18 NİSAN 2014 BASIN BÜLTENLERİ
Basın Bültenleri / 18 Nisan 2014 Cuma Saat 09:21
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AP Kürtlere ve Ermenilere saldırıları kınadı - ANF Bi hezaran Êzidiyan Çarşema Sor pîroz kir - ANHA Gurbetelli'nin çizgisiyle Binevş'te ilerliyoruz - JINHA 'Em pereyan naxwazin, dixwazin Sayar û hevalên wî bê darizandin' – DÎHA

'Em pereyan naxwazin, dixwazin Sayar û hevalên wî bê darizandin' – DÎHA

Li Bajaroka Bespînê yê Navçeya Sîlopiya Şirnexê di 14'ê Hezîrana 1993'an de 6 gundî hatibûn kuştin û der barê 6 leşkeran de doz hatibû vekirin. Dadgeha Mafên Mirovan a Ewropayê Tirkiye mahkum kir. Lê xizmên kuştiyan bertek nîşanî vê yekê da û diyar ki ku ew pereyan naxwazin û dixwazin kujer û bersûc bê darizandin.
Hevsera kuştî Salih Demirhan Zeynep Demirhan, diyar kir ku dewletê hevserê wê revand û xaniyê wê şewitand û wiha got: "Dewletê zarokên min bê xanî û bê bav hişt."

Di fermandariya Tuggeneralê teqawît Mete Sayar û 5 leşkeran de di 14'ê Hezîrana 1993'an de li bajaroka Bespînê ya Navçeya Sîlopiyê ya Şirnexê 6 welatî hatin kuştin. Pişt bûyerê li ser giliyê malbat û parêzeran der barê 6 leşkaran de doz hat vekirin. 1'emîn rûniştina dozê, li 9'emîn Dadgeha Cezayên Giran a Enqereyê hat dîtin. Di rûniştinê de Fermandar Tuggeneralê teqawît Mete Sayar, Fermandarê Tîma Boluka 3'emîn Tegmen Îbrahim Kiraç, Serbaz Murat Alî Yildiz, Fermandarê Tabûra Piyadeya 1'emîn Hasan Basrî Vural, Tegmenê tugaya Hewayê ya Kayserî Serdar Tekin, Ji fermandariya Tabûra Komandoya 2'yenîn Tansel Eroglu û xizmên mexdûran amade bûn. Dadgeha Mafên Mirovan a Ewropayê (DMME) di doza Bespînê ku 6 welatî ji aliyê leşkeriyê ve hatin qetilkirin Tirkiye mahkum kir. DMME'ê ji ber ku Tirkiye Peymana Mafên Mirovan a Ewropa (PMME) binpê kir 265 hezar Euro ceza li Tirkiye birî. Xizmên 6 gundiyên hatin qetilkirin biryara DMME'ê ji DÎHA yê re nixandin.

Hevsera Demirhan: Dewletê zarokê min bê bav û bê xanî hişt

Hevsera Salih Demirhan Zeynep Demirhan, anî ziman ku gora hevserê wê jî tune û ew dê heta dawî dozdar be. Zeynep Demîrhan xwest Sayar û leşkerên hevalên wî bên cezakirin û wiha got: "Ji ber zext û tirsa wê demê min 2 sal şûnde aqûbeta hevserê xwe pirsî. Em her dem di bin gefên leşkerî û rayedaran de bûn. Wê demê Mete Sayar û ekîba xwe tirsek mezin çêkirbû. Berpirsiyarê kuştina hevserê min Mete Sayar e. Em dixwazin Sayar bê cezakirin. Sayar û ekîbê xwe di 14'ê Hezîrana sala 1993'an de Mete Sayar û ekîbê xwe hatin gund û hevserê min bi zorê ji malê birin. Piştî 15 deqîqe şûnde em tev ji malê derxistin û xaniyê me şewitandin. Dewletletê zarokên min bê bav û bê xanî hişt. Hêj gora hevserê min tune. Em nizanim hevserê min û hevalê wî li ku hatin kuştin û li ku hatin defin kirin.

Demirhan, anî ziman ku wan serî li hemû merc û erkan dan, lê tu encam bi dest nexistin. Demîrhan, da zanîn ku herî dawî piştî serî li Dozgeriya Komarê ya Sîlopiyê dan, li tenişta Fermandariya Tabûrê kolandin hat kirin û hestiyên ku haıtin dîtin ji bo lêkolînê şandin saziya Tipa Edlî. Min û 6 zarokên xwe ev zilm û zordarî heq nekiriye. Ez dixwazim hesab bê pirsîn.

Hevsera Ozdemir: Bila qatil hesap bidin

Hevsera kuştî Halît Ozdemir Fatma Ozdemir jî xwest hesap ji kujeran bê pirsîn û kujer bên darizandin. Ozdemîr, da zanîn ku serê sibê leşkeran bi ser gundê wan de girt û hevserê wê ji malê birin û winda kirin.


Öldürülen oğluna olan hasretini 4 yıldır eşyaları ile gideriyor - DİHA

Hakkari'de 2010 yılının Ramazan Bayramı'nda bir uzman çavuş tarafından katledilen 15 yaşındaki Enver Turan davasında yargılanan katil zanlısı uzman çavuş Gökşen Sarp serbest bırakıldı. Anne Bahar Turan ise 4 yıldır oğlundan kalan fotoğraflara, öldürülmeden önce kesip sakladığı saçına, çalmaya doyamadığı flütüne, oynarken elinden düşürmediği sapanı ile mezuniyet belgelerine ve puşisine bakarak hasret gideriyor

Kürt sorununun çözülmeyişinden kaynaklı 30 yılı aşkın bir süredir devam eden çatışmalı sürecin izleri bölgede unutulmaz yaralar bırakmaya devam ediyor. Açılan her kapıda ya devletin sıktığı kurşundan ya da savaş nedeniyle altüst olan bir aile hikayesine rastlanılan Hakkari'de, bitmek bilmeyen acılar içinde hayata tutunmaya çalışan insan yüzleri ile karşılaşılıyor. Bu acılı ailelerden biri olan Turan ailesi, savaşın en çetin geçtiği 90'lı yıllarda Çukurca'ya bağlı Yapraklı (Gırse) köyünde yaşarken, köyün devlet tarafından yakılması sonucunda 3 çocukla beraber Hakkari'ye göç etmek zorunda kalır. Yeniden umuda tutunmaya çalışan ailenin acı dolu hayatı, devletin sıktığı kurşun sonucu bir kez daha telafisi olmayan yaralara yol açar. Turan ailesinin 15 yaşındaki çocuğu Enver Turan, 9 Eylül 2010 Ramazan Bayramı sabahı gerçekleşen protesto eyleminde polisin müdahalesi ile başlayan olaylar sırasında akrabalarına bayramlaşmaya gittiği sırada uzman çavuş Gökşen Sarp'ın silahından çıkan 2 kurşunla vuruldu. Bir hafta Van'da yoğun bakımda tutulan Turan, ardından yaşamını yitirdi.

Katil zanlısı beraat etti!

Hakkari'de görülen dava "güvenlik" gerekçesiyle Yozgat'a alınırken, Turan ailesi, katil zanlısına beraat verileceğini daha davanın başından bildiklerini dile getiriyor. 3 yıl süren yargılamanın ardından katil zanlısı uzman çavuş Gökşen Sarp'ın beraat etmesi de ailenin bu öngörüsünü doğruladı. Yargıtay 5'inci Ceza Dairesi ise olay yerinde keşif yapılmadığı ve kesin kabulle karar verildiği kanaatine vararak, kararı usulden bozdu. Bunun üzerine yeniden yargılanmaya başlanan katil zanlısı asker, olay yerinde yapılan keşfin ardından Yozgat Ağır Ceza Mahkemesi'nde 27 Mart 2014 tarihinde görülen ilk duruşmada, hedef gözeterek ateş edildiği tespit edilmesine rağmen bir kez daha beraat etti. Aile ise maddi durumları elvermediği için bu güne kadar hiçbir duruşmayı yerinden takip edemedi, akıbetinden de haber olamadı. Bu arada katil zanlısı asker, görevine kaldığı yerden devam etti.

Oğlunun fotoğraflarıyla yaşıyor

Anne Bahar Turan, 4 yıldır oğlundan kalan fotoğraflara, öldürülmeden önce kesip sakladığı saçına, çalmaya doyamadığı flütüne, oynarken elinden düşürmediği sapanı ile mezuniyet belgelerine ve oğlunun puşisine bakarak hasret gideriyor. Oğluna ait her şeyi düzenli bir şekilde saklayan anne Turan, evin duvarlarını oğlunun büyük fotoğrafları ile donatmış. Anne hemen her cümlesinin sonunda da gururla oğlunun "Şehit" olduğunu belirtiyor. Tek oğlunu kaybetmenin derin acısını yaşayan anne Turan, olaydan sonra çocuk sahibi olmak istemesine rağmen doğum yapması riskli bulunduğu için çocuk sahibi olamadığını dile getiriyor.

'Oğlumun mahkemelerini takip etmek istiyoruz'

Oğlunun ölümünün ardından inşaata çalışırken geçirdiği kaza nedeniyle sakat kalan baba Abdullah Turan ise sırtında dört platin ile yaşıyor. Maddi durumlarının iyi olmadığını belirten Turan, "Çalışamıyorum. Eşimin yaptığı el işlemelerle geçimimizi sağlıyoruz. Oğlumun mahkemelerini de bu nedenle takip edemedik" dedi. Tek isteklerinin oğlunun ölümüne neden olan askerin cezalandırılması olduğunun altını çizen baba Turan, "Oğlumun yaşamasına izin vermeyen katilin bir an önce ceza almasını ve adaletin yerini bulmasını istiyoruz. Bizler kimseden hiçbir maddi talepte bulunmuyoruz. Sadece oğlumun duruşmasını takip edebilmeyi ve katillerini cezalandırılmasını istiyoruz. Davaya bakan avukat telefonlarımıza bile bakmıyor. Biz dava ne aşamada, ne durumda bilmiyoruz. Bu olayın üstünün kapatılmaması gerekiyor" diye konuştu.



AP Kürtlere ve Ermenilere saldırıları kınadı - ANF
 

Avrupa Parlamentosu'nda Suriye krizine ilişkin kabul edilen karar tasarısında Kürtlere, Ermenilere ve Hristiyanlara yönelik son saldırılar kınandı. AP kararında, Kürt özerk bölgesinin Suriye krizindeki pozisyonunu üstü örtülü bir şekilde tanırken, buradaki çabalara desteğini ifade etti.

Avrupa Parlamentosu'nda bugün öğleden sonra saat 16.30 sıralarında yapılan oylamada Suriye çatışmasına ilişkin karar tasarısı oy biriliği ile kabul edildi. Karar tasarısı öncesi BDP ve PYD temsilcileri, AP nezdinde girişimlerde bulundu, gruplarla görüşmeler yaptı ve Kürtlerin hassasiyetleri ile taleplerine yer verilmesini istedi.

Tasarıya ilişkin yapılan tartışmalarda, iki parlamenterin Hıristiyan din alimlerinin öldürülmesi ve Ermeni kenti Keseb’e yönelik saldırılarda Türkiye’nin rolünün araştırılmasını istemesi dikkat çekti.

AP Sol Grup üyesi Portekizli akademisyen Alda Sousa,  Kürtler ve Filistinlilerden bahsetti. Kürtlerin başta Türkiye’den kaynaklı kapsamlı ve çok taraflı bir ambargoya maruz kaldıklarını söyledi. Avrupa Birilği’nin bunu görerek, gereğini yapmasının önemli olduğunu belirten Sousa insani yardımlardan bu bölgenin mahrum bırakıldığını da sözlerine ekledi.

Kürt Dostluk Grubu Başkanı Jürgen Klute, Suriye'deki bütün kaosa rağmen Kürtlerin daha güvenilir bölge oluşturduğunu söylerken, bu güvenli alanın bölgenin nüfusu kadar göç aldığına işaret etti. Klute, Kürtlerin bunları koruduğunu ve tüm imkanlarını bunlarla paylaştığını, uluslararası toplumun bunu görmesi gerektiğini ve insani yardımların ulaştırılması için Türkiye'ye baskı yapılmasını istedi. Klute, Türkiye'nin engelleyici değil kolaylaştırıcı rol oynaması gerektiği üzerinde durdu.

Tartışmalardan sonra ise AB Komisyonu İnsani Konulardan Sorumlu Komiseri Joaquin Almunia, AB’nin bu toplulukları koruma görevinin olduğunu belirtti. AB Konseyi’nin Esad rejimi ile muhaliflerin aynı yöntemlerle halka yöneldiğini gözlemlediklerini de söyleyen Almunia, “Bunu mahkum ediyoruz” dedi. İnsani yardımlar için insani koridor kurulması imkanlarını değerlendirdiklerini de sözlerine ekledi.

Kabul edilen karar tasarısında Ermeni ve Kürtlere yönelik saldırılar kınanırken, Kobanê'ye yönelik Mart ayı başından bu yana Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) çetelerinin saldırılarına dikkat çekilerek bunlar mahkum edildi. Kararda ayrıca, Kürt bölgesinde mezhep çatışmalarını engellemek ve bunlarla mücadele etmek için alınan tedbirler açık bir şekilde desteklendi.

Kararı ANF'ye değerlendiren BDP Avrupa Konseyi Temsilcisi Fayik Yağızay, genel olarak yaklaşıldığında eskisi kadar sadece rejimi kınayan ve muhalefeti destekleyen bir pozisyondan vazgeçilerek her iki taraf da eleştirildiğini söyledi.

AP'lilerin Suriye'de tek çözümün tüm tarafların temsil edildiği bir platformda ve Suriye içinde olduğu değerlendirmesinde bulunduğunu söyleyen Yağızay, daha önce olduğu gibi sadece "dışarıdan bir çözüm" dayatmasının sözkonusu olmadığını ifade etti. Yağızay, ilk defa Kürt bölgelerinin isim olarak yer aldığını ve Kobanê'ye yönelik saldırıların kabul edildiğini belirtirken "Diğer yandan insani yardımların her alana yapılması yönünde çağrı var. Şimdiye kadar Kürt bölgesinin bundan mahrum edilmesinin bir şekilde mahkum edildiği, Kürtlerin de insan hakları kuruluşlarının ilgi alanına girmesi yönünde yaklaşım var. Uluslararası bütün girişimlerin bundan sonra başarılı olabilinesi için Suriye'deki bütün tarafları kapsaması gerektiği, bütün tarafların temsilcilerinin yer almasıyla ancak böyle bir inisiyatifin başarılı olabileceği belirtiliyor" şeklinde konuştu.

Kararları Kürt tarafının argümanlarına yakın bir çizgiye gelindiğinin işareti olarak değerlendiren Yağızay, "Bizim argümanlarımıza yakın bir çizgiye geldiklerini ve bunun üzerinde daha fazla çalışma yapma imkanlarının doğduğunu görüyoruz. Bu karar tasarısı bizim elimizde bir belgedir. Elimizde önemli bir argümandır" diye vurguladı.

TASARIDA NELER VAR?

Suriye'yi kasıp kavuran şiddet krizinin yakın tarihte benzeri görülmemiş insani bir felakete yol açtığına dikkat çekilen kararda, çoğu sivil olmak üzere 150 bini aşkın kişinin öldüğü, 6,5 milyonu aşkın kişinin ülke içi göçe maruz kaldığı, 2,5 milyonu aşkın kişinin mültecinin başta Lübnan, Türkiye, Irak ve Mısır olmak üzere ülkeden katığı kaydedildi.

AP, "Böyle bir ortamda etnik ve dini azınlıklar son derece kırılgan bir durumda buluyorlar" diye ekledi.

Suriye nüfusunun Arap, Kürt, Asuri-Süryani, Ermeni, Çerkes ve Türkmenler halklar ile Müslüman, Hristiyan, Dürzi ve diğer gruplardan oluşan zengin bir etnik ve dini çeşitliliğe sahip olduğuna işaret eden AP, son üç yıldır süren çatışmada hiçbir dini veya etnik topluluğun kendisini kurtaramadığını ve çatışmanın giderek daha mezhepsel bir boyut kazandığını ifade etti.

Yakın bir zamana kadar bu toplulukların çoğunun çatışmanın bir tarafı olmamaya çalıştığını, bir rejim değişikliği ihtiyacını hesaplayarak, hükümetin düşmesi halinde Sünni cihatçı savaşçıların hedefi olma endişesi taşıdığı tespitinde bulunan AP, Başar El Esad rejiminin de hayatta kalma stratejisi ile bilinçli bir şekilde çatışmaya bir mezhepsel boyut kazandırdığını belirtti.

Temmuz 2013'den bu yana kayıp olan rahip Paolo Dall’Oglio ile Halep yakınında kaçırılan ve akıbetleri belli olmayan yunan Ortodoks kilisesi piskoposu Boulos Yazigi ve Asuri Ortodoks kilisesi piskoposu John İbrahim'e de yer verilen kararda, Suriye rejimi ile "bazıları El Kaide bağlantılı isyancılar" arasında çıkan çatışmalar sonucu Mart 2014'te Türkiye ile Suriye arasındaki sınır yakınında bulunan Ermeni kendi Kesab'in boşaltıldığı da hatırlatıldı.

KOBANÊ'YE SALDIRILAR KINANDI

Bu çatışmalarda hayatını kaybedenlere ilişkin çelişkili rakamlar bulunduğunu ifade eden AP, Kürt ve Hristiyan köylerine yönelik saldırılara da işaret etti. AP, "Suriye'den elde edilen son raporlara göre, El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi isyancıları, Kobanê (Ayn El Arab) kentindeki gibi Türkiye sınırında bulunan bazı Kürt ve Hristiyan köyleri ele geçirdi" dedi.

Kadın ve çocukların da saldırı, cinsel ve cinsiyetçi şiddet ile kötü muameleye maruz kalmaya devam ettiğini kaydeden AP, bunların aynı zamanda temel hizmetlerden yoksun olduğunu belirtirken, Suriyeli mülteciler arasında kadın ve çocuk sayısının aşırı yüksek olduğuna dikkat çekti. Parlamentoda kabul edilen karara göre, 2011'den bu yana Suriye'de 3 milyona yakın çocuk okulu bıraktı ve tespit edilen en az 500 bin mülteci çocuğun komşu ülkelerin okullarına da kaydı olmadı.

İnsanların çektiği acılar ve benzeri görülmemiş can kayıpları karşısında derinden öfkeli olduklarını ve çatışmanın tüm masum kurbanlarının aileleri ile dayanışma içinde olduklarını ifade eden AP vekilleri, "Başar El Esad rejimi ve hükümet yanlısı milis güçleri tarafından işlenen insan hakları ve uluslararası insani hukukun ihlali" kınadı. AP, "rejime muhalif silahlı gruplar tarafından işlenen tüm insan hakları ihlalleri ve uluslararası insani hukuk ihlallerini" de kınadı.

"Ülkede örgütler ve aşırılıkçı bireyler tarafından işlenen ve giderek sayısı artan terörist saldırıları da şiddetle kınayan" AP, bununla birlikte "Suriye'de başta Hristiyanlar, Ermeniler ve Kürtler olmak üzere bazı dini ve etnik topluluklara yönelik yakın zamandaki saldırıları şiddetle kınadı ve tüm taraflardan etnik ve mezhepsel çatışmayı kışkırtmaktan vazgeçmelerini" istedi.  Çatışma taraflarının Suriye'deki tüm azınlıkları koruma görevi olduğunu belirten AP, "kırılgan bazı topluluklara yönelik saldırıların Suriye'de bir iç savaşın görünümü" olduğunu da kabul etti.

Rahip Frans Van der Lugt cinayetini de kınayan AP, tüm tarafları uluslararası insani hukuk ve insan haklarına harfiyen uymaya, zayıf toplulukları korumaya, insani çalışanların girişine izin vermeye ve eski Humus dahil, nüfusun bulunduğu alanlardaki kuşatmalara son vermeye çağırdı.

Suriye ile Türkiye arasındaki sınır boyunca güvenlik barınma alanları kurulmasını isteyen AP, uluslararası toplu tarafından da insani koridor oluşturulması talebini yineledi.

KÜRT BÖLGESİ'NİN ÇABALARINA DESTEK

AP, Ermeni köyü Keseb'e saldırıları mahkum ederken, "İsyancıların elinde olan ya da Kürtlerin çoğunluklu olduğu alanlarda mezhepler arası şiddetle mücadele etmek ve bunu önlemek için yerel düzeyde alınan tüm tedbirleri desteklediklerini" bildirdi.

Kararda, uluslararası topluma ve Avrupa Birliği'ne krizin mağduru kadınlar ve çocukların acıları ve ihtiyaçlarına özel bir dikkat göstermeleri, cinayetler, alıkoymalar ve çocukların askere alınmasına sıfır tolerans tanımaları çağrısında bulunuldu.

AP, Suriye'de çatışma sırasında dini yada etnik suçlar dahil olmak üzere ağır suçlara yönelik sorumlulukları ortaya konulmadan kalıcı bir barışın mümkün olmayacağı tespitinde bulundu.


Kürt siyasi tutsak Xurşidi idam edildi - ANF

İran rejimi tarafından 2010 yılında tutuklanan Simko Xurşidi isimli Kürt siyasi tutsak, Doğu Kürdistan'ın Kirmaşan kentinde idam edildi. Onlarca siyasi tutsak daha ölüm koridorlarında bekliyor.

Kürdistan İnsan Hakları Örgütü'ne Simko Xurşidi, 17 Nisan Perşembe sabahı Kirmaşan kentindeki Dizêl zindanında asılarak idam edildi.

Bane kenti nüfusuna kayıtlı olan Simko Xurşidi, İran rejiminin beş siyasi tutsağı idam edişinin ikinci yıldönümü olan 9 Mayıs 2012'de "Allaha düşmanlık" ve bir Kürt parti ile işbirliği yapmak suçlamasıyla idam cezasına çarptırdı.  Xurşidi, idam cezası aldığında Seqiz zindanında tutuluyordu. Xurşidi, 2011 yılında Tahran'da devlet güçlerinin saldırısında silahla yaralandıktan sonra tutuklandı. Tahran'dan önce Sine cezaevine sonra da Seqiz Cezaevi'ne gönderildi.

Simko'nun idam edildiği gün Mahabad nüfusuna kayıtlı 35 yaşındaki Mihemed Ebdullahi ve Seqiz nüfusuna kayıtlı Mistefa Selimi isimli iki Kürt siyasi tutsak hakkında verilen idam cezaları Yüksek Mahkeme tarafından onaylandı.

24 Nisan 2010'ta tutuklanan Ebdullahi,  üç yıl sonra 19 Nisan 2013'te Mahabad Devrim Mahkemesi tarafından muhalif bir Kürt partisine yardım ettiği gerekçesiyle "Allaha düşmanlık"la suçlanarak idam cezasına çarptırılmıştı.

Mistefa Selimi ise 6 Nisan 2003 tarihinde Loristan eyaletindeki Nehawend kentinde tutuklanarak,  Iran Kürdistan Demokrat Partisi ile işbirliği yaptığı gerekçesiyle "Allaha düşmanlık" yapmakla suçlandı. Selimi geçtiğimiz 8 Nisan'dan bu yana hakkındaki idam cezasını ve cezaevi koşullarını protesto için açlık grevi yürütüyor. Selimi'nin 17 Nisan günü tek kişilik bir hücreye konulduğu bildirildi.

LETİFİ HER AN İDAM EDİLEBİLİR

27 yaşındaki İlam Üniversitesi öğrencisi Hebibulla Letifi de, 2007 yılından beri tutuklu bulunduğu Sine cezaevinde her an idam riski atlında bulunuyor. PJAK'a yardım etmekle suçlanan Letifi'ye 12 Ağustos 2008'de Letifi'ye Devrim Mahkemesi tarafından idam cezası verildi. Ekim 2009'da Letifi, İhsan Fetahiyan ile birlikte idam edilmek üzere tek kişilik hücrelere konulmuştu. Yoğun tepkiler ardından Kasım 2009'da idamı durduruldu ancak iptal edilmedi. Avukatı Salih Nikbext, idam cezasının her an uygulanabileceğini belirterek, uluslararası insan hakları örgütlerini harekete geçmeye çağırdı.

EN AZ 30 KÜRT SİYASİ TUTSAK ÖLÜM KORİDORLARINDA

İran'da 2007 yılından bu yana en az 14 Kürt siyasi tutsak idam edildi. Hasan Hikmet Demir, 2007 yılında ilk edam edilen PJAK militanı olmuştu. İdamlar daha sonraki yıllarda devam etmiş, 9 Mayıs 2010'da Kürt öğretmenler Ferzad Kemanger, Ferhad Wekili, Eli Heyderiyan ile kadın aktivist Şirin Elemhuli ve Mehdi İslamiyan toplu infaz edilmişlerdi. Simko Xurşidi'nden önce en son 4 Kasım 2013'de Kürt siyasi tutsak Şerko Maarfi idam edilmişti.

ANF'nin hesaplarına göre halen en az 30 Kürt siyasi tutsak ölüm koridorlarında bekliyor: Hebibûlla Letifi, Sami Husêni, Cemal Mihemedi, Rustem Erkiya, Mistefa Selimi, Enwer Rostemi, İrec Mihemedi, Mihemed Emin Agûşi, Ehmed Pûladxani, Hesen Tale'i, Eziz Mihemedizade, Ebdûlah Siruri, Reşid Axkendi, Loqman Muradi, Zanyar Muradi, Bextiyar Mimari, Sirwan Nijwari, Hoşeng Rezayi ,Simko Xurşidi, Mensûr Arwend, Sirwan Nejad, Hebib Eşrefi, Ali Eşrefi, Îbrahim Îsapûr, Behruz Alkani, Reza Molazadeh, Arman Pervizi, Muhammed Abdullahi, Sabir Mukled Muvaneh, Abdullah Sarvarian, Ali Ahmed Silêman.

Bazı insan hakları savunucularına göre siyasi görüşleri ve dini inançlarından dolayı en az 60 Kürt her an idam riski altında bulunuyor.


Qurbanê pêşmergeyan hate veşartin – Yeni Özgür Politika

Cenazeyê kesê bi navê Mewlûd Nezîr Hecî Yûnis ku şevê din bi destê pêşmergeyên Başûrê Kurdistanê hatiye kuştin, ji aliyê sedan kesî ve bi merasîmekê li goristana Şehîd Xebat Dêrik spartin axê.

Kurdê Rojava yê bi navê Mewlûd Nezîr Hecî Yûnis (32) şevê din dema ku dixwest sînorê di navbera Rojava û Başûrê Kurdistanê ji aliyê pêşmergeyên Başûrê Kurdistanê ve hatiye kuştin. Kujeran cenazeyê Yûnis birin bajarê Duhokê.

Îro jî bi sedan welatiyan bajarê Dêrikê bi armanca pêşwazîkirina cenaze li ber deriyê Sêmalka kom bûn. Welatiyên ku bê navber durişme li dijî kujeran diavêtin piştî wergirtina cenaze bi kerwanekî tirimpêlan ber bi gundê Zihêriyê yê ku Yûnis lê ji dayîk bûye bi rê ketin. Ji vir jî piştî nêrîna dawî ya malbatê girseya ku bê navber durişmeya “Bimre îxanet” diavêtin ber bi nexweşxaneya bajarê Dêrikê derketin rê. Li vir piştî ku bijîşkan cenaze kontrol kirin, girseyê cenaze ber bi Goristana Şehîd Dêrik ve birin.

Careke din Kurdistanê parçe dikin

Piştî girseya ku sembol, al û posterên Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan vekiribûn gihîştin goristanê merasîm hate li dar xistin. Merasîm bi rêzgirtinê dest pê kir. Paşê Endama Kordenasyona Yekîtiya Star Zelal Ceger axivî û diyar kir ku siyaseta PDK’ê bi zanebûn li dijî gelê Rojava, di çarçoveya îxaneta li dijî  gelê Kurd dide meşandin.

Cîger destnîşan  kir ku PDK’ê bi kolandina xendekan di navbera Başûr û Rojavayê Kurdistanê de bes nekiriye û niha jî dest bi kuştina welatiyên Rojava kiriye û wiha got: “Kiryarên PDK’ê yên li dijî Rojavayê Kurdistanê dê nikaribe dîsa Kurdistanê parçe bike. Em soz didin heta dawiyê li ser riya şehîdên xwe bimeşin.”

Di merasîmê de her wiha Endama Saziya Malbatên Şehîdan a bajarê Dêrikê Seediyê Umer û mamê Yûnis Hemze Remezan axivîn û diyar kirin ku vîna gelê Kurd gelekî bi hêz e û li ser felsefeya Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan û xwîna şehîdan hatiye avakirin, ti carî îxanet nikare bişkîne. Piştî ku axaftin bi dawî bûn, cenaze bi durişma “Bimire îxanet” û tilîliyên dayîkan spartî axê hate kirin. 


Marquez hayata veda etti – Yeni Özgür Politika

Modern edebiyatın en güçlü kalemlerinden biri olarak nitelendirilen Nobel Edebiyat Ödüllü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez, Meksika’nın başkenti Mexico City’de hayata gözlerini yumdu.

Bir süreden bu yana zatüree tedavisi gören Marquez’in ölümü dünyada büyük yankı uyandırdı. Ailenin sözcüsü Fernanda Familiar ünlü yazarın ölümünü sosyal paylaşım ağı Twitter’dan duyurdu.

Edebiyatta Büyülü Gerçekçilik olarak anılan akımın en büyük temsilcilerinden olan Gabriel Garcia Marquez 31 Mart tarihinde hastaneye kaldırılmıştı. Gabriel Garcia Marquez'e aşırı su kaybının yanı sıra akciğer ve idrar yolları iltihabı teşhisi konulmuştu. Bir süre hastanede tedavi gören  Marquez antibiyotik tedavisinin ardından taburcu edilmişti.

Marquez dün öğle saatlerinde Mexico City’deki evinde hayata gözlerini yumdu.

Marquez’in ölümünün ardından ilk olarak Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos bir açıklama yaptı. Santos açıklamasında Marquez’in gelmiş geçmiş en büyük Kolombiyalı olarak niitelendirdi.

ABD Başkanı Barack Obama da dünyanın en büyük vizyoner yazarlarından birini kaybettiğini ifade ederek gençliğinden bu yana Marquez’in en sevdiği yazarlar arasında yer aldığını ifade etti.

Marquez’in 30 yılı aşkın bir süredir yaşadığı Meksika’nın Devlet Başkanı Enrique Pena Nieto ise bir mesaj yayınlayarak “Meksika adına çağımızın en büyük yazarlarından biri olan Marquez’in ölümünden büyük üzüntü duyduğumuzu açıklıyorum” ifadelerini kullandı.

MARQUEZ’İN HAYATI

Gabriel Garcia Marquez'in diğer romanları arasında "Kolera Günlerinde Aşk", "Labirentindeki General" ve "Benim Hüzünlü Orospularım" da bulunuyor.

New York Times gazetesi, "Yüzyıllık Yalnızlık"ı, tüm insanlık için "Eski Ahit'ten bu yana okunması gereken ilk edebiyat ürünü" olarak tanımlamıştı.

1928’de Kolombiya'nın kuzeyindeki yoksul Aracataca kentinde doğan ve büyükannesi ve büyükbabasının yanında büyüyen Garcia Marquez, çocukluk yıllarını tüm eserlerinin kaynağı olarak niteliyor.

İki iç savaşa katılan, liberal bir insan hakları eylemcisi olan büyükbabasının siyasi çizgisinden etkilenen yazar, büyükannesinin anlattığı hurafeler ve halk hikayeleriyle büyüdü. Büyükannesin söz ettiği, evin etrafında, ifadesiz bir şekilde dans eden ölü ataları ve hayaletler en büyük romanında yer buldu.

Cizvit okulunda hukuk öğrenmi görmeye başlayan Garcia Marquez, gazetecilik yapmak için okulu bıraktı.

1954'te çalıştığı gazete tarafından Roma'ya gönderildi.

O zamandan sonra ömrünün büyük bölümünü Paris, Venezuela ve son olarak da Mexico City olmak üzere yurt dışında geçirdi. Romanlarıyla ünlenmesine rağmen hep gazeteciliğe devam etti.

William Faulkner'dan derin bir şekilde etkilenen Garcia Marquez, ilk romanını 23 yaşında yazdı.

1955'te yayımlanan "Yaprak Fırtınası" ve sonrasındaki üç kitabı, yazarı büyük bir ticari başarıya ulaştırdı.

Yüzyıllık Yalnızlığın ilk bölümünü yazma fikri Acapulco'ya giderken aklına geldi. Geri dönüp, günde altı paket sigarayla odasına kapandı. 18 ay sonra "geri döndüğünde" ailesinin 12 bin dolar borca girdiğini öğrendi. Ama elinde çok satan romanına dönüşecek 1300 sayfa vardı.

Romanın İspanyolca ilk basımı bir hafta içinde tükendi. Sonraki 30 yıl içinde kitap 30'dan fazla dile çevrildi.

Yazılarının canlılığı, dil zenginliği ve derin hayal gücüyle hayranlık uyandıran yazar "sürrealizminin Latin Amerika'nın realizminden kaynaklandığını" söylemişti.

Garcia Marquez'in, Şilili bir göçmenin memleketine dönüş deneyimini anlattığı romanının 15 bin nüshası Şili hükümetinde yakıldı.

Sol eserler yayımlamaya devam eden yazar, eski Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand ile kişisel dostluk kurdu ve Bogata'dan eski Küba lideri Fidel Castro'nun ajansını idare etti.

1982'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan yazar, 1986'da bir başka çok satan romanı Kolera Günleri'nde Aşk'ı yayımladı.


Meskan zaferi – Özgür Gündem

Meskan Dağı’nda karakol yapımına karşı 11 gün süren nöbet direnişi zaferle sonuçlandı. Günlerdir kimseyi muhatap almayan Hakkari Valisi’nin geri adım atması sonucu, BDP İl Örgütü, eylemi şimdilik sonlandırdı.

Meskan’da zafer halkın oldu

Meskan Dağı’nda karakol yapımına karşı 11 gün süren nöbet direnişi zaferle sonuçlandı. Hakkari Valisi’nin geri adım atması sonucu, BDP İl Örgütü, eylemi şimdilik sonlandırdı. Colemêrg- Çelê (Hakkari)-(Çukurca) yolunun 45’inci kilometresinde bulunan Meskan Dağı’na, kalekol inşa edileceği bilgisi üzerine 6 Nisan’da BDP’nin çağrısı ile dağa yürüyen halk, Meskan’ın eteklerine çadır kurarak direniş başlattı. Yıllarca askerin giremediği Zap Vadisi’ndeki dağa, çatışmasızlık ortamının rahatlığıyla karakol yapıldığına dikkat çeken bölge halkı, yine eski günlere dönmemek için Meskan’da 10 gün boyunca gece-gündüz nöbet tuttu. Halkın 14 Nisan’da zirveye çıkması üzerine günlerdir kimseyi muhatap almayan Hakkari Valisi Kalkan, Colemêrg Belediye Eşbaşkanları ve bazı çevreler ile gerçekleştirdiği görüşmede, askerlerin bir süre sonra bölgeden çekileceğini de bildirdi. Eylemlerinin başarı ile sonuçlandığına vurgu yapan BDP il yönetimi ise, herhangi bir askeri hareketlilik halinde yeniden eylemselliğe geçeceklerinin altını çizdi.


2. Kuşkonar Katliamı! – Özgür Gündem

Roboski Katliamı’nın benzeri olan Kuşkonar Katliamı, askeri savcılıkça zaman aşımı gerekçe gösterilerek kapatıldı. TSK, savaş uçaklarıyla Kuşkonar’ı bombayalarak tıpkı Roboski’de olduğu gibi 38 kişiyi katletmişti. AKP ve devlet, bu kararla Kuşkonar’ı yeniden bombaladı

BİR DAHA BOMBALANDI

Askeri Savcılık, TSK’nin 1994’te Şirnex’in Kuşkonar ve Koçağılı köylerini savaş uçaklarıyla bombalayarak katlettiği 38 kişinin soruşturmasını zaman aşımını gerekçe göstererek kapattı. Sivil ve askeri savcılık bilinçli olarak katliamı zaman aşımına uğratmak için birbirine havale ediyordu

TIPKI ROBOSKİ GİBİ

Av. Tahir Elçi, zaman aşımı kararının AİHM’in verdiği kararın inkarı anlamına geldiğini belirtti. Roboski Katliamı’nın öncülü sayılan katliam nedeniyle AİHM, saldırı emrini veren generaller dahil tüm sorumluların yargılanması gerektiğine hükmetmiş, Türkiye’yi mahkum etmişti

Kuşkonar’ı yeniden vurdular

Şirnex’in (Şırnak) Kuşkonar ve Koçağılı köylerinin, 1994 yılında Türk savaş uçakları tarafından bombalanması ve 38 köylünün katledilmesiyle ilgili Kuşkonar Katliamı soruşturması, birçok katliam dosyasında olduğu gibi ‘zaman aşımı’na uğradı. Roboski Katliamı’na benzer bir şekilde sivillerin uçaklarca bombalandığı ve AİHM’in Türkiye’yi mahkum ettiği katliamın soruşturması, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı ve Diyarbakır Askeri Savcılığı’nın ortaklığıyla ‘zaman aşımı’na uğratıldı.

Bilerek soruşturulmadı

Soruşturmayı yürüten TMK ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, zaman aşımına 1 ay kala dosyaya, “görevsizlik” kararıyla Diyarbakır 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’na gönderdi. Diyarbakır 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı da, “yetkisizlik” kararı vererek, dosyayı Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’na gönderdi. Soruşturma kapsamında askeri savcılık, generallerin Genelkurmay Başkanlığı tarafından soruşturulacağını ifade etmişti. Bu kapsamda soruşturmayı yürüten Genelkurmay Askeri Savcılığı, zaman aşımını gerekçe göstererek takipsizlik kararı verdi.

Askeri Savcılık kararında, “Söz konusu olayın Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait savaş uçakların sivillerin bulunduğu yerlerini kasten bombalaması sonucunda gerçekleştiğini gösteren hiçbir delil bulunmadığı, bu anlamda kasten adam öldürme suçundan bahsedilmesinin mümkün olmadığı, 20 yıllık süre zarfından 765 sayılı TCK’nin 104’üncü maddesinde sayılan zaman aşımını kesen herhangi bir usül işleminin gerçekleşmediği ve dava zaman aşımı sürelerinin dolmuş olması nedeniyle kovuşturma olanağının bulunmadığı anlaşılmıştır” ifadesine yer verildi. Askeri savcılık, yine kararında dosyanın katliamın üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra kendilerine intikal ettiğini belirtti. Karara ilişkin dava avukatlarından Amed Barosu Başkanı Tahir Elçi, “AİHM’in kararına rağmen katliamın faillerinin cezalandırılmaması öncelikle devletin hukuki kimliğini inkar ettiği anlamına geliyor. AİHM’in ‘yaşam hakkı ihlali’ olduğunu belirtmesine rağmen bu kararın verilmesi düşündürücü. Bu kararı Hava Kuvvetleri Askeri Mahkemesi’ne taşıyarak itiraz edeceğiz. Bu karar aynı zamanda AİHM’in verdiği icraatın inkarı anlamına geliyor. Verilen bu takipsizlik kararı ile Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu ve hükümeti karşı karşıya getirecektir” dedi.

AİHM Türkiye’yi mahkum etmişti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), katliama ilişkin Türkiye’yi, “Hava saldırısı emri vermek”, “Yeterli soruşturma yapmamak”, “İnsan yaşamını dikkate almadan bombalama yapmak” ve “Uçuş kayıtlarını gizlemek” suçlamalarıyla 2 milyon 305 bin euro tazminata mahkum etmişti.


Ferhat Tunç û Hesen Cemal çûn serdana konên nobedariyê - ANHA

Hunermend Ferhat Tunç û nivîskar-rojnamevanê tirk Hesen Cemal çûn serdana konên nobedariyê ku ji aliyê welatiyên Rojava ve bi armanca şermezarkirina kolandina xendekan li ser sînorê Başûr hatine vedan. Tunç û Cemal piştgirî da çalakvanan û bi awayekî sembolîk xendek tije kirin.

Ferhat Tunç û Hesan Cemal, li ser sînor ji aliyê çalakvanan ve bi çepikan hatin pêşwazîkirin. Ferhat Tûn û Hesen Cemal piştre li gel çalakvanan çûn ser xendekên sînor û bi awayekî sembolîk ax avêtin xendekê.

Piştre jî Tunç ji bo çalakvanan stran gotin. Ferhat Tunç û Hesen Cemal wê biçin Deriyê Sînor ê Sêmalka û li wir lêkolînan bikin.


Bi hezaran Êzidiyan Çarşema Sor pîroz kir - ANHA

Bi hezaran welatiyên Êzdî yên herêma Efrînê, cejna Çarşema Sor ku wekî ji nûve zindîbûna xwezayê tê pîrozkirin, pîroz kirin.

Bi Înîsiyatîfa Komeleya Êzidiyan a Efrînê, bi hezaran welatiyên Êzidî li gundê Feqîra yê girêdayî Navçeya Cindirêsê ji bo pîrozbahiyên Çarşema Sor kom bûn. Li qada pîrozbahiyê wêneyên Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan û Zerdeşt, her wiha wêneyên têkoşerên ku di şoreşa Rojava de jiyana xwe ji dest dane hatin vekirin.

Di şahiyê de Seroka Meclîsa Rêveber a Kantona Efrînê Hêvî Mistefa û serokên desteyan, her wiha nûnerên TEV-DEM’ê, rêveber û endamên komeleyên êzidiyan cihê xwe girtin.

Şahî bi deqeyek rêzgirtinê destpê kir. Piştre oldaran dua xwendin û stranên olî gotin.

Di şahiyê de li ser navê Desteya Kar û Barên Olî ya Kantona Efrînê, Desteya Karên Derve û Komîteya Biratiya Kurd û Ereban, axaftin hatin kirin. Di axaftinan de Çarşema Sor li hemû civaka êzidî û gelê kurd hate pîrozkirin û hate xwestin ku di vê qonaxa hesas de yekîtî bê xurtkirin.

Di axaftinan de siyaseta rêveberiya Başûrê Kurdistanê jî hatin şermezarkirin û pêkanînên wê yên li hemberî Rojava wekî “bêberpirsyarî” hate binavkirin.

Piştî axaftinan komên muzîkê yên êzidiyan stran pêşkêş kirin.

Di şahiyê de Komeleya Êzidiyan diyarî dan malbatên şehidan. Şahî bi stran û govendê bidawî bû.



POLÎTÎKAYA XENDEKAN Û RAGIHANDINA SERXWEBÛNÊ / ŞENGUL OGUR – Tevn.org
 
hendek1Sînorên di navbera Kurdistanê de encama polîtîkaya dabeşkirina Kurdistanê ye û polîtîkaya dagirkerên Kurdistanê û hêzên emperyalîst e. Ev sînorên di navbera 4 parçayên Kurdistanê de bi armanca nenasîna vîna xwebirêvebirina kurdan, bi armanca tunekirina hemû tiştên têkilî kurd û Kurdistanê; bi armanca bêvînkirin, bêşexsiyetkirin, bêzimankirin, bêkultkirin, bêazadkirina neteweya kurd e; armanca van sînorên dagirkeran tunekirina kurd û Kurdistanê ya li ser dika dîrokê ye; dagirkeran ji sînoran xwestin ku kurdan bikin tirk, ereb, fars.

Ji bo vê jî, ji roja ku sînor di navbera Kurdistanê de hatine danîn û hetanî niha li hemberî van sînoran, li hemberî polîtîkayên dagirkerên Kurdsitanê, li hemberî polîtîkayên dabeşkirina kurd û Kurdistanê, kurdan xwe birêxistin kir û şerê xwe kir. Ji bo ku ev sînorên çêkirî, sînorên bi darê zorê li Kurdan hatine ferzkirin ji holê rabin, kurdan berdêlên mezin û giran dan û hê jî didin. Ji ber ku meseleya Kurdistanê meseleyeke giştî ya Kurdistanê ye, ne meseleya parçeyek ji Kurdistanê ye; têkiliya di navbera parçeyên Kurdistanê xweyî têkiliyeke dîyalektîk e. Bi tena serê xwe ti parçeyekî Kurdistanê nikare azad be; heya ku sînorên di navbera Kurdistanê de ranebin, hetanî ku Kurdistan nebe yek; heya ku hêzên milîtarîst ên dagirkerên Kurdistanê ji Kurdistanê neyên derêxistin ne pêkan e ku meseleya kurd û Kurdistanê çareser bibe. Qelsbûna parçeyekî Kurdistanê bi awayekî neyênî bandorê li parçeyên din yê Kurdistanê dike û herwiha xurtbûna parçeyekî Kurdistanê bandora xwe bi awayekî erênî   li parçeyên dî yên Kurdistanê dike. Azadbûna Rojavayê Kurdistanê bandoreke erênî li tevahiya Kurdistanê dike û bindestmayina Rojava jî bi awayekî neyênî bandora xwe li tevahiya Kurdistanê dike. Ne pêkan e ku azadbûna Rojava, Bakur an jî Rojhilat bandoreke neyênî li Başûr an jÎ parçeyekî dî yê Kurdistanê bike. Her ku parçeyekî Kurdistanê azad bû hêdî hêdî polîtîkayên dagirkerên Kurdistanê têk diçin. Polîtîkaya kurd û Kurdistanî ew e ku mirov bo azadkirina hemû parçeyên Kurdistanê têkoşîn bide û alîkar be bo azadkirina parçeyên dîn ên Kurdistanê lê ne ku azadbûna parçeyekî Kurdistanê bo xwe wekî taloke bibîne û hewl bide ku destkeftiyên parçeyekî Kurdistanê têk bibe. Hewldan û nêzîkatiyeke bi vî rengî ne hewldan û nêzîkatiyeke kurd û Kurdistanî ye û bi ti awayî bo kurd û Kurdistanê ti berjewendinya xwe nîn e; berovajî  berjendiyê ziyaneke mezin dide pêşeroja azad a kurd û Kurdistanê û berjwendiyê dide polîtîkayên dagirkerên Kurdistanê ku tim dixwazin sînorên di navbera Kurdistanê de biparêzin. Polîtîkaya dijdagirkerî ew e ku mirov van sînorên di navbera Kurdistanê de bi ti awayî meşrû nebîne û li hemberî van sînoran têkoşînê bide. Polîtîkayeke ku van sînoran meşrû bibîne, bi polîtîkaya xwe hebûna van sînoran meşrû bike, zexm bike û sînorên dî jî(wekî xendekan) deyne, rasterast helwesteke dagirkerên Kurdistanê ye û niyet, armanc, hêncet çi dibin bila bibin, ev polîtîka bi ti awayî nikare were pejirandin û di têkoşîna siyaseta kurd û Kurdistanê de wê wekî deqeke reş li ser kirdarên van polîtîkayan bimîne.

Başûrê Kurdistanê ne xwemalî yek partiyê ye; hemû hêz û dewlemendiya wê ya hemû neteweya kurd e. Hêz û dewlemendiya Kurdistanê divê bo azadkirina hemû parçeyên dî yê Kurdistanê were şixulandin lê ne ku bo fetisandin, bindesthiştina parçeyê  dî yên Kurdistanê .Bi ti awayî nayê fêhmkirin bê çima rayedarên PDKê têkoşîna azadiya Rojava bo xwe wekî taloke û tehdîtê dibînin, hewl didin ku destkeftiyên Rojava têk biçin, bi propagandeyeke reş êrîş dibin ser destkeftiyên Rojava.

Temsîlkarên PDKê diviyabû di hemû qadên navxweyî û navnetewî de piştvanî bo şoreşa Rojava bikira lê ji roja ku têkoşîna azadkirina Rojava dest pê kiriye û heya niha berpirsên PDKê di qada navxweyî û navnetewî e bi propagandyeke rewş êrîş dibe ser şoreşa Rojava, şoreşa Rojava nas nake û hewl dide ku li Rojava destkeftiyên kurda têk biçin. Gelo çi berjwendiya PDKê ji têkçûna şoreşa Rojava heye!? Gelo berpirsên PDKê nizanin ku azadbûna Rojava wê bandoreke erênî li başûr û tavahiya Kurdistanê bike!?

Di van demên dawî de PDK dîsa bi polîtîkayeke xwe dijberbûna xwe ya li hemberî şoreşa Rojavayê Kurdistanê nîşan da: Polîtîkaya Xendekan!

Ev polîtîkaya xendekan ne tenê li dijî şoreşa Rojava tenê ye jî; ev polîtîka li dij destkeftiyên hemû parçeyên Kurdistanê ye; li dijî pêvajoya dirêj a azadkirina tevahiya Kurdistanê ye jî. Ev polîtîka hêncet çi dibin bila bibin,erêkirina polîtîkaya dagirkeran a dabeşkirina Kurdistanê ye. Ji bo vê jî hêncetên bêbingeh ên wekî ”bo pêşîlêgirtina erebkirina Kurdistanê”, ”bo ewlekariyê”, bo astengkirina hatûçûna ”terorîstan” ev polîtîkaya xendekan nikare were parastin, meşrûkirin.

Temsîlîyeta Herêma Kurdistanê divê bikaribe berjewendiya hemû parçeyên Kurdistanê û kurdan biparêze. Heke temsîlÎyeta fermî ya Herêma Kurdistanê bikaribe berjwendiya tevahiya Kurdistanê bipareze peywira xwe ya dîrokî û netewî bi cih tîne û bi vî awayî jî temsîlîyet dibe temsîlîyeketek meşrû û rewa, lê na heke temsîlîyeta parçeyên dî yên Kurdistanê neke; berovajî vê li dijî berjwendiya parçeyên dî yê Kurdistanê tevbigere, ev temsîlîyet peywira xwe ya dîrokî, netewî bi cih nayîne û di nav neteweya kurd de jî ti rewatiya van berpirsan û van polîtîkayan dijKurdistanî jî namîne.

Ji bo vê jî berpirsên vê polîtîkaya xendekan her kî be, demildest divê dev ji vê polîtîkayê berdin, lêborînê ji neteweya kurd bixwazin û ji îro û şûn de hemû hêz û dewlemendiya başûrê Kurdistanê bo prosesa azadkirina Rojavayê Kurdistanê bimexêzin.

Bendewariya neteweya kurd ji başûr û hêz û partiyên kurd û Kurdistanî tenê ev e. Tenê ev nêzîkatî di berjewendiya kurd û Kurdistanê de ye û ev nêzîkatî dikare polîtîkayên dagirkeran têk bibe.

Serxwebûna başûrê Kurdistanê bi xendekan pêk nayê!

Ya ku serxwebûna başûrê Kurdistanê mîsoger bike şoreşa Rojava ye.

Têkçûna şoreşa Rojava têkçûna daxwaza serxwebûna başûr jî.

Biserketina şoreşa Rojava wê bi xwe re serxwebûna tevahiya Kurdistanê bîne.

Ango polîtîkaya xendekan û ragihandina serxwebûnê hev têr nakin, li zemînekî reel rûnanin.

Serxwebûneke reel bi azadbûna hemû parçeyên dî yê Kurdistanê pêkan e,bi taybetî jî bi azadbûna Rojava.

Heke bo ragihandina serxwebûnê xendek hewce be divê ev xendek ne di navbera başûr û rojava de lê divê di navbera başûr û îraqê de werin kolandin; ji ber ku talokaya herî mezin a li pêşberî serxwebûna başûr dewleta Îraqê ye!


BDP’den MİT yasasına çok sert tepki – Kurdistan24.org

Dün Meclis Genel Kurulu'ndan geçen MİT yasasını eleştiren BDP Grupbaşkanvekili Pervin Buldan:

çıkarılan yasa ile barış ve müzakere sürecinin önünün tıkatılmaya çalışılıyor.

Sterk Tv'ye konuşan BDP Grupbaşkan vekili Pervin Buldan, çıkarılan yasa ile MİT'in daha fazla denetimsiz,

sorumsuz ve şaibeli işler yapabileceğini söyledi.

"MİT kanununu ile birlikte istihbarat teşkilatı sınırsız ve sorumsuz yetkilerle donatılıyor" diyen Buldan;

bu yasa ile MİT'in daha da şaibeli bir duruma gelebileceğini söyledi.

Verilen yetkiler itibarı ile daha çok kanunsuz işlerin ve  faili meçhul cinayetlerin de artabileceğine dikkat çeken Buldan;

 çıkarılan yasanın CHP ve MHP'nin itirazlarının da doğru noktada olmadığını söyledi.
 
MİT Yasasısın müzakere ve görüşmelerin çerçeve yasası ile bir ilgisini olmadığının altını çizen Buldan;

eğer bu hafta da sayın Öcalan ile görüşemezsek Pazartesi günü açıklama yaparak bu durumun artık görüşmelerin engellendiği anlamına geldiğini açıklayacağız.


Gurbetelli'nin çizgisiyle Binevş'te ilerliyoruz - JINHA

8 Mart'ta yayın hayatına başlayan Binevş kadın gazetesi kısa sürede tüm kadın örgütleri tarafından büyük bir heyecanla karşılandı. Kadınların kendi iradelerini ve mücadelesini Binevş'te bulabildiğini söyleyen Özgür Gündem Gazetesi editörlerinden Günay Aksoy, "Türkiye'de ilk kadın genel yayın yönetmeni olan Gurbetelli Ersöz'ün yarattığı miras bizim için çok önemlidir. Bu mirası, kadın yayıncılığı konusunda, bir bellek ve bir arşiv olarak değerlendiriyoruz. Şilan Aras ve Gurbetelli Ersöz'lerin mirası olan Binevş ile kadın mücadelemiz devam edecek " dedi.

Özgür Gündem Gazetesi eki olarak yayın hayatına başlayan Bınevş kadın gazetesi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde yayın hayatına başladı.  İlk sayısıyla Türkiye kadın örgütleri tarafından büyük beğeni kazanan gazete, Kürt kadın hareketi ve dünya kadın mücadelecilerinin sesi olacak nitelikte başarı sağladı. Mart ayının kadın iradesi ve mücadelesi açısından önemli bir öneme sahi olduğunu söyleyen Özgür Gündem Gazetesi editörlerinden Günay Aksoy, "Mart ayıyla başlayan yayın hayatımızda, Türkiye'nin ilk kadın yayın yönetmeni Gurbetelli Ersöz çizgisinde ilerleyerek, kısa sürede tüm kadınların sesi olmayı hedefliyoruz. Binevş, kadın mücadelesinin bir sonucudur. Özgür basın alanında mücadele veren kadınların bize bir mirası olan gazetemizi ilk elimize aldığımızda arkadaşlarımız bu heyecanı gün boyu zılgıt çekerek kutladı" diye konuştu.

Mor menekşe: Binevş

Binevş'in Kürtçe mor menekşe anlamına geldiğini söyleyen Günay, "Gazeteyi çıkarma aşamasında, gazeteyle ilgili her noktayı arkadaşlarımızla tartışarak çeşitli badirelerden geçtik. Gazeteye kimlerin yazacağı ve hangi konulara ağırlık vereceği konusu üzerine tartışma yürüttük ve gazetemizin adının mor menekşe yani Binevş olması yönünde karar verdik" şeklinde konuştu. Özgür Gündem Gazetesi’nin belirli dönemlerde kadın eki çıkardığını kaydeden Günay, Binevş ile beraber kadın ekinin rutin bir şekilde her ay çıkarma kararını aldıklarını ifade etti.

'Kadın haberleri Binevş ile daha görünür'

"Binevş yayınlandıktan hemen sonra kısa sürede tüm kadın örgütleri tarafından sahiplenildi" diyen Günay, kısa sürede kadınlar tarafından olumlu yönde tepki almalarının tüm gazete çalışanlarını heyecanlandırdığını ifade ederek, "Çünkü gazeteyi büyük bir iddiayla çıkardık. Türkiye'de kadının sesini ve kaleminden çıkan sözleri tam anlamıyla yayınlayacak yayın organı ne yazık ki yok. Özgür Gündem Gazetesi Türkiye'de gerçeğin peşinde haber yapan bir çizgiye sahip. Fakat kadın alanı çok önemli ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Bu nedenle gazetemizin kadın alanında yayınlayamadığımız ve yayınlama şeklini yeterli bulmadığımız haberleri Binevş ile daha detaylı bir şekilde servis ediyoruz" diye kaydetti.

'Kadın odaklı haberciliği esas alıyoruz'

Kadınların kendi iradelerini ve mücadelesini Binevş'te bulabildiğini söyleyen Günay, "Kadınların kendi kaleminden kendi duygularını yazabileceği kadın tarihi, kültür, sanat, ekonomi, sosyal ve siyasal konular gibi daha birçok konuyu, kadın odaklı haber anlayışıyla yayınlamak bizim için çok önemlidir. Binevş ile beraber, yaşam içerisinde yer alan her konuyu kadın odaklı bir bakış açısıyla yayınlıyoruz. Kadın tarihini bu günle bu günü tarihle birleştirerek kadın yayıncılığını geliştirmek  bizi heyecanlandırıyor. Bu heyecan bizi daha da cesaretlendiriyor" ifadesinde bulundu.

'Kadın özgür basın alanını geliştirmek bir sorumluluktur'

Özgür basın emekçilerinin verdiği birçok bedelle bu gün, özgür basın geleneğinin yaşatıldığını söyleyen Günay, özgür basın alanında verilen bedellerin bir gerekliliği olarak özgür kadın basın yayıncılığını geliştirme yönünde sorumluluk alınması gerektiğinin altını çizdi. Günay, "Özgür kadın basın yayıncılığını geliştirme yönünde bizlere çok görev düşüyor. Özgür basın alanında mücadele veren arkadaşlara kadın eksenli ve kadın perspektifi ile yayın yapan basını toplumla buluşturma görevi var. Bu alanda kadın bakış açısını toplumla buluşturma ve cinsiyetçi bir dilden arınma konusunda kadın kalemiyle yazma sorumluluk haline gelinmeli" dedi.

'Kadın basın emekçileriyle kolektif ağ oluşturduk'

Günay, "Yıllarca basın alanında kadın haberciliği alanında emek veren kadın basın emekçileriyle Binevş üzerinden kolektif bir ağ geliştirdik. Bu anlamda basın emekçisi kadın arkadaşlarımız da, sadece kendini düşünen ve sadece kendini görünür kılan bir yaklaşım sergilemedi. JINHA, DİHA, ANF gibi birçok özgür basın emekçisi kadın arkadaşlarımız, gazetenin çıkış aşamasında Binevş için bizimle aynı kaygıyı yaşayarak, 'gazetede daha iyi ne yapabiliriz' diye çaba gösterdi" şeklinde konuştu. Binevş'in Özgür Gündem eki olmasından ziyade ilerideki dönemlerde özgün bir gazete olarak raflarda yerini alması gerektiğini kaydeden Günay, “Bu nedenle gazetemizi daha da özgün bir şekilde çıkarabiliriz. Eğer başarı kaydedersek bunu günlük haline getirebiliriz. En kısa zamanda kadın dili ve kalemiyle kadınlarla haberi buluşturma hedefimizi oluşturacağız. Erkek aklıyla kadının bedenini ve aklını yok eden yayınların etkisi ancak kadın odaklı haberciliğin gelişmesiyle etkisiz kalabilecek. Binevş,  kısa sürede böyle bir etki yaratması, kısa zamanda topluma ulaşma ve çoğalma konusundaki inancımızın kırılmaması gerektiğini gösteriyor. Bu başarıyı gördükçe, erkek medyasının içini boşaltacağımıza daha çok inanıyorum" sözlerini ifade etti.

'JINHA'nın çalışmaları Binevş'i zenginleştirecek'

Binevş'in Kürt kadınların mücadele sonucu elde edilen başarının sonucu olduğunu ifade eden Günay, "Kürt kadın mücadelesini artık tüm dünya konuşuyor. Örneğin jineoloji artık bir kadın bilimi dalı olarak tüm dünya ile tartışılıyor. Bu anlamda tüm dünyada büyük bir ilgi ile takip edilen Kürt kadın hareketini ve tüm dünya kadın hareketini gazetemizde yayınlayarak tüm kadın hareketinden kadınları Binevş'te buluşturmayı hedefliyoruz.  Bu anlamda kadın odaklı habercilik yapan JINHA 'da çalışan kadın arkadaşlarımızın vereceği mücadele de bizim için önemlidir. Onların yapacağı haberler, Binevşi zenginleştirecek" diye belirtti.

'Dünya kadınlarıyla bir araya gelmeye ihtiyacımız var'

"Sitemle ve kapitalist moderniteyle mücadele veren tüm kadınları Binevşle buluşturmayı hedefliyoruz" diyen Günay, tüm dünya kadınlarının birbirilerini tanımaya ihtiyacı olduğunun altını çizdi. Günay, "Kadın mücadelesi, insanlığın en eski mücadelesinden biridir. O kadar çok kopmuş ve yabancılaşmış bir durumdayız ki basın olarak o kopmayı tekrar birleştirebiliriz. Şimdilik bu hedefteyiz. İleride kadın ajansımızla beraber daha güçlü bir ağ oluşturarak dünya kadınlarının  bir aya geldiği gazete haline geleceğimize inanıyoruz" diye belirtti.

'Gazeteyi zılgıtlarla karşıladık'

Mart ayının kadın mücadelesi açısından önemli bir yere sahip olduğunun altını çizen Günay, "Mart ayı kadınlar için kadın iradesinin en örgütlendiği bir ay olduğu için Binevş'i bu ayda çıkardık. Bu anlamda gazetenin ilk çıktığı gün büyük bir heyecan oluştu. Gazetenin ilk mizanpajı bittikten sonra gazeteyi elimize aldığımızda, 17 yaşında Beritan adlı arkadaşımız gazete binasının her yerinde zılgıt çekti. Beritan'ın zılgıt seslerini her yerde duyabiliyorduk. Bu zılgıtla kadının kendi emeğiyle ortaya çıkararak neyin nasıl yaratılabileceği ve değiştirebileceği gücünü gördük. Kadınlar, gerçekten çok önemli başarılara imza atabilir. Yeter ki kadınlar kendine güvensin. Gazetemiz şimdi aylık ama ileride periyotları değişebilir. Hedefimiz, Kürdistan'da günlük gazete olmaktır" diye konuştu.

'Gurbetelli'nin yolunda yürüyeceğiz'

Günay son olarak, "Türkiye'de ilk kadın genel yayın yönetmeni olan Gurebetelli Ersöz'ün yarattığı miras bizim için çok önemlidir. Bu mirası, kadın yayıncılığı konusunda, bir bellek ve bir arşiv olarak değerlendiriyoruz. Şilan Aras, Gurbetelli Ersözlerin mirasıyla Binevş kadın mücadelesine devam edecek. Gurbetelli'nin çizgisiyle ilerleyerek tüm Türkiye kadınlarıyla buluşmaya devam edeceğiz" dedi.


Mardin'de Şüpheli Asker Ölümü - Bianet

Mardin'in Kızıltepe ilçesinde zorunlu askerlik yapan 21 yaşındaki erin nöbet tuttuğu sırada intihar ettiği iddia edildi.

Mardin'in Kızıltepe ilçesinde bir askerin nöbet tuttuğu sırada intihar ettiği iddia edildi.

Şırnak doğumlu 21 yaşındaki S.Y.'nin  4. Piyade Hudut Alayı'na bağlı Akdoğan Boğaziye Piyade Hudut Sınır Karakolu'nda dün sabah saat 07.00 sıralarında nöbet tuttuğu esnada taşıdığı piyade tüfeğiyle kalbine doğru bir el ateş ederek intihar ettiği iddia edildi.

Yaralanan S.Y., kaldırıldığı Kızıltepe Devlet Hastanesi'nde hayatını kaybetti.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın soru önergesine verdiği yanıta göre, 2012-2013 yılları arasında intihar sonucu 108, silah kazası sonucu 40, iş kazası sonucu 1, düşme, kavga, zehirlenme, suda boğulma gibi nedenlerle 17 olmak üzere toplam da 166 asker öldü.

İsmet Yılmaz 2012 yılında verdiği soru önergesinde ise son 22 yılda 2 bin 221 kişinin intihar ettiğini 1602 kişinin de "kendini askere elverişsiz hale getirmeye çalışırken", silah kazası veya askeri araç kazası ya da yılan sokması, yıldırım düşmesi, elektrik çarpması ya da düşme sonucu hayatını kaybettiğini belirtmişti.


Av. Okcan: Gösteri hakkı alanı da kapsar – Etkin Haber Ajansı

AİHM'in Taksim kararına göre, toplantı ve gösteri yapma hakkının, gösterinin yapılacağı yeri de kapsadığının altını çizen DİSK Avukatı Necdet Okcan, "Ben şunu merak ediyorum. Sayın Başbakan acaba neye saygı duyuyor? Başbakan ancak gencecik insanlarımızı öldürenleri kahraman ilan ediyor, onlara saygı duyuyor. Yolsuzluk yapanlara saygı duyuyor. Hukuk devletinde idareciler yargı kararlarını tartışabilirler ama kararlara uymak zorundadır" dedi.
 
AİHM'in Taksim'de 1 Mayıs gösterileri için açık kararına rağmen AKP Hükümeti, bu yıl da Taksim'i işçi, emekçi ve ezilenlere kapatmak istiyor. DİSK Av. Necdet Okcan, AİHM kararını ve Taksim yasağını ETHA'ya değerlendirdi.

2008 yılında İstanbul'da adeta sıkıyönetim ilan edilen 1 Mayıs'la ilgili AİHM'in 2012 yılında karar verdiğini hatırlatan Okcan, "AİHM alan belirleme hakkının göstericilere ait olduğunu, toplantı ve gösteri hakkının gösterinin yapılacağı alanı da kapsadığını çok açık bir şekilde belirtiyor" dedi.

PROVOKASYON KAFALARININ İÇİNDE

2001 yılında yapılan yasal düzenlemede, idarenin güzergah belirleme hakkı anayasadan çıkarıldığı halde, 2014 yılında yapılan değişikliklerle valilik ve mülki amirliklere alan belirleme hakkı tanındığını anımsatan Okcan, şöyle devam etti: "Önemli olan kamu otoriterlerinin haberdar olmasıdır. Orada bir güvenlik önlemi, kamu düzeninin bozulmaması bakımından olabilecek şeylerdir. Biz bir ay önce haberdar ediyoruz. 2010, 2011, 2012 yılında belki de dünyanın en görkemli, en kalabalık 1 Mayıs'larını yaptık. Toplumun bütün mağdurları taleplerini özgürce haykırdı. Kimsenin burnu kanamadı, bir tane olay çıkmadı. Demek ki provokasyon bunların kafalarının içinde. Toplumun haklarını gasp etmek için bir gerekçe. AİHM kararı buna da vurgu yapıyor. 'Soyut bir provokasyon iddiasıyla geçiştiremezsiniz. Duyumlar almışsınızdır. Bunu paylaşmalısınız. Bunu önlemek sizin görevinizdir. Bunu önlemek yerine toplantıyı önlemek hak ihlalinin ta kendisidir' diyor karar."

YENİKAPI MİTİNGİN AMACINA AYKIRI

Toplantı ve gösteri yapma hakkının, gösterinin yapılacağı yeri de kapsadığının altını çizen Okcan, Valiliğin Yenikapı önerisine şöyle yanıt verdi: "Yenikapı nasıl bir yer? İstanbul'da yaşayan herkes bilir. Bir tarafı deniz, bir taraf iskele, bir tarafta otobüs durakları var. Kentteki insan yaşamının en az olduğu yerlerden bir tanesi. Şimdi toplantı gösteri, yürüyüş, düşünceyi açıklama araçlarından bir tanesidir. Dünyanın her yerinde böyledir. Siz toplantıyı kentin en işlek meydanlarında, en merkezi yerinde yaparsınız ki, kamuoyunu haberdar edesiniz, düşüncenizi yayasınız. Mesela parkın korunması ile ilgili bir gösteriyi parkın önünde yaparsınız. Anayasamızda bu açık bir şekilde belirlenmiştir."

AİHM KARARI ANMA HAKKINI TESCİL EDİYOR

Okcan, "1977'de 37 kişinin hayatını kaybetmesi bir bellek hakkı. İşçiler bakımından önemlidir. Bu ölümlerin olduğu yerde bu anmanın yapılması, işçilerin hakkı olduğu kadar, konfederasyonların işçilere karşı görevidir de" diye konuştu.

37 işçi ve emekçinin yaşamını yitirdiği 77 1 Mayıs katliamının büyük bir provokasyon olduğunu kaydeden Okcan, ekledi: "Bizim orada anmamız en büyük hakkımızdır. Karar da bunu tescil edilmiştir."

TAKSİM KENT BELLEĞİDİR

İstanbul Valisi'nin "AİHM kararı Taksim'de yapılmasını gerektirmiyor" diye açıklama yaptığını hatırlatan Av. Okcan, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 12 Eylül darbecileri tarafından çıkarıldığını ve kadük bir kanun olduğunu kaydetti. Gezi isyanından sonra Taksim'deki gösterilerin fiilen yasaklandığını hatırlatan Okcan, "Biz biliyoruz ki 15 yıla yakındır Tünel, Galatasaray Meydanı, İstiklal Caddesi, Gezi Parkı'nda birçok gösteri yaptık. Orası kent belleğidir" diye konuştu.

BAŞBAKAN 'HAKKI BEN VERDİM, AKP KARŞITLIĞI YAPTINIZ' DEDİ

Habitat sırasında devletin, Gezi Parkı, Galatasaray Meydanı ve kentin başka alanlarını gösteri alanları olarak kabul eden bir genelge yayınladığını hatırlatan Av. Necdet Okcan, şimdi yasaklama kararının hukuki değil, politik olduğunu söyledi. Geçen yıl Taksim'deki inşaatın bahane edildiğini, sendika başkanları ile görüşen Başbakan Erdoğan'ın "Bu hakkı size ben verdim, siz orayı AKP karşıtı gösterilerin odağı haline getirdiniz" dediğini aktardı.

2010, 2011 ve 2012'deki kitlesel 1 Mayıs gösterilerinin iktidarı rahatsız ettiğini ifade eden Okcan, şunları söyledi: "Ben verdim, ben alırım diyor şimdi. Ama hukuk devletinde böyle bir mantık olmaz. Herkesin anayasayla güvence altına alınmış hakları vardır. Çok açık bir şekilde toplantı yapılmasının engellenmesi hukuka aykırıdır. AİHS'in 11. maddesinin ihlal edildiği çok açık ve net bir şekilde söyleniyor. Polisin şiddetli müdahalesi nedeniyle hakkın kullanılması engellenmiştir. Sabahın 6'sında sendikanın önünde toplanan işçilere şiddetli müdahale edilmiştir. Ortada kamu düzenini bozan kimse yoktur. İşçiler bir düzen almaktayken polis gelip saldırmıştır diyor karar. AİHM, her aşamasını incelemiş, her aşamasıyla ilgili karar almıştır. Mahkeme kararları idareye direktif vermezler. Ama yapılan uygulamanın hukuka aykırılığını tescil ederler."

AİHM kararının denetleme mercii olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne başvuru yaptıklarını hatırlatan Av Necdet Okcan, sonucu beklediklerini ifade etti.

ALANIMIZA SAHİP ÇIKMAMIZ LAZIM

Okcan, "Bu bir hak mücadelesi. İnsanların yüzyılı aşkın süredir canlarıyla bedel ödedikleri bir hak. Hakkın doğumunda da Amerika'da canların bedel ödedikleri, 77'de 37 insanın, Mehmet Akif Dalcı'nın, 96'da üç canımızın.... Yaralılarımız var, gözaltında mağduriyetlerimiz var, felç kalanlarımız var. Bu işin peşini bırakmayacağız. İşçilere, emekçilere, emek dostlarına büyük iş düşüyor. 1 Mayıs'ta bu hukuksuzluğa karşı hakkımızı korumak için el birliğiyle mücadele etmemiz, alanımıza sahip çıkmamız lazım" diye konuştu.

Av. Okcan, Başbakan Erdoğan'ın AYM'nin Twiter kararıyla ilgili "Saygı duymuyorum" açıklamasının hatırlatılması üzerine ise şunları söyledi: "Ben şunu merak ediyorum. Sayın Başbakan acaba neye saygı duyuyor? Bu hükümetin saygı duyduğu bir şey gösterebilir misiniz? Başbakan ancak gencecik insanlarımızı öldürenleri kahraman ilan ediyor, onlara saygı duyuyor. Yolsuzluk yapanlara saygı duyuyor. Çok şaşırmıyorum bu açıklamalara. Hukuk diye bir derdi yok. Diktatörlüğünün hiçbir tartışma konusu olmadığını düşünüyorum. Toplumu bölen, kamplara ayıran tutumunu sertleştiriyor. Hukuk devletinde idareciler yargı kararlarını tartışabilirler ama kararlara uymak zorundadır. Hukuk devletinin en temelidir."


Sürgün 21 yıl sonra sona erdi – Kurdistan Post.eu

Kürd siyasetçisi ve yazar Yaşar Kaya, 21 yıl sonra Türkiye'ye döndü.

Kapatılan Demokrasi Partisinin (DEP) Genel Başkanı, TC parlamentosunun eski milletvekili ve yazar Yaşar Kaya, 21 yıl sonra Türkiye'ye döndü.

Yaşar Kaya, aprondan (havaalanında uçakların park pozisyonlarını aldıkları alan) alınarak, ifade vermek için Ankara adliyesine götürüldü.

Yaşar Kaya’yı Esenboğa Havalimanı’nda karşılayan eşi Yurda Alaca ve kızı Berivan, buruk bir sevinç yaşadıklarını ifade ettiler. 

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, sağlık durumlarını ve yaşlarının ilerlemiş olmasını dikkate alarak kapatılan Demokrasi Partisinin (DEP) Genel Başkanı Yaşar Kaya, Yusuf Serhat Bucak ve Şerafettin Kaya'ya 3 ay içinde Türkiye'ye gelmeleri halinde "tutuklanmama güvencesi" vermişti.

CMK'nın "Sanığa verilecek güvence belgesi" başlıklı 246. maddesi uyarınca tutuklanmayacak Kaya, ifade vermek üzere Ankara Adliyesi'ne götürüldü.

Almanya'da 21 yıldır yaşayan Kaya, Türkiye'yeye Frankfurt Havalimanı'ndan kalkan uçakla geldi. Yaşar Kaya havalimanında gazetecilere şu açıklamada bulundu:  "Yeni bir sürece girildi. Ben 74 yaşındayım Türkiye’de çeşitli süreçleri yaşadım. Biz barışa destek vermek için her zaman varız. Barış insanıyız ve barışın olması için de her zaman gayret sarf edeceğiz. Sayın Başbakan, belirli adımları atmakla çok haklı. Çünkü büyük bir güçle iktidar partisinin başkanı. O da dünyadaki gibi eksiksiz bir demokrasinin Türkiye'de var olmasına gayret ediyor. Biz de yardımcı olacağız".

Kaya sözlerine şöyle devam etti:  "Sürgün, bir açık hava hapishanesidir, insanın kişiliğinden bir şeyler koparan... Hasret dolu günler, aylar, yıllar insanı yıpratıyor. Ayrıca ailenize, insanlarınıza, dostlarınıza kavuşacaksınız. Benim için iyi olacak hem moral bakımından hem de ailem açısından iyi olacak. Çözüm süreci olmasaydı, bu adımlar atılmasaydı Türkiye’ye gidemezdik çünkü mahkemenin tutuklama kararı vardı"

HAKIM KARŞISINA ÇIKTI

Yaşar Kaya, hakkındaki davalarla ilgili Ankara adliyesinde hakim karşısına çıktı. 

Adliye girişinde gazetecilere açıklama yapan Kaya, 21 yıl sonra Türkiye'ye gelmenin mutluluk verici olduğunu belirterek, "İnanılmaz memnuniyet verici bir olay. Ailemize, çocuklarımıza, dostlarımıza kavuştuk. Bundan daha büyük mutluluk olabilir mi" dedi.

Kaya, ''Sürgündeki Kürt Parlamentosu'' ile ''Kürdistan Ulusal Kongresi''nin oluşumunda yer alan 31 kişiyi "silahlı örgüt kurmak ve yönetmek" suçundan yargılayan Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıktı.

Hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Kaya, "Sürgündeki Kürt Parlamentosunu 1995'te Lahey'de kurduk. 6,5 yıl başkanlığını yaptım. Bu parlamento tamamen akademik kuruluştur. Her şey izinli ve illegal hiçbir faaliyeti yoktur. Gizli bir faaliyette bulunmamıştır, 12 ülkede genel kurul yapılmıştır. Dünyaca bilinen bir kurumdur. Genel başkanlığını yaptığım dönemde yapılan faaliyetlerin arkasındayım" diye konuştu.

Kaya, Mahkeme Başkanı Bahattin Özbaş'ın, "Bu örgüt Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmeye yönelik faaliyetle suçlanıyor. Böyle bir faaliyet var mıydı" sorusu üzerine "Böyle bir faaliyeti yoktur. Parlamentonun görevi parlamenter sınırları içerisinde rejimini tanıtma çalışmaları vardır. Türkiye aleyhine hiçbir şey söylenip yazılmamıştır" dedi.

Mahkeme, Kaya'nın tutuksuz yargılanmasına karar verdi.

Siyasetçi ve yazar Yaşar Kaya, aynı zamanda kurdistan-post internet gazetesinin kurucularındandır.


Altan Tan hişyarî da BDPê: Emê li malê rûnin - RÛDAW 

Parlamenterê Partiya Aştî û Demokrasiyê (BDP) Altan Tan hişyarî da partiya xwe û ragihand ku eger BDPê tevlî Partiya Demokratîk a Gelan (HDP) bibe divê raya parlamenter û endamên xwe bistîne.

Altan Tan tevlî programeke CNN Turk bû û derbarê pirsa tevlîbûna BDPê di nav HDPê de got “Eger BDPê tevlî HDPê bibe ez bi tenê namînin û ezê jî tevlî HDPê bibim, lê pêwîste di şêwaz û mîkanîzma vê tevlîbûnê de raya parlamenter û hevserokên şaredariyan ên BDPê bê standin”.

Ji ber ku Gultan Kişanak bûye hevseroka şaredariya bajarê mezin a Amedê, niha BDPê bê hevseroka jin maye, lewra pêwîste kongreya xwe li dar bixe.

Derbarê vê yekê de Altan Tan got “Dibe ku di kongreyê de biryar bê standin ku BDPê were hilweşandin û tevlî HDPê bibe”.

Altan Tan herwiha got “Em ne li dijî biryara tevlîbûnê ne, lê ez tenê dibêjim bila ev biryar bêy wergirtina nêrîn û raya parlamenter û hevserokên şaredariyan ên BDPê neyê dayîn. Divê em bizanbin wê hevserok û kadir kî bin, eger hevalên me bêjin hemû tiştek dê wek berê be, bila ew berdewam bikin û emê jî biçin malê”.


Barzanî û Erdogan îro li Enqereyê dicivin – Avesta Kurd

Di daxuyaniyeke taybet de bo malpera hikûmeta herêma Kurdistanê, Samî Ergoşî sekreretê rojnamevanî yê serokwezîrê herêma Kurdistanê got: Îro roja çarşemiyê 16ê nsana 2014ê Nêçîrvan Barzanî serokwezîrê herêma Kurdistanê li ser vexwandina Receb Teyîb Erdogan serokwezîrê Tirkiyeyê dê serdana Enqereyê bike û digel mezine berpirsên wî welatî bicive.
 
Barzanî û Erdogan îro li Enqereyê dicivin

Ergoşî got ku, serokwezîrê herêma Kurdistanê û serokwezîrê Tirkiyeyê dê di civîna xwe de pêşxistina têkeliyên êkonomî, bazirganî û pirsa vekirin aderiyên nû li ser tixûb û hevkarî û hevbeşiya di warê enerjiyê navbera Hewlêr û Enqereyê de gotûbêj bikin.  Heerwesa rewş û pêşhatên nû yên herêmî jî dê di civînê de bên nirxandin.


Serokê Herêma Kurdistanê pêşwazî li Balyozê Amerîka li Iraqa Federal kir - Peyamner

 Îro çarşembe li Selahedîn birêz Mesûd Barzanî serokê Herêma Kurdistanê pêşwaziya Robert Steven Bekiroft Balyozê Wîlayetên Yekgirtiyê Amerîka li Iraqa Federal û şanda pê re kir.

Li gor malpera fermîya serokatîya Herêma Kurdistanê, di hevdîtinê de pêşhatên dawî yên siyasî û emnî û serbaziyên Iraqê bi giştî û parêzgeha Enbar bi taybetî xistin ber behs û çareseriyên qeyrana siyasî û rewşa nebaşa emnî hate nirxandin û Balyozê Amerîka li Iraqa Federal nîgeraniya xwe ya di derbarê bi qeyrana siyasî û têkçûna rewşa emnî li Iraqê û bi taybet parêzgeha Enbar bi Serok Barzanî ragihand.

Her di vê hevdîtinê de di derbarê hilbijartinên Encûmena Nûnerên Iraqê û bandora vê hilbijartinê li ser guherîna nexşeya siyasiya Iraqê guftûgo kirin û her dû alî hêvî xwest encama hilbijartinan bibê sedema vekirina girêyên kur û dawî hatina tengasî û qeyranên Iraqê.

Pêvajoya siyasiya navçeyê û qeyrana Sûriye mijareke dinê vê hevdîtinê bû.


ABD: Irak’ın toprak bütünlüğü korunmalı - Rizgarî Online

Bağdat yönetimiyle yaşanan son petrol gerginliği ve Bağdat´ın Kürdistan bütçesini kısmasının ardından “Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile merkezi yönetim arasındaki ilişki konfederalizme doğru gidiyor, bir sonraki adım bağımsız Kürdistan. Bağımsız Kürdistan devletinin kuruluşunun yaklaştığından eminim” ifadelerini kullanan Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’ye, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yanıt geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki, “Irak’ın toprak bütünlüğünün” korunması çağrısında bulundu.

Başkan Barzani, kısa süre önce Baas rejiminin devrilmesinden bu yana geçen 11 yıl içerisinde Bağdat yönetiminin baskı, abluka ve ambargo ile Kürdistan siyasetini zora sokmak istediğini anlatmıştı. Barzani, “Federal anayasanın ihlali anlamına gelen bu politikalar Irak’taki halkların birarada yaşama isteğini de tehlikeye atıyor” demişti.

“DESTEĞİMİZ FEDERAL IRAK’A”

Amerika’nın Sesi Radyosu’nun haberine göre; ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki, günlük basın brifinginde Barzani’nin “Bağımsız Kürd devletinin kuruluşu yakın” diye açıklama yaptığını hatırlattı ve şu değerlendirmeyi yaptı: “Irak’ın toprak bütünlüğü korunmalıdır. Federal, demokratik, çoğulcu ve birleşik Irak’a destek vermeye devam ediyoruz. Tüm taraflara da bu amaca yönelik birlikte çalışması çağrısında bulunuyoruz.”

Kökten değişiklik sinyali

Bu arada Mesud Barzani dün Irakiye Fraksiyonu Başkanı İyad Allavi ile KRG başkanlık konutunda biraraya geldi. Irak’ın durumunun iyiye gitmediği konusunda hem fikir olan iki taraf; Irak’ta kökten bir değişikliğe gidilmesinin gerektiğini söyledi.


AYM’ye 2. başvuru - Hürriyet

Abdullah Öcalan’ın ‘Kürtlerin Manifestosu’ başlıklı kitabının basım aşamasındayken yasaklanmasının insan hakları ihlali olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvurusunun ardından avukatları dün ikinci kez AYM’ye başvurdu.
Avukatları, Öcalan’la geçen ay çıkan AİHM dosyalarıyla ilgili görüşebilmek için AYM’den en kısa sürede tedbir kararı vermesini istedi. “Üç yıldır müvekkilimiz ile görüşemiyoruz, tedbir kararı verin, İmralı’da cezaevinde görüşelim” talebinde bulunan avukatlar, görüşmenin yaptırılmaması halinde temel hak ihlali yapıldığının tespitini de istediler.   


Birleşme haziranda - Birgün

BDP, HDP çatısı altında birleşme takvimini netleştiriyor. Her iki partinin MYK üyeleri ve milletvekillerinin katılımıyla gerçekleştirilecek iki günlük toplantılarda birleşmeyi karara bağlayacak. HDP bileşenlerinden EMEP tepkili. HDP'de, yerel seçimlerden önce gündeme gelen ancak seçim sonrasına bırakılan HDP çatısı altında birleşme çalışmaları hız kazandı. Bugün ve yarın her iki partinin MYK üyeleri ve milletvekillerinin katılımıyla gerçekleştirilecek toplantılarda 22 Haziran olarak öngörülen HDP çatısı altında birleşme takviminin netleşmesi bekleniyor. Parti Meclisi ve MYK üyelerinin katıldığı geçen hafta sonu yapılan toplantıda kesin bir karar alınmamakla birlikte üzerinde büyük ölçüde üzerinde uzlaşma sağlanan birleşmeye yönelik yol haritasını netleştirmek üzere bir dizi toplantı daha planlanıyor. BDP heyetinin İmralı'ya hafta sonu yapacağı ziyaretin de birleşmeyle ilgili takvimin kesinlik kazanması açısından önem taşıdığı belirtiliyor. Kesinlik kazanmamakla birlikte öngörülen takvime göre HDP çatısı altında birleşme Haziran ayında gerçekleşecek. Bunun için 8 Haziran'da BDP Kongresi'nin yapılması ve HDP çatısı altında birleşmeyle ilgili karar alınması bekleniyor. Planlanan modele göre BDP tümüyle kapatılmayacak. Birleşme süreci HDP'nin 22 Haziran'da yapılması planlanan kongresiyle son bulacak.

 'HEDEF TÜM ÖTEKİLEŞTİRİLENLER' BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, birleşme süreciyle ilgili BirGün'e yaptığı açıklamada, başından beri HDP'nin kuruluşuna ayrı bir önem verdiklerini belirterek, şunları söyledi: "Bizim bölge açısından bir sorunumuz yok. Ancak Kürtlerin dışında sol bir muhalefete ihtiyaç duyulduğunu, bu anlamda ciddi sıkıntılar bulunduğunu söyledik hep. HDP ile birlikte bölgenin dışına çıkmak ve yıllardır dışlanan, ötekileştirilen insanları da içimize katmak istedik. Alevileri, yoksulları, muhafazakârları, ötekileştirilen tüm kesimleri kucaklamaktı HDP'nin kuruluş amacı. Yerel seçimlerde belki istediğimiz oranı yakalayamadık ancak bunun birçok sebebi var. Özellikle HDP'lilere yönelik linç girişimleri, örgütsel anlamda yaşanan sıkıntılar etkili oldu seçim sonucunda."

'SÜRPRİZ VE KRİZ İHTİMALİ YOK' HDP Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü de BDPHDP birleşmesiyle ilgili sürecin öngörüldüğü ve beklendiği gibi gittiğini belirtti. HDP Merkez Yürütme Kurulu ve tüm bileşenlerin katılımıyla kapsamlı bir değerlendirme yaptıklarını kaydeden Kürkçü, "Bu aşamada kişisel bir açıklama yapmak istemem. Ancak şunu söyleyebilirim, her şey öngörüldüğü ve beklendiği gibi gidiyor, herhangi bir sürpriz ve kriz ihtimali yok" dedi. Kürkçü, HDP içindeki büyük bileşenler arasında yer alan Emek Partisi'nin (EMEP), BDP'nin HDP'ye katılmasıyla ilgili itirazlarının anımsatılması üzerine de "Onlar da şu anda müzakereye devam ediyorlar. Bu süreçle ilgili farklılaşma yönünde bir gösterge sayılmaz. Beklemediğimiz bir gelişme olacağını düşünmüyorum" diye konuştu. EMEK Partisi HDP-BDP birleşmesinin olumlu sonuç vermeyeceğini açıkladı. Genel Yönetim Kurulu toplantısı sonuç metninde şu ifadelere yer verildi: "HDP Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi yeni güçlerle birleşmek için çaba göstermekten çok, dikkatini "kitle partisi olarak yeniden biçimlendirmek" üzerine yoğunlaştırdı bir sürecin içine girmiştir. Partimiz bunun doğru olmadığını bir kez daha vurgulamaktadır. Bu yönde bir girişim HDP'yi niyetten bağımsız olarak demokrasi güçlerinin birliği zemini olmaktan çıkarıp klasik bir parti formuna sokmaya; yeni güçlerle birleşme ihtiyacına yanıt vermek bir yana daha da darlaşma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacaktır."
 

Yerelin pay alma hakkı var - Milliyet

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın, “Petrolden pay istiyoruz” açıklamasını Türkiye’nin imza attığı “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartnamesi” ile destekledi.
Kaplan, HDP Şırnak milletvekilleri Selma Irmak, Faysal Sarıyıldız’la birlikte 30 Mart yerel seçimlerinde belde belediyelerini kazanan başkanlara tebrik ziyaretinde bulundu. Hükümetin Kışanak’ın açıklamasını çarpıtıp siyasi propagandaya indirdiğini belirten Kaplan, mevcut yasalara göre bölgeden elde edilen gelirden payın belediyelere de verilmesi gerektiğini söyledi. Kaplan, şöyle konuştu:
“Demokratik özerklik modelinden önce Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, 1985’te imzaya açılmış. Türkiye, 1988’de kabul etmiş, imza atmış. 1993’te de Meclis’te onaylamış. Meclis’te onaylanan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na göre, Avrupa Birliği’nin yine yerel yönetimlerin yerelden vergi ve bu tür gelir kaynaklarını elde etme, çevre kirliğine trafikte, ulaşıma, sağlığa, eğitime hizmet etmesi gerekir. 77 milyon insanı Ankara’da yönetmek mümkün değildir. Elbette oradan da pay bırakması lazım” dedi.


Sakık'ın MİT'e teşekkürü tartışılıyor - Habertürk

Sırrı Sakık, MİT’e çözüm sürecindeki çabası için teşekkür etti. Sakık’ın teşekkür ettiği adres doğru mu?
TBMM Genel Kurulunda MİT kanunda değişiklik öngören teklifin görüşmeleri sırasında söz alan BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, "MİT görevlerini üstlenmişse ve ilk kez MİT bu süreci (çözüm) götürüyorsa ve saldırıya maruz kalıyorsa biz buna seyirci kalmayız. Ben burada Hakan Fidan ve ekibini kutluyorum. 1 yıldır çatışmasızlık süreci yaşanıyorsa ve burada MİT'in bir katkısı varsa bundan mutluluk duyarız" dedi. BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan ise Sırrı Sakık'ın teşekkürüne tepki gösterdi. Polemik konusu olan teşekkür hakkındaki görüşler şöyle:

'MİT temel katkı yaptı'

MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat ÖNEŞ:

ÇÖZÜM süreci, ülke ve ülke demokrasinin gelişimi için çok önemli, hayati bir konu. Bu sürece siyasi partilerin çıkarları açısından veyahut da iç politika içinde bakmadan çözüm sürecinin gelişimi istikametinde destek vermek çok önemli bir olay. Tabi ki burada eleştiriler de olabilir. Farklı bakışlar da olabilir. Çatışmasızlık sürecini devam ettirerek çözüm sürecine katkı yapmak hayati bir olay. Şüphesiz siyasi iktidarın iradesi çerçevesinde oluşan bir girişim söz konusu ama MİT'in bu konuda önemli bir katkı sağladığı, özellikle hükümetin iradesinin oluşması konusunda bir temel yapıyı oluşturduğu anlaşılıyor. Bu bakımdan eleştirileri yaparken bu desteği, çatışmasızlık sürecinin devam etmesi ve çözüm sürecine katkı sağlaması yönünden önemli görüyorum. Bu değerlendirme bana göre de doğru.

'Çözüm sürecinin mimarı siyasi iradedir'

Gazeteci Avni ÖZGÜREL:

SIRRI Sakık, büyük bir kadirşinaslık göstermiştir. Çözüm sürecinin mimarı siyasi iradedir. Siyasi iradenin bu süreci yürütmede görevli kıldığı kurum ise Milli İstihbarat Teşkilatı'dır. Süreç başarılı ilerliyorsa, bu, Kandil'in başarısı değil, MİT ve İmralı'nın başarısıdır. Sakık, büyük bir cesaret göstererek, süreci yürüten MİT'e teşekkür etmiştir. Sayın Pervin Buldan ise ideolojik bir tepki vermiştir. MİT, kendisine verilen görevi şu ana kadar başarı ile yerine getirmiştir.

'Ne söylediğimi çok iyi biliyorum'

BDP Muş Milletvekili Sırrı SAKIK:

GRUP Başkanvekilimiz Pervin Buldan, 'yanlış anlaşıldı' diye bir açıklama yapmış. Ben burada neyi söylediğimi çok iyi biliyorum. Hatta burada kendisi de alkışladı. Sonra neyin değiştiğini bilmiyorum. Kardeşçe bir hukukumuz var. Ama keşke olmasaydı bunlar. Ne söylediğimizi çok çok iyi biliyoruz. Bazı bize tepeden bakan kesimlerin zaman zaman bizim bu konuda ne söylediğimizi bilmediğimizi... Kürt hareketi ne istediğini çok iyi biliyor" dedi.

'Hakan Fidan sürece katkı sağladı'

Eski MİT görevlisi Mahir KAYNAK:

MİT eskiden çözüm sürecine de BDP'nin oluşumuna da karşıydı. Son zamanlarda Hakan Fidan çözüm sürecine katkı sağladı. Eskiden MİT karşı çıkardı. Hiç desteklemediler. Öyle bir çözüm süreci olmaz dediler. Düşman yenilir, düşmanla müzakare edilmez dediler. Anlayış oydu. Ama son dönemde katkı sağladı. Devlet bölgede hatalar yaptı, koruculuğu çıkardı, onlara maaş ve silah verdiler.

'Niye teşekkür etti anlamış değilim'

BDP Diyarbakır Milletvekili Altan TAN:

MİT önce Robaski'nin katillerini ortaya koysun, gereğini yapsın ondan sonra teşekkür edelim. DURUP dururken teşekkür edilmesini anlayabilmiş değilim. Sayın Sakık MİT Müsteşarı'na niye teşekkür etti bilmiyorum. Eğer bu diyalogları ve müzakereyi Türkiye Cumhuriyeti devleti adına tek başına Hakan Fidan karar alıp başlatmışsa, böyle bir bilgi de bende yok. Eğer bir teşekkür söz konusuysa -ki söz konusu olduğu kanaatinde de değilim- bu teşekkür siyasi iradenin başına yapılır. Doğrusu ben anlamış değilim.

'Roboski ortadayken mit'e teşekkür hakkımız yok'

BDP Grup Başkanvekili Pervin BULDAN:

ROBOSKİ, Gever, Lice olayları ortadayken MİT'e teşekkür hakkımız yoktur. Teşekkür edilmesi gereken yerler farklı yerlerdir. Süreci başlatan Sayın Öcalan'a teşekkür ediyorum. Ülkede çatışmasızlık süreci varsa, kan akmıyorsa, anneler ağlamıyorsa Sayın Öcalan'a bir kez daha teşekkür ediyorum.

'Abartılı bir ifade olarak görüyorum'

HDP İstanbul Milletvekili Abdullah Levent TÜZEL:

MİT Türkiye'nin tarihinde bir takım insanlık suçları, siyasi cinayetlerle şaibeli, aydınlatılması gereken yığınla mazisi olan bir örgüt. Sırrı Bey çözüm sürecine muhalefet edenlerin MİT'e karşı söylemine karşı bir yanıt vermiştir. Abartılı bir ifade olduğunu düşünüyorum. Sırrı Bey Kürt siyaseti ve Kürt halkının ihtiyacı cephesinden baktığı için böyle ifade etti ancak HDP olarak esas yaklaşımımız, istihbarat devleti, başbakanın elini güçlendirmesi gibi bir takım düzenlemeleri içeren bu MİT yasasını eleştiriyoruz.

'Faili meçhullerle anılan kuruma teşekkürün anlamı yok'

CHP Mersin Milletvekil Ali Rıza ÖZTÜRK:

MİT'in geçmişi karanlık. 1970'den sonra gençlik hareketinin içine elemanlarını sokmuş, gençleri kışkırtmış, sonra da gençleri katletmiştir. MİT'in elinde katledilen devrimcilerin, yurtseverlerin kanı vardır. Adı faili meçhullerle anılan bir kuruma teşekkür edilmesinin anlamı yoktur.


Zozani: MİT'e kapkaç yetkisi - Evrensel

BDP Hakkari Milletvekili Adil Zozani teklifin 11. maddesi üzerine söz alarak, "MİT mensuplarına kapkaç yetkisi verildiğini" söyledi. "Aracınızdasınız, evinize gidiyorsunuz, pekâlâ birisi gelip, sizi durdurup 'Ben MİT mensubuyum, aracınıza el koyuyorum' diyecektir. Böyle bir yetki var. Vatandaşın bu insana MİT mensubu olup olmadığını sorma ve onu kanıtlattırma gibi bir yetkisi, bir hakkı da yok. MİT mensubuna 'MİT mensubu' denilmesini, onun deşifre edilmesini de siz bir maddede yasakladınız. Dolayısıyla, MİT mensubu olmayabilir ama bir kapkaççı 'Ben MİT mensubuyum' deyip arabanızı sokakta gasbedebilir. Dolayısıyla, bu bal gibi, MİT'e kapkaç yetkisi veren bir maddedir" diye konuşan Zozani, maddenin geri alınmasını istedi.


AK Parti'nin 2015 hedefi: Dar bölge - Habertürk

AK Parti, “Anayasa’yı değiştirecek çoğunlukla gelebilmemiz için dar bölge sistemini tartışmaya açmalıyız” diyen Başbakan Erdoğan’ın açıklamasının ardından harekete geçti.

“Dar bölge sistemi”ne geçilmesi halinde, AK Parti’nin yüzde 49 oy oranı hesabı üzerinden vekil sayısı 327’den 342’ye yükseliyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, milletvekilleriyle istişare toplantısında “Anayasa’yı değiştirecek çoğunlukla gelebilmemiz için dar bölge sistemini tartışmaya açmamız gerekiyor” sözleriyle gündeme getirdiği sistemle ilgili AK Parti milletvekilleri “Meclis kapanmadan önce çıkarırız. 2015 seçimleri ‘dar bölge’ ile yapılır” dedi. Anayasa’ya göre seçimlerle ilgili değişikliğin, seçim tarihinden 1 yıl önce yapılması gerekiyor. Aksi halde seçimlerde uygulanamıyor. Bu nedenle dar bölge seçimsisteminin 12 Haziran’a kadar çıkarılması gerekiyor. Dar bölge seçim sistemi, hermilletvekili için bir bölge oluşturulmasını öngörüyor. Türkiye 550 bölgeye, örneğin, şu anda 3 bölgesi olan İstanbul 81 bölgeye ayrılacak. O bölgede en çok oyu alan partinin adayı kazanacak. Diğer partilerin adayları kaç oy alırsa alsın seçilemeyecek.

2011 BAZ ALINIYOR

Başbakan Erdoğan’ın yurtdışından gelen “baraj” eleştirilerinin de önüne geçeceğini belirttiği dar bölge sistemiyle ilgili çalışma, AK Parti’nin 2011 seçimlerinde aldığı oy oranı baz alınarak yapılıyor. Dar bölge, AK Parti’nin anayasal çoğunluğu elde edebileceği bir sistemolarak görülüyor.

AK Parti kurmaylarının değerlendirmeleri şunlar:

YEREL DİNAMİKLER: “Dar bölge”de ancak yüzde 50’nin üzerinde bir oyla avantajlı olunacağını dile getiren bazı AK Partililer, yerel dinamiklerin harekete geçecek olmasının dezavantaj oluşturabileceğine partiden çok adayların ön plana çıkacağına dikkat çekti.

NASIL BÖLÜNECEK: AK Parti’nin, güçlü olduğu yerlere göre bölgeleri belirleyeceği, en güçlü ismini aday yapacağı belirtiliyor. Ancak bunun, aynı ildeki isimler arasında çekişmeye yol açabileceği kaydediliyor.

İTTİFAK İHTİMALİ: Bir bölgede şansı olmayacağını gören partilerin, diğer bölgelerde güçlenebilecek ittifaklara gidebileceği ve bunun da güçlü parti açısından faydanın aksine beklenmeyen bir kayba yol açabileceği vurgulanıyor.

YÖNLENDİRME: Bölgedeki seçmen sayısı azalacağı için parasal güç kullanımı, dini hassasiyetler, etnik köken ya da ağalık gibi unsurlar kullanılarak seçmeni yönlendirmenin daha kolay olabileceğine dikkat çekiliyor.

SEÇMEN NAKLİ: Seçmen sayısının az olmasından dolayımahalleler arası seçmen naklinin gündeme gelebileceği belirtiliyor.

‘Dar bölge’de kazanan-kaybeden

AK Parti için yapılan simülasyonlara göre “dar bölge”de MHP vekil kaybediyor. 2011 genel seçimlerinde alınan yüzde 49 oyla Meclis’te 327 sandalye kazanan AK Parti’nin vekil sayısı 342’ye yükseliyor. CHP’nin vekil sayısı 135’ten 138’e çıkarken, MHP’nin vekil sayısı 53’ten 32’ye düşüyor. BDP’nin milletvekili sayısı ise 36’dan 38’e yükseliyor.

‘Tamamen hayal ürünü’

ANAR Genel Müdürü İbrahim Uslu, dar bölge simülasyonlarının tamamen hayal ürünü olduğunu belirtti, “Bölgelerin nereden bölüneceği belli değil. Konya ya da Ankara nerelerden bölünecek o bilinmeden ne kadar vekil çıkarılacağını hesaplamak zor” dedi.


Dokunulmazlık kalktı - Radikal

Meclis Başkanlığı, belediye başkanı seçilince dokunulmazlığı kaldırılan milletvekillerinden 6'sına ait 114 dosyayı savcılıklara iletilmek üzere Adalet Bakanlıgı'na gönderdi. Başbakanlık üzerinden Adalet Bakanlıgı'na, oradan da savcılıklara gönderilecek dosyalar içinde rekor, 74 dosya ile Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı olan BDP'li Gültan Kışanak'a ait. Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Bağımsız Milletve74 dosya ile rekor GUltan Kışanak'tadosyalar savcılıkta kili Ahmet Türk'ün 34, Balıkesir Belediye Başkanı seçilen AK Parti Balıkesir Milletvekili Ahmet Edip Uğur ile Kırklareli Belediye Başkanı secden CHP Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu'nun 2'şer, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen AK Parti İstanbul Milletvekili Enver Ydmaz ile Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen AK Parti Antalya Milletvekili Menderes Türel'in birer dosyası bulunuyordu. Meclis'e bugüne kadar toplam 1069 dokunulmazlık dosyası geldi. Bunların 36'sı daha önce talep üzerine iade edilmişti. 114 dosyanın da belediye başkanı-seçimi nedeniyle iade edilmesiyle, Meclis'teki dokunulmazlık dosyası sayısı 919'a düştü. Belediye Başkanı seçilmeleri nedeniyle 9 eski mdletvekilinin yasama dokunulmazlığı kalkarken, bundan sonraki süreçte yargdanmaları 'Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'a tabi olacak. Yasa uyarınca, büyükşehir, il ve ilçe belediye başkanları hakkında soruşturma izni verme yetkisi İçişleri Bakanı'na ait.



Şırnak katliamı dosyası kapandı – Radikal

Şırnak’ta 26 Mart 1994’teki hava operasyonunda TSK’ya bağlı uçaklar Kuşkonar ve Koçağılı köylerine bomba atmış ve 38 köylü can vermişti. Uzun süre ‘ PKK tarafından yapıldığı’ iddiasıyla yürütülen soruşturma dosyasına Diyarbakır 2. Hava Kuvveti Komutanlığı’nca 17 Şubat 2006’da gönderilen yazıda, bu tarihte Şırnak’ta herhangi bir askeri uçuş yapılmadığı belirtilmişti. Dosya 2007’de Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nce yazıda yörede F4 savaş uçakları tarafından iki uçuş yapıldığı kaydedildi. Böylece TSK’nın savcılığa yanlış bilgi verdiği açığa çıktı. İncelemede hava harekâtı emrinin altında Adnan Karaardıç, İbrahim Erge ve Metin Hazar’ın isimlerinin olduğu, o tarihte Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanı’nın da Hasan Kundakçı olduğu saptandı. Fakat operasyon icra emrini veren, operasyon isteğinde bulunan Şırnak’taki İç Güvenlik Komutanlığı’nda görevli askeri personelin, operasyonu icra eden pilotların, irtibat subaylarının, uçaklara öncülük eden ve operasyona katılan helikopter pilotlarının kimlikleri saptanamadı. Daha sonra dosya, eylem ‘askeri suç’ kapsamına girdiği gerekçesiyle geçen şubat ayında Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Savcılığı’na ardından da Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gitti.

Kimse olayı hatırlamadı

Askeri savcılık, 26 Mart 1994 tarihli hava harekâtı icra edilmesine yönelik faks mesaj formunu inceledi. Formda bir istihbaratla yerleri tespit edilen PKK’lılara yönelik bir operasyon yapılacağının, hedefin yakınındaki yerleşim birimlerinin boş olduğunun ve mutabakat sağlanmayan bölgelere taarruz edilemeyeceğinin yazılı olduğu anlaşıldı. Harekâtta görevli subaylar saptanamazken, sadece o tarihte bölgede görevli bir helikopter pilotunun ifadesi alındı. Pilot da görev yaptığı dönemde böyle bir olaya şahit olmadığını iddia etti. Kundakçı şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde hadiseyi hatırlamadığını, köylere bomba atmalarının mümkün olmadığını savundu. Karaardıç da bu tür bir operasyon olup olmadığını hatırlamadığını söyledi. Erge de ‘38 sivil vatandaşın öldüğüne dair bir bilginin kendisine ulaşmadığını’, anlattı. Plan Subayı Metin Hazar da “Köylere operasyon yapılıp yapılmadığını hatırlamıyorum” dedi.

Askeri Savcılık soruşturma sonunda, ‘zamanında olayın gerektiği şekilde soruşturulup delillerin yeterince toplanmadığı, sorumluluğu bulunan kişilerin açık bir şekilde tespitinin yapılmadığı, maddi delillerin tam olarak ortaya konmadığı, olay yeri keşfinin ve olay yerindeki tespitlerin yapılmadığı, tıbbi ve kriminal inceleme sonuçlarının bulunmadığı’ sonucuna vardı. Savcılık, bölgede PKK saldırısı ihtimali ve halen can güvenliği riski olduğu için yerinde inceleme yapılamadığını, mezarlar açılıp cesetlerin incelenemediğini belirtti. Savcılık, “Söz konusu olayın Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait uçakların sivillerin bulunduğu yerleşim yerlerini kasten bombalaması sonucunda gerçekleştiğini gösteren hiçbir delil bulunmadığı, bu anlamda kasten adam öldürme suçundan bahsedilmeyeceğini” savunurken, kastın aşılması suretiyle ölüme neden olma ile ihmale dayalı suçlar yönünden de zamanaşımına girildiğini kaydetti.

AİHM mahkûm etmişti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu katliama yönelik geçen yıl Türkiye ’yi ‘yaşam hakkını ihlal, soruşturmayı etkin yapmama ve işkence’ suçlarını düzenleyen üç ayrı maddeden suçlu bulup 2 milyon 310 bin Euro manevi ve maddi tazminata mahkûm etmişti.

Hukuki sorumluluk nerede?

Maktul yakınlarının avukatlığını üstlenen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, kararı skandal olarak yorumlayıp “Bu kararla devletin hukuki ve ahlaki sorumluluğu terk ettiğini ifade ediyor” dedi.


Tarafsız ve bağımsız değil - Milliyet

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Adana’da MİT TIR’larının durdurulması nedeniyle gözaltına alınan 6 polisi serbest bırakan hâkimin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki sözlerine “O hâkim kendi ağzına baksın” cevabı verdi.
A haber Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtlayan bekir bozdağ, Başbakan Erdoğan’ın, Adana’da gözaltına alınan polisleri, paralel yapının talimatıyla serbest bıraktığını öne sürdüğü Hâkim Hacı Hüseyin Bolat’ın “Hâkimler kararlarıyla konuşur. Olması gereken buydu. Kimsenin ağzı torba değil ki büzesin” sözlerini eleştirdi. Bozdağ “Benim bildiğim şu hâkimler kararları ile konuşurlar. Belli ki hâkimin kararı ile ilgili konuşması yetmiyor, bir de kendisi konuşuyor. Eleştiri yapan Başbakan, o sözün Başbakan’a bir cevap olduğu çok açık. Hâkimin böylesi saygısız bir ifade ile cevap vermesi, onun tarafsız ve bağımsız olmadığın göstergesidir. Önce sayın hâkim bu açıklamayı yaparken kendi ağzına iyi bakması lazım” diye konuştu. Bozdağ, Haşim Kılıç’ın cumhurbaşkanı adayı olacağı söylentilerine ilişkin “Bence bu tartışmaları sona erdirecek kişi Sayın Kılıç’tır” dedi.


‘Siz bu çalışmanın katili misiniz?’ – Vatan


‘Siz bu çalışmanın katili misiniz?’ Atalay, MİT’e Meclis denetimi getiren önergeye karşı Başbakan Erdoğan’la görüşen AK Parti kurmaylarına böyle dedi. Ancak Erdoğan tekliften yana tavır koydu, yasa geçti.

MİT’e Meclis denetimi öngören düzenlemeyle ilgili sunulan önergeler, Ak Parti’de tartışmalara neden oldu. Alınan bilgiye göre, önerge süreci şöyle yaşandı:

“Başbakan?Yardımcısı Beşir Atalay, MİT Yasası’yla ilgili seçim öncesi görüşmelerde, muhalefetin yoğun eleştirisi üzerine, Meclis denetimi getirileceğine dair söz vermişti. Seçim sonrası da MİT teklifi ele alınırken, Atalay istihbarat faaliyetlerinin denetimi için komisyon kurulmasına dair teklife önergeyle yeni bir madde ekleneceğini ilan etti.

Ayrı yasa girişimi

Ancak AK Parti grup yöneticilerinin ağırlıklı bölümü, yasaya Meclis’te yeni komisyon kurulmasına ilişkin hüküm eklenmesine sıcak bakmadı. Atalay ise ısrarcı oldu. Bunun üzerine MİT ile Başbakanlığın ortak çalışmasıyla hazırlanan önerge metni önceki akşam AK Parti Grup Başkanvekillerine iletildi. Ancak önerge muhalefete ve Genel Kurul’da divana resmen sunulmadı. Bu duruma AK Parti grup yöneticilerinin metindeki bazı ifadelere karşı çıkmasından kaynaklandı. MİT kendisini de denetleyecek komisyonda güvenlik ve istihbarat konularında deneyimli milletvekillerinin üye olmasını talep etti. AK Parti kurmaylarının itirazı doğrultusunda yapılan görüşmelerle buna yönelik hüküm metinden çıkarıldı. AK Parti kurmaylarının başka itirazları da oldu.

Meclis denetimi ‘önerge’ sıkıntısı çıkardı!

Bunun üzerine AK Partili bir grup başkanvekili Başbakan Erdoğan ile görüşerek, hem itirazlarını hem de Meclis’te denetim komisyonu kurulmasına ilişkin düzenlemenin ayrı bir yasal düzenleme olarak gündeme getirilmesinin daha doğru olacağını söyledi. Erdoğan da bunun üzerine ‘Tamam o zaman’ diyerek, komisyon önergesinin verilmemesini istedi.

Atalay bağırdı

Bu gelişmeleri sonradan öğrenen Atalay’ın tepkisi sert oldu. AK Parti grup yönetim kurulunun haftalık rutin toplantısına katılan Atalay’ın, Erdoğan ile görüşen grup başkanvekilinin katılmadığı toplantıda diğer grup yöneticilerine, “Nasıl olur da benim çalışmasını yürüttüğüm bir konuda Başbakan ile görüşürsünüz? Siz bu çalışmanın katili misiniz?” diye bağırdığı öğrenildi. Atalay ardından Erdoğan ile görüşmek üzere Başbakanlığa geçti ve İçişleri ve Adalet Bakanları’nı da çağırdı. Bu sırada Meclis kulislerinde AK Parti’nin denetim komisyonu önerisinden vazgeçtiği iddiası dillendirilmeye başlandı. Ancak, Meclis’e istihbaratı denetim yetkisi tanıyan madde Atalay’ın imzasıyla, Genel Kurul’da Başkanlığa sunuldu.

MİT Yasası, geçti

MİT Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 15 Maddelik Kanun Teklifi, 2 hafta süren görüşmelerin ardından TBMM’de tümü üzerinden yapılan oylamayla kabul edilerek yasalaştı.


TBMM MİT'i Denetleyebilecek mi?’ Tartışması – Amerika’nın Sesi

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) artık yasama yani TBMM denetimine tabii olacak denilerek yasal düzenleme yapıldı ancak muhalefete göre ortada gerçek bir denetim yetkisi yok

“Türkiye'de istihbarat devleti kuruluyor” eleştirileri üzerine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “MİT'i denetleyecek mekanizma kurulmalı” mesajını Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'a dolayısıyla hükümete iletmişti. Başbakan Erdoğan'ın onayını alan Atalay, bugün kendi imzasıyla Meclis'te MİT'i denetlemekle görevli olacak, Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu kurulması için önerge verdi. Ancak muhalefetten ise 'denetim komisyonu önergesi değil' eleştirisi geldi ama MİT yasa teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda adün akşam kabul edildi.
 
Cumhurbaşkanı Gül, 'İstihbarat devleti kuruluyor' diye eleştirilen ve MİT'i süper yetkilerle donatacağı belirtilen yasa teklifini mercek altına almış, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile görüşmüştü. Bununla ilgili görüşme yaptığını dün açıklayan Gül, "Bütün yasalarda olduğu üzere bu yasayı da yakından takip ediyorum. İlgili sayın bakanı, ilgili sayın müsteşarı çağırıp fikirlerimi söylemişimdir. Şüphesiz ki bu tip yasalar tartışmalı konulardır işin doğası gereği. Nereden bakarsanız öyle ama gayet dikkatli bir şekilde görüşlerimi paylaşıp tavsiye ettim nihayetinde TBMM’nin kararıdır, yasayı TBMM yapar milletvekillerinin vereceği bir karar" demişti.
 
Başbakan Yardımcısı Atalay da, Gül'ün MİT'e yasama denetimi getirilmesi önerisini ilettiği Başbakan Erdoğan'ın onayını aldıktan sonra dün Meclis Genel Kurulu’ndaydı. Böylece 15 maddelik teklife, Atalay'ın imzasıyla MİT'in nasıl denetleneceğiyle ilgili bir madde eklenmesi için önerge hazırlandı. Hükümet’in hazırladığı o önergede 14’ncü madde olarak kabul edilerek, MİT ile ilgili yeni düzenleme TBMM Genel Kurulu’nda yasalaştı.
 
MİT yasasına son dakikada eklenen denetimle ilgili o maddeye göre; Meclis'te 17 kişilik Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu adıyla bir ihtisas komisyonu kurulacak. Bu komisyon, MİT'in yanı sıra Jandarma ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nü denetleyecek.
 
Mali suçları araştırdığı gerekçesiyle Maliye Bakanlığı'na bağlı MASAK da artık bu yeni komisyonun denetimine tabii olacak.
 
TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Komisyonu'nda olduğu gibi bu yeni komisyon; MİT, Emniyet veya MASAK ile ilgili raporlar üzerinden denetim yapabilecek. MİT'in raporları Başbakanlık aracılığıyla Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu'na iletilecek. Komisyon, o raporları görüşecek ve 90 gün içinde kendi raporunu hazırlayıp Meclis Başkanlığı'na sunacak. Ancak o raporlarda ‘devlet sırrı’ niteliğindeki bilgilere yer verilmeyecek.
 
Komisyon gerekli gördüğünde MİT'ten veya diğer kurumlardan yetkilileri çağırıp bilgilendirme talep edebilecek.
 
Komisyon'un TBMM işleyişindeki yerine alabilmesi için ayrıca bu yasa Cumhurbaşkanı Gül’ün onayı ardından Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla TBMM İç Tüzüğü'nde de değişiklik yapılması gerekecek.
 
Muhalefet: ‘Komisyon’un denetim yetkisi yok’
 
Bu madde görüşmeleri sırasında ise, TBMM Genel Kurulu’nda hareketli dakikalar yaşandı. Arka arkaya söz alan BDP adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi ve MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu, kurulacak yeni komisyon ile MİT üzerinde herhangi bir yasama denetimi sağlanamayacağını ifade ettiler. Kaplan, ABD ve İngiltere’deki istihbarat örgütlerini denetleme modellerinden örnekler verirken; Hamzaçebi, “Bunun neresi denetim komisyonu. Başbakanlık’tan gelecek, orada hazırlanacak raporlar görüşülecek” dedi. Halaçoğlu da, maddeyi “Dostlar alışverişte görsün” sözüyle yorumladı.
 
Muhalefetten yükselen eleştiriler üzerine Başbakan Yardımcısı Atalay, kürsüye geldi ve “TBMM'ye çok önemli bir fonksiyon kazandırıyoruz. Yürütme imzasıyla gel bizi denetle diyoruz. Biz bu komisyonu bir denetleme komisyonu olarak görüyoruz. Önemli bir reform olarak görüyoruz” dedi. Komisyon’un denetleme yetkisine sahip olduğunda ısrarcı olan Atalay, MİT’in süper yetkilerle donatılacağını da reddetti.
 
Ancak Atalay’ın reddetmesine karşılık MİT’e TBMM’de bugün kabul edilmiş yasayla verilmiş yetkiler oldukça dikkat çekici. MİT, artık Türkiye’de herkesten ve her kurumdan bilgi alacağı yeni yasal zemine kavuştu.
 
MİT artık her şeyi öğrenecek
 
MİT, kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, Bankacılık Kanunu kapsamındaki kurum ve kuruluşlar ile diğer tüzel kişiler ve tüzel kişiliği bulunmayan kuruluşlardan bilgi, belge, veri ve kayıtları alabilecek, bunlara ait arşivlerden, elektronik bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim alt yapısından yararlanabilecek, bunlarla irtibat kurabilecek. Bu kapsamda talepte bulunulanlar, kendi mevzuatlarındaki hükümleri gerekçe göstermek suretiyle talebin yerine getirilmesinden kaçınamayacak.
 
Yabancıların ülkeye giriş, çıkışları, vize, ikamet, çalışma izni ve sınır dışı edilmesi gibi konularda, ilgili kurum ve kuruluşlardan talepte bulunabilecek.
 
Telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, milli savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabilecek.
 
Yabancı unsurların ülkenin ve vatandaşların iletişim güvenliğini tehdit eden faaliyetlerinin engellenmesine yönelik çalışmalar yapabilecek, ilgili kurum ve kuruluşlardan talepte bulunabilecek.

MİT, yerli, yabancı her türlü kurum, kuruluş, tüm örgüt veya oluşumlar ile kişilerle doğrudan ilişki kurabilecek, uygun koordinasyon yöntemlerini uygulayabilecek.
 
Önleyici istihbarat elde etmek ve analiz yapabilmek amacıyla, MİT Müsteşarı veya yardımcısının onayıyla yurt dışında veya yabancılar tarafından gerçekleştirilen iletişim ile ankesörlü telefonlarla gerçekleştirilen iletişim ve MİT mensuplarının, MİT'te görev almış olanların veya görev almak üzere başvuranların iletişimi tespit edilebilecek, dinlenebilecek, sinyal bilgileri değerlendirilebilecek ve kayda alınabilecek.
 
MİT’e bilgi vermeyene ceza
 
Bu yasa kapsamındaki, görev ve yetkilerin kullanılmasını engelleyenlere 3 yıldan 5 yıla kadar, ihmal ve suiistimal suretiyle önleyenlerle, yükümlülükleri yerine getirmeyenlere 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası verilecek. Dolayısıyla MİT’e bilgi vermemek hapis cezasıyla cezalandırılacak.
 
Basına hapis cezası
 
MİT'in görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgeleri, yetkisiz olarak alan, temin eden, çalan, sahte olarak üreten, bunlar üzerinde sahtecilik yapan, bunları yok eden kişiye 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası verilecek.
 
MİT mensupları ve ailelerinin kimliklerini herhangi bir yolla ifşa edenler ile MİT mensuplarının kimliklerini sahte olarak düzenleyen veya değiştiren ya da bu sahte belgeleri kullananlar, 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.
 
Bu bilgi ve belgelerin radyo, televizyon, internet, sosyal medya, gazete, dergi, kitap ve diğer tüm medya araçları ile her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayımlanması, yayılması veya açıklanması halinde, sorumlu müdürler ile bunları yayınlayanlara 3 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası uygulanacak.


Paralel yapı'nın akademik üssü - Sabah

Başbakanlığa verilen rapora göre Dicle Üniversitesi paralel yapıya kadro yetiştirme üssü gibi çalışıyor. Burada toplanan öğretim üyeleri diğer üniversitelere dağıtılıyor

Diyarbakır Dicle Üniversitesi'nde uzun yıllar görev alan Prof. Dr. Mazhar Bağlı üniversiteyi, "paralel yapının akademik üslerinden biri" olarak tanımlarken Başbakanlığa gönderilen bir rapor da bu tanımlamayı doğruladı. Rapora göre; farklı şehirlerden öğretim üyeleri Dicle Üniversitesi kadrosunda toplanıp, paralel yapının amaçları doğrultusunda eğitildikten sonra Türkiye'nin dört bir yanındaki üniversitelere dağıtılıyor. Başbakanlığın yanı sıra raporun gönderildiği YÖK'ün de iddialar üzerine soruşturma başlattığı öğrenildi. Dicle Üniversitesi'nin 2008'de Ayşegül Jale Saraç'ın rektörlüğe atanmasıyla birlikte paralel yapının merkezi haline getirildiği ve kadro yetiştirme üssü gibi faaliyet gösterdiği belirtildi. Son 6 yılda üniversitedeki cemaat kadrolaşması hazırlanan bir raporla Başbakanlığa iletildi.

AHTAPOT TARZI ÖRGÜTLENME...

Raporda Gülen grubunun, resmi kurumlardaki tüm faaliyetlerini "hizmet hareketi" adı altında gizlemeye çalıştığı, "örümcek" ya da "ahtapot" tarzı örgütlenmeyi benimsediği bildirildi. Bu örgütlenme tarzının merkezinde yer alan Dicle Üniversitesi de, paralel yapıya kadro yetiştirme üssü gibi faaliyet gösteriyor. Rapora göre, Türkiye'nin her yerinden, her branş ve kadrodan öğretim görevlileri üniversitede toplanıyor. Bunlar, paralel yapının amaçları doğrultusunda eğitimden geçiriliyor, sonra da Türkiye'nin dört bir yanındaki üniversitelere gönderiliyor. Paralel örgüt içinde olmayı reddeden sol görüşlü, liberal ve ya laik Atatürkçü kimliğe sahip öğretim üyeleri tasfiye ediliyor, onların yerine yine kendilerine yakın kadrolar yerleştiriyor. Rapora göre paralel yapı bu yolla kendi yetiştirdiği kadroları tüm Türkiye'ye yayıyor. Bilimsel çalışmaların göz ardı edilerek tamamen paralel yapılanmaya yönelik kadrolaşan üniversitede adeta "doldur-boşalt" yöntemi uygulandığı, böylece yurt genelindeki üniversite ağına paralel öğretim üyeleri yerleştirildiği kaydedildi.

YÖK DE SORUŞTURMA BAŞLATTI

Üniversitedeki paralel yapılanmayla ilgili Başbakanlık, TBMM Dilekçe Komisyonu ile YÖK'e şikâyet başvuruları da yapıldı. YÖK ve TBMM Dilekçe Komisyonu araştırma başlattı. YÖK'ün özellikle Diyarbakırlı olmayıp Batı ve iç Anadolu bölgesinden Dicle Üniversitesi'ne getirilen öğretim görevlileriyle ilgili inceleme başlattığı, öğretim görevlilerinin maaşlarından 'hizmete hareketine bağış' adı altında yüzde 20'lik kesinti yapıldığı, Gülenci olmayan öğretim görevlilerine mobbing uygulandığı iddialarını mercek altına aldığı belirtildi. Raporda paralel yapıya bağlı öğretim görevlilerinin yaptıklarına da yer verildi:

 İlahiyat Fakültesi'nde görevli bir Profesör, devletin imkânlarıyla akademik bir seminere katılmak üzere gittiği ABD'de, Pensilvanya'daki Fetullah Gülen'i ziyaret etti. Dönüşte başka bir üniversiteye bölüm başkanı olarak atandı.

 Gülen'in hemşerisi Erzurumlu bir ilahiyat profesörü, paralel yapının üniversitedeki imamı olarak biliniyor. Üniversite imkânlarıyla Gülen'i de ziyaret etti.

 Gülen grubunun Diyarbakır'da kurma hazırlığı içindeki özel üniversitesi için Dicle Üniversitesi'nin imkânları sunuldu

 Rektörlük, üniversiteye kayıt yaptıran özellikle dar gelirli öğrencilerin isim listelerini Gülen grubuna verdi. Paralel yapı, bu öğrencilere tek tek ulaşıp, ev, kalacak yer, burs ve her türlü yardım sözü verdi.

 Rektör Saraç'ın sağ kolu ve kara kutusu olduğu öne sürülen bir rektör yardımcısı, üniversitedeki atamalar, kadrolaşmalar, tayinler ve tüm idari yaptırımları tek elden kontrol ediyor.

'10 YIL TANIKLIK ETTİM'

Dicle Üniversitesi'nde uzun yıllar görev alan Prof. Dr. Mazhar Bağlı da Dicle Üniversitesi'ni "paralel yapının akademik üslerinden biri" olarak tanımladı. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi'nde görev yapan Mazhar Bağlı, "10 yıl boyunca görev yaptığım üniversitede paralel yapının varlığını yakından gördüm. Ben kendi isteğimle Ankara'ya gittim. Bazı çevreler beni rektör ve yönetimin mağdur ettiğini iddia etmiş olabilir ancak bu doğru değil çünkü rektör beni mağdur edecek donamıma sahip değil" diye konuştu. AK Parti milletvekili Cuma İçten de üniversite yönetiminin, paralel yapılanmaya destek olup kaynak aktardığını öne sürmüştü. Gülen grubunda 25 yıl kalan Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Keleş de Rektör Saraç'ın, üniversiteyi Gülencilerin merkez üssüne çevirdiğini belirterek, "Dicle Üniversitesi paralel devletin Kandili'dir" demişti.

USULSÜZ ATAMA İDDİASI

Üniversite yönetimine ilişkin bir diğer iddia da Genel Sekreter Prof. Dr. Sabri Eyigün'ün, bu kadroya kanun dışı atandığı yönünde. 2547 sayılı yasaya bağlı olan çalışan öğretim üyeleri, üniversitelerde genel sekreterlik görevine atanamıyor. Sadece 657 sayılı devlet memurları kanununa bağlı çalışmayı tercih etmeleri halinde genel sekreter olabiliyorlar. Buna rağmen 2008'de Harran Üniversitesi'nden Diyarbakır'a genel sekreter olarak atanan Hacı Yılmaz, atamasından 1 gün sonra genel sekreter yardımcısı yapıldı. Genel sekreterliğe ise kadronun şartlarını taşımayan Prof. Dr. Sabri Eyigün atandı.


"Hozat'taki fişleme paralel yapının işi" – Sabah


Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Tunceli Hozat'taki fişleme iddialarıyla ilgili taslak raporu görüştü. Komisyon fişlemelerde adı geçen polisler için suç duyurusunda bulunma kararı aldı. Komisyon Başkanı Ayhan Sefer Üstün de, raporda fişleme olayının kabul edildiğini belirterek, gizlilik kararı nedeniyle HSYK'dan da görüş istenmesi önerisinde bulundu. Hozat Alt Komisyonu Başkanı AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner ise kişisel kanaatinin Hozat'taki fişleme olayının paralel yapı faaliyeti olduğunu söyledi.


Facebook Van'ın adını değiştirdi! - Habertürk

Facebook’un Van’daki kullanıcıları dünden itibaren yaşadıkları şehir ibaresinde Tuşba adını gördü

Popüler sosyal paylaşım sitesi Facebook, Van’daki kullanıcılarının şehir bölümünde bulunan kısmını Van’ın, eski Urartuca adı olan Tuşba ile değiştirdi. Facebook’un Van’daki kullanıcıları dünden itibaren yaşadıkları şehir ibaresinde Tuşba adını gördü.  Van’ın Urartu döneminde kullanılan adı olan Tuşba’yı gören kullanıcılar, kısa süreli şaşkınlık yaşadı. Facebook’un Van’ın eski adını kullanması ise merak konusu oldu. Urartuca’da ’Güneş kenti’ anlamına gelen Tuşba ismi, Van, Büyükşehir Belediyesi olduktan sonra yeni oluşturulan merkez ilçelerinden birine de verilmişti.


Ekonomideki dalgalanmalar ücretleri eritecek – Radikal

Ekonomideki dalgalanmalar ve liradaki gerileme, ücretleri de eritecek. Çalışanların dörtte üçü ücretlerinde düzeltme alamayacak, bir bölüm çalışanın ücretleri ise düşürülecek.

Şirketler, yükselen enflasyonun yanında, liranın yabancı paralar karşısında değer yitirmesiyle eriyen ücretler konusunda çalışanlara umut vermedi.

Danışmanlık şirketi Towers Watson, Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan dalgalanmalar ve Türk Lirası'nın değer yitirmesinin şirketlerin ücret artış politikalarını etkisi üzerine bir araştırma yaptı. Katılımcı şirketlerin yüzde 75'i ekonomideki dalgalanmalara rağmen ücret artış bütçelerinde değişiklik yapmayacaklarını bildirdi.

Araştırmaya göre, ücret artış politikalarında değişiklik yapacağını belirten şirketlerin oranı ise yüzde 25 düzeyinde kaldı. Ancak, bu şirketlerin yüzde 19'u 2014 yılı içinde ücret artışı yapmaktan vaz geçtiklerini belirtirken, yüzde 38'i kararlaştırılan ücret artış bütçelerini azaltacağını açıkladı.

Ücret bütçelerinde değişiklik yapacağını söyleyen söz konusu yüzde 25'lik dilim içinde, ücret artış bütçelerini yükselteceğini belirten şirketlerin oranı ise yalnızca yüzde 31'de kaldı. Bu oran, araştırmaya katılan tüm şirketlerin yaklaşık yüzde 10'una karşılık geliyor. Geriye kalan yüzde 90'lık bölümdeki şirket çalışanların ücretlerinde iyileştirme öngörülmüyor.

Towers Watson Ücret Araştırmaları Yöneticisi Kerem Tuzlacı, "Dikkati çeken önemli bir husus, ücret artış bütçelerini azaltan şirketlerin yüzde 70'inin ücret artışlarını Towers Watson tarafından 2014 yılı ücret artış beklentisi olarak raporlanan yüzde 8 seviyesinin üzerinde bütçelemiş olmalarıdır. Benzer bir şekilde, ücret artış bütçelerini yükselten şirketler ise yüzde 63 oranında Towers Watson tarafından raporlanan bu seviyesinin altında planlamışlardır. Dolayısıyla, söz konusu değişikliğin beklenen artış oranlarına yakınlaşma olarak yorumlanması mümkündür" dedi.


Erdoğan posterli HES'e isyan – Radikal

Rize'de HES projesi için ağaçlar kesilince köylüler iş makinesinin önüne geçti. Köprüdeki Erdoğan posteri de "Alet ediliyor" diye indirildi.

Rize’de doğal SİT alanı ilan edilmesine rağmen hidroelektrik santral (HES) inşaatlarının sürdüğü İkizdere Vadisi'nde yapımına yeni başlanan HES projesi için çok sayıda ağaç kesilince Şimşirli Köyü sakinleri iş makinesinin önünde toplanıp “HES'e hayır” diye slogan attı. Köylülerden biri köprüde asılı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan posterini “Bu işe alet ediyorlar” diye indirdi. Doğal SİT alanı ilan edilen ancak 24 HES planlanan İkizdere Vadisi'nde 7 ay önce yapımına başlanan Şimşirli HES Projesi'ne tepkiler üzerine ara verildi. Bölgede üç gün önce yeniden başlayan çalışma ile yol yapımı için ormanda çok sayıda ağaçın kesilmesi köylülerin tepkisine neden oldu. Yaklaşık 300 kişi yürüyüş düzenleyerek HES şantiyesinin bulunduğu alana geldi. Bu sırada ormanda motorlu testere ile ağaç kesen işçileri gören kadınlar, "Bu ormanın hali ne?" diye bağırarak tepki gösterdi. Tepkiler üzerine ağaç kesimini durduran işçiler uzaklaştı. Köylülerden 68 yaşındaki Osman Aytıntaş, HES şantiyesine giden köprüde asılı Erdoğan posterini indirdi, katlayarak cebine koydu. Altıntaş, "Başbakan'ın fotoğrafını köprüye asarak bu işe alet etmeye çalışıyorlar. Bu fotoğrafı buraya asarak ne demek istiyorlar?" dedi, posteri eve götürüp asacağını söyledi.

Derelerin Kardeşliği Platformu İkizdere Temsilcisi İsmet Ekşi, köy değirmenini çevirmeyecek kadar su bulunan derede ısrarla HES yapılmak istendiğini savunarak "Başbakan bize, Şimşirli HES projesinin askıya alındığını ifade etmişti. 7 ay sonra yine çalışma başlatıldı ve ağaç katliamı yapıldı” diye konuştu.


Geri Kabul Anlaşması mültecilerin sığınma hakkına darbe vuracak – Yeşil Gazete

Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nın genelgesi dün Başbakan Erdoğan imzasıyla yayınlandı. Türkiye’nin yanı sıra üçüncü ülkelerin düzensiz göçmenlerini de Türkiye’nin sorumluluğuna verecek olan anlaşma mülteci haklarıyla ilgili çalışan örgütlere göre mültecilerin sığınma hakkını tehdit ediyor.

16 Aralık 2013 tarihinde Türkiye ve AB arasında iki önemli anlaşma imzalandı. Bunlardan biri, medyada daha büyük puntolarla yer bulan ‘Türkiye-AB Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakatı’, diğeriyse ‘Türkiye- AB Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşma’ydı.

Geçtiğimiz gün ikinci anlaşmanın hazırlığı olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla “Geri Kabul Anlaşması” genelgesi yayımlandı.

Vize serbestisi için geri kabul anlaşması yerine getirilmeli

Resmi Gazete’de yayımlanan genelgede geri kabul anlaşmasının uygulama aşamalarında, bütün kamu kurum ve kuruluşları tarafından İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne gerekli hukuki, mali, idari ve teknik her türlü katkı ve desteğin sağlanması istendi.

AB ile vizelerin karşılıklı kaldırılması amacıyla “Vize Serbestisi Diyaloğu” sürecinin de başlatıldığı hatırlatan genelgede, ‘bu sürecin başarıya ulaşması için anlaşmada taahhüt edilen yükümlülüklerin eksiksiz ve zamanında yerine getirilmesinin büyük önem taşıdığı’ vurgulanıyor.

Meclisten onay bekleniyor

“Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşma” TBMM’nin onayına sunuldu. Mecliste de kabul edilmesi durumunda kanunlaşacak olan geri kabul anlaşması yürürlüğe girince, bu anlaşmanın henüz yapılmadığı ülkeler ve Türkiye arasında da üç yıl içinde geri kabul anlaşmasının yapılması öngörülüyor.

‘Düzensiz göçmenler korunma ihtiyaçları irdelenmeden sınır dışı ediliyor’

Mültecilerle Dayanışma Derneği’nden Pırıl Erçoban, hak temelli örgütler olarak en büyük endişelerinin etkili bir değerlendirme yapılmaması olduğunu söylüyor:

‘Ülkeler, sınırlardan düzensiz geçen herkesi göçmen olarak nitelendirip uluslararası korumaya ihtiyacı var mı yok mu irdelemeden sınır dışı etmeye çalışıyor. Geri kabul anlaşmaları bu sistemin bir parçası olacak. ‘

Genelgede bulunan, Türkiye’nin geri kabul anlaşmasının olmadığını göçe kaynaklık ülkelerle ikili anlaşmalar yapılması maddesine de dikkat çeken Erçoban, ‘İnsanlar geri kabul anlaşmalarıyla belki de zulüm görecekleri kendi ülkelerine gönderilecekler. Zincirleme geri kabul anlaşmaları vasıtasıyla insanlar hayati risk de dahil olmak üzere tehlikeye sokuluyor.’

‘Vize kolaylığının karşılığı insan hayatı olamaz’

Çobaner, vizesiz geçişin karşılında geri kabul anlaşmasının masaya sürülmesine de değinerek ‘Türkiye vatandaşlarına vize kolaylığı sağlanması önemli ama bunun kolaylaştırılması için pazarlık konusu edilen şey ciddi riskelerle karşı karşıya kalacak insanların hayatı olamaz‘ diyor.

‘Anlaşma teorik olarak iltica edenleri kapsamıyor ama uygulama öyle olmayacak’

Avukat Taner Kılıç da çoğu ülkede var olan uygulamalarda bile iltica hukukunun göz ardı edildiğinin, geri kabul anlaşmasıyla düzensiz göçmenlerin kendi ülkelerine kayıtsız şartsız geri gönderileceği görüşünde: ‘ Biliyoruz ki Yunanistan, Bulgaristan ve İtalya başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde kağıt üzerindeki sistem pratikte işlemiyor. Kabul oranlarından anlıyoruz bunu. Bu ülkelerde iltica kabul oranı neredeyse yüzde 1. Yanı sıra, ‘Push back vakaları’, yani sahil güvenlik tarafında geri atarak illegal sınırdışı etmeler konusu. Temel kaygımız iltica talebinde bulunmak isteyen insanların iltica taleplerinin değerlendirilmeyerek geri kabul anlaşmaları kapsamında değerlendireceği yönünde. Teorik olarak bu insanlar iltica etmişse geri kabul anlaşmasıyla Türkiye’ye gönderilmeyecekler ama uygulama öyle olmayacak.

‘Türkiye, Avrupa dışından göçe sadece geçici koruma sağlıyor’

Uluslararası Af Örgütü’nden Volkan Görendağ ise Türkiye’nin şu anki sığınma sisteminde de sorunların olduğunu, yeni anlaşmanın hak mağduriyetleri yaratacağını vurguluyor:

‘Türkiye hala sadece Avrupa kökenli olanlara kalıcı bir çözüm sunuyor; Örneği Avrupa dışından, ülkesindeki zulümden kaçarak Türkiye’ye gelenlerin tümünü sadece geçici olarak koruma altına alıyor. Göçmenler mülteci kabul eden üçüncü bir ülke bulup oraya gitmek sorundalar. Türkiye ayrıca birinin mülteci olup olmayacaığını sağlıklı bir şekilde ayrıştıracak bir kapasiteye de sahip değil. ‘

Avrupa Birliği Türkiye 2013 İlerleme Raporu’na göre 1 Ocak ile 2 Ağustos 2013 tarihleri arasında Türkiye sınırında yakalanan düzensiz göçmen sayısı 21.332, sınır dışı edilenlerin sayısı ise 16.060. AB’ye giriş yapmaya çalışırken geri gönderilen üçüncü ülke vatandaşlarının sayısı ise 7032.


Türkiye'deki yolsuzluk iddiaları Avrupa Parlamentosu'nda - BBC

İki liberal milletvekili Avrupa Parlamentosu'na sundukları önergede, istifa eden eski Türkiye AB Bakanı Egemen Bağış ile ilgili yolsuzluk iddialarının AB yardımlarıyla ilgisi olup olmadığını sordu.

17 Aralık'taki yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından istifa eden Türkiye'nin ilk Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış döneminde AB fonlarının usulsüz kullanılıp kullanılmadığıyla ilgili olarak Avrupa Parlamentosu'na soru önergesi verildi.

Önergede, AB tarafından verilen Erasmus Fonu'nun usulsüzce kullanıldığı iddialarının istifalara neden olan yolsuzluk iddialarıyla ilgili olup olmadığı da soruluyor.

Soru önergesinin altında, biri Hollandalı, diğeri İngiliz olan iki liberal grup üyesi parlamenter var.

Parlamenterlerden İngiliz Andrew Duff, yeni AB Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun kendisini Fethullah Gülen hareketiyle irtibatlı gösterdiği gerekçesiyle özür dilemesini istiyor.

'Acil olarak yanıtlanması' istemiyle

Hollandalı Marietje Schaake ile birlikte önerge veren Andrew Duff, geçen hafta AB Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı tartışma ile gündeme gelmişti.

Duff, geçen haftaki Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısında Çavuşoğlu'nun kendisini "Fethullah Gülen grubu tarafından satın alınmakla" itham ettiğini öne sürdü. İngiliz parlamenter Çavuşoğlu'na, "Beni ve Avrupa Parlamentosu'nu Türkiye'de 'paralel yapı' olarak tanımladığınız şeyin parçası olarak mı görüyorsunuz? Bu sözlerinizi kanıtlayamıyorsanız, sizden bir özür bekliyorum." diye seslendi.

Schaake ve Duff, "acil olarak yanıtlanması" istemiyle verdikleri soru önergesinde, Aralık ayından bu yana yaşanan gelişmelerin, Türkiye toplumunda ayrışmalara neden olduğunu belirterek, "Bu ayrışma hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı konusunda temel sorunlar ortaya koydu" görüşünü dile getirdi.

Duff ve Schaake, Turkiye'deki birçok devlet görevlisinin "yolsuzlukla bağlantılarının gündeme geldiğini" anımsatarak, AB'nin katılım öncesi reformlara katkı amacıyla Türkiye'ye verdiği yardımlarda da yolsuzluk yapılıp yapılmadığını sordular.

Önergede, AB Komisyonu'nun Mart ayı başında, eski Bakan Egemen Bağış döneminde Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi'ndeki (Ulusal Ajans) AB fonlarının usulsüz kullanımına ve personel alımlarına ilişkin iddiaları incelemek üzere soruşturma başlattığı anımsatıldı.

Erasmus programıyla ilgili bu yolsuzluk iddialarının Türkiye'deki diğer "geniş yolsuzluk iddiaları" ile bağlantısı olup olmadığı soruldu önergede.

Liberal Grup üyeleri ayrıca, soruşturmanın Türkiye'ye verilen diğer fonları da kapsayacak biçimde genişletilmesini istedi.

Duff ve Schaake, AB Komisyonu'nun Türkiye'ye verilen yardım paralarının amacı dışında kullanıldığını düşünüp düşünmediğini sordu.

Önergede şu ifadeler yer aldı: "AB Komisyonu, Türkiye'nin şu anki durumunu nasıl değerlendiriyor? Komisyon, yolsuzluk iddialarının gelecekte de tekrarlanmaması için ne yapmayı düşünüyor?"


Mahkemenin sır sevdası sürüyor – Agos

Hrant Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast’ın yargılandığı davada, mahkeme MİT belgeleri konusunda gizlilik ısrarını sürdürüyor. Mahkeme, müdahil avukatların daha önceki duruşmalardaki talebi üzerine Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan Dink cinayetiyle ilgili belgeleri istemişti. MİT elindeki belgeleri mahkemeye gönderdi. Belgelerin gelmesinin ardından mahkemenin ‘devlet sırrı’ arayışı başladı.

Hrant Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast’ın yargılandığı davada, mahkeme MİT belgeleri konusunda gizlilik ısrarını sürdürüyor.  Mahkeme, müdahil avukatların daha önceki duruşmalardaki talebi üzerine Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan Dink cinayetiyle ilgili belgeleri istemişti. MİT elindeki belgeleri mahkemeye gönderdi. Belgelerin gelmesinin ardından mahkemenin ‘devlet sırrı’ arayışı başladı. Mahkeme, Başbakanlık aracılığıyla MİT’e yazı yazarak belgelerde devlet sırrı olup olmadığını sordu. MİT, mahkemeye gönderdiği cevabında, bazı belgelerin devlet sırrı kapsamında olduğunu söyledi. Mahkeme, devlet sırrı olmayan belgelerde gizlilik kararı olup olmadığını yeniden MİT’e sordu. Dink Ailesi avukatları, mahkemeye gönderilmiş olan MİT kayıtlarına hâlâ ulaşamıyor.

Belge talebi

Ogün Samast’ın yargılanmasına, 15 Nisan Salı günü İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmaya Dink Ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu katıldı. Tutuklu sanık Ogün Samast ve avukatı Levent Korkut, duruşmaya katılmadı. Avukat Bakırcıoğlu, mahkemeden MİT’ten gönderilen belgelerin kendilerine verilmesini istedi. Bakırcıoğlu, “Dink cinayetini işleyen örgütün üst yapılanması ve bağlantıları ortaya çıkartılamadı. Cinayetten sorumlu olan kamu görevlileri hakkında davalar açılmadı. Hrant Dink cinayeti toplumsal ve siyasal sonuçları önemli olan bir cinayet, örgütün üst yapılanmasını bağlantılarını açığa çıkartmaya hizmet edecek doğrudan veya dolaylı her türlü bilgininin, müdahil tarafa verilmesi zorunluluğu vardır” diye konuştu. Bakırcıoğlu, mahkemenin belgelerde ‘devlet sırrı’ olup olmadığı konusunda MİT’e yazı yazmaktan vazgeçmesini istedi. Mahkeme, MİT belgelerinin verilmesinin mümkün olmadığını belirterek MİT’e yeniden yazı yazdı.

Ana davaya doğru

Duruşmada savcı, özel yetkili mahkemeler ile terör mahkemelerini kaldıran yasal değişiklikle birlikte çocukların büyüklerle işlediği, aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunan davaların birleşmesini yasaklayan emredici hükmün kalmadığını ifade ederek, dosyanın İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ana dosya ile birleştirilmesini istedi. Mahkeme heyeti, savcının talebini haklı bularak Ogün Samast dosyasını yeniden ana dava ile birleştirilmesi için İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nden izin istedi. İki dosyanın birleştirilip birleştirilmemesine, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi karar verecek. Mahkeme, ayrıca Trabzon’da Ali Öz’ün yargılandığı davanın da ana davayla birleşip birleşmeyeceğine karar verecek.

Dink Ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu, yasal bir engel kalmadığını ve davaların birleştirilmesi gerektiğini savunuyor.

LOG kayıtları neden silindi

Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Ramazan Akyürek’in açığa alınmasıyla gündeme gelen, LOG kayıtları soruşturması, Dink davasında yeniden gündemde. Dink Ailesi avukatları, İstihbarat Daire Başkanlığı’na ait telefon sorgulamalarına ilişkin kayıtların silinmesi ile ilgili açılan, İstihbarat Teftiş Kurulu tarafından yürütülen soruşturma dosyasını istedi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe veren Dink Ailesi avukatları, kayıtların Hrant Dink cinayeti ile ilgili yapılan işlemleri de içerecek şekilde 10 Ekim 2009 tarihinde silindiği ve dönemin İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in de bu nedenle görevden alındığı iddiası, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’na 2011 tarihinde ifade veren Başmüfettiş Levent Yarımel’in kayıtların silindiği beyanına dikkat çekti.


Zirvede anlaşma - Hürriyet

İsviçre’nin Cenevre kentinde bir araya gelen Ukrayna, Rusya, ABD ve AB Dışişleri Bakanları, Ukrayna’daki tansiyonun düşürülmesi konusunda anlaştı.

Cenevre Zirvesi, Ukrayna’da geçen yıl olaylar patlak verdiğinde kurulan “dörtlü temas grubu”nun ilk toplantısı olma özelliğini taşıyor. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Deşçitisa, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Rusya Dışışleri Bakanı Sergey Lavrov ve AB Dış Politika Temsilcisi Catherine Ashton’ın katıldığı toplantının farklı düzeylerde sürdürüleceği de belirtildi.

OBAMA, UYGULAMADAN ŞÜPHELi

Toplantının ardından konuşan Kerry, tansiyonu düşürmek ve Ukraynalıların güvenliğini tekrar sağlamak üzere bazı somut adımlar üzerinde anlaşmaya vardıklarını söyledi. John Kerry anlaşma şartlarını anlatırken şöyle dedi: “Bütün yasa dışı silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda anlaştık. Ukrayna şehirlerinde yasa dışı olarak işgal edilmiş binalar, sokaklar, meydanlar ve kamuya ait yerler boşaltılmalı.” Ukrayna hükümetinin bu binaları terk edenleri, protestocuları, silahlarını bırakanları affetme sözü verdiğini belirten Kerry, sadece sözlerle hareket etmek yerine tansiyonu düşürmek için atılabilecek somut adımlar bulma konusunda da anlaştıklarını kaydetti. Halen bölgede olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı misyonu anlaşmanın uygulanması için de destek verecek.
Bu arada ABD Başkanı Barack Obama, Rusya’nın daha önceki tutumları düşünüldüğünde anlaşmanın uygulanması konusunda şüphelerinin olduğunu ancak sonuçta bir umut doğduğunu söyledi. Askeri seçeneği dışlayan Obama, anlaşmanın uygulanmaması durumunda Rusya’ya yönelik yaptırımların artırılacağını belirtti


Yasadışı milisler silahları bıraksın - Milliyet

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Cenevre’de varılan anlaşmayı duyurdu: İşgal edilen binalardan çıkılacak, yasadışı askeri oluşumlar silah bırakıp dağılacak, Rusya yanlısı göstericilere af getirilecek

Cenevre’de Ukrayna krizini görüşmek için toplanan ABD, Rusya, Avrupa Birliği ve Ukrayna yetkilileri anlaşmaya vardı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada tarafların gerginliğin azalması için gerekli adımları atmak konusunda anlaştıklarını söyledi. Ukrayna’da bütün yasadışı askeri oluşumların dağılması ve işgal edilen binalardan çıkılarak silahların bırakılmasında karar kılındığını belirtti. Lavrov, anlaşma kapsamında göstericilere af getirileceğini ekledi.

Tatarlara hakları verilecek

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise dün yaptığı ulusa seslenişte Ukrayna’nın doğusunda Rus askerlerinin olduğu iddialarını reddetti. Kırım’ın referandumla Rusya’ya bağlandığını açıklamasının ardından Ukrayna’nın doğusunda da başlayan ayrılıkçı hareketi Rus askerlerinin düzenlendiği öne sürülüyordu. Putin bu iddiaları “saçma” olarak niteledi, “Ukrayna’nın doğusunda hiçbir Rus askeri birliği yok. Hepsi yerli halk” dedi. Rus lider, Kırım’da Rus askerlerinin bulunduğunu ise ilk defa kabul etti.

Putin, Rusya’nın hiçbir zaman Kırım’ı ilhak etmeyi planlamadığını ileri sürdü: “NATO’nun sınırlarımıza yaklaşmasına karşı önlemler aldık.” Putin, Kırım Tatarları ve diğer halkların haklarının iade edilmesine dair kararname imzalayacağını da bildirdi.

Rus lider, meclisin Ukrayna’ya asker göndermesi için yetki verdiğine dikkat çekerek, “Umarım Ukrayna’nın doğusunda askeri güç kullanmak zorunda kalmayız” dedi.

İngiliz Times gazetesi ise Ukrayna’nın doğusunda bulunan Rus askeri istihbaratının ülkedeki Rusya yanlısı milisleri kontrol ettiğine dair belgeleri gördüğünü öne sürdü.


‘ABD’nin yönetim biçimi oligarşi!’ – Milliyet

Yaklaşık 230 yıldır değişmeyen anayasası, eyaletler düzeyinde valilerin halk oyuyla seçildiği demokrasisini çoğu kez dünyaya örnek olarak sunan ABD’nin siyasi sisteminin çarpıklığı bir araştırmayla ortaya kondu.

Princeton ve Northwestern üniversitelerinin ortak araştırmasında Washington’da halkın değil, lobi gruplarının etkili olduğu ortaya kondu. Araştırma sırasında 1980’den 2002 yılına kadar ABD Kongresi’nden geçen yasaların tümü incelendi.

Kabul edilen 1800 yasa teklifinin kamuoyu tarafından nasıl algılandığını inceleyen siyaset bilimi profesörleri Martin Gilens ve Benjamin I. Page, çıkan yasaların büyük kısmının arkasında halk desteğinin olmadığını tespit etti.

Lobiler yönetiyor

Buna karşılık, kabul edilen reform paketleri ve yasa teklifleri, Kongre’nin iki kanadı olan Senato ve Temsilciler Meclisi ile sürekli temas halinde bulunan çıkar gruplarının ve büyük şirketlerin lehine oldu.

‘Ekonomik elit baskısı”

Araştırma raporu içerisindeki “Sonuçlar gösteriyor ki ekonomik elitler ve organize olmuş iş çevreleri, ABD’nin yasa yapıcıları üzerinde büyük etkiye sahip. Buna karşılık sıradan vatandaşların çıkan yasalar üzerindeki etkisi ya çok az ya da hiç yok” ifadeleri muhalif sol görüşlü Amerikan medyası tarafından heyecanla karşılandı.

Muhalif görüşlü PolicyMic haber sitesi siyasi sistemin ‘ekonomik elit baskısıyla’ şekillendiğini vurguladı. Çıkar grupları ile halkın taleplerinin genellikle örtüşmediği belirtilen raporda, araştırmada incelenen yasa tekliflerinin sadece küçük bir bölümüne her iki grubun da destek verdiği ifade edildi.

Gilens ve Page, “ABD çoğulcu bir demokrasiden ziyade, çıkar gruplarının isteklerini yerine getiren bir oligarşiye benziyor” sonucuna vardı.

Dipnot

Oligarşik sistemde iktidar zengin, güçlü bağlantılara sahip sınırlı bir zümreye ait olur.


Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.navendalekolin.com - www.lekolin.net – www.lekolin.info
 
 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): 18  NISAN  2014  BASIN  BULTENLERI  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.