10 MAYIS 2015 BASIN BÜLTENLERİ
Basın Bültenleri / 11 Mayıs 2015 Pazartesi Saat 09:41
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
10 Mayıs 2015 Tarihli Basın Bültenlerinden Derlenen Haberler...

Cizîr'de çetelere ağır darbe: 63 ölü

ANF-YPG Basın Merkezi, YPG/YPJ savaşçılarının Cizîr Kantonu‘nda DAİŞ çetelerine yönelik başlatılan operasyonun devam ettiğini bildirdi. YPG, Cizîr’de yaşanan çatışmalarda en az 63 çetenin öldürüldüğünü ifade etti.

YPG Basın Merkezi, YPG/YPJ savaşçılarının Cizîr Kantonu‘nda DAİŞ çetelerine yönelik başlatılan operasyonun devam ettiğini bildirdi. YPG, Cizîr’de yaşanan çatışmalarda en az 63 çetenin öldürüldüğünü ifade etti.

YPG Basın Merkezi, Cizîr Kantonu‘nda çetelere yönelik gerçekleştirilen operasyon ve yaşanan çatışmalara ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

“DAIŞ çetelerinin Cizîr Kantonu'nun batı sınırlarındaki tehdidi ve güçlerimizin bu tehdit karşısındaki operasyonları devam etmektedir“ denilen açıklamada devamla şunlar belirtildi:

“Çete grupları, Haseke yakınlarında bulunan ve önceki gün güçlerimiz tarafından özgürleştirilen Nusret köyüne yönelik dün akşam saatlerinde bir saldırı düzenlemiştir. Yakın mesafede ve çok şiddetli geçen çatışmalar ardından çetelerin saldırısı kırılmıştır. Bu alanda yaşanan çatışmalardaki net ölü ve yaralı çete sayısı tespit edilemezken, çetelere ait 6 cenaze ele geçirilmiştir. Çete saldırılarının püskürtülmesinde önemli bir rol oynayan 1 yoldaşımız kahramanca savaşarak şehadete ulaşmıştır.

Aynı bölgede bulunan Aşra ve Mecdel köylerinde de dün sabah başlayan ve gece saatlerine dek devam eden çatışmalar yaşanmıştır. Çeteler çeşitli kereler bu köylere ağırlığı yabancılardan oluşan takviye yapmıştır. Yakın mesafede, çok şiddetli geçen çatışmalarda çetelere ağır darbeler vurulmuştur. Güçlerimiz tarafından tespit edilebilen, Aşra köyünde 22, Mecdel köyünde de 10 çete üyesi öldürülmüştür. Bu çatışmalarda büyük bir moral ve cesaretle savaşan 2 yoldaşımız şehadete ulaşmıştır.

Güçlerimiz gece saatlerinde Mecdel köyüne yönelik yeni bir saldırı başlatmış ve bu saldırı sonucunda çeteleri tümüyle köyden çıkartmıştır. Bu saldırıda tespit edilebilen 6 çete üyesi öldürülmüştür. Güçlerimiz çetelere ait 2 adet BKC, 2 adet B7 roketatar, 3 adet kaleşnikof ile bu silahlara ait mühimmat ele geçirmiştir. Köyün özgürleştirilmesinde önemli rol oynayan ve kahramanca savaşan 1 yoldaşımız şehadete ulaşmıştır.

Dün gece çete grupları 6 Mayıs gecesi güçlerimiz tarafından özgürleştirilen Qeşqa ve Hêla köylerine yönelik bir saldırı düzenlemiştir. Bu alanda sabah saatlerine dek şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. Güçlerimiz, çetelerin saldırılarında kullanmak üzere hazırladığı 2 bomba yüklü aracı çetelerin içinde patlatarak imha etmiştir. Çetelerin yoğun saldırılarına rağmen güçlerimiz büyük bir direnç göstererek bu saldırıları püskürtmüştür. Bu şiddetli çatışmalarda kahramanca savaşan 2 yoldaşımız şehadete ulaşmıştır.“

SERÊKANİYʒDE ÇETE SALDIRISI PÜSKÜRTÜLDÜ

Çete gruplarının Serêkaniyê'nin 24 km güneybatısında bulunan stratejik Til Boxa tepesi ve Firêsa köyüne yönelik de bir saldırı düzenlediğini bildiren YPG,  “Til Boxa tepesini ele geçirmek için kuşatmaya alan çete gruplarıyla güçlerimiz arasında sabah saatlerine dek şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. Çatışmalar ardından güçlerimiz çete gruplarını tepe çevresinden püskürtmüş ve ağır darbe vurmuştur. Bu alanda tespit edilebilen 17 çete üyesi öldürülmüştür. Frese köyünde yaşanan çatışmalar halen devam etmektedir“

TİL HEMİS’TE 2 ÇETE ÖLDÜRÜLDÜ

YPG açıklamasında, “Dün gece güçlerimiz Til Hemis'in güneyinde bulunan Xîzêla köyünde konumlanan çete gruplarına yönelik bir saldırı düzenlemiştir. Bu saldırıda tespit edilebilen 2 çete üyesi öldürülmüştür“ denildi.

 

Kobanê'de 17 çete öldürüldü

ANF-Kobanê'de YPG/YPJ savaşçıları ile DAİŞ arasında yaşanan çatışmalarda tespit edilen 17 çete öldürüldü.

YPG Basın Merkezi, DAİŞ terör örgütünün işgal girişimine karşı yürütülen Kobanê direnişinin 236. gününde devam ettiğini belirtti.

Dün gece savaşçıların Kobanê'nin doğusunda bir operasyon düzenlediğini ifade eden YPG, "Bu operasyon sonucunda Metîniye ye Duyemîn köyü güçlerimizce özgürleştirilmiştir. Bu alanda yaşanan çatışmalarda çetelere ait patlayıcı yüklü bir araç, çetelerin içinde patlatılarak imha edilmiştir. Burada tespit edilebilen 10 çete üyesi öldürülmüştür. Güçlerimiz bu alanda 5 çete cenazesiyle birlikte 4 kaleşnikof ve 800 kaleşnikof mermisi, 1 adet B7 roketatar, 1 adet BKC, 1 adet Bruno silahı, 1 adet askeri araç ve çok sayıda askeri malzeme ele geçirmiştir“ dedi.

Çete gruplarnını dün gece Kobanê'nin güney ve güneybatısında iki ayrı saldırı düzenlediğini kaydeden YPG, „Güneydeki Ernê köyüne yönelik düzenlenen saldırılar uzun ve şiddetli çatışmalar ardından püskürtülmüştür. Bu alanda tespit edilebilen 7 çete üyesi öldürülmüştür. Güçlerimiz bu alanda çetelere ait 5 adet kaleşnikof, 1 adet BKC, 1 adet telsiz cihaz ve çok sayıda askeri malzeme ele geçirmiştir.

Çete grupları saat 03.00 sularında da Kobanê'nin güneybatısında bulunan Qilhaydê köyüne yönelik bir saldırı düzenlemiştir. Bölgede bulunan iki tepeye yerleşen çete gruplarına güçlerimiz müdahale etmiş ve çeteleri bu tepelerden püskürtmüştür. Bu alandaki çatışmalar halen devam etmektedir“ diye belirtti.

 

Salihiyê köyü çevresinde çatışmalar şiddetleniyor

ANF-Hasekê’nin Salihiyê ve civar köylerinde YPG / YPJ güçleri ile DAİŞ çeteleri arasında çatışmalar şiddetli bir şekilde sürüyor.

Hasekê’nin Salihiyê ve civar köylerinde YPG / YPJ güçleri ile DAİŞ çeteleri arasında çatışmalar şiddetli bir şekilde sürüyor. Çatışmalarda öldürülen çetelerden 10’unun, Serêkaniyê hattındaki Til Boxa tepesine yönelik şiddetli saldırıları püskürtülen çetelerden de 47’sinin cenazesi YPG güçlerinin eline geçti.

ANHA’nın geçtiği habere göre, DAİŞ tehdidini bertaraf etmek için YPG/YPJ güçlerinin başlattığı operasyon kapsamında Hesekê ve Serêkaniyê bölgelerinde savaşçıların DAİŞ çetelerine çok ağır kayıplar verdirdiğini bildirdi.

YPG savaşçıları ile DAİŞ çeteleri arasında Hesekê yakınlarındaki Salihiyê ve etrafındaki köylerde bu saatlerde çok şiddetli çatışmalar yaşanıyor. YPG tarafından özgürleştirilen köyleri geri almak için saldırı düzenleyen DAİŞ çetelerine YPG güçlerinin sert karşılık vermesi üzerine şiddetlenen çatışmalarda çeteler kayıp verdi. Bu alanda YPG güçleri 10 çete cenazesini ele geçirdi.

SERÊKANİYʒDE 47 DAİŞ ÜYESİNİN CENAZESİ YPG’NİN ELİNDE

Diğer taraftan Serêkaniyê’nin 24 km güneybatısında bulunan stratejik Til Boxa tepesini ele geçirmek için kuşatmaya alan çete gruplarıyla YPG savaşçıları arasında dün geceden beri yaşanan çatışmalar çetelerin püskürtülmesiyle durdu.

Şiddetli çatışmalar ardından alandan püskürtülen çetelere YPG savaşçıları çok ağır darbeler vurdu.

Alandaki çatışmalarda öldürülen onlarca çeteden 47’sinin cenazesi YPG savaşçılarının denetimi altına girdiği öğrenildi.

TİL MECDER KÖYÜNDE ÇETELER MOTOSİKLETLE KAÇMAYA ÇALIŞIYOR

Bu arada bölgedeki muhabirlerimiz ise çetelerin Til Mecder köyüne YPG / YPJ güçlerinin düzenlediği operasyon sonucunda bölgeden kaçan DAİŞ çeteleri yaralı ve ölülerini motosikletlerle alandan uzaklaştırmaya çalışıyor.

Öte yandan Evdil Eziz’den takviye gelen çetelerin YPG / YPJ güçleri tarafından görülmemek için bölgedeki buğday tarlalarını ateşe verdiği de belirtiliyor.

 

Rojava’ya müdahale Türkiye’de iç savaş demektir- CİHAN ÖZGÜR

ANF-Yemen krizinden sonra Arap Birliği Mısır’da toplanarak ortak hareket etme kararı aldı. Suudi-Katar-Mısır öncülüğünde gelişen oluşuma Türkiye destek açıklamasında bulundu.

Yemen krizinden sonra Arap Birliği Mısır’da toplanarak ortak hareket etme kararı aldı. Suudi-Katar-Mısır öncülüğünde gelişen oluşuma Türkiye destek açıklamasında bulundu.

Eş zamanlı olarak Türkiye’nin yönlendirmesiyle Suriye’de bulunan El Kaideci radikal unsurlar birleşerek Fetih Ordusu’nu kurdu ve İdlib’i ele geçirdi.

ÖSO, El Kaideci unsurlarla işbirliği yapmaya, ortak hareket etmeye başladı.

Kobanê ve Cizirê kantonlarında YPG ile DAİŞ arasındaki çatışmalar hız kesmeden devam ediyor.

BM, Cenevre’de Suriye gündemli konferans düzenliyor. 4-5 ay devam edeceği tahmin edilen ve öngörüşmeleri başlayan toplantıya ilk defa Rojava Özerk Yönetimi bir taraf olarak katılıyor.

Cenevre’de toplantılar devam ederken sahada da önemli gelişmeler yaşanıyor.

Suriye’ye müdahale olasılığı ciddi ciddi tartışılıyor.

Eğit-donat projesine Türkiye topraklarında başlandı.

Türk devletinin DAİŞ’e patlayıcı yapımında kullanılan kimyasal madde gönderdiği fotoğraflarla ortaya çıktı.

Suudi Arabistan’ın başını çektiği Arap Birliği gücünün Suriye’ye hava saldırısı düzenleyeceği iddia ediliyor.

Türk devletinin Rojava’nın işgali anlamına gelecek olan tampon bölge talebi yeniden gündemde.

Hedef Suriye değil Rojava

Bomba iddia ise CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin’den geldi. Tekin’e göre Türkiye Suriye’ye kara harekatı yapacak. Şu ana kadar ne TSK ne de hükümet iddiayı yalanlamadı.

Peki bütün bu gelişmeler ne anlama geliyor?

Türk devletinin Suriye’den çok Rojava’yla sınırı olduğu düşünüldüğünde hedefin Suriye değil Rojava olduğu rahatlıkla görülebilir. AKP’nin Rojava’nın kazanımlarını asla kabullenmediğini ve Rojava devriminin yenilgiye uğratılması için şeytanla dahil her türlü kirli ittifakı geliştireceğini DAİŞ-El Nusra ortaklığından biliyoruz. AKP’nin paralel başkanları olan Erdoğan ve Davutoğlu’nun Rojava’nın statüsüne dair hem fikir oldukları biliniyor. Son dönemde AKP içerisinde yaşanan gelişmeler ve çözüm süreci konusunda gelinen nokta mutlak belirleyici pozisyonda olan kişinin Erdoğan olduğunu gösterdi. Dolayısıyla Türk hükümetinin, Rojava karşıtı her türlü ittifakın başını çekmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Sünni ortodoks mezhep anlayışına dayalı Suudi-Katar-Türkiye işbirliğinin mezhepsel çatışmayı Türkiye sınırlarına taşıma olasılığı yüksek.

Öte yandan Türk devletinin olası Rojava müdahalesinin savaşın kuzey Kürdistan ve Türkiye topraklarına taşması anlamına geleceği açık.

Türkiye’deki uygulamalar müdahale habercisi mi?

Türk devletinin tampon bölge olarak ifadelendirdiği Rojava’ya yönelik işgal girişiminin ne tür sonuçlar yaratacağını 6-8 Ekim Rojava’yı sahiplenme serhildanlarına bakarak tahmin edebiliriz. Bir iç savaşın eşiğine gelen Türkiye’deki kaosa Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan müdahale ederek krizi sona erdirmişti.

AKP hükümetinin çözüm sürecini dondurması, Kuzey Kürdistan’da siyasi ve askeri operasyonlarda yaşanan artış, HDP’nin parlamento dışında kalması için geliştirilen provokasyonlar adeta iç savaş çıkarma provaları gibi. Erdoğan tarafından apar topar onaylanan ‘terör yasaları’nın ise bir iç isyanı bastırmak için çıkarıldığı anlaşılıyor.

Demokratik çevrelere ve muhalif kesimlere yönelik artan baskılar ve basına yönelik geliştirilen uygulamalar düşündürücü.

Acaba AKP bir yandan Rojava’ya yönelik işgal hesapları yaparken öte yandan kuzey Kürdistan ve Türkiye’de gelişecek direnişi bastırmanın tedbirlerini mi alıyor?

Göstergeler bu yönlü.

Cenevre’de ‘’tampon’’ şantajı mı?

Öte yandan uluslararası güçlerin Elisse Sarayı kabulü ile başlayan bir dizi görüşmeden sonra Rojava Özerk Yönetimi’ni Cenevre’ye davet etmesine paralel sahadaki tablo; acaba yaşanan gelişmeler, Türk devletinin uygulamaları Cenevre toplantılarında Kürt tarafına yönelik baskı ve şantaj unsuru mu? Sorusunu akıllara getiriyor.

Uluslararası güçlerin, dünya halklarının takdirini toplayan Rojava direnişini direk karşıya almadan ancak böylesi şantajlarla sistemiçileştirme çabasında olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin gerilim siyasetine paralel olarak KDP’nin PKK karşıtı siyaseti tırmandırmasının ardından peşmergelerin Kobanê’den çekilmesi ve güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı M Barzani’nin ‘’bağımsızlık’’ ajandasıyla ABD’ye gitmesini de Türk siyasetine eklemlenmenin sonuçları olarak ele alabiliriz.  

SAVAŞ TEHDİDİ ALTINDA TÜRKİYE SEÇİMLERİ

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık bir söyleşide, Türk devletinin bölgede etkili olmasının DAİŞ’in etkisi anlamına geleceği tespitini yapıyor. Türk devletinin bölgesel güç olma hesaplarının Kürtlerin aleyhine olacağı açık.

Dolayısıyla Türk devletinin Rojava karşıtlığına dayanan siyasetinin kuzey Kürdistan başta olmak üzere bütün Kürdistan’ı etkileme potansiyeli ve olasılığı var.

Eğer AKP bu siyaseti yürürlüğe koyarsa, Türkiye’nin yeniden karışacağını söyleyebiliriz. Yaşanan gelişmeler ve muhtemel senaryolar, son dönemde çokça dillendirilen ‘’AKP başarısız olacağını fark ettiği anda seçimleri erteleyebilir’’ savının yabana atılır bir iddia olmadığını gösteriyor.

Aynı şekilde Türkiye seçimlerinin de Kürdistan açısından belirleyici sonuçları olacaktır. Öyle ki kuzey ile Rojava arasındaki sınırlar her anlamda aşılmış durumda. Her iki parça adeta birleşti. Türk devleti de hem kuzeyde hem de Rojava’ya yönelik aynı siyaseti izliyor. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin elde edeceği başarı sadece kuzey Kürdistan siyaseti açısından değil Türk devletinin Rojava siyaseti açısından da dönüm noktası olabilir.

ROJAVA’YA MÜDAHALE İÇ SAVAŞI DOĞURUR

Rojava’ya yönelik gelişecek saldırı ve bu saldırıya karşı gelişecek olan direniş ortamında seçimlerin esamesi okunmayacaktır. Bu durum bir yandan da DAİŞ’in Kuzey Kürdistan ve Türkiye topraklarını kullanması anlamına gelir ki o zaman Türkiye kendisini bir iç savaşın tam ortasında bulur. Böylesi çılgın bir senaryo hem AKP’ye hem de Türkiye’ye çok şey kaybettirecektir.

Dolayısıyla Türkiye’nin geleceği açısından Türk devletinin Rojava siyasetinin çok belirleyici bir yer tuttuğunu söyleyebiliriz.

KIRMIZI ÇİZGİ ROJAVA

Çünkü hem PKK hem de Önderliği Öcalan, Rojava’nın süreç açısından kırmızı çizgileri olduğunu defalarca dile getirmişti. Kürt halkının Rojava hassasiyetinin göstergesi ise 6-8 Ekim olayları oldu.

Özcesi Rojava sadece Kürtlerin değil Türklerin, Arapların ve Farsların da kaderini ve geleceğini belirleyecek kadar önemli bir gerçeklik. Dolayısıyla uluslar arası güçlerin, başta Türkiye olmak üzere bölgesel aktörlerin ve Kürtlerin siyasetini Rojava şekillendirecektir.

Türk devleti iç savaş olasılığını göze alır mı? bekleyip göreceğiz. Ancak göstergeler Türkiye’nin tampon bölge kozunu sürekli kullanacağını ve dış siyasetini de Kürtlere statüsüzlük ekseninde sürdüreceğini gösteriyor.

 

AKP iktidarında hukukun itibar yitirdiğini Babacan da itiraf etti

DİKEN-Türkiye’de yargının siyasallaştığına dair bir eleştiri de Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’dan geldi.

İstanbul’daki bir törende konuşan Babacan, Türkiye’nin hukuk alanında ilerlemediğini, hatta itibar kaybettiğini söyledi. Başbakan yardımcısı, “Yargı hizmetleri vatandaşın memnuniyetini ölçtüğümüz araştırmalarda hızla gerilere düşen bir alan” diye konuştu.

‘En hızlı düşüş yargı hizmetlerinde’

Hürriyet’te yer alan habere göre Türkiye’nin gerçek anlamda bir hukuk devleti olabilmesi için mücadele vermesi gerektiğini belirten Babacan, “Mücadele diyorum çünkü maalesef son 12.5 yıllık dönemde Türkiye birçok alanda ilerledi ama ilerlemediği hatta itibar kaybettiği bir alan var o da maalesef yargı” dedi.

Başbakan yardımcısı, kurumların güven anketlerine ve kamuoyu çalışmalarına bakıldığında güven noktasında yargının maalesef alt sıralarda çıktığını kaydederek şöyle konuştu: “Hukuk halkımızın memnuniyetini ölçen araştırmalarda da memnuniyet seviyesinin hızla düştüğü bir alan. 2003 yılından bu yana vatandaşlarımıza ‘Sağlık hizmetlerimizden memnun musunuz?’, ‘Eğitimden memnun musunuz?’, şeklinde sorular sorarak memnuniyetini ölçüyoruz. Burada en hızlı düşüşün yargı hizmetleri olduğunu görüyoruz.”

 

Mükerrer yok - Hürriyet

YÜKSEK Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'nde olmadığı tespit edilen 174 bin 191 seçmenin TÜİK'in verilerinde yer almadığı halde seçmen kütüğünde bulunduğu iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu söyledi.

YSK Başkanı Güven, seçmen sayıları ve oyların sayımına ilişkin iddiaları yanıtladı. Avrupa Komisyonu Parlamenter Meclisi’ne (AKPM) bilgi veren CHP İzmir Milletvekili Erdal Aksünger'in iddialarına ilişkin YSK Başkanı Güven, "Seçmen kütükleri 10 Mart itibarıyla Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'nden alınarak oluşturulmuş olup, bırakın 174 bin 191 kişiyi, sistemde olmayan 1 kişinin bile seçmen kütüğünde kaydının olması mümkün değildir" diye konuştu. SEÇSİS'in, seçimle ilgili güvenli bilgi sistemi olduğunu vurgulayan Güven, buradaki verilerin, siyasi partilerle paylaşıldığına işaret etti.

 

536 bin kişi yazılmamış

SEÇSİS'in seçim günü, ilçe birleştirme tutanağının tanzimi sırasındaki veri girişiyle devreye girdiğini anlatan Güven, "Bugüne kadar kurulumuza, gerek bu partiler tarafından kuruldaki temsilcileri aracılığıyla gerekse başka şekilde SEÇSİS'e dışarıdan müdahale edilerek sonuçların değiştirildiğine dair hiçbir somut itiraz gelmediği halde SEÇSİS'e dışarıdan müdahale edilerek hile yapıldığını söylemek milletvekili sorumluluğu ile bağdaşmamaktadır" dedi.  Güven, seçmen kaydının nasıl silindiğinin genelgelerde mevcut olduğunu, itiraz sonucu düşürülen seçmen sayısının 591 kişi olduğunu bildirdi. Adres Kayıt Sistemi'ne adres beyan etmediği için seçmen kütüğüne yasal olarak yazılmayan 536 bin 476 kişi bulunduğunu da açıklayan Güven, şöyle konuştu: "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan hiçbir seçmen listede olmadığı gibi mükerrer seçmen de yoktur. Yanlış adrese ilişkin itiraz edilebilmesi için listeler siyasi partilere verildiği gibi muhtarlıklarda da askıya çıkarılmaktadır."

 

İmam Hatipler’den ne istiyorlar Y. Şafak

İzmir’de toplu açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İmam Hatip ve Diyanet’in hedefe konulmasına sert tepki gösterdi: İmam hatiplerde okuyan evlatlarımız birliğimizin, beraberliğimizin, kardeşliğimizin garantisi olduğu için saldırıyorlar. Diyanet’e de aynı sebeple saldırıyorlar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İzmir Atatürk Stadı'nda düzenlenen toplu açılış törenine katılarak 626 yatırımı açılışını gerçekleştirdi. Törende bir konuşma yapan Erdoğan, CHP'nin İmam Hatipleri ve HDP'nin de Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kapatacaklarına yönelik seçim vaatleriyle ilgili sert eleştirilerde bulundu. Erdoğan özetle şunları söyledi:

BİZİM KABEMİZ TEKTİR

Bir zamanlar CHP, 'Kabe Arap'ın olsun bize Çankaya yeter' diyordu. şimdi de bu HDP çıkmış ne diyor aynı şekilde o da bunu değişik bir versiyonla kullanıyor. Diyor ki, 'Kabe Arap'ın olsun bize Taksim yeter' diyor. 1 Mayıs'ta söyledikleri bu. Bizim Kabemiz, tektir ama bunlar hala benim Kürt kardeşlerimi istismar ediyorlar

TÜRKİYE KRİTİK BİR DÖNEMEÇTE

Türkiye 2007'de girdiği yolun yeni ve önemli bir aşamasına geldi. 7 Haziran seçimleri bu yolda kritik bir dönemeç. Milletimiz yeni Türkiye'nin inşası ile eski Türkiye koalisyonu arasında bir tercih yapacak. 2023 hedeflerine ulaşabilmemiz için bu süreçten yeni anayasa ve onunla birlikte başkanlık sistemini mümkün kılacak bir adımı, bir sonucu çıkarmamız gerekiyor''

KÜRTÇE KUR'AN'DAN NİYE RAHATSIZ OLUYORSUN

Kürt kardeşlerimi istismar edenlere de sesleniyorum, benim Diyanet İşleri Başkanlığımın hazırlamış olduğu Kur'an mealinden niye rahatsız oluyorsun? Kalktılar dediler ki 'Bunu Diyanet yaptırmadı.' Ertesi gün hemen Diyanet İşleri Başkanlığımız gereken cevabı verdi. Ne dedi, 'Biz şu anda 10 bini aşkın Kürtçe mealli Kur'an'ı hazırlattık ve gerekli illere gönderdik.' Mesele ne? İstismar. Onlar yapıyorlar''

KAZANAMAZSAK GİDERİZ DİYEMİYORLAR

Parlamenter sistemin beşiği sayılan İngiltere'de ne oldu? Seçim sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından milletvekili sayıları düşen 3 partinin genel başkanları, yenilgilerini kabul edip istifalarını ilan etti. Bu durumun İngiltere'de ciddi bir temsilde adalet ve daha önemlisi yönetimde istikrar tartışması başlattığını görüyoruz. Ama bizde diğerlerinin hiç birinde böyle bir şey yok. Hadi madem iddialısınız değil mi, 'Birinci parti olamazsam ben de çekilip gideyim' deyin. Niye demiyorlar? Çünkü bunların istikrar diye bir derdi yok.

RAHATSIZLIKLARININ SEBEBİ BELLİ

Bu örgütler ve önlerine düşen parti, imam hatiplerden ne istiyor? Bu milletin evlatlarının hem diğer alanlarda en iyi eğitimi alması hem de inancını öğrenmesi, kimi, niye rahatsız eder? Sebebini söyleyeyim. Bu okullarda eğitim gören evlatlarımızın, ülkemizin ve milletimizin birliğinin, beraberliğinin, kardeşliğinin garantisi olduğunu bildikleri için oraya saldırıyorlar. Diyanet'e de aynı sebeple saldırıyorlar.

Türkiye istikrarın anahtarı

İktisadi Kalkınma Vakfı'nın (İKV) “50. Yılında Türkiye-AB İlişkileri” programına katılan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, inişli çıkışlı bir şekilde de olsa 10 yıldır müzakere sürecini devam ettirmekte kararlı olduklarını belirtti. Erdoğan, özetle şunları söyledi: Biz kararlı duruşumuzu sürdürürken birliğin tutarlı bir tutum benimsemediğine de üzülerek şahit oluyoruz.

ÖNÜMÜZE HARİTA KOYDULAR

En sıkıntılı anlarda dahi 'Gerekirse Kopenhag siyasi kriterlerinin adını Ankara Kriterleri olarak değiştiririz' dedik. Biz ilerleme kaydedelim diye çırpınırken, haritayı gösterip 'AB her şeyden önce Avrupa kıtası içindir' dediler. Bölgemizdeki çatışmalar, AB'nin Türkiye'yi dışlamasını değil, tam tersine Türkiye ile ilişkilerini çok daha ileriye taşımasını gerekli kılıyor. Avrupa'nın güvenliği bizim batı sınırlarımızda değil, doğu sınırlarımızda başlıyor. Diğer yandan Türkiye, AB'nin sadece siyasi değil, ekonomik istikrarının da anahtarıdır.

BÖLGESEL GÜÇ BİLE OLAMAZ

Biz, daha güçlü, daha müreffeh, daha demokrat bir Türkiye'yi ifade eden yeni Türkiye hedefimize, AB tam üyeliğimizle daha hızlı şekilde ulaşabileceğimize inanıyoruz. Bu ortaklığın AB'ye de katkısı olduğu açıktır. Türkiye'yi dışlamış bir AB'nin, değil küresel,bölgesel güç konumunu dahi muhafaza edemeyeceğine inanıyorum.

Üretim ve tasarımda söz sahibi olmalıyız

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Fatih'teki Faruk Saraç Tasarım Meslek Yüksekokulu Açılış Töreni'ndeki konuşmasında da Türkiye'nin önündeki yeni hedefi “Üretimle birlikte tasarımda da bölgesinde ve dünyada söz sahibi olmak” şeklinde açıkladı. Türkiye'de yıllık patent başvuru sayısının 12 yıl öncesine göre 11 kat artarak, 5 bine çıktığını, yıllık yerli buluş sayısının 8 bini aştığını belirten Erdoğan, “Çünkü asıl değerli olan tasarımdır. Biz işte bunun için örneğin bu alanın dışında, 'Yerli araba', 'Yerli savunma sanayi' diyoruz” dedi. Erdoğan, Savunma Sanayi Fuarı'nda yüzde 100 yerli olan ürünlerin ortaya çıkmaya başladığını, yüzde 100 yerli insansız hava aracının üretildiğini dile getirerek, “Bunu yapan gençler, bizim gençlerimiz. Bunu almamak için direnen bazı mahfiller var. Ama o da hallolacak. Şu anda biz yurtdışında pazarlığını yapmaya da başladık. Ben zaten söylüyorum, 'Bu konuda pazarlamacılık yapacağım, her yerde.' Çünkü pazarı oluşturacağız ki teşvik olsun” diye konuştu.

 

Bütün ampulleri kıracağız, Meclis'te olacağız' - DİHA

Köy köy, sokak sokak esnaf ve halk ziyaretleri ile seçim çalışmalarını sürdüren HDP'li adaylar, toplumun her kesiminden yoğun ilgi görüyor. Mersin'de Pazar esnafını ziyaret eden adaylara genç bir esnaf tarafından, "Bütün ampulleri kıracağız. Bizler de Mecliste olacağız" şeklinde seslenilmesi alkışlarla karşılık buldu.

ŞIRNAK

HDP Şırnak İl Örgütü'nün seçimler kapsamında köy ziyaretleri devam ediyor. HDP Şırnak Milletvekili Adayı Aycan İrmez ve kurum temsilcilerinin olduğu kalabalık bir heyet, Güçlükonak'a (Basa) bağlı Celeka, Şırnak'ın köylerinden İkizce (Mıla Şantıyé), Avga Masya, Nerex ve Heştan'da kitlesel bir şekilde karşılanırken, HDP'li heyeti karşılayan köylülerin coşkusu ise görülmeye değerdi. Köy girişlerinde PKK, KCK, YPG ve HDP bayrakları ile karşılama düzenleyen yurttaşlar sık sık "Bijî Serok Apo" sloganları atarak alkışlar eşliğinde zılgıtlar çaldı.

VAN

Çaldıran Belediyesi Eşbaşkanı Suna Atabay, DBP İlçe Eşbaşkanı M. Nasır Ürgen ve HDP-DBP ilçe yöneticileri seçim çalışmaları kapsamında düğünlere katıldı. Düğün ziyaretlerinde konuşma yapan Çaldıran Belediye Eşbaşkanı Suna Atabay, "Bu parti zor aşamalardan buraya geldiği için yapılacak genel seçimde Kürt halkı olarak iradenizi sandıklara yansıtın. Sayın Abdullah Öcalan Kürt halkının özgürlüğü için uzun yıllardır İmralı'da hücrede kalıyor. Bizler de liderimiz olan Sayın Öcalan'ın özgürlüğü için tek bir oyumuzu bile heba etmemeliyiz" dedi.

BİTLİS

HDP Bitlis milletvekili adayı Zeynel Omay, seçim çalışmalarını Hizan'ın köylerine yaptığı ziyaretler ile sürdürdü. Ziyaretlere Hizan Belediyesi Eşbaşkanı İhsan Uğur, HDP Hizan İlçe Eşbaşkanı Abdulkerim Gültekin ile HDP'li yöneticiler katıldı. İlk olarak Hizan merkezinde taziye ziyaretinde bulunan Omay, Sevkar (Yukarı Ayvacık) köyünde yurttaşları ziyaret etti. Omay, burada yaptığı ev ziyaretinde Türkiye halklarına barışı ve huzuru vaat ettiklerini ifade ederek, 40 yıldır Kürt halkı üzerinde yürütülen kirli savaşın ortadan kalkmasının tek teminatı olduklarını söyledi. Ardından ise Çaçvan (Aşağı Ayvacık), Nêrxan (Şenlik) köyleri ziyaret edildi. Omay, özellikle kadınlar tarafından ilgiyle karşılandı. Omay, yurttaşlardan barış için HDP'ye destek vermelerini istedi. Daha sonra ise Keğis (Ortaca), Nurs ve Nurs köyüne bağlı mezralar ziyaret edildi.

MUŞ

HDP Muş milletvekili adayları Burcu Çelik Özkan, Ahmet Yıldırım, Mensur Işık ve Muş Milletvekili Demir Çelik, DEM-GENÇ'in Muş'un Muratpaşa Mahallesi'nde "Xwedi derkeve" hamlesi kapsamında düzenlediği halk şölenine katıldı. Yüzlerce yurttaşın katıldığı şölende konuşan HDP adayı Yıldırım, 7 Haziran seçimlerinin Kürtler ve Türkiye halkları için tarihi bir öneme sahip olduğunu belirterek, Muş'ta gösterilen 3 adayı da Meclis'e taşımak için kararlı olduklarını ifade etti.

Muş'un Bulanık ilçesinde devam eden seçim çalışmaları kapsamında HDP seçim komisyonları tarafından köy ve mahallelerde bir yandan ev toplantıları, diğer taraftan şölenler düzenleniyor. İlçeye bağlı tüm mahallelerde kadın meclisi tarafından kadınlara yönelik yapılan çalışmalar kapsamında Cumhuriyet Mahallesi'nde alınan ev toplantısına kadınlar büyük ilgi gösterdi. Seçim sürecini değerlendiren kadınlar, 7 Haziran'a kadar gece gündüz demeden çalışmalarına hız vereceklerini kaydetti.

'AKP karalama politikalarına sarılıyor'

Aynı gün içerisinde Kültür Mahallesi'nde bulunan çay bahçesinde gerçekleştirilen şölene HDP ve DBP eşbaşkanları, mahalle komisyonu üyeleri ile yüzlerce yurttaş katıldı. Seslendirilen çalınan müzikler eşliğinde saatlerce halay çeken yurttaşlar, "Bijî Serok Apo", "Bê Serok jiyan nabe" sloganlarını haykırdı. Şölende konuşan HDP İlçe Eşbaşkanı Deral Koca, ezilen ve ötekileştirilenleri çatısı altında birleştiren HDP projesine tüm halkların sahip çıkması gerektiğini belirterek, gün be gün büyüyen büyük projeden korkan AKP hükümetinin her türlü iftira ve karalama politikalarına sarıldığını söyledi.

ANTALYA

HDP'nin Antalya'daki seçim programı kapsamında, kentte aynı gün içinde 3 seçim bürosunun açılışı gerçekleştirildi. Yüzlerce araçlık konvoyla HDP Kepez İlçe Örgütü önünde bir araya gelen binlerce yurttaş, yine konvoyla HDP Esentepe seçim irtibat bürosuna doğru hareket etti. Burada HDP il ve ilçe yöneticileri ile milletvekili adayları Saruhan Oluç, Deniz Yıldırım, Hadi Cin, Nuray Erçağan, İshak Kahraman, İlkin Manya ve Songül Şarklı halkı selamladı. Halkı HDP'ye oy vermeye çağıran adaylar, halka ayrıca 7 Haziran'da sandıklara ve oylara sahip çıkmaları uyarısında bulundu. Partililer buradan, Esentepe'ye geçerek başka bir büronun daha açılışını yaptı.

Açılışlarda konuşan HDP Antalya Milletvekili Adayı Saruhan Oluç, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan mitinglerin anayasal suç olduğunu belirterek, "Varsın şimdi bizi dinlemesinler. Ama dinleyecekleri gün de yakında gelecek. Buna inanmıyorsanız, aynı zihniyette olduğunuz Kenan Evren'e bir bakın" dedi.

OSMANİYE

HDP Osmaniye milletvekili adayları Ahmet Şakir ve Hatice Betül Çelebi, Kazım Karabekir Mahallesi'nde pazar esnafını ziyaret etti. Milletvekili adaylarına HDP'li yöneticiler ve yurttaşlar etti. Büyük ilgiyle karşılanan adaylar, esnafın sorunlarını dinledi.

HDP Osmaniye Milletvekili Adayı Ahmet Şakir, Osmaniye başta olmak üzere esnafın da üreticinin de sorunlarının her geçen gün büyüdüğünü söyledi. Şakir, "Biz HDP olarak, halkların olduğu gibi esnafın da partisiyiz. HDP'ye verilen oy aslında halkın kendisine verdiği oydur" dedi. Hatice Betül Çelebi ise esnafın sorunlarının çözümünün doğru bir tarım politikasının yanında halk için yapılacak siyaset anlayışı ile çözüleceğini söyledi.

MERSİN

Gün içerisinde Yenişehir ilçesindeki pazar esnafını ziyaret eden HDP'li adaylar Çilem Öz ve Mehmet Taşçı'ya esnafın ve yurttaşların yoğun ilgisi gözlerden kaçmadı. Adaylar tek tek stantları ziyaret ederken genç bir esnafın, "Bütün ampulleri kıracağız. Bizler de Mecliste olacağız" şeklindeki sözleri alkışlarla karşılandı.

Adaylar öte yandan Akdeniz ilçesindeki pazar esnafını ziyaret etti. Adayları, "Bizler Meclise" sloganı ve alkışlarla karşılayan esnaflar HDP'ye tam destek verdiklerini söyledi. Esnaf ile sohbet eden adaylardan Ali Tanrıverdi, HDP'nin Türkiye'de barışın teminatı olduğunu belirterek, ülkeye barışın mutlaka geleceğini söyledi.

ADANA

Adana Kadın Seçim İnisiyatifi aktivistleri, 5 Ocak Meydanı'nda yaptıkları basın açıklaması ile seçimlerde HDP'yi destekleyeceklerini duyurdu. Açıklamada üzerinde, "Kadın düşmanlarına kadınlardan oy yok" yazılı pankart taşınırken, sık sık, "Jin jîyan azadî" ve "Erkek vuruyor, devlet koruyor" sloganları atıldı.

Açıklamaya HDP Adana Milletvekili Adayı Beyhan Günyeli'nin yanı sıra çok sayıda kadın katıldı.

Açıklamayı yapan Adana Kadın Seçim İnisiyatifi Aktivisti Fatoş Hacıvelioğlu, AKP hükümeti döneminde kadına yönelik baskı, saldırı ve cinayetlerin yüzde 1400 artığına dikkat çekerek, AKP hükümetinin kadına yönelik politikalarıyla kadın cinayetlerini meşrulaştırıldığını belirtti. Hacıvelioğlu, kadın beyannamesi olan tek partinin HDP olduğunu vurgulayarak, seçimlerde HDP'yi destekleyeceklerini duyurdu.

Açıklama sonrası kadınlar Çakmak Caddesi üzerinde HDP broşürlerini dağıttı.

DİYARBAKIR

HDP Diyarbakır Milletvekili Adayı Nimetullah Erdoğmuş, Sur Belediye Eşbakanı Seyid Narin, Sur merkez ilçesi Mardin Kapı Xatunkastal Mahallesi'nde halk toplantısı düzenledi. Xatunkastal Mahallesi'nde yaşayan yurttaşların sorunlarını dinleyen Erdoğmuş, sorunların çözümü için çalışacaklarını ifade etti. Önemli bir süreçten geçtiklerini vurgulayan Erdoğmuş "Bir oy bile çok önemli. Bir oy bir ses arttıkça başaracağız" dedi

SİİRT

HDP Siirt'te yürüttüğü seçim çalışmaları kapsamında kent genelinde 20'inci seçim bürosunu da bu akşam yüzlerce yurttaşın katılımıyla Gökçebağ (Canika) beldesinde açtı. Büro açılışına HDP Siirt Milletvekilli Adayı İsmail Aydın ve partililerin yanı sıra yüzlerce yurttaş katıldı.

HDP Siirt Milletvekili Adayı İsmail Aydın, Türkiye halklarının 7 Haziran'a sayılı günler kala HDP şemsiyesi altına bir sel gibi akmaya devam ettiğini ifade ederek, 7 Haziran'da halkların zaferini, "Yeni yaşam" projesinin mimari olan PKK Lideri Abdullah Öcalan'a armağan edeceklerini söyledi.

Konuşmaların ardından büronun açılışı yapıldı. MKM gruplarının çaldığı müzikler eşliğinde uzun süre halaylar çekildi.

MANİSA

HDP Turgutlu İlçe Örgütü seçim çalışmaları kapsamında İstasyonaltı Mahallesi'nde HDP seçim bürosu açtı. Açılışa, HDP Manisa milletvekili adayları Sibel Genç, M. Umut Polat, Cumali Bulut, HDP il-ilçe yöneticileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Açılışta konuşan HDP Manisa Milletvekili Adayı Sibel Genç, "Müzakere masasının ve kalıcı bir barışın inşası için varlığımızı, sesimizi ortaya koymak zorundayız. Nerede yaşıyorsak yaşayalım, Türkiye'nin metropollerinde Ege'de, Manisa'da barış isteyen irademizi ortaya koymak için sandıklara gitmeli ve oy kullanmalıyız" dedi.

MARDİN

Mardin'de HDP adaylarından Mithat Sancar, akşam saatlerinde Artuklu ilçesinde bulunan Yalımköy Mahallesi'ni ziyaret etti ve burada halk toplantısı düzenledi. Çok sayıda kişinin katıldığı toplantıda konuşan Sancar, seçimlerin Türkiye'nin kaderini belirleyecek önemde olduğuna dikkat çekerek, "Seçimler, bizim için sadece meclise aday göndermek değildir. Bizim için Kobanê'de o büyük direnişi büyük zaferi burada demokratik siyasetle taçlandırma imtihanıdır. Bu imtihandan başarılı çıkmamız gerekiyor" dedi. Sancar, seçimlerin çözüm sürecini de etkileyeceğini ifade etti.

Sancar daha sonra Artuklu ilçesinde bulunan Kayacan Mahallesi'ne geçerek, burada da halk toplantısı düzenledi. Toplantıya çoğunluğunu Arap yurttaşların oluşturduğu çok sayıda kişi katıldı. Bu nedenle Sancar, halka Arapça hitap ederek, HDP için destek istedi.

URFA

HDP Urfa Milletvekili Adayı Rasim Çakmak, seçim çalışmaları için gittiği Halfeti ilçesinde yoğun ilgiyle karşılandı. İlçenin girişinde çok sayıda yurttaş tarafından araç konvoyuyla karşılanan Çakmak, aile ve esnaf ziyaretleri gerçekleştirdi. Halfeti Belediye Eşbaşkanı Mustafa Bayram, HDP, DBP İlçe Eşbaşkanları ve ilçe yöneticilerinin eşlik ettiği Çakmak, inşaat işçileri, esnaf ve kadınlarla sohbet ederek, sorunlarını dinledi. Gittiği birçok yerde güllerle karşılanan Çakmak, seçmeninden destek istedi.

Dilek Öcalan Suruç'ta halk toplantısına katıldı

HDP Urfa Milletvekili Adayı Dilek Öcalan, Suruç ilçesinde düzenlenen halk toplantısına katıldı. Yüzlerce kişinin katılımıyla yapılan toplantıda konuşan Öcalan, Rojava devriminin öncü gücü olan Kürt kadınlarının tüm toplumun değişimindeki rolüne dikkat çekerek, halkların kendi kendini temsiliyeti önüne kurulan seçim barajının yıkılmasında yine en büyük görevin kadınlara düştüğünü belirtti. Tarih boyunca Kürtlere yönelik geliştirilen komploların devam ettiğini vurgulayan Öcalan, "Ama halkların kardeşliği, birlikte ve özgür bir yaşam için hem komploları hem de barajları boşa çıkaracağız" dedi.

Baydemir: Urfa Suriye savaşının faturasını ödüyor

HDP Urfa Milletvekili Adayı Osman Baydemir, Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası'nı ziyaret etti. Baydemir'i Oda Başkanı Sabri Ertekin ve yönetim kurulu üyeleri karşıladı. Burada konuşan Baydemir, bir aydır kentin tüm dinamikleri ile görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirterek, "Emeklisinden işçisine, işsizine, esnafımızdan girişimcimize bütün dinamiklerimize bir dokunuyoruz bin ah işitiyoruz. Hatırlarsanız 2014 seçiminde yaratılan algılardan bir tanesi Baydemir gelirse kepenkler inecek algısıydı. Üzülerek ifade ediyorum, Haşimiye'den Arap Meydanı'na, Kapaklı Pasajı'na Gümrük Meydanı'na kadar kepenkler kapalı. Gerçekten kapalı. Esnaf siftah yapmadan günü kapatıyor. Urfa bir nevi Suriye savaşının ağır faturasını ödüyor" dedi.

HDP'nin ekonomiyi, dinamikler ile birlikte yükseltme ilkesi ile hareket ettiğini dile getiren Osman Baydemir, "HDP'nin bakış açısında sizlerle birlikte olmak vardır. Çiftçiyle birlikte olmak vardır. Bütün ekonomik dinamiklerle birlikte perspektif oluşturmak ve bu perspektifi birlikte hayata geçirmek" ifadesinde bulundu.

Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sabri Ertekin ise yerelde güneş enerjisinden elektrik üretmenin mümkün olduğunu belirterek, "Yaptığımız bir çalışma var. Sulanabilir alanlarda devlet bize sadece kredi versin. Biz maaş istemiyoruz. Faizli kredi versin. Ürettiğimiz fazla elektriği de satalım. Çiftçinin sulaması bedavaya gelir ve belki o borcu bittikten sonra para da kazanır" diye belirtti.

İZMİR

HDP İzmir İl Örgütü, seçim çalışmaları kapsamında Selçuk ilçesinde halk toplantısı düzenledi. HDP'nin İzmir milletvekili adayları Ertuğrul Kürkçü, Pınar Aydınlar ve HDP İzmir İl Eşbaşkanı Dilek Ayhan'ın da katıldığı toplantı, saygı duruşu ile başladı. Saygı duruşunun ardından konuşan Aydınlar, egemen siyasetin Türkiye'deki tüm farklılıklara yönelik uyguladığı ayrımcı politikalara dikkat çekerek, bu kutuplaştırıcı politikalara karşı Kobanê direnişinin ruhuyla mücadele edeceklerini söyledi.

'Türkiye ve Kürdistan'da zalimlere karşı mücadele edeceğiz'

Ardından konuşan milletvekili adayı Ertuğrul Kürkçü ise tüm ezilenlerin ortak mücadelesi anlamına gelen HDP'nin, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın demokratik siyaset önerisiyle geliştiğini söyledi. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin Türkiye'nin genel demokrasi mücadelesiyle birleşmesi gerektiğine işaret eden Kürkçü, "Kürdistan'dan Karadeniz'in bir kıyısına geçeceğiz. Ege'de, Akdeniz'de, Çukurova'da, Anadolu'da zalimlere karşı mücadele edeceğiz. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Diyanet Başkanı, YÖK Başkanı, yerel yönetimleri ele geçirmiş tüm belediye başkanları; onlarla iş yapan müteahhitler ve hırsızlar HDP'ye karşı saflaşıyor" dedi. AKP iktidarının Türkiye'de yaşayan Alevi, Sünni, Kürt ile Türk halklarını birbirine düşürmeyi amaçladığını da belirten Kürkçü, şunları söyledi: "Partimiz Demirtaş ile sosyalist hareketten Yüksekdağ'ı olduğu gibi birbirlerinin karşısına konulan tüm toplulukları yan yana getirdi. Türkiye'yi yönetenler, 'Alevi ile Sünniyi, Kürt ile Türkleri karşı karşıya getiremezsek ne yaparız' diye düşünüyorlar. İktidardan ineceksiniz; yapacağınız tek şey, bu."

'Barış mimarı değil, barış sahtekârı'

"Barışın mimarı" olduğunu iddia eden Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'ı "barış sahtekarı" olarak nitelendiren Kürkçü, "Halkı 'barış yapacağım' diye kandırmaya çalıştın. Halklar birbirini öldürmüyorsa, öldürmeyecekse sevgili yoldaşımız, Kürt halkının önderi Öcalan 'barış' dediği içindir" dedi.

 

Fakirliğin olmadığı yeni bir başlangıç - Milliyet

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, hükümeti 13 yılda 6 milyon 200 bin işsiz ve 17 milyon yoksul yaratmakla eleştirirken, “Yoksulluğu, açlığı tarihe gömeceğiz” dedi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün partisinin seçim çalışmaları kapsamında İstanbul 2. bölgede milletvekilli adayları ile birlikte seçim turu attı. Halka seslenen Kılıçdaroğlu, “6.2 milyon işsizimiz var, 17 milyon yoksulumuz var, 2 milyon Suriyeli’ye ödediğimiz 5.5 milyar dolarımız var, içinize siniyor mu diye sorun” dedi.

Tekin karşıladı

Atatürk Havaalanı’nda CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, 2. Bölge milletvekili adayları ve partililer tarafından karşılanan Kılıçdaroğlu, konvoy eşliğinde Zeytinburnu’na gitti. Zeytinburnu Meydanı’nda halka seslenen Kılıçdaroğlu, bugüne kadar CHP’ye oy vermemiş seçmenler ile birlikte sandığa gitmelerini istedi. Kılıçdaroğlu, “13 yıldır bir iktidara kredi verdin, 13 yıl. 13 yılın sonunda 6 milyon 200 bin işsizimiz var, 17 milyon yoksulumuz var, aylığı 1000 liranın altında olan 8 milyon emeklimiz var, izlenen yanlış dış politika nedeniyle 2 milyon Suriyelimiz var. 2 milyon Suriyeli’ye ödediğiniz 5.5 milyar dolarımız var. İçine siniyor mu diye sorun. O zaman diyeceksiniz ki gelin beraber yeni bir başlangıç yapalım” dedi. Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: “Yoksulluğu tarihe gömeceğiz. Açlığı tarihe gömeceğiz. Yoksul kimse kalmayacak, herkes huzur içinde yaşayacak. Bu ülkeye barışı ve demokrasiyi getireceğiz. Hiçbir ayrım yapmadan bütün yurttaşlarımızı kucaklayacağız. Ne inancına, ne kimliğine, ne yaşam tarzına, kimsenin müdahale etmesine izin vermeyeceğiz. Diyeceğiz ki ben sizin sorunlarınızı çözeceğim. CHP sizin sorularınızı çözecek, CHP Türkiye’nin sorunlarını çözecek. CHP onurlu Türkiye’yi onurlu yurttaşları ayağa kaldıracak. Onun için diyeceksiniz ki gel arkadaşım, beraber sandığa gidelim. Yeni bir başlangıç yapalım, altı okun altına mührümüzü basalım. Evet diyelim yeni bir başlangıç olsun. Hepinizin çalışması lazım. Esnafın çalışması lazım CHP için, yoksulun çalışması lazım CHP için. Yeni bir başlangıç, işsizliğin olmadığı, yoksulluğun olmadığı, fakir fukaranın olmadığı, herkesin huzur içinde yaşadığı, her evde tencerenin kaynadığı güzel bir Türkiye’yi beraber inşa edeceğiz.”

‘Ecevit’in dediği gibi...’

Konuşmaların ardından Fatih’e geçen Kılıçdaroğlu, halkı selamlarken Filistin bayrağı ve Rabia bayrağı açan iki kadın tarafından protesto edildi. Fatih’ten Kocamustafapaşa’ya geçen Kılıçdaroğlu, burada halka seslendi. Kılıçdaroğlu, “Yaşanacak bir Türkiye’de huzur içinde yaşamak istiyoruz. Herkesin işi herkesin aşı olsun. Her anne çocuklarını okula güler yüzle göndersin. Kendi iç dünyasında barışık bir Türkiye, güzel bir Türkiye, herkesin gülümsediği bir Türkiye olsun istiyoruz. Onun için mücadele ediyoruz. Refahı tabana yayacağız. Emekçi kazanacak, esnaf kazanacak. Hayatın her alanında önce üreteceğiz sonra hakça bölüşeceğiz. Yani Ecevit’in dediği gibi ne ezen ne ezilen. İnsanca, hakça bir düzen istediğimiz” dedi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Güzel, yaşanacak bir Türkiye istiyoruz. Caddelerinde, sokaklarında özgürce gezilen bir Türkiye istiyoruz. Herkesin düşüncesini özgürce ifade edeceği bir Türkiye istiyoruz. Onun için gel yeni bir başlangıç yapalım. Güzel bir Türkiye inşa edelim. Ne zaman? 7 Haziran. Ne zamanda geleceğiz? 8 Haziran’da güzel bir Türkiye’de buluşmak umuduyla.”

Milliyetsizler AKP’ye demirledi - Milliyet

İzmir Gündoğdu Meydanı’nda yaklaşık 15 bin kişiye seslenen Bahçeli, “Bu defa bizimle yürüyün” dedi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “İzmir’e gavur diyen alçaklar AKP’nin içinde. Milliyetsizler AKP’ye demirlemiştir” dedi.

Bahçeli, İzmir Gündoğdu Meydanı’nda yaklaşık 15 bin kişiye seslendi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu sert sözlerle eleştiren Bahçeli, şunları söyledi:

“İzmir’e gavur diyen alçaklar AKP’nin içinde. Milliyetsizler AKP’ye demirlemiştir. Yunan işgali nasıl zarar verdiyse, Ermeniler nasıl şiddet yaptıysa, bir benzerini AKP yapmıştır. Türkiye’nin tarihinde birçok başbakan ve cumhurbaşkanı gördünüz ancak Erdoğan ile Davutoğlu gibi görmediniz. Biri diktatörlük heveslisi, saray, lale devri peşindedir. Esad ne ise saraydaki aynısıdır. Saddam ne ise saraydaki aynısıdır. Eleştirdiği Mısırlı despot Sisi’nin rol arkadaşı olmayı benimsemiştir. Yıllar önce bir lokma diye yola çıkanlar yoldan çıkmıştır. Bunların haram para ceplerine girdikçe, namus bedenlerinden çıkmıştır.”

Konuşmasında sık sık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştiren Bahçeli’ye vatandaşların da sloganlarıyla destek vermesi üzerine ‘Bu kişiyi siz tanıyorsunuz’ diyen MHP lideri, “Erdoğan, Gündoğdu’dan sana sesleniyorum. Milletimizle oynama. Çık ve cevap ver. Kimsin onu söyle. Saydıklarımdan hangisi sensin onu anlat. Hırsız mısın polis mi? Darbeci misin? Darbeye maruz kalan mı? Ahlaksız mısın? Ahlaklı mı? Düşman mısın? Dost mu?” diye konuştu.

Erdoğan’ın İzmir’de bulunduğunu ve miting yapacağını söyleyen Bahçeli, “Duydum ki Erdoğan bugün İzmir’e gelmiş. Gündoğdu Meydanı’nda yine miting yapmak için olmadık ayak oyunlarına tenezzül etmiş. Şimdi Türk Milleti konuşacak, Erdoğan kuzu kuzu dinleyecektir” dedi. Erdoğan’a “Hevesin boşuna” diye seslenen Bahçeli, “Kendisini ve ailesini kurtarmak amacındaysa paşa paşa mahkemeye çıkacaktır. Kumpas, dublaj, paralel ezberini sürdürecekse 30 gün sonra Yüce Divan yolu kendisi için açılacaktır” ifadesini kullandı.

Alanı dolduranlara “Milletimize sahip çıkmaya hazır mısınız?” diye soran Bahçeli, “CHP’ye oy veren vatandaşlarım Atatürk’ün kurduğu partinin halini görünüz. Bu defa bizimle yürüyün. Kararsız duran kardeşlerim MHP bil ki senin yanında” dedi.

 

‘AB’de yol haritamızı millet çizer’ - Milliyet

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün İktisadi Kalkınma Vakfı’nın (İKV) “50. Yılında Türkiye-AB İlişkileri” başlıklı programına katıldı.

Burada bir konuşma yapan Erdoğan, Türkiye’nin yarım asrı aşan AB yolculuğunda 4 ana eşik olduğunu belirterek, 1963’te Ankara Anlaşması’nın imzalanması, 1996’da Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girmesiyle devam eden bu süreçte 1999’da Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin adaylığının tescil edildiğini anlattı. Erdoğan, 10 yıl önce 3 önemli dönüm noktasının geçildiğini ve müzakere sürecinin başladığını dile getirdi. AB perspektifini tayin edenin de yol haritasını belirleyenin de millet olduğunu belirtti.

 

Kim kiminle koalisyon kuracak - Taraf

AKAM’ın 1-5 Mayıs tarihlerinde 2 bin 262 kişi ile yaptığı araştırma da katılımcıların yüzde 50.1’i başkanlık sistemine karşı olduğunu belirtirken katılımcıların yüzde 54.2’i “olacaksa ABD tipi başkanlık olsun” cevabını verdi. Katılımcıların yüzde 65.1’i çözüm sürecine destek verirken, yüzde 57,8’i yerel yönetimlerin yetkisinin artırılmasını istedi. Ayrıca en güvensiz kurumlar listesinin tepesine cumhurbaşkanlığı, hükümet ve TBMM gibi kurumlar yükseldi. Ankete göre HDP yüzde 11.8 ile barajı aşıyor.

Avrasya Kamuoyu Araştırma Merkezi’nin (AKAM) 1-5 Mayıs tarihlerinde 2 bin 262 kişi ile yaptığı araştırma sonuçlarını açıkladı. Başkanlık sistemi, yerel yöntemler, özerklik ve çözüm sürecine ilişkin soruların yöneltildiği araştırmada önemli sonuçlar ortaya çıktı. Araştırmaya katılanların yüzde 50.1’si başkalık sistemine karşı çıkarken, toplumun 65.1’i çözüm süreine destek verdi. Yapılan ankette çıkan bir diğer önemli bir sonucunda HDP’nin de yüzde 10 barajını aştığı görüldü.

TOPLUMUN YARISI BAŞKANLIK SİSTEMİNE KARŞI

“Başkanlık sisteminin işleyişi hakkında bir bilginiz var mı” sorusuna partilere oy veren seçmenlerin tutumları farklı oldu. Buna göre AKP’ye oy veren seçmenlerin yüzde 38.1 soruya evet cevabı verirken; yüzde 61.9 hayır dedi. HDP’li seçmenin 38.2 sisteme ilişkin bilgisinin olduğunu belirtirken, yüzde 61.8 bu yönlü bilgisinin olmadığını söyledi. Aynı soruya CHP’li seçmenin yüzde 37.2 evet, yüzde 63.8 hayır, MHP’li seçmenin yüzde 36.5 evet, yüzde 65.5 hayır dedi. “Başkanlık sistemi hakkında bilgisi olduğunu” söyleyen seçmlere yöneltilen “Başkanlık sistemini destekliyor musunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 32.4 evet, yüzde 50.1 hayır derken, 17.5’i ise her iki sistem arasında fark olmadığını söyledi.

OLACAKSA ABD TİPİ OLSUN

“Başkanlık sisteminin nasıl olmalıdır” sorusuna katılımcıların yüzde 14.2’si türk tipi, yüzde 54.2’si eyalet sistemine dayanan “ABD tipi olsun” karşılığını verdi.

Katılımcıların yüzde 35.3’ü Recep Tayip Erdoğan karşıtlığı nedeniyle, yüzde 22.1’i tek adam korkusu nedeniyle “başkanlık sistenine karşı çıktığını” belirtirkten, 9.6 da sistemi demokratik bulmadığını söyledi. Katılımcıların yüzde 26.8’i içeriğini bilmediğini belirtirken katılımcıların sadece yüzde 4.1’i bölünme korkusu nedeniyle sisteme karşı çıktığını ifade etti.

YETKİLER ARTIRILSIN AMA ÖZERKLİK İSTEMEYİZ

Ankete katılanların yüzde 57.8’i, “Yerel yönetimlere daha fazla yetki vermesini destekliyor musunuz” sorusuna evet cevabını verirken, yüzde 35.1 buna karşı çıktı. “Özerk bölgeler oluşturulmasını ister misiniz” sorusuna katılımcıların yüzde 75.2 hayır, yüzde 15.1 evet, yüzde 9.7 ise fark şeklinde cevap verdi. Ankete katılanların yüzde 65.1’i “çözüm sürecini” destekliyorum” derken, yüzde 15’i sürece karşı olduğunu, yüzde 19.9’u ise fark olmadığını dile getirdi.

EN GÜVENSİZ KURUM MEDYA, EN GÜVENİLİRİ TSK!

Devlet kurumlarına güvenin de ölçüldüğü ankette en güvensiz kurumlar arasında yargı, cumhurbaşkanlığı ve hükümet yer aldı. Buna göre katılımcıların 67,8’i Cumhurbaşkanlığına yüzde 70.3’ü hükümete, yüzde 63.8’i TBMM’ye yüzde 78’i Yargıya, yüzde 93.9 medyaya, yüzde 63’ü YSK’ya, yüzde 75,8’i Polise güvenmediğini söyledi. Anketteki en dikkat çekici bölüm ise katılımcıların diğer kurumlara olan güvensizliğine rağmen yüzde 78,2’inin TSK’ya güvendiğini söylemesi oldu.

AKP’LİLERİN YÜZDE 93’Ü HDP’NİN BARAJI AŞMASINI İSTEMİYOR

Ayrıca parti tabanlarına HDP’nin barajı aşmasını isteyip istemedikleri sorusu yöneltildi. Buna göre AKP seçmeninin yüzde 92.9’u HDP’nin barajı aşmasını istemediğini kesin bir dil ile belirtirken, CHP’lilerin yüzde 85,4’ü HDP’nin barajı aşmasını istediğini belirtti. Ayrıca MHP seçmeninin yüzde 82,8’i HDP’nin barajı aşmasını istemediğini belirtirken, AKP seçmeninin MHP seçmeninden daha fazla HDP karşıtlığı dikkat çekti. Yine SP’lilerin yüzde 42.1’i HDP’nin barajı aşması gerektiğini söyledi.

AKP’LİLERİN GÖNLÜNDE MHP İLE İTTİFAK VAR

Katılımcıların yüzde 26.5’i seçimlerden tek başına AKP iktidarı çıkaceağını söylerken, koalisyon oluşacağını söyleyenlerin oranı yüzde 47.2 olarak hesaplandı. Ayrıca olası bir koalisyon halinde AKP seçmenin yüzde 54,2’i MHP ile ittifak kurulmasını isterken, yüzde 8,9’u CHP ile, yüzde 5.2’si HDP ile koalisyon kurulmasını istediklerini belirtti.

Buna karşılık CHP seçmeninin yüzde 55,4’ü HDP ile koalisyon kurulmasını isterken, HDP seçmenini de yüzde 25 oranında CHP ile koalisyon kurulmasını istedi. HDP seçmenin yüzde 41.5’i de “AKP hariç fark etmez” cevabını verdi

AKP 38.3..HDP BARIJI AŞIYOR

Ayrıca “hangi partiye oy vereceksiniz” sorusuna katılımcıların yüzde 32.5’i AKP, yüzde 23.2’i CHP, yüzde 15.4’ü MHP, yüzde 10 HDP cevabını verdi. Kararsızlar dağıtıldığında AKP, yüzde 38.3, CHP, yüzde 27.3, MHP, yüzde 18.1, HDP, yüzde 11.8 oranında oy alıyor.

 

İktidar, seçimi erteletmek için ülkeyi savaşa sokabilir - Zaman

DSP Genel Başkanı Masum Türker, AKP’nin, seçimi ertelemek amacıyla Türkiye’yi Suriye’yle bir savaşa sokabileceğini söyledi.

Seçim çalışmaları kapsamında İzmir’e gelen Türker, partisinin il başkanlığında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türker’e, Türkiye’nin Suriye ile savaşa gireceği iddiası soruldu. Türker, “Aslında böyle bir savaş çıkma olasılığı bu ay içinde var. AKP, yaptığı ölçümlerde şu anda tek başına iktidar olamayacağını açıkça görüyor. Eğer durumu Cumhurbaşkanı’nın bu hormonlu desteğine rağmen düzeltemezlerse bu konuda, özellikle yarın öbür gün bir savaşa gitme olasılığı seçimi ertelemek amacıyla olur.” dedi.

DSP lideri, Başkanlık sistemi tartışmalarına da değindi. İktidarın öngördüğü sistemin ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesine aykırı olduğunu anlattı. Türker, “Türkiye’de başkanlık sisteminin doğru olmadığını, başkanlık sisteminin dünyanın gidişine aykırı bir sistem olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bir ülkenin demokrasisi ancak erkler ayrılığı, güçler ayrılığı, kuvvetler ayrılığı ile sağlanabilir.” ifadelerini kullandı.  Masum Türker, Türkiye’nin en önemli iki sorununun ise ‘yoksulluk’ ve ‘işsizlik’ olduğunu anlattı. Asgari ücretin en az 2 bin lira olması gerektiğini belirten Türker, “Bir ülkede de asgari ücret ne kadarsa emekli maaşının, asgari ücretin yüzde 30 fazlası olması gerekir. Mesela biz 2 bin lira öngördüğümüz için asgari ücret 2 bin lira, asgari emekli maaşının 2 bin 600 lira olması gerekir.” diye konuştu.

 

Burhan Kuzu'dan çok tartışılan 'darbeci' tweet'leri - Cumhuriyet

Kenan Evren'in ölümünün ardından nadir övgülerden biri AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu'dan geldi.

AKP’nin Anayasa hukukçusu vekili Burhan Kuzu, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin mimarı Kenan Evren’in en önemli icraatının zorunlu din dersini getirmek olduğunu söyleyip, Evren’in onlarca genç hakkında verilen gözaltı, işkence ve idam kararlarını es geçti.

Burhan Kuzu, 98 yaşında hayatını kaybeden Kenan Evren’in ardından Twitter hesabından yaptığı açıklamada “7.Cumhurbaşkanı Evren vefat etti.Yaptığı en önemli icraatı,din kültürü ve ahlak dersini ilk ve orta öğretimde zorunlu ders saymasıdır” ifadelerini kullandı.

Burhan Kuzu, Kenan Evren’in hiçbir idam ve işkence suçuyla ilişki kurulmadan yargılandığı davanın da AKP’nin yaptığı Anayasa değişikliği sayesinde olduğunu eklemeyi ihmal etmedi.

 

12 Eylül 1980’in baş mimarıydı - Milliyet

1977’de Kara Kuvvetleri’ndeki krizin ardından Genelkurmay Başkanı olan Evren 1980’de emir komuta zinciri içinde yönetime el koydu

Kenan Evren; Balkan göçmeni bir ailenin dördüncü çocuğu olarak 1918 yılında Alaşehir’de dünyaya geldi. 1919 yılında Amasya Yunan kuvvetleri tarafından işgal edildiğinde henüz yaşını doldurmamış bir bebekti.

Büyük Taaruz’un ardından Manisa kurtulduğunda 4 yaşında. İlkokulu Alaşehir’de okudu. Harf devriminden önce Arap alfabesi ile okuma yazmayı öğrenmiş olmasının etkisi ömrü boyunca sürecek, bazen Arap alfabesi ile not aldığı görülecekti. Ortaokulu Manisa’da okudu. Maltepe Askeri Lisesi’nin ardından girdiği Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu. 1940 yılında Topçu Okulu’nu bitirdi. 1949 yılında Kara Harp Akademisi’nden mezun olarak kurmay yüzbaşılığa yükseldi. Sırasıyla Genelkurmay eğitim Şubesi’nde kısım amirliği, 1. Ordu Harekat Dairesi Başkan Yardımcılığı görevlerinin yanısıra Kara Harp Akademesi’nde öğretmenlik yaptı.

Kore’de görev aldı

Orgeneralliğe terfi ettiği döneme dek Güney Kore’deki Türk Tugayı dahil Kara Kuvvetleri’nde çeşitli görevlerde bulundu. 1974 yılında orgeneralliğe terfi etti. Genelkurmay İkinci Başkanlığı görevinde bulundu. 1976 yılında Ege Ordu Komutanı olarak atandı. Ordudaki teamüller ve o dönemdeki hiyerarjik yapı nedeniyle Genelkurmay Başkanlığı yolu kendisi için kapalıydı. Ancak bu kıdem dengesini alt üst eden bir gelişme yaşandı.

Zirvede kriz

Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, 1 Mayıs 1977’de taksimde yaşanan kanlı olayın ardından 1 Haziran 1977’de Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun’u emekliye sevk etti. Emeklilik gerekçesi komutanın darbe hazırlığı yaptığıydı. Kıdemi gereği Genelkurmay Başkanı olma sırasında bulunan Ersun, devre dışında kalmıştı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın görev süresi bir yıl uzatıldı. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na yapılacak atama konusunda devletin zirvesinde kriz çıktı. Çünkü Kara Kuvvetleri Komutanı olacak kişi bir yıl sonra Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturacaktı. Dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, 1. Ordu Komutanı Adnan Ersöz’ün atanmasını istiyordu. Başbakan Demirel’in isteği ise bu göreve 3. Ordu Komutanı Fethi Esener’in getirilmesiydi.

Önündekiler devre dışı

Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na yapılacak atama kilitlenince Ersöz ile Esener’in görevlerindeki süreleri sona erdi. İki komutan da, 30 Ağustos 1977 tarihi itibariyle emekliye ayrıldı. Evren, kıdemde önünde bulunan 3 orgeneralin devre dışı kalmasıyla öne çıkacaktı. 5 Eylül 1977 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanı olarak atandı. Evren, bir yıl sonra da yani 1978’de Genelkurmay Başkanı oldu.

Demirel yolunu açtı Ecevit atamasını yaptı

Evren’in genelkurmay başkanlığı dönemi, Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan sıkıntılı yıllarıydı. siyasette istikrar yoktu ve bir hükümetin ortalama ömrü bir yıl bile sürmüyordu. 1970 ile 1980 arasında 10 yıl içinde 13 hükümet kuruldu. Bunların dördü ara rejim döneminin teknokrat hükümetleriydi. Evren, Genelkurmay Başkanlığı’na atandığında 3. Ecevit Hükümeti işbaşındaydı. Evren’e Genelkurmay Başkanlığı yolunu Demirel, Cumhurbaşkanı Korutürk’e karşı inadı ile açmış, ancak atama kararnamesinin altında Başbakan olarak Bülent Ecevit’in imzası yer almıştı. Evren, darbeden sonra iki ismi Zincirbozan’a gönderecekti.

5 imzalı muhtıra

Terör ise sokağa kadar inmişti. Sağ - sol çatışmaları şiddetlenmişti. Evren, 27 Aralık 1979’da Korutürk’e bir mektup gönderdi. Mektupta Evren’in yanısıra kuvvet komutanlarının da imzası vardı. 5 imzalı mektup, aslında iktidar ve siyaset kurumuna yönelik bir muhtıraydı. Korütürk, mektubu 2 Ocak 1980’de hükümet ve siyasi partilere gönderdi. Muhtıra aslında ufukta görünmeye başlayan askeri darbenin ilk işaret fişeği idi.

 

TSK yönetime el koydu

Genelkurmay karargahında askeri darbenin hazırlıkları başlatılmıştı. TSK, 12 Eylül 1980’de emir komuta zinciri içinde yönetime el koydu. Darbeyle birlikte Meclis ve hükümet feshedildi. Evren’in liderliğinde dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) kuruldu. Bu kadro, siyasi mizah literatüründe “beşi bir yerde” olarak adlandırılacaktı. Yasama ve yürütmenin görev ve yetkilerini, bu kadro cebir ile devraldı. Evren, Devlet Başkanı oldu. Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edildi.

Danışma Meclisi

20 Eylül’de Deniz Kuvvetleri eski komutanı Oramiral Bülent Ulusu başkanlığında darbe hükümeti kuruldu. Bu hükümetin ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı Turgut Özal oldu. Özal, bu görevinden 1982’de istifa etti ve 1983 ‘te Anavatan Partisi’ni kurdu. Evren, ekonomiyi teslim ettiği Özal’ın partisine karşı emekli Orgeneral Turgut Sunalp’ın başında olduğu Milliyetçi Demokrasi Partisi’ni destekledi.

Evren, darbe yönetiminin oluşturulmasının ardından yurt gezilerine başladı. Darbenin gerekçesi ve amaçlarını halka anlatıyordu. Darbeden bir yıl sonra Danışma Meclisi oluşturuldu. Danışma Meclisi Profesör Orhan Aldıkaçtı’nın koordinatörlüğünde yeni bir Anayasa hazırladı. 1982 Anayasası, 7 Kasım 1982 tarihinde yapılan referandumda yüzde 91.37’lik ‘evet’ oyuyla kabul edildi. Evren, yeni anayasanın 1. geçici maddesi uyarınca, yedi yıllık bir süre için, Türkiye’nin 7. cumhurbaşkanı sıfatını kazandı. Türkiye’nin Meclis ve halk tarafından doğrudan seçilmeyen ilk cumhurbaşkanı oldu.

Darbe döneminde ABD ile ilişkilerdeki yakınlaşma dikkat çekiciydi. Evren, Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönmesi için Türkiye’nin vetosunu kaldıracaktı. Cumhurbaşkanlığı’ndan sonra Genelkurmay Başkanlığı görevini Org. Nurettin Ersin’e devretti. 6 Kasım 1983’teki seçimden Evren’in eleştirdiği Özal’ın lideri olduğu ANAP birinci çıktı. Ancak bu döneminde Köşk ile hükümet ilişkilerinde büyük bir sorun yaşamadı.

34 yıl sonra darbeden yargılandı

Evren, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden 34 yıl sonra MGK’nın hayatta kalan tek üyesi olan eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya ile birlikte yargılandı. Duruşmalara ilerlemiş yaşı ve sağlık durumu nedeniyle GATA’dan telekonferans yöntemiyle yatar vaziyette katılan Evren, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18 Haziran 2014 tarihli kararıyla, “darbe” suçundan Şahinkaya ile müebbet hapse mahkûm edildi. Mahkeme, Evren hakkında yurtdışı çıkış yasağının devamına ve ordudan da çıkarılmasına hükmetti. Karar, hem sanıklar hem katılanlar tarafından temyiz edildi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğname hazırlamadı.

DARBENİN BİLANÇOSU

- 650 bin kişi gözaltına alındı.

- 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

- Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

- 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.

- 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı. 

- 7 bin kişi için idam cezası istendi.

- 517 kişiye idam cezası verildi.

- Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı).

- İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.

- 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

- 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.

- Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.

- 14 kişi açlık grevinde öldü.

- 16 kişi “kaçarken” vuruldu.

- 95 kişi “çatışmada” öldü.

- 73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi.

- 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.

- 388 bin kişiye pasaport verilmedi.

- 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı.

- 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.

- 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti.

- 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.

- 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.

- 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

- 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.

- Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

- 31 gazeteci cezaevine girdi.

- 300 gazeteci saldırıya uğradı.

- 3 gazeteci silahla öldürüldü.

- Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.

- 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.

- 39 ton gazete ve dergi imha edildi.

- Belediye başkanları görevden alındı, yerine sıkıyönetim atama yaptı.

İdam etmeyip ona mı bakacağım?

- Darbenin ardından 16 yaşındaki Erdal Eren’in idamı bir yara olarak kalacaktı. Evren, 3 Kasım 1984’te muş ziyareti sırasında  16 yaşındaki Erdal Eren’in idam edilmesi hakkında, “Şimdi ben bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vermeyeceğim ve ondan sonra idam etmeyeceğim, ömür boyu ona bakacağım. Bu Vatan için kanını akıtan bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim. Buna siz razı olur musunuz” demişti.

50 mahkûma idam

- 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra, 1972’den beri infaz edilmeyen ölüm cezaları uygulanmaya başladı. Siyasi hükümlülerin yanında cezası o zaman kadar uygulanmamamış adli hükümlülerin de cezaları uygulanmaya başladı. Darbe yönetimi sırasında sıkıyönetim askeri mahkemelerince 517 sanığa idam cezası verildi. Askeri Yargıtay’ın onayladığı idam kararlarının sayısı 124 oldu. 54 kişinin ölüm cezası yetkili kurumda (12 Eylül 1980 - 25 Ekim1981 arası Milli Güvenlik Konseyi, 25 Ekim 1981- 14 Ekim 1983 arası Danışma Meclisi, 6 Kasım 1983 sonrası TBMM) onaylandı. İdam kararlarının 50’si infaz edildi.

- 1990’da Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’ne layık görülmesi, tartışmalara neden oldu.

- Nitekim kelimesini “netekim” olarak ifade etmesi, Evren’i simgeleyen bir nitelik kazanmıştı.

 

Fetullah Gülen: Kenan Evren cennetlik - Y. Şafak

Kenan Evren tedavi gördüğü Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde 98 yaşında hayatını kaybetti. Uzun bir süredir Amerika'da bulunan Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) lideri Fetullah Gülen'in 80 darbesinin baş mimarı Kenan Evren hakkındaki açıklamaları duyanları şok etti. Kenan Evren'in cennete gidebileceğini söyleyen Paralel Yapı lideri Gülen Kenan Evren ve darbecilere destek vermişti.

17 ve 25 Aralık darbe girişimleri bozulan Paralel Yapı 35 yıl önce gerçekleşen darbeyi alkışlamıştı.

'DARBECİLERE SELÂM'

Fetullah Gülen, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Sızıntı Dergisi'nde yayınlanan 'Son Karakol' başlıklı yazısıyla Kenan Evren ve darbecilere destek vermişti.

Sızıntı Dergisi'nde yer alan 'Son Karakol' yazısının o bölümü:

"HIZIR GİBİ YETİŞTİLER"

Ne var ki, yıllardan beri, binbir saldırı ile rehnedar olmuş bir bünye, böyle hemen bir mualece ile iyi edilemeyeceği de muhakkaktı. Daha köklü ve daha gönülden bir hareket gerekliydi ki, milli bünyeyi kemiren yıllanmış seretanlar berteraf edilebilsin.

Ve, işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz.

"EVREN CENNETE GİDEBİLİR..."

Gülen 31 Ocak 2005 tarihli Milliyet Gazetesi'nde Mehmet Gündem'e verdiği röportajda Kenan Evren'i cennetlik ilan etmişti.

"Evren Paşa, seçmeli din derslerini mecburi yapmakla yararlı bir iş yapmıştır. Gençlerin çoğu onun bu icraatı vesilesiyle din eğitiminden nasiplerini almışlardır. Bu iş kanaatimce öyle büyüktür ki doğrusunu Allah bilir hiçbir sevabı olmasa bile bu icraatı ona yetebilir, ahirette kurtuluşuna vesile olabilir, cennete de gidebilir.."

 

İmam hatiplerin önünü açtılar çünkü...' - Y. Şafak

Burdur'a bağlı Bucak İlçesi İmam Hatip Ortaokulu Temel Atma Töreni, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın katılımıyla gerçekleşti. Bakan Yıldız, burada yaptığı konuşmada, "Zamanında yaşı müsait olmayanlar olabilir burada dediler ki 'İmam Hatip'in önünü açmamız lazım.' Ne zaman? Tek partili dönemlerde. Tek partili dönemlerde araştırdık. Niye İmam Hatip'in önünü açtılar çünkü cenaze yıkayacak imam yetiştiremiyorlardı. Cenaze yetiştirme, cenaze yıkama ile alakalı okul diye adını koymuşlardı. Böylesine bir zulüm olur mu?" dedi.

Bucak İlçesi İmam Hatip Ortaokulu'nun Temel Atma Töreni'nde konuşan Bakan Yıldız şöyle konuştu: “Hayırlı bir işe geldik, Bucak İmam Hatip Ortaokulu'nun temel atmasını yapacağız. Türkiye'nin normalleşmesindeki en önemli noktalardan bir tanesi İmam Hatip Okulları'dır. İmam Hatip Okulları, bir simge haline gelmiştir. Neyin simgesi? Aslında 28 Şubat'ta zulmün simgesi haline geldi, bırakın başörtülü bir kızımızın, başörtülü bir öğretmenimizin tıp fakültelerine, teknik üniversitelere girmesini, aslında onlar İmam Hatiplere, Kur'an okudukları İlahiyat Fakülteleri'ne başörtülü olarak giremiyorlardı ve Türkiye her noktadaki normalleşmesini burada da inşallah sağladı. Başı açık kardeşim, başörtülü kardeşim, hiçbir farkı olmaksızın devlet dairelerinde görev yapabilecekler, istediği okulu okuyabilecekler ve istediği okuldan da mezun olabilecekler. Bir katsayı konusu vardı, bir ucubeydi. İki tane öğrenci aynı yaşta başlamış, aynı yaşta okula devam ediyorlar ama biri diğerine göre daha dezavantajlı böyle şey olabilir mi? Böyle bir şey kesinlikle olamaz ve biz buna dur demek durumundaydık ve bunun hamd olsun önünü açtık ve bütün öğrencilerimiz istedikleri okula gidip, puanları çerçevesinde de istedikleri şekilde görev alabilecekler."

İmam Hatiplerin artık ciddi bir ideolojiyi sürüklediğini belirten Bakan Yıldız, “Bugün İmam Hatipler çok ciddi bir ideolojiyi peşinden sürüklemişlerdir. Ana muhalefetin genel başkanı dahi 'İmam Hatipleri kapatmayacağız' dedi. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz, bir de kapatsalardı bari... Doğru tektir ve her zaman o doğruya ihtiyacımız vardır. Doğruya olan ihtiyaç iktidar partisi, muhalefet partisi diye geçmez. Her birimizin siyasi iktidarı konuşmasına da ihtiyacı vardır ve bugün, o günlerde 60 bine kadar düşen İmam Hatip'teki öğrenci sayısı bugün 1 milyona ulaştı. Diğer bütün okullarımızda aynı şeyler var. Bakın, meslek liselerinde, sanat okullarında onların da önü kesilmiş oldu. Dediler ki, 'Olsun. İmam Hatip'in önü kesilsin, çok fazla ihtiyacımız olan meslek liselerimizin de önü kesilmiş olsun. Hiç fark etmez' dediler. Zamanında yaşı müsait olmayanlar olabilir burada dediler ki 'İmam Hatip'in önünü açmamız lazım.' Ne zaman? Tek partili dönemlerde. Tek partili dönemlerde araştırdık. Niye İmam Hatip'in önünü açtılar çünkü cenaze yıkayacak imam yetiştiremiyorlardı. Cenaze yetiştirme, cenaze yıkama ile alakalı okul diye adını koymuşlardı. Böylesine bir zulüm olur mu? Türkiye'nin her yönüyle beraber normalleşmesini sağlamamız lazım. Bunlardan bir tanesi de şu anda temelini attığımız ve açılışını yaptığımız okullardır" diye konuştu.

Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın konuşmasından sonra, Burdur Valisi Hasan Kürklü, Burdur protokolü ve İmam Hatipli bir kız öğrenci ile birlikte butona basılarak, İmam Hatip Lisesi'nin temeli atıldı.

Bakan Yıldız, daha sonra Ayşe Sak Ortaokulu'nun açılışını gerçekleştirdi. Bakan Yıldız, hayırsever Ayşe Sak ve öğrencilerle birlikte açılış kurdelesini kesti. Bakan Yıldız, ayrıca hayırsever Ayşe Sak'a, katkılarından dolayı plaket takdim etti.

 

Soma'nın yalnız çocukları - Cumhuriyet

Soma’da 432 çocuk tam 362 gündür babasız. Üstelik onlar için hayatları boyunca sürecek travma daha yeni başlıyor. İlk günlerdeki aşırı ilginin kesilmesiyle yalnızlık duyguları daha da büyümüş. Onlar için ‘madene giden babalar ölür’.

Soma faciasının birinci yıldönümü yaklaşırken, ölen işçilerin çocukları için hayatları boyunca sürecek travma daha yeni başlıyor. İlk günlerdeki aşırı ilginin kesilmesiyle beraber yalnızlık duygusu büyüyor. Madenciliği reddedenlerin dışında, babaları hâlâ ocağa inenler de kahraman ilan edilmeyi bekliyor.

Soma maden katliamı acısının üstünden bugün tam 362 gün geçti. 301 işçiye mezar olan bu facia, arkasında kocalarını madene gömen 301 kadın ve 432 çocuk bıraktı.

Facianın hemen ardından Türkiye adeta Soma'ya koşmuştu. Soruşturma başladı, devlet sözler verdi, çeşitli kurum, kuruluş ve bireyler bağışlar topladı. Oyuncaktan bisiklete, ayakkabıdan gıdaya bölgeye koli yağdı. Yaşanan acı binlerce fotoğrafla, sayısız haberle kamuoyuna duyuruldu. Ancak birçok araştırmaya göre toplumsal hafızamız 54 günle sınırlı. Bizler dava sürecine ya da yeni bir drama kadar bu acının üstünü örterken, 300’e yakın eş, 432 çocuk ve binlerce komşu, arkadaş, akraba ölen madencilerin acısıyla baş başa. Aradan geçen bir yılın ardından çocukları gözlemlemek ve annelerden dinlemek için Soma'dayız.

İSMET AŞIRI İLGİDEN SONRA YALNIZ KALDI

Faciada hayatını kaybeden Hayrullah Baygül'ün 3 yaşındaki çocuğu Enes'i görmek için anne Zemine Baygül'le iletişime geçmiştik. Madene kocasını gömen Zemine Baygün 11 aylıkken beyin felci geçiren ve özel bir odadaki yatakta solunum cihazına bağlı yaşayan Enes’in sağlığına kavuşmasını bekliyordu. Gitmeden önce öğrenmiştik ki, Baygül ailesinin sıkıntısı Enes'in ilaçlarının SGK tarafından karşılanmamasıydı. Soma’ya gittiğimizde ise, hastane önünde bekleyen anne Zemine Baygül'ün minik Enes'in ölüm haberini aldığı âna denk geldik.

Enes uzun süredir burnundan besleniyordu. Hastane bahçesine vardığımızda isyan eden, sinir krizi geçiren anne Baygül'ün yanında, eşini kaybeden diğer madenci eşleri vardı. Anne Baygül gözyaşları içerisinde cenaze işlemleri için Balıkesir yoluna çıkarken de ona 20'ye yakın ölen madenci ailesi eşlik etti. Bu durum, bölgede son bir yıldır artan dayanışma ruhunun Baba evde kal, madene giden ölüyor Fotoğraflar Oğuz Yıldız Emre Döker Damla Yur en önemli göstergesiydi.

Soma’da aşırı ilgi sonrası yalnız bırakılma hissini en kuvvetli biçimde yaşayan çocuklardan biri 14 yaşındaki İsmet Salgın. Faciada hayatını kaybeden İbrahim Salgın'ın üç çocuğundan biri olan İsmet’in çarpıcı bir hikayesi var. Babasının dört yıl önce kahvehanesini kapatıp madene girmesinin sebebi, Akdeniz anemisi olan oğlu İsmet'in on binlerce lira gerektiren tedavisini devlet güvencesine alacak sigortaya sahip olmaktı.

Baba Salgın bir yandan madende çalışıyor, diğer yandan oğlu için uygun ilik arıyordu. Faciada hayatını kaybeden 149 işçi de İsmet'e donör olmak için kan örneği vermişti. Salgın ve 149 işçi madenden sağ çıkamazken İsmet'e umut faciadan 1 hafta sonra Avrupa'dan gelmişti. Bulunan uygun ilik için 10'da 10 uyumlu denmesine rağmen bu umut sadece dört ay sürdü. Eylül ayında naklin gerçekleşmesi beklenirken Almanya'daki donörün liste dışı kalmasıyla İsmet ameliyat olamadı.

Türkiye'ye o dönem umut veren İsmet'in hayalleri medya aracılığıyla tek tek gerçekleşmişti. Fanatik Fenerbahçeli çocuk futbolcularla buluştu, etrafı bireylerden ve kurumlardan gelen oyuncak paketleriyle kuşatıldı. Sağlık Bakanlığı İsmet'in tedavisini takibe aldı, hastane kontrollerine özel araçlar tahsis edildi. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İsmet'in karnesini istedi, karşılığında bisiklet hediye etti. Karne geri gönderilmedi ve destekler yavaş yavaş kesildi.

ÇOCUKLAR SÜREKLİ MEZARLIĞA GİDİYOR

Anne Aynur Salgın İsmet'in gördüğü aşırı ilgiden sonra tekrar eski hayatına döndüğünde babasız kaldığını fark ettiğini belirterek, "Onun depresyonu üç-dört ay sonra başladı. Önce şımardı, ardından yalnız kalıp içine kapandı. Şimdi dersleri de kötü. Ayda bir hastaneye gidip kan alıyor. Bir yandan ilik aranıyor, ancak sonuç yok” diyor.

Aynur Salgın kızları Gökçe (12) ve Şirin (9) için de endişeli: "Çocuklar hep mezara gitmek istiyor. Ben bir yandan çalışıyorum, nasıl götüreyim? Ayrıca sürekli oraya gidip ağlamaları da onlara iyi gelmiyor. Baba acısı çok zor."

KEŞKE YİNE OKULA BABAM GÖTÜRSE

27 yaşındaki Suna Kılınç da eşini toprağa gömüp, iki çocuğuyla hayata tutunmaya çalışan bir kadın. 9 yaşındaki Cafer ve 7 yaşındaki Arzu da İzmir Kınık’ta babasız yaşamlarına devam ediyor. Kılınç psikolojik destekten ne ölçüde yararlandıklarını anlatıyor: “Sadece Kınık merkezde 8 madenci öldü. Buraya bağlı köylerle beraber 50 aile cenaze kaldırdı. Ama psikolojik destek Kınık’a değil, Soma merkeze kuruldu. Eşlerimiz zor gidiyordu, biz nasıl gidelim? Çocukları bir defa götürebildim. Çok içlerine kapandılar.” Suna Kılınç babalarının cümlesi geçmeden bir gün dahi yaşamadıklarını da ekliyor: “Eşim çocukları öğle yemeğinden sonra okula götürürdü. Mesela bugün bile kızım ‘Keşke babam götürse yine’ dedi.”

ZORUNLU GÖÇ

Yaşanan facia sonrası göç etmek zorunda kalan aileler de olduğunu öğreniyoruz. Bu durumun iki sebebi var. Kadınların kendi anne ve babalarının yanına taşınma zorunluluğu ve çocukların sağlığı için hayatlarından ‘maden’ kelimesini çıkarma isteği. Göç etmek zorunda kalanlardan biri Tomurcuk Sidal. Eşinin de öldüğü faciayı en son duyanlardan. Çünkü o sabah doğum için hastaneye kaldırılmıştı ve eve döndükten birkaç gün sonra durumdan haberi oldu. Bir süre sonra da, eşini ailesiyle beraber yaşadığı o köyden ayrıldı çünkü herkesin altüst olan psikolojisi nedeniyle sık sık tartışma çıkıyordu.

BİR PARKLARI BİLE YOK

İzmir Kınık merkezde bir ilk okulun çıkış saatine denk geliyoruz. Okuldan çıkan çocuklar bizi fotoğraf makinesiyle görünce koşuşmaya başlıyorlar. ‘Ölen madenci çocuklarına gelmişler’ diye bağıran çocuklar parmakla, ‘Abla bunun babası öldü, abla bunun dayısı, amcası...’ diye göstermeye başlıyorlar. Çocukları zar zor susturduktan sonra ise 7 yaşında ve isminin Sıla olduğunu öğrendiğimiz kız çocuğu, “Abla benim babam ölmedi ama madenci” diyor. Sıla’yı, Poyraz, Ali ve birkaç çocuk daha aynı cümlelerle takip ediyor. Kısaca bölgede babası ölen çocuklar parmakla gösterilirken, babası hâlâ madene inen çocuklar da kahraman ilan edilmeyi bekliyor. Öte yandan bölge için onca yardım toplanmasına, ölen madenci ailelerin çoğunlukta olduğu Kınık’ın Fatih Mahallesi’nde çocukların oyun oynayabileceği bir park dahi olmaması da dikkat çekiyor.

CENNETTE CEVABI ARTIK YETMİYOR

Şehit madenci Gökhan Yılmaz’ın eşi İrem Yılmaz da 7, 5 ve 1 yaşındaki üç çocuğunun durumuna ilişkin “Beş yaşındaki kızım ölümü kavrayamıyordu. Şimdi anlamış olmalı ki, ‘Neden gitti madene?’ diye soruyor. Artık cennette cevabım da yetersiz. Bireysel destek çok aldık. Abiler, ablalar geldi çocuklarla ilgilendiler ilk etapta. 3-4 ay sonra kesildi tabii” diyor. Akrabası Duygu Yılmaz’ın çocuklarından 4 yaşındaki Neriman’la kızının zaman zaman, ‘Senin baban madene gidiyor mu? Benim babam gitti öldü’ gibi konuşmalarına şahit olduklarını söylüyor.

ÖLÜMLE HEDİYE ARASINDA BAĞ KURAN ÇOCUKLAR

Faciadan sonra kurulan Boğaziçi Üniversitesi Soma Araştırma Grubu raporunu geçen ay yayımladı. 220 sayfalık raporun bir bölümünde saha gözlem ve yapılan mülakatlara yer verildi. Raporda çocuklara ilişkin şöyle bir bölüm yer alıyor: “Aynı köyden babasını kaybetmiş ve babası sağ kurtulan iki çocuk, iki arkadaş, birine sürekli hediye gelip diğerine hiç gelmemesi üzerine tartışıyor ve babası kurtulan çocuk diğerine ‘Keşke benim de babam ölseydi de ben de bu kadar çok hediye alsaydım’ dedi’.” Soma’daki çocuklar üzerindeki psikolojik travmaya dikkat çekilen raporda, “Çocuklarda hediye, yardım alınmasıyla baba ölümü arasında kurulan bağa” işaret edildi.

YARDIM ALDIK AMA İÇİNDE KOCAM OLMAYINCA YENİ EVİ NE YAPAYIM

Faciada eşini kaybeden Aysel Uslu da benzer sorunlar yaşıyor. 16 yaşındaki Büşra ve 14 yaşındaki Muhammet Enes’in durumunu anne Uslu şöyle anlatıyor: “150 milyar para verildi, evleri yaptırdık. Ne önemi var içinde kocam, çocukların babası olmadıktan sonra. İlk iş aile fotoğrafımızı duvara asmak oldu. İçinde Metin’in olduğu bu fotoğrafa bakıp çocuklarla hep ‘Keşke bunlar yaşanmasaydı’ diye konuşuyoruz. Çocuklara psikolojik destek aldırmadım ama çok iyi oldukları söylenemez. Acımız geçmeyecek, zamanla alışacağız.” Enes’e de ne olmak istediğini sorunca, “Asla madenci olmam “ cevabını alıyoruz. Aynı evde Metin Uslu’nun kardeşi Yaşar Uslu’nun eşi Kezban Uslu ve 5 yaşındaki oğlu Caner’i de görüyoruz. Kezban Uslu ailede facia sonrası kendi eşinin önce iki ay madene inmediğini, ardından tekrar gitmeye başladığını belirtiyor: “Korkuyoruz ancak yapacak bir şey yok. Caner de etraftan duyuyor ve bazen babasına işe giderken, ‘Madene gidenler ölüyor, gitme’ diyor.”

 

ÖDP üyesi Bahadır Grammeşin bıçaklı saldırıda öldürüldü - Cumhuriyet

Birleşik Haziran Hareketi ve ÖDP üyesi Bahadır Grammeşin, dün akşam Kadıköy'de uğradığı bıçaklı saldırı sonrasında hayatını kaybetti.

Birleşik Haziran Hareketi ve ÖDP üyesi Bahadır Grammeşin, dün akşam Kadıköy'de uğradığı bıçaklı saldırı sonrasında hayatını kaybetti. Eğitim Sen üyesi olduğu da öğrenilen Bahadır Grammeşin, dün akşam Kadıköy Caferağa Mahallesinde bir kavgaya karıştı. Bıçakla yaralanan Grammeşin, yaralı olarak hastaneye kaldırıldı ve tedavi altına alındı. 26 yaşındaki Bahadır Grammeşin, bugün hayatını kaybetti. ÖDP’den yapılan açıklamada, cenaze programının kısa süre içinde duyurulacağı belirtildi. Bahadır Grammeşin, özel bir rehabilitasyon merkezinde eğitim görevlisi olarak çalışıyordu. Grammeşin için bu akşam 19.00'da Kadıköy çarşı içindeki Khalkedon Meydanı'nda (kilise önü) bir anma toplantısı yapılacağı öğrenildi.

 

Ermeniler asimilasyona karşı soykırıma sarıldı - Milliyet

TBMM Araştırma Başkanlığı tarafından hazırlanan, “Ermeni Diasporası” ve “Ermeni Meselesinde Tarafların İddia ve Tutumları” adlı iki ayrı raporda çarpıcı tepitler yer aldı.

Ermenilerin Başta ABD ve Fransa olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde örgütlendiği vurgulanan, “Ermeni Diasporası” adlı raporda, “Yasadıkları ülkelerde asimile olmamak, farklı toplumlar içerisinde Ermeni kimliğinin erimesini önlemek için tehcir yıllarını sürekli canlı tutmaya çalışan ve yeni kuşaklara aktararak ortak bir geçmiş etrafında diaspora Ermenilerini bir araya getirmeye gayret eden diaspora, Ermeni dilini, kültürünü ve geleneklerini yaşatmaya özel önem atfetmektedir” denildi. Raporda, şu ilginç tespite yer verildi: “1915 olaylarının 50. yıl dönümü olan 1965 yılından sonra diaspora Ermenileri, farklı kültürlere sahip, Ermenice dışında dillerin konuşulduğu toplumlarda yaşayan yeni nesillerin asimile olmaya başladığını, anavatan Ermenistan ile bağlarının zayıfladığını, Ermeni kimlik bilincinin gerilediğini görmektedirler.

Bu nedenle, ‘Ermeni soykırımı’ iddialarının uluslararası arenaya taşındığı görülmektedir. Soykırım iddiaları, tazminat ve toprak talepleri, Türkiye karşıtlığı, Ermeni diasporası tarafından Ermenistan dışındaki Ermenileri bir arada tutmanın ve ulusal kimliği korumanın bir yolu olarak kullanılmaktadır.”

‘İkinci büyük lobi’

Raporda, Ermeni diasporasının dünyanın en güçlü ve etkili diasporalarından biri haline geldiği vurgusu yapılırken, Yahudi diasporasından sonra ikinci büyük bir lobi faaliyeti kazandığı kaydedildi.

 

Şiddetle mücadele seferberliği -  Milliyet

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca, kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla bir çok çalışma yürütülüyor.

Bugüne kadar kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda iki eylem planı yapılarak uygulandı. Son eylem planının süresi 2015 yılı sonunda dolacak. Bu yıl içinde 200 sağlık personeli, 150 aile mahkemesi kayıt görevlisi, 200 adli hizmet uzmanı, 500 emniyet personeli, 400 kadın konuk evi ve Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi çalışanı, illerdeki STK ve yerel yönetimlere ait merkezlerde çalışan 100 personel olmak üzere toplam bin 550 kişiye eğitici eğitim verilecek. Eğitimler sayesinde ilk etapta 35 bin sağlık ve 140 bin emniyet personeline ulaşılması planlanıyor.

 

Çocukları için inşaatta ter döken ‘Cemile usta’ - Mİlliyet

Giresun’un Doğankent ilçesinde, eşinden boşanan Cemile Kamacı, kendisi ve çocuklarını geçindirebilmek için inşaatlarda çalışmaya başlayan çocuklarının okul masrafını tek başına karşılıyor.

Kocasından ayrıldıktan sonra inşaat ustası olan dayısının yardımıyla inşaatta işçi olarak çalışmaya başladı. 10 yıl önce başladığı işin ustası olan Kamacı, “Çocuklarıma iyi bir hayat sunabilmek için bu işe başlamak zorunda kaldım. Bazen erkekler işten kaçıyor çünkü inşaat ağır geliyor ama ben çocuklarım için seve seve yapıyorum. Sıva, tuğla dizme, demir, kalıp yapma, elektrik tesisatı döşeme işini öğrendim ve yapabiliyorum” diye konuştu.

En büyük oğlunun İngilizce öğretmeni olarak göreve başladığını anlatan Kamacı, ortanca oğlunun üniversitede jeoloji mühendisliği bölümünde okuduğunu, en küçük çocuğunun ise liseye gittiğini söyledi.

 

Seçim sonucuna ‘yabancı’ değiller - Milliyet

Yaklaşan genel seçimler piyasa cephesinde farklı olasılıkların tartışılmasına neden oluyor. Piyasada ağırlığı bulunan yabancılar şimdilerde “alım” ağırlıklı hareket ediyor. Onlar için önemli olan “büyüme” ve “istikrarın” korunması...

Seçime bir aydan daha kısa süre kaldı. Sonucun ne olacağı, ne tür ihtimallerin Gündeme geleceği adaylar kadar yatırımcıların da merak konusu. Yatırımcılar bu noktada temkinli bir duruş sergiliyor.

Gedik Yatırım Genel Müdürü Metin Ayışık, seçim sonrasında tablonun rahatlayacağını düşünüyor. Ayışık, dünyadaki ana sorunun büyüme olduğunu belirtirken şu anda hassas bir dönemden geçtiğimizi vurguluyor ve “Seçime kadar piyasalarda çok önemli bir değişiklik beklemiyorum” diyor. Ve şunları ekliyor: “Seçim sonrası için temkinli bir iyimserlik var, yıl sonuna kadar piyasalar yüzde 10’luk marjda hareket eder”

Veriler takip edildiğinde sermaye piyasasının daha fazla yabancı ağırlıklı olduğu ortada. Geçen ay yabancılar yılın en yüksek alımını yaptı.

Mevcut durumda, piyasaların odaklandığı ve endişelerinin yükseldiği en önemli gündem konusu ise olası bir koalisyon ihtimali. Ancak yabancılar olası bir koalisyonda dahi piyasadaki ağırlıklarını koruyacakları anlaşılıyor.

İlgileri devam ediyor

Metin Ayışık, “Yabancılar yatırımda bulunurken uzun vadeli gelir, önemsedikleri kriterlerin başında da büyüme ve istikrar gelir” diyor. Bütün dünyada büyümenin daralacağı kaygısının arttığı bir noktada Türkiye’de de yansımasını ve etkisini  hissettirmesini normal karşılamalı.

Bunun yanı sıra Türkiye gelişmekte olan ülkeler içerisinde öne çıkıyor. Küresel büyüme kaygılarının arttığı bir dönemde Türkiye’de yabancıların yatırımlarını devam ettirebilmesini önemsemek gerekiyor. Sık sık yeni şirket satın almalarını görüyoruz. Bu durum Türk şirketlerinin ilgi gördüğünün göstergesi olarak değerlendirilmeli.

Borsada rekor alım geldi

Aynı şekilde borsa İstanbul’da da hisse alımlarına rastlıyoruz. Yabancı yatırımcılar, hisse senetleri piyasasında nisan ayında net 534 milyon dolarlık alım yaptı. Yabancı yatırımcıların yılın başından bu yana, aylık en yüksek alış miktarının gerçekleştiği nisan ayı ile birlikte yıllık bazda net satış tutarı 296 milyon dolara geriledi. Yabancılar en fazla banka hisselerini aldı.

Krizlerde bile çıkmadılar

Ayışık, büyük krizlerde dahi yabancı payının yüzde 61’lerin altına inmediğine işaret ederken farklı seçim sonuçlarının da bu oranlarda ciddi bir değişikliğe neden olmayacağına dikkat çekiyor.

Görülen o ki yurt içerisinde büyüme beklentilerinin güçlenmesi, ikinci yarıda toparlanma yönünde gelebilecek sinyaller ve istikrarın sağlanması, yatırımcıların risk iştahını canlı tutacak önemli etmenler arasında yer alıyor.

Morgan Stanley Türkiye önerdi

Morgan Stanley’in Türkiye için tavsiyesi ‘ağırlığını artır’ yönünde. Kurum, cazip değerlemeler, reel tahvil getirilerinde görülen yeniden fiyatlama ve hâlâ dirençli kâr trendlerini dikkate aldığını ve sonucunda EEMEA’ya karşı Türkiye için tavsiyeni ‘ağırlığını artır’ yönünde bulunduğunu belirtmekte. Morgan Stanley geçtiğimiz hafta yayınlanan raporunda; şirketlerin döviz açık pozisyonlarından oluşan risklerin makro verinin işaret ettiğinden daha düşük olabileceğine inandıklarını da vurguladı.

SON 5 YILIN 4 YILDIZI...

Borsa İstanbul’da son 5 yılda sıçrama yaşayan 4 şirket, bugün milyar dolarlık piyasa değerleri ile işlem görüyor. İşte bu şirketler...

Piyasa değeri son 5 yılda dolar bazında yüzde 352 artan Ülker Bisküvi, son yıllarda atılımlarıyla sürekli yatırımcıların gözbebeği oldu. Ülker’in başarısının sırrı; dikey entegrasyon stratejisi, yenilikleri yakın takip etmesi ve girişimci atakları.

Beş yıl önce 564 milyon dolarlık piyasa değerine sahip bulunan Ülker, bugün 2 milyar 552 milyon dolar.

‘Traktör’ uçtu gitti

Yüksek temettü verimliliği ile yatırım fonları ve yabancıların favori hisseleri arasında yer alan Türk Traktör, 5 yıl önce 376 milyon dolarlık bir piyasa değerine sahipken bugün piyasa değeri 1.5 milyar dolar.

Şirketin başarısının en büyük nedeni hem ürün ve üretim kalitesini hem de sürdürülebilirliğini arttırmaya yönelik güçlü adımlar atabilmesi. Şirket uzun yıllardır yüzde 50 pay aldığı iç pazardaki güçlü konumunu sürdürürken, bu yatırımla ihracatta yeni hamlelere hazırlanıyor.

Sodada gelecek varmış

2010’da 270 milyon dolarlık piyasa değerine sahip olan Soda Sanayii bugün 1 milyar 243 milyon dolarlık bir şirket. Şirket, dünyanın en büyük 10., Avrupa’nın ise 4. büyük sentetik soda üreticisi. Pazar payı sırasıyla, yurtiçinde yüzde 75, Avrupa’da yüzde 16 ve global bazda yüzde 3.6 seviyesinde bulunuyor. 2000’den bu yana Borsa İstanbul’da işlem görüyor. Bulgaristan ve Bosna Hersek’de kurulan ortaklıklarla, yurtdışı kaynaklı üretimin toplam üretime katkısı arttı.

‘Otomotiv’ rüzgarı

Son 5 yılda yıldızı parlayan bir diğer şirket de Doğuş Otomotiv. 412 milyon dolar piyasa değerinden 1.1 milyar dolarlık bir piyasa değerine ulaştı. Türkiye’nin lider otomotiv ithalatçısı ve en büyük otomotiv distribütörlerinden biri konumunda bulunuyor.

Başarısının arkasında müşteri odaklı ve verimliliği merkez alan bir yönetim yaklaşımı var. Toplumun ihtiyaç ve beklentileri ışığında gerçekleştirdiği uygulamalar ile sürekli gündemde.

 

Devletin IŞİD'le teması vardı - Cumhuriyet

MİT TIR’larını durdurduğu için tutuklanan savcı Özcan Şişman’ın çarpıcı iddialar dile getirdiği ifadesine Cumhuriyet ulaştı.

MİT’e ait silah yüklü TIR’ları durdurarak arama yaptıkları için “hükümeti devirmeye teşebbüs” iddiasıyla tutuklanan 4 savcı ile albayın mahkeme ifadeleri ilk kez ortaya çıktı. Kırıkhan’da TIR’ları durduran Cumhuriyet Savcısı Özcan Şişman, “O tarihlerde ve öncesinde gerek benim yaptığım, gerekse başsavcıvekilliğimiz tarafından yapılan birçok soruşturmada tesadüfen bir kısım devlet görevlilerinin devlet görevi, istihbarat ve terör ayrımını yapamadıklarını, IŞİD’e ve benzeri Suriye bölgesinde faaliyet gösteren başka unsurlarla hukuka aykırı temaslarının bulunduğunu birçok dosyada tespit ettik” dedi.

Soruşturma kapsamında başmüfettişin talebi üzerine dönemin başsavcısı Süleyman Bağrıyanık, Cumhuriyet başsavcıvekili Ahmet Karaca, savcılar Aziz Takçı ve Özcan Şişman ile Adana İl Jandarma Komutanı Albay Özkan Çokay “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs”, ile “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin etmek” suçlarını işledikleri gerekçesiyle tutuklandı.

‘Hepinizi üzerim’

İfade sorgu zaptına göre, dönemin Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık, Adana’da MİT’e ait TIR’ların durdurulması üzerine dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek’in kendisini aradığını belirterek, “Müsteşar Bey, bana TIR’larda arama yaptırılamayacağı, MİT Yasası’nın 26. maddesinin bu duruma aykırı olduğunu, eğer arama yapılırsa aramayı yapanlar ve ben dahil hepimizin üzüleceğini, böyle bir şey olmasını istemediğini söyledi” dedi. Bunun üzerine başsavcıvekili Ahmet Karaca ile görüştüğünü anlatan Bağrıyanık, kendisine aramanın MİT Yasası’na uygun olduğunu ancak ortada gecikmesinde sakınca bulunan toplanması gereken bir delil varsa bu delillerin tespiti için arama yapılmasının uygun olduğunu söylediğini kaydetti. Bağrıyanık, şöyle devam etti:

“Ancak müsteşar bey beni birkaç kez daha arayarak aramayı durdurmamı söyledi. Beni ikna edemeyince telefonu bakan beye verdi. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, bana aramanın hukuka aykırı olduğunu, hemen olaydan görevli savcıyı el çektirmem gerektiğini söyledi. Ben de yapmadım. Aramalar devam ettiği için bu hususu kendi el yazımla not alma ihtiyacı duydum.”

Adana Savcısı Özcan Şişman, yaşadıklarını şöyle anlattı:

“MİT görevlisi olduğunu söyleyen Ulvi Canik beni arayarak durdurulan TIR’larda yardım malzemesi taşındığını, işlem yapılmaması gerektiğini söyledi. Ben ise kendisine bize gelen ihbarın farklı olduğunu, görevliler MİT görevlisi ise kimlik ibraz etmeleri gerektiğini, ısrarcı olmamalarını söyledim. Ardından Kırıkhan Jandarma Komutanı ve Başsavcısı beni arayarak olay yerindeki şahısların direndiğini, kendilerini sürekli Hatay Valisi ve Başsavcısının aradığını söyleyince adli amir olarak buna tabi olduklarını izah ettim. Kendileri bana benim gelmemin uygun olacağını söylediler. Bana olay yerindekilerin MİT görevlisi olduğuna yönelik beyanları dışında bir delil bulunmadığı, görünüşleri itibarıyla da El Kaide militanlarını andırır şekilde bulunduklarını söylediler. Ben olay yerine gittiğimde valinin talimatıyla jandarma görevlileri olay yerinden ayrılmış, sadece benim tedbiren çağırdığım TEM görevlilerine aramanın yapılmasını söyledim. Arama aparatı aranmaya başladı. Bu sırada TIR’lar uzaklaşmaya başladı. Bir süre sonra da TEM görevlileri olay yerinden ayrıldı. Tek başıma aramayı icra edemeyeceğimden aramayı sonlandırdım.”

Ahrar eş Şam’a mühimmat

Gerçekten silah varsa bunun devlet sırrı olamayacağını söyleyen Şişman, “Suç devlet sırrı olamaz” ifadesini kullandı. Adana’daki aramaya atıf yapan Şişman, bir TIR’da füze başlığı ve roketatar başlığı bulduklarını söylerken, şunları kaydetti: “Bu suça karışan kişilerden iki kişi, bu işleri devletin bilgisi dahilinde yaptıklarını söylediler. Hatta kendilerine başka devlet görevlilerinin de yardımcı olduğunu aynı TIR’la 6-26 Ekim tarihlerinde Reyhanlı Bükülmez köyü sınırında sınır karakolu noktasına mühimmat yıktığını ve bunun sınırın diğer tarafına geçirildiğini beyan edince, güvenlik kamera görüntülerini izlediğimizde bu hususu doğruladık. Yer gösterme sonucu mühimmatın döküldüğü noktada sınırın diğer kısmının El Ahrarı Şam isimli terör örgütünün (Ahrar eş Şam) kampı olduğunu tespit etmiştik.”

 

İstanbul’dan 4 ayda 82 kişi IŞİD’e katıldı - Milliyet

Emniyet kaynakları 2015 yılının ilk 4 ayında çoğu Avrupa’da yaşayan 82 kişinin IŞİD’e katılmak için İstanbul üzerinden sınır şehirlerine gittiğini belirlediklerini açıkladı...

İstanbul üzerinden son 4 ayda 82 kişi IŞİD’e katıldı. Emniyet kaynakları 2015 yılının ilk 4 ayında İstanbul üzerinden 82 kişinin IŞİD’e katılmak için sınır şehirlerine gittiğini tespit ettiklerini söyledi.

Edinilen bilgiye göre bu kişiler genellikle esenler Otogarı’ndan Suriye sınırındaki şehirlere bilet alıyorlar. Daha sonra bu şehirler üzerinden ise sınırı geçiyorlar. IŞİD’e katılmak amacıyla sınırı geçenler sadece Türkiye vatandaşları da değil. Bu sayının içerisinde çocuğunun en son İstanbul’da görüldüğünü ama bir daha haber alamadıklarını söyleyen yabancılar da var. Bu ülkeler arasında İngiltere, Belçika gibi Avrupa ülkeleri de bulunuyor. Farklı dini örgütlere katılmak üzere İstanbul’dan yola çıkanların sayısının ise 59 olduğu belirtildi. 

Ülkelerinde yakalanıyorlar

Uluslararası ajanslarda ya da arama motorlarında “İstanbul” ve “ISIL” (İngilizce IŞİD) yazdığınızda sadece son 4 ay içerisinde İstanbul üzerinden IŞİD’e katılmak üzere yola çıkmış birçok yabancının hikayesine rastlamak mümkün.

Bu olaylardan biri 15 Mart’ta meydana gelmişti. 17 yaşında iki genç yanlarında 19 yaşındaki bir başka gençle IŞİD’e katılmak için Londra’dan yola çıktı. Gençlerin aileleri çocuklarının İstanbul’a geldiğini tespit ettiklerinde hemen İngiltere polisine durumu bildirdi. Türkiye’de polis teşkilatı ile bağlantıya geçen İngiltere polisi durumu bildirdi. Bunun üzerine önlemini alan polis, 3 kişiyi İstanbul’da havaalanına iner inmez yakaladı. Bu olaydan haftalar önce ikisi 15, biri 16 yaşındaki üç İngiliz kız da İstanbul’a gelerek buradan Suriye’ye geçmişlerdi. 

9 Nisan’da ise Amerikan medyası İstanbul’da IŞİD’e katılacağı gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra ABD’ye gönderilen 34 yaşındaki Joshua Ray Van Haften hakkındaki haberlerle doluydu. Van Haften aslında Kasım ayında İstanbul’da yakalanmış fakat Türkiye’de sorgusu uzun sürdüğü için Nisan ayında ABD’ye geri gönderilmişti.

İstanbul’da yakalanıp ülkelerine gönderilenler kadar Suriye sınırını geçip IŞİD’e katılma amacıyla İstanbul’a gelmeye hazırlanırken ülkelerinde yakalananlar da bir hayli fazla.

 

 

Orgeneral Özel, 15 gün rapor aldı - Vatan

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, sağlık sorunları nedeniyle 15 gün süreli rapor aldı. Genelkurmay Başkanlığı’na, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar, 15 gün süreyle vekalet edecek.

Özel’in karargaha gitmemesi nedeniyle bugün kulislerde, bir dizi iddia gündeme geldi. Suriye’ye operasyon iddiaları nedeniyle kulislerde farklı senaryolar konuşulurken, Özel’in görevini bıraktığı, Akar’ın vekaleten Genelkurmay Başkanı olduğu iddia edildi.

 

Özel, geçen yıl zona rahatsızlığı nedeniyle GATA’da tedavi olmuştu.

Özel’in, rahatsızlığı nedeniyle 15 gün süreyle rapor aldığı, bu süre içinde ameliyat olacağı belirtildi. Bu süre içinde Özel’e, Orgeneral Akar vekalet edecek. Özel’in yurt dışı gezileri sırasında da vekalet TSK’nın ikinci ismi olan Kara Kuvvetleri Komutanı’na bırakılıyor.

Orgeneral rütbesi ile 2007- 2008 yılları arasında Ege Ordusu Komutanlığı, 2008-2010 yılları arasında 2’nci Ordu Komutanlığı, 2010-2011 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı, 29 Temmuz - 04 Ağustos 2011 tarihleri arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanı Vekilliği görevlerini yürüten Özel;  04 Ağustos 2011 tarihinden geçerli olmak üzere Genelkurmay Başkanlığına asaleten atanmıştı. Özel’in görev süresi bu yıl Ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şura’nın ardından sona erecek.

 

Mardin ruhsata boğulmuş - Cumhuriyet

AKP döneminde Mardin’de 10 binin üzerinde imar ruhsatı verildiği için bir yıldır görevde olan BDP’li belediyeye tek bir ruhsat başvurusu olmamış.

[Haber görseli]Mardin denilince akıllara tarihi dokusu dar sokakları ve taş evleri gelir. Ama tarihi mardin ile şu anki Mardin arasında dağlar kadar fark var. Şehrin girişinde sizi koca inşaatlar karşılıyor. Birçoğu yarım kalmış. Alabildiğine geniş alanlara 15-20 katlı binalarla donatılmış siteler kurulmuş. Kentteki çarpık yapılaşmayı bir yıl önce Mardin’de Büyükşehir Belediyesini kazanan BDP’li Belediye Eş Başkanı Februniye Akyol Akay’a sorduk. Akyol’a göre Mardin’de eski belediye tarım arazilerini imara açıp binlerce imar ruhsatı verdi. Kentteki çarpık yapılaşma ve bir yılda yapılanlar ve BDP’li belediyenin hedefleri ile ilgili Februniye Akyol Akay ile konuştuk.

Park yok

Kentteki çarpık yapılaşmaya neden izin verdiniz?

Geçmişteki belediye sadece inşaata çalışmış. Ne bir park, ne bir sosyal merkez, ne bir spor tesisi var. Bizden önceki AKP’li belediye 10 binden fazla konutun imar ruhsatını vermiş. Biz bir yıldır görevdeyiz imar ruhtası için tek bir başvuru almadık.

Seçim sonucu nasıl karşılandı?

Göreve geldiğimizde gerçekten bir belediye yoktu. Sadece imar alanları açma, yüksek binaları yapma ama halkın taleplerini sosyal kültürel taleplerini asla dikkate almayan bir belediye anlayışı hakimdi. AKP hesapları şunun üzerine kurdu, Büyükşehiri kazanmayacak ve ilçe belediyesi olan Artuklu Belediyesi’ni kazanacaktı.

O yüzden büyükşehirde olması gereken belediyeye ait taşınır ve taşınmazların hepsini seçimden önce Artuklu Belediyesine devretmiş. Ama hesapları tutmadı Artuklu’yu da biz aldık. Ama şu anda hizmet verdiğimiz bina Artuklu belediyesine ait.

Nasıl bir tablo vardı?

Geldiğimizde hepimiz acemiydik.Yığınla talepler geliyor. Bütçemiz çok sıkıntılı. Özkaynağımız da yok çünkü kırsalımız köyümüz çok fazla. Kırsaldan vergi almak mümkün değil. Elektrikte suda normal hizmet bedellerini bile alamıyoruz. Halkımızın da maddi durumu kötü. İlk göreve geldiğimizde AKP’nin yaptıklarına karşılık çadır eylemi düşünüyorduk. Eyleme başlayacağımız sırada Soma faciası oldu. Şu anda 30 metrekarelik alanda çalışmaya çalışıyoruz.

Hizmet bedellerini alamıyoruz dediniz neden?

Mesela Kızıltepe’de 46 bin elektrik abonesi var, ama 22 bin su abonesi var. Merkezde 25 bin elektrik abonesi var, su abonesi 12 bin. Şimdi yeniden bir otomasyona gidiyoruz. Sayaçları yeniliyoruz.

Borç 570 milyon lira

Peki merkezden kaynak alma konusunda sıkıntılarınız var mı Ankara ile ilişkiler nasıl?

 

Belediye olarak şu anda 570 milyon TL borcumuz var. Maliye Bakanlığından ayda 9-10 Milyon lira para geliyor bunun yüzde 40’ı borçlara kesiliyor. Yüzde 52’si personel maaşlarına gidiyor. Kalan yüzde 8 ile birşeyler yapmaya çalışıyoruz.

Mardin’de 1200 köyü var, ilçeleri var. Mardin’de 4500 kilometre köy yolları ağı var. Cumhuriyetten beri doğru dürüst bir yol yok.

İş makinemiz yok

Ama Büyükşehirsiniz daha fazla kaynak gelmesi gerekmiyor mu?

Büyükşehiriz ama mesela hiç iş makinemiz ve halk otobüsümüz yok. Ankara’dan 30 milyon liralık kredi talebinde bulunduk. O kadar kredi veremeyeceklerini söylediler. Bunu zamana yayıyorlar en son 15 milyona indirdiler. Neyseki şuan onayını aldık. Ama bu tür engellerle karşılaşıyoruz.

Yeni iş yaratma konusunda çalışmalar var mı?

Düşüncelerimizden biri köy pazarı oluşturmak. Ekolojik bir tarım teşviki yapacağız. Yine meyve ağaçlandırması teşviki ve kooperatif teşviki yapacağız. Kadın emeği ve ürünleriyle alakalı bir şeyler yapıyoruz. Kadınların ürünlerini yapıp satabileceği ortamlar yaratmaya çalışıyoruz.

Göreve geldiğimizde kadın çalışan sayımız yüzde 7’ler civarındaydı. Bunu şimdi yüzde 30’a çıkardık. Kadın Yaşamevi projemiz var. Kadın kendi ayaklarının üzerinde durana kadar orada kalabilcek.

 

Barzani: Türkiye'nin yardımı olmasaydı Kobani'nin geri alınması mümkün olmazdı - Hürriyet

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani, Washington'daki temasları sırasında görüştüğü Amerikalı yetkililerin, Kürt peşmergelerin, Irak ordusuna sağlanan silah yardımlarından kendilerine düşen payı alacağına dair güvence verdiğini belirtti. Barzani, Türkiye ve ABD'nin yardımı olmasaydı, IŞİD'in Kobani'den çıkarılmasının mümkün olmayacağını söyledi.

Barzani, Dış İlişkiler Konseyi adlı düşünce kuruluşunda verdiği konferansta, "Geçmişe gittiğinizde, 2007 yılında (mevcut Genelkurmay Başkanı) General Martin Dempsey Irak'ta görevliyken, Irak ordusu ne alıyorsa Kürt peşmergelerin de Irak ulusal savunma sisteminin parçası olarak kendine düşen payı alacağına dair sözler verilmişti ancak o tarihten bu yana ne bir kurşun ne bir silah parçası aldık" dedi.

Mesut Barzani, "Bu konuyu (Amerikalı yetkililerle) konuştuk. Bunun (Peşmergelere paylarının verilmemesi) bir daha olmayacağına, bu konunun takipçisi olacaklarına dair güvenceler verildi. Daha önce bize bu türden resmi güvence verilmemişti. Bundan mutluluk duyduk. Ülkemize kendimizden emin ve umutla dönüyoruz" diye konuştu.

Amerikan haber ajansı AP'nin haberine göre de Barzani, Washington'da Amerikan yazılı medyasından bir grup gazeteciyle buluşmasında, "Şunu yinelemek isterim: Eğer bize kalsa bunları (ABD'nin silah yardımları) doğrudan almak isteriz. Pozisyonumuzdan geri adım atmadık. Silahların peşmergenin eline geçmesi gerektiğinde ısrarcıyız" ifadelerini kullandı. Ancak Barzani, Beyaz Saray ile Kongre arasında bu konudaki görüş ayrılığına karışmayacağını kaydetti.

'TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERİN DÜZEYİNDEN MEMNUNUM'

Bu arada Barzani, Türkiye ile ilgili bir soru üzerine, Türkiye ile IKBY arasındaki ilişkilerin düzeyinden memnuniyetini dile getirerek, çözüm sürecini de desteklediklerini hatırlattı.

Barzani, "başlangıçta Türkiye'nin IŞİD'le mücadelede bazı çekincelerinin bulunduğunu ama şimdi bunların azaldığını" belirterek, “(Kobani'nin IŞİD'in elinden geri alınması) Türkiye ve ABD'nin işbirliği olmasaydı bu mümkün değildi" dedi.

ABD Kongresi Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi'nin 2016 mali yılı için Ulusal Savunma Yetki Tasarısı'nın "IŞİD ile mücadele için yardım sağlanması yetkisinde değişiklik" kısmında, bu örgütle mücadelede Irak için öngörülen 715 milyon dolarlık fonun en az yüzde 25'inin Kürt peşmergeleri, Sünni yerel güvenlik güçleri ile Irak Sünni ulusal muhafızlarına doğrudan askeri yardımlar için kullanılması öngörülüyor.

ABD Kongresi her ne kadar Irak'ta bölgesel yönetime doğrudan askeri destek gönderme yönünde girişim başlatsa da Obama yönetimi, bu tür desteklerin Irak hükümeti vasıtasıyla olması gerektiğinde ısrarcı. "Birleşik bir Irak" isteyen yönetim, bu konuda politika değişikliğine açık görünmezken, bunu da Barzani ile görüşmelerinin tamamında ülkenin bütünlüğü ile DAEŞ ile mücadelede tüm koordinasyonların "Irak hükümetiyle" birlikte yapılması gerektiği yönündeki tekrarlı vurgularıyla ortaya koydu.

 

Cezaevi isyanı: 62 ölü - Milliyet

Irak’ta, Bağdat’a 50 km’deki Halis cezaevinde, mahkumların silah deposuna ulaşması ile çatışma çıktı, 50 mahkum ve 12 polis öldü.

Terör suçlularının da aralarında bulunduğu 40 mahkum kaçtı. Bağdat’ta ise Şii hacılara düzenlenen saldırıda 7 kişi öldü.

 

Ülkeleri hastalıkla damgalamayın - Hürriyet

DÜNYA Sağlık Örgütü (WHO), medyayı ve bilim insanlarını yeni keşfedilen hastalıklara verdikleri isimlerle belli kültür, millet ve bölgeleri damgalamamaları konusunda uyardı.

Hastalıkların isimlendirilmesi ile ilgili bir rehber yayınlayan örgüt, gelecekte “İspanyol Gribi” ya da “Orta Doğu Solunum Sendromu” gibi bazı bölgelerin söz konusu hastalıktan sorumlu olduğunu ima eden hastalık isimlerinden kaçınılması gerektiğini belirtti. WHO yetkilileri bunun yerine gelecekte keşfedilecek hastalıklara ‘halkın rahatça teleffuz edebileceği ve hiçbir gruba sorumluluk yüklemeyen isimler’ verilmesini istedi. Konu ile ilgili BBC’ye açıklama yapan WHO yöneticisi Dr. Keiji Fukuda, “Bu önemsiz bir konu gibi görünebilir ancak hastalık isimleri hastalıklardan etkilenen kişiler için gerçekten önem taşıyor” dedi.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER): 10  MAYIS  2015  BASIN  BULTENLERI  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.