KOBANÊ DİRENİŞİ VE TÜRKİYE, SURİYE, IRAK VE İRAN’IN KADERİ
Politik Analiz / 29 Eylül 2014 Pazartesi Saat 06:37
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto


Uluslar arası güçlerin kendi dar siyasi amaçları için zemin hazırladıkları terör gruplarının büyüyüp de dengeleri zorlamaları sonucu yine aynı güçler tarafından nasıl bir kez daha yeniden kumanda edilmeye çalışıldığına bir kez daha tanık olduk. Son yıllarda bu biçimde zemin sunulan ve DAIŞ adı verilen çete yapılanmasının bölge ve dünya dengelerini zorlayacak kadar tehlikeli olmaya başlaması, söz konusu güçleri yeniden “durumu gözden geçirme” toplantılarına sevk etti. Burada vurgulanması gereken düşündürücü boyut, DAIŞ’in öncülü olan “El Kaide” projesinin esas aktörleri olan ABD ve Suudi Arabistan’ın bu toplantılarda “kurtarıcı” rolüne soyunarak keskin ama bir o kadar da yapay pozisyon almalarıdır.  Öyle anlaşılıyor ki yol kazasına uğrayan projeyi tekrardan yönlendirme ve yapılandırma arayışındadırlar. Bunu yaparken de kendi projeleri olan ve şimdi “öcü” vazifesi gören DAIŞ karşısında herkesi kendilerinin öncülük ettiği bir ittifaka çekmeyi amaçlamaktadırlar. Böylece planlamalarındaki sonraki amaçlarına ve de oluşturdukları yeni hedeflere yol alabilmeyi düşünmektedirler.  Bunun için de Amerikalı ve İngiliz 2-3 kişinin –ki sıradan olmadıkları anlaşılıyordu- kurban verilmesi gerekiyordu. Irak ve Suriye’de yüzbinlerin ölüm, yaralanma ve göçüne neden olan ve kendi eserleri olan terörü sadece izlemekle yetinen bu güçler kendilerinin zemin hazırlaması sonucu birkaç vatandaşları öldürülünce hemen seferberlik pozisyonuna geçtiler.

Uluslar arası güçlerin gözden geçirdikleri yeni konseptlerinde neler var, kim için ne düşünülmüş ve hangi güçler nereye oturtulacak? Yeni dönemin can alıcı soruları bunlar olmaktadır.

“PKK-DAIŞ Savaşı”nın Derinleştirilmesi Amaçlanıyor

Güncelleştirilmiş konsept içerisinde DAIŞ’in yok edilmesi ya da tasfiye edilmesi yer almamaktadır. Aksine kendilerince daha “makul” sınırlar içerisine çekilmiş ve dizayn edilmiş bir DAIŞ düşünülmektedir. Suudi Arabistan ve Fransa’daki resmi toplantılar ile perde gerisindeki gizli toplantılarda bunun yöntemleri ve taktikleri belirlendi. Basına yansıtılan DAIŞ’in lojistik, ekonomik ve insan kaynaklarının takibe alınması ve sınırlı hava operasyonları ifadeleri, bu çete yapılanmasına dönük öldürücü değil sınırlandırıcı ve kontrol sağlayıcı bir yönelimin olacağını göstermektedir. Nitekim pratikte gerçekleşen de budur. Hatta bu güçlerin çoğu DAIŞ’i terörist dahi ilan etmiş değiller.

Yeni konseptin içerisinde kuşkusuz ana hedeflerden biri Kürt özgürlük mücadelesidir. Bunun için birbirine karşıt çifte bir yöntem izlenmektedir. Bu yöntem “Kuzey Kürdistan’da ‘çözüm’, Batı Kürdistan’da ‘DAIŞ’ formülü” olarak adlandırılabilir. “Çözüm”ün kendi istedikleri hatta ilerlemesi için DAIŞ hep devrede tutulacak. Bu kendilerince DAIŞ yoluyla “terbiye” ve kendi istedikleri kıvama çekme harekatı olarak da nitelendirilebilir. Bunun en çarpıcı göstergesi, bir yandan Kuzey’de “çözümün somut yol haritası” telaffuz edilirken hemen yanı sıra Kobanê’ye Suriye ve Irak’ın herhangi bir yerinde görülmemiş derecede bir DAIŞ saldırısının eşlik et(tiril)mesidir. Bu bir anlamda ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir ve Türk devletinin aracılığıyla yürütülen uluslara arası bir konsept olmaktadır. İşin ilginç yanı ise bunun basın dilidir. Yani bir yandan Kürt özgürlük mücadelesine dönük bu cendereye alma siyaseti yürütülürken diğer yandan da kendi güdümlerinde olan uluslar arası basın üzerinden övgüler düzülmektedir. Bu övgülerin, söz konusu konseptin bir manipülasyon öğesi olması dışında hiçbir anlamı da yoktur.

TC’ye Verilen “Aracı” Rolüdür

Türk devletinin aracılığından bahsetmişken buna ilişkin verileri biraz daha açmakta fayda vardır. Aslında başından beri Türkiye en başta coğrafi olarak her açıdan DAIŞ için bir aracı sahası oldu ve bu gözler önünde cereyan etti. Fakat yeni döneme böyle girilemezdi. Bunun için bazı “düzenlemeler” gerekiyordu. ABD Dış İşleri bakanı Kerry, DAIŞ konusunda Türkiye’den söz ederken bu ülkenin “bazı hassasiyetleri”nden bahsetti. Bu ifade Türkiye’ye yeni dönemde verilecek rol ve bunun için gösterilecek toleransa işaret ediyordu. Buna göre Türkiye aracı rolünü sürdürecek fakat bunu deyim yerindeyse daha “usulüne uygun” yerine getirecekti. Bunun için birincisi sözde rehine meselesinin çözümlenmesi gerekiyordu. Çünkü bu taktik zamanaşımına uğruyordu. Daha fazla sürdürülmesi sergilenen tiyatroyu açığa çıkarabilirdi. Kobanê’ye en ağır saldırının olduğu bir dönemde söz konusu sözde rehinelerin alıkonuldukları Irak’ın Musul şehrinden değil de Kobanê’ye hemen komşu olan Girê Spî (Til Ebyad) üzerinden teslim edilmesi düşündürücüdür. İkincisi TC’nin gündeme koyduğu Kuzey ile Rojava arasında düşünülen “tampon bölge” konusudur. Öyle anlaşılıyor ki bununla da hem Rojava’ya dönük kuşatmanın derinleştirilmesi hem de DAIŞ’e olan insani ve maddi akışın “örtülü” hale dönüştürülmesi amaçlanmaktadır. Böylece daha önceki açıktan aracılığın gizlenerek sürdürülmesi hedeflenmektedir. Bunlar yapılırken Türkiye’nin “hassasiyetleri” de elbette düşünülmektedir. Bundan kasıt, bu ülkeden DAIŞ saflarına katılan binlerce kişi, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere yüzlerce uyuyan selefi hücre, önemli sayılabilecek bir kitle tabanı vb kast edilmektedir. Çünkü bunlar bir yere yönlendirilemezse ana hücreye yöneleceklerdir.

KDP Her Zamanki Gibi Truva Atıdır

Geliştirilen son yönelim içerisinde KDP’nin iki temel hedefi bulunmaktadır. Birincisi her zamanki gibi Truva atı rolü oynayarak “iç”te oynamadır. İkincisi başta Şengal olmak üzere genel olarak uğradığı hezimeti atlatma ve kendisini temize çıkarmadır. Bu yüzden KDP tüm organlarıyla cani gönülden Kobanê’nin düşmesini dilemekte ve bunun için alttan alta çalışmaktadır. Rudaw kanalının yayınları zaten ruh halini ele vermektedir. Çünkü Kobanê düşerse KDP hemen şu söyleme sarılacaktır: “Bakın Şengal’de yaşananlar Kobanê’de de yaşandı. DAIŞ’in ağır silahlarının olması, bizim de bunlardan yoksun olmamız gibi söylediğimiz nedenler doğruydu. YPG de aynı sorunları yaşadı. Bu yüzden de aynı durum yaşandı.”

Peşi sıra da ağır bir psikolojik bombardımanı devreye koyacaktır. Zaten şimdiden bunu yapmaktadır. Kısacası KDP, Kürt özgürlük mücadelesi açısından Kobanê ile başlayan bir kırılmayı hayal etmekte ve ardından parsayı nasıl toplayacağını hesaplamaktadır. Hatta şimdi bile DAIŞ karşısında esas direnen ve başarı sağlayan güç Kürt özgürlük mücadelesi olmasına rağmen KDP bunun kazanımlarını kendi hanesine yazdırmak için olmadık siyasi ve diplomatik manevralar çizmektedir.

Yeni Yönelimin Diğer Hedefleri

Uluslar arası güçlerin bu yeni planlamalarla hedefledikleri diğer güçler İran ve Suriye’dir. Belirtmek gerekir ki Musul’un düşüşünden önce DAIŞ’in Suriye rejimine dönük istisnalar hariç bir yönelimi yoktu. Ancak Musul’un düşürülmesinden sonra DAIŞ-Suriye savaşı da başladı. Bunda uluslar arası güçlerin rolünü yadsımamak gerekir. Şimdi de DAIŞ bahane edilerek Suriye’ye bir müdahale planlaması geliştirilmek isteniyor. Üstelik de Suriye’de ama Suriye’siz bir müdahaleden söz ediliyor. Buna en başta karşı çıkan ülke de Rusya oldu. Elbette Rusya, böylesi bir müdahalenin ana amacının müttefiki Suriye rejimi olduğunu bilmeyecek durumda değildir.

Yine aynı güçler ısrarla DAIŞ’e, Güney Kürdistan ya da Irak üzerinden İran’a ulaşacak bir koridor açtırmayı amaçladılar. Bununla da bir DAIŞ-İran savaşı başlatmak istediler. İran buna karşı iki yönlü bir tedbir aldı. Birincisi zaten dolaylı yoldan DAIŞ içerisinde yönlendirici unsurları vardı ve bunları kullandı. İkincisi de direk olarak Irak’a asker gönderdi ve müdahale etti. Özellikle de  Xaneqin-Celawla hattına müdahale etti. Fakat söz konusu güçler bu amaçlarından vazgeçmiş değil. Önümüzdeki süreçte İran ya da Doğu Kürdistan toprakları içerisindeki bir DAIŞ hareketliliği beklenmelidir.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER): KOBANE  DIRENISI  VE  TURKIYE  SURIYE  IRAK  VE  IRAN  IN  KADERI  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.