KÜRTLERİN BİRLİĞİ ZAFER İÇİN EN BÜYÜK FIRSATTIR - (3.BÖLÜM)
Röportajlar / 13 Şubat 2014 Perşembe Saat 08:23
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 1995 yılında Mahsum Korkmaz Akademisinde, İbrahim Ahmed ve Mamosta Hawar ile KDP hakkında yaptığı tartışmaların 3. bölümünü yayınlıyoruz.

‘GİDİN KÖYLÜLERİN KADINLARINI, KIZLARINI ALIN ÇOCUK PEYDAHLANSIN’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 1995 yılında Mahsum Korkmaz Akademisinde, İbrahim Ahmed ve Mamosta Hawar ile KDP hakkında yaptığı tartışmaların 3. bölümünü yayınlıyoruz.

İbrahim Ahmed’in öldürülmesi için size para verdim

İbrahim Ahmet: 1975’e ulaştığımızda partinin durumunu tahlil ettik. 1970’te ben ve merkez komiteden bir arkadaş Barzani’nin karargahına giderek orada Barzani ile bir toplantı yaptık. Başta Barzani toplantıda tekti, daha sonra Barzani’nin tüm merkez komitesi toplantıda hazır bulundu. Böylece toplantı devam etti. Onun bazı merkez komite üyeleri karşı çıktılar. Molla Mustafa onlara “bu sizin suçunuzdur, İbrahim Ahmed’in öldürülmesi için size para verdim, güç verdim, her şey verdim, ama siz öldüremediniz. Şimdi ben de onları kabul ediyorum. Yine bölgedeki bazı güçlü devletler onlarla anlaşmamı istiyor, artık onları kabul etmezlik yapamam” diyordu.

Barzani’nin söylediği şeyler doğru değildi. Öyle bir şey yoktu. Bazı kişiler de anlaşmadan yanaydılar, “Mamosta İbrahim ve yandaşlarıyla anlaşma olmalıdır” diyorlardı. Barzani’nin kendisi Irak’ta İngiliz casusluğu yapıp daha sonra kaçıp gelenlerin konuşmalarını daha çok dikkate alıyordu. Yurtsever kişileri fazla dinlemiyordu. Ya gidip İran’ın cahşı olma veya Barzani’nin yanında kalma gibi bir hayalimiz yoktu. 11 Mart Bildirgesi’ni iyi buluyorduk. Biz Molla Mustafa’ya “senin istediğin şeyleri kabul ediyoruz” dedik ve o doğrultuda ittifakı kabul ettik. Tümünün Barzani’nin yanında kalmasını ve mıntıkadan dönemeyeceğimi kabul ettim. Benimle olanlar vardı. Benimle olan merkez üyelerini Barzani kabul etti. Talabani eğitimini tamamlama bahanesiyle Avrupa’ya çıktı.

O dönemde Irak hükümeti de Barzani’yi destekliyordu. Barzani’nin denetiminde olan bölgelerde otoritesini güçlendirdi. Hatta eskiden Barzani’nin denetiminde olmayan Süleymaniye gibi bölgelerin de Barzani’nin denetimine geçmesine göz yumdu ve destekledi. O da Irak hükümeti içinde bakan olarak yer aldı. Barzani olmasaydı, Irak hükümetiyle yapılan ittifak sonucu istemlerimizin yüzde 50’si yerine getirilecekti, dürüst davranıyordu. Eğer Barzani dürüst bir insan olsa ve ulusal ihanette bulunmasaydı, istemlerimiz gerçekleşirdi. Engel olan Irak hükümeti değil Barzani’ydi. 11 Mart Anlaşması’nda ilk kez Kürdistan Devrimi tanınıyordu. Yalnız Irak hükümeti de değildi; Kürt devrimini kabul eden ve masaya oturan bazı yabancı devletler –ABD, İsrail, İran– ve bazı devlet temsilcileri vardı. Irak’ın da amacı şuydu: Bu anlaşmayla Irak’taki Kürtlerle bağı olan ABD, İsrail ve İran’ın ilişkilerini kesmek. Yalnız Molla Mustafa bu önemli noktaya dikkat etmedi, anlaşmaya uymadı.

O dönemde Mir Kamuran Bedirxan Irak’a geldi. Irak hükümeti de onu kabul etti ve bir Kürt lideri olarak gördü. Mir Kamuran Bedirxan, Molla Mustafa’yı görmek için Barzan bölgesine geldi. Sonra İran’a, oradan Paris’e geçti. Buradan ilk kez Molla Mustafa 11 Mart Anlaşması’nı ihlal etti, İran ile ilişki kurdu. Oysa anlaşmada dışarıyla ilişki kurmaması şart koşulmuştu. Molla Mustafa ile İran arasındaki ilişkiler eskisinden daha güçlü bir konuma geldi. Özellikle ekonomik, askeri ve siyasi ilişkiler güçlendi.

Güney Kürdistan kaçakçıların bölgesi oldu. Molla Mustafa’nın İran ile olan ilişkisi, Irak ile olan ilişkisinden daha ileriydi. Irak hükümeti ilk başta bu meseleye göz yumdu. Gördü ki olacak gibi değil. Üstelik iktidardaki Baas Partisi içinde de buna karşı olanlar vardı, Kürt karşıtlığı giderek yükseliyordu. Çareyi İran ile ittifak yapmakta buldular. O dönemde Irak güçleriyle Barzani güçleri arasında yer yer çatışmalar yaşanıyordu. Irak hükümeti Barzani’yi büyük tehlike olarak görmeye ve Barzani’yi vurmak için plan kurmaya başladı. Molla Mustafa ile Irak’ın ilişkileri tümüyle koptu.

Irak ile ittifakı bozulduktan sonra, İran’dan istihbarat, askeri ve mali elemanlardan oluşan büyük bir heyet geldi. O dönemde de Irak ile Sovyetlerin arası iyiydi. Aralarında bir protokol imzalanmıştı. Irak hükümeti komünistleri hükümete aldı, ittifak yaptılar. Partiden cepheye katılmasını istedi. Parti bunu reddetti. Parti anlaşmaları için arabuluculuğu önerdi. Özellikle Kerkük meselesi konusunda artık yavaş yavaş Irak hükümetinin de 11 Mart Anlaşması’nı ilhak ettiği görüldü. Ancak esas sebep Barzani’nin ihanetiydi. Her iki tarafla da herhangi bir anlaşmamız olmadı.

O dönemde Sovyetlerden bir heyet geldi. Barzani’nin evine gidip onu ziyaret ettiler. Primakov (Sovyet heyeti başkanı) Barzani’den Moskova’ya bir temsilcisini göndermesini istedi. Kürtlerle Irak arasında anlaşmanın yapılacağına söz verdi. Sovyet temsilcileri istemlerin kabul edilmesi için söz verdi. O döneme kadar Amerika yanlısı politikası gizliydi. Hem ABD’den, hem Sovyetlerden destek almak istiyordu. O dönemde Sovyetlerle ilişkilerini kesti, bir mürit gibi ABD’ye bağlandı. Eğer Sovyetlerin nasihatini kabul etseydi, Mart Anlaşması’yla Kürt halkının elde ettiği haklar garanti altına alınırdı.

İran ile ABD’nin amacı, Irak hükümetini zayıf düşürmekti. Birincisi, bölgede Irak güçlü bir Arap devletiydi, dolayısıyla diğerlerinin çıkarına ters düşüyordu. İkincisi, Sovyetlerle ittifaktaydı. Bu yüzden de savaş uçakları dışında her türlü silahı vermişlerdi. Irak ile Molla Mustafa arasında yoğun çatışmalar yaşandı. Irak hükümeti zor duruma düşünce, Türkiye kanalıyla ABD ve İran ile ilişkiye geçti. Böylece Cezayir Anlaşması (6 Mart 1975) başarıya ulaşana dek görüşmeler devam etti. İran hükümeti, Kürtleri desteklememe karşılığında Irak rejiminden büyük taviz aldı. Daha önce anlaşmazlık konusu olan Şattülarap İran’a verildi. Molla Mustafa kendisiyle Irak arasında çıkacak bir savaşta bizim Irak’ın yanında yer alacağımızı sanıyor, sürekli bu kuşkuyu taşıyordu.

O dönemde benle Fuat Mahsum İran’daydık. Kürdistan’a döndük. Mustafa’nın temsilcilerinden önce geldik. Temsilcinin adı Sıtkı Mutni idi. Biz sınırdaki Xani şehrine geldiğimizde büyük gösteri ve yürüyüşlerle karşılandık. Tüm Kürdistan’da Molla Mustafa’nın merkez komitesinin çıkardığı bildiriye tepki göstermek için gösteriler düzenleniyordu. Bildiride “ya Irak yönetimine teslim olacaksınız ya da silahlarınızı İran’a teslim edip İran’da mülteci gibi yaşarsınız” deniliyordu. Kürt halkı da “bu iki seçenek dışında üçüncü bir yol daha var, o da direnmektir, mücadeledir; kesinlikle teslim olmayacağız” diyordu. Dönmemin sebebi, bazı yurtsever arkadaşlarımızla görüşüp İran-Irak ittifakına karşı çıkarak bir şeyler yapmaktı. En azından bu Cezayir ittifakından Kürt halkı için bazı ödünler alalım, devrim olmazsa da en azından bazı haklara ulaşalım diye düşünüyorduk. Anlaşmaya göre 13 Mart’a kadar silahların tümünü teslim etmesi gerekiyordu.

Molla Mustafa da o süreçte Tahran’daydı. Toplantıda hazır olanlardan duyduğumuza göre, İran Şahı Barzani’ye açıkça “Irak ile ilişkilerimizi kurduk, bundan sonra benim Kürt hareketini desteklemem mümkün değil” diyerek hareketini dağıtmasını istemiş. Molla Mustafa da Şaha, “İran’ın ve Şah’ın yararına uygun görülen hareket tarzının bizim de yararımıza olduğuna inanıyor ve kabul ediyoruz” cevabını vermiş. Molla Mustafa Şah’ın yanından çıkınca, SAVAK (İran gizli servisi) başkanı ona yetişerek, “neden böyle acele ediyorsun? Kararını böyle çabuk vermemeliydin. Kürdistan’a dönüp kardeşlerini, arkadaşlarını görüp öyle karar vermeliydin” diyor. SAVAK başkanı bunu Kürt halkını sevdiği için değil, Irak kararlara uymayabilir diye kuşkulandığı için belirtiyor. Çünkü Barzani kartını, şartlarını yerine getirene kadar kullanmak istiyorlardı. Görülen şey Molla Mustafa’nın onlardan daha aceleci davrandığıydı.

Biz bazı kişilerle görüştük. Ortaya çıkan şey, Kürt halkının çoğunluğunun mücadeleye devam etme isteğiydi. Bizim devrimimiz de öyle basite alınacak bir devrim değildi. Zafer için kararlı insanlar ve her türlü tekniğimiz, binlerce silahımız, peşmergelerimiz, yine halktan epey destek vardı. Tek eksik şeyimiz yirmi milyon dolardı. Molla Mustafa’nın sakladığı şeyler dışında, İran hükümeti 19 Mayıs’a kadar toplarını Kürdistan’da bırakmıştı. Savaş Molla Mustafa’nın ayın on üçünde dönüşüne kadar devam etti. Molla Mustafa’yı meseleyi tartışırız diye görmek istiyordum. Bir adamı geldi, ne istiyorsun diye sordu. Ben de kendisine Molla Mustafa’yı görmek istiyorum dedim. Bana, iş bitmiştir dedi. Ben SAVAK yetkilisi ve bir ABD’li diplomatla görüştüm. Kendilerine, Irak ile varılan anlaşmanın dışına çıkmayacağımızı ve Kürt ulusal hareketi olmayacağını söyledim. Bu konuşma ardından onun merkez komitesiyle görüştüm.

Bu anlaşmayı sonuna kadar destekleyen tek kişi Sami Abdurrahman’dı. Bana, “biz sadece İran-Irak ittifakıyla kalmayacak, aynı zamanda bunu bozmaya çalışanlara karşı da savaşacağız” dedi. Sonra Salih Yusuf, Dara Kufi’yi gördüm. Bunlar merkez komite üyesiydiler. Anlaşmanın ilk günü Irak rejimine teslim oldular. Diğer merkez komite üyeleri de gelip teslim olmaya hazırdılar. Artık ne parti, ne de merkez komite vardı. Her şey Barzani’nin ve küçük oğlunun elindeydi. Ben o zaman Tahran’daydım. Irak rejimi benim Irak’a dönmemi istiyordu. Irak rejimi beni ikna edemeyince, bu defa İran’a “bu insan sorun çıkartıyor, yeni bir hareket başlatmak istiyor, onu barındırmamanız gerekir” dedi. O zaman İran yönetimi bana “ya gider Afganistan sınırında oturursun ya da İran topraklarını terk edersin” dedi. İran’ı terk ederek İngiltere’ye gittim.

Abdullah Öcalan: Peki, Ali Asker onların çıkışı nasıldı? Neden tasfiye oldular?

Hawar: 11 Mart ve Cezayir Anlaşması’ndan sonra bazı yurtseverler ve Kürt gençleri bu anlaşmaları kabul etmeyerek dağa çıktılar. Toplanıp bazı örgütlenmelere gittiler. Bunlardan biri de Şehit Ali Asker’di. O ve arkadaşları şartları kabul etmeyerek karşıtları tarafından tasfiye edilene dek direndiler. Ali Asker ve grubunun şehadetinden sonra, Resul Mamend Kürdistan’a geçti. Etrafına güç toplayarak peşmergelerini oluşturdu. İyi bir hareket kurdu. Irak hükümeti onu parayla caydırmak istiyordu. Hatta kendisine yüz bin dinar verilmek istendi. Yalnız o kabul etmeyerek direnişe devam etti. O dönemde birçok örgüt, parti –bunlardan biri de Komela Partisi idi– bir araya gelerek Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni (Yekîtîya Niştımanên Kurdistan) oluşturdular. Kürt sorununun çözümü için mücadele edeceklerini ve Kürtlerin hakları için mücadele etme haklarının olduğunu vurguladılar. Şehirlerdeki bazı gençler partiye katıldılar. Kürt halkı mücadeleden yana karar aldı.

Kürt hareketi yeni bir kan, yeni bir ruhla ve güçlü bir şekilde yurtsever gençlerin denetiminde başladı. Körfez Savaşı, yani Kuveyt Savaşı sonrası Kürt halkı ayaklanarak Irak güçlerini Kürdistan’dan kovdu. Yurtseverler Birliği güçleri de ayaklanmanın içindeydi. Irak rejiminin büyük bir vahşetle Kürdistan’a saldırması ve büyük göç yaşandıktan sonra, halk kentleri bırakıp dağlara kaçmaya başladı. Bu, müttefik devletlerin Irak üzerindeki politikalarının bir sonucuydu. Müttefiklerin Irak’ı durdurması sonucu, Kürtler de Irak güçlerinin boşalttığı yerlere gelerek federal hükümetlerini kurdular.

Büyük insan, Kürt hareketinin lideri İbrahim Ahmet’in de tarihi bir şekilde üzerinde durduğu şu gerçeği yurtsever insanların, Kürt gençlerinin iyi bilmeleri gerekir: Geçmişteki başkaldırılarımız neden başarıya ulaşmadı. Bunun sebebi neydi, neden kırıldılar? Bu örneklerde de görüldüğü gibi iyi anlamalılar. Birçok isyanlardan örnekler verebilirim. Örneğin en büyük isyan olan Bedirxan Bey isyanı Kuzey’de patlak vermesine rağmen, Doğu Kürdistan’a yüklendiler. Onların amacı şu idi: İran zayıftır, öncelikle İran’da devrimi gerçekleştirip ardından Kuzey Kürdistan’a döneriz deniliyordu. Aynı yanlışlığa Şeyh Ubeydullah da düştü. İsyanı Doğu Kürdistan’da başlattı.

O süreçte tarihi gerçeklik şunu ispatlıyordu: İran devleti hem Rus Çarlığı hem ABD açısından büyük öneme sahipti. Yine körfez açısından çok önemli idi. İran’ın toprak bütünlüğünü bozmak zordu. Kürt liderlerinin de yanlışlığı, gidip o alanda devrim yapmaya kalkışmalarıydı. Kürt devrimcilerinin devrime kalktıklarında şu gerçeği anlamaları gerekiyordu: O süreçte Osmanlı İmparatorluğu zayıftı, hasta adamdı. Bu nedenle aşiretsel, bölgesel çıkarlardan ziyade ulusal nitelikli bir başkaldırıyla Kuzey Kürdistan’da devrimi başlatmaları gerekiyordu.
Klasik Kürt hareketlerinin diğer bir zayıflığı da önderlik sorunuydu. Önderlik gitti mi o başkaldırı da yeniliyordu. Diğer önemli bir nokta da Kürt halkı halen dostunu ve düşmanını tanımıyor, kendisi için nasıl dost yaratacağını bilmiyordu. Yine halkı nasıl devreye sokacağını anlamıyordu. Bahsettiğim isyanlar daha çok bölgesel, mahalli isyanlardır. Birçok örnek vermek istiyorum. Şeyh Sait isyanı da, Qazi Muhammet de geniş bir ulusal ayaklanma yerine mahalli isyanlar yaptılar. Burada Kürt isyanları tarihinden ibret verici dersler almamız gerekiyor. Bunu hiçbir partinin şahsiyet meselesi, gurur meselesi yapmaması gerekir. Bizim dönemimizde yaşanan sorunları da çözmeleri gerekiyor. Bu aynı zamanda insani bir görevdir.

Abdullah Öcalan: Barzani şahsiyeti nasıl bir özelliğe sahipti, nasıl bir ruhtu, ne kadar bilince çıkarıldı?

İbrahim Ahmet: Barzani bir aşiret ağasıdır. Kürdistan’daki bütün aşiret ağaları gibi, bunun sayesinde yaşamını idame edebilirdi. Yalnız bir şartla, siyasete karışmamak, siyasetin hizmetinden çok Barzani ailesinin hizmetinde olmak şartıyla. İtirazsız ve bilinçsiz olmak, bir aşiret ağası gibi kendisine sürekli “bêje, sêhtbi, bêje” diye itaat etmek ve onaylamak gerekiyordu. Barzani, Şeyh Mahmut Berzenci’nin tam zıddıydı. Şeyh Mahmut her zaman öndeydi. Savaşta, eylemde her zaman hücum grupları içinde yer alırdı. Askerleri, Şeyh Mahmut’u nasıl koruruz, düşman askerlerinin üzerine hücum etmesini nasıl engelleriz diye düşünürlerdi. Barzani ise, askeri meselelerin çok uzağındaydı. Savaştan nefret ediyordu. Molla Mustafa kendisini çok iyi koruyordu. Gündüz bir yerde, gece bir yerdeydi.

Burada bir şey belirteyim: Irak ordusuyla çabuk bağlantı kurmak için bazı telsizler ele geçirdik. Bazı cihazları kendisine gönderdik. Bunun üzerine çevresindekilere “İbrahim Ahmet’in hangi dereceye kadar bana düşmanlık yaptığını görüyorsunuz. Bu cihazların gönderilmesinin sebebi, ben telsizle konuşacağım, Irak uçakları da yerimi tespit edip beni vuracaklar” diyor. Bu yüzden cihazın konuşma yerini kendinden altı saat uzaklaştırıyor. Dolayısıyla gelen haberler ancak bir gün sonra kendisine ulaşabiliyordu.

– İdeolojik düşüncesi neydi? Ulusal mıydı, aşiretsel miydi, dini miydi? Merkez komite ne kadardı?

– Barzani kendi başına bir aşiret değildi. Zibari aşiretinin bir parçasıydı. Yalnız Barzanicilik daha çok dini bir mezhebe benziyordu. Nakşibendi tarikatındaydı, Xalid’e dayanıyorlardı. Dini meselelerde Barzani’nin kardeşi Şeyh Ahmet’e çok değer veriliyordu. Bu, Barzani’nin büyük kardeşi olduğundan dolayı değildi. Şeyh Ahmet, Barzan’ın Allah’ı olarak tanınıyordu. Allah’ın o bölgedeki gölgesi gibiydi.

– Peki, bu Barzani ailesi, Kureyşlilere ait bir aile olamaz mı? Gelip o bölgeye yerleşip o aşirete karışmış olabilir, yani tarikat üyesi olup gelip yerleşmiş olabilirler. Benim tahminime göre Barzani ailesinin durumu böyledir, kendi başına bir aşiret değildir.

– Ben bu konuda tarihi bilgiye sahip değilim.

– Benim tahminime göre aşiretten değiller. Nakşibendi tarikatının bir mürididir. Kuzeyden, Şemdinli’den gelmişler, dolaşıp dolaşıp Barzan mıntıkasına ulaşmışlar. Öyle olması gerekir. Öbür taraftan insan onun bir aşiret olduğunu söyleyemez; aşiretsel özellikleri de fazla güçlü değildir. Büyük bir aşiret de değildir. Ancak aşiret ve mollalığın bir karışımıdır diyebiliriz. Bu Kürdistan gerçekliğinin içinde vardır. Kürdistan’da ağalık, mollalık, aşiretçilik güçlüdür. İnsan Bedirxan’ın bir ağa olduğunu söyleyebilir. Aşiret reisidir, ağalık özelliklerini temsil ediyordu. Şeyh Sait mollaların önderidir, en büyüğü ve dürüst olanıdır. İnsan onun için bir şey söyleyemez. Seyit Rıza tam bir aşiret reisidir. Yalnız Barzani’ninki apayrıdır. İmamlıkta öyle güçlü değildir. Hem ağalık, hem mollalık zemini dardır. Bu da Kürdistan gerçekliğidir. Bu nedenle böyle bir kişilik, mollalıkla, aşiretçilikle ve ağalıkla oynar. Bunları yapmıştır.

Barzani kişiliği Kürdistan’da ilginç bir kişiliktir. Böyle kişilikler fırsat buldu mu dinle oynar, ama dinci geçinir. Aşiret reisliğiyle oynar, ama ağalarını da kendisine bağlar. Burada bir noktayı tespit etmek gerekir. Bu kişilik çok korkan, çok oynayan, her dakika değişebilir bir kişiliktir. Çünkü temeli yoktur. Bir aşiret ağası, Bedirxan Bey, Seyit Rıza gibileri kesinlikle böyle değildir. Ama Barzani ya aşiretle ya mollalıkla, ya ağalıkla oynar. Yapısı böyledir. Onun için Barzani’de netleşme yoktur. Onun Kürtlüğünü onaylamıyorum. Kürt halkını ne kadar tanıyor? Öyle tahmin ediyorum ki, onda Kürt ulusalcılığı hiç yoktur.

– Siyasette çok cahil idi. Ben ona otonominin ne olduğunu kavratana kadar epey zaman geçti.

– Zaten siyaset bilgisi, yine ulusalcılık yönü zayıftır. Kürt toplumundan bir şey anladığına inanmıyorum. Kürt toplumu hakkında bir şey biliyor muydu? Hayır, bir şey bilmiyordu. Belki dini bazı şeyleri biliyordu.

– Barzani Süleymaniye’ye geldiğinde tüm dini bilgisini Şeyh Baban Ali’den alıyordu. Bir de bir iki dil biliyordu.

– Barzani mi? Dil bilmek fazla mesele değildir. Sanırım İngilizce de biliyor.

– Barzani Rusya’ya ulaşınca mahiyetinin dağıtılmasında yalnız Rusya’nın değil, onun da suçu var. Bir Sovyet subayı Azerbaycan’da bunları karşılarken, kendisine “İngilizce biliyor musunuz?” diye sorunca, o da “Rusya’da gerek yoktur. Ben ABD konsolosluğuna İngilizce bir mektup yazacağım. Daha önce Tahran’da bize söylemişlerdi. O zaman Tahran’daydık, dünya nasıldır bilmiyorduk. ABD bize fırsat verdi, gitmedik. Yalnız şimdi Amerika’dan çevremdeki birkaç kişiye, yakınıma mültecilik hakkını vermesini isteyeceğim” diyor. Bu yüzden Stalin de kızarak onları dağıtıyor. Bunları anlatan şahıs ikinci adamdı. Biz Barzani’yi getirmeye gittiğimizde o da geldi. Molla Mustafa’nın başka devletlerle olan ilişkilerini Sovyet casusları öğrenip hükümete bildiriyorlar. Hükümet de öyle bir tavır gösteriyor. “Bu mesele beni çok etkiledi. Ben küçüktüm, deliler hastanesine götürüldüm, iki yıl orada kaldım. O kadar zorluğu göğüsledik, halkımız için direnmeye karar verdik; ama ABD ajanları diye mahkememiz yapıldı” diyordu. Yanındaki arkadaşı, “Molla Mustafa benden Arapça-İngilizce sözlük almamı istedi. Şaşırdım, Molla Mustafa İngilizce öğrenmek istiyor” dedi.

Onun yüreğinde Kürt ulusu yoktur. Onda aşiretçilik ağırdır. Hatta aşiretçilik bile değil, aileciliktir. O ve çocuklarının anlayışı budur.

– Burada önemli olan ve açığa çıkan, siyasi görüşünün çok dar olduğudur. Birkaç İngilizce kelime öğrenmek istemesinin sebebi, Amerika’ya hizmet içindir, buna işarettir. Bu süreçte dil öğrenmek istemesi bir şeyler yapmak için değil, kölelik etmek içindir. Baştan beri Sovyetleri tanıma diye bir durumu yok. Kesinlikle Sovyetleri tanımıyor. Stalin bakmış ki adam Amerika’yı arıyor, bunu casus saymış ve dağıtmıştır. Bu gerçektir. Diğer taraftan da siyasi ve bilimsel değildir. Onun yüreğinde Kürt ulusu yoktur. Onda aşiretçilik ağırdır. Hatta aşiretçilik bile değil, aileciliktir. O ve çocuklarının anlayışı budur.

– Biz daha İran’dayken, Barzani bazı güçlerini İran sınırındaki Pencevi bölgesine getirdi. Niçin getirdiğini araştırdık. Ortaya şu çıktı: Sınırdan geçmemizi bekliyor. Sınırdan geçince bizi tasfiye edecek. Yine Pencevi mıntıkasının bir köyünde Mustafa Mecit adında biri, yine başka köylerden gelenler de, Barzani sempatizanlığı yapanlar da vardı. Barzani’ye “Önderimiz, sizin komutanlarınız ve askerleriniz namusumuza, kadınlarımıza, kızlarımıza el atıyorlar. Siz ne diyorsunuz?” diyor. Barzani de onlara “ne olacak yani, bir şey olmaz. Biz sizin çocuklarınızın bizim gibi Barzani olmasını istiyoruz. Karısı kaçırılana yüz dinar, kızı kaçırılanlara da elli dinar vermeye hazırım” diye cevap veriyor. Bu şahıs da Barzani’nin divanından çıktıktan sonra, “biz çok kötü de olsa bir Türk’ün ardından yürüyelim, fakat Barzani’nin peşinden gitmeyelim” diyor.

– Bu nokta da başka bir şeyi ispatlıyor. Bu ailecilik, çevreciliktir. Ailesi çok düşmüştür. Her zaman Barzanilerin çoğalmasını istemiştir. Hatta çevresindekilere gidin, peşmergeler ve köylülerin kadınlarını, kızlarını alın diyor. İnanıyorum ki, bu durum şimdi de devam ediyordur. Barzani çocukları peydahlıyor. Bu bir ideolojidir aslında. Çok geri bir ideolojidir. İnsanlığın başlangıcında klanlar vardı. Bu ideoloji klan ideolojisidir. İnsan topluluğu oluşmadan önce böyle aileler oluşuyordu. Çok geridir ve düşünmüyor. Bu kişiliğin ne köleci toplumda, ne feodal toplumda, ne de kapitalist toplumda yeri vardır. Bu kişilikte çok yalnızlık vardır, hem de gericidir. Yalnız adamın ‘peşmergelerin yaptığı iyidir’ demesi, hatta para teklif etmesi, ‘Barzani ailesi ve çevresi çoğalsın’ demesi ne aileciliktir, ne aşiretçiliktir, ne ağalıktır, ne de melikliktir. Bu, Barzaniciliktir. Bunun için de bazı şeylere ihtiyacı vardır. İçerde herkesle oynuyor. Barzaniler dışında –ki, bunlar da aşiret değil ailedir– kim varsa, sonuna kadar herkesle oynuyor. Komployla, parayla, fırsatçılıkla nasıl dersen öyle, bu işleri yapıyor.

Devletler üzerinde oynuyor. Devletlere çok dikkat ediyor. İlginçtir, daha çok büyük devletleri dinliyor. İşte şu devlette ne oldu diye pürdikkat kesiliyor. Sizin de bahsettiğiniz gibi devletleri çok dikkate alıyor. Devletler bir şey söyledi mi, ilk adımı kabul etmektir. Sürekli güçlüden yanadır. Örneğin İran güçlüdür, anlaşmayı boz diyor, hemen bozuyor. Güçlü devletlerin dediğini yapmakta, kendini güçlü kılmakta her yolu mubah görüyor. Ailesinin hizmetinde olan her şeyi kabul ediyor. Hatta para bile veriyor. Eğer ailesinin hizmetine değilse, suçsuz yere insanları bile öldürüyor.

Barzani’nin insanları öldürme meselesi üzerinde durmak gerekir. Öldürmeler ulusal ya da parti suçundan dolayı değil. Bakıyor ki Barzani ailesine zarar veriyor, gücü de yok, suçsuz yere öldürüyor. Bu çok ilkel bir yaklaşımdır, klan ideolojisinin yaklaşımıdır. Birisi o klanın veya kabilenin mensubu değilse derhal ölüyor. Bu çok kötüdür.

Mamosta, bu durumları nasıl görmediniz? Bu kişiliği nasıl tahlil edemediniz? Yine ispatlayabilirim ki, Barzani bir ailedir. Çok geri, ilkel bir kişiliktir. Toplum oluşurken klan ve kabileler oluşuyor. Bunlar da Kürdistan’da kendilerine kabileler yarattılar. Dışarı bunlara güç vererek yürütüyor. Bu da 21. yüzyılda Kürtler için ne anlama gelir? Bir kabileyi getirip Kürtlerin başına önder yapıyorsun. Bu, Kürtleri bitirmek demektir. Kürtlerin ölümü bu önderlik yüzündendir. Siz meseleleri bilimsel olarak çözelim diyorsunuz. Ama adamda siyaset yok. Şimdi Stalin, 1942’lerde hiç böyle bir şeyi kabul eder mi? Tabii ki Stalin seni tasfiye eder. Yani siyaseti sıfırdır.

– Barzani’de insanlık ruhu da yoktu. Örneğin dayısı ve on üç çocuğu için öldürme emri veriyor. Bir de altı yaşında çocuk var, o da vuruluyor.

– Bunun sebebi var mıydı? Mesele sadece Barzani’nin zalim olması değildir. Mesele, Barzani’nin kabile bakış açısından başka bir şey bilmemesidir. Aşiret büyüktür. Kabileler büyüyor, yüzyıl sonra da aşiret oluyor. Aşiretler de büyüyor, birçok aşiret bir araya gelerek halkı oluşturuyor. Halklar birçok aşiretin bir araya gelmesiyle, aynı dil ve aynı kültür üzerine oluşur. Halkların oluşması epey zaman alır. Halkların oluşması sonucunda ulus meydana gelir. Ulus, toprak bütünlüğüne ve birliğe dayanır.

Şimdi Barzani nedir? Aşiret yanı, büyük bir aşiret kişiliği yoktur. Mahmut Berzenci büyük biridir. Ağadır, tam büyük bir aşiret reisidir. Yine Bedirxan Bey ağadır. Çok büyüktür, devlet gibidir. Şeyh Sait büyük bir molladır, büyük bir islam düşünürüdür. İslamiyet ümmetçiliği içinde milliyetini inkar etmiyor, dürüsttür. Kemalizme karşı çıkıyor. Bu doğru bir tavırdır. Barzanilere bakalım: Aşiret reisi Mesut Barzani gibi değildir. Onlar sözlerine sahip çıkarlar, insandırlar. Barzani’nin bunlarla ilgisi yoktur. Büyük bir ağa da değildir. Bedirxan Bey bilinçli bir ağadır. Hemen hemen devlettir. Çocuklarına bakıyorsun, kültürlüdürler, hatta birçok kitap çıkarmışlardır. Bu aileden büyük kişilikler çıktı. Neden? Çünkü büyük bir ağaydı. Bu da toplumsal ve siyasal yönden ilerici olmalarından kaynaklanıyor.

Şeyh Sait molladır, ama dürüst bir molladır. O da nakşibendidir. Şimdi oğlu var. Epey bilinçlidir, bunlardan bin kat daha siyasidirler. Tahlil etmede çok güçlüdürler. Barzani’de mollalık yoktur. Yani mollalığın bile esaslarını bilmeyen biri Kürdistan’a önder oluyor. Zaten burada kaybediyor. Örneğin gidin köylülerin kadınlarını, kızlarını alın diyor. Çocuk peydahlansın, Barzaniler çoğalsın diyor. Para da veriyor. Aşiret geleneğinde bu yoktur. Bir aşiret reisinin aşireti için bunu yapması mümkün değildir. Aşirette, ağalıkta bunu yapamazsın, meliklikte hiç yapamazsın. Bu kanun klanların kanunudur. Bu çok ilginç bir şeydir. Siz buna karşı savaşmadınız. Bu, dört bin yıl önceki ataerkil dönemin gerisinde bir kanundur. Burada beş yaşındaki bir çocuğun suçu nedir? Adamda vicdan yok. 

Barzani birçok kişiyi kendisi öldürdü. Birçok aşireti talan etti. Bu ideolojiye göre kendi ailesi, klanı dışında olanların yaşama hakkı yoktur. Siz bunu neden kabul etmediniz? Bu noktayı size açayım. Kürtler ne tam ağalığın himayesine girdiler, ne de aşiretler konfederasyonu birliği oluştu. Eskiden Medler zamanında bu gibi şeyler vardı. Ama yıkıldı. Yapmak için Hz. Muhammet gibi biri de çıkmadı. Barzani, Muhammet gibi yapabilir mi? Kendisini peygamber, Allah ilan etmiş. Şeyh Ahmet kendini Allah gibi görüyor. Ama peygamberler böyle değildirler. Sahte bir Allah, sahte peygamber Kürtlerin başına geçmiş, reformist bir Kürt önderi olmuş.

Sahte bir allahlık, sahte bir peygamberlik, dört bin yıl önceki aşireti, aileyi esas aldığı, şovenist olduğu için bir şey yapmadı. Kim buna yardım ediyorsa o da sahtedir. Şimdi insan Barzani’ye büyük bir molla de diyemez. O da yanlıştır. Ne kadar Kürt büyükleri, yurtseveri varsa yanımıza geldi. Bunları belirtmem onun düşüncesine düşmanlık ediyor, onuna karşı siyasal mücadele yürütüyorum, Barzani’ye karşı bir ideoloji yapıyorum anlamına gelmiyor. Yalnız biz Barzani’yi tahlil ederken bir gerçeği ortaya çıkarıyoruz. O bir aşiretin önderliğini yapamaz. Aşiret reisliği yapacak gücü yok. Bir önder vicdan sahibi olmalı, bunun vicdanı yoktur. Mollalığı sahte, ağalığı sahtedir.

O halde kendini neden Kürtlerin önderi yaptı? Bunun üzerinde iyi durmak gerekir. Birçok yönüyle Kürt’ü anlamıyor. Örneğin Arap aşiretleri var, çok asidirler, ama kavimlerine bağlıdırlar. Şimdi Kürtlerde bu da oluşmadı. Kürtlerde iktidar olma duygusu gelişmemiştir. Bu yüzden de parçalanmışlardır. Barzani bir ekoldür. Örneğin Kürt dindarları neden sahtedir? Çünkü düşman gibi yapmak istiyorlar. İslam dini İran’da, İran halkının çıkarları doğrultusunda Şiilik diye örgütlenmiştir. Türkler İslamiyet’i ve ağalığı müthiş birleştirmişler, bu temelde de büyük devletler kurmuşlardır. Kürtlerde ise tam tersi bir durum ortaya çıkmıştır, yabancılara hizmet etme durumları vardır. Din insan için yapılmıştır, ama Kürt böyle düşünmüyor. Kendisinde Kürt din için yapılmıştır felsefesi hakimdir. Bu nedenle görüyoruz ki Kürtler Türk, Arap ve Fars sultanlarının hizmetindedirler. Oysa isteselerdi ordularını dahi kurabilirlerdi. Kanımca Bedirxan Bey’in ulusal yönü vardı, bir şeyler yapmak istiyordu. Ahmedê Xanê’nin ideolojisinde ulusallık vardı. Kürt ulusunu birleştirmek istiyordu. Belki Bedirxan Bey döneminde büyük bir adım atılabilirdi. Şeyh Sait başarıya ulaşsaydı, Kürtler lehine bir adım atılabilirdi. Eğer başarsalardı bunu yapmaya mecburdular, ama düştüler.

Biraz da ulusal, toplumsal, siyasi modern hareketler üzerinde duralım. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, Kürt toplumu çok düşmüştür. Bırakalım Barzani ve diğer partileri, PKK içinde de bu şeyler vardır. Buna karşı oldukça savaşıyorum. Eski bir arkadaşım var, ilk arkadaşlarımdandır. Dersim tarafından gelmişti. Aşiret ruhu da kalmamış, Türk okullarında büyümüştü. Bir süre sonra baktım parti düşüncesiyle, Kürtlük düşüncesiyle yürüyemiyor. İşler büyüyor, siyasal çalışmalar büyüyor, o kendini aileye bağlamış. 1972’lerde başladık. 1980’lere ulaştık; baktım arkadaşım kendini bırakıyor. Yük ağırlaştıkça bu arkadaş ya kendini imha etmek ya da aileye bağlamak istiyor. Bu tehlikeyi gördük. Kendini güçsüz düşürmüştü. Bu haliyle partiye de zarar veriyordu. Üzerinde çok durduk, hala da duruyoruz. Eğer önleyemezsen, sonuç Barzani’ninki gibi olur. Yani bir çocuk yapayım derken bütün ulusun çocukları ölecek. Bu kesinlikle olamaz. Barzaniler köylülerin kadınlarına niçin el atıyorlar? Çocukları Barzani ailesine katılsın diye. Bu önemli bir konudur. Daha önce de belirttim, çocuksuz olmaz. Ancak bunları önder için söylüyorum. Sen bir öndersin. Halkın çocukları ölsün de herkes Barzani’nin çocukları olsun. Olur mu?

“Kürtlük iyidir, ama bu söyledikleriniz Mesut’un ayakları altında bir bez parçası gibidir.”

Diğer bir şey, sanırım Avrupa’daki kardeşi Dılşad şöyle demiş: “Kürtlük iyidir, ama bu söyledikleriniz Mesut’un ayakları altında bir bez parçası gibidir.” Bez parçası ne anlama geliyor? Ayakları altında ne demektir? Böylesi Kürtlüğünüz batsın demektir. Şimdi köle olmasaydı kabul ederdik. Barzani önderliği olmasaydı kabul ederdik. Al sana bir bez gibi ayağını temizle derdik. Ama adam düşkün. Yine halkın her şeyine el atıyor, zorbalık yapıyorlar. Bu noktalar önemli. Biri kadınlara el uzatmayı Barzaniler çoğalıyor diye onaylar; diğeri ise Kürtlük Mesut’un ayağı altında bir bezdir der. İşte halkın değerini böyle biliyorlar. Eğer önderlik böyleyse, halkın kıymeti böyle düşürülüyorsa, orada ulusallık biter.

Diğer bir husus da ticaret meselesidir. Eğer bir aydınsan, halkla ilişkilerini sağlamak için seni satın alır. Eğer güç sahibiysen, güç sahibi olmak için, destek almak için seni satın alır. Diplomat mısın, dil mi biliyorsun? ABD ile başka devletlerle ilişki kurabilmek için seni satın alır.

Karşı çıktığım diğer husus kadın konusudur. Bahsettiğim arkadaşıma şunu söyledim: Bir kadın için, birkaç çocuk için neden partiyi ihmal ettin? Kendisine, otur dedim. Yani bu şeylerin parti içinde gelişmesi mümkün mü? Ben ondan siyasi çalışma istiyordum, milli olmasını istiyordum. Artık evimiz tüm ülkedir, Kürt halkı ailemizdir. Bir de parti kurmuşuz. Ondan parti çalışması, örgütlenme çalışmaları istiyoruz. O ise gitmiş, birkaç çocuk meselesiyle uğraşıyor. Biz arkadaşı çekip çıkardık, ama kadın ailesiyle beraber düşmana gitti. Düşman, “gelsin ona apartman yaparız” diyordu. Ben de kendisine mektup yazıp “sen bu kadar kötü olamazsın. Bir kadın için insan böyle yapamaz, bırak” dedim.

Kadına saygı göster, ama ortamı bozacak şeylerden de kendini uzak tutmak zorundasın. Kendini örgütlenme ve siyasi çalışmalarda güçlendir, fakat kendini bırakma. Aile, çocuk, kadın için değil, parti için çalışmalısın. Bunun büyüklüğü vardır, bu PKK’nin büyüklüğüdür. PKK üyeliği önemlidir. Aileden, kabileden, çocuktan önce gelir. Eğer PKK’de ‘çocuğum, oğlum, karım, ailem’ dersen, o zaman başarı olmaz. Bu nokta önemlidir. Kürdistan toplumunda bunlar gelişkindir. Önderliğimin esası budur.

Yanlış anlaşılmasın; aileyi, çocuğu, cinsel ilişkileri inkar etmiyorum. Mesele ideolojiyi anlamaktır. İdeoloji çok önemlidir. Barzani’nin ideolojisi neydi? Barzani ideolojisini anlamak çok önemlidir. Burada da arkadaşlara, gidip evlenebilirsiniz dedim. Şimdi bu, ideolojiyi öldürür mü? Barzani ideolojisini öldürdükten sonra, kim ne yaparsa yapsın, nasıl evleniyorsa evlensin, nasıl seviyorsa sevsin. Benim tarzım böyledir. Ailen için, çocuğun için, karın için partiyle oynamayacaksın. Çünkü bu noktada kaybedilmiştir. Barzani aileciliği, Barzani ideolojisi Kürt halkının parçalanmasına neden oldu. Hain olup olmaması bizim için önemli değil. Engel olup olmaması fark etmez. İhaneti de fazla önemli değil. Otuz, kırk, hatta yüzyıllar öncesinin bir kabile reisini kendine önder yapmışsın. Bununla devlet olmak, ulusal kurtuluşu sağlamak mümkün mü? Hayır.

Kendisinde devlet düşüncesi de, halk fikri de yoktur. Aşiretsel düşünce, dini düşünce de yok, hiçbir şey yok. Düşündüğü tek şey, ailesini ne kadar genişleteceğidir. Her şey benim için diyor. Ailesi ne kadar büyürse o kadar önderlik yapıyor.

Bu yüzden de PKK’de buna karşı çıktım. Çünkü bu ideoloji bunu istiyor. Kürtlerde bu hakimdir. Sadece Barzani’de değil, bu Kürt toplumunun karakteristik özelliğidir. Genel olarak bu sadece sizlerin içinden çıkmamıştır. Bizim içimizde de böyle şeyler olmuştur. Bu konu çok önemlidir ve esas çözülmesi gereken sorunlardan birisidir. Önlem almasaydık perişan olurduk. Bunun için de üzerinde çok duruyorum. Bu bizim başımızdan da geçti. Biz mücadeleye çekmek için ilişki kurduk. Ama devletle ilişkisi var diye de çok dikkat ettik. Burada diğer bir nokta vardır. Eğer kadını ve aileyi esas alsaydım, siyasi çalışmalarım duracaktı. Benden Kürt meselesini, Kürt ulusal davasını düşürmem, arkadaşlarımı karalamam istenecek. Ailemi yavaş yavaş düşman hizmetine sokmam istenecek. Benden yavaş yavaş onun kadınlığına bağlanmam isteniyor. Ailesini yükseltecek, arkadaşlarımı düşürecek. Partiyi düşürecek, geriletecek. Kürdistan’ı eskisi gibi tekrar düşmana teslim edecek.

– Kürdistan kurtuluşu, kişinin sadece ülkeye bağlılığı ile olur. Başka şeyle olmaz. En büyük sevgi ülke sevgisidir. Kürt kadınını, erkeğini, çocuğunu çoğaltmak demek, köle sayısını çoğaltmak demektir. Çünkü Kürt halkı köledir. Biz sayıyı çoğaltırken, köle sayısını çoğaltmış oluyoruz. Bağlılık ülkeye olmalı, ülke kurtuluşuna olmalıdır. Ülkenin kurtuluşundan sonra her şeyi halledebiliriz. Asıl sevgi, bu köleleri özgürleştirmek için ülke sevgisidir.

– Tabii, doğrudur Mamosta. Bırakalım Barzani’yi, bu PKK içinde de ağır bir sorundur. Baktım ki herkes eski yaşam gibi bir yaşam istiyor. Kızlar, erkekler bir anlık keyifleri için partinin düşmesini istiyorlar. Örneğin arkadaşımızın meselesini açtım. Bir kadın için ülke, parti, savaş meselesi gitti. Bırakalım bu arkadaşların meselesini, beni de o hale getirmek istediler. Baktım, Fatma büyük bir kinle partiye karşı çıkıyor. Parti ilişkilerine büyük hakaretler yapıyor. Kesinlikle Kürdistan’ı değil, hep bireyselliği öne çıkarıyor. Hemen bu başarı değil başarısızlığımızdır dedim. Beni kendisine bağlamak istiyordu. Tabii biz de tedbirimizi aldık, her gün hesap yaptım. Bu kadın nedir? Aileyle bağı nedir? Bu ailenin devletle ilişkisi nedir? Vardığım sonuç şu oldu: Eğer ben eski Kürt erkekliğini, kocalığı kendimde öldürmezsem, klasik erkekliği öldürmezsem PKK’yi yürütemem. Kürtlüğü yürütmem mümkün değil. Kadına karşı PKK’yi güçlendirmemiz gerektiğini gördüm. Eski kadın kanunlarını kırmadan ne parti ne de Kürtlük olur.

İşte Barzanicilik budur. Yine bırakalım Barzani’yi, bir arkadaşımız, kardeşim de böyle şeyler yapmak istiyor. Bahsettiğim arkadaşımız 1980’lerde bunu yaptı, kardeşim ise 1990’da yapıyor. Baktım parti elden gidiyor. Arkadaşlığımı, kardeşliğimi anlamıyor. Halbuki ben isyanımın babaya, kardeşe, aileye karşı başladığını söyledim. Kendisi için, “ben savaşın içinde kaldım, adımı herkes duymuş, büyümüşüm” diyor. Benim için ise “o nefes alamayacak durumdadır, zordadır” diyor. Gitti, Barzani’nin denetimi altına girdi. Kendisine “Talabani’nin yanındasın. Bunun kıymetini bilmek gerekir. Bazı ittifaklar geliştirmek, ilişkileri güçlendirmek gerekir” diyorum. Ama o Barzani ile ittifak geliştirmek istiyor. Barzani de onun üzerinde oynamak istiyor. Biz uyarınca da “neden kendimi büyütmemi istemiyorsun?” diyordu. Bizde evliliğe yol veren bir karar çıkartmak, eski Kürtlük kanununu dayatmak istiyor. Barzani bunu kandırmak istiyor, kendine göre kendi kişiliğini çok güçlü görüyordu.

Tabii biz üzerinde durduk. Bunun üzerine Barzani “dünyada böyle bir şey görülmemiştir; Apo kardeşini öldürmek istiyor” diyor. Tabii ki böyle bir şey yok. Biz sadece parti meseleleri üzerinde duruyoruz, ulusallığı güçlendirmeye çalışıyoruz. O da feodal ilişkileri, aile ilişkilerini dayatıyor. Birine “gel beraber kaçalım” diyor. Bunu hemen tahlil ettik. Bu eski Kürt’tür dedik. Her şey ortaya çıktı. Eski Kürt ile aramızdaki fark şuydu: Biz örgütleme yaptığımız sırada ilişkilerimizi birbirine düşman ailelerin erkek ve kızlarıyla kurduk. Kendimizi böyle büyüttük. Sonuçta yine bizi anlayamadılar.

Kardeşim böyle yapınca, kendisine “kardeşliğin, arkadaşlığın eski toplum görüşüdür” dedim ve PKK’de en büyük tehlikenin bu olduğunu söyledim. Çoluk çocuğun yeterli olduğunu, böyle bir çocuğun tıpkı çorak arazide yetişen domates gibi olacağını söyledim. Biliyorsunuz, kurak arazide yetişen domatesin çekirdeği çok olur. Mamosta’nın da dediği gibi bu kölenin çoğalması demektir. Kölenin kıymeti yoktur, kadın ihanete giden yoldur. Ali Haydar arkadaş çok dürüsttür. Söylediği bir şey vardı: “Hz. İsa, eğer İsa’yı seveceksen, kadını sevmeyi bırakacaksın” diyor. Şimdi biz PKK’de sevme olayını geliştirdik. Sevmek PKK’de büyümektir, siyasetle büyümektir; Barzani’nin kabile, klan usulü büyüme değildir; kahramanlıkla büyümedir, ulusallık ve yurtseverlikle, halk sevgisiyle büyümedir. Eğer bir kişi yurdunun, halkının hizmetindeyse değeri olur ve parti de ona değer verir.

Onun için de eski sevme anlayışı, erkeklik anlayışı, büyüme anlayışı aşılsın dedim. Bu büyük sevme olayı olduktan sonra tehlike zaten aşılır. O zaman yurtsever olursun, general olursun ve askerini sonuna kadar sevebilirsin; yiğit olursun, sonuna kadar partiyle olursun. Bunda aşiretçilik, ahbap çavuşluk, mıntıkacılık yoktur; ulusallık vardır. Partide aşiretçilik, mıntıkacılık olmaz. Partide halk, ulus, insanlık vardır. Bir de savaşta kahraman olmak vardır. Böyle bir Kürtlük yarattın mı Kürdistan’ı kurtarırsın. Doğruyu hakim kıldın mı, kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın artık doğrular yürüyecektir. Bu dört önemli hususu uyguladın mı zafer kendiliğinden gelir.

Barzani neden bize karşı savaşıyor? Hatta neden parti içinde böyle bir mücadele var? Bu eski toplumla yeni toplumun mücadelesidir, yani sınıf savaşımıdır. Toplumu yenileyeceğiz, yeni kişiliği yaratacağız. PKK’de bu yönde bazı adımların atılacağı kesin. PKK önderliğinin ve PKK üyeliğinin başarısı bu saydıklarıma bağlıdır. Yoksa kaç kişi bizi destekliyor, paramız ne kadardır, silahımız ne kadardır, bunlar önemli değildir. İlişkilerimizin ne kadar olduğu da önemli değildir. Önemli olan önderliktir; o da ortaya çıktı mı bunlar hallolur.

Hawar: Başkanım, bazı sorularım var. Bunlar benim sorularım değil, halkın sorularıdır.

Abdullah Öcalan: O sorulara geçmeden önce, Mamosta İbrahim acaba 1975 sonrası için birkaç şey söyleyebilir mi? YNK’den bahsettiniz. Bu yeni bir süreçtir sanırım. Ulusal, halkçı, siyasal yanı olan bir süreçtir. YNK önderliği çok dar bir süreçte ortaya çıkıyor. Bir yanda ABD, bir yanda Sovyetler, bir yanda İran ve diğerleri. İşte böyle bir süreçte ortaya çıkıyor. YNK önderliği feodal ve aşiretsel değildir. İçinde yurtseverlik vardır, sosyalizm ve ulusallık vardır. İçinde demokrasi de vardır. Fakat hareketin sahası dardır. Barzani YNK’yi Soran mıntıkasına mahkum etmiştir. Bir yanda İran rejimi, diğer yanda da komünistler vardır. Buradan günlük olarak taktik yürütmek zordur.

Eğer insan Mamosta’yı ve Mam Celal hareketini tanımazsa çok yanlış değerlendirmelere gidebilir. Neden böyle hareket edildi? Anlaşılırdır, objektif koşullar elvermiyor, bir dereceye kadar böyle hareket etmek zorundadır, ama bir dereceden sonra çok daralma oluyor. Burada bir şeyler yapmak doğaldır. Çok daraldıklarında Kuzey Kürdistan’a, Doğu Kürdistan’a geçmek istemişlerdir. Ama imkanları yok. Örneğin Ali Asker onlar Çukurca’da katlediliyor. Peki, bu yurtseverlik midir? Behdinan’a gelişleri Kürt ulusallığı için büyük direnişler yapmak amacıyladır, başka bir amaçları yoktu. Gerçeklik budur. İran toprağındayken İran’daki Kürtler için iyi şeyler istediniz, ama orada size izin vermediler. Behdinan’a geldiniz, vuruldunuz. İran’a gittiniz, mahkum oldunuz.

Yani ortaya şu çıkıyor: YNK önderliği Kuzey-Güney birliğini oluşturamadı. Kuzey devrimi olmazsa siz bir şey yapamazsınız. Ne kadar iyi de, doğru da yapsan, Güney’de tek başına bir şeyler yapamazsın. Siz bunları benden daha iyi biliyorsunuz. Bu bir gerçekliktir ve üzerinde derince durmak gerekiyor. Kuzey Kürdistan’da devrim bir karış ilerlerse, Güney’de beş karış ilerler. Kuzey’de devrim başarıya ulaşırsa, siz devletsiniz veya sonuna kadar başarı vardır. Bunlar doğru görüşlerdir. Artık Kürdistan’da ilişkiler, ittifaklar gelişiyor. Tabii bazı eleştiriler de oluyor. Eleştiriler, sorunlar, çelişkiler olmazsa gelişme de olmaz.

Kürt kişiliği yeni yaratılıyor. Kürt ulusallığı, demokrasisi yeni inşa ediliyor. Bunlar önemli noktalardır. Ben ‘bırati’ (kardeşlik) kelimesinden pek hoşlanmam. Her şey kardeşlikle de çözülmüyor. Birliktelikte mücadele de, ittifak da, savaş da vardır. Hangi süreçte dostluk kuracaksın, hangi süreçte savaşacaksın, bunu iyi bileceksin. Yurtseverlik yanı üzerinde iyi duracaksın. Soruna ‘Brakuji’ (kardeş kavgası) gözüyle bakılmamalıdır. Sorun ulusal ve toplumsal bir sorundur. ‘Brakuji olmaz’ denmemelidir. Bazen sonuna kadar ittifak kurulur, bazen de ittifak kurmak zarar verir. Halkın çıkarına göre değerlendireceksin. Bazen ittifak hepimizi, Kürt halkını güçlendiriyor. Bazen de Barzani’nin diğer devletlerle yaptığı ittifaklar gibi Kürt halkını düşürüyor. Yani şu denmemelidir: Kürtlerde sonuna kadar kardeşlik olsun! Hayır, böyle olmaz. Adam, “ailemden önce siz ölün” diyor. Ben ve ailem diyor, başka bir şey demiyor.
Ulusal Kongre’nin bir görevi de ideolojik ayrılıkları aza indirmektir

Devletlerle ilişkiler tüm halkın çıkarına olmalıdır. Ne yapacaksın kendi çıkarlarını? İlişkiler tüm halkın çıkarına ise doğrudur. Biz burada Kürt ulusunu yaratıyoruz. O zaman her şey onun çıkarına olacaktır. Bu ilişkiler sadece Kürt halkının yararına da değil, tüm halkların yararına olmalıdır. İlişkiler geliştiriyoruz; bu ilişkiler Kürt halkının yararına, hizmetine giriyor. Bu da Ulusal Kongre’nin yürümesi demektir. Ulusal Kongre neyin üzerinde duracaktır? Kürdistan stratejisi üzerinde duracaktır. Kürdistan tarihi, milli tarih üzerinde duracaktır. Cahşlığın, ağalığın, aşiretçiliğin, mollalığın tarihi üzerinde değil, bir halkın tarihi üzerinde duracaktır. Molla çıkmış, emir çıkmış, ağa çıkmış, ama düşünceleri çok dardır. Her biri bir parçadan çıkmış, uluslaşamamışlar.

Kürt halkının tarihi henüz oluşmamıştır, yeni yeni oluşuyor. Ulusal Kongre Kürt halkının çıkarını belirleyecek ve savunacaktır. Daha önce Kürdistan’da beylikler, emirlikler oluşmuş, ama tarihimiz oluşmamıştır. Neden düşüncemiz dardır? Çünkü herkes kendini Kürdistan’ın merkezi olarak görüyor. Dörde bölünen bir Kürdistan ve ayrı ayrı merkezler ulusallığın önünde engeldir. Bir halk bir can gibi, bir vücut gibidir. O vücuda bir beyin lazımdır. Şimdi kimse Kürtleri inkar edemez. Bir halk olarak vardır, ama beyinleri, yani onları yönlendirecek tek bir merkezleri yoktur. Ya da çok şımarık bazı çocuklar olur, her biri bir ses çıkarır. Şimdi öyledir.

Birlikte çalışmamız, Ulusal Kongre’yi oluşturmak içindir. Yani Kürtlerin beyni gibi olacaktır. Bu halkın dünyadaki, içerdeki çıkarları nedir? Kürt halkının çıkarları ve bunun dünyaya faydası nedir? Bu stratejik bir sorundur. Ancak stratejinin belirlenmesiyle netlik kazanılır. Strateji milli bir meseledir. Yoksa askeri bir güç meselesi, siyasi bir mesele değildir. Kongrede karar çıkarın veya karar yapın. Kürt meclisi veya diğer adıyla Ulusal Kürt Birliği, ister küçük ister büyük, yerinde ve bağımsız kararlara ulaşmalıdır. Alınan kararlar Kürt halkının kararları olacaktır. Bu kararlara karşı çıkan, Kürt ulusuna düşmandır. Dost olan Kürt ulusunun çıkarları doğrultusunda hareket etmelidir. O zaman kimin desteklediği, kimin karşı çıktığı ortaya çıkacaktır. Kongre kararlara ulaşacak ve bu kararları hayata geçirecektir. Kararların hayata geçirilip geçirilmediğini denetleyecektir. Kararlar alındıktan üç ay sonra toplantılara başlayacaktır.

Kürdistan ulusu için Kongre, ulusal kararlar ve bu kararların hayata geçirilmesi için askeri güç gereklidir. Burada herkes karar alacaktır. Kimse ben önderim demesin. Eğer herkes ben önderim derse birlik olmaz, karar almak için destek olunamaz, ulusal bütünlük sağlanamaz ve hareket yürüyemez; bu da halka zarar verir. O zaman aşiretçilik, bölgecilik ve düşman kişilik güçlenir, bu da düşmana fayda sağlar. Sonuç her şeyin tekrar elden gitmesi demektir. Bu nedenle diyorum ki, bu birliği tüm Kürdistan’a, hatta köylere kadar yaymak gerekir. Herkesin kendi istemi doğrultusunda hareket etmemesi için askeri bir güç olmalıdır. Bu tedbirleri aldıktan sonra ulusal mücadele başarıya ulaşır. Dört parçadaki insanlarımız da bunun içinde yer alır ve ulusal birliğe kavuşmuş olur. Böylece şimdiye kadar çıkan yetmezliklerin önü de alınır.

Mamosta, siz bu işleri daha iyi biliyorsunuz. Hawar da biliyor. Bu sizin de isteminizdir. Bu konuda ne diyorsunuz?

İbrahim Ahmet: Böyle bir toplantı (Ulusal Kongre) çok doğru, çok önemlidir. Hem Kürt halkının temsilini yapmak, dışarıda sesini duyurabilmek, Kürt halkının dışarıyla ilişkilerini geliştirmek, Kürdistan ulusal kurtuluşunun hizmetine girecek şeylerin geliştirilmesi; hem de Kürt halkının çıkarına karşı duran, düşkün ve muğlak olan şeylere karşı olmak için ülke içinde de Kürt halkının temsil edilmesi gerekir. Böyle bir Kongre Kürt partileri, örgütleri arasında arabuluculuk yapma, görüşlerini birbirine yakınlaştırma, ilişki kurma, sorunları çözme açısından önemlidir. Kürt ulusunun temsilciliğini hem dışarıda hem içerde yapmalıdır. Stratejik rollerini oynamaları gerekir. Kürtler için otoriter bir güç olmalıdır. Kürt halkı yararına ve çıkarı doğrultusunda aldığı kararları yürütmesi ve onları koruması gerekir. Her zaman kararlarına sahip çıkmalıdır. Gördüğüm en önemli eksiklerden biri de Kürt halkının 1940’tan beri böyle bir oluşumdan yoksun olmasıdır. Şimdi zamanı gelmiştir, acilen üzerinde durmamız gerekir.

– 1940’larda böyle bir kongrenin oluşturulmaması Kürt ulusal hareketi için büyük bir yetmezliktir.

– Kürt halkının düşmanları 1937’de Sadabad’da kendi aralarında anlaşma yaparken, Kürtler de böyle bir şey düşünüp, Kürt örgütleri, hareketleri, aşiretleri, önderleri toplanarak düşmanın bu ittifakına karşı bir Kürt birliği oluşturmalıydılar.

– Evet, bu büyük bir yetmezliktir, yalnız şimdi de böyle bir şeyin olduğunu söyleyemeyiz.

– Evet, oldukça acele etmemiz gerekir.

– Geciktirmek iyi değil. Ne kadar şahsiyet, parti ve aşiret sahibi varsa, hepsi gelsin. Aramızda ne kadar çelişkiler de olsa yine gelsinler. Kendini Kürtlükle uğraşıyor hisseden biri varsa o da gelsin.

– Ben Önderliğin görüşünü yüzde yüz paylaşıyorum. Yüzde yüz bu görüşü yerindedir. Şimdi yapılacak olan, aralarında çelişkiler varsa bile, ayrı görüşleri de olsa, ne kadar şahsiyet ve parti varsa Ulusal Kongre’ye gelmeleridir. Yurtsever insanlar da içinde yer almalıdır. Kimseyi ihmal etmemeliyiz. Bu kongrenin bir görevi de ideolojik ayrılıkları en aza indirmek ve birbirine yakınlaştırmaktır. Onları bir araya getirmeli ve aralarındaki çelişkilere bir çözüm getirmelidir.

– Eğer amaç özgürlükse ve ulaşmak için de taktik buysa, o zaman tüm partiler, ileri gelen kişiler, hatta tüm yurtseverler ve aşiretler buna katılmalıdır. Kendi kaderi hakkında karar sahibi olmalıdır. Meclis olmadan kimse bize bir değer vermez. Meclis olmadan bize büyük bir gözle bakılması mümkün değildir. Bu eksiklik Kürtlerin asıl sorunudur. Zaten birçok kişi böyle bir adımın atılmasını istiyor. Ama bazıları da PKK ile Barzani savaşı var diyor. Bu doğru değil. Birçok kez eğer Kürtlerin arasındaki savaşın durmasını istiyorsanız, o zaman Ulusal Kongre’yi oluşturun dedim. Çünkü bu savaş PKK ile Barzani’nin savaşı değildir, tüm Kürtlerin savaşıdır. YNK’nin savaşıdır, Güney ve İran KDP’sinin savaşıdır, Kuzey’in savaşıdır.

Ulusal Kongre karar alsın, buna yönelik ise desteklerim. Barzani üzerine karar alsın. “Barzani, Türk faşizmiyle ne yapıyorsun? Senin Türk faşizmiyle olan ilişkilerin Kürt halkının yararına değil” desin ve Barzani de bunu kabul etsin. O zaman neden savaşı durdurmayalım. Eğer Kongre hakkımda karar alır ve bana “Apo, senin işin böyle yürümeli, savaşı durdur, Güney Kürtlerine böyle yaklaş” derse, ben bunu hemen kabullenirim. Benden Güney’deki federasyonun hizmetine girmem isteniyorsa, büyük bir istekle hizmet ederim. Böyle kararlar alınırsa Güney Kürtlerinin Türk faşizminin dostu olması mümkün olmaz.

Kardeş kardeşe muhtaçtır. Bir faşist Türk generalinin gelip Güney’de Kürt düşmanlarına karşı savaşması mümkün müdür? Onlar zaten Kürt halkının düşmanıdır. Kürtlere karşı savaşıyorlar, özel savaş yürütüyorlar. Kürtlerin kendi hakimiyetleri altından çıkmasına izin vermezler. Onlarla ilişkiler dostluk ve ittifak değil, düşmanlıktır. Ulusallık buna karşı oluşuyor ve buna müsaade edilmiyor. Aslında bu kardeş kavgası değil, Kürtlükle sömürgeciliğin savaşıdır. Yoksa Kürtlere karşı savaşta bir adım bile atmamız mümkün değildir. Bir Kürt’ün canını acıtmamız bile mümkün değildir. Neden Barzani’yi Ulusal Kongre’ye zorlamıyorsunuz? Ulusal Kongre’nin oluşmasını, Kürtlerin federasyonunu istemiyor. Sürekli ailemiz diyor, kabile çıkarlarının peşindedir. Onun kabile anlayışı iki bin, üç bin yıl öncesinin anlayışıdır.

Bu çalışmalar başarıya ulaşmalıdır. Bir Barzani için otuz-kırk milyon Kürt’ü feda edemeyiz. Otuz kırk milyon insan için, karara varmamak mümkün müdür? Eğer karar alınmazsa sorumlusu Barzani’dir. Savaşın durması da buna bağlıdır. Ben tüm Kürtlerin buna katılmasını istiyorum. Daha önce de belirttim. Kemal Burkay’a da, ‘savaşın durmasını istiyorsan bunun yolu Ulusal Kongre’dir. Ulusal Kongre’yi toplayın, iki gün içinde savaşı durdururum’ dedim. Kürt Ulusal Kongresi’nin bana ilişkin alacağı her karara hazırım. Barzani, Talabani için de ne denirse hepsi hazır olmalıdır. Buna hazır olmayan kimdir? Kabul etmeyen, Kürt iradesine düşman olanlardır. Kimse halkın iradesini inkar edemez. Adalete, hakka gel dedim. Ulusal Kongre çalışmalarından, kararından, Kürtlerin birliğinden kim kaçıyor? Eğer Kürt kararına uyuyorlarsa cephe kursunlar, parlamento kursunlar, federasyon kursunlar. Sonuna kadar bunun imkanı vardır. Tam zamanıdır ve bunlar zorunludur.

– 1992’de ben ve arkadaşım Hawar konuştuk, Ulusal Kongre yapılmalıdır dedik. Ama Kürt partileri, ileri gelen şahsiyetleri bir araya gelip bir birlik kuramadılar. Apo kardeşimin görüşünü de 1992’de Talabani yoluyla öğrendik. Ulusal Kongre’yle ilgili görüşlerini o zaman öğrenmiştik. Biz Mam Celal’e “bizim böyle bir düşüncemiz var. Acaba PKK bu karara katılır mı, yoksa katılmaz mı” diye sorduk. Mam Celal “yüzde yüz katılır” diye cevap verdi. Zaten bu karar PKK’nin kararıdır. Biz yapmazsak da PKK yapar. PKK’nin bizden daha fazla bu iş için çalıştığını görüyorum. Şimdi bunun devamını istiyorum. Bu çok önemlidir ve çok acildir. Ulusal Kongre, olmazsa olmaz bir süreçten geçiyor. PKK’nin çalışmalarında başarılar diliyorum.

Bizim oluşturduğumuz sosyalizm bilimsel sosyalizmdir

– Dünya koşulları da buna çok müsaittir Mamosta. Eskiden iyi değildi.

– Tabii, eskiden dünya koşulları uygun değildi. Şimdi ise çok uygundur ve bu adımı atmazsak Kürt halkına karşı suç işlemiş oluruz.

– Hem Kürdistan içi koşullar, hem de dünya koşulları insanı böyle bir şeye zorunlu kılıyor. Eğer bu adım atılmazsa çok büyük bir eksiklik olur. Eskiden belki bu adıma müsaade edilmeyebilir diyebilirdik. Ama şimdi sonuna kadar imkan vardır. Bugün binlerce aydın, akademisyen, yurtsever, yani tüm Kürtlük artık böyle bir adım için harekete geçmiştir ve zamanıdır. O halde neden geciktirelim? Biz Mamosta’nın görüşünü paylaşıyoruz. Mamosta, “1940’lardan bu yana bu adım atılmalıydı” diyor. Eğer 1940’lardan beri Kürt hareketi başarıya ulaşamamışsa, bu stratejisini oluşturamadığındandır. Herkes taktik dedi, ama taktikte sapmaya girdiler. Çünkü taktikleri stratejiye göre değildi. Bu olmayınca parçalanma, düşmanlık güçlendi ve sonuçta bugüne ulaşıldı.

Kürt ulusal hareketi üzerine, Ulusal Kongre üzerine, Barzani önderliği üzerine, benim önderliğim üzerine yaptığımız konuşmalar yeterlidir. Şimdi bir sonuca ulaşabiliriz. Güney Kürdistan hareketi adım atmak istiyor. Kuzey’de de 1920’lerde Koçgiri’den başlayarak 1940’lara kadar adım atmak istediler. Fakat bunlar klasik adımlardı. Nasıl ki ayağa kalkan her klasik hareket düştüyse, onlar da düştü. İran Kürdistan’ında 1975’lerde adım atmak istediler, olmadı. KDP adına çalışmalar yapıldı. İlk sekreteri Mamosta’ydı. İstediği yurtsever, demokratik, hatta insanlığı esas alan bir oluşumdu. Adım atmak istedi, fakat Barzani’nin şahsında somutlaşan –milliyetçi de demeyeceğim– çok geri düşünce nedeniyle bu fırsat başarıya ulaşamadı.

1975’lere gelindiğinde yüz bin peşmergesi, milyonlarca dolar parası, yüzbinlerce silahı olmasına rağmen, sırf İran Şahı istedi diye, Barzani kendi eliyle tasfiye oldu. Böylece sonuçta son klasik devrim de düştü ve YNK oluştu. Koşulları çok dar da olsa, bir şeyler yapmak istedi. Bir taraftan Irak rejimi Saddam’ın liderliğinde güçlenirken, diğer taraftan İran islami rejimi de pek imkan vermedi. Ali Asker ve arkadaşları Hakkari’den geçip Behdinan’da mücadele etmek istediler. Ancak KDP tarafından şehit edildiler. Onlar Kürdistan şehitleridir.

Bu son savaşı yürüten kişi yine Sami Abdurrahman’dır. Sami Abdurrahman, 1975’te Ali Askerlerin başına getirdiğini şimdi bizim başımıza getirmek istiyor. Bizi de Hakkari’de boğmak istiyor. Yalnız bu savaş devam ediyor ve tamamen Kürdistani bir savaştır. İki örgütün savaşı değildir. Ali Asker ve arkadaşlarını iyi tanırsınız. Bir tarafta yurtsever olanlar, diğer tarafta Barzani aşireti ve Türk helikopterleri etraflarını sarıp onları imha ediyorlar. Bu yurtsevere karşı ‘brakuji’ değil, ihanet savaşıdır. Yine YNK’ye karşı olan savaşa da ‘brakuji’ diyemeyiz. Bir tarafta yurtsever, demokratik ve bir şeyler yapmak isteyen bir hareket, diğer tarafta ise buna fırsat vermeyen, yol vermeyen Barzani! İşte bu noktaya ‘brakuji’ denmemelidir. Bizimle KDP’nin savaşı kardeş savaşı değildir.

Federasyonun oluşması için Kürdistan’ın içinde ve dışında imkanlar var. Kürdistan’ın tüm parçalarında tarihi adımlar atmanın olanağı vardır, eskisi gibi değildir. Kuzey’de yükselttiğimiz bu devrim fırsattır. Barzani “demokratik bir federasyon olmasın”, yine “Barzani çıkarları” diyor. “Herkes hizmetimizde olsun” diyor. Türkiye de onu istiyor. “Güney’de halk federasyonu oluşmasın” diyor. “PKK, Kuzey’de yapılacak ittifakla devrimi yükselmesin” diyor. Barzani de buna “tamam” diyor. Bu son zamanlarda aldığımız haberlere göre, Barzani Türkiye’den 48 panzer almış. Dolayısıyla bu savaş Kürtlerin savaşı değil, Türk faşizmiyle yapılan bir savaştır. Savaşın bir tarafı Türk faşizmi ve Barzani’yken, diğer tarafı ise yurtseverlerdir. Üzerinde fazla durmaya gerek yoktur. 

Sadece bu savaş için değil, bütün Kürt sorunları için böyle bir adım atılmalıdır. Bu adım ulusal bir adımdır ve partiler üstüdür. Tüm parti stratejilerinden daha üstündür. Ulusal Kongre adımı, ulusal strateji adımı demektir. Şimdiye kadar birçok parti kendi başına kaldı ve zarar gördü. Eğer birliğe gelmezlerse daha da büyük darbe alırlar. Eğer Barzani de Ulusal Kongre kararlarına gelmezse sanırım darbe alır. Böyle bir adımı atmak için zaman çok müsaittir. Üç dört devlet de böyle bir oluşumu şimdiden kabul ediyor. Kürt halkının böyle bir oluşuma ihtiyacı vardır. Kürt halkı devrimle ayağa kalkmıştır. Milyonlarca Kürt Ulusal Kongre için oyunu vermeye hazırdır. Bu nedenle hiç kimse koşullar elvermiyor diyemez.

“Savaşı durdurun, barışın, sonra kongre yapalım” mantığı doğru değildir. Varolan bütün sorunlar, engeller, çelişkiler Ulusal Kongre’de halledilir. Ulusal Kongre bunların çözümü içindir. Ben de Mamosta’nın çağrısına katılıyorum. Kendisi uzun yıllardan beri Kürtlük için emek vermektedir. Şu anda bir araya geldik. Bu birlikteliğimiz Kürt halkı için önemli bir adımdır. İnanıyorum ki, bunun üzerine Ulusal Kongre’yi yaratacağız. Sonuçta hepimizin yeri Ulusal Kongre’dir.

– Ulusal Kongre’den büyük umudum vardır.

– Mamosta’nın gelişine çok sevindik. Mamosta on sekiz yaşında bir genç gibi. Mamosta Hawar’da da bu sevinci görüyorum. Bu da ulusal bir ruhtur, devrimci bir ruhtur. Bu yüzden gelişinize büyük değer veriyor ve sizlere çok teşekkür ediyorum.

Hawar: Bazıları partinizin çizgisini, marksist oluşunuzu eleştiriyor. Özellikle bu bölgede çıkarı olan devletler, “marksist bir parti” diye eleştiriyorlar. Bu devletler her zaman ve her çeşit yöntemle marksist devletlere ve partilere karşı savaşıyorlar. Sizin bu eleştirilere karşı tavrınız, cevabınız nedir?

Abdullah Öcalan: PKK’de gerçekleşen marksizm bilimseldir. Sovyetlerde gelişen sosyalizme dayalı gelişmedi. Bizim oluşturduğumuz sosyalizm bilimsel sosyalizmdir. Bu sosyalizmden ne anlıyoruz? Bu sosyalizmde toplum bilimsel olarak nasıl tanınır? Bilim, toplum üzerine ne diyor? Bunları Kürdistan özgülüne indirgedik. Kürdistan tarihi, devrimi üzerinde bilimsel olarak durduk. Bizim sosyalizm anlayışımız budur. Eğer bilimsel bir görüş açısı olmazsa, tarihi tanımak, toplumu tahlil etmek, ilerleme sağlamak imkansızdır. Bilimsel sosyalizm bizi aydınlattı, bize yol gösterdi. Bize tarihinizi böyle tanıyacaksınız, ilerlemeyi şöyle sağlayacaksınız dedi. Bizim için bazıları PKK marksist-leninist diyorlar. Stalinisttir, maocudur diyorlar. Ne söylerse söylesinler, önemli olan husus şudur: Günümüz koşullarında bilim olmadan hiçbir şeyi tanıyamazsın. Bugün toplumda her şeyi bilimsel yürütüyoruz ve böyle ilerliyoruz. Bilimsel bir politika olmadan Kürdistan’da ilerleme olmaz. Özellikle bugünkü koşullarda bu hiç mümkün değildir. Bugün yürüttüğümüz bilimsel sosyalizmdir. Kürt kişiliğini, Kürt toplumunu açtık. Kürt’e ve Kürdistan’a bakışı hem de bilimsel bir şekilde düzelttik. Sonuçta PKK oluştu. Burada bu görüşün bilimsel olduğu ortaya çıkıyor. Yine doğrudur. Neden doğrudur? Çünkü bilimseldir. Bilimi nasıl inkar edebiliriz? Eğer bilimi inkar edecek olursak başarıya ulaşamayız. Bu nedenle şu devlet şunu demiş, bu devlet bunu demiş, önemli değildir.

Eskiden Türkiye Komünist Partisi bize, Kürt milliyetçileri diyordu. Birçok Avrupa devleti de bize, ortodoks komünistler diyordu. Bazıları bize dincidir diyorlar. Herkes bir şey söylüyor. Bunlar fazla önemli değildir. Biz bu görüşlere dayanarak çalışma yapmadık. Şimdiye kadar bilimsel yürüyoruz. Hem bilimseliz hem de ulusalız. Çünkü Kürdistan koşulları bunu gerektiriyor. İnsan toplumu, Kürt toplumu varoldukça sorunların üzerinde bilimsel bir şekilde duracağız. Bugünün koşullarında bilim geçerlidir ve bu hakkımızdır. Zaten bilim olmadan bir şey yapamazsın, Kürdistan Devrimi’ni de gerçekleştiremezsin. İşte biz buna bilimsel sosyalizm diyoruz. Başka da bir çaremiz yoktur.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info
Parveke

TAGS(ETIKETLER): Kurtlerin  Birligi  Zafer  Icin  En  Buyuk  Firsattir  Kurt  Halk  Onderi  Abdullah  Ocalan  Mam  Celal  Iran  YNK  Kurdistan  Ulusal  Kongre  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.