12 MAYIS 2015 BASIN BÜLTENLERİ
Basın Bültenleri / 13 Mayıs 2015 Çarşamba Saat 17:28
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
12 Mayıs 2015 Tarihli Basın Bültenlerinden Derlenen Haberler...

Türk Ordusu Rojava’ya girmeye mi hazırlanıyor?

ANHA – Cizîr Kantonu’na bağlı Serêkaniyê’nin sınır komşusu olan Ceylanpınar’a özel birlikler sevk edildi. Gece yarısı özel otobüslerle sevk edilen askerler, Ceylanpınar sınırları içinde bulunan mülteci kamplarına yerleştirilen birliklerin sevkıyatı “Rojava’ya savaş açma hazırlığı” olarak değerlendiriliyor.

Türkiye’nin Rojava ve Suriye sınırında tampon bölge oluşturmak için askeri harekat düzenleyeceği yönünde tartışmalar ve CHP’li Gürsel Tekin’in “Türkiye Rojava’ya girecek” iddiaları gündemdeyken Türk ordusundan sınırda tansiyonu  yükselten bir adım geldi.

DİHA’dan İbrahim POLAT’ın haberine göre;  Türk ordusu, Cizîr Kantonundaki Serêkaniyê’nin sınır komşusu olan Urfa’nın Ceylanpınar (Serêkaniya Serxet) ilçesine Şırnak’tan getirildikleri öğrenilen yüzlerce özel eğitimli paralı asker sevk etti.

Özel birlikler mülteci kamplarına yerleştirildi

Mülteci kamplarında kalan kamp sakinlerinden alınan bilgilere göre, 7 Mayıs tarihinde, gece yarısı özel bir otobüs firmasına ait otobüslerle ilçeye getirilen askerlerden 100’ü Ceylanpınar’daki Telhamut Mülteci Kampı’na, 182 asker ise yine Ceylanpınar sınırları içerisinde bulunan fakat idari bakımdan Viranşehir Kaymakamlığı’na bağlı AFAD Viranşehir Çadır Kent Konaklama Tesisi’ne yerleştirildi. Kamplarda sığınmacıların yaşadığı çadırlardan uzak noktalarda kurulan büyük çadırlara yerleştirilen askerler, 7 Mayıs gününden bu yana burada kalmaya devam ediyor.

Bu kamplar daha önce de defalarca DAIŞ, El Nusra gibi çetelere eleman yetiştirme ve lojistik destek vermekle gündeme gelmişti.

Sınırda savaş kaygısı

İsminin açıklanmasını istemeyen kamp sakinlerinden Rojavalı bir yurttaş, 7 Haziran’da mecliste istediği koltuk sayısına ulaşamayacağının farkına varan AKP’nin Suriye’ye (Rojava) müdahale ederek, savaş gerekçesiyle seçimi iptal etme söylemlerinin dolaştığı bir dönemde askerlerin sınıra yığılmasını “savaş hazırlığı” olarak yorumladıklarını ve bundan kaygı duyduklarını ifade etti.

Askerler neden kışla yerine uzak kamplara yerleştiriliyor?

Askerlerin, kamp sakinlerine “seçim güvenliği” gerekçesiyle getirildiklerinin belirtildiği öğrenildi. Son dönemlerde DAIŞ çeteleri ile YPG/YPJ güçleri arasında çatışmaların yoğunlaştığı Serêkaniyê sınırına bu sevkıyatın yapılması, askerlerin tamamının özel birliklerden oluşması, gece yarısı operasyonu gibi gizli bir şekilde sevk edilmesi, askeri birlikler değil de kent merkezinden 10 ve 15 kilometre uzaklıkta bulunan ve sivillerin giremediği mülteci kamplarına konuşlandırılmaları kaygılara yol açtı.

 

Xanat köyü özgürleştirildi

ANHA – DAIŞ çetelerine üstüste darbeler vuran YPG savaşçıları, Xanat köyünü de çetelerden temizleyerek özgürleştirdi. Bölgede 29 çete cenazesiyle çok sayıda silah ve mühimmat da YPG savaşçılarının eline geçti.

Hesekê-Til Temir kentleri arasındaki bölgede 3 günden bu yana şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

Çatışma alanındaki ANHA muhabiri; YPG güçlerinin Hesekê’nin batısındaki Xanat  köyünü şiddetli çatışmalar ardından saat 18:55 sularında DAIŞ çetelerinden temizleyerek özgürleştirdiğini bildirdi.

Onlarca çetenin öldürüldüğü çatışmalar, köyün bulunduğu bölgede halen devam ediyor.

29 çete cenazesi ele geçti

YPG güçleri ile DAIŞ çeteleri arasında 3 gündür Hesekê-Til Temir hattında yaşanan şiddetli çatışmalarda onlarca çete üyesi öldürüldü.

Bölgede bugün özgürleştirilen Biwêza, Mişêfre, Til Tal ve Ezam Foqanî (Yukarı Ezam), Eşra, Salihiyê köylerinde YPG güçleri, çatışmalarda öldürülmüş 24 çete cenazesini denetim altına aldı. Cenazelerin 7’sinin Eşra köyünde, diğer 17’sinin de Til Mecdel ile Salihiyê köylerinde bulunduğu öğrenildi.

Serêkaniyê kerntine bağlı Aliya hattında ise öldürülen çok sayıda çete üyesinden 5’inin cenazesi YPG savaşçılarının eline geçti.

4 çete aracı imha edildi

Hesekê-Til Temir hattındaki köylerde YPG savaşçıları çok sayıda mühimmatla birlikte 9 Keleş, 2 BKC, bir B-7 Roketatar ile 13 roketi, 23,5’luk Doçka yülük bir araç ile çok sayıda Keleş ve BKC mermisini de ele geçirdi.

2’si Doçka yüklü 4 çete aracı ise, YPG savaşçıları tarafından imha edildi.

 

Çetelerin kapsamlı saldırısına, YPG güçlerinden görkemli cevap

ANHA-DAIŞ çeteleri, YPG güçlerinin Serêkaniyê’de başlattığı geniş çaplı operasyona karşı, 8-9 Mayıs’ta kapsamlı bir hazırlıktan sonra saldırı girişiminde bulundu. Ancak, çete saldırıları YPG/YPJ güçlerinin görkemli direnişi karşısında boşa çıkarılarak, çeteler hezimete uğratıldı.

Til Temir’in yaklaşık olarak 30 km batısında ve Serêkaniyê ye de yaklaşık olarak 25 km uzakta bulunan Aliya Bölgesi 2 yıla yakın bir süredir DAIŞ çetelerinin işkalı altında bulunuyor. Bölgede DAIŞ çetelerinin baskı ve işkencelerinden bunalan halk, YPG güçlerinden yardım isteyerek çetelerin bölgeden çıkartılmasını istedi. Bunun üzerine YPG savaşçıları 6-7 Mayıs’ta bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun ilk gününde 9 köy ve 4 mezra özgürleştirilirken, uluslararası koalisyona bağlı savaş uçakları da operasyona havadan destek verdi.

Operasyonu durdurmaya güçleri yetmedi 

YPG güçlerinin bölgede başlattığı operasyonları durdurmak ve halk üzerindeki korku cenderesini devam ettirmek için, çeteler 8-9 Mayıs’ta YPG’nin denetiminde bulunan 7 noktaya saldırı girişiminde bulundu. Aliya bölgesinde 7 Mayıs’ta çetelerden temizlenen iki köy ve Mebruka bölgesindeki yine aynı şekilde daha önce çetelerden temizlenen 3 merkeze yönelik gerçekleştirilen saldırılarda, çeteler başarı sağlayamadı. Taciz atışları ile ancak varlık gösterebilen çetelerin, YPG direnişine karşılık verebilecek askeri güçlerinin olmadığı net bir şekilde bu direnişle ortaya çıktı.

Özcesi çeteler durdurmak istedikleri operasyonda ağır darbe yerken YPG direnişçileri moral üstünlüklerini daha da pekiştirdi.

Son zamanların en kapsamlı saldırısıydı

DAIŞ çeteleri Til Temir ve Hesekê’ye yönelik saldırılarında amaçlarına ulaşamayınca YPG kaynaklarının da doğruladığı üzere son zamanlardaki en kapsamlı saldırısını Serêkaniyê’ye gerçekleştirdi.  Çeteler Girê Sipî (Til Ebyad) ve Reqqa’dan getirdikleri güçle YPG’nin başlattığı operasyonun önünü almak istedi.

Hezimete uğrayan çeteler en az 93 kayıp verdi

Aliya ve Mebruka çevresinde şiddetli bir şekilde başlayan çatışmalarda, çeteler gece saat 23.10’da Qeçka köyüne yönelik bomba yüklü zırhlı bir araçla saldırı girişiminde bulundular. Ancak erken fark edilen araç hedefine ulaşmadan YPG güçleri tarafından imha edildi.  Amacına ulaşamayan çeteler hemen ardından saldırıya geçmek istedi. Alanda ciddi kırılma yaşayan çete güçlerine Girê Sipî (Til Ebyad) ve Reqqa’dan takviye yapıldı. Çatışmalar şiddetlenerek, Qeçka köyünün 3 km uzaklığındaki Hêla köyünde de başladı. Sabaha kadar süren çatışmalarda çeteler ağır darbe alarak geri püskürtüldü.

Sabah saatlerinde ise çeteler Mebruka tarafından YPG’nin denetiminde bulunan stratejik Boğa tepesiyle Firize Büyük ve Küçük köylerine saldırı girişiminde bulundu. Başlayan şiddetli çatışmalar öğle saat 13.30’a kadar yoğun bir şekilde sürdü. YPG savaşçıları buradaki saldırıları da boşa çıkararak çetelerin amaçlarına ulaşmasına engel oldu.

5 noktaya yönelik saldırılarda en az 93 çete üyesi öldürüldü. 47 çete cenazesi YPG güçlerinin eline geçerken, çetelerin çok sayıda cenazeyi de yanlarında götürdükleri görüldü.

10 askeri araç imha edildi

Bu arada YPG direnişçileri tarafından darbelenin çetelere ait 10 askeri araçta imha edildi.  Qeçka ve Hêla köylerinde 2 zırhlı ve bomba yüklü askeri araç YPG güçleri tarafından imha edildi. Yine 57’lik ve 23,5’luk Doçka (Uçaksavar) imha edildi.

Mebruka hattında 57’lik ve 23,5’lık Doçka, bir panzer ile 2 pik cup imha edildi.

46 silah YPG’nin eline geçti

Çetelerin ağır darbeler alıp geride bıraktıkları sadece cenazeleri olmadı. Çok sayıda cephane de YPG direnişçilerinin eline geçti. Çeteler üzerinde 46 silah kaldırıldı. Bunlar arasında Kileş, BKC, çok sayıda kleş ve BKC mermisi ile B7 Roket atar ve roketleri ile el bombaları YPG savaşçılarının eline geçti.

Bölge halkının umutları YPG güçlerinin büyük bir kararlılıkla direnişi doruklara taşıyarak devam ediyor. Aliya bölgesinde bulunan köyler çetelerden temizleniyor.

 

Mahabad’da özel tim

K24-İran’da Mahabad’da Ferinaz Xosrawani’nin yaşamını yitirmesinin ardından yaşanan öfkeyi bastırmak üzere “Olağanüstü Hal” durumu devam ederken, İran hükümetinin baskısı tepkilerin yayıldığı diğer tüm Kürt kentlerine de artıyor.

DİHA’nın haberine göre İran Hükümeti Mahabad’da, Rojhilat’a ve Tahran’da Kürt kentlerine dönük özel tim sevkiyatı yapmaya başladı. Kürdistan İnsan Hakları Merkezinin vermiş olduğu bilgilere göre, İran İstihbarat Bakanlığına bağlı özel kuvvet birimleri ile Besic güçleri, Doğu Kürdistan şehirlerine sevk edildi.  Aynı kaynak, bölgeye aktarılan özel kuvvet birimlerinin Sine’de konumlanan İtlaat birimleriyle birlikte valilikte bir toplantı gerçekleştirdiğini bildirdi.

Yine şehrinde de OHAL’in halen devam ettiği, şehrin internet ve telefon hatlarının İstihbarat Bakanlığının onayıyla kesildiği bildirildi. Tara Oteli’nin ateşe verilmesi sonrası İran güvenlik güçleri ile halk arasında gece boyu süren çatışmalarda, ölü sayısı kimi kaynaklarca 2 kimi kaynaklarca ise 6 olarak, yaralı sayısı da en az 50 olarak belirtildi.

İran Yargı Sözcüsü Gulam Hüseyin Muhsini Ejei tecavüz iddiasını doğruladı ve “Mahabad olayında sanığın suçu belli. Ancak suçun ne ölçüde olduğu soruşturmanın ardından belli olacak. Şimdilik konunun ayrıntıları ile aydınlatılmasını beklemeliyiz” açıklamasında bulundu. İran Emniyet Genel Müdürlüğü Sosyal Hizmetler Şube Müdür Yardımcısı Said Muntezir el Mehdi de daha önce yaptığı açıklamada baş sanığın gözaltında suçunu itiraf ettiğini söylemişti.

 

HDP aşiretleri nasıl ikna etti?

RADİKAL - Seçime bir ay kala Güneydoğu’da etkili aşiretler ve aileler birbiri ardına HDP’ye katılıyor. Binlerce aşiret mensubunun bulundukları kentlerde yürüyüş yaparak HDP’ye gitmeleri de güçlü bir propaganda iklimi yaratıyor.

HDP’ye katılanların neredeyse tamamının Cumhuriyet tarihi boyunca muhafazakar siyasi çizgiden hiç sapmayan, son 12 yıldır da daima AK Parti ’ye destek veren, vekil çıkartan, bölgedeki il ve ilçe teşkilatlarını yöneten aşiretler olması da dikkat çekici.

Peki ne oldu da seçime kısa süre kala bugüne kadar HDP’nin temsil ettiği gelenek siyaseten yıldızı barışmayan aşiretler bu keskin kararı verdi?

Önce, sadece son bir haftada yaşanan bu büyük ‘siyasi göçü’ bir hatırlayalım…

BATMAN VE ŞANLIURFA ÖN PLANDA

Aşiretlerin HDP’ye ilgisinde Batman ve Şanlıurfa ön planda. Batman’da AK Parti’ye destek veren ve tahminlere göre bölgede 20 bine yakın oy potansiyeli bulunan Raman aşireti HDP’yi tercih etti. Yine Tarım Bakanı Mehdi Eker’in de akrabaları olan Batman’ın etkili alilerinden Alpahanlar’dan da (Maladina) 300 kişi HDP rozeti taktı.

Van Başkale İlçesi’nde yıllardır AK Parti teşkilatını yöneten aileler de istifa ederek yürüyüş yapıp HDP’ye katıldıklarını ilan ettiler.

En büyük katılımlardan birisi ise aşiretlerin ve köklü ailelerin siyasette etkili olduğu Şanlıurfa’da gerçekleşti. Suruç’un 5 büyük aşireti; Erdoğan, Kılıçaslan, Kalkan, Şahin ve Boydan’lar tıpkı diğerleri gibi toplu olarak ilçede bir yürüyüş düzenleyip HDP ilçe binasına gittiler. 12 yıldır AK Parti’nin ilçe teşkilatını yöneten siyasetçilerin neredeyes tamamı bu 5 aileye mensup.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT ETKİSİ

Diğer bir ses getiren katılım da Adıyaman’ın Kahta İlçesi’nde oldu. Türkiye’nin en büyük aşiretlerinden Rişvan aşiretinin lideri ve Kurtuluş Savaşı döneminde büyük başarılar göstermiş, Atatürk ’ün de övgüyle bahsettiği Hacı Bedir Ağa’nın kızının mensup olduğu Turanlı ailesinden 12 bin kişi, yine toplu yürüyüşle HDP saflarına geçti. Meclis’e muhafazakar partilerden daima vekil vermiş, Kahta’da belediye başkanlığını yürütmüş Turanlı aşiretinin katılımında Rişvan aşiretinin önde gelen ismi Dengir Mir Mehmet Fırat’ın etkisi büyük elbette.

İşte bir ayda yaşanan tüm bu hareketliliğin ardında HDP’nin geçen seçim Türkiye siyasetine tanıttığı ‘eş başkanlık’ gibi bu seçimde siyaset sahnesine sürdüğü ‘İkna Komisyonları’nın payı var.

Haberlede adı geçen ancak kamuoyunda pek kimsenin üzerinde durmadığı bu komisyonlar, adeta seçim sürecinde HDP’nin ‘gizli gücü’ gibi faaliyet yürütüyor…

Nedir bu İkna Komisyonları ve aşiretleri nasıl ikna ediyor?

Bu sorunun yanıtını, aşiretlerin yoğun katılım gösterdiği Şanlıurfa’nın Suruç İlçesi’ndeki HDP teşkilatının başkanı Mehmet Koşut veriyor.

İkna Komisyonları'nın HDP'nin faaliyet yürüttüğü her yerde bulunduğunu söyleyen Koşut, komisyonların bazı yerlerde yüzlerce kişiden oluştuğunu, Suruç'ta bu sayının 40 olduğunu ifade etti.

GELENEKSEL ARABULUCULAR, MODERN SİYASİ ARACA DÖNÜŞTÜ

Koşut, komisyon üyelerinin o yörenin ileri gelenlerinden, akil insanlarından, sözü geçen, tanınan kanaat ve dini önderlerinden, sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden, gençlerden ve her meslekten insandan oluştuğunu vurguladı. Etkisinin de buradan geldiğini kaydeden Koşut, İkna Komisyonu’nun nasıl faaliyet yürüttüğünü de şöyle anlattı:

“Komisyon ilişki kurulacak ailenin, aşiretin, grubun niteliğine göre kendi içinde heyetler belirliyor. Mesela bir köy veya aşiret ile görüşeceğiz. İkna Komisyonu kendi içinde o köyü veya aşireti tanıyan, daha önce bir ilişkisi bulunan, sözünün geçebileceği isimlerden heyet oluşturuyor. Bu heyet onları ziyaret ediyor. Günlerce süren görüşmeler, sohbetler, toplantılar yapılıyor. Burada önemli olan ilişki kurduğumuz kesimin hassasiyetleri, niteliği. Genel bir propaganda yapmak yerine doğrudan ilişki kurabilecek isimler seçiliyor. Bu heyetler hem o ailenin, aşiretin, kesimin özelliklerini, hassasiyetlerini biliyor hem de geçmişten gelen bir ilişkiye, deneyime sahip oluyor.”

Koşut’un bahsettiği, aslında bölgede eskiden beri sorunları çözmek için başvurulan arabulucu heyetlerine benziyor. HDP işte bölgenin bu geleneksel yapısını alıp modern bir siyasi mekanizmaya dönüştürdü.

Nitekim Koşut, bu yapının başarısını da kısa sürede almaya başladıklarını vurguladı. Suruç'ta 12 yıl boyunca AK Parti'nin teşkilatını kuran, yöneten ve bugüne kadar hep AK Parti'de siyaset yapan 5 aşiretin HDP’ye katılmasında da bu komisyonun sayesinde olduğunu söyledi.

KOBANİ, İLK DEFA AŞİRETLERİ BİRLEŞTİRDİ

Tarihleri boyunca muhafazakar çizgiden hiç sapmamış ve özellikle 55’ler olayı olarak anılan 1960’taki Sivas Kampı’na sürülmüş bu aşiretlerin şimdi HDP çizgisinde buluşmasının politik nedeni ise Kobani. Koşut, AK Parti’nin Kobani’ye yönelik tutumunun bölgede çok büyük bir kırılmaya neden olduğuna dikkat çekti. HDP Suruç İlçe Başkanı Koşut, o dönem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kobani düştü düşecek” sözleri ile başlayan bu büyük kırılmanın, aşiretlerin AK Parti’ye mesafe koymasına ama diğer yandan ‘Kürt kimliği’ etrafında belki de ilk defa bu kadar güçlü birleşmelerine neden olduğunu vurguladı.

 

HPJ'den İran'a uyarı eylemi

ROJNEWS-Dün gece Doğu Kürdistan'ın Sakız ve Bane kentleri arasında yer alan İran rejimine ait bir karakola yönelik bir eylem gerçekleştirildi. Doğu Kürdistan Kadın Savunma Birlikleri (HPJ) Komutanlığı söz konusu eylemin HPJ gerillaları tarafından İran devletine yönelik bir uyarı niteliği taşıdığını duyurdu.

'İran'ın her saldırısına yanıt vereceğiz'

HPJ komutanlığı, Sakız-Bane yolu üzerinde bulunan Fatpelî karakoluna yönelik olarak gerçekleştirilen eylemi üstlendi. HPJ Komutanlığı söz konusu eylem sonucunda birisi komutan olmak üzere 2 İran askerinin öldürüldüğünü, öldürülen komutanın adının Yasin Xecidi olduğunu belirtilirken, diğer askerin adının öğrenilemediğini açıkladı.

HPJ komutanlığı ayrıca söz konusu eylemin Ferinaz Xosrowanî'nin katledilmesi ve Mahabad halkına yönelik saldırılara karşı uyarı amacı taşıdığını belirtti. HPJ açıklamasında şunlar ifade edildi: “İran devletinin kadınlara yönelik baskı ve şiddet uygulamaları ve vahşet politikalarının devam etmesi halinde halkımızın onuru, kültürü ve siyasi iradesini savunmak amacıyla savunma hakkımızı kullanacağız. İran halkının halkımıza yönelik her saldırısının misillemesi yapılacaktır.”

HPJ'nin söz konusu eylemin ayrıntılarına ilişkin daha sonra kamuoyuna açıklama yapması bekleniyor.

 

Necdet Özel ile Erdoğan Arasında İPLER KOPTU MU?

AKTİF HABER-Yeniçağ Gazetesi Yazarı Ahmet Takan, 10 gün rapor alan Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki iplerin koptuğunu iddia etti.

"Devlet koridorlarında Özel ile Erdoğan arasında geçen  “çok sert bir diyalogdan” bahsediliyor, “Necdet Özel, Necip Torumtay örneğinde olduğu gibi kamuoyunu derinden sarsacak istifa yolunu seçmedi. Kendine has bir üslupla mesaj verdi”  deniyor. Artık Ankara’nın koridorlarında saklanamayan bir gerçek var. İpler koptu!.."

İşte Ahmet Takan'ın bugünkü yazısı;

Bakmayın!.. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e ilettikleri geçmiş olsun mesajlarına. Özel, sağlık durumunu gerekçe göstererek görevi Kara Kuvvetleri Komutanı Hulusi Akar’a bıraktı ama devletin zirvesinde fırtınalar kopuyor.

Olayı, CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin’in  “ordu Suriye’ye girecek” şok açıklamasına kısmen bağlayanlar oldu. Yalnızca Necdet Özel’in değil, tüm komuta kademesinin çok uzun süredir sıkıntısı, Hükümetin Suriye baskısı. Bataklığa girip saplanmanın nelere mal olacağı belki yüzlerce kez anlatıldı Recep Erdoğan’a. Ama oyları eriyen Erdoğan ve AKP’yi kurtaracak, milliyetçi muhafazakâr oyları tekrar iktidara bağlayacak bir başarı destanı gerekiyordu.

Erdoğan, bu sefer Musul için zorladı Genelkurmayı. Hem de PKK’nın ayaklanma hazırlıkları son aşamasındayken. Necdet Özel ve komuta kademesi sonu belli olmayan bu macera seçeneğine de direndi.

Devlet koridorlarında Özel ile Erdoğan arasında geçen  “çok sert bir diyalogdan” bahsediliyor,  “Necdet Özel, Necip Torumtay örneğinde olduğu gibi kamuoyunu derinden sarsacak istifa yolunu seçmedi. Kendine has bir üslupla mesaj verdi”  deniyor. Artık Ankara’nın koridorlarında saklanamayan bir gerçek var. İpler koptu!..

Başkentteki derin fırtınayı daha iyi anlayabilmek için gelin, son MGK’da (29 Nisan) neler olmuş bir daha bakalım...

Hatırlatma 1: 1 Mayıs’ta MGK’nın perde arkası hakkında kaleme aldığımız yazıda, Recep Erdoğan’a yapılan  “muğlak ifadeler”  ve  “kutuplaşma” uyarısını aktarmıştık.

Hatırlatma 2: Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, çıkmayı başardığı son televizyon programında, MGK toplantısına ilişkin bilgiler verirken ’Kırmızı Kitap’a sadece Gülen cemaatinin değil diğerlerinin de girdiğini ifade etti. Fakat, Arınç da somut bilgiler veremedi.

Bülent Arınç’ın da katıldığı Saray’daki 29 Nisan 2015 tarihli MGK toplantısı aslında pek çok üyesi bir daha katılamayacağı için teamül gereği  “veda” şeklinde olması gerekiyordu.

Olamadı!.. Sebep malumunuz...

Recep Erdoğan  “legal görünümlü illegal yapılar” ifadesinin Kırmızı Kitap’a girdiğini bildirdi. Buradaki çoğul ekine dikkatinizi çekerim.

Şubat ayında toplanan MGK’da istediği kararları aldıramayan Erdoğan, Nisan ayında her istediğini kabul ettirebildi mi?..

Hayır!..

Önce teknik bilgi;

Kırmızı Kitap olarak bildiğimiz Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin üç ana ayağı var; 1-İç tehdit. (İçişleri Bakanlığı’nı ve ilgili kurumları ilgilendirir.) 2-Dış tehdit. (Dışişleri Bakanlığı ve ilgili kurumları ilgilendirir.) 3-Savunma. (İç ve dış tehditler olarak iki ana başlığı vardır. Genelkurmay Başkanlığı’nı ilgilendirir.) (İlgilendirir; gerekli hazırlıkları yapar manasında-aht-)

Güvenilir kaynaklardan edindiğim bilgilere göre, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, yeni MGSB gereği yenilenmesi gereken TÜMAS’a (Türkiye’nin Milli Askeri Stratejisi) “legal görünümlü illegal yapılar” ifadesini koydurtmadı. TÜMAS’ta, tüm iç ve dış tehditlerin açık adları ve yapılanmaları yazılarak yenileniyor. Yani, PKK, DHKP-C gibi tüm terör örgütleri açık açık yazılıyor. Yakında, Recep Erdoğan, Hükümetle uyumlu çalıştığı gerekçesiyle devamlı övdüğü Necdet Özel’i, paralelci diye suçlarsa hiç şaşırmayın. Havuz medyasında önce Necdet Özel, arkasından da Hulusi Akar hakkında kopyala-yapıştır senaryoları görünce de safa yatmayın!..

Son MGK toplantısından ulaştığımız ayrıntılara biraz daha girelim;

Recep Erdoğan, MGK üyelerini  “paralel terör örgütü” iknası için Şubat’takini genişlettirerek Nisan MGK’sına geniş (!) sunum hazırlattı. MGK sonrasında yapılan açıklamalar ve güncel olayların da etkisiyle sunumun tamamen cemaat hareketiyle ilgili olduğunu sanabilirsiniz. Ancak detayları okuyunca, Erdoğan ve arkadaşlarının MGK üyelerinin önüne koyduğu kararların, saltanatın önündeki tüm muhalif yapıları yok etmeye yönelik olduğunu göreceksiniz.

Recep Erdoğan’a muhalif tüm sivil yapılara, tüm muhalif unsurlara savaş açılıyor. Erdoğan’ın saltanatı için kelle koltukta mücadele etmek isteyen savcı, hâkim, vergi denetmenleri, TMSF üyeleri ve bazı bürokratlara koruma zırhı, dokunulmazlık zırhının getirilmesi talebi bile var. Zırh gelsin ki Erdoğan’ın Saray fedailerine kimse dokunamasın. Çünkü, MGK üyelerine izlettirilen 29 Nisan tarihli Saray sunumunda, bazı sivil yapılar birinci öncelikli tehdit kabul edilmiş. Güvenilir kaynaklardan ulaştığım bilgilere göre Hükümetin tehdit olarak gördüğü yapılara karşı mücadele edecek personelin motivasyonunun diri tutulması için ödül yönetmeliğinin bile düzenlenmesi isteniyor. Tabii, tüm bu mücadele kararlılığı sunumda dile getirilirken ne hikmetse rantçılık da unutulmamış, araya gene ihaleciler sokuşturulmuş. Bakın ne denilmiş;

“Örgüt lehine haksız rekabet sağlamak amacıyla, son yıllarda kasıtlı olarak ticari sicilleri bozulan ve kamu ihalelerine girmeleri engellenen firmalar, tekrar denetlenerek, paralel yapı tarafından mağdur edilen kuruluşlara TİCARET SİCİL AFFI getirilmesi ve ihalelere katılmalarının yolunun açılması...”

Buradan ne anladınız?.. 17/25 Aralık’ta Saray ihalecileri yıprandı, bunların rahatlatılması lazım... Bunların önünün tekrar açılması lazım!..

Daha neler var, neler!..

“Vakıf ve derneklere kanunların tanıdığı hak ve ayrıcalıklar bağlamında;

Gayrimenkul tahsislerinin, satışlarının ve dernek vergilendirme esaslarının gözden geçirilmesi. Vergi ve harç muafiyet ve istisnalarının istismarı önleyecek şekilde düzenlenmesi. Bağışçıların, bağış ve yardımlarından dolayı sağlanan vergi muafiyetinin sonlandırılması. Gümrük vergisi muafiyetlerinin yeniden değerlendirilmesi.

5018 sayılı ’Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu’gereği genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçelerinde öngörülmüş olmak kaydıyla, kamu yararı gözetilerek dernek, vakıf, birlik, kurum, kuruluş, sandık ve benzeri teşekküllere yardım esasının tekrar ele alınması gibi tedbirler geliştirilmesinin elzem olduğu...”  Bu kararlar, MGK üyelerinin şok bakışları arasında okundu, sonra onlara rağmen Bakanlar Kurulu’na gönderildi.

Anlayacağınız; yıllardır şikâyet ettikleri MGK’yı da saltanat kayığına çevirdiler.

Recep Erdoğan, sadece MGK’da değil çok farklı zeminlerde uyarılıyor, devlet çarkının daha fazla çığırından çıkartılmaması için.

Sadece Necdet Özel’in de sabrı taşmadı...

Not; Bu arada AKP’de iç karışıklık tüm hızıyla devam ediyor. Kulağıma gelenlere göre; üç dönemliklerden bazı isimler Fatih Erbakan’a giderek Refah Partisi’nin tekrar hayata geçirilmesini teklif etmişler.

 

Demirtaş: 7 Haziran’da ya tek adam ya da toplumsal sözleşme olacak - T24

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, "Bu seçim ya Türkiye'nin tek adamlık sisteminin anayasal dayanağına kavuşmasına yol açacak ya da HDP'nin öncülüğünü yaptığı sivilleşmeyi, çoğulculuğu, çok kültürlülüğü, çok inançlılığı garanti altına alan bir toplumsal sözleşmeyi savunan bir çizgi olacak" dedi. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriyle bir araya geldi. Esprileriyle öğrencileri güldüren Demirtaş, HDP'nin en büyük farkını ise "HDP bir kadın hareketi, bir kadın partisidir. Bu da kelimenin tam anlamıyla bir demokratik güvencedir" ifadesiyle özetledi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ile buluştu.

Doğan Haber Ajansı’nın haberine göre, toplantının yapıldığı Uçaksavar Kampüsü'ndeki konferans salonu, öğrencilerin gösterdiği yoğun ilgi nedeniyle tamamen doldu.  Demirtaş konuşmasını yaparken, kendisinden sıkışıklığı gidermesini isteyen öğrencilere, sahneye gelebileceklerini söyleyerek yardımcı oldu. Sahneyi dolduran öğrenciler Demirtaş'ı buradan dinledi.

Selahattin Demirtaş, bu seçimde çok sayıda partinin isminin olduğunu, ancak iki temel tercihin yarışacağını belirterek, “Bu seçim ya Türkiye'nin tek adamlık sisteminin anayasal dayanağına kavuşmasına yol açacak ya da HDP'nin öncülüğünü yaptığı sivilleşmeyi, çoğulculuğu, çok kültürlülüğü, çok inançlılığı garanti altına alan bir toplumsal sözleşmeyi savunan bir çizgi olacak" dedi.

'Normalde baraj sorununun olmaması gerekiyor'

Demirtaş, seçim beyannamelerini yazarken, her kesimin kendileri ile ilgili olan kısımları kendilerinin kaleme aldığını vurgulayarak, “Bütün ezilen kesimler kendi taleplerini kendileri yazdı. Böylesine bir programın baraj sorununun olması, aslında çok daha fazla mücadele edilmesi gerektiğini gösteriyor. Böyle bir programın baraj sorunu olmaması gerekirdi. Böyle bir program Türkiye'de hayli hayli iktidarda olmalıydı. Türkiye'yi yöneten program, anlayış bu olmalıydı. Fakat dezavantajlı seçim yarışı çalışmamızı zorlaştırıyor" dedi.

‘HDP'nin en büyük farklılığı bir kadın hareketi olmasıdır’

HDP'nin en büyük farklılığının "kadın rengi" olması olduğunu belirten Demirtaş, “HDP bir kadın hareketi, bir kadın partisidir. Bu da kelimenin tam anlamıyla bir demokratik güvencedir" dedi.

Demirtaş, parlamentoda olmazlarsa kıyamet kopmayacağını ifade ederek, “Ancak önemli bir mevzide hamle yapmış olacağız ve iktidarın parlamentoyu kendi istedikleri gibi kullanabilmelerinin önüne geçmiş olacağız. Bunun için gençlerin desteğine ihtiyacımız var" dedi.

Demirtaş, konuşmasını bitirdikten sonra, öğrencilerin kağıtlara yazdığı sorular mukavva bir kutuya konularak kur'ayla seçildi. Bu sırada Demirtaş sık sık espri yaparak öğrencileri güldürdü.

 

Selahattin Demirtaş, Suriyeli mültecilerin Türkiye'deki durumlarına ilişkin yöneltilen soruya, “Bütün halkların ve kimliklerin ortak bir anayasayla, yeni bir egemenlik paylaşımı üzerinde anlaşma iradeleri varsa, Türkiye'nin bunu desteklemesi ve bir an önce ateşkesin sağlanması durumuna geçilmesi lazım. O durumda zorunlu olarak yerini terk edenler geri gitmek isterse, buna destek olmak lazım. Burada kalmak isteyenlere ise vatandaşlık hakkı dahil olmak üzere haklarının, hukuklarının korunması lazım" dedi.

 

OHAL’i kaldırdık diye övünenler, bütün ülkeye OHAL getirdi - Zaman

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, son günlerde Doğu ve Güneydoğu’daki mitinglerde dini değerleri ön planda tutan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’na “Çarpılacaksınız.” uyarısında bulundu.  İktidar sözcülerinin OHAL’i kaldırmakla övündüğüne ancak son kanunlarla tüm ülkede OHAL ilan edildiğine dikkat çekti.

HDP eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, yüzde 10’luk seçim barajını aşma hedefli seçim kampanyasını Türkiye genelinde sürdürüyor. HDP’nin dün Muş’taki mitinginde partililere Yüksekdağ seslendi. AKP’nin ‘zulümle, zorbalıkla, inkârla’ yürüttüğü iktidarı halkın değerleriyle yıkacaklarını belirten Yüksekdağ, “AKP, 13 yıl boyunca aldığı desteği sorumsuzca çarçur etti. OHAL’i kaldırdık diye övünüyorlar ama tüm valilere kafalarına esince OHAL ilan etme yetkisi verdiler. Eskiden sadece bölgede OHAL vardı, şimdi tüm Türkiye’de OHAL var. Halkın çözüm isteğini bile siyasi çıkarları için kullandılar ama artık deniz bitti. Sonlarının geldiğini görünce telaşla ve panikle sağa sola savruluyorlar. Her yerde partimize kalleşçe saldırıyorlar.” diye konuştu. 

İNANCIMIZ, HIRSIZLARIN SAVUNACAĞI KADAR DÜŞMEDİ

AKP sözcülerinin dindar Kürt halkını etkilemek için Doğu ve Güneydoğu’da dini değerleri ön planda tutan mitingler yaptığına da işaret eden Yüksekdağ, şu ifadeleri kullandı: “Bizim inancımız, hırsızların savunacağı kadar yere düşmedi. İnanç değerlerimizi onlara kullandırtmayacağız. Hiçbir vaatleri kalmayınca ellerine Kur’an’ı alıp siyasi propaganda yapıyorlar. Bir gün çarpılacaklar. Kutsal değerlerle oynayanların sonu iyi olmaz.” AKP’nin bir darbe kurumu haline geldiğini anlatan, Ergenekon ve Balyoz davalarında darbeci paşaların biraz içeride ağırlanıp salıverildiğini aktaran Yüksekdağ, Türkiye’de yaşanan gelişmelerin de AKP-darbeciler ortaklığıyla gerçekleştirildiğini söyledi. Yüksekdağ, “AKP Türkiye’yi 13 yılda 3 konuda birinci yaptı; kadın cinayetleri, işçi cinayetleri ve gelir adaletsizliği.” ifadesini kullandı.

 

Önder: Siz çalarsınız, biz yakalarız - Cumhuriyet

HDP Ankara-Keçiören İlçe Örgütü, seçim çalışmaları kapsamında yeni seçim büroları açtı. Ovacık'taki açılışta, HDP Ankara Milletvekili Adayı Sırrı Süreyya Önder'in de aralarında bulunduğu milletvekili adaylarına yoğun sevgi gösterisinde bulunurken, hep bir ağızdan sık sık Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik "Seni başkan yaptırmayacağız" sloganı atıldı. Etimesgut'taki açılışta Önder, AKP'nin "Onlar konuşur biz yaparız" sloganına atıfta bulunarak, "Sloganın aslı, aslında siz çalarsınız biz (HDP) yakalarız olacaktı" dedi. Davutoğlu'nun Eşme'deki Süleyman Şah Türbesi'ne yaptığı ziyaret ile ilgili de Önder, "YPG bir halkın kutsalına sizin duyduğunuz saygıdan daha fazla saygı duyduğu için size yardımcı oldu. Oraya Kobane'deki direnişçilerin sayesinde gidebiliyorsun" ifadelerine yer verdi. .

 

HDP, Çipras’ı İzmir’e davet etti - Milliyet

HDP, 23 Mayıs Cumartesi günü yapacağı İzmir mitingi için Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras’a resmi davet gönderdi. Mitingte Yunan bir şarkıcı da şarkılarıyla barış mesajları verecek.

HDP İzmir Eş İl Başkanı Cavit Uğur, “İzmir’deki çıtamızı gösterecek bir çalışma yapıyoruz. İzmir’de Demirtaş’ın büyük heyecan yaratacağını biliyoruz. SYRİZA’dan yöneticileri ile Çipras’ı davet ettik. Yunan bir şarkıcı da gelecek. Kürtler, Türkler ve Ege’nin öte yakasıyla birlikte bir kardeşlik duygusu yaratacağız” dedi.

 

Algı timi işbaşında - Taraf

HDP’nin barajı aşması halinde tek başına iktidar olma şansını kaybedecek olan AKP, HDP’ye kaçan oylarını toplamak için “dindar Kürt seçmeni” hedef almaya başladı. Bu çevrede son olarak HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın, “domuz pastırmalı sandviç yerken” görüldüğüne yönelik haber yapılması AKP’lileri bile güldürdü.

TARAF BİR HAFTA ÖNCE YAZMIŞTI

Taraf’ın geçen hafta deşifre ettiği AKP’nin HDP’ye yönelik yeni algı operasyonu planı hayata geçirildi. Kürt seçmenin oylarını HDP’ye kaptıran AKP, HDP’yi barajın altına çekmek için bir dizi algı operasyonu için hazırlık yapmıştı. Söz konusu algı operasyonu çerçevesinde dindar Kürt seçmenin oylarını yeniden kazanmayı hedefleyen AKP, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş başta olmak üzere HDP’nin “dinsiz” olduğuna yönelik söylemlere ağırlık verme kararı almıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu başta olmak üzere AKP’nin önde gelen tüm yöneticileri son dönemde yaptıkları açıklamalarda HDP’lilerin “dinsiz” olduğuna yönelik iddialara ağırlık vermeye başladı. Hükümete yakın medya kuruluşlarında da bu iddialara destekleyecek haberlere yer verildi. Ethem Sancak’ın sahibi olduğu Akşam Gazetesi ise bu konudaki algı operasyonuna domuzlu pastırma ile destek vermesi dikkat çekti. Gazetenin dünkü sayısında manşetten verilen haberde, Demirtaş’ın Almanya‘da “domuzlu pastırmadan” yapılan sandviç yerken görüldüğü öne sürüldü.

 

AGİT heyet gönderecek - Ö. Gündem

Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Siyasi İşler Müsteşarı İreneusz Fidos ve beraberindeki heyet, HDP İzmir Milletvekili Adayı Ertuğrul Kürkçü ile HDP İzmir il binasında bir araya geldi. Basma kapalı olarak gerçekleşen görüşme sonrası açıklama yapan Kürkçü, görüşmenin genel olarak İzmir'deki siyasi durum ve seçim çalışmaları konusunda yoğunlaştığını söyledi. Görüşmede seçim güvenliği ile ilgili kaygılarını dile getirdiğini belirten Kürkçü, müsteşarın Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının (AGİT), Türkiye'ye seçimler için bir heyet göndereceğini söylediğini aktardı Kürkçü, ancak bu heyetin, Türkiye'deki bütün sandıkların güvenliğini denetleyemeyecek kadar dar olduğunu söyledi.

 

Öcalan: AKP devri bitti HDP devri başladı - DİHA

Fırat illerinde seçim çalışmalarının temposu gün geçtikçe artıyor. HDP'li adaylar köy, esnaf ve dernek ziyaretlerini sürdürürken, gittikleri her yerde halkın büyük coşkusuyla karşılanıyor. Hilvan'a bağlı köyleri gezen HDP Urfa Milletvekili Adayı Dilek Öcalan, AKP'nin son kozlarını oynadığını belirterek "AKP devri bitti artık. Şimdi HDP ve halkın devri başlamıştır" diye konuştu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Urfa milletvekili adayları Osman Baydemir, Ayşe Doğan ve Rasim Çakmak seçim çalışmaları kapsamında, merkez Karaköprü ve Haliliye ilçelerinde seçim bürolarının açılışlarına katıldılar. Açılışlara HDP Urfa İl Eşbaşkanı Rıdvan Yavuz ve HDP Karaköprü İlçe Eş Başkanı Ferzan Topla da katıldı. Büro açılışında konuşan HDP Urfa Milletvekili Adayı Osman Baydemir, Türkiye'nin önündeki en büyük riskin tek adam rejimi olduğunu söyledi. HDP'nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan için neden "Seni başkan yaptırmayacağız" tutumunu geliştirdiğini de anlatan Baydemir, "Çünkü Kürt halkı tek adam rejiminin nelere yol açtığını gördü, yaşadı. Güney Kürdistan halkı Saddam rejiminden,Baas rejiminden çekti çekeceği kadar. Erdoğan’ın istemiş olduğu başkanlık rejiminin hem baba Esad’dan hem oğul Esad’dan ne demek olduğunu biliyoruz. Mısır’dan Hüsnü Mübarek’den ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz. AKP’nin yaratmaya çalıştığı rejimin adı AKBAAS rejimidir” değerlendirmesini yaptı.

‘AKP Urfalının ekmeği ile oynuyor’

HDP’liler daha sonra Haliliye’deki seçim bürosunun açılışına geçti. Baydemir burada yaptığı konuşmada da, “Daha geçen yıl sadece Akçakale’nin köylerinde elektriğin tümden kesilmesinden dolayı 120 bin dönüm arazinin içerisindeki ekinler tamamen kurudu. Bu hükümet bu coğrafya insanının,Akçakaleli’nin, Viranşehirlinin, Urfalının hiç fark gözetmeksizin ekmeği ile oynuyor. Bunların hesabının sorulacağı günler de yakındır” diye belirtti. Baydemir, daha sonra merkez Haliliye İlçesi’nde bulunan Berferat Köylüleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ni ziyaret etti.

AKP devri bitti

HDP Urfa Milletvekili Adayı Dilek Öcalan ise çalışmalarına Hilvan ilçesine bağlı köyleri ziyaret ederek, yurttaşlarla bir araya gelerek sürdürdü. Öcalan'a, HDP'nin aday adaylarından Fatma İzol, HDP, DBP İlçe eşbaşkanları ve kalabalık bir yurttaş grubu eşlik etti. Hilvan'a bağlı Xuşxuşk Jêr (Bargaç), Xuşxuşka Jor (Yeni doğan), Kadıkent, Halis (Geçitağzı), Akçavêran, Haf (Korkutlu) ve Nasrettin köylerinin sakinleri, kendilerini ziyaret eden HDP heyetini büyük bir coşkuyla karşıladı. Akçavêran köyünde kalabalık bir yurttaş kitlesine konuşan Öcalan, AKP'nin artık son kozlarını oynadığını ifade ederek "AKP devri bitti artık. Şimdi HDP ve halkın devri başlamıştır" diye konuştu.

Öcalan'ın Hilvan'daki seçim çalışmaları tüm gün boyu köy, aile ziyaretleri ve halk toplantılarıyla devam etti.

ADIYAMAN

Adıyaman'da 7 Haziran’da yapılacak genel seçimlere ilişkin yoğun bir çalışma temposu yürüten HDP, sular altında kaldıktan sonra tek geçim kaynağı mevsimlik işçilik olan Samsat'ta seçim irtibat bürosu açtı. Açılışa HDP Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, HDP Adıyaman milletvekili adayları Behçet Yıldırım, Ayten Yılmaz, Yasin Tahta ve Birsen Tunç, HDP İstanbul Milletvekili Adayı Hüda Kaya ile yüzlerce kişi katıldı.

Mayıs şehitlerinin de anıldığı açılışta konuşan HDP Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, seçimin çözüm süreci ve Kürt halkının, ezilen, ötekileştirilenlerin ve inançları yok sayılan tüm halklar için çok önemli olduğunu ifade ederek, HDP'ye destek çağrısı yaptı. Atatürk barajıyla birlikte Samsat halkının yoksulaştığını ifade eden HDP İstanbul Milletvekili adayı Hüda Kaya ise, “Bu doğa tahribatçıları, katliamcı ve darbeciler Kürdistan’da kurdukları barajlar ile doğayı talan ettiler" dedi.

Yapılan konuşmaların ardından milletvekili adayları alkış ve zılgıtlar eşliğinde seçim bürosunun açışını yaptı.

ANTEP

Japonya Büyükelçisi Yashinaga Kamo, 7 Haziran seçimlerine ilişkin görüş alış verişi için HDP Antep Seçim Koordinasyon Merkezini ziyaret etti. Başkatip Takeshi Ishıhara ve Kıdemli Analist Sedat Yelkenci’den oluşan heyet, HDP Antep milletvekili adayları Mahmut Toğrul, Osman Demirci, Recai Yılmaz ile HDP ve DBP yöneticileri tarafından karşılandı. Seçime ilişkin yapılan toplantıda HDP’nin politikaları konuşuldu. HDP’nin bir yükseliş içerisinde olduğunu belirten Japan Büyükelçisi Kamo, ziyaretlerinin gerekçesini ise HDP'ye destek vermek olarak açıkladı. Kamo ile müzakere süreci, HDP ve Suriye’de yaşanan savaşa ilişkin sorularını değerlendiren HDP Antep İl Eş Başkanı Karayılan; uluslararası kurum ve kuruluşlardan seçimlere ilişkin gözlemci taleplerinin olduğunu aktardı. Karayılan’dan sonra konuşan HDP adayı Toğrul ise “Hiroşima'yı yaşayan bir halk olarak, Kobanê’ye yönelik saldırılar, meydana gelen yıkım ve yeniden inşa sürecinde Kürtleri en iyi anlayabilecek halklardan biri olduğunuza inanıyoruz" ifadelerinde bulundu.

HDP'nin meclise girmesi çok şeyi değiştirir

HDP’nin diğer adayı olan Demirci’nin “PKK’nin Ortadoğu’daki tüm halklara karşı barış hassasiyetini göstermesine rağmen halen uluslararası alanda terör örgütü olarak görülmesi Kürt halkını ciddi anlamda rahatsız ediyor” şeklindeki değerlendirmesine ise Kamo, “Bu konuda biz de hassasız. HDP’nin Haziran sonrası meclise girmesi bazı şeyleri değiştirebilir” diye karşılık verdi.

Çetinkaya halk ziyaretine çıktı

HDP Antep Milletvekili Fatoş Çetinkaya ise, seçim çalışmaları kapsamında Şahinbey İlçesi’ne bağlı Düztepe ve Cengiztopel Mahallerinde esnaf ziyaretine çıktı. HDP Şahinbey ilçe yönetimi ve Barış Anneleri aktivistlerinin de eşlik ettiği ziyarette, Çetinkaya yoğun bir ilgi ile karşılaştı. HDP’nin Türkiye’de yarattığı havanın büyük bir etki yarattığına işaret eden Çetinkaya, HDP’nin halkın gücüne dayandığına vurgu yaptı. Esnafların taleplerini ilettikleri Çetinkaya, HDP için esnaflardan destek istedi. Çetinkaya, programına Güzelvadi Mahallesi’nde bulunan esnafları ziyaret ederek devam etti.

 

'Yaşam için oyum HDP'ye' - DİHA

Toplumun tüm renkleri ve seslerini birleştirerek büyüyen HDP seçim çalışmalarını kesintisiz sürdürüyor. Kadın ve gençlik seçim bürolarıyla klasik bir seçimin dışında seyreden çalışmalarda, her gün HDP'yi büyütecek yeni kampanyalar da başlatılıyor. İzmir'de "HDP'ye Oy Ver Kampanyası" başlatan yüzlerce akademisyen ve sanatçı, "Yaşam için Oyum HDP'ye" sloganıyla başlattıkları kampanya ile "Emek sömürüsüne son vermek için yüzde 10 barajını delmek için oyum HDP'ye" çağrısı yaptı.

İZMİR

Aralarında akademisyenler Profesör Ali Osman Karababa, Doğan Göçmen, Cem Terzi, Nilgün Toker, Feride Aksu Tanık, Melih Ergen, sanatçı İlkay Akkaya ve gazeteci Nabi Yağcı'nın da olduğu 500'ü aşkın aydın, sendikacı, yazar ve akademisyen tarafından oluşturulan HDP'ye Oy Ver Kampanyası, Tepekule'de düzenledikleri basın toplantısı ile kuruluşunu ilan etti. Toplantıya kampanyaya destek veren onlarca kişinin yanısa HDP İzmir milletvekili adayları Ertuğrul Kürkçü, Pınar Aydınlar, Özer Akdemir, İbrahim Aydın ve Berrin Esin Kaya da katıldı. "Birleşe birleşe kazanacağız" sloganlarının atıldığı toplantıda ilk olarak adaylardan Pınar Aydınlar konuştu. Eşitlikçi adalet ruhu taşıyan tüm politik tutsaklara karşı bütün özgürlüğü savunduklarını belirten Aydınlar, HDP'den aday olduğu için onur duyduğunu belirtti. Aydınlar'ın ardından konuşan Zeki Gül, HDP ile İzmir'de yeni bir demokratik yol açılacağını belirtti. Gül'ün ardından konuşan Özer Akdemir ve Berrin Esin Kaya ise ekolojik yıkıma karşı HDP'nin önemine dikkat çekti. Son olarak söz alan Ertuğrul Kürkçü, 12 Eylül 1980 darbesi ile hesaplaşmanın Kenan Evren'in yargılanması sonucu olmadığını çünkü kendisine yönelik verilen cezanın henüz onaylamadığını belirterek, Kenen Evren'in baskı rejimine HDP'nin son vereceğini vurguladı. Kürkçü, HDP'ye oy veriyorum kampanyasında yer alan akademisyenlere ve destek verenlere teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.

Daha sonra kampanyanın kuruluş bildirgesini 9 Eylül Üniversitesi akademisyenlerinden Ayşenur Uysal okudu. Uysal, "Yaşam için oyum HDP'ye" başlığı taşıyan bildirgede, her seçimin önemli olduğunu ancak tarihsel olarak bakıldığında bu genel seçimlerin çok daha önemli olduğunu belirtirken, kadınların, LGBTİ bireylerin, ekolojistlerin partisinin HDP olduğunu ifade etti. Uysal son olarak "Bizler HDP'ye İzmir'den destek vermeye adayız, destekliyoruz. Emek sömürüsüne son vermek için yüzde 10 barajını delmek için oyum HDP'ye" ifadelerini kullandı.

Toplantı son olarak salonda bulunanların görüşlerini ifade etmesi ile sona erdi.

Bornova'da gençlik seçim bürosu açıldı

HDP Bornova İlçe Örgütü, seçim çalışmaları kapsamında Mevlana Mahallesi'nde Mevlana Gençlik Seçim Bürosu'nun açılışını gerçekleştirdi. Yurttaşların yanı sıra Ege Üniversitesi Özgür Öğrenci Derneği üyesi öğrenciler ile HDP İzmir Milletvekili Adayları Eylem Yıldız ve Müslüm Doğan'ın da katıldığı açılışta, Demokratik Gençlik Hareketi'nin İzmirli gençlere gönderdiği mesaj okundu. Mesajda, Kobane'de yakılan ateşin tüm Ortadoğu coğrafyasında parladığı belirtildi. Mayıs ayının özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler açısından önemli bir ay olduğu da belirtilen mesajda, İzmir'de mücadele eden tüm gençler selamlandı.

Mesajın ardından konuşan HDP Milletvekili Adayı Eylem Yıldız, Mayıs ayının Kürt özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin ayı olduğunu söyledi. Gençlerin seçim çalışmalarında verdiği emeğin önemine vurgu yapan Yıldız, "Biz genç arkadaşlarımızın hangi fedakarlıklarla seçim çalışması yürüttüğünü biliyoruz. Gençlerimiz emek veriyosa biz barajları da yıkarız, iktidar da oluruz" dedi. Ardından konuşan Milletvekili Adayı Müslüm Doğan ise 12 Eylül Darbesi'nin ve yüzde 10 barajının mimarı Kenan Evren'in iki gün önce öldüğünü hatırlatarak, "Bu faşist düzenin mimarı iki gün önce öldü. Bu faşist iktidarı yıkacak olan da siz gençlersiniz" dedi.

Konuşmaların ardından büronun açılışı İzmir Barış Anneleri Meclisi üyeleri ile Milletvekili Adayı Pınar Aydınlar tarafından gerçekleştirildi. Açılışın ardından etkinlik, MKM müzik gruplarının ezgileriyle devam etti.

BATMAN

Kadın özgürlük çizgisiyle kadınları daha aktif bir şekilde siyasetin merkezine koyan tek parti olan HDP, Batman'da yürütülen seçim çalışmaları kapsamında ilk kadın seçim bürosunu açtı. Batman kent merkezinde bulunan Sanat Sokağı'nda kadınlar için hazırlanan lokal açılışına HDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, HDP milletvekili adayları Saadet Becerikli ve Ayşe Acar, Batman Belediyesi Eşbaşkanı Gülistan Akel, Barış Anneleri Meclisi üyeleri, kadın kurumları üyeleri ve yüzlerce kadın katıldı. Açılış öncesi kadınlar, büro önünde erbane çalarak halay çekti. Mor renkler ile donatılan seçim bürosuna kadınlar büyük ilgi gösterdi. Kadınların yöresel elbiselerini giyerek katıldığı açılışta çoğu kadının sarı, yeşil ve kırmızı renkler ile elbiseleri üzerinde işlemeler ile yaptıkları süslemeler dikkat çekti.

'Kadınlar seçim bürolarına sahip çıksın'

Açılışta konuşan HDP Milletvekili Adayı Saadet Becerikli, Batman için ilk olan kadın seçim bürosu açılışının çok önemli olduğunu belirterek, kadınların bürolarına sahip çıkmasının, kadınların oylarına ve kimliklerine sahip çıkması anlamını taşıdığını dile getirdi. HDP Milletvekili Adayı Ayşe Acar Başaran ise, açılan kadın bürosunun Sara (Sakine Cansız), Arin Mirkan ve Gulan Çektar'ların sayesinde açıldığını belirterek, onların verdiği mücadele çizgisinde mücadelelerini sürdüreceklerini dile getirdi.

HDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata da, Mezopotamya ve Kürdistan topraklarının kadın haklarının tümünün elinden alındığı topraklar olduğunu belirterek, bugün gelinen aşamada tüm Mezopotamya ve Kürdistan kadınlarının ayağa kalkarak haklarını istediğini söyledi.

Yapılan konuşmaların ardından kadınlar topluca kadın seçim bürosu açılışını gerçekleştirdi.

Adaylar köy köy geziyor

HDP Batman Milletvekili adayları Ayşe Acar Başaran ve Hasan Yağız, İki Köprü Beldesi'nde seçim çalışmalarını sürdürdü. Adaylara HDP ve DBP'li yöneticilerinin yanında Beşiri ve İki Köprü Belde eş başkanları da eşlik etti. Uzun bir konvoy eşliğinde Köprü Beldesi'ne bağlı Kanîqulkê, Bimêr, Hizyet, Barinc, Helfas, Newal, Kurtîk, Heva ve Balindê köylerini ziyaret eden adaylar, köydeki yurttaşlar tarafından büyük bir coşku ve sevinç ile karşılandı. Adaylar her geçtikleri köyde yurttaşlar ile halay çekerek, renkli görüntüler oluşturdu.

HDP Batman Milletvekili Adayı Ali Atalan da, Sason ilçesinde esnafları gezerek ve kurumları ziyaret ederek, HDP'ye seçimlerde destek istedi. HDP yöneticileriyle esnafları gezen Atalan'a esnaflar tarafından yoğun ilgi gösterdi.

SAVUR

Mardin Milletvekili Adayı Gülseren Yıldırım, partililerin katılımıyla Savur'a bağlı Armutalan (Zivingamenda), Kayacıklar (Baziqê), Harmantepe (Xerabmemo), Sancaklı (Biriva), Başağaç (Sîçwa) mahallerinde seçmenlerle bir araya geldi.

Mahalle gezilerinde konuşan HDP Mardin Milletvekili adayı Gülser Yıldırım, "7 Haziran'da halkların kardeşliği AKP'ye en iyi cevabı verecektir halklar kazanacaktır" dedi.

Yapılan konuşmaların ardından yurttaşlar çalınan ezgilerin eşliğinde halaya durdu.

KOCAELİ

HDP Kocaeli milletvekili adayı Ali Haydar Konca, HDP Kocaeli İl Eş Başkanı Mehmet Akgül ve HDP yöneticileri, DİSK'e bağlı Emekli Sen ve Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği'ni ziyaret etti. İlk olarak DİSK'e bağlı Emekli Sen Kocaeli Şubesi'ni ziyaret eden HDP'lileri, Emekli Sen Kocaeli Şube Başkan Yardımcısı Kadriye Çakmak ve sendika yöneticileri karşıladı. Ziyarette konuşan HDP Kocaeli Milletvekili Adayı Ali Haydar Konca, HDP'nin temel felsefesinin toplumun örgütlülüğüne dayandığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ise örgütsüz bir toplum düzeni yaratarak kendi iktidarını kalıcılaştırmak istediğini söyledi. Emekli Sen yöneticisi İsmet Tunaboylu ise, HDP'nin seçim bildirgesini okuduklarını ve beyannamede emekçilere ve emeklilerin sorunlarına çözüm önerileri noktasında HDP'nin umut vaat eden bir parti olduğunu söyledi. Emekli Sen ziyaretinin ardından Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği'ni (KYÖD) ziyaret eden HDP'lileri, KYÖD başkanı Turgay Yılmaz ve dernek yöneticileri karşıladı. Ziyarette konuşan HDP Kocaeli milletvekili adayı Güner Kizir, "Bugün kendisini başkanlıkla taçlandırmak isteyen Erdoğan'a karşı ötekileştirilmiş tüm kesimleri ortak bir mücadelede birleştirirsek Türkiye'nin bir diktatörlük rejimine evrilmesini engelleyebiliriz" diye konuştu.

ÇANAKKALE

HDP Çanakkale milletvekili adayları Özlem Ergun Açanal, Mihriban Şah, Ergin Fidan ve Leyla Yavuz, Çanakkale İl Eş Başkanları ile birlikte seçim çalışmaları kapsamında Biga ilçesinde esnaf ziyareti gerçekleştirdi. Ardından, Geyikli Kasabası ve Kavaklı, Kösedere, Babadere, Tuzla, Gürpınar, Babakale, Yukarı köyler köyünü ziyaret etti. Köy ve esnaf ziyaretlerinde HDP'nin seçim bildirgesini halka aktaran adaylar halktan yoğun ilgi gördü. Köylülerin ve esnafın sorularını cevaplayan milletvekili adayları, yaşanan sorunlara, HDP projesiyle tüm toplumsal kesimlerin bir arada çözüm üreteceğini söyleyerek, HDP'nin 7 Haziran seçimlerinden güçlü bir şekilde çıkması gerektiğini vurguladı. Adaylar köy ziyaretlerinin ardından DÖDEF'li öğrencilerinin "Xwedi Derkeve" şiarıyla düzenlediği gençlik şölenine katıldı.

AYDIN

Aydın'ın Efeler İlçesinde, DBP Gençlik Meclisi HDP'nin seçim çalışmalarına destek amacıyla Kent Meydanı'nda seçim standı kurdu. Gençlerin kurduğu standa yoğun ilgi gösterilirken, sivil polisleri standa çalışan gençlerin görüntülerini çekmeleri ise dikkat çekti. DBP Gençlik Meclisi adına konuşan Mihriban Avcı, "Bizler DBP Aydın Gençlik Meclisi olarak HDP'nin seçim çalışmalarına destek veriyoruz. Çünkü Aydın'ın ve Türkiye'nin geleceği için tek umudu HDP'dir. Gençlerin de tek sesi HDP'dir. Bizler HDP'ile meclise gidiyoruz" dedi.

ŞIRNAK

HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik, Şırnak Belediye Eş Başkanı Eylem Onuk ve Serhat Kadırhan, DBP ve HDP Şırnak il örgütü yöneticileri ve yüzlerce vatandaşın katılımıyla, HDP Afetevler seçim irtibat bürosunun açılışı gerçekleştirildi. Açılışta konuşan HDP Şırnak Milletvekili Adayı Leyla Birlik, "Bizler seçim bürolarını emekçi ve işçi kardeşlerimizin emekleriyle açarken AKP ise bu halkın rızkından çalıp çırparak seçim çalışmalarını yürütüyor "dedi. Konuşmaların ardından HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik ve özgürlük mücadelesinde çocuklarını kaybedenlerin aileleri tarafından seçim irtibat bürosunun açılışı gerçekleştirildi.

MARDİN

HDP Mardin Milletvekili Adayı Mithat Sancar, kurum ve esnaf ziyaretlerini sürdürdü. Sancar, Mardin Gazeteciler Cemiyeti'ni ziyaret ederek Cemiyet Başkanı Gazeteci Mehmet Çelik ve cemiyet üyeleriyle görüştü. Çözüm sürecine ilişkin kendisine yöneltilen sorulara Sancar, "Bu seçim çözüm sürecinin demokratik bir şekilde yürümesi için çok önemlidir. Aynı şekilde bizim meclise girmemiz çözüm sürecini güvenceye alacaktır. Bunun içinde HDP'nin temsiliyetinin mecliste güçlü olması gerektiğini düşünüyoruz" dedi.

Sancar ve beraberindekiler daha sonra Mardin Gazeteci ve Yazarlar Cemiyetini ziyaret ederek gazetecilerin sorularını cevapladı.

ELAZIĞ

HDP Elazığ İl Örgütü, seçim çalışmaları kapsamında Keban ilçesine bağlı Birvan, Denizli, Mişelli, Çakmaklı, Mandıra, Hamzikan köylerini ziyaret etti. Köy ziyaretlerine Elazığ HDP milletvekili adayı Türkan Bingöl ve İbrahim Bingöl de katıldı.

URFA

Urfa’nın Viranşehir ilçesinde çalışmalarına ara vermeden devam eden HDP Urfa Milletvekili Adayı Serhat Dicle Yüksel bugün ilçede taziyeleri ziyaret etti. Yüksel’e, HDP Van Milletvekili Kemal Aktaş da eşlik etti. Ardından Aktaş ve Yüksel Yenişehir Mahallesinde esnaf ziyaretine çıkarak yurttaşlardan destek istedi. HDP Urfa Milletvekili Adayı Leyla Güven de Urfa’nın Birecik ilçesinde seçim çalışmalarını sürdürdü. Güven, Birecik’te birçok aile ziyareti gerçekleştirerek yurttaşlardan destek istedi.

'Bir oy binlerce oyunu bozacak'

HDP Urfa Milletvekili Adayı İbrahim Ayhan, seçim çalışmaları kapsamında Karaköprü İlçesine bağlı köyleri ziyaret etti. Köyün önde gelen şahsiyetleri ve daha önce HDP’ ye hiç oy vermemiş kişilerle bire bir görüşen Ayhan; "Emaneten de olsa bu sefer oyunuzu bize verin, bir defa da bizi deneyin. Türkiye’nin, bölgenin geleceği için, insanların selameti için hepinizin oyuna ihtiyacımız var. Sizin bir oyunuz binlerce oyunu bozacak. Bu büyük sevaba lütfen ortak olun" dedi. Gittiği her yerden destek sözü alarak ayrılan İbrahim Ayhan "Çalışmalarımıza ara vermeden devam edeceğiz. Her kesimin kapısını çalacağız ve yeni yaşam projemizi anlatacağız" dedi.

 

Seçim öncesi ilk gözlem - Milliyet

7 Haziran seçimleri öncesi tüm partilerin gözü yurtdışındaki seçmenlerde. İsviçre'de yoğun katılım dikkat çekti. Sandık görevlilerine göre Cumhurbaşkanlığı seçiminden daha fazla oy kullanılacak.

Cenevre  Başkonsolosluğu’nda Türkiye’deki genel seçimler için Türk vatandaşlarının Cuma günü başlayan oy kullanma işlemi devam ediyor. Bu seçimlerde oy kullanımına ilişkin vatandaşların talebi yoğun.

Öğlen ve akşam saatlerinde oy kullanılan sandıklarda yoğunluk yaşanıyor. Sandık görevlilerine göre genel seçimlere katılım Cumhurbaşkanlığı seçimlerine oranla daha fazla olacak.

 

Zihniyetini AKP yaşatıyor - Özgür Gündem

Darbeci Evren’in mirası Erdoğan’da. Seçim barajından YÖK’e, kitap yakmaktan yasaklamaya, işkenceden infaza darbenin kanlı mirası üzerinde oturan Erdoğan, kendisi ölse de Evren’in uygulamalarını iktidarında yaşatıyor

ERDOĞAN’IN KARNESİ

En az 816 kişi infaz edildi.

64.592 yurttaş tutuklandı.

7190 kişi işkence gördü.

4 bin kişiye düşünce davası açıldı.

3283 kişi cezaevinde katledildi.

En az 477 çocuk katledildi.

Yüzlerce hasta tutsak can verdi.

3248 gazete, dergi ve site yasaklandı.

Evren yaktı, o yasakladı

Evren darbe döneminde binlerce kitabı yakarken, Erdoğan döneminde sadece 2015’te Aram Yayınları’nın 48 kitabı hakkında dava açıldı. Erdoğan, “Kitap bomba kadar tehlikeli” demişti.

EVREN’İN KARNESİ

1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

650.000 kişi gözaltına alındı.

95 kişi “çatışma”da katledildi.

171 kişi işkencede katledildi.

Toplam 50 kişi idam edildi.

14 kişi açlık grevinde can verdi.

Cezaevinde 299 kişi katledildi.

39 ton kitap imha edildi.

Kendisi gitti, düzeni kaldı

12 Eylül’ün mağdurları, darbeci Evren ve Erdoğan’ı karşılaştırdı. Mağdurlar, “12 Eylül Erdoğan ile sürüyor. Yüzleşme olmadı, Evren’in kurumları Erdoğan’ın kurumları oldu” derken, başka Gültan Kışanak olmak üzere darbe döneminde ağır işkence gören kadınlar, “Kendisi gitti düzeni kaldı” dedi.

12 Eylül’ün mağdurları, Kenan Evren’in bugün devlet töreni ile gömülecek olmasının zihniyetinin hala devam ettiğinin göstergesi olduğunu belirtti. Evren’in faşist bir katil olduğuna dikkat çeken darbe mağdurları, devlet töreni yapılmasının insanlık suçu olduğunu kaydetti

12 Eylül darbesi döneminde yakınlarını kaybedenler, darbenin mimarı Kenan Evren’in faşist bir katil olduğuna dikkat çekerek, “Hala 12 Eylül Anayasası devam ediyor, devlet terörü de devam ediyor” dedi.

Hayrettin Eren’in ablası İkbal Eren, Kenan Evren’in katil, faşist ve diktatör olduğunu ifade ederek, “Bu durumda olan bir insana devlet töreni nasıl yapılıyor” diye sordu. Recep Tayyip Erdoğan ile Kenan Evren’in birbirlerinden farkları olmadığını dikkat çeken Eren, “Kenan Evren, 17 yaşındaki bir çocuğun yaşını büyüterek idam ettirdi, ‘Asmayalım da besleyelim mi?’ dedi. Ama bu halk, bu devlet yıllardır Kenan Evren’i besledi. Yıllar sonra bir başkası da 15 yaşında öldürülen bir çocuğun annesini yuhalattı. Bu devlet, bu hükümet samimi olsaydı, açtığı davada onu mahkemeye getirirdi, bizimle yüzleşmesini sağlardı. Verdiği cezayı onaylardı.”

Devlet katilleri koruyor

12 Eylül döneminde idam edilen Ramazan Yukarıgöz’ün ağabeyi Yılmaz Yukarıgöz, “12 Eylül davasının müdahiliydim. 12 Eylül anayasası varlığını korurken, bunun adil bir yargılama olamayacağını duruşmada da söyledim. Bizim amacımız 12 Eylül darbecilerinin yaptığı bütün kötülükleri teşhir etmekti. Kenan Evren için devlet töreni yapacaklar. Çünkü bu devlet her zaman katillerini korumakla mükellef. İşledikleri cinayetler, cezaevlerinde, karakollarda öldürdükleri, kaybettikleri, idam ettikleri insanlar devlet tarafından meşru cinayet olarak görüldü. Bizim açımızdan ise tüm bunlar katliamdır. Hala 12 Eylül anayasası devam ediyor, devlet terörü de devam ediyor” dedi.

Ölse bile elimiz yakasında

Qers’te (Kars) gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır ise şöyle dedi: “Kenan Evren insanlık suçu işlemiştir. Devlet töreni yapmak bu kadar insanlık suçu işlemiş birine ‘Sen iyi yaptın, seni törenle uğurluyoruz’ anlamına gelir. Bu da bizi incitir.” Dîlok’ta idam edildikten sonra cenazesi dahi kaybedilerek, ailesine verilmeyen Veysel Güney’in yeğeni Doğan Güney, Kenan Evren’in devlet eliyle insanları katletmiş bir katil olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: “Ölse bile iki elimiz katillerin yakasında olacak. Şimdi de ikinci Kenan Evren’in peşindeyiz, devlet tören yapsa da, Evren’in durumu değişmeyecek, o binlerce gencin katili. Binlerce insanın ‘ah’ını üzerinde bulunduran birini devletin sahiplenmesi, devletin politikası ile ilgili bir durum.”

 

‘Evlatlarımla uğraşıyorlar’ - Milliyet

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet partilerinin “Cumhurbaşkanı meydanlara çıkmasın” diyerek YSK’ya şikâyette bulunmalarını eleştirdi.

Erdoğan, “Bu millet ‘bu meydanlara çık’ diye bu oyu bana verdi. Bu meydanlara çıkmaktan siz beni nasıl mahrum edersiniz? Bu milletin içinden doğmuş olan bir Cumhurbaşkanı’na bunu hangi hakla yasaklamaya gidersiniz? Anayasa’da vatana ihanetten başta cumhurbaşkanının bir suçu yoktur. Benim hakkımı elimden bunların hiçbiri alamaz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün önce baba ocağı Rize’de yaklaşık 20 bin kişiye hitap etti. Cumhurbaşkanı ardından Trabzon’da halka seslendi.

İngiltere’de seçimi kaybettiği için istifa eden üç muhalefet partisi liderini örnek gösteren Erdoğan, “Siyasetin de bir dürüstlüğü var be, siyasetin de bir onuru var ya. Batılı bunu gösteriyor da siz bunu niye gösteremiyorsunuz?” diye konuştu.

Toplumda bazı kesimlerin tüm uğraşlarına rağmen içlerindeki başörtü ve inanç düşmanlığını saklayamadığını, bastıramadığını ifade eden Erdoğan, “Başı açığı da  başı örtülüsü de bunların hepsi benim kardeşim. Başörtülü, başı açık, aralarında problem yok. Problem bu sapık zihniyetlerde” dedi.

‘İzin mi alacağız?’

Erdoğan, çocuklarıyla ilgili bazı gazetelerdeki haberleri değerlendirirken, “Evlatlarımla uğraşıyorlar. Yazıyorlar, çiziyorlar vesaire. ‘Şu vakıfta var, bu vakıfta var’. Tabii olacaklar. Sizden mi izin alacağız? Benim evlatlarım, bu ülkenin vatandaşı değil mi? Sosyal faaliyetlerde de bulunacaklar, iş de yapacaklar. Yeter ki devlette iş yapmasınlar. Benim evlatlarım şu anda bunu yapıyor” ifadelerini kullandı.

 

Erdoğan: Pensilvanya ziyaretine ben izin verdim! - Y. Şafak

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gazetecilerin Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Pensilvanya ziyaretinin gündeme gelmesinin ardından 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le aralarında geçen diyaloğun sorulması üzerine "Benden bu konuda izin almıştır ve oraya gitmiştir. Fakat Cumhurbaşkanı’mızla bu konuyu görüştüler mi doğrusu bilmiyorum. Kaldı ki zaten oraya gitmesi konusunda izin alması gereken makam benim" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasında polemiğe neden olan Pensilvanya ziyareti konusunu yorumladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hafta sonu gerçekleştirdiği Almanya ve Belçika seyahatinden dönüş yolunda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın değerlendirmeleri şöyle:

Ahmet Bey benden izin aldı

Sayın Başbakan ile 11. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül arasında Pensilvanya ziyaretine gitme konusunda bir polemik yaşandı. Başbakanlığınız döneminde yaşanan bu olay sizin bilginiz dahilinde miydi?

Abdullah Gül, Davutoğlu'na neden kızdı

Bizim bu noktada kelime yanlışına düşmemiz doğru olmaz. Ahmet Bey’in Pensilvanya’ya gitmesinden benim bilgim var. Benden bu konuda izin almıştır ve oraya gitmiştir. Fakat Cumhurbaşkanımızla bu konuyu görüştüler mi doğrusu bilmiyorum. Kaldı ki zaten oraya gitmesi konusunda izin alması gereken makam benim. Hem genel başkanı olduğum partinin bir mensubu olması, aynı zamanda da o dönemde Başbakan olmam hasebiyle. O aralar zaman zaman bizim milletvekillerimizi Pensilvanya’ya götürme adeti başlamıştı. Bazen bakan da götürüyorlardı. Tezgah derin, hedefler farklı. Bunlar muhtemelen daha sonraki günlere yönelik adımlardı. Tabii bir dönemden sonra ben arkadaşlara ‘Pensilvanya’ya gitmeyeceksiniz’ demeye başlamıştım. Çünkü rahatsız olmuştum. Fakat Ahmet Bey’in gidişi, hatta hatta Zafer (Çağlayan) Bey de gitmiştir; bunlar benim bilgim dahilindeydi. Tabii bu iyi niyetlerimizin hiçbiri karşılık bulmamıştır. Ahmet Bey döndükten sonra görüşmenin içeriğini bana anlatmıştı. Görüşmenin içeriğini söylemem doğru olmaz. Abdullah Bey’le aralarında ne geçmiştir bilmiyorum. Ama dediğim gibi benim bilgim dahilinde gitmişti.

Gülen ziyareti ‘berrak’laşamadı

Suriye meselesi

 Suriye ile ‘Savaşa gireceğiz’ iddiası ortaya atıldı. Ayrıca Suriyeli muhaliflere yardım için Suudi Arabistan’la anlaşma yaptığımız söyleniyor...

Bu iddiayı ortaya atan zat, esasen ortaya bir yalan attı. Aynı gün Genelkurmay Başkanımız, haftalık rutin ziyaretinde, şakayla karışık “Şu an da Suriye’ye bir harekat yapacak olan ordunun komutanının Sayın Cumhurbaşkanı’nın yanında ne işi var” dedi. Bunların devlet yönetiminden çok uzak olduklarını gösteriyor. Nerede ne konuşulacağını bilemeyenler, sadece mide bulandırmaktan, ülkedeki sağlıklı düşünce yapısını adeta bozmaya çalışmaktan başka bir şey yapmıyorlar. İddiayı ortaya atan kişiyi benden çok daha iyi tanıyorsunuz. Suudi Arabistan, Türkiye, Katar ve koalisyon güçlerinin elbette bazı çalışmaları var. Bizim bu konuda ABD’ye söylediğimiz şey, uçuşa yasak bölge, güvenlikli bölge ve eğit-donattır. Eğit-donatı şu an ABD bizimle paylaşmış vaziyette. Adımları müşterek atıyoruz. Takvimi önümüzdeki aylar belirleyecektir. Suriye’de muhaliflerin güç kazanımında bölgedeki dost ülkelerin desteği var. Türkiye olarak Suriye ile ilgili kendimizi emniyete almamız gerekiyor. Tedbirlerimizi almış vaziyetteyiz.

Cenazede temsil olacak

  Kenan Evren’in cenaze törenine katılacak mısınız?

Cumhurbaşkanlarının defni ile ilgili Dışişleri Bakanlığımız “törenler nasıl yapılır” belirlenmiş. Aile Ankara’daki devlet mezarlığında defnini istiyor. Devlet töreni ailenin de arzu etmesi halinde yapılacak bir törendir. Cumhurbaşkanlığı yaptığı için böyle bir hakkı var. Bizler de döndükten sonra tekrar değerlendirmemizi yapacağız. Bizim şu anda malum törenlerimiz var. Salı günü yurtdışından misafirlerim var. Şu an katılmak gibi bir düşüncem yok. Ama Cumhurbaşkanlığı makamı adına temsilen bir arkadaşım törene katılır.

 12 Eylül’ü siz nasıl yaşadınız? Bu konuda bize o dönemde yaşamış olduğunuz sıkıntıları anlatabilir misiniz?

12 Eylül’ü inşallah hatıralarımızı yazdığımız zaman anlatırız. Şu anda bulunduğumuz makam sebebiyle bu konuya girmek istemiyorum.

Ekonomide olumlu sinyaller var

 Ülke ekonomisinin kötüye gittiği söylemleri var. Seçimden sonra ekonomik bir kriz mi geliyor?

Ben Türkiye’nin ekonomisinin kötüye gittiğine inanmıyorum. Sanayi üretimi 4.6. Bu büyümede bir sinyaldir. Seçim sonrası için ekonominin olumlu sinyaller verdiğine inanıyorum. İhracatımızın artacağına yönelik sinyaller ortada. İstikrar ve güven iktidarı oluşursa Türkiye’yi farklı bir şekilde çekim alanı haline getirir. Belçika’da sıkıntı var. Niye? Son iki seçimde hükümet kurmakta ciddi sıkıntılar çektiler. Birisinde 157, öbüründe 500 küsur gün sürdü. Koalisyon hükümetinin kurulması bu kadar zaman alırsa istikrar olmaz. İtalya yasal mecburiyet getirdi, kurdu. Yüzde 40’ı aşan tek başına iktidar olacak. İngiltere’de yüzde 12 oy küsur ile bir milletvekili çıkarılıyor. Başbakanlığım döneminde, “daraltılmış bölgeye gidelim baraj yüzde 5 olsun, barajı kaldıralım dar bölge olsun, bu da olmuyorsa kusura bakmayın” dedim. Ordu ve Trabzon’da milletvekili başına 100 bin civarında oy gerekiyor, ama Tunceli’nin, Bayburt’un durumunu düşünün. Bu adalet değil. Dar bölge olsa adaleti yakalarsınız. Muhalefetin işine gelmiyor. İngiltere’de 1 saat içerisinde 3 tane siyasi partinin genel başkanları istifalarını verdi.

 Muhalefetin ekonomik vaatlerinin seçmen nezdinde bir karşılığı var mı sizce?

Ben halkımızın bu tür kurusıkı atma olayına değer verdiğini zannetmiyorum. Ben Başbakanlığımda kışı gösterdim yaz olursa bahtına dedim, yapılmayacak şeyleri vaat etmedim. Asgari ücretle ilgili biri bin 400, biri bin 500, biri bin 800, diğeri 5 bin diyor. 5 bin diyenin bütün oyları toplaması lazım. Toplayabildiler mi? Asgari ücretin tanımını bilmiyorlar. Asgari ücret korumadır. Siz, sigortasını, vergisini en az bu ücret üzerinden vermek durumundasınız. Ama işveren bunu 2 bin de yapar, 4 bin de yapar. Fakat asgari ücreti bin 500 diye koyduğunuz anda işçi sayılarında düşme başlayacaktır. İşsizlik gelecek. Bunlar kamuyu da böyle bitirdiler. Aynı tuzağa Türkiye’nin düşmemesi lazım. İnsanla finansı başarılı bir şekilde yönetemezseniz çökersiniz. Bürokratik oligarşi bu ülkeye çok çektirdi. Şimdi çektirenler diyor ki ‘biz bunu yapmayız.’ Sen zaten örneğini orada gösterdin.

90 kişi atılmış, yakıştıramadım

Bir gazetedeki habere göre Gezi’de aktif rol oynayan bazı büyük holdingler tedarikçilere yaklaşık iki aydır ödeme yapmıyorlarmış. Haziran’dan sonra ödeyeceklermiş, sanal bir “kriz var” atmosferi oluşturmak için. Banka faizleri de artmış durumda. Cumhurbaşkanı olarak bu holdinglere ve bankalara bir çağrınız olabilir mi?

Bizde o tür bir bilgi yok ama o tür holdinglerin çok sayıda olduğunu sanmıyorum. Geçenlerde en büyük grubun hizmet sektöründeki otelinin önünde işten atılanlar orada bir gösteri yapmışlar, halen devam ediyor. 90 küsur kişi. Ben bu gruba yakıştıramadım. Bu 90 kişiyi hiç çalıştırmadan besleyebilirsin. Onu orada değil de farklı bir yerde, emeğe bir değer verin.

Bu insanlara ben bir şey söylemiştim, TOBB’da, en çok üyesi olan, yaklaşık 1 milyon 300 bindi o zaman. “Her şirket yanına bir işsiz alsa, işsizliğin belini kırarız” dedim. Bana nasıl saldırdılar o zaman. Bu sadakan, zekâtın olsun. Al, çalıştır. Yüklendiler. Bunlar hep ‘ver’ ağacının altındalar. Hiç ‘al’ yok. Özel bankalar en ufak bir risk görsün hemen kredileri geri çağırmaya başlıyor. Fakat ben seçime yönelik bir kriz çıkarma düşüncesi olduğu kanaatinde değilim. Sanıyorum risk payını minimize etme gayreti içerisindeler.

 Kırmızı Kitap’a girmiş bir terör örgütü olduğu belirtilmesine rağmen paralel yapının propagandayı sürdürmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

MGK, ‘legal görünüm altındaki illegal terör örgütleri’ ifadesini kullandı. Hükümetimiz gerekli yerlere bunun bildirimlerini yaptı. MGK Genel Sekreterliği son halini tekrar Başbakanlığa gönderdi ve son hali bugün-yarın gelmiş olacak. Böylece Kırmızı Kitap’a girmiş olacak. Girdikten sonra yargı mercilerinin de bakışı değişecek. Çünkü milli güvenlikle ilgili bir durum. Dünyada silahlı olduğu gibi silahsız terör örgütleri de var. Bunların da kendilerine göre stratejileri var. Süreç başladı. Yargıda olanları takip ediyoruz. Bu ülkenin tarihinde yargı mensuplarından savcı veya hakim hiç tutuklanan oldu mu? Bu farklı bir olay. Burada bu tutuklama süreci muhtemelen diğerleriyle devam edebilir. Görünen o.

Diyanet’e saldırı gayri ahlaki

 Diyanet kurumuna yönelik, CHP ve HDP’den gelen eleştirileri nasıl yorumluyorsunuz?

Oldukça hassas olan bu kuruma yapılan saldırılar gayrı ahlakidir. Diyanet işleri Başkanlığı bu konuya dört dörtlük cevap verir. Siyasetçi, istediği kuruma ve kişiye istediğini söyleme hürriyetine hakkına sahipse, o kurum da kendisini hukuk içerisinde savunma hakkına sahiptir. Diyanet İşleri de benim savunduğum kadar kendi kendisini savunacaktır. Kürtçe Kur’an meali ile ilgili de yalan söylüyorlar. Taksim’e Kâbe benzetmesi yapıyorlar. Din derslerinin kaldırılması ile ilgili konuşuyorlar. Bu nasıl bir yaklaşımdır? Hâlbuki Müslümanlar bir kez sokulduğu delikten bir daha sokulmaz! Yüksekova’daki havalimanını 2 yıl önce açacaktık, iş makinelerinin yakılması, müteahhitlerin kaçırılması yüzünden gecikti. İsmi, ‘Selahaddin Eyyübi Havalimanı’ olarak belirlendi. Çok yakında açılacak.

Akan kanın hesabı sorulmalı

 Doğu bölgelerinde silah baskısıyla oy istenildiği yolunda iddialar var...

Diyarbakır Belediyesi’nin önünde Kürt annelerin ağlamasına neden olan ve onların yavrularını kaçıranlar onlar değil miydi? Şimdiye kadar akan kanın hesabının sorulması gerekiyor. Kürt kardeşlerimizin de bu durumda aktif rol alması gerekiyor. Sandık güvenliği noktasında tüm tedbirleri İçişleri Bakanlığı ve jandarma almış durumda. Silahlı kuvvetler de gereken desteği verecekler ve sandık güvenliği sağlanacak. Bir de siyasi partilerin sandıklarına sahip çıkması gerekiyor. Her halükarda milletimizin özgüveni ile sandığa giderek demokratik hakkını kullanması ve gerekli adımı atması lazım. İnanıyorum ki çok yüksek bir katılımla Cumhuriyet tarihindeki en büyük seçime katılım rekoru kırılacaktır.

Dertleri seçime gölge düşürmek

 Bazı kamuoyu araştırmalarında ‘halkın seçim sonuçlarına güvenmediği’ öne sürülüyor.

Türkiye için bana göre bu çok saçma bir şey. Türkiye sandığa güven sorunu olan bir ülke değil. Ama birileri kendince bu tür asılsız iddialarla seçime gölge düşürmenin gayreti içinde sanırım. Muhtemelen neticeyi şimdiden görenler, “nasıl bir şaibe düşürebiliriz” gayreti içerisindeler. Nitekim Avrupa’dan gelen AGİT temsilcileriyle yaptıkları görüşmelerde benzer şeyleri onlara da söylemişler. Dertleri şimdiden seçime gölge düşürmek. Bunu ne denli yaparlarsa yapsınlar herkes biliyor ki bu işin senedi mazbatalardır. Bu mazbatalar, tutanaklar ortada olduktan sonra sandığa şaibe karıştırma girişimlerinin hiçbirisi tutmaz.

 HDP barajın altında kalırsa çözüm süreci akamete uğrar mı?

İşin o boyutuna girmek istemiyorum. Benim tek derdim ülkemizin istikrarıdır. Hazirandaki seçimle ilgili yegâne dileğim de inşallah sandıktan istikrarı güçlendiren bir netice çıkmasıdır.  

Çözüm sürecinde samimi değiller

  Çözüm süreci ve Suriye konusuna iyimser bakabiliyor musunuz?

Çözüm sürecinde hükümetimizin samimiyetine inanıyorum fakat muhalefet samimi değil, çünkü kesinlikle kabul etmediler. Bundan sonra da edeceklerine inancım yok. Hükümet kararlı. HDP de zaten işi çok farklı bir şekilde provoke ediyor ve hiçbir zaman bunun yanında yer almadı. Yanında yer almış olsalardı Van’da bilbordlara kan akan musluk resimleri asmazlardı. Bu davranışların hepsi provokasyon amaçlı.

Suriye’yle ilgili konuya gelince Kobani konusunda bizim gösterdiğimiz hassasiyeti kimse göstermedi. Sayın Obama’ya ‘gelin Özgür Suriye Ordusu’yla bir adım atalım’ dedik. Olumlu bakmadılar. Peşmerge yerine ‘PYD’ dediler. ‘Yanlış yaparsınız, silahlar PYD’nin, DEAŞ’ın eline geçer’ dedim. Silahların yarısı DEAŞ’ın eline bir kısmı da PYD’ye geçti. Şu an Kobani’de 60 bin kişi var, onlar da bizden geri dönenler. Şimdi bunun istismarını yapıyorlar. Kobani şöyle, Kobani böyle. Kobani’de artık neredeyse Arap kalmadı. Yani bölgede çok farklı metot uygulanıyor. Bu Afrin’den başlıyor, Kobani ve Kamışlı’ya doğru gidiyor. Hedefleri bu noktaları birbirine bağlamak. Orada belli bir etnisite oluşturma gayretindeler. Amerika bunu yeni görmeye başladı. Biz de dedik ki ‘buralarda yapılacak şeyleri bizimle görüşmeniz lazım. Bu işin çilesini çeken biziz. Samimi adımlar atılacaksa gelin koalisyon gücünü hep birlikte takip edelim. Eğit-donat buna dahil olmak üzere güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge ilan etmek suretiyle çalışmalar yapalım.’ Şu an ekiplerimiz çalışmaları yürütüyor. Eğit-donat başladı. Amerika’yla olan diyaloğumuz sağlıklı yürüyor, destek verecekler.

 Güvenli bölge kurulması yakın zamanda bekleniyor mu?

Bunun zamanını açıklamak doğru olmaz. Tüm mesele görüşmeleri masada yürüten arkadaşlarımın, teknokrat, bürokratların sunacakları bilgilere, görüşmelerin gidişatına bağlı.

Reyhanlı sınamaydı

Bölgede mezhepsel bir tartışma var. Türkiye’de Batı destekli bu tarz bir gerilim olabileceğine mi işaret etmek istediniz?

Bu sadece Batı destekli değil. Türkiye’yle ilgili olanda farklı ülke veya bölgelerin de etkisi var. Biz çok hassasız. Bu hassasiyetimizi çeşitli istihbari araştırmalarla da gösteriyoruz. Reyhanlı olayı sıradan olay değil bir sınamaydı. Onun bağlantısı Suriye’deydi.

 İsrail’le önümüzdeki dönemlerde nasıl bir ilişki içerisinde olacağız?

İsrail’in bölgede tek görüşebildiği ülke Türkiye’ydi. Ama Türkiye’yi Mavi Marmara’yla kaybetti. Sayın Obama’nın devreye girmesiyle özür konusunda ilerleme kaydedildi ama tazminata yanaşmadıkları gibi Filistin’e ambargoyu da kaldırmadılar. Bunlar gerçekleşmediği sürece ilişkilerimiz normale dönmez. Bu yanlışlardan dönülmesi halinde biz de ilişkilerimizi normalleştiririz.

 KKTC konusunda son dönemde yaşananlarla ilgili ne söylemek istersiniz?

Yunanistan kendi garantörlük hakkından vazgeçebilir ama Türkiye’nin garantörlük hakkında vazgeçmek gibi bir sorunu yok. Biz oradaki garantörlük hakkımızı sonuna kadar kullanırız. Bunun için de kimseden akıl almaya ihtiyacımız yok.

 

Arınç: Çok güzel saraylar yaptık peki adalette iyi miyiz? - Cumhuriyet

Bülent Arınç: "Partimin adını çok severim. Kalkınmada çok iyiyiz ama adalette iyi miyiz?"

13 yıllık AKP döneminde adalete güvenin azaldığını söyleyen Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, “Partimin adını çok severim. Kalkınmada çok iyiyiz ama adalette iyi miyiz? “Sarayı yaptık şimdi sıra adalete geldi” demiştim. Yargı, 10 tane kurum içinden sondan 3’üncü ya da 4’üncü sırada. Yargıya olan güven bitmişse kafamızı ellerimizin arasına alıp düşünmemiz lazım. İtibar kaybettirenler az çok bellidir ama bundan bütün ülke zarar görür. Çok güzel saraylar yaptık ama adalete, yargıya duyulan güveni artıracak çok çalışma yapmamız lazım” dedi.aşbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Habertürk TV'de Ankara Temsilcisi Veyiş Ateş'in sorularını yanıtladı.

Arınç'ın açıklamalarından satır başları:

KENAN EVREN'İN ÖLÜMÜ

Hayatın en büyük gerçeği ölümdür, en büyük adalet de ölümdedir. Son aylardaki ağır rahatsızlığını bildikten sonra Kenan Evren'in vefatı kimseye şaşırtıcı gelmedi. Bugün hiçbir siyasi parti, hiçbir devlet kurumu taziye yayınlamadı. Ölümünü sade bir haber olarak verdi. Bunun şüphesiz bir sebebi var. 'Darbeci' kimliği nedeniyle kimse taziye yayınlamamıştır.

Ölünün arkasından münkünse kötü şeyler konuşmamak, varsa iyilikleri üzerinden konuşmak bir adettir. Ama buna mecbur olmadığınız zamanlarda, insan kendi düşüncelerini belki çok fazla dillendirmeden saklayabilir. Arkadaşlar bu konuyu soracak kimseyi bulamayınca, benim bulunduğum toplantıya pusu kurmuşlar, benden öncekiler "bu konuda konuşmayacağım" demiş. Bizim de kötü bir huyumuz var, sorulduğu zaman bir cevap veriyoruz. 12 Eylül 1980 darbesinden mağdur bir insan olarak çok iyi şeyler söyleyemeceğimi ifade ettim. Büyüklerimizden duyduğumuz bir duayı tekrarladım..

12 Eylül'de cezaevinde girmedim, kapısında bekledim.

AKP DÖNEMİNDE ŞERİAT KORKUSU BİTMİŞTİR

Dinci bir parti değildik. AK Parti döneminde 'şeriat' korkusu tamamen bitmiştir.

"KEŞKE..." DEDİĞİ OLDU MU?

AK Parti döneminde çok başarı kazandık. Önümüzdeki bütün engelleri başarıyla aştık. Millete verdiğimiz sözleri tuttuk.

AKTİF SİYASETE ARA VERECEK

AK Parti'nin 2023 hedeflerine ulaşması için çalışacağız. Katkı vermeye devam edeceğiz, görev insanıyız biz. Bir plan yapmış değilim, bir hazırlığım da yok.

Meclis Başkanlığım çok zorlu ve sıkıntılı geçti.

Her konuda önce aklıma değil, vicdanıma bakarım. Ahlaka dayalı siyasi hayatı gerçekleştirirsek herkes fayda görür.

"YARGIYA DUYULAN GÜVEN YÜZDE 20'LERE İNMİŞSE..."

Yargıya duyulan güven yüzde 20'lere inmişse bir ülkede, çok düşünmemiz lazım. Çok güzel saraylar yaptık ama adalete yargıya duyulan güveni de artırmamız gerekiyor.

"DİYANET" TARTIŞMASI

Eskiden Diyanet'i kaldırmak isteyen parti kapatılıyordu. Sünni inançlara yönelik hizmetler edildiği" iddiası yanlıştır.

Alevilik, İslam'ın dışında bir anlayış değildir ki temsil edilsin.

TARAFSIZLIK TARTIŞMASI

Farklı bir cumhurbaşkanı olacağını her zaman söyledi. Cumhurbaşkanları "vatana ihanet" dışında suçlanamazlar. Cumhurbaşkanları "mutlak tarafsızlık" ilkesine tabidirler.

AK PARTİLİLER O LAFI AĞZINA ALMAZ

Koalisyondan Türkiye'ye hayır gelir mi? Hangi parti iktidara gelecekse tek başına gelmelidir. AK Partililer 'koalisyon' lafını ağzına almaz.

 

Kılıçdaroğlu'ndan açıklamalar - Hürriyet

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “İktidara geldiğimizde lüks araç saltanatına da, büyük kamu binaları saltanatına da son vereceğiz. Herkes bilsin. Diyanete ‘ben olsam o arabayı iade etmezdim’ diyerek kaçak sarayı aklıyor. O zaman git al aracı kullan. Sana biraz hafif gelir ama” dedi.

Fox TV’de yayınlanan “Liderler Fox’ta” programında soruları yanıtlayan Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

ONLARA KURS AÇACAĞIM

“11 milyon emeklimiz var. 8 milyonu bin liranın altında alıyor. 300 lira alan var, 400 lira alan var. Biz Ramazan bayramı ve Kurban bayramında emekliye ikramiye vereceğiz. Bir zam yapma gibi bir durum yok. Bir yasayı değiştireceğiz, ilk 6 ay içinde yerine getireceğiz. İlk iki kanundan biri olacak. Bu üç maddelik kanun. Nereden karşılayacağız, bütçeden. Zaten var bu para. Hükümetin yetkisi var mı var. Yetkiyi kullanacağız, maaş vereceğiz. Asgari ücrette beni gidiyor işadamlarına şikayet ediyor. Ben onlara kurs açacağım, devlet nasıl yönetilir diye. Biz kesinlikle iş veren üzerine ek yük getirmek istemiyoruz. Rekabet etmesini, daha fazla üretmesini istiyoruz. Altyapılarını hazırladık, kimse merak etmesin. Kendisi bile söylüyor, ‘3 yıldır ekonomi patinaj yapıyor’ diyor. Niye patinaj yapıyor.

HEDEFİMİZ YÜZDE 6

Her yıl 1 milyon kişiye istihdam sağlayacak bir büyüme oranı yakalamamız lazım. İlk hedefimiz yüzde 6. Güney Kore’ye bakın, Hindistan’a, Arjantin’e, Brezilya’ya bakın. Bizden daha hızlı büyüyorlar. Biz kaynakları yerinde kullanamıyoruz. Tarım bakın, iki Trakya büyüklüğünde alan ekilmiyor. Çiftçi üretim yapmadığı zaman büyüme olur mu? Yabancı sermaye Türkiye’ye gelmiyor. İnsan hakları yok demokrasi yok, gelmiyorlar. Biz bunları sağlayacağız.

VERGİ SİSTEMİMİZDE ADALET YOK

Beyannamemizde vergi reformundan bahsediliyor ama ayrıntılarından söz edilmiyor. Vergi hiç yer almıyor anlamında değil. Asgari ücretlilerin vergi ödemeyeceğini gösteren maddelerimiz var. Vergisiz bir hayat düşünülemez. Önemli olan, vergi alıyorsunuz ama aldığınız vergi de adalet var mı yok mu? Bizim vergi sistemimizde adalet yok. En pahalı mazotu Türkiye’de alıyoruz. Yüksek ücret alanların daha fazla vergi ödemesi lazım. Dolaylı vergiler her zaman olacaktır. Asıl olan toplanan vergilerin nasıl harcandığının halka söylenmesi gerekir. Toplanan vergileri TBMM adına Sayıştay denetliyor. Dolayısıyla milletvekilleri vergilerin nereye harcandığını görüyor.

KESİN HESAP KOMİSYONU OLUŞTURACAĞIZ

İki dönem Sayıştay raporu gelmeden bütçe geçti. Ödenen vergilerin hesabının sorulduğu sistem demokrasidir. Ben vergi ödüyorsam onu kullananın hesabını vermesi lazım. Biz iktidar olduğumuzda 6 ay içinde TBMM’nin iç tüzüğünü değiştireceğiz. Bir kesin hesap komisyonu oluşturacağız. başkanı ana muhalefet partisinden olacak. Her harcamamızı denetleyecek. Bu bizim özgüvenimizi gösteriyor. Biz hesap vermekten korkmuyoruz. Bu sistem ülkemize geldiği zaman demokraside önemli bir adım atılmış olacaktır.

YÖNETİCİLER LALE DEVRİ’Nİ YAŞIYOR

İktidara geldiğimizde lüks araç saltanatına da, büyük kamu binaları saltanatına da son vereceğiz. Herkes bilsin. Biz Lale Devri’ni yaşıyoruz. Yöneticiler yaşıyor Lale Devri’ni. Tipik bir örnek vereyim; İzmir’de metroyu İzmir Büyükşehir Belediyesi kilometresini 50 milyona yapıyor. Ankara 100 milyona, İstanbul 150 milyona yapıyor. Yeraltında yapılıyor, aynı makine çalışıyor. Biz İslamcıyız diyenlerin israf batağında olduğunu görüyoruz. Diyanet İşleri Başkanı ‘ibret-i alem olsun diye aracı satıyorum’ dedi. Bunu bana demedi heralde. Kimler ibret alacak, lüks içinde yaşayanlar, onlar örnek alacaklar. Diyanete ‘ben olsam o arabayı iade etmezdim’ diyerek kaçak sarayı aklıyor. O zaman git al aracı kullan. Sana biraz hafif gelir ama.

TAKDİR YETKİLERİ YOK

Sosyal sigortalar Kurumu batmaz. Bir kamu kurumu. Maliye Bakanlığı battı diyor muyuz açık verdiği zaman? Sosyal Sigortalar Kurumu’nun Bağkur’un, Emekli Sandığı’nın, üçünün de açığı var. Niye hükümet geldi 65’e çıkardı emeklilik yaşını, çıkarmasaydı. Genel müdürlerin de takdir yetkileri yok. ‘Bu benim akrabam hemen emekli edeyim’, ‘şu benim düşmanım emekli etmeyeyim, ‘şunun aylığını keseyim...’ Aylıklara Bakanlar Kurulu karar verir.

DİYANET’İN KAPATILMASI DOĞRU DEĞİL

Dini siyasette araç olarak kullanan insanların inancından şüphe ederim, nokta. Benimle Allah arasındaki ilişkiye onun girmesinin ne hakkı var. İmam hatipler kapatılmayacak. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılması doğru değil. Ama oranın bütün inançları karşılayacak bir yapıya ihtiyacı var.”

 

MHP Genel Başkanı Bahçeli: AKP’yi not ediyorum - Hürriyet

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AK Parti iktidarının yaptıklarını not ettiği bir ajandası olduğunu belirterek, “Aldığı nefesin hesabını soramayız. O, Cenab-ı Allah’ın takdiridir. Ama o nefesle yaşadığı sürece yaptıkları her şeyin hesabını sorarım” dedi. ''Yavru muhalefetle, kaçak sarayda otoriter tiran, sultan olmaya aday birisi arasındaki fark İzmir’de kendisini gösterdi'' diyen Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti: Ege Denizi kadar bir fark var.

Ege ziyaretleri sonrası Afyonkarahisar’da mola veren Bahçeli, bir grup gazetecinin sorularını şöyle yanıtladı:

TAYYİP BEY’İN DURUMU ZOR

“1999 seçimlerinden sonra 129 milletvekili ile Sürmeli Otel’de milletvekili ve MYK’daki arkadaşlarımızı bir araya getirdik. Orada arkadaşlarımıza bir tavsiyem oldu. Merdivenleri çıkarken karşılaştığınız insanlarla, merdiven inişlerinde de karşılaşacağınızı unutmayınız. Çıkarken aldığınız alkışlar, merdiven inerken aynısıyla devam ediyorsa hizmetiniz çok güzel olmuş demektir. Ama selam vermeyeni varsa bu durumu bir gözden geçirmek lazım. Tayyip Bey’i Allah ıslah etsin. Onun durumu çok zor.

HESABINI SORARIM

(İktidar değişikliğinde Cumhurbaşkanı’nın pozisyonu hakkında) Cumhurbaşkanı’nın 10 Ağustos’tan itibaren ortaya koyduğu uygulamalar, 2003’ten bu yana başlayan yurtiçi ve yurtdışı gezileri de daha öncelikli olarak ele alınmak suretiyle, Erdoğan’ın bir sorgulaması mutlaka yapılacak. Hangi ülkeye niçin gitmiştir? Her gidişinde devlet hazinesine maliyeti nedir? Aldığı toplam harcırah ne kadardır? Bu görüşmeler sırasında milli menfaatler ne kadar korunmuştur? Bunların hepsinin teker teker incelenmesi lazım. Suriye’ye 11 defa gitmiş. Niye gittiler? Yavru muhalefetle, kaçak sarayda otoriter tiran, sultan olmaya aday birisi arasındaki fark İzmir’de kendisini gösterdi. Ege Denizi kadar bir fark var. Türk siyasetinde bağımsız ve bağlantısız tek siyasi kuruluş MHP’dir. Tersini söyleyen varsa gelsin. 12 Eylül darbe yönetiminin ortaya koyduğu uygulamalar, hem devrimci hem ülkücü insanlar üzerinde olumsuz tesirler yaratmıştır. Bütün bunların birikimi, 12 Eylül yönetim konseyi üzerinde olumsuz bir düşünce hâkim kılmıştır.

EVREN'İN CENAZESİ

Bunu silebilecek, hafifletebilecek bir adım atma düşüncesini hissetmemişlerdir. O bakımdan 12 Eylül yönetimine bir kin ve nefret vardır. Bunun için Kenan Evren’in vefatı üzerinde çok kişi düşünmek istemiyor. Bunu söylemek de istemiyor. 98 yaşında, belli bir yaş sürecini de tamamlamış olduğu için vefatı millet tarafından da normal karşılanıyor. O yaşananlar sonrasında cenazeye katılmak doğru bir anlayış olmaz. Ankara’da da olsak cenazeye katılmaya düşünmüyorum.”

 

Partide Erdoğan hastalığı var - Vatan

Adana’da 2 dönem milletvekilliği yapıp bu seçimlerde yeniden aday gösterilmeyen AK Parti’li Fatoş Gürkan, Adana Plaza Otel’de basın toplantısı düzenledi. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, önceki gün Adana’da Uğur Mumcu Meydanı’nda gerçekleştirdiği mitingi değerlendiren Fatoş Gürkan, “Miting coşkuluydu, kalabalıktı. Tayyip Bey dünya lideri. Gerçekten çok farklı karizması olan, hitabeti çok iyi olan birisi. Sayın Başbakanımız da çok iyi bir siyasetçi. Ama insanlarda, tabii ki bu özellikle Ak Parti’de bir Recep Tayyip Erdoğan hastalığı var. Hiç kimse, mesela köylere falan gidin eleştirtmez, hiç laf söyletmez. Ayrı yani, onun yeri ayrı ama sonuçta Başbakanımız da bu ülkenin Başbakanıdır. İnsanlar onu da seviyor, takdir ediyor” dedi.

 

HDP’ye oy istediği iddia edilen müdür görevden alındı - Vatan

AYDIN’ın Efeler İlçesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Veli Yalçın, görevden alındı.

Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Veli Yalçın’ın, Efeler Belediyesi tarafından bu yıl 25’incisi düzenlenen Umurlu Erik Festivali’nde sahne alan Suavi’nin konserinde zafer işareti yapıp "Oylar HDP’ye" dediği için görevden alındığı öne sürüldü. Konuyla ilgili Efeler Belediyesi’nce yapılan yazılı açıklamada:

"Efeler Belediyesi’nde Kültür ve Sosyal İşler Müdürü olarak görev yapan Veli Yalçın, görülen lüzum üzerine Belediye Başkanı Mesut Özakcan tarafından görevinden alınmıştır" denildi.

 

Haysiyetsiz korkaklar - Milliyet

A Haber’de yayınlanan Gece Ajansı programında gazeteci Cemil Barlas ile Lütfi Erdoğan’ın MHP’li Meclis Eski Başkanvekili Meral Akşener’in “kaseti” olduğu yönündeki iddiasına, Akşener’den sert yanıt geldi.

Akşener, “Müslüman görünümlü münafıklar, sizlerin bile bu kadar alçaklaşacağınızı düşünmemiştim. İnanmazsınız ama Nur Sûresini hatırlatırım” dedi. Akşener konuyu yargıya taşıyacağını da kaydetti.

MHP’li Akşener, geçen günlerde Samanyolu TV’de, “AKP iktidardan gitmekten korkuyor. AKP bizimle koalisyon kurmaz. Çünkü, 17-25 yolsuzluk faillerinden hesap soracağız. O hesabı soracağız” demişti. Hükümete yakın A haber’de yayınlanan Gece Ajansı programında gazeteci Cemil Barlas ise Akşener’i kastederek, “Onun da kaseti mi var nesi var, nasıl ele geçirdiler?” ifadelerini kullanmış, bu sözler üzerine devreye giren akit gazetesi yazarı Latif Erdoğan, “O kaseti olan birisidir ve şu an esaret altındadır” demişti.

Akşener, dün Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Müslüman görünümlü münafıklar, sizlerin bile bu kadar alçaklaşacağınızı düşünmemiştim. İnanmazsınız ama Nur Sûresini hatırlatırım” dedi. Akşener konuyu yargıya taşıyacağını da söyleyerek, “Merak edenler için: Alçak, şerefsiz, haysiyetsiz korkaklar için avukatım gereğini yapıyor” dedi.

 

Gül’ün eski danışmanından inanılmaz iddia:’Erdoğan ile Özel koridorda çok sert…’ - Taraf

Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in resmi açıklamalara göre sağlık sorunları nedeniyle izne ayrılmasına ilişkin çok çarpıcı bir iddia ortaya atıldı. İddianın sahibi bir dönem cumhurbaşkanı Gül’ün de danışmanlığını yapan Yeniçağ Gazetesi yazarı Ahmet Takan.. Takan’ın yazısının ilgili bölümleri şöyle:

‘Bakmayın!.. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e ilettikleri geçmiş olsun mesajlarına. Özel, sağlık durumunu gerekçe göstererek görevi Kara Kuvvetleri Komutanı Hulusi Akar’a bıraktı ama devletin zirvesinde fırtınalar kopuyor. Olayı, CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin’in “ordu Suriye’ye girecek” şok açıklamasına kısmen bağlayanlar oldu.

HÜKÜMETİN SURİYE BASKISI

Yalnızca Necdet Özel’in değil, tüm komuta kademesinin çok uzun süredir sıkıntısı, Hükümetin Suriye baskısı. Bataklığa girip saplanmanın nelere mal olacağı belki yüzlerce kez anlatıldı Recep Erdoğan’a. Ama oyları eriyen Erdoğan ve AKP’yi kurtaracak, milliyetçi muhafazakâr oyları tekrar iktidara bağlayacak bir başarı destanı gerekiyordu. Erdoğan, bu sefer Musul için zorladı Genelkurmayı. Hem de PKK’nın ayaklanma hazırlıkları son aşamasındayken. Necdet Özel ve komuta kademesi sonu belli olmayan bu macera seçeneğine de direndi.

DEVLET KORİDORLARINDA ÇOK SERT DİYALOG

Devlet koridorlarında Özel ile Erdoğan arasında geçen “çok sert bir diyalogdan” bahsediliyor, “Necdet Özel, Necip Torumtay örneğinde olduğu gibi kamuoyunu derinden sarsacak istifa yolunu seçmedi. Kendine has bir üslupla mesaj verdi” deniyor. Artık Ankara’nın koridorlarında saklanamayan bir gerçek var. İpler koptu!..

PARALELCİ DİYE SUÇLARSA HİÇ ŞAŞIRMAYIN

Güvenilir kaynaklardan edindiğim bilgilere göre, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, yeni MGSB gereği yenilenmesi gereken TÜMAS’a (Türkiye’nin Milli Askeri Stratejisi) “legal görünümlü illegal yapılar” ifadesini koydurtmadı. TÜMAS’ta, tüm iç ve dış tehditlerin açık adları ve yapılanmaları yazılarak yenileniyor. Yani, PKK, DHKP-C gibi tüm terör örgütleri açık açık yazılıyor. Yakında, Recep Erdoğan, Hükümetle uyumlu çalıştığı gerekçesiyle devamlı övdüğü Necdet Özel’i, paralelci diye suçlarsa hiç şaşırmayın. Havuz medyasında önce Necdet Özel, arkasından da Hulusi Akar hakkında kopyala-yapıştır senaryoları görünce de safa yatmayın!..

 

Adalet Bakanlığı, kaldırılmış Kürtçe savunma yasağını 'Türk vatandaşı, Türkçe biliyor' diyerek savundu - T24

Kürtçe savunma yapmak isteğine izin verilmeyince savunma yapmayan mahkum Yargıtay aşaması bitince Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi'ne gönderdiği savunmada Kürtçe yasağını savundu.

Batman’da, üç yıllık eylem albümü taranarak tutuklanan belediye işçisi Abdurrahim Balur, kimi gösterilerde çekilmiş fotoğraflarından hareketle altı yıl dört ay yedi gün hapis cezasına çarptırılmıştı. Mahkemede Kürtçe savunma yapma isteği reddedilince Balur, kendisini savunamadan mahkum olmuştu. Balur’un mahkumiyetinden sonra yasal değişiklik yapılarak, Kürtçe savunmaya izin verilmişti. Balur’un avukatı Erkan Şenses de cezanın kesinleşmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi’ne savunma gönderen Adalet Bakanlığı, iki yıl önce kaldırılmış yasağı gerekçe gösterdi. Bakanlık, “Başvurucu, suçları anlayabilecek ve cevap verebilecek düzeyde Türkçe bilmektedir. Bu anlamda, başvurucunun mahkeme önünde savunma hakkının kullanılmasından çok siyasi saiklerle böyle bir talepte bulunduğu anlaşılmaktadır” dedi.

'Grupla bütünleşti'

İsmail Saymaz'ın Radikal'de yayımlanan haberine göre, Batman Emniyet Müdürlüğü, aralarında belediye işçisi Abdurrahman Balur’un da olduğu beş kişinin bir eylem hazırlığında olduğu şeklinde, 10 Ocak 2012’de gönderilen bir ihbar üzerine harekete geçti. Bir gün sonra beş kişi gözaltına alındı. Yapılan incelemede 27 yaşındaki Abdurrahman Balur’un diğer şüphelilerle tanışmadığı anlaşıldı. Üç çocuk babası Balur’u bir kez yakalamış olan Emniyet, suçsuzluğu anlaşılan kişiyi bırakmaktansa, “Nasıl olsa bir suçu vardır” diyerek, son üç yıllık eylem fotoğrafları albümünü taradı. Resimler üzerindeki incelemede; Balur’un 14 Şubat ve 6 Aralık 2009 ile 13 Ocak ve 15 Şubat 2011’deki dört eyleme katıldığı ileri sürüldü. Balur’un ilk iki gösteride yüzünü kapattığı ve elinde taş olduğu savunulurken, son iki gösteride “en ön safta bulunarak gruba destek verdiği ve grupla bütünleştiği” iddia edildi. Bilirkişi raporunda da “Resim karesinden ibaret olması nedeniyle slogan atıp atmadığı, elindeki taşlarla güvenlik görevlilerine saldırıda bulunup bulunmadığının tespiti yapılamamıştır” denildi. Balur tutuklandı.

Diyarbakır Özel Yetkili 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın ilk duruşması 17 Nisan 2012’de görüldü. Balur, “Savunmamı Kürtçe yapmak istiyorum” dedi fakat Türkçe bildiği için isteği reddedildi. Balur da ısrar edince bir daha söz alıp konuşmadı. Yargılama sonunda Balur’a altı yıl dört ay yedi gün hapis, örgüt propagandası suçundan 7.300 TL adli para cezası verildi.

Bakanlık, kaldırılmış yasağı

Balur’un avukatı Erkan Şenses de cezanın kesinleşmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Şenses, başvuru dilekçesinde; Kürtçe savunma talebinin geri çevrildiği için Balur’un savunma bile yapamadığını vurgulayarak, “Müvekkil Kürtçe dilinde daha iyi savunma yapacağını beyan etmesine rağmen bu talebi reddetmiş ve müvekkilin sorgu ve savunması alınmadan, delillere karşı ne diyeceği sorulmadan hüküm kurmuştur. Bu durum da Anayasanın 36. maddesinin mutlak ihlalidir” dedi. Dosya Yargıtay aşamasındayken 6411 Sayılı Kanun ile Kürtçe savunma yapmanın önünün açıldığını belirten Şenses, “Yargıtay bu değişiklikten istifade etmesi gereken müvekkilin bu hakkını kullandırtmamış ve hükmü onamıştır. Bu durum da adil yargılanma hakkına aykırıdır” dedi.

Adalet Bakanlığı’nın Anayasa Mahkemesi’ne gönderdiği savunmada, Balur’un Türk vatandaşı olup Türkçe bildiği, savcı huzurundaki ifadesinde, Batman 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki sorgusunda Türkçe ifade verdiği belirtildi. Yargılama sırasında Kürtçe savunma yapmak istediği anlatılan savunmada, “Dolayısıyla başvurucu, suçları Türkçe olarak anlayabilecek ve Türkçe cevap verebilecek düzeyde Türkçe bilmektedir. Bu anlamda, başvurucunun mahkeme önünde savunma hakkının kullanılmasından çok siyasi saiklerle böyle bir talepte bulunduğu anlaşılmaktadır” denildi.

 

Partiler, yurtdışındaki seçmenleri özel araçla sandığa taşıyor - Zaman

7 Haziran milletvekili genel seçimlerinde yurtdışındaki vatandaşların 31 Mayıs’a kadar devam edecek oy kullanma süreci 8 Mayıs itibarıyla başladı. 2,5 milyon seçmenin yaşadığı Avrupa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sandığa ilginin düşük olması partileri yeni arayışlara itti.

Konsolosluklarda ve seçim merkezlerinde oy kullanabilen seçmenlerin sandığa götürülmesi için özel araçlar ve otobüslerle seferler düzenleyen partililer, yaptıkları çalışmaları parti merkezleri ile paylaşmak için sosyal medya üzerinden mesajlar yolluyorlar. Özellikle konsolosluklara uzak mesafelerde oturan Avrupalı Türkler için derneklerde listeler oluşturulurken her partinin seçmenini sandığa taşımak için benzer yollara başvurduğu gözleniyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sınır kapıları ile birlikte yüzde 18 seviyelerinde kalan yurtdışı seçmen oy kullanma oranının bu seçimde daha yüksek olması bekleniyor.

 

Soma’da anne olmak çok zor - Cumhuriyet

Soma’da Anne Olmak’ isimli panelde ayarlandı. >> 24’te konuşan Hidayet Tokgöz, eşi öldükten sonra baskılar nedeniyle renkli tişört bile giyemediklerini söyledi.

Somalı anne Leyla Cambal “Çocuklarımı düşünüyorum. Bana diyorlardı ‘Eşin emekli olmuş niye gönderiyorsun? ‘3 çocuğum vardı nasıl gitmesin? Babalar madene çocukları için indi, şimdi ben sadece çocuklarla ilgili destek gelsin istiyorum. Benim şu an aldığım maaş onun ayakkabısını alamaz. Eşimin ölümünün ardından 350 lira ölüm maaşı, 850 lira da emekli maaşı alıyorum. 350 lirayı her çektiğimde, ‘senin canının bedeli bu muydu?’ diye soruyor, kendi kendime ağlıyorum.”

[Haber görseli]Soma maden faciasının birinci yıldönümü öncesi Türk Eğitim Derneği’nin düzenlediği panelde konuşan madene eşini gömen eşlerden Leyla Cambal 350 lira ölüm maaşı aldıklarını belirterek gözyaşları içerisinde, “350 lirayı her çektiğimde, ‘senin canının bedeli bu muydu’ diye soruyor, kendi kendime ağlıyorum” dedi. Eşi Ferhat Tokgöz’ü madene gömen Hidayet Tokgöz ise Somalı kadınların toplumsal baskı ile karşı karşıya olduklarını söyledi.

Esentepe Deniz Bank Genel Müdürlüğü’nde yapılan “Soma’da Anne Olmak” panelinin açılış konuşmasını Türk Eğitim Derneği Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu yaptı. Pehlivanoğlu, derneğin faciadan sonra “Soma’ya El Ver Kampanyası”yla 12 kişilik saha çalışma ekibiyle beraber 159’dan fazla aileyi ziyaret ettiklerini belirtti.

‘Renkli bluz giyemiyoruz’

Soma maden faciasında eşi Ferhat Tokgöz’ü yitiren Hidayet Tokgöz de panele 3 yaşındaki oğlu Selim Tokgöz ve üzerinde eşinin isminin yazılı olduğu baretle katıldı. Tokgöz facia sonrası geçen 1 yılı şöyle özetledi:

“Omzumuza binen yükün haddi hesabı yok. Soma’da anneler dayanması çok zor acılar yaşıyorlar. Bir yandan eşlerinin, yoklukları bir yandan yetişmesi gereken evlatları. Soma’daki eşler ve anneler psikolojik ve toplumsal baskı altındalar. Üzerlerine renkli bir bluz bile giyemiyorlar. Beynimizden psikolojik baskıyı atamıyoruz.”

‘Meşalimiz olacaktı’

Panele katılanlar arasında bulunan sanatçı Filiz Akın da TED bursu ile okuduğunu belirterek “Türk Eğitim Derneği olarak bu paramparça hayatlara dokunmak istedik. Geçen günlerde yitirdiğimiz Enes bebek de büyüyüp okula gidebilseydi bizim meşalemiz olacaktı. Arzumuz Soma’daki çocukların hayatlarına dokunmak, ailelerine verdiğimiz destekle okuyup başarılı olmaları. Dileriz ki bu meşale hem onları hem ülkemizi aydınlatsın” diye konuştu.

 

Diyanet'ten 'üniversiteli' açılımı - Habertürk

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, okuyan, lisan bilen, doktora yapan gençlere uygun “cami” ile ilgili konuştu

Diyanet'ten "üniversiteli" açılımı

Diyanet İşleri Başkanı ve Türk Diyanet Vakfı (TDV) Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, A, B, C grubu camilerin bulunduğunu, bunlara bir de “üniversite grubu” diye müstakil bir kategori eklediklerini ve bunlara “özel din görevlilerinin” atanacağını söyledi.

Kocatepe Gençlik Fuarı’nda gençlerle buluşan Görmez’in okuyan, lisan bilen, doktora yapan gençlere uygun “cami” ile ilgili açıklamaları şöyle:

ODTÜ, BİLKENT NASIL İMAM İSTİYOR?: Üniversite içerisinde görev yapan imamları seminer vermek üzere iki günlüğüne Ankara’ya davet ettik.

ODTÜ, Hacettepe, Bilkent içindeki öğrenciler gelsinler, nasıl bir imam istediklerini genç arkadaşlar anlatsınlar, biz de orada olalım dedim.

SULTAN AHMET CAMİİ’NİN BİLİNMEYENLERİ

YENİ KATEGORİ EKLEDİK: Camilerin A, B, C şeklinde kategorileri var. Üniversite grubu diye müstakil bir kategori oluşturduk. Üniversite grubu camilerde lisan bilen, doktora yapan, gençlerle iletişim kurabilecek, onların gönül dünyasına hitap edebilecek din görevlilerinin görevlendirilmesi için bir çalışma başlattık.

 

Danıştay’dan basınsız protokolsüz kutlama - Milliyet

Danıştay’ın 147. kuruluş yıldönümü törenine TRT ve A.A dışında basın mensubu alınmadı. Konuşma hakkı verilmeyen Feyzioğlu törene katılmadı. Güngör, “Yargıçlar hukuk dışına çıktıklarında hesap verme durumunda kalacaklarını bilmeli” dedi. Gazeteciler dava açacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen yıl başbakan olduğu dönemde Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun konuşmasına tepki gösterip salonu terk etmesinin damga vurduğu Danıştay’ın kuruluş yıldönümü töreni bu yıl protokolsüz ve basınsız kutlandı. Danıştay’daki törene, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, Sayıştay Başkanı Recai Akyel, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı Hakim Tümgeneral Abdullah Arslan, Kamu Başdenetçisi Nihat Ömeroğlu, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Burhan Üstün, HSYK Başkanvekili Metin Yandırmaz, eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ile yargı organlarının diğer temsilcileri katıldı.

Gazeteciler dava açacak

Töreni izlemek için Danıştay’a giden basın mensuplarına, TRT ve A.A dışındaki kurumların alınmayacağı söylendi. Danıştay’ın güvenlik müdürü “Biliyorum ilk defa böyle bir uygulama yapılıyor. Ben de eski bir kameramanım. ‘Hiç olmazsa not almak içeri girsinler’ dedim. ‘O da yasak’ dediler. Karar alınmış. Siz tutanağınızı hazırlayın” dedi. Danıştay Genel Sekreteri Ömer Faruk Ateş de, “Bu sene Danıştay törenini kendi aramızda kutlayacağız. O yüzden sizleri içeri alamıyoruz, lütfen ısrar etmeyin” dedi. Ateş, kararın Danıştay Başkanlar Kurulu tarafından alınıp alınmadığı sorusunu yanıtsız bıraktı. gazeteciler, Danıştay’ın idari kararına karşı dava açmak üzere durumu tutanak altına aldı.

Ulusal bütünlük zaafa düşer

İlk kez basına töreni izleme izni vermeyen Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, konuşmasına “Adaletin güçlü olduğu yerde devlet de insan da güçlüdür. Adaletin gerçekleşmesinde en etkili kurum şüphesiz yargıdır. Demokratik bir ülkede, bağımsız, tarafsız, verimli, etkili ve hesap verilebilir yargı sistemi, devlet ve toplum düzeninin güvencesidir” diyerek başladı.

Güngör konuşmasında paralel devlet yapılanma ile ilgili olarak “Hukukun egemen olmadığı yerde birtakım hukuk dışı güçler egemenlik kurabilir. Böyle bir durumda ise ulusal bütünlük zaafa düşer” dedi. Güngör, tutuklanan meslektaşlarına atıfta bulunarak “Hiçbir yargı mensubunun yetki sınırları dışına çıkarak karar vermesi kabul edilemez” dedi.

Kaynak milli irade

Güngör, “Günümüz demokrasi anlayışında kuvvetler ayrılığı ilkesi, kuvvetlerin birbirinden mutlak ayrı kalmaları anlamına gelmemektedir. Anayasa’mızda da kuvvetler arasında iş birliği ve dengeyi öngören anlayış benimsenmektedir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi erkler arasında çatışmayı değil, iş birliği ve uyumu ifade etmektedir. Yargıyla yasama ve yürütme arasındaki diyalog, iş bölümüne dayalı anlayış içinde geliştirilerek yürütülmeli, çatışmacı ilişkiye dönüşmemelidir” diye konuştu.

Bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin, kamu güvenliği oluşturulmadan korunamayacağına değinen Güngör, Cumhuriyet reformları, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan kadın ve çocukların uğradığı şiddet nedeniyle hayatını kaybetmesinin ağır sorun olduğunu kaydetti.

Öte yandan TGC bir açıklama yaparak Danıştay’ın törenine TRT ve AA dışında yayın kuruluşunun alınmamasını eleştirdi. Yapılan açıklamada “Akreditasyon demokrasilerdeki basın ve düşünceyi ifade özgürlüğüne karşı bir uygulamadır. TGC olarak bu yanlıştan artık dönülmesini bekliyoruz” denildi.

Feyzioğlu’ndan tepki: Bu senaryo yırtılacak 

Törene katılmayan ve Güngör’ü sert sözlerle eleştiren Feyzioğlu, şu açıklamayı yaptı: “Postadan gelen bir davetiye büyük saygısızlıkt ır. Yeni Türkiye dedikleri baskı ve yasaklar ülkesinin Danıştay’ı olduklarını ispatladılar. Danıştay’daki açılış törenleri, özel doğum günü partisi değildir. Dolayısıyla Danıştay Başkanı’nın ne söylediği ne söylemediği ve özellikle gelen ‘devlet büyükleri’ karşısında cübbesinde yine düğme ve ilik arayıp aramadığı, bizzat basın tarafından görülmeli, duyulmalı ve haber yapılabilmelidir. Vatandaşı idarenin keyfiliğine karşı korumakla yükümlü olan Danıştay, yasaklar Türkiyesi’nde idare ile uyumun al gülüm ver gülüm ilişkisinin en yeni örneğini sergilemiştir. Şaşırtıcı değildir. Bazı başkanlar kurumlarını tarihe altın harflerle geçirirler, bazıları da yüz yıllık birikimleri sorumsuzca harcarlar. Danıştay’daki tören, bizden sonra basına da kapatıldı. Biz, bu senaryoyu yırtıp atacağız. Bu kara günleri tarihe gömeceğiz. Danıştay’ın ve Cumhuriyetin bütün taşıyıcı kurumlarının itibarını da iade edeceğiz.”

 

O çocukları babam mı astırdı? - Milliyet

CNN Türk’te Mirgün Cabas’ın hazırladığı Her Şey’de konuşan Kenan Evren’in kızı Şenay Gürvit, babasıyla ilgili eleştirilere sert yanıt verdi.

Babasıyla gurur duyduklarını söyleyen Şenay Gürvit, Kenan Evren için “Babacan bir insandı. İyi yürekli insandı, herkesin iyiliğini isterdi. Bunları hak etmedi. Babam çok dürüst bir adamdı. Ailecek alnımız ak, bunların hiçbirini hak etmedi” dedi. Medyanın toplumu yanlış yönlendirdiğini öne süren Gürvit “Bugün Genelkurmay’ın sitesinde bizim telefonlarımız verilmiş. Bir tek kötü yazan insan olmadı. Az önce biri aradı, ‘Tarih bunları yazacaktır, Evren Paşa bunları hak edecek bir şey yapmadı’ dedi” ifadelerini kullandı. Vicdanen rahat olduklarını söyleyen Gürvit “Bizim ailemizde böyle bir vicdan muhasebesi yapılmamıştır. bugünkü Türkiye ortamı çok mu güzel? Olayları o günün şartları içinde değerlendirmelisiniz” dedi.

“Kim ne derse desin zerre kadar umrumuzda değil” diyen Gürvit şunları söyledi: “Herkes diyor ki Evren Paşa sayesinde çocuklarımız okudu. Beni yoldan çevirip Evren Paşa sağolsun, diyorlar. Asılan çocukları babam mı astırdı. Ne alakası var? Toplum yanlış yönlendiriliyor.”   

 

Annesini babasını feda etmesin de ne yapsın: Ethem Sancak BMC’nin gelirini alıp borcunu TMSF’ye yıktı - Diken

Hükümete en yakın işadamlarından olan Ethem Sancak, Mehmet Emin Karamehmet’ten devraldığı BMC’nin gelirini kasasına aktarırken 608 milyonluk borcunu TMSF’ye yıktı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ‘ilan-ı aşk‘ etmesiyle bilinen ve son olarak “Anam, babam, eşim, çocuklarım sana feda olsun Erdoğan” diyen ‘medyacı’ işadamı Ethem Sancak’ın TMSF’den ‘ucuza‘ kapattığı BMC şirketiyle ilgili skandallar bitmiyor. Zaman’dan Şaban Gündüz ve Abdülkadir Cembekli’nin haberine göre Ethem Sancak’ın, şirketi bir yıldır devralmadığı ortaya çıktı. Ticaret sicil kayıtlarına göre BMC halen TMSF’ye bağlı görünüyor.

Şirketin Sancak’a devredilmemesinin altında, yüklü borçları devlete bırakma taktiği yattığı iddia edilirken, Ağustos 2014’te şirketin unvanı da  ‘BMC Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ’ olarak değiştirildi. İzmir’de iki de şube açan Sancak, bu şubelerde BMC’nin ürettiği araçları satarak gelirleri kasasına aktarırken fabrika binasının da içinde bulunduğu gerçek BMC’yi devralmayarak 608 milyon liralık borcu TMSF’ye yıktı. İzmir’de sadece arsasının değeri 1,5 milyar lira olan BMC, Genelkurmay’a zırhlı araç, belediyelere otobüs üretiyor.

Ticaret Kanunu’nu çiğniyor

Öte yandan BMC’nin devir işlemi Ticaret Sicil Gazetesi’nde yayınlanması ve Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne de bildirilmesi gerekirken, Ticaret Sicil Gazetesi kayıtlarına göre böyle bir devir işlemi görünmüyor. Bu durumda BMC halen TMSF’ye bağlı görünürken, Ethem Sancak’ın unvan değişikliğiyle kurduğu paralel şirketin BMC adına satış yapmasının ise kanuna aykırı olduğu ileri sürülüyor.

Ticaret Kanunu’na göre bir şirketin unvanının başka bir şirket tarafından kullanılması da yasaklanmış durumda.

Belediyelere ve TSK’ya çalışıyor

Belediyeler tarafından verilen 35 otobüs siparişi bulunan BMC, aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yeni aracı olan Kirpi, kamyon ve otobüs gibi zırhlı araç ihtiyaçlarını da karşılıyor. TSK, bugüne kadar BMC’den 293 Kirpi satın alırken, 321 yeni araç siparişi halen beklemede.

Ayrıca NATO savunma hattının da bir parçası olacak olan Türkiye füze savunma sisteminin füze rampalarını BMC yapacak.

 

AP’den sert rapora onay - Hürriyet

HOLLANDALI parlamenter Kati Piri tarafından hazırlanan Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporu Dışişleri Komisyonu’nda yapılan oylamada 6’ya karşı 45 oyla kabul edildi.

12 parlamenter ise çekimser kaldı. Piri’nin başlangıçta orta yol arayan bir yaklaşımla kaleme alarak başlıkların açılması çağrısında bulunduğu, Kıbrıs konusunda ‘geleneksel vurgulardan’ uzak kalmaya çalıştığı belge, verilen 442 değişiklik önergesi ve 23 uzlaşı önergesiyle ‘klasik bir AP raporu’ halini aldı.

İlk metinde yer almayan PKK’nın terör örgütü olduğu vurgusu metne eklenirken “PKK’nın AB terör örgütleri listesinden çıkması” yönündeki önergeler kabul edilmedi. “Ermeni soykırımı” ifadesi de metne eklenmedi.  Nihai halini bu ay için AP Genel Kurulu’nda yapılacak oylamada alacak olan, tonu net şekilde sertleşen ve Ankara’yı rahatsız edecek unsurlar içeren belgede öne çıkan vurgular şunlar:

*Basın özgürlüğü: Sosyal medyaya erişimi engelleme çabaları ve internet sitelerini mahkeme kararı olmadan kapatma kınanıyor. İfade özgürlüğüne yönelik kısıtlayıcı yaklaşım ve medya organları ile gazetecilere yönelik baskının üzüntü verici olduğu belirtiliyor.

*Demokrasi: Türk hükümetinden AB’nin odağındaki demokratik değerlere ve ilkelere tümden saygı gösterme taahhüdü bekleniyor. Müzakerelerde ilerlemenin hukuk devleti ve temel haklara saygıya bağlı olduğu belirtiliyor.

*Yargı: HSYK Yasası’ndaki son değişiklikler ve çok sayıda savcı ve polisin yerinin değiştirilmesinin yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve etkinliği konusunda ciddi şüphe uyandırdığı kaydediliyor. Yargı, temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında acil reform ihtiyacının altı çiziliyor.

*İç güvenlik paketi: Polisin eylemlerine yargı denetimi ilkesine ters ve kapsamı çok geniş olan paket hakkında derin endişe belirtiliyor.

*IŞİD’le mücadele: Türkiye’den IŞİD ve diğer aşırı gruplara yabancı savaşçı, para ve ekipman geçişini önleyici önlemlerin artırılması ve etkili sınır kontrolü talep ediliyor.

*Kıbrıs: Türkiye’den askerlerini çekmeye başlaması ve kapalı bölge Maraş’ın Birleşmiş Milletler’e iadesi isteniyor.

*Yolsuzluk: Hükümetin yolsuzluk suçlamalarına tepkisi üzüntü verici bulunuyor. Eski hükümet üyeleriyle de ilgili yolsuzluk soruşturmalarının devamının gelmediği vurgulanıyor.

*Alevi toplumuyla diyaloğun teşvik edilmesine, Cemevleri’nin ibadethane olarak tanınmasına ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasına ihtiyaç olduğu belirtiliyor.

 

Kamplar, tecavüz ve şiddet merkezi - Milliyet

“Cinsiyet ve Sürgün: Ortadoğu’da Suriyeli Kadın ve LGBTİ Mülteciler” adlı sempozyumda, Suriyeli sığınmacı kadınların tecavüz ve şiddet korkusuyla kampları terk ettiğine dikkat çekildi

Kadir Has Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi işbirliğiyle geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen “Cinsiyet ve Sürgün: Ortadoğu’da Suriyeli Kadın ve LGBTİ Mülteciler” adlı sempozyumda, Suriyelilerin sorunları ele alındı.

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyeleri Zeynep Kıvılcım ve Nurcan Özgür Baklacıoğlu tarafından yapılan sunumlarda, çarpıcı tespitler yer aldı.

Ev sahibinin tecavüzü

İstanbul’da Fatih, Küçükpazar, Eyüp, Fındıkzade, Bağcılar, Bayramtepe, Şahintepe ve Şirinevler’de yaşayan Suriyelilerle görüşen Kıvılcım ve Baklacıoğlu’nun, Suriyeli sığınmacılara yönelik yasal mevzuatı da değerlendirerek hazırladıkları makalelerden satırbaşları şöyle:

-  Suriyeli kadın ve LGBTİ’lere yönelik şiddet, yasal düzenlemeler çerçevesinde normalleştiriliyor.

-  Türkiye’nin sunduğu geçici koruma, Suriyelileri uluslararası korumaya başvurmaktan alıkoyuyor. Koruma bu haliyle, cinsiyete dayalı ayrımcılığı önlemeye yönelik İstanbul Sözleşmesi’ni ihlal ediyor.

-  “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu”, kadını ‘bağımlı ve muhtaç bir birey’ olarak ele alıyor. Kadınlar kanunda, anne ya da eş olarak tanımlanıyor.

-  Suriyeli kadın ve LGBTİ’lere yönelik ekonomik şiddet hukuk yoluyla sistematik şekilde üretiliyor.

-  Türkiye’de Suriyeli mültecileri koruma politikası, eril bir politika. Bu politika kadınları ve LGBTİ’leri ötekileştiriyor.

-  İstanbul’daki Suriyelilerin yüzde 77’i kadın ve çocukken, LGBTİ’lerin sayısı bilinmiyor.

-  Kadınlar, kiracısı oldukları evleri kaybetmemek adına sahipleri tarafından tecavüze uğramayı göze alabiliyor.

-  Kamp kadınlar için tecavüz, şiddet, zorla evlilik ve açlık anlamına geliyor.

-  Mülteci kavramı Arap kimliği üzerinden yapılıyor, Alevi ya da Kürt olanlar kayıt altına alınmıyor.

-  Kadınların çoğu ve LGBTİ’lerin tümü kampları güvensiz görüyor, kamplara gitmek istemiyorlar.

-  Kadınlar, tecavüz korkusu yaşamamak için kamptan kaçtıklarını dile getiriyor.

 

‘Tuvalete yalnız gidebiliyorum’

Nurcan Özgür Baklacıoğlu’nun yaptığı görüşmelerde, kadınların çektiği sıkıntılar şu şekilde anlatılıyor:

-  Dört sene kamplarda yaşadıktan sonra şimdi İstanbul’da olmaktan mutluyum. Dört seneden sonra ilk defa dört duvar arasında yaşıyorum. Kapalı bir kapım var. Bize mahsus tuvaletimiz var. Bana eşlik edecek biri olmadan tuvalete tek başıma gidebiliyorum.

-  Kızımın olabildiğince geç adet görmesini bekliyorum, aksi takdirde onu kurtarmak için evlendirmek zorunda kalacağım.

-  Kampta yaşayan kadınlar kirlenmiş gibi görülüyor.

-  En büyük korkum kiramı ödeyememek ve sokakta yatmak.

-  Komşularımız ve akrabalarımız Türkiye’de yaşadıklarımızı öğreniyor. Ya yanlış bir şey duyarlarsa?

 

Suriye’de ‘MİT destekli darbe planı’ iddiası - Cumhuriyet

Britanya’nın Telegraph gazetesi, Muhaberat’ın şefi Ali Memlük’ün, darbe planı yaptığı şüphesiyle ev hapsine alındığını öne sürdü.

Suriye’nin istihbarat teşkilatı Muhaberat’ın şefi Ali Memlük’ün, Türk istihbaratıyla iletişime geçip darbe planı yaptığı şüphesiyle ev hapsine alındığı öne sürüldü. Britanya’nın Telegraph gazetesinin haberine göre, Temmuz 2012’de göreve gelen Memlük, Nusra Cephesi’nin İdlib ve Cisr el Şuğur’u ele geçirdiği günlerde bir aracı vasıtasıyla MİT’le görüştü. Halepli bir işadamının yardımıyla da, 1980’lerde darbe girişiminde bulunmakla suçlanmasından beri sürgündeki Rıfat Esad’a ulaştı. Suriye lideri Beşar Esad’ın amcası Esad yorum yapmayı reddederken, isim vermeyen bir kaynak Suriye rejimi ve ordusunda Esad’ın dönmesi için büyük bir istek olduğunu savundu.

İran rahatsızlığı

İran rahatsızlığı Haberde, Memlük’ün ev hapsine alınmasından önce de Muhaberat’ta çalkantıların yaşandığı, teşkilatın siyasi güvenlik birimi şefi Rüstem Gazali’nin geçen ay askeri istihbaratçı mevkidaşı Refik Şahada’nın adamları tarafından öldürüldüğü, Şahada’nın da görevden alındığı belirtildi. Telegraph’a göre, Şam’daki tartışmaların temelinde İran’ın Suriye savaşında oynadığı rol yatıyor.

Esad’ın yakın çevresi, merkez bankasından savaş stratejilerine dek geniş alanlarda komutayı İranlı yetkililerin almasından rahatsız. Kaynaklar, “Memlük, Suriye’nin egemenliğini İran’a vermesinden nefret ediyordu. Bir değişiklik gerektiğini düşünüyordu” diyor. Gazali’nin de aynı görüşü dile getirdiği belirtilirken, iki istihbaratçının da Sünni olduğu vurgulanıyor.

 

Kıbrıs'ta müzakereler yeniden başlıyor - Hürriyet

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, Kıbrıs sorununa çözüm aranan müzakerelerin, Türk ve Rum tarafı arasında 15 Mayıs'ta yeniden başlatılmasına karar verildiğini açıkladı.

Kıbrıs müzakere süreci kapsamında, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Rum Lider Nikos Anastasiadis ara bölgede yemekte bir araya geldi. Yaklaşık iki saat süren yemekte, Espen Barth Eide, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Lisa Buttenheim ve müzakereciler de hazır bulundu.

Eide, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, liderlerin görüşmesinin çok olumlu bir atmosferde gerçekleştiğini belirterek, iki liderin geleceğe dair vizyonlarını paylaştığını ifade etti.

Her iki tarafın da 11 Şubat 2014'teki "ortak açıklama'da" yakalanan ivmenin devam ettirilmesi konusunda mutabakata vardığını dile getiren Eide, liderlerin güçlü ve kararlı bir şekilde sürece destek verdiğini söyledi.     

Müzakere süreci kapsamında liderlerin 15 Mayıs Cuma günü ilk toplantıyı gerçekleştirme kararı aldıklarını aktaran Eide, "Görüşmede müzakerelerin ne şekilde ve hangi sıklıkla devam edeceğine karar verecekler" dedi.

LİDERLERİN ORTAK ÇABASIYLA ADAYA ÇÖZÜM GELECEK

Bunun, adada değerlendirilmesi gereken bir fırsat olduğuna işaret eden Eide, "Müzakerelerin tekrar başlayacağı 15 Mayıs sabahı hep birlikte çalışmaya başlayacağız. Güçlü ve kararlılık gösteren iki liderle çalışarak, onların ortak çabasıyla adaya çözüm gelecek" diye konuştu.     

MÜZAKERE SÜRECİ

Kıbrıs Rum Yönetimi 1990'da tek taraflı olarak tüm Kıbrıs adına tam üyelik için Avrupa Topluluğu'na başvurmuş, Türkiye'nin itirazlarına rağmen AB, 6 Mart 1995 tarihinden itibaren üyelik sürecini başlatmıştı.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 1990'ların sonunda başlattığı müzakereler sonucu, 2004 mart ayında, iki eşit kurucu devletten oluşan federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti ve federal hükümetin anayasasının yanı sıra iki bölgenin de kendi anayasaları olmasını öngören plan halk oyuna sunulmuştu. Türklerin "evet" dediği planı Rumların reddetmesiyle müzakereler sonuçsuz kalmıştı. Güney Rum Kesimi "Kıbrıs Cumhuriyeti" ismiyle adayı temsilen 1 Mayıs 2004'te resmen AB üyesi olmuştu.

Rum Kesimi lideri Nikos Anastasiadis ve KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu arasında 2013'te tekrar başlayan görüşmelerde, yeni devletin BM ile AB üyesi olarak tek bir uluslararası hukuki kimliğe ve Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerden eşit oluşan tek bir uluslararası egemenliğe sahip olması öngörülmüştü.

Rum lider Anastasiadis'in Doğu Akdeniz'de arama yapan Barbaros Hayrettin Gemisi'nin faaliyetlerini bahane ederek Ekim 2014'te masadan ayrılmasıyla müzakereler askıya alınmış, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide'nin temasları ve Barbaros Hayrettin Paşa Gemisi'nin arama faaliyetlerini durdurmasının ardından görüşmelere tekrar başlanacağı açıklanmıştı.

Konuyla ilgili görüşü alınan Suriye uzmanı Charles Lister, “Artık İran’ın sözü geçiyor gibi görünüyor. Bu biraz da, rejimin içeriden çökebileceği korkusundan kaynaklanıyor. Tahran rejimin etrafına duvar örmeye çalışıyor” diyor.

 

AB’de mültecileri paylaşma krizi - Milliyet

Avrupa Komisyonu, 28 üye ülkenin ekonomisi ve nüfusuna göre mülteci alması için kota koyan bir plan hazırladı. Mülteci alımına karşı çıkan ülkeler itiraz ediyor

Son 18 ay içerisinde Akdeniz’de 5 binden fazla mültecinin ölümü Avrupa Birliği’ni (AB) geniş çaplı askeri ve siyasi önlemleri tasarlamaya itti. Dün New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) oturumunda AB’nin Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, AB’ye insan kaçakçılarına karşı askeri müdahale yetkisi verilmesini talep etti. “Avrupa’nın sadece ölümle yüz yüze kalınca uyanmasından utanıyorum” ifadesini kullanan Mogheri’nin önderliğinde AB, Akdeniz’de arama-kurtarma operasyonlarına daha fazla kaynak ayıracak. AB’nin önerisi ‘uluslararası hukukla uyumlu’ olacak şekilde; kaçakçıların deniz araçlarına ‘el konulup yok edilmesini’ içeriyor. Libya’nın tamamına hakim bir yönetim olmadığı için AB, izni BM’den çıkartmak istiyor.

Libya itiraz ediyor

Libya’nın BM Büyükelçisi İbrahim Dabbaşi, BBC’ye ‘AB’nin niyetlerinin net olmadığını ve derin bir endişe verdiğini’ açıkladı. Dabbaşi “Balıkçı tekneleriyle kaçakçı gemilerini nasıl ayırt edecekler, bilmek istiyoruz” dedi. BM Genel Sekreteri Ban-ki Moon da ‘Akdeniz’deki trajediye askeri çözüm olmadığı’ uyarısında bulundu.

‘Kota planı delilik’

AB’nin mülteci krizini çözmek için hazırladığı planlardan ikincisi; üye ülkelerin mültecileri nüfusları ve ekonomilerinin büyüklüğü, işsizlik oranı ve iltica politikalarındaki siciline uygun kotalarla kabul etmelerini öngörüyor. 25-26 Haziran’daki zirvede AB liderlerinin önüne gelecek plana en büyük desteği Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker, Almanya ve İtalya hükümetleri veriyor. İki yıl sonra AB’den çıkış referandumu düzenleme sözü veren Britanya Başbakanı David Cameron’ın plana karşı çıkacağına kesin gözüyle bakılıyor. AFP’ye konuşan üst düzey bir AB yetkilisi “Juncker’in kota planı bazı ülkeler esavaş ilanı demek” değerlendirmesini yaparken göçmen karşıtı Macaristan Başbakanı Viktor Orban plan için ‘delilik’ tanımını yaptı.

Mevcut durumda, mülteciler sığınma başvuruları sonuçlanana kadar ilk ayak bastıkları ülkeden çıkamıyor, bu durum da İtalya ve Yunanistan’da yığılmaya yol açıyor. En fazla sığınma başvurusu yapılan ülke ise 200 bin ile Almanya.

 

Seçimi kazanmasına rağmen istifa etti! - Milliyet

Almanya’da, Bremen’de yapılan eyalet meclisi seçimlerinde, Sosyal Demokrat Parti’den (SDP) aday olan Bremen Eyalet Başbakanı ve Belediye Başkanı Jens Böhrnsen, en yüksek oyu almasına rağmen görevini bıraktı

 Böhrnsen istifa kararını, bir önceki seçimlere göre oy oranı düştüğü için aldığını açıkladı. Yüzde 32.9 oy alarak birinci çıkan SPD’nin bir önceki seçimlerde olduğu gibi Alman Yeşiller Partisi ile koalisyon kurması bekleniyor. Böhnsen, “Partimin 2019 seçimlerine daha güçlü girebilmesi ve kendini yenilemesi için geri çekiliyorum” dedi. 1946’dan beri bremen’de birinci parti olan SPD, bu seçimlerde tarihin en düşük yüzdesini aldı. Parti 2011 seçimlerinde yüzde 38.6 oy almıştı. Oylardaki düşüşün nedeni olarak seçmenlerin sadece yüzde 48,9’unun sandığa gitmesi gösteriliyor. Aşırı milliyetçi Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yüzde 5.5 oy alarak eyalet meclisine girmesi, sol geleneğe sahip Bremen’i şoke ederken Hıristiyan Demokratlar %22.6, Yeşiller yüzde 15 oy aldı.

 

Türk gemisine bomba: 1 ölü - Milliyet

Libya, uluslararası sularda seyreden Türk kuru yük gemisini topçu atışıyla vurdu. Gemiye 2 kez de hava saldırısı düzenlendi. Saldırılarda 3. kaptan İlker Büyükdere hayatını kaybetti, mürettebattan yaralılar var

İspanya’dan aldığı yükü Libya’nın Tobruk limanına getiren Türk şirketine ait Cook Islands bayraklı “Tuna-1” isimli kuru yük gemisi, pazar günü akşam saatlerinde Libya topraklarından topçu ateşi açıldı. Gemiye ayrıca iki hava saldırısı da düzenlendi. Saldırıda geminin Türk vatandaşı 3. kaptanı İlker Büyükdere hayatını kaybederken, mürettebattan yaralananlar olduğu ve gemide maddi hasar meydana geldiği bildirildi.

Dışişleri Bakanlığı, geminin İspanya’dan Libya’ya giderken, Tobruk’un yaklaşık 13 mil açığında, uluslararası sularda karadan topçu atışına maruz kaldığını ve saldırıda geminin Türk kaptanının yaşamını yitirdiğini bildirdi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Uluslararası sularda sivil bir gemiye karşı gerçekleştirilen bu alçakça saldırıyı şiddetle kınıyor, saldırıyı gerçekleştirenleri lanetliyoruz” denildi.

Yaralı ve hasar var

Libya makamları nezdinde Türk gemilerinin güvenliğine yönelik eylemlerin derhal sona erdirilmesi ve sözkonusu saldırının sorumluları hakkında gerekli hukuki işlemlerin yapılması talep edildiği kaydedilen açıklamada, “Anılan gemiye yönelik saldırı kapsamında uluslararası hukuktan kaynaklanan tazminat dahil her türlü hakkımız mahfuzdur. Konu hakkında ilgili uluslararası örgütler nezdinde girişimler yapılmaktadır” ifadesine yer verildi.

Olayda hayatını kaybeden Türk 3. kaptan İlker Büyükdere için başsağlığı dilenen açıklamada, “Uluslararası sularda sivil bir gemiye karşı gerçekleştirilen bu alçakça saldırıyı şiddetle kınıyor, saldırıyı gerçekleştirenleri lanetliyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Türkiye’nin Libya Özel Temsilcisi Emrullah İşler, olayla ilgili acele davranılmaması gerektiğini belirterek, “Türkiye, Libya halkının yanında olmaya devam edecek ve Libya’daki mevcut krizin sona erdirilmesi için tüm taraflarla iyi niyetli görüşmelerini sürdürecektir” dedi.

Yangını söndürdüler

Gemi Kaptanı Ünal Bilici’den alınan bilgiye göre, gemi Libya’nın yaklaşık 10 mil açığında herhangi bir uyarı yapılmaksızın karadan ağır silah saldırısına uğradı.

Saldırı üzerine gemi acil durum sinyali göndererek karadan daha da uzaklaştı. Acil durum sinyaline Yunanistan, Malta ve Fransa’dan cevap geldi. Yaklaşık 10 dakika sonra ise gemiye hava s aldırısı düzenlendi, geminin 3. kaptanı İlker Büyükdere hayatını kaybetti. Gemi, ikinci saldırının yapıldığı yerden 7 mil daha uzaklaştığında üçüncü hava saldırısına maruz kaldı. Saldırılarda, makine dairesi ve mürettebatın acil durumlarda sığındığı yer hedef alındı. Gemide 8’i Türk, 6’sı Gürcistan ve 1’i de Azerbaycan uyruklu olmak üzere 15 kişilik mürettebat bulunuyordu. Saldırı sonrasında çıkan yangını mürettebat kendi imkanlarıyla söndürmeyi başardı ancak gemide ciddi hasar meydana geldi.

 

Bakan Çavuşoğlu’ndan “Libya” açıklaması

Hem tepkimizi hem notamızı gönderdik

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Libya açıklarında Türk gemisine düzenlenen saldırıyla ilgili Türkiye’nin diplomatik girişimlerde bulunduğunu, Libya’daki Tobruk yönetiminin atadığı İstanbul başkonsolosuna Türkiye’nin tepkisinin iletildiğini ve nota gönderildiğini bildirdi.

Çavuşoğlu, TRT Türk’ün canlı yayınında Libya’daki saldırıya ilişkin açıklamalarda bulundu. Çavuşoğlu, hiçbir uyarı yapılmadan Libya açıklarında Türk gemisine saldırı düzenlendiğini, saldırıda 3. kaptanın hayatını kaybettiğini hatırlatarak, “Biz tabii diplomatik girişimlerimizi yaptık. Hem İstanbul’daki başkonsolosluğa hem de Ankara’daki büyükelçiliğe. İstanbul’daki başkonsolos da Tobruk’un atadığı kişi olduğu için hem tepkimizi hem de notamızı gönderdik” dedi.

“Barbarca bir yaklaşım”

İlgili yerlere bütün girişimlerin yapıldığını aktaran Çavuşoğlu, ticari bir yük gemisi karaya yanaşırken ve her türlü araştırma ve soruşturma imkanı varken hiçbir uyarı yapılmadan doğrudan bomba ve toplarla saldırılmasını “barbarca” bir yaklaşım olarak nitelendirdi. Gemiye yapılan saldırının Libya’daki durumun gerçek sebebinin bir göstergesi olduğuna işaret eden Çavuşoğlu, şöyle devam etti:

“Libya’nın kendi içine düştüğü durumun sebeplerini herkes merak ediyor. İşte göstergelerinden biri. Dışarıdan müdahaleler var, askeri yardım yapanlar var, silah yardımı yapanlar var. Hava saldırısı düzenleyenler var, yeni bir Sisi olma yolunda hevesli bir Hafter var. Libya’da bir taraftan müzakereler devam ederken bunu bozmak için adeta girişim yapan gruplar ve bunların dışarıdan destekçileri var.”

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER): 12  MAYIS  2015  BASIN  BULTENLERI    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.