz.  İsrail kurulacağı zaman iki büyük provokasyon var. CHP üzerinden Kürtsüzleştirme ve İslamsızlaştırma uygulanıyor.

Mardin’e Neden Sulama Kanalları Götürülmedi?

Kemalist milliyetçiler Kürtlerin imhası temelinde Yahudi sermaye çevreleriyle görüştüler. Baraj ve sulama kanalları ile de Kürt düşmanlığı yapılıyor. Mardin’e neden sulama kanalları götürülmedi? Urfa’da Akçakale’ye kadar götürüldü. Barajlar imha planlarının bir parçası. Yine mayınlı araziler var. Harran Belediye Başkanıyla evlendirilen kadını hatırlayın. İsrail’in etkisi var. İsrail Urfa’ya öyle yerleşti. Yine Fas’tan getirilen kızlar var.  (Gözlerinin yaşarması ve yoğun bir şekilde akması nedeniyle sağlığı soruldu.) Alerjik bir durum. Şimdi daha yoğun bir akıntı var. Hakiki barışa Türk-Kürt barışı ile gideceğiz. Bu iki toplumun ilişkilerini dinamitlemişler, zehirlemişler. Bunu nasıl aşabiliriz, bunun üzerinde çalışacağız. Bir halkın ulusal onuru ile oynanacak, halk buna tepkisiz kalacak!

Ulus-Devlet Özgürlük Değil Kölelik Demektir!

Öfkeliyim. Ulus-devletçi değilim. Katliamların temel nedeni budur. Ulus-devlet özgürlük değil kölelik demektir. Biz Kürtleri demokratik bir ünite haline getirmek istiyoruz. Türkiye Anayasasında ve yasalarda bu olmadan barış olmaz. AKP buna gerek yok diyor. Peki, biz nasıl yaşayacağız? Yirmi milyon insanın yasal ve anayasal ifadesi olmadan biz nasıl yaşayacağız?

Bir Eylem Planı Çıkarıyorum

Bu nedenle bir eylem planı çıkarıyorum. Bunun aşamalarını belirteyim. 1- Çatışmasızlık ortamının sağlanması. 2- Anayasal ve yasal süreç. Kürt Reform Tasarısı güncelleştirilmeli. Vatandaşlık tanımı için şöyle öneriyorum: Anayasamız bütün tarihsel kültürleri Türkiye’nin bir zenginliği olarak kabul eder, kendisini geliştirme, özgürce ifade etme ve örgütleme hakkını tanır. İspanya Anayasasında da böyledir. Bu tanım vatandaşlık sorununu da, diğer birtakım sorunları da çözer. AKP’nin önerisi gibi nötr bir öneri de olabilir. Ancak benim sunduğum gibi bir tanım birçok sorunu da çözer. Dil eğitimini tartışmıyorum bile. Yasama hakkı, ekonomik özerkliği olacak. Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceler kaldırılacak. 3- Normalleşme süreci. Kürt varlığını inkar etmek Türk varlığını da inkar etmektir. Kürt gider, İslam giderse Anadolu’da Türk de kalmaz. Bütün bu unsurlar dışlanırsa bu lobiler, egemen güçler sizi de dışlar. Tüm tarihsel kültürlere saygı, kendini ifade etme ve örgütlenme hakkının tanınması önemli. Böyle bir düzenleme durumu kurtarabilir. Bunun içine her şey girer. Anayasanın buna kapalı olmaması önemlidir. Saymaya gerek yok. Üç kelime yeter: Yurttaşlık devlet bağıdır.  Barış süreci açıldıktan sonra bir danışman heyet de isteyeceğim. Değişik kesimlerle görüşeceğim. Siz de basına yansımamak kaydıyla bu çerçevede toplantılarınızı yapıp olgunlaştırın. Sezgin’le de görüşülebilir. Hakikat Komisyonu, Akil İnsanlar Komisyonu onların önerisiydi. Ben bu iki komisyonu görüşüyorum. Ona söyleyin. Devleti AKP’ye bırakırsanız dışında kalırsınız. CHP’nin katkısı olabilir, önemli görüyoruz.

Suriye’de Öz Savunma Alanları’na Araplar da Dahil Edilebilir

Kandil’e de şiddetli eleştirilerim var. Suriye'de öz savunma alanlarına Araplar da dahil edilebilir, aksi halde imha olabilirler. Bir araya gelmeliler. Halk esas alınmalı. Barzani’nin emrine girmesinler. Suriye’de demokrasi için kim iddialıysa onunla birlikte olurlar.  Ulusal Konferans için de şunları söyleyebilirim: Önce kendi aranızda toplantınızı yapın, sonra diğer Kürt partileriyle, sonra da diğer parçalardaki Kürtlerin katılımıyla Ulusal Konferans gerçekleştirilebilir.  HDK’de partileşme kararları varsa olabilir. Çalışın, geliştirin. Seçim aracı olacaksa da, olmayacaksa da kararınızı verin, benim de kabulümdür. Ertuğrul biraz hantal kalıyor. Sırrı Süreyya onlar lütfen uykudan uyansınlar.  Heyeti geliştirmemiz gerekiyor. Eşbaşkanlar olmalı, parlamento kanadını geliştireceğiz. Kılıçdaroğlu’na da bilgi verin. Çözümün bir parçası olmak istiyorum diyor. Olsun. Silivri meseleleri de gelip buraya dayanacak.

Barzani’nin İpi Amerika ve İsrail’in Elindedir

Irak, Suriye ve Türkiye birliği Maliki ve Esat rejiminin aşılmasıyla mümkün olabilir. Barzani’nin ipi Amerika ve İsrail’in elindedir. AKP'nin Anayasa Komisyonunda önerdiği anadil ve kültürel kimlik hakkının bireysel temelde ele alındığı, kolektif bir hak olarak kabul edilmediği ifade ediliyor. Bu konu hakkında şunları belirtiyorum: Ne bireyin haklarını devletin içinde eritme, ne de devlete karşı bütün kültürleri ayrı ayrı konumlandırma olmalı.  Siyaset gerçek tanımına uygun yapılmayınca ülke insanına kaybettiriyor. Bu durumda politikacı çözümsüzlüğü derinleştiren insan oluyor.  Bu süreç önemli. Eğer birileri bozarsa daha yaygın şiddet, ölümcül temelde bir KCK operasyonu süreci gelişir. 

Ben arkadaşlarla tartıştım. Hazırım, yazmaya başlayabilirim.  Kadın arkadaşlara selamlarımı söyleyin. Yeni yılı bu temelde kutluyorum. 

3 Ocak 2013-İmralı

 

KÜRTLER KENDİLERİNİ ÖZGÜRCE İFADE EDİP YÖNETECEK     

Abdullah Öcalan: Tarihi önemde bir toplantıya başlıyoruz. Nasıl bir yöntem izleyelim?

Heyet: Sizce nasıl uygunsa.

Abdullah Öcalan: Kandil’e, BDP’ye ve Avrupa’ya üç ayrı mektup yazdım. Heyetle dünden beri yoğun olarak tartışıyoruz. Özal’dan beri teşebbüs içindeyim, ama hepsi akim kaldı. Şimdi akamete uğramaması lazım. Uğrarsa felaket olur. Türkler de şunu bilmeli: Başarısızlık orta ve üst düzeyde savaş, isyan ve kaos demektir. Hepimizin hayatı söz konusudur. Şimdiye kadar yaşadıklarımız devede kulak kalır. Kesin başarı hedefiyle sonuçlanması lazım. Yeni diyalog sürecine yükleniyorum. Dostlarımız ve halkımız eski kalıp mücadeleleri bir kenara atmalı ve karıştırmamalı. Eski yaşam alışkanlıklarını topyekun bırakmak gerekir. Neden? Çünkü bu bir rejim değişikliği olacak. Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet ve 1950’deki çok partili hayata geçişten çok daha önemli. Bu hepsinden daha derinlikli olacak. Başarılı olursak yepyeni bir cumhuriyete geçeceğiz.

Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşam Süreci

Radikal demokrasi, tam demokrasi, Anadolu ve Mezopotamya’nın tam demokratikleşmesi! Hazırlığım bu yönde. Şimdiye kadar olanlar ısınma hareketleriydi. Bütün felsefi ve örgütsel birikimimi PKK’yi bu yönde hazırlamak ve dönüştürmek için kullanıyorum. Bu en köklü adım oluyor.  Demokratik kurtuluş ve özgür yaşam süreci. Ben bu deyimi rastgele seçmedim. Zamanında söyledim, anlamadılar. Anlamış olsalardı Ergenekon olmazdı. AKP bunları diyor, ama çok yüzeysel bakıyor. Benim çok inatçı olduğumu biliyorsunuz. Ben ilk günden itibaren demokratik cumhuriyeti savundum. Onlar beni anlamadılar. “Apo’yu bitirdik” dediler. Stratejik hatalar yaptılar. Ergenekon’a saptılar. Umarım bu sefer böyle olmaz. Onun için benimle oyun oynanmayacağını özellikle AKP’ye anlatmalısınız. AKP’lilerle konuşun, anlatın. Siz Meclistesiniz, size çok görev düşüyor. Ecevit döneminde anlamlı bir uzlaşmaya girilseydi ne Ergenekon ne de AKP olurdu.  Metiner saçmalıyor, “Apo sıkıştı” diyor. Propaganda ile oyunu karıştırıyor. Kendisini düzene satmış, rezil etmiş. AKP’yi on yıldır ayakta tutan benim. Derhal bu söylemi terk etmesi lazım. Biz AKP’yi çıkartan gücüz.  Baykal kirli işler dönemini AKP’ye devretti. Baykal tarihi hata yapmıştır. Tayyip bey kurnaz çıktı, Deniz Baykal’ı kullandı. Ergenekon’un bizden beklentisi 2002’den itibaren savaşı tırmandırmamızdı. AKP’nin tam olarak oturması ve olgunlaşması için bilerek bekledim, sabrettim. AKP anlar dedik. AKP darbe ile uğraşırken başını belaya, derde sokmayalım dedik. Onlar darbelerle uğraştılar. 2007, 2009, hatta 2011’e kadar seçim hesapları, oy hesapları yaptılar. Ben geri çekildim. Çekilmem AKP’nin istismarı yüzündendi.  KCK de, PKK de dürüst ve fedakardır. Ama PKK savaşı tam yapamadı, yetersiz kaldı, barış meselesinde de dirayetsiz kaldı. Sıkıldım, geri çekildim. Onlara ağır kelime kullanmıştım.  Metiner ‘Apo sıkıştı’ diyor. Yanlış söylüyor. Sıkışma yok, darbeyi önledim. Bir darbe var, fakat derinliğini tam fark edemiyorum.

MİT’i Düşürselerdi Türkiye’de Tüm Kaleler Düşmüş Olacaktı

MİT’i düşürselerdi Türkiye’de tüm kaleler düşmüş olacaktı. Hakan Fidan tutuklansaydı sonra sıra Başbakan’a gelecekti. Benim bu süreci canlandırmam darbeyi engelleme sorumluluğu duymamdandır. Darbeyi önleyebileceğimi fark ettim ve süreci başlattım.  Türkiye’de üç koldan paralel devlet çalışması var. Bu ilişkiler sabote edilmeye başlandı. Sıradan lobiler değil. ABD’de stratejik ve taktik müdahalede bulunuyor. Her üçü de Anadolu çıkışlıdır.  Sözde bir hükümet var, sözde bir parlamento var. CHP ve MHP paralel devletlerin izdüşümleridir, basit aletleridir. AKP’ye de, medya ve işadamlarına da sızmışlar. Sadece MİT kalmış. Hedeflenen bizim geliştirdiğimiz diyalogdur. MİT Müsteşarı düşürülmek isteniyor. Emre Uslu ve Mehmet Baransu MİT’i hedef aldılar. Arkalarında devasa bir güç var.

Yeni Gladio Tam Anlaşılmıyor

Florida kontrgerilla merkezidir. Abdullah Çatlı iki oraya kez gitti. Papa suikasti, Palme cinayeti oldu. Sakine cinayeti de bu tür grupların işidir. Yeni gladio tam anlaşılamıyor. Çözüm adına yapılan her şeyi sabote ettiler. Sakine olayı bende büyük bir tereddüt uyandırdı. Net değil. Sakine Avrupa’da barışı temsil ediyordu. Katliam hala aydınlatılamadı. S. S. Önder: Bize gelen bilgide, Sakine’nin tutumu ve katılımının iyi olduğu, dağ adına Avrupa’da görevli olduğu, işini tamamlayıp geri dönüş için Paris’e gittiğinde bu olayın yaşandığı belirtiliyor. Tutumunun ve katılımının iyi olduğu bildirildi. 

Abdullah Öcalan: Ha bizi ha Sakine’yi vurmuşlar. Çok karanlık bir olay. Ömer Güney Ankara’ya gelmiş, Çankaya’da büro tutmuş. Sterk TV ‘MİT kaynaklı’ demiş. Pek mümkün değil ama düşüneceksiniz. Milyonda bir de olsa düşüneyim: MİT var mı? MİT de şaşırdı. Demek ki darbe hala devam ediyor. (Sırrı’ya dönerek) Sinop olayı rastgele mi, organize mi?

Sırrı Süreyya Önder: Organizeydi Başkan. Çünkü bir reklam ajansı grafiği ile önceden hazırlanmış pankartlar ve bildiriler vardı. Sosyal medya üzerinden bize dönük kampanyalar başlatıldı. Darbe Araştırma Komisyonunun görevi bittikten sonra, Özel Harp Dairesi ve gladio ile ilgili -Kürdistan bölgesi hariç- özellikle Karadeniz’i deşifre eden bilgiler geldi. Burada “Karadeniz’de gladionun yaptığı işler” başlığı altında TAYAD’lı ailelere dönük linç girişimi de vardı. Orada anlatılan, yapılan ve biçimler ne ise hepsini Karadeniz’de gördük. Bu yönüyle örgütlüydü.

Abdullah Öcalan: Siz de muallaktasınız. Tıpkı Sakine gibi. Kendi öz savunmanızı hazırlamadığınız hiçbir yere bir daha gitmeyin. Size bir vurduklarında on vuramayacaksanız gitmeyin. Devlete güvenmeyin. Biliyorsunuz, Ahmet Türk’ü iki kez vurdular; bir Samsun’da, bir İzmir’de. Sakine’ye yapılan hepimize yapılabilir. Bu özel harbe ayrıca geleceğiz. Hükümet kesin vesayetten kurtuldu mu, hesaplaşma tam olarak yapıldı mı? Tayyip’in hükümet mekaniği şu: Kürt Hareketi’ne vurduğu kadar kendisine izin veriliyor; vesayet kurumu, güç odakları tarafından kendisine alan açılıyor. Başbakan zekice bu mekaniği teşhis etmiş ve iyi kullanıyor. Komplonun bir parçası değil. Danışıklıdır, Başbakan komplonun parçasıdır demiyorum. Ama bu yöntemi bir iktidar aracı alarak görüyor, PKK’ye vurarak yerini sağlamlaştırıyor. Kendime kızıyorum, 2001-2004’te biz eylemi ‘tak’ diye kestik. Hükümet anlamadı, “Terör bitti” dediler. (Altan Tan’a dönerek) Sayın Altan, bilirsin, İslamcıların kırk yıllık rüyasıydı, rüyalarını gerçekleştirdik. Biz AKP’ye iktidarı altın tepside sunduk. Bize bir teşekkür bile etmedikleri gibi, İkinci Atatürk rolüne soyunup daha çok üstümüze geldiler, ezmeye çalıştılar. Benim demokratik kriterlerim var, bunu anlattık. Bir baktık ki AKP CHP’nin 1923-40-50’lerdeki hegemonyası yerine kendi hegemonyasını kurmak istiyor. Bunun üzerine Türkiye’nin ihtiyacı olan tam evrensel demokratik kriterlere uymazsan PKK’ye karışmam dedim. Bunu PKK Hareketi’nin zorluklarını bilerek söyledim.

Tek Şartım AKP’nin Hegemonik Olmaması

AKP hegemonya kurmak istedi, biz bu hegemonyaya karşı çıktık.  AKP, iktidarı gökten inmiş sandı. Bizim sınıf ve halk savaşımızın ne kadar amansız olduğunu bilmiyordu. Ben Deniz Baykal’ın taktiğini boşa çıkardım. AKP hegemonya istiyor, CHP’nin yerine geçmek istiyor. Buna izin vermeyiz. AKP’ye korkunç rant imkanı çıkar. Ben buna alet olmam. Tek şartım AKP’nin hegemonik olmaması. Biz eskisine doyduk, yeni kambur istemeyiz.  AKP’nin çıkışları yanlıştır. Son bir buçuk yılda büyük bir savaşa yüklendiler. Nihai tasfiye operasyonları yaptılar. Sayın Başbakan’ı buna inandıran ekip, 2011’de “PKK’yi bitireceğiz” dedi. On bin kişiyi (KCK) içeriye aldılar. Bu güç MİT’e de darbe planladı. Ben hemen devreye girdim, bu bir darbedir dedim. Ergenekon’dan farkı yok. MİT’e darbe yapılınca Başbakan sıranın kendisine geldiğini gördü. Başbakan vatana ihanet suçundan tutuklanacaktı. (Durdu, yeniden söze başladı) Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanması da budur. O gücün yaptığına Cevat Öneş ‘darbe’ dedi. Bu yüzden ben devreye girdim, yardımcı olayım dedim.  (Biraz durdu yeniden başladı) Sakine’ye saldırı ile size yapılan saldırı (Sinop’u kastederek) aynıdır.  KCK’ye her operasyon ayaklanma ve isyana davetiyedir, teşviktir. BDP ve benim temkinli yaklaşımım bunu engelledi. İsyan etmem beklendi. İsyan etsek bir türlü, etmesek bir türlü.

İsyan Çıkarmıyoruz

Her KCK’linin içeri alınması bir ayaklanma sebebidir. İsyan çıkarmıyoruz. On bin kişi alındı. Bu da bir nevi darbedir. En son siz alınacaktınız, biz karşı hamle geliştirdik. En son parlamento grubu kalmıştı. Darbe şekil değiştirdi, ama hala devam ediyor. Yeni darbe Brüksel ve ABD’de planlanıyor. Türk-Kürt ilişkilerini yeniden tanımlamam işlerine gelmiyor. Sanırım bu çıkışımız işe yarayacak. Benim üzerimde planları var. Doğan Güreş Londra’dan döndü, “Bana yeşil ışık yakıldı” dedi, dört bin köy yakıldı. İşadamlarını götürdüler. (Pervin’e işaret ederek) İşte siz. ABD-İsrail-İngiltere’nin talepleri vardı. O zaman da MİT bu işe yatmadı. Tansu Çiller’in İkinci Atatürk olma sevdası vardı. Beni de bomba ile öldürmek istediler. Doğan Güneş-Tansu Çiller işbirliği de oradan (İngiltere’den) icazet almıştı. Sonuç olarak böyle bir durum yaşadık.  Cemaat’in merkezi ABD’dir. Bana göre Fettullah bir zavallıdır. Benim buraya alınmamla birlikte Fettullah da ABD’ye alındı. Bir yazar “Fetullah Gülen, Nur Hareketine sızdı” diyor, “Kesin bilmiyorum, Kemalistlerin sızması” diyor. Nur Hareketini inceleyin, Saidi Nursi eski Nurs köyündendir. Nurs eski bir Ermeni köyüdür. Teşkilatı Mahsusa’ya girdi, sonradan Mustafa Kemal ile takıştı. Fettulah Gülen ABD’de yaşıyor. Yüz yirmi devlette okul açmış. Bu para nereden geliyor? Florida kontrgerillanın eski merkezidir. Türkeş ve Latin Amerika’daki kontrgerilla orada yetiştirildi. Yeni merkez ise Utah’tadır. Emre Uslu vb. orada eğitildiler. Kontrgerilla sağda ve solda örgütleri ele geçirdi. (Altan Tan’a dönerek) Sen sağdaki örgütleri bilirsin. Kontrgerilla ABD merkezlidir. Yargı ve emniyeti ele geçirdiler. MİT askerlerden güçlü çıktı. Savcı çağırdı, gitmediler. Bana göre bu bir direniştir.  İslam kirletildi, bugün Türkiye’de had safhadadır. İslam’ın özü adalet, hukuk ve tasavvuftur. (Altan Tan’a dönerek) Kirlenmeyi önleyin. Sizi nasıl markaja aldılar, biliyorsun. Kürtler dindardır. İlk dönemlerde namaz kılıyordum. Otuz üç süre ezberlemiştim. Köyün imamı Müslim Hoca “Sen böyle gidersen uçarsın” diyordu. Kimse kusura bakmasın, ben İslam’a sol jargonla bakmam. Kürt halkının da dini inancı kuvvetlidir. 1969’da Necip Fazıl Kısakürek’in gizli bir toplantısına gittim.  İngilizler İslam’ı kullandılar, Osmanlı’yı yıktılar. Mursi de yeni imalatları. Eskiden general imal ediyorlardı, şimdi de imam imal ediyorlar. Generallerin de, imamların da faydası yok. Cemaat’in adı kullanılıyor. İslam’ı kullanan kapitalist tekelci işadamları Başbakan’ın diline idamı veriyorlar. Bunlar barışı istemiyorlar. Kürtlerin yaşadığı gizli bir İslam var. 

Altan Tan: Tarikatlar da örgütlendi.

Abdullah Öcalan: Geliştirin, benden daha iyi biliyorsun. (Sırrı’ya dönerek) Sen Adıyaman’dan bilirsin. Aslında Türkmenlerin tarihine daha çok yoğunlaşmanız lazım. Babai İsyanları çok önemlidir. Bu bir Selçuklu ayrışmasıdır. Kurmanclar da, Türkmenler de sınıf olarak en altta kalanlardır. Solcular tarihi milliyetçilere bıraktılar. 

Sırrı Süreyya Önder: Babai İsyanları bu ülkedeki resmi tarihte en ez incelenen olaydır. Biliyorsunuz, Baba İshak da Adıyamanlıdır. Bir tek Ahmet Yaşar Ocak’ın Babailerle ilgili çalışması var. 

Abdullah Öcalan: Anadolu İslamlaştıktan sonra, bin yıllık bir Hıristiyanlık öfkesi var. Rumlar, Ermeniler, Yahudiler Anadolu’da hak iddia ederler. Laiklik, milliyetçilik kisvesinde elde ettiklerini kaybetmek istemiyorlar. Aslında Sırrı Sakık’ın “Kafkaslardan geldiler” sözü doğruydu, ama açıklayamadı. Kürtler kendilerine yer arıyorlar. Kürtlerin devletten dışlanmaları son yüzyıldadır. Abdülhamit bile onlara yer verdi. Mustafa Kemal de başta yer verdi. Bu, paralel devlettir. Bin yıllık bir gelenektir.  “Türklerin karşısına ne kadar Kürt çıkarırsak o kadar Türk koparırız, Kürtlerle Türkler karşı karşıya gelirse taviz alırız” diyorlar. Türk Kürt’ü ezmeli, Kürt Türk’ü vurmalı. Birgül Ayman kimdir? MHP, CHP katı laik birer mezheptir. Faşist CHP olduğu gibi duruyor. CHP ve MHP’nin ulusalcılığı Hitler milliyetçiliğinin aynısıdır. Zaten kuruluş tarihi de aynıdır. Yapılması olası demokratik bir Anayasanın önüne de bunlar dikilecekler.

Pervin Buldan: Hareketin göndermiş olduğu iki ayrı mesaj var. Eşbaşkanlara iletilmiş. Biz mi okuyalım, siz mi okumak istersiniz?

Sırrı Süreyya Önder: Ben aktarayım. 

Abdullah Öcalan: Özetleyin. (Sırrı bey önce hareketin görüşlerini özetleyerek okudu. Ardından partinin görüşlerini aktardı. Hareketin 16.02.2013 tarihli öneriler metninin 4. maddesini okurken gülerek) Bunlar klasik kaygılar. (Daha sonra aktarım bitinceye kadar dinledi. Hareket’in 14. 01. 2013 tarihli önerilerin 4. maddesi olan “Yeni Anayasa’da Kürtlerin halk olarak varlığını kabul eden bir ibarenin olması iyi olacaktır” belirlemesine karşılık) Anayasa’da devlet öyle tanımlanamaz. Devletin etnisitesi ve dini olmaz. Hukuki bir realitedir anayasa. Bu konuda Habermas’ın görüşlerine ihtiyacımız var. 

Sırrı Süreyya Önder: Anayasada en büyük tartışma vatandaşlık tanımında yaşanıyor. Kandil, “Kürt halkının varlığı mutlaka zikredilmeli” diyor. Çünkü azınlıklar denilince gayrimüslimler anlaşılıyor ki, bu doğru bir tespit. 

Abdullah Öcalan: (Burada Sırrı’nın sözünü keserek yeniden araya girdi) Vatandaşlık maddesini sana yazdırıyorum: Özgür iradesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılığını ifade eden her birey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.” (Biraz durup devam etti) Burada Türkiye Cumhuriyeti de olmayabilir, sadece Türkiye de olabilir. Ulus aidiyeti ile devlet aidiyetini karıştırmayın. Bunu CHP ve MHP dedirtiyor. Sizin Türk ulusçuluğu dediğiniz faşist bir örgütlenmedir. Buna alet olamayız. Devlete aitiz, ama Türk ulusçuluğuna ait değiliz. Türk ulusçuluğu bu ülkenin yüzde on’unu bile karşılamaz. Millet Arap, Türk ve Kürt’ü de kapsar. Ama millet-i hakime değil. Millet kavramı hem kolektiftir hem de bireyselliği içerir. (Altan’a dönerek) Millet İslam enternasyonalizmini ifade eder. Peygamber “Arab’ın Acem’e üstünlüğü yoktur” diyor. Evrensel kavramlara gidelim. Tekilden uzağız. Ortak bir milletin üyesiyiz. Bu Türk ulusçuların kastettiği şey değil. Böyle ele aldığımız zaman bunu Türk ulusalcıları da kabul edebilir. Hedefimiz ne? Kürt-Türk ilişkilerini özgür bir temelde anayasal bir ifadeye kavuşturmak istiyorum. Peki, biz ileride ne yapacağız? Kürtler kendilerini özgürce ifade edecek ve yönetecektir. Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İleride olabilir. Mesela Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Özerklik Şartı. Kaldı ki buna şerhi kaldırırlarsa bu mesele önemli ölçüde çözülür.

Sırrı Süreyya Önder: Sayın Başkan, izniniz olursa bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum. 

Abdullah Öcalan: Nedir?

Sırrı Süreyya Önder: Bu sanıldığı gibi bağlayıcı bir metin değildir. Teknik bir metindir. 

Abdullah Öcalan: Niye? Birinci ve ikinci maddesinde mali ve idari özerklik var.

Sırrı Süreyya Önder: Sayın Başkan, buna şerhin kaldırılması tek başına yetmiyor. Bunun iç hukuka dönüştürülmesi gerekiyor. Bunun yolu da Anayasada düzenlemek. Sanıldığı gibi bu haliyle bir bağlayıcılığı yok. Bir teminat da içermiyor. 

Abdullah Öcalan: (Bu açıklamalar üzerine biraz düşündü, önündeki mektupları karıştırdı. Sonra tekrar söze başladı) Tavrımız şu olacaktır: Ana ilke olursa biz kullanırız. Siz ister yasa çıkartın, ister çıkartmayın. İspanya’nın bütünlüğü içinde milliyetler ve bölgelerin demokratik hakları ve dayanışmaları garanti edilir. Dün yine tartıştık: Tarihsel ve kültürel kimlikler miras zenginliğimizdir. Kendilerini özgürce ifade etmeliler. Ki, bu örgütlenme ve yönetmeyi de içerir ve yaşamaları bir haktır ve garanti edilir.

Pervin Buldan: 8 Mart yaklaşıyor kadınlara mesajınız nedir?

Abdullah Öcalan: Ben sen gelmeden, senin üzerinden bu meseleyi düşündüm. Seni biliyoruz. Büyük bir ihtimalle rızan dışında bir evlilik oldu. Sonra annesin. Acıların var. Fakat anaç olanla aşk yaşanmaz. Aşk yaşamı öldürür. Kadını özgür olmayan bir halkın özgür olma şansı yoktur. (Sırrı’ya dönerek) Senin röportajlarını okudum. Yaptığın aşk tanımını okuyunca sende kendimi gördüm. Sen de bir evlilik geçirmiş ve bundan kurtulmuşsun. Oradaki tanımlaman çok çarpıcıydı. “Beni evin malı yapmak istiyordu, ben ev malı değilim” demişsin. Biz kadını mallaştırırken, kadın da bizi tersinden mallaştırdı. Kadın zeki ve kurnazdır. Kadınsız yaşanmaz, mevcut kadınla da yaşanmaz. Anamla kavgam önemlidir. Ninem Türk köyündendi. Dedemle evleniyor. Düşman bir ailenin çocuğuyla arkadaşlığım vardı. Ninem anneme “Kurê te bênamus derket” derdi. Çocuk yaştaki kavga beni evden kopardı. Bir çocuk anasına vurur mu? Anamla kavga ettim. Sen beni doğurmakla suç işledin dedim.

Kadın Özgürlük Hareketini Yaşıyoruz

Sakine’nin Hesabını Soracağım

Bir Kürt çocuğu bu düzende doğmamalı diye düşünüyordum. Bir kadın bizde ancak bir ana olabilir. Ancak çocuk doğurabilir.  (Pervin’e dönerek) Sizin durumunuz ortada. Bir erkek kadını ancak ana gibi görebilir. Siz örneksiniz. Kadın özgürlük hareketini yaşıyoruz. Sakine örnektir. Siz örneksiniz. Sakine’nin hayatı örnektir. Kadının özgürleşmesi Sakine’nin mücadelesidir. Sakine’nin hesabını soracağım, katilleri açığa çıkartacağım. Kadın enteresan bir varlıktır. Hangi kadınla nasıl yaşanır? Sırrı bize lazım. Bizim kıymetlimiz. (Sırrı’ya dönerek) Seni bana söyledikleri zaman ben başka bir Adıyamanlı Sırrı ile karıştırdım. Sen Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeydin, değil mi? 

Sırrı Süreyya Önder: Evet.

Abdullah Öcalan: Kaç girişlisin?

Sırrı Süreyya Önder: 1979 girişliyim.

Abdullah Öcalan: Ha, o sen değilsin. O bizim zamanımızda sadece ders çalışan hımıl biriydi. 

Sırrı Süreyya Önder: Sayın Başkan, siz Adıyaman’a ilk geldiğinizde ben 14-15 yaşındaydım. Siz geldiniz, Hasan Yorulmaz’ı sordunuz. Ben sizi Hasan Yorulmaz’a götürmüştüm. 

Abdullah Öcalan: Evet. Benim Adıyamanlı çok kıymetli arkadaşlarım vardı, şehit düştüler.

Sırrı Süreyya Önder: Mehmet Emin Taştan.

Abdullah Öcalan: Evet.

Sırrı Süreyya Önder: Aziz Bilgiç.

Abdullah Öcalan: Evet.

Sırrı Süreyya Önder: Sabri de bizim devredendi.

Abdullah Öcalan: Evet, Sabri çok değerli bir arkadaşımızdır. Sen Mükerrem Kemertaş’ı çok seviyorsun. Ben de çok severim ama Turan Engin’i daha çok severim. Beni esas etkileyen Aram Tigran’dır. Onun sesi beni kendime getirir.   (Pervin’e dönerek) Sen özgürleşmelisin. Siyaset aşkla, halkı severek yapılır. Osman bir kadın için halkını sattı. Ben on yıl savaştım. Şoförüm, Kesire’yi kastederek, “Bunu dört ata bağlayıp dört parçaya ayırmak lazım” dedi. Kesire kaçtığı gün kurtuldum. Yeniden doğdum. Geleneksel Kürt erkeği ne yapardı? Öldürürdü.  Büyük kadın kahramanlar var. Yaşamın kutsallığı önemlidir. Kölelikten vazgeçilmelidir. 8 Mart mesajı olarak bu söylediklerimi bu çerçevede açarsınız. Kadını özgür almayan bir halk özgür olamaz. Kadının tam özgürleşmiş hali tanrısallıktır. Şehit düşen kadın kahramanları anıyorum.  Şimdi siz bana biraz izin verin. Bu vereceğim mektuba Kandil’in endişelerini cevaplayan bir ek yazacağım.  (Heyette bulunan üç kişi odadan çıktı. 15 dakika sonra heyeti tekrar çağırdı.) Ben bunu Yetkiliyle size ulaştıracağım. Size vermeliler. Çünkü vermezlerse süreç devam etmez. 

Pervin Buldan: (Ayağa kalkarak Yetkiliye hitaben) Ne zaman vereceksiniz?

Yetkili: Ben ileteceğim, size verirler.

Abdullah Öcalan: Bana yönelttiğiniz bütün soruların cevapları ve Kandil’in endişelerini giderecek her şey bu mektuplarda var. Şimdi eklerini yazacağım. Karşılıklı görüşmeler devam edecek. Devlet düzeyinde karşılıklı olarak diyalog içindeyiz. Karamsar olmayın. AKP buna ne kadar hazır, ne kadar ciddiler, bunu bana siz getireceksiniz. Anti-Terör Yasası, Siyasi Partiler Yasası, seçim barajı… Toplantılarınızda cesurca tartışıp sonuçlarını bana getireceksiniz. Bir ya da iki hafta içinde eleştirel bir cevap bekliyorum. Bu bir taslaktır, dayatma değildir.  Çekilmeden çekilmeye fark var. Tek taraflı bir çekilme olmayacak. Çekilme parlamento kararı ile olacak. Başbakan’ın “Çekilsinler, kendilerine karışmayız” demesiyle olmaz. TBMM onaylayacak, çekilme komisyonla olacak.

Sırrı Süreyya Önder: Sayın Başkan, Kandil “Karşılıklı ateşkesle bir geri çekilme söz konusu olsa bile en az iki yıllık bir süreye ihtiyaç var” diyor. 

Abdullah Öcalan: (Sırrı’ya dönerek) PKK bile beni anlamıyor. Beni bir ağabey ve baba gibi görüyor. Endişelerini paylaşıyorum. (Hazırladığı mektuplara vurarak) Benim dosyalarım endişelerini giderecek bir çatışmasızlık öneriyor. Şimdi burada ne var?  Birinci Belge: Demokratik Barış Sürecine Felsefi Bakış. Bu belge toplam on maddeden oluşuyor.  İkinci Belge: Demokratik Çözüm Planı: Bu da toplam on maddeden oluşuyor. Buna kısa bir giriş de diyebiliriz.  Üçüncü Belge: Demokratik Barışın Eylem Planı: Üç aşamalıdır. Birinci aşama yedi madde, ikinci aşama beş madde, üçüncü aşama yedi madde. Eylem planına bir sayfalık ek yazdım. İkinci ek dört sayfalık, paralel devletle ilgili sorulara cevaplar.  Değerlendirme üç yaprak, altı sayfa: Kürt Sorununda Barış ve Demokrasi Süreci Hakkında Kısa Değerlendirme. Ben üç aşama ve on ilke öneriyorum. Bu yazı üzerine cesurca tartışacaksınız. Bunu Kandil’e ve Avrupa’ya götüreceksiniz. (Heyeti kastederek) Kendi aranızda işbölümü yaparak, Kandil ve Avrupa’ya bu görüşmeyi anlatın. Daha önce üç hafta demiştim. Ama iki hafta içerisinde gelirse görüşlerimi revize ederim. Eşbaşkanlarla görüşürsem iyi olur. Eğer eşbaşkanlara tavır devam ederse yine bu heyet gelir. Newroz’a bunu ilan etmek istiyorum. İlanı ben yapacağım. (Sırrı’ya dönerek) Kolektif haklar ve Kürt Reformu Yasası yapılacak. Biz demokratik özerklikte ısrar edersek, bu sabote etmek olur. 

Sırrı Süreyya Önder: Sayın Başkan, süreci tıkayacak olan da, sürecin önünü açacak olan da sizin koşullarınız. Buna dönük yetkililerle görüşmelerinizde bir takviminiz, bir mutabakatınız var mı?

Abdullah Öcalan: (Önce cevap vermek istemedi) Ben PKK’nin yetersizliğine karşı da inisiyatif kullanacağım. Ne PKK’nin ne de AKP’nin sandığı gibi bir çekilme olur. Yalçın Akdoğan ‘milat’ diyor. Bu kendini kandırmadır. Felakete neden olur. Mektubun cevabı gelecek. Karar verip ilan edeceğim. Kandil karamsar, aşarlarsa iyi olur. Yalçın Akdoğan kendisine güveniyorsa kendisiyle konuşabilirsiniz. Bunu yapmazlarsa daha da gelişkin bir gündemle karşılaşırlar. (Sırrı’ya dönerek) Peki, bu çekilmenin yapıldığı yerlere JİTEM’in ve korucuların dolmaması için komisyonlar mı, yoksa Akil İnsanlar mı olmalı?

Sırrı Süreyya Önder: Parlamentonun böyle bir yetkisi ve işlevi yok.

Abdullah Öcalan: Komisyonlar kurulacak. Hakikat Komisyonu da kurulacak. Akil İnsanların denetiminde olacak. Çekilme o zaman olacak. Köylere geri dönüş olacak. Bunları yapmazlarsa geri çekilme olmaz.  “Çekilirsek gerilla biter” görüşüne katılmıyorum. Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de elli bin, Kandil’de on bin, İran’da kırk bin var. 

Sırrı Süreyya Önder: Sizin konumunuz ne olacak? 

Abdullah Öcalan: (Gülerek) Ne ev hapsi ne de af, bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Şunu bilin ki, bu hamlem komployu boşa çıkaracaktır. Ben komployu aşıyorum. Başarılı olursam, ne KCK tutuklusu kalır ne başka tutuklu. Bu olmazsa elli bin kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışmıyorum. Yalnız herkes bilmeli ki, ne eskisi gibi yaşayacağız ne de eskisi gibi savaşacağız. Kendime güveniyorum. Şunu iyi bilin: Devlet de, ben de vazgeçemeyiz. Tarihi bir barış ve demokratik yaşama geçiş… Kandil onların savaş sistemine katılmadığım için, bu yüzden onlara kızıyorum.  Umarım AKP de bizi yanlış anlamaz. Yanlış anlarsa felaket olur. Buna rağmen AKP diktatoryasını bize dayatırsa kabul etmeyiz. 

Sırrı Süreyya Önder: Başkanım, her şeyi konuştuk. Bir de Başkanlık meselesi var. Kamuoyu bu konuda çok hassas. Totoliter bir yapıya dönüşmesinden endişe ediliyor. 

Abdullah Öcalan: Başkanlık sistemi düşünülebilir. Yalnız burada Başkanlık ABD’deki gibi olmalı. Devlet Meclisi gibi bir Senato. İkincisi, bir de Halklar Meclisi. Bunun adı Demokratik Meclis de olabilir. Bu da ABD’deki Temsilciler Meclisi gibi olabilir, Rusya’daki Alt Duma gibi olabilir. İngiltere’deki Avam Kamarası’nın Türkiye versiyonu gibi. Esas olarak HDK’yi parlamentoya uyarlamak gibi düşünebiliriz. HDK demişken, çok planlı ve örgütlü işler yapmalısınız. Biraz bürokratik ve hantal kalıyor. Ertuğrul’a söyle, ben hala Dev-Genç çizgisindeyim. (Gülerek) O anlar. Kırk yıldır Türk Solunu taşıyorum. Daha fazla kendilerine güvenmeliler. Daha fazla kitleselleşin, dar kalıyorsunuz. Seçime BDP ile mi, HDK ile mi gireceksiniz, siz karar verin. Adayları halkın en popüler olanlarından seçin. Seçime giderken (eğer HDP ile giderseniz) eşbaşkanlar değişebilir.

Pervin Buldan: Kürt basınını takip etme şansınız var mı? Özgür Gündem, Azadiya Welat gibi…

Abdullah Öcalan: Evet, Özgür Gündem okuyorum. Kendilerini yormuyorlar, biraz kendilerini yorsunlar. İmzalar zenginleşsin. Kadın sayfasını da okuyorum. Ama sürekli katliamlar ve ölümlerden bahsediyorlar, oysa özgürlükler de işlenebilir. 

Sırrı Süreyya Önder: Son günlerde sanatçıların duyarlı çıkışları var. Mesela Kadir İnanır bayağı etkileyici oldu.

Abdullah Öcalan: Hepsini selamlıyorum, saygılarımı gönderiyorum. Şunu görmeliler: Bizim siyasi faaliyetimiz bir sanattır. Estetiğiyle, örgütlenmesiyle bir sanattır. 

Sırrı Süreyya Önder: Bilge köyü katliamı üzerinden Kürt meselesini anlatan bir senaryo üzerinde çalışıyorum.

Abdullah Öcalan: Çok iyi olur.

Sırrı Süreyya Önder: Baskın Oran’ın selamları var.

Abdullah Öcalan: Ona çok selamlarımı söyleyin. Onu izledim, çok güzel bir değerlendirmede bulundu. Gerçi daha önce Mitterand söylemişti: “Merkeziyetçilik Fransa’nın inşasında ne kadar gerekli idiyse, şimdi de o kadar tehlikelidir.” Bunu Türkiye için de böyle düşünebiliriz. Başlangıçta Türkiye için gerekli olsaydı bile, ki ben öyle düşünmüyorum. 

Sırrı Süreyya Önder: Gruptaki arkadaşların da selamı var, bir diyeceğiniz var mı?

Abdullah Öcalan: BDP şunu bilmeli. Bundan sonra toplu tutuklamalar olursa isyan çıkarsınlar. Ben sorumluluk üstlenmem. Süreç başarısız olursa “Apo öldü” diyeceksiniz. Ben yokum. BDP ve PKK’nin beni kullanmasına izin vermem.

Sırrı Süreyya Önder: Rojava için bir aktarımınız olacak mı?

Abdullah Öcalan: Suriye’de Kürtler iki tarafla da görüşsünler, kim haklarını verirse onunla çalışsınlar. Suriye Demokratik Kurtuluş Cephesi olsun. Kürt, Arap, Türk, Türkmen hepsi… Suudi, Selefiler çok tehlikeli, Esad yönetimi ise küçük burjuva diktatörlüğüdür. Kürtler (Suriye’deki Kürtleri kastederek) Barzani’nin emrine giremez. Onun çizgisi farklı. Kürtler mutlaka bir öz savunma gücü oluşturmalı. 

Sırrı Süreyya Önder: Can Dündar’ın size selamları var. Sizin belgeselinizi yazmak istiyor. Amara’dan başlamak istiyor. Sizin izninizi istiyor. Görüşmek istiyor. Bir çok gazetecinin de sizinle görüşme isteği var. 

Abdullah Öcalan: Tabii Can, M. Ali Birand’ın talebesi. Birand’ın da böyle bir talebi vardı. Hatta Diyarbakır’a da gitmek istiyordu. Gideceği gün öldü. Bu kolay bir iş değil. Hazırlığını yapsın ama başlamasın. Tabii senin de (Sırrı’yı kastederek) uzmanlık alanın. Kimse beni anlamıyor. Benim icra ettiğim rol çok farklı.  Gerekli yerlere selamlarımı iletin. 

Pervin Buldan: Başkanım, size ait bir şey almak istiyorum.  (Bunun üzerine Başkan elindeki kalemini Pervin’e verdi. “Hatta size bir şey imzalayabilirim” dedi. Heyetin üç üyesine ayrı ayrı duygularını ifade eden birer cümle yazarak birer kart imzalayıp verdi.) 

23 Şubat 2013 - İmralı 

Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa: İmralı Notları

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan


Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): OCALAN  BARIS  ICIN  20  YILDIR  UGRASIYORUM    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.