KÜRTLERİN BİRLİĞİ ZAFER İÇİN EN BÜYÜK FIRSATTIR - (2.BÖLÜM)
Röportajlar / 05 Şubat 2014 Çarşamba Saat 08:17
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 1995 yılında Mahsum Korkmaz Akademisinde, İbrahim Ahmed ve Mamosta Hawar ile KDP hakkında yaptığı tartışmaların 2. bölümünü yayınlıyoruz.

KDP’NİN AŞİRET MANTIĞIYLA BAŞARIYA ULAŞMASI ZORDUR

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 1995 yılında Mahsum Korkmaz Akademisinde, İbrahim Ahmed ve Mamosta Hawar ile KDP hakkında yaptığı tartışmaların 2. bölümünü yayınlıyoruz.

‘Barzaniciler şahsi çıkarları dışında başka bir şey düşünmüyor’

Molla Mustafa’ya mektubu götüren kişi, diğer aşiretin yanına gidip onlara müjde vermek istiyor. Ancak büyük bir tesadüftür ki, o aşiret reisinin evinde büyük bir toplantı oluyor. Aşiret reislerinin tümü oradadır. Arkadaş, Molla Mustafa’nın kararını bildirmek istiyor. Aşiret reisine “nedir bu toplantılar, bırakman gerekli, Molla Mustafa’nın sana mesajı var” diyor ve mesajı iletiyor. Aşiret reisi de cebinden bir mektup çıkartarak, mektubu götüren arkadaşımıza veriyor. Molla Mustafa bu mektubunda aşiret reislerine “hiçbir zaman partili arkadaşlarımıza güvenmeyin, parti meselelerine kulak asmayın, işinizi devam ettirin, Allah sizinle olsun” diyordu. Ortaya çıktı ve görüldü ki, Abdülkerim Kasım’a muhalif olan bu hareket hem dışardan destekleniyor, hem de aşiret reislerinin denetimi altındadır. Bunlar da şahsi çıkarları dışında başka bir şey düşünmüyorlar.

Biz yine de bunu değerlendirmek istedik. İlk adım olarak hareketin ağırlığını dağdan, köylerden şehre indirmek istedik. Birincisi, şehirlerde yürüttüğümüz çalışmayla tüm Kürdistan şehirlerinde 6 Eylül’de –ki, 6 Eylül 1961 tarihi elliden fazla Kürt’ün katledilmesinin yıldönümüydü– katledilenlerin anısına bir gösteri gerçekleştirelim dedik. Hareketlerin sloganı Kürtler için öngörülen hakların yaşamsallaştırılması ve Kürt-Arap federasyonunun gerçekleştirilmesiydi. Bu gösteri ve mitingimiz tarihi bir başarıyla sonuçlandı. Parti merkezi ortaya çıkan durumların görüşülmesi amacıyla toplanma kararı aldı ve toplandık. O dönemde Kasım rejiminin yaptığı yerinde olmayan bazı şeyler vardı. Şeyh ve ağalar Kasım karşıtlığı yaparken, bazı işçiler, köylüler ve emekçiler de Kasım’ın karşısında yer aldılar.

Biz bu durumları görünce Irak Komünist Partisi ve diğer bazı partilerle konuştuk. İlerde çıkacak durumlar karşısında hazır olmamız ve topluma öncülük etmemiz gerektiğini söyledik. Ama maalesef kimse bize bir cevap vermedi ve çalışmalarımız boşa gitti. Yine Kürt halkının hakları için Abdülkerim Kasım’a da mektup gönderiyordum. Ama Kasım bu konuda herhangi bir adım atmadığı gibi, partimizi de yasaklayarak demokrasi karşıtı bir tavır aldı. Hatta bazı tutuklamaklar oldu. Ben de o süreçte saklandım. Abdülkerim Kasım’ın bana karşı tepkisi de vardı. Krallık döneminde Xoşnav aşiretinden Kasım’a yakın birisinin vurulmasında parmağımın olduğunu söylüyordu. Xebat Gazetesi’nin kapatılması için de karar çıkarmıştı.

Kongreye katılmak için Süleymaniye’ye döndüm. Süleymaniye’ye ulaştığım gün, Abdülkerim Kasım Süleymaniye’yi uçaklarla bombalıyordu. Şehirler rejimin denetimde olmasına rağmen, Süleymaniye bombalanıyordu. Aynı zamanda Irak uçakları havadan bildiri atıyorlardı. Bildirilerde, “Ahmet ve Molla Mustafa, Irak hükümetine dahil değiller ve Irak devriminin karşıtıdırlar” deniliyordu. Biz de Molla Mustafa’dan durumu öğrenmek için bazı arkadaşlarımızı yanına gösterdik. Kasım’ın söylediği şeylerin doğru olup olmadığını öğrenmek istiyorduk. Dıştan yönlendirilen Kürt aşiretleriyle Kasım güçleri arasında ilk gece çıkan çatışmalarda, aşiret güçleri direnmeyerek savaş alanından kaçtılar. Kasım bu aşiretlerin direnmemesinden fırsat bularak Barzani’nin köylerini bombaladı. Eğer Abdülkerim Kasım, Molla Mustafa’nın köyünü bombalamasaydı Barzani ona karşı savaşmayacaktı.

Parti kongresini Süleymaniye’ye yakın bir köyde yaptık. Biz Irak partilerinden Abdülkerim Kasım ile bu savaşı durdurması için görüşmelerini istedik. Onun hükümetiyle Kürtler arasında bir savaşın çıkmasını istemiyorduk. O zaman Abdülkerim Kasım genel bir af çıkardı. Kendisine karşı çıkan Kürt aşiretlerinin orduya teslim olmasını istiyordu. Ben o kongredeyim. Molla Mustafa’dan bir mektup geldi. Hayatının tehlikede olduğunu söylüyor ve kendisine bazı kişileri göndermemizi istiyordu. Biz de silahlı yüz kişiyi Molla Mustafa’ya gönderdik. Biz, eğer Abdülkerim Kasım Kürdistan’ın herhangi bir yerine saldırırsa, karşı koyup savaşacağız dedik. Kendimizi örgütledik ve kısa bir sürede tüm alanları elimize geçirdik. Aldığımız karara göre iki ay içinde her köyde beş kişilik komiteler kurulacaktı. Bu komiteler köylüleri örgütleyecek ve tüm işlerini yürütecekti. Beşer kişilik mahkeme heyetleri kurduk. Bunların her biri yirmi beş köye bakacak ve suç durumları veya suç işleyenler varsa cezalandıracaktı.

Bütün siyasi meseleleri halledecek bir heyet oluşturduk. Yine dışa yönelik kamuoyu oluşturacak bir heyet oluşturduk. Bunun görevi Kürdistan’da kendi iktidarımızı oluşturmak istediğimizi dünyaya duyurmaktı. Sorunlarımızı yavaş yavaş çözüyor ve ilerliyorduk. Diğer taraftan halk yığınlarının desteği her gün artıyordu. Kimseden bir kuruş almadık. Her şeyimiz halkın verdiği yardımlardan ibaretti. O dönem sadece Kerkük’ten her ay bize on altı bin dinar ulaşıyordu. Dört bir yana, Kürdistan köylerine dağıldık. Köylülerle ilişkilerimiz çok iyiydi, halkla çok iyi geçiniyorduk. Molla Mustafa bunu duyunca çok kızdı. Çünkü onun merkezi başka yerdeydi.

Kürdistan’da başka partiler de vardı, bunlar partileri adına ordu kurmak istiyorlardı. Biz de kendilerine partileri adına değil de Kürdistan adına bir askeri gücün kurulması gerektiğini, bizim gücümüzün Kürdistan adına olduğunu, isterlerse içinde yer alabileceklerini söyledik. Molla Mustafa, beş Barzaniliyi mektupla birlikte bize gönderdi. Bunları Molla Mustafa ile parti merkez komitesi arasındaki ilişkilerin bilinmesi için anlatıyorum. Bazı konularda Barzani’ye karşıydık. Biz ne Komünist Partisi’nin, ne de başka partinin Kürdistan’da yerleşmesini istemiyorduk. Mektubu reddettik ve gelen beş kişiye geri dönmelerini söyledik.

İki köyden yirmiye yakın kişi gelip evlerinde misafir ettikleri beş Barzanici hakkında şikayette bulundular. Yani gelen beş Barzanici köylüleri kendilerine ikramda bulunmaları için zorlamış, üstelik köylülere hakarette de bulunmuşlardı. Hemen adam gönderip o beş Barzaniciyi çektirdik. Kendilerine, “bizim peşmergelerin halktan isteyeceği iki şey vardır: Bunlar su ve ekmektir. Bunun dışında hiçbir hakkı yoktur” dedik. O alanda peşmergelerin durumu halkın durumundan daha iyiydi. Bizim disiplinimiz köylülerin ve halkın kurtuluşu içindi, gösteriş için değil. Bu politikamızı ne aşiret reisleri, ne sömürgeci devletler, ne de İsrail kabul ediyordu.

Dış ilişkilerimizdeki durum ise şuydu: İran ile kurduğumuz ilişki için İran’a Ömer Mustafa ve Ali Asker’i göndermiştik. Biz İran’ın Abdülkerim Kasım’a karşı bize destek sunmasını istiyorduk. Oysa Abdülkerim Kasım’ın kendisi İran rejimine düşmanlık yapmıyordu. İran’dan cevap bekliyorduk. İran’ın cevabı şu oldu: “İran yönetimi komünist bir harekete yardım edemez; İbrahim Ahmet ve Fevzi de komünisttirler. Molla Mustafa’nın da zaten kimsesi yoktur. Eğer bizden yardım istiyorsanız, bu düşüncelerden vazgeçmelisiniz. O zaman size istediğiniz yardımı yaparız.” Bunun üzerine Molla Mustafa beni İran Şahı’nın yanına gönderdi ve İran Şahını ikna etmemi istedi.

O dönemde her şeyi kabul ediyordum, ama İran Şahı’nı görmeyi kabul etmiyordum. İran Şahı’na gitmeyeceğimi, başka birisini göndermesini söyledim. Bu kabul edilmeyince, hem parti sekreterliğine hem de merkez komitesine istifamı verdim. Fazla ısrar edince partiden de istifa edeceğimi söyledim. Bu haber Molla Mustafa’ya ulaştı. O da Salih yoluyla bana bir mektup gönderdi. Molla Mustafa mektupta şöyle diyordu: “Sen hayatımı dahi halkım uğruna feda etmeye hazırım demiştin. Biz bugün çok zorlu bir dönemdeyiz. Eğer yurtseverim ve Kürt’üm diyen şahsiyetler fedakarlıklara katlanamazlarsa, hareketimizin Irak rejiminin oluşturduğu çemberi kırıp başarıya ulaşması mümkün değildir.” Hem bu nedenle hem de arkadaşlarımızın tümü gitmem konusunda karar almışlardı. Ben de mecburen gittim. İran’da büyük bir törenle karşılandım.

Orada kaldığım süre içinde bir bakan, aynı zamanda başkan yardımcısı benimle görüştü. Bana “akşam misafirimsin. Gidip Şahı göreceğiz, sonra dönüp beraber yer içer, konuşuruz” dedi. Onun odasında oturmuştuk. Yanımızda üst düzey birkaç kişi de vardı. Savaş hakkında konuşuyorduk. Bana “Xebat Gazetesi’nde Şah karşıtı makaleyi kim yazdı?” diye sordu. O dönemlerde İhsan Nuri Paşa Mustafa’ya bir mektup göndermişti. Özellikle Mustafa’nın, İran Şahı’nın İran Kürtlerine zor uygulaması üzerine makalesine ilişkin yazdığı mektubuna cevaben, Xebat Gazetesi’nde üç tane uzun ve geniş makale yazdım. Sonra araştırdım ki, İhsan Nuri Paşa’nın mektubu normal koşullarda yazılmamış, kendisine zorla yazdırılmıştı. Bakan “Eğer Şah makale üzerine soru sorarsa ne diyeceksin?” diye sordu. Ben de ona, ben yazdım diyeceğim dedim. O da “hem yardım istemeye gelmişsin, hem de Şah’a karşı makale yazıyorsun” dedi. Kendisine, “bunda acayip bir şey yok. Şah’a şunu söyleyeceğim: Şah bir Kürt’ü öldürdüğü zaman onu desteklemediğimi bilsin. Yok, eğer Şah Kürtleri zulümden kurtulması için desteklerse, o zaman ben de onu takdir ederim. Biz size karşı düşmanlık yapmayız. Türklerin, Farsların düşmanlığını yapmayız. Bizi öldürenlere, zulüm edenlere karşı düşmanlık ederiz” dedim. Ayrıca Şah’a destek verip vermeyeceğini kendisine soracağımı söyledim.

O zaman Şah ile telefonla konuştu. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı İran’a gelmişti. O saatlerde Şah’ın yanındaydı. Bu yüzden de İran Şahı’yla görüşmedik. İran’da on beş gün kaldım, ama Şah’ın beni ne zaman göreceğini söylemediler. Söyledikleri tek şey, elli silah, yirmi bin dinardı. Kendilerine bunun için teşekkür edeceğimi sandılar. Onlara, partiye verdiğiniz yardım başınızı yesin dedim ve Kürdistan’a döndüm. O silahlar ve paraları Molla Mustafa’ya gönderdim. Gerek İran’ın, gerekse İran Şahı’nın yaklaşımlarından şunu çıkardım: Benim gibi bir komünistin Molla Mustafa ile ilişkileri olduğu sürece Kürt hareketini desteklemesi mümkün değildi. Bizi dinlemiyor diye bir şey yoktu, bizi dinliyordu. Ancak Molla Mustafa İran Şahı’nın denetimine girince tam bir maşa oldu. Molla Mustafa yüzde yüz İran’ın denetimine girdi. Bize bağlı olanlar ise yüzde elli İran’ın denetimine girdi.

Bazı Irak örgütleri bizimle ittifaka girdiler. Sonra krallığa bağlı veya Irak’ta kralcı diye tanınan gruplar bizimle ittifaka girmek istediler. Ama kralcılar Kürtlere krallık döneminde verilen hakların dışında bir şey vermek istemiyorlardı. Diğer örgütler ise bazı şeyler vermek istiyorlardı. Bunlarla çeşitli konuşmalarımız oldu. Bunların Abdülkerim Kasım’a karşı harekete geçmek için hazırlıkları da vardı. Bizden istedikleri şey, Abdülkerim Kasım’ı desteklemememizdi. Kürt halkından destek almak istiyorlardı. Öne sürdükleri şart, devrimleri başarıya ulaşırsa otonomi meselesini resmi olarak halledeceklerini söylüyorlardı. Molla Mustafa da özerk bölgenin sorumlusu olacaktı. Hükümette dört tane bakanlık Kürtlere aitti. Başarıya ulaşılmasıyla birlikte Kürtlerle Araplar arasında barış da sağlanabilirdi.

Molla Mustafa’ya haber gönderdik. Birkaç kişiyi daha yeni oluşacak hükümette bakan olması için seçmesini istedik. 8 Şubat 1963’te Irak devrimci güçleri Abdülkerim Kasım diktatörlüğüne karşı darbeyi başarmışlardı. Bağdat radyosunu dinledik, hiçbir bildirilerinde Kürt adı bile geçmiyordu. Bağdat radyosu sadece Salih Yusuf Fuat adında birisinin darbeyi kutlama mesajını okuyordu. Bunun üzerine parti merkez komitesi olarak bir toplantı yaptık. Molla Mustafa’ya haber gönderdik ve hızla tüm Kürt şehirlerini ele geçirmemiz gerektiğini vurguladık. Biz, Molla Mustafa, iktidardan indirilen Abdülkerim Kasım taraftarları ve diğer bazı örgütlerin de destek sunacakları ve Kürdistan kentlerini ele geçirmek için fırsatın olduğu kanısındaydık. Böyle bir hareketi bir şehirde başlatalım, eğer şartlarımızı kabul ederlerse kendilerini destekleriz, böylece Kürdistan’da otonomiyi oturturuz; eğer kabul etmezlerse de onlara karşı savaşırız; Abdülkerim Kasım taraftarları da bize yardım edeceklerdir dedik. Molla Mustafa bizi dinleyip tarihi fırsatı değerlendireceğine, halkın önünde açıkça “İbrahim Ahmet önce Abdülkerim Kasım ile savaşmamamızı istedi, Abdülkerim Kasım’dan kurtulduk, şimdi yeni iktidara karşı savaşmamızı istiyor” diyordu. Ama bunun merkez komitesinin bir istemi olduğunu açıklamıyor, İbrahim Ahmet’in görüşüdür diyordu. Neden Abdülkerim’e karşı savaştık, sadece onu düşürmek için mi? Tabii ki ulus çıkarınaydı. Molla Mustafa’nın bu olumsuz tavrı, en büyük fırsatın elimizden kaçmasına neden oluyordu.

O dönemde sosyalist orduları Irak’a getirme imkanımız da vardı. Çünkü iktidara gelenler komünistlere karşı büyük katliamlar yapmışlardı. Bu aşiretsel mantık, feodal tarz bir şeyleri on sefer değil yüz sefer büyük şansların elden kaçmasına neden olmuştur. Kürt ulusal hareketi önünde sürekli bir engel olmuştur. Bu doğrultuda Nikitin’in Mahabad Cumhuriyeti üzerine yazdığı makalesinde şöyle bir deyimi vardır: “Kürt devrimcileri önderlerinden, Kürt aşiret önderlerinden ders çıkarmalılar ki, bir daha böyle olumsuz duruma düşmesinler. Yani onlara benzemesinler.” Irak hükümetinin Molla Mustafa’ya yönelik çağrıları vardı. Molla Mustafa bir konferans düzenledi. Merkez komitenin konferansa katılmasını istiyordu. Bu konferansta Irak hükümetiyle görüşmek istediğini dile getirdi. Celal Talabani de o dönemdeki üyelerden biriydi. O süreçte Molla Mustafa Bağdat’a, oradan da Mısır’a gitti. Bu sorun üzerine Nasır ile konuştular.

Bize o süreçte Baas Partisi Merkez Komitesi’nin içişlerinden bir mektup geldi. İşin garip yanı, yıllardır çalışan bir kişiydi ve Kürt halkı içinde casus, kötü insan diye tanınıyordu. Mektubu gönderen şahıs, mektubunda şöyle diyordu: “Irak hükümeti 1 Haziran’da Kürdistan’a saldıracak, köyleri yakacak ve güçlerini yerleştirecektir.” Eğer o kişinin verdiği haber olmasaydı, belki de verdiğimiz kayıpların on katını verirdik. Kürdistan’ın yüzde doksanını ele geçirmiştik. Görüşlerimiz de o yönlüydü. Hükümet Kürt güçlerinin hazırlıklarını yaptığını görünce, o da saldırıyı biraz geciktirdi. Bu nedenle saldırı ayın birinde değil de ayın dokuzunda gerçekleşti. Önceden haber aldığımız için kayıplarımız az oldu. Sonra Kerkük’e el konuldu. Irak hükümeti istemine ulaşmasına rağmen savaş durmadı. Bütün bu olaylar 1963’te yaşandı.

– Yeni bir sürece girdi, değil mi?

– Hayır.

– Yeni sürece daha ne kadar var?

– Diğer mesele var. Yani Kasım gitti, Abdülselam geldi.

– Yani siz, Abdülkerim Kasım’ın iktidarda kalmasını istiyordunuz. Kendi başınıza bağımsızdınız.

– Evet, kendi başımızaydık. O zaman dışarıdan bize telefon açıp “şartlarınızı söyleyin” dediler. Biz de bu durumu değerlendirmek istedik. Özellikle iktidarın ilerici insanlara karşı katliam uygulaması, komünistleri vurması durumu üzerinde de durmak istiyorduk. Bu nedenle Celal Talabani’yi Avrupa’ya gönderdik. Özellikle Moskova’ya gitmesini söyledik. Doğu Almanya aracılığıyla Moskova ile ilişki kuruldu. Moskova’nın cevabı şu oldu: Eğer bizimle ilişki kurmak istiyorsanız, İbrahim Ahmet yanımıza gelsin. Merkez komiteye söyledim, gitmem için karar alındı ve gitmek için hazırlandım.

Aynı süreçte Molla Mustafa merkez komiteden Seyit Ali’yi Avrupa’ya çıkarmamız için yardım etmemizi istiyordu. Seyit Ali, Molla Mustafa’nın temsilcisi olarak Moskova’yla ilişki geliştirecekti. O dönemde Moskova’ya gitmek çok zordu. Fransa’dan Almanya’ya, oradan da Moskova’ya geçtik. Sovyet partisinin misafiri olduğumdan gurur duydum. Kendilerinin Kürt halkına yardım etmeye hazır olduklarını, aynı zamanda Sovyet hükümeti olarak BM’de Kürt sorununun çözümü için uğraşacaklarını söylediler. Bazı görüşmelerden sonra Doğu Almanya’ya döndüğümde Irak rejiminin yıkıldığı haberini aldım. Diğer örgütler Baas Partisi’yle hareket etmişlerdi.

Fransa’da Kamuran Bedirxan ile görüştüm. Amerika’ya gitmemi istedi. Bana iki tane mektup gösterdi. İçinde Amerikalı senatörlerin de bazı mesajları vardı. Bunları iki ay önce beraberinde Paris’e getirmişti. “Eğer siz bu işlerden fayda görmek istiyorsanız, parti adına sorumlu birinin ABD’ye gitmesi gerekir” dedi. Ben Moskova’dayken, Ruslar da şunu dediler: “Halkınızın kaderi ve hakları için dünyanın herhangi bir yeriyle ilişki kurmakta özgürsünüz. Doğrudur, ilişki geliştirmekte özgürsünüz. Ama gözden kaçırmamanız gereken bir nokta vardır, o da halkınızın çıkarı ve mücadelesidir. Gözeteceğiniz ilk nokta budur. İlişkiye gireceğiniz güçle ilk tartışacağınız şart bu olmalıdır.” Ben Almanya’da ABD, Doğu Almanya ve Batı Almanya ile ilişkileri sağladım. Bunun üzerinde telefon numaramı alarak on beş gün içinde cevap vereceklerini söyleyerek gittiler.

Bir gün sonra beni ABD Konsolosluğu’na çağırdılar. ABD Elçisi açık bir şekilde, Kürtlerle Irak arasında bir ilişkinin kurulmasının istendiği bir dönemde, Amerika’ya gitme isteğimin bu ilişkiye zarar vereceğini söyledi. Zaten ABD’nin istekleri doğrultusunda gelişmeler yaşanırsa gitmeme gerek yoktu. Yok eğer istenildiği gibi olmazsa, ABD’ye gitme hakkın vardır dediler. Ben de hızla İran’a gittim. İran’da yalnızca Şükrü Akrevi adında bir kişi gördük. Parti temsilcisi olarak orada oturuyordu. Abdülnasır ona, “ben Irak rejimi ile Kürtler arasında arabuluculuk için hazırım” demişti. Şükrü Akrevi’den Molla Mustafa ve parti ile ilişkiye geçmesi ve taleplerini Cemal Abdülnasır’a göndermesi istenmişti. Irak radyosu, Molla Mustafa’nın Irak ile bir sorunlarının kalmadığını söylüyordu.

Kürdistan’a döndüğümde, bu görüşmelerden hangi sonuçlara ulaştığını sormak için bizzat Molla Mustafa’nın yanına gittim. Gördüm ki bu görüşmelerde Kürtlerin yararlandıkları hiçbir şey yok. Büyük bir devletin Irak ile ilişkiye geçmesini istediğini itiraf etti. Kendisine, kral rejimi ve Abdülkerim Kasım’a karşı savaşmamız onların talebiyle miydi ki bu şey de onların istemi doğrultusunda olsun dedim. Molla Mustafa kızarak, “ben partinin, Kürtlerin ve peşmergelerin lideriyim, benim her şey yapma hakkım vardır” dedi. Ben de, “kendini Kürtlerin, peşmergelerin lideri görüyorsun, bunda sana hak veriyorum. Ama kendini parti önderi olarak görmeni kabul etmiyorum. Sen partinin önderi değilsin; eğer sen diğer tarafı tutarsan, tabii ki onların kararı geçerli olur” dedim ve bunun da bir gerçek olduğunu kendisine belirttim. “Seni hapse atarım” diye tehdit savurdu.

KDP’nin aşiret mantığıyla başarıya ulaşması zordur


Bu aşiret mantığıyla başarıya ulaşmamız zordu. Belki aşiretsel mantık olmasaydı yine büyük başarı elde etmeyebilirdik; ancak yenilseydik bile bu şerefle olurdu. Merkez komite, tartışmamızı görüşmek için bir toplantı düzenledi. Ben de Molla Mustafa’yı partinin başından indirme kararını verdim. Yine ittifaklara ilişkin bir bildiri yayınladık. Molla Mustafa’yı partiden attık ve hiçbir talimatının dinlenmemesi gerektiğini, Irak ile girdiği ilişkinin teslimiyet olduğunu vurguladık.

– Burada Molla Mustafa üzerinde birçok şey söyleyebiliriz. Sizin şimdiye kadar açıkladıklarınız şunu ispatlıyor: Molla Mustafa önderliği aşiret reisliği gibi yürütüyordu. Şu bir gerçektir ki, Kürt toplumunda parti, partililik biraz zor bir şeydir. Yalnız sizin çalışmalarınız iyi yürümüş. Aslında Abdülkerim Kasım iktidarıyla birçok iş yapabilirdiniz. Ama Barzani devrimin daha başında bozulmuş. ABD ile ilişkiler geliştiriyor. Yine Kasım’ın son döneminde Seyit Salih ve Cabbar komünistlerle ittifak geliştirerek Abdülkerim Kasım’ı düşürmek istiyorlar. Halbuki Kasım’ın zayıflığı Kürtlerin iktidarı demekti. Diğer bir şey ise Kasım’ın üzerine gidiliyor, Kasım da tavrını değiştiriyordu. Bu da Kürtler için iyi değildi ve bu şekilde Kasım gitti, diğerleri geldi. Barzani yine de doğru yürütmek istemedi. Siz devrim yapmak istiyordunuz, o ise ilişki geliştirmeyi esas aldı. Bu barış değil, teslimiyettir. Güçleri güçlendirmesi gerekirken sürekli tasfiye etmesi vardır. Burada siz savaşmak isteyince karşınızdadır. Siz barış yapmak isteyince yine karşınızdadır. Görüşüme göre bu tavır hiçbir gelişmeyi hedeflememektedir. Örneğin Mustafa Kemal’in tarzına benziyor. Mustafa Kemal de görünüşte Yunanlılara, emperyalizme karşı savaşıyor, ama bu işin görüntüsüdür; gerçekte ise alta karşı savaşıyor. Mustafa Kemal’in hakikati budur. İşte Molla Mustafa’nın durumu da aynıdır. Görünüşte devrim yapıyor, ama altta bozuyor.

– Başkanın görüşü çok yerindedir, doğru bir tespittir. Molla Mustafa’nın Irak hükümetiyle ilişkisi sadece ve sadece ulusal davanın zararınaydı.

– Onun için sorun devletle barış sağlamak değildir, sorun sizlersiniz. Sizi tehdit olarak görüyor. Devletten çok sizden çekiniyor. Bu nedenle onun tek korkusu sizsiniz. Bu noktayı anlamanız gerekir. Mustafa Kemal’in durumu da böyledir. Onun korkusu ne Yunan’dır, ne İngiliz’dir. Onun da korkusu Çerkez Ethem’dir. Çünkü Çerkez Ethemler bağımsızlıkçıydılar. Yine komünistler vardı, Kürtler vardı. Görünürde savaş da, barış da yaptı. Ama iktidara gelince demokratik hareketleri, komünistleri tasfiye etti. Mustafa Barzani’ye bakıyoruz, o da aynı şeyleri yapıyor.

Hawar: Bu, Molla Mustafa’nın gerçeğidir. Halktan kimse bilmiyor, sadece birkaç arkadaşı durumları biliyor. Burada halkı suçlamıyorum, ama Mamosta’nın durumu halka açmamasının sorumluluğu onundur.

– Kuzey’de bazı yurtseverler gerçeği halen fazla bilmiyorlar. Bir Faik Bucak meselesi vardır. Faik Bucak T-KDP Genel Sekreteri’dir. Oğlu geldi buraya, babasının nasıl vurulduğunu bilmiyor. Kendisine anlattım. “Doğrudur, babam böyle gitti” diyordu. Ancak otuz sene sonra gerçeği öğreniyor. Doğrusu Barzani sınıf savaşımında ustadır. Sadece bu değil, Qazi Muhammet de vardır. Qazi Muhammet ona göre önderlikte ileridir, sınıfsal olarak ileridir, dolayısıyla kendisine engel olarak görüyor. Parti kurmak istiyor, onu kıskanıyor, sevmiyor. Qazi Muhammet’in yükselişini istemiyor. Bu nedenle Barzani Türkiye’deki Kürtleri kontrolü altına aldı. Çünkü orada da bir Kürt hareketinin oluşmasını istemiyordu. Hiç kimsenin parti, parti tüzüğü nedir, partizan savaşı nedir, öğrenmesini istemiyordu. Tek şeyin bilinmesini istiyordu: Önder vardır, kendini önder diye farz ettirmiştir.

Barzani komplocudur, ama gafil değildir. O işini komployla yürütüyordu. Siz dürüsttünüz, aynı zamanda saftınız. Bir iki defa gördünüz, adam kötü şeyler yapıyor, hesap soracaktınız.

Anladığım kadarıyla Barzani yalnız Güney Kürdistan’da değil, tüm Kürdistan’da Kürtler için kendi kişiliğinde geri aşiretçiliği temsil ediyordu. Birçok aşireti kendisine bağlamıştır, önderlik yapmıştır. 1945’ten 1965’e kadar münafıklığını yürütmüştür. Sen veya Mamosta ulusal demokratik, çağdaş bir parti kurmak istemişsiniz. Bu istem yeni Kürt’ün kalkışıdır. Ama önünüzde büyük bir engel vardır. Karşı duruyor ve bu sonuna kadar ispatlanmıştır. Mesele açıkça anlaşılıyor. Kasım ile savaşması sizi teşhir etmek amacıyladır. Anlaşmak istemesi de aslında sizi zayıflatmak içindir. Bu tavrıyla şunu ispatlamak istiyor: Fazla ilerlemeyin! Yine partiyi resmen işlevsiz kılıyor.

Tabii 1964’te siz bir şeyler yapmak istediniz. 1970’e kadar ne oldu? Bunun hakkında biraz konuşabilirsiniz. Yine Irak tarafına geçişinize değinebilirsiniz. İlişkilerin gelişmesini, Irak’ta SSCB ile ABD ile ilişkilerin doğru temelde gelişmesini istemiyordu. Her zaman sınıfsal savaş yürüttü. Bu noktanın da üzerinde durmak istiyoruz. Kürtlük savaşını istemiyordu. Aşiret önderliği zayıftır. Barzani’nin hareketi ulusal bir hareket değildir. Mamosta bunu biliyor. Irak ile ilişki kurmak isteniyor, önünde engeldir; Moskova’ya gidiliyor, önünde engeldir; ABD’ye gidiliyor, engeldir. Bu aşiret önderliği yüzünden çağdaş, ilerici önderlik çıkmadı. Ulusal demokratik önderliğin gelişmemesi için birçok şey yapıyor, ama sonunda kendisi de kaybediyor. Peki, burada Kürtler neyi kaybetti, ellerinden ne gitti?

Kürtler güç olamadı. Kürtler eskisi gibi aşiret oldu, daha da kötü bir duruma düştü. Kürtlerde düşünce, strateji gelişmedi; bir güç olunamadı, devrim taktikleri oluşmadı. Ortada parti ve ilişki kalmadı, örgütlenme sekteye uğradı. Sizin çok şey yapmak istediğinize inanıyorum. O dönemde bazı hareketleri de, bazı ilişkileri de geliştirmek istediniz. Yine bazı fırsatlar da doğdu. Yalnız size karşı güçlü bir propagandası da vardı. Size ‘1966’nın cahşları’ diyordu. Oysa kendisi komplo vb bunu en iyi şekilde yapıyor. Senin cahşlığın yoktur. Sen Kürtlük için bir parti kurmak, devrim gerçekleştirmek istemişsin, aşiret için yapmamışsın. Zaten senin aşiretinin olduğuna inanmıyorum. Öyle büyük ailen de yoktur, değil mi? Sen aşiretle bir şeylerin yapılacağına inanıyor muydun? Kesinlikle hayır. Senin istemlerin tamamen demokratik, ilerici, ulusal düşüncelere dayalıydı. Sizin savaşınız tamamen ulusal içerikliydi.

Şimdi YNK’nin sürecine de gelelim. Celal Talabani’yi de konuşacağız. Özellikle 1975 sonrası, öncelikle 1965-75 yılları arası üzerinde duralım. Fazla ayrıntıya girmeye gerek yok. 1965-70 arası Barzani ne yaptı, siz ne yapmak istiyordunuz? Yine sizin önderliğinizde 1970-75 arası ne anlama geliyor? Buyurun, sizi dinliyoruz Mamosta.

– Molla Mustafa ile siyasi görüş ayrılıklarımız artınca, çok sayıda yurtsever ve dürüst insan araya girip halletmek istedi. Molla Mustafa’nın bana, partiye bakış açısı normal bir kişiye bakışı gibiydi. O önderliğini bireysel yürütüyordu. Bana bakıp parti içinde aldığımız kararları yerinde görmüyordu. Benim şahsımda partiyi görüyor ve hiçe sayıyordu. Bazı kişilerin aracılığıyla Molla Mustafa’nın ziyaretine gittim. Bu sorunların çözümü için bir kongrenin toplanmasını istedim. Parti genel sekreteri o dönem Ranya’daydı. O günlerde kongre için büyük hazırlıklar yapıyorduk. Partili bir arkadaş vardı. Molla Mustafa’nın Behdinan’da olduğunu söyleyerek bana bir mektup verdi ve okumamı istedi. Mektupta şöyle yazıyordu: “Tüm parti merkezi Behdinan bölgesindeki özel kongre için çalışmalarını yürütsün.” Mektubu neden sana verdi dedim. “Boş olan başka kimse yoktu” dedi. Diğer taraftan çevre edinmek için kendisiyle uzlaşmamızı istiyordu.

Bahsettiğim konferansta Barzani ve bazı aşiret reisleri de hazırdı. Ondan sonra merkez komitedeki ayrılıkları ortaya koyduk. Barzani, “ben burada hazır olanların kararını kabul ediyorum, ben sizin bu sorunları –benimle merkez arasındaki– halletmenizi istiyorum. Alacağınız kararlara ikimiz de uyacağız, uymayan hakkında karar alabilirsiniz” dedi. “Senin görüşün nedir” diye soruldu. Kabul ediyorum dedim. Aşiret reisleri de asıl çekişmenin silah ve para konusu olduğunu söylüyorlardı. Silah ve para miktarının nereden ve nasıl sağlandığının soruşturulmasını istedim. Molla Mustafa bunu duyunca rengi sarardı ve bana “ayıp değil mi İbrahim, başkasının aramıza girmesine ne gerek var” dedi. Biz de öyle düşünüyorduk; aramızda bir sorun, bir çelişki çıkmamalıydı. Merkez komite Barzani’nin ne istediğini bilmiyordu. Elimi tutarak yumuşak bir üslupla “önümüzdeki süreçte bir çelişkimiz çıkmayacak” dedi. Biz toplantıdan çıktık. Ömer Xetabi İran’dan yeni dönmüştü. İran yönetimi partiye iade etmesi için kendisine yirmi bin dinar vermişti. Çantayı Barzani’ye teslim etti. Ben Süleymaniye’ye döndüm. Onlar da belli yerlere dağıldılar.

Irak hükümeti yine Barzani ile ilişki kurmak istiyordu. Bana ve birkaç arkadaşa Bağdat’a gidip Irak yönetimiyle görüşerek Kürt meselesi hakkında çözüm yollarını aramamı istediler. Biz Ranya kentine gittik. Irak hükümetinin heyeti geldi. Hükümet başkanı ve yanında iki bakan vardı. Molla Mustafa da o toplantıda hazırdı. Molla Mustafa onlara “işte siz, işte İbrahim Ahmet” diyerek bizi bırakıp gitti. Bu heyet Barzani ile ilişki kuran ve bizim haklarında bu ilişki barış mı, yoksa teslimiyet mi diye bildiri çıkardığımız hükümet üyeleriydi. Bu heyetle görüşmeler sırasında Kürt halkının istemleri ve hakları konusunda çok tartıştık, ama taleplerimizi reddettiler, böylece toplantı bitti.

Biz daha Ranya’dayken, bunlar yeni bir ittifak kurmak için Molla Mustafa’nın yanına gittiler. Birkaç gün sonra, Molla Mustafa’nın Qaladize’de büyük bir toplantı yaptığını duyduk. Biz merkez komiteden Ali Abdullah ve Seyit Eziz’i oraya gönderdik. Gidip kendisine “neden böyle bir toplantıya parti adına bizi çağırmadın” diyeceklerdi. Gönderdiğimiz iki üyeyi yanında alıkoydu. Molla Mustafa’nın orada topladığı üyelerin yüzde 90’ı partili değildi. Onları Molla Mustafa toplamıştı. Söylediklerini karar haline getirerek tüm merkez komiteyi aldığı kararla partiden kovuyordu. Yeni merkez komite üyeleri için seçime gidiyor ve o gece toplantı bitiyor. Birkaç gün sonra da Mola Mustafa’nın Irak rejimiyle ittifaka gittiğini, bize saldırı yapacaklarını, bizimle savaşacaklarını duyduk.

Biz de merkez komite olarak ne yapmamız gerektiğine ilişkin hazır üyeleri de toplayarak bir toplantı yaptık. Irak rejimi ve Barzani’ye karşı savaşalım mı, savaşımı bırakalım mı ya da peşmergelerimizi serbest mi bırakalım? İsteyen oturur, isteyen Barzani saflarına geçebilirdi. Önümüzde vermemiz gereken bir karar vardı. Celal Talabani’nin görüşü savaşı, silahlı savaşı bırakalım idi. Celal siyasi mücadeleden yanaydı. “Eğer hükümet siyasal çalışmalarımıza izin vermezse, biz de eskisi gibi çalışmalarımızı gizli yürütürüz” diyordu. Sonuçta vardığımız karar, Irak güçlerine ve Molla Mustafa’ya karşı direneceğiz oldu. Bir taraftan Irak ordusu, diğer taraftan Molla Mustafa ve bölgesindeki aşiretler bizimle savaştılar. Bu aşiretlerden bazı aşiret reisleri benimle ilişkiye geçip, Barzani’ye karşı savaşmaları için kendilerine yardım etmemizi istiyorlardı. Bizim bunlara cevabımız, para için savaşmak isteyenler varsa biz onları içimizde kabul etmeyeceğiz şeklinde oldu.

Peşmerge güçlerimiz, Barzani ve Irak güçlerine karşı direnemediler. Bundan sonra ne yapmamız gerektiğini savaşta yer alan arkadaşlarımıza sorduk. İran’a geçmemizi önerdiler. Onlardan önce ben İran’a giderek o alandaki İran askeri sorumlusuyla meseleyi hallettim. O da meseleyi Tahran’a iletti. İleri sürdükleri şart, “sizi siyasi göçmen olarak kabul edeceğiz, tüm silahları bize teslim edeceksiniz. Altmış kilometre de dağlardan uzak duracaksınız” idi. İran’ın şartlarını arkadaşlarımız reddettiler. Ben tekrar askeri yetkililere başvurarak, üst düzey kişilerle görüşmek istediğimi söyledim. Böylece Kürdistan’daki askeri üst düzey yetkililerle bir toplantı yaptık. Konuşmama başlayınca, bu komplodur, biz haklarımızı Irak’ta gerçekleştireceğiz dedim. İranlı bir komutan, “siz İran’da örgütleme oluşturuyorsunuz, Güney Kürdistan’da bazı tahribatları yarattığınız gibi İran’da da yaratmak istiyorsunuz” dedi. Kendilerine, istiyorsanız Irak’a karşı savaşacağız ve Güney Kürdistan’ı kurtaracağız, sizin denetiminiz altındaki Doğu Kürdistan’da da savaşabiliriz dedim. “Bu söylediklerin sorunun asıl özüdür” dedi.

Ben de söylediklerine şaştığımı söyledim. “Şahın bir sözü vardır, kitabında geçiyor; ‘ben tüm Ari halklarının şahıyım’ diyor. Kürtler de Ari’dir. Bu bölge de Ari halklarının bölgesidir. Biz İran’dan bir parça koparmak istemiyoruz, bir parça daha katmak istiyoruz” dedim. Onlar da “bu tavrınız bir komplodur. Siz İran’da Kürtlerin sayısını arttırmak ve devrimci hareketi İran Kürtlerinin arasına yaymak istiyorsunuz. Bizim Türkiye ile olan ilişkilerimizi bozmak istiyorsunuz. İki ay veya bir yıl sonra, Kürdistan’ın Türkiye denetiminde olan parçasını da kurtarıp İran imparatorluğuna bağlamak isteyeceksiniz. Bu da Türkiye ile aramazdı bir savaşa neden olacak. Türkiye’ye karşı başarıya ulaşsak da, oluşacak imparatorluk İran imparatorluğu değil Kürt imparatorluğu olacaktır. Bu söyledikleriniz hayaldir” dediler. Gerçekte bu sözler Şah’ın sözleriydi. Asker de bana aktarıyordu. Sonuçta bir şartla silahlarımızı onlara teslim etmeyi kabul ettik. İran Şahı silahları tekrar bize verecek ve bizi Irak’a gönderecekti. Onlar da bunu kabul etti. Ben Tahran’da kaldım. Benimle olan dört yüz arkadaşı Hemedan kentine götürdüler. Abdullah Ali ve Seyit Eziz dışındakilerin –ki Molla Mustafa bunları tutuklamıştı– hepsi geldi.

İran’ın bizimle ilişkileri çok garipti. Bazen iyiydi, bazen de değildi. Bizimle bir toplantı yapmak istediler. Merkez komite adına ben, İran Kürdistanı’nın askeri sorumlusu ve gizli istihbarat teşkilatından (SAVAK) bir yetkili Mahabad’a gittik. Bizi Çarçıra Meydanı’na (Qazi Muhammet’in idam edildiği yer) götürdüler. Bize hakaret ediyorlardı. Görüşmelere başlayınca “siz ne istiyorsunuz” dediler. Irak’tan haklarımızı almak istiyoruz dedik. Bize “siz İran Kürtleri için de bir şey istiyor musunuz?” diye sordular. Celal Talabani de onlara, Irak’ın krallık döneminde Kürtlere verdiği hakları kadar, siz de buradaki Kürtlere verin dedi ve başka bir konuya geçtik. Toplantı bitti dediler. Arkadaşlarım Hemedan’a, ben de Tahran’a döndüm.

Bu toplantıdan bir ay sonra İran’da her şey aleyhimize döndü. Celal Avrupa’ya gitmek istedi. Biz de gidip bize iltica edebileceğimiz bir yer bulmasını istedik. İran’da bir pasaport almak isteyince, kendisine yasaktır denildi. SAVAK Başkanı benimle görüşmek istedi.

SAVAK’ın başına yeni geçmişti. Açıkça “senin bir yere çıkman için tüm arkadaşların yanımızda kalacak, senin arkadaşların sen istemeden de bir yere gitmeyeceklerdir” dedi. Bu değişikliğin sebebi nedir dedim. Mahabad’da yapılan toplantıdan sonra hem SAVAK yetkilileri, hem de askeri yetkililerin tümü Piranşehir’e gitmişlerdi. Hem ona, hem de Mahabad toplantısına ilişkin iki rapor hazırlayıp Şah’a teslim etmişlerdi. Şah iki raporu okuduktan sonra Molla Mustafa’yı desteklemeyi ve bizi dışlamayı uygun görmüştü. SAVAK Başkanı bunu açıkça söyledi.

Molla Mustafa’nın tek isteği ise İran’ın bizi alıkoyması ve Irak’a dönmemizi engellemesiydi. “Siz mülteci olduğunuz halde, hiçbir şeyiniz yokken İran Kürtleri için hak istiyorsunuz. Barzani’nin parti olup olmaması önemli değildir. Biz istediğimiz zaman hizmetimizde olacaktır. Sanırım Barzan aşiretlerinden üç bin savaşçısı vardır. Sizin Molla Mustafa gibi gücünüz yoktur, yalnızsınız, yerinizde oturun” dediler. Şimdi günümüzde neden KDP’ye destek verildiği, güvenildiği az çok anlaşılmıştır. Biz tekrar Molla Mustafa’yla ilişki kurmak istedik. Çünkü Irak güçleriyle aralarında çatışma çıkmıştı. Benim dışımda bütün gücümüzün dönmesini kabul etti. Arkadaşlar dönünce onlara merkez komitede hiç yer vermedi. Ne peşmergelere ne de diğerlerine hiç görev vermedi. Onlara sadece gidin dedi. Talabani ve diğer bir merkez komite üyesini bir köyde hapse atıyor. Bir ay sonra Abbas Ağa Celal’le görüşüyor; Molla Mustafa ‘onları serbest bırakıyorum, istediğiniz yere gidin, sorumluluğunuzu üzerime alıyorum’ diyor. Süleymaniye’ye dönüp Irak hükümetine başvurdular. Irak hükümeti de onları kabul etti. Böylece bize ‘1966 cahşları’ adına taktılar.

Irak yönetimiyle Molla Mustafa arasında çatışmalar başladı. Barzani’yi İsrail ve diğer devletler destekliyordu. Irak’tan kaçıp gelen Sami Abdurrahman vardı. Biz onu merkez komiteye kabul etmedik. Molla Mustafa’nın yanına gönderdik. Bu şahsın öne çıkmasına neden olan şey de İngilizce bilmesi ve Yahudilere öncülük ederek onları getirip Kerkük’te Irak petrollerine karşı eylem yapmalarını sağlamasıydı. Böylece ses verdi. Muhammet Abdurrahman (Sami Abdurrahman) ondan sonra Molla Mustafa’nın yanında büyük bir kişi konumuna geldi. Irak ile Molla Mustafa arasında çatışmalar yoğunlaşmıştı. O süreçte İran’daydım. İran hükümeti Irak’a dönmemi istiyordu.

Molla Mustafa ile Kürdistani bir cephe için, yani iki parti şeklinde tekrar ittifak kurmak istedik. Bunun için Irak’a döndük. Yalnız Molla Mustafa bizi görmek istemedi ve reddetti. Herkes bizi dinliyordu. Molla Mustafa’dan rahatsız olan peşmergeler de tarafımıza geçtiler. Molla Mustafa Irak polisi ve ordusuna karşı savaşı durdurarak peşmergelerimize saldırdı. Yine yurtsever bazı insanlar araya girdiler. Onlara, böyle bir durumda Molla Mustafa’nın yanına dönmeye hazırız, yeter ki bize karşı savaşmasın dedik. Kabul etmedi. Biz Irak’a karşı mücadele etmesini istedik, bize dokunmayın dedik. Bunu da kabul etmedi. Sadece bize karşı cephe açtı. O süreçte Abdurrahman, Irak hükümetinden bazı haklar almıştı. Ondan sonra Baasçılar darbe yaptılar ve iktidar oldular. Tek başlarına iktidardılar.

Şu noktayı da belirteyim: Ben o süreçte Bağdat’tayken, o hükümette yer alıyordum. Kuveyt’ten bir heyet geldi ve savunma bakanıyla, Irak’la ilişki kurmak istiyorlardı. Onların karşılanmasında ben de yer alıyordum. O toplantıda Hasan Bekir de vardı. 1963 darbesinde hükümet başkanıydı. Bana “biz iki parti, Arapları temsil eden Baas partisi ve Kürtleri temsilen sizin partiniz birleşip düşmanlara karşı savaşalım” dedi. Kral taraftarlarına karşı yardım istiyorlardı. Daha sonra ben, Celal Talabani ve bir grup, devrimi gerçekleştiren liderleri ziyaret ettik ve cumhurbaşkanını görmek istedik. Görüştük. Hem Saddam’ı hem de Baasçıları tanımanız için bazı şeyler dile getirmek istiyorum. Biz içeri girince bizi karşıladı, bir elini benim omzuma, bir elini Celal’in omzuna koydu. Bana “sen bizim kardeşimizsin, bize düşünce ve görüşlerinizi sunun” dedi. Meseleyi anladım. Devrimden iki gün önce onların bir toplantısı vardı, orada Baasçılar da vardı. Molla Mustafa ve Kürtler tartışılıyordu. Celal onlara (Baas) hakaret etmişti. Buna rağmen cumhurbaşkanı bizimle iyi geçinmeyi çıkarlarına uygun gördü.

Tabii bu yumuşadıkları anlamına gelmiyordu, iktidarlarını sağlamlaştırmak istiyorlardı. Bize “eğer bu sefer iktidardan düşersek çocuklara kadar katliam yapacaklar. Bu yüzden de iktidarı bırakmamaya kararlıyız” dedi. Biz de iyi dedik, toplantı bittikten sonra dışarı çıktık. İki kişi sandalyede oturuyordu. Biri askeri üniformalıydı. Bize, “o Saddam Hüseyin’dir” dedi. Cumhurbaşkanı sarayını gezdim. Boş bir oda gördüm, şaşırdım. “Oraya cihaz yerleştirmiş olabilirler” dedi. Yani Baas gerçeği. Onlar ABD’ye bağlıydılar. ABD onları iktidara getirdi. 1969’da Sovyet temsilcisi Bağdat’a geldi. Onun bir görevi de Molla Mustafa ile Irak arasındaki savaşı durdurmaktı. Bizimle de ilişkiye geçti. Cumhurbaşkanı da mesele üzerine bizimle konuştu. Ondan sadece bir şey istedim: “Siz hazır mısınız, Kürtlere ne verebilirsiniz? Bir bildiri çıkarın ve Kürt halkının haklarını açıklayın ki, onlar da haklarına kavuşsun. Molla Mustafa ile anlaşın, onu ve maiyetini affedin” dedim. Bu görüşümü kabul etmediler.

Ondan sonra hastalandım, hastaneden beni çıkarıp Londra’ya göndermek istediler. Kapıdan Saddam elinde büyük bir gül ile beni karşıladı. Londra’ya ulaşınca Irak Elçiliği’nde bizi bekliyorlardı. Bir süre orada kaldım. Irak Elçisi her gün yanıma geliyordu. Tedaviyi bir an önce bitirmek istiyorlardı. Çünkü Molla Mustafa ile görüşmeler kritik bir süreçteydi. İki gün sonra görüşmeler olumlu bir rotaya oturdu. Yıl 1970’ti.

Bir ay sonra İran’dan yanımıza bir adam geldi. İran istihbarat örgütündeydi. Paris’te görüştük. Onu İran Şahı göndermişti. “Yapılan yanlışları düzeltmek istiyoruz. Molla Mustafa yanılmıştır. Şimdi sizi kendi adamı yapmak istiyor” dedi. “İran Şahı neden böyle yapıyor? İran Kürtlerinin bazı haklarını versin. Baas rejiminin Kürtlere verdiği haklar, Baas ile savaş hakkını kimseye vermez. Eğer Kürtlere yardım etmek istiyorsanız, Kürtlere hakkını verin. Size kölelik yapmayız” dedik. Biz bu kişinin doğru söyleyip söylemediğini kanıtlamak için İran’da oturan arkadaşımızı yanımıza istedik. Seyit Ali yanımıza geldi. Talabani’yi de istemedik.

Irak rejimi de artık bizi dikkate alıyordu. Molla Mustafa ile barışmak istedik. O zaman bizimle ilişkiye geçtiler. Mamosta’nın partisinin merkez komitesinin Irak’a bağlı olduğunu, aralarındaki çekişme bitinceye kadar elçilik yapacaklarını söylüyorlardı. Biz reddettik, kabul etmedik. Molla Mustafa da bizimle barışmak istiyordu. Onun görüşüne göre İbrahim Ahmet olmazsa, barış olmazdı. Ben de Irak’a döndüm. Bir toplantı yaparak faaliyetlere başlama kararı aldık. Parti adını değiştirdi. Molla Mustafa cephesine geçelim dedik. Molla Mustafa ile birleştikten iki yıl sonraya kadar da kendisinden hakaretten başka bir şey görmedik. Böylece 1972 dönemine girdik.

Kürt halkının beyninin bir tarafını Barzani, diğer tarafını da Irak Komünistleri çürüttü

– KDP sizin peşmergelerinizi kendisine çekti, siz de seyirci kaldınız. Ondan sonra ne oldu? Barzani 1974’e ulaştı. Siz de ondan ayrılıp öyle kaldınız. Yani 1970’lerden sonra devrim bir anlamda bitiyor. Baasçılar 1974’e kadar Barzani ile ne yaptılar? Bu süreçte kaç anlaşma oldu? Bu konuda birçok noktaya değinebilirsiniz. Özellikle 1970’lerden 1974’e kadar ki süreçte ne yapmak istediniz? Barzani nasıl engel oldu? Savaşmak istediniz, kabul edilmedi. İran size oyun oynadı. Siz yeni bir oluşum oluşturdunuz. İran ile ilişki kurmak istediniz, engel oldu. Rejimin yanına geldiniz, bazı şeyler yapmak istediniz; kazandığınız şeyleri de kendine mal etmek için Irak ile ittifak yaptı. Bu gerçeklik 1974’te ispatlandı. Tabii 1975’te bırakıp kaçtı. Yani sizi de bitirip işlemez hale getirdi. Kürt siyasileri ve siz aydınlar bir şeyler yapmak istiyordunuz, ama tahlil gücünüz yoktu. Barzani konusunda halen yanlışlıklarınız devam ediyor.

Komünist Partisi halen eskisi gibi devam ediyor. Ben çizginize bir şey demiyorum. Çizginiz doğrudur; ama yerinde tavır koymama, Barzani gerçekliğini kavramamanız var ve kaybediyorsunuz. Kendinizi Barzani’ye teslim ettiniz. İnsan kendini bir saat bile teslim etmez. Ama siz kendinizi nasıl teslim ettiniz, anlamıyorum.

– Şimdiye kadar Kürt hareketlerinin neden düştüğü üzerinde durmak gerekir.

– Aşiret deyip geçmemek gerekir. Hatta PKK içinde bile aşiretçilere karşı büyük mücadele verdim. Sizin söylediğiniz şeyler benim açımdan çoktan cevabını bulmuştur. Başka bir şey varsa onu da konuşabiliriz. Sormak istediğiniz noktalar varsa sorabilirsiniz. Barzani niçin bunları yaptı? Aslında sizin suçunuzdur. Siz Irak Kürdistanı’ndaki aydınlar, komünistler neden Barzani’yi engelleyemediniz.?

– Biz her zaman meseleye ulusal boyutuyla baktık.

– Bu fazla önemli değildir. İşleri çok basit ele alıyorsunuz. Barzani bizi de oyuna getirmek istedi. Onunla görüşmeler yapan arkadaşlarımızı etki altına almaya çalışıyordu. Hatta bir arkadaşımız bu tuzağa düşmüştü de. Baktım bizi Barzani’ye teslim ediyor, müdahale etmek zorunda kaldım. KDP ile yaşanan bazı çatışmalarda birkaç kişi vurulmuş diye adam bize “neden parti KDP’ye karşı eylem yapıyor” diyor. Giderek bizi Barzani’ye teslim ediyor, yani Barzani onu çekiyor. Buna karşı sert tavır aldım. Adam kaçınca da “PKK yok olacak” diyordu, “PKK tasfiye olacak” diyordu. Yine bir adamımız var, merkez komitedendir. Kendisi İdris ile görüşmeler yapıyor. İdris geldi, ittifak yaptık dedi. Madem ki anlaştınız, tamam dedik. İdris bizi de çekmek istiyor, “gelin, Güney’i siz halledin, Barzan mıntıkasına girin” diyordu.

Tabii onların saflarında savaşarak şehit düşen arkadaşlarımız da vardır. Arkadaşlarımız geldi, durumlarına baktım. Barzani onları çekmek istiyor, bizi de diğer tüm hareketlerin akıbetine götürmek istiyor. Ama iradeli, bağımsız bir siyaset izleyince de destek vermiyordu. Barzani’nin niyetini anladım. Kendilerine şunu söyledim: Siz Demoklesin kılıcı gibi Kürdistan halkının başında sallanıyorsunuz, Kürdistan’da sınıf savaşımında en büyük tehlikesiniz. Bunu tespit etmiştim. Arkadaşlarımız çok yanlış yapıyordu. Dostluk, ittifak yapmak için sürekli bunların yanına gidiyorlardı. Bu yüzden Barzani’yi iyi tanıyorum. Eğer tedbirlerimizi geliştirmeseydik, bizi de tasfiye edecekti. Ama PKK akıllı ve bağımsız bir politikayı esas aldığı için bu amacına ulaşamadı. Biz neden onun oyununa gelmedik? Mesut her gün herkesi üzerimize saldırttı. Gece gündüz onun oyunlarını boşa çıkarmak için çalıştık. Neden düşmedik? Çünkü taktiklerini boşa çıkarıyorduk. Ve giderek Güney’de de etkili oluyorduk.

Diğer yandan ABD’de, Londra’da, İran’da, Türkiye’de Barzani’nin siyasetini işlemez kıldık, adeta boğduk. Barzani’nin siyasetini durdurmak öyle kolay bir şey değildir. Barzani meselesi çok önemlidir. Düşmandan çok onun üzerinde duruyorum. Siz ise kendinizi güç haline getirmişsiniz, ama onu getirip engel yapmışsınız. Siz ne iş yapmışsanız o zapt etmiştir. Madem ki adam seni tasfiye ediyor, sen de onu tasfiye edeceksin. Yine doğru bir niyetle ittifak kurmak istiyorsunuz. Doğru tahlil etmezseniz, adam tasfiye eder. Bizim arkadaşlarımız da öyle yaptı, ama onları uyardım. Kendilerine, böyle çalışacaksınız dedim. Sizin gibi çalışıyorlardı. Ben katiyen olmaz, zarar görürsünüz dedim.

Adam bize hep çıkın diye dayatıyordu. Tedbirimizi almasaydık biz de giderdik. Barzani ile aramızdaki savaşı iyi anlamak gerekir. Öyle tahmin ediyorum ki, bu iyice anlaşılmamıştır. Özellikle Mam Celal bazı taktikler yapmak istiyor. Şimdi Barzani meselesini halletmek için doğru taktiği nasıl uygulayacağız? Onu iyi bilmek, çok dikkatli ve uyanık olmak gerekir. Sizin suçunuzdur. Sizler bir parti önderiyken, adam aşiret ağasıdır, ama başınıza geçiriyorsunuz. Yirmi yıl, otuz yıl kararlarınızı yürütmüyor. Böyle önder olur mu? Savaştığı zaman yanaşın demiş, çocuklar gibi bir şeyler vermiş ve yine sizi kandırmış. Aynısını bana da yapmak istedi. Otuz kırk yıldır Kürtlere yaptığı gibi, bana “Selahaddin’e gel, yanımda kal” diyor. Adam beni komploya getirmek istiyor. Ama bana değil, oradaki merkezi arkadaşlarımıza bile bir şey yapacak gücü yok. Çünkü ben tedbirlerimi alıyorum, ipin ucunu elimde tutuyorum. Bu yüzden de on beş yıldır bize bir şey yapamadı. Çok ilginç bir şeydir. Önemli olan, şimdi bir sonuca ulaşmamızdır.

Barzani Kürt geriliğinde bir ekoldür.

– Sizin Barzani ile çelişkileriniz yenidir, bizimki ise eskilere dayanıyor.

– Siz Barzani ile mücadelede ne sonuç aldınız?

– Hiçbir şey. Sizin gibi ona karşı direndik.

– Haydi biz yine direniyoruz. Ama siz perişan olmuştunuz, tasfiye oldunuz. Bu çok kötü bir şeydir. Biz yine adamı ayağımıza çektik. Bu savaş adamı yola getirir.

– Sorun silahta değil, karşılıklı anlayıştadır.

– Asıl mesele silahtadır. Mesut Barzani niçin tasfiye olmadı? Barzani bir ruhtur, aynı zamanda bir kültür meselesidir. Halkımız içerisinde Barzani ahlaki bir gelenek olmuştur. Bu savaş tüm Kürtlerin savaşıdır. Aslında savaş başlamadan Mesut geri adım atmak istiyordu. Bizim savaş tarzımızı görmüştü, korkuyordu. Savaş öncesinde de bizimle uzlaşmak istiyordu. Ama Mesut ne kadar uzlaşmak istese de, bizim onurumuz bunu kaldırmaz. Çünkü bu bir sözdür. Binlerce yıllık bir sözdür. O ne kadar taviz verse de, bizim midemiz almaz. Sonuca gitmesi gerekiyor. Yani bugün PKK’nin üzerinde çok duruyorlar. Biz Barzani gibi yapamayız, bizim savaş tarzımız ayrıdır. Ne Kuzey ne Güney bundan bir şey anlayamaz. Siz de bir şey anlayamazsınız. Demin de söylediğin gibi, bu son savaşın üzerinde derince durulmalı. Başkan her şeyi ortaya koydu demeyin.

Şimdi KDP karşısında genel ve askeri durum iyidir. Mali konu da sorun değildir. Genelde durum iyidir. Yalnız Barzani meselesi çözülmeden kesinlikle durumlar iyi olmaz. Kaç yıldır yürütülen bir savaş var, ama kimse bundan büyük sonuçlar çıkarmıyor. Başka partiler, şahsiyetler yanımıza geldi. Para var mı, yok mu diye sordular. Ben de onlara gidin dedim. Bu sorun hepimizi meşgul ediyor. Sorun sadece PKK sorunu değildir. Tüm Kürtlerin sorunudur. Neden sabahtan beri sizi dinliyoruz? Çünkü sizin tecrübeleriniz büyüktür.

– Barzani kişiliğini köprü yapıp düşmanlara karşı savaşta sonuna kadar kullanmak istiyorum.

– İnsan bu konuyu ne kadar açmak isterse o kadar açılır, çünkü geniş bir konudur. Barzani’nin büyütülmesi İran Şahı’nın elindedir. Türkiye de sizlere karşı savaş yürütüyordu, ama Türkiye ile ilişkileri de çok iyidir. Sen bunlara hiç değinmedin. Türkiye ile ilişkileri önemlidir. Örneğin Baas geliyor, alanlar sizin elinize geçiyor. Ama güç Barzani’nin denetimine geçince mesele altüst oluyor, artık siz bir şey yapamıyorsunuz. Baasçılar bir şey vermeye çalışınca karşı çıkılıyor. Neden? Bunları anlamak gerekiyor.

– Bazı Kürt aydınları siz Irak’tan ne istiyordunuz dediler. Kürtlere otonomi, Irak’a demokrasi dedik. Bize “bunlar Avrupa’da bir yürüyüş meselesi değildir. İstemlerinizin devrimle ilgisi yok” dedi.

– O da doğrudur. Daha büyük yalanlar var. Yanımıza birçok Kürt aydını geldi, özellikle Irak’taki Kürt aydınları. Ama hiçbiri Barzani’nin yalanlarını anlamış değil. En büyük yalan otonomidir. Şimdi Kürtlere otonomi, Irak’a demokrasi diyor. Ama kafasında, beyninde demokrasi yoktur. Büyük yalan söylüyor. Çünkü onun demokrasiyle hiçbir alakası yoktur. Barzani kişiliği demokrasi kişiliği değildir, otonomi kişiliği de değildir. Onun için otonomi, aşiretin otonomisi ve başarısıdır, ailesinin başarısıdır, ailesinin otoritesi içindir. Diğer aşiretlere de otonomi yoktur; onun zihniyetinde diğer aşiretler için diktatörlük vardır.

Önderliği, zihniyeti böyle olunca nasıl sonuç alabilirsiniz? Şimdi neden tam sonuca ulaşamadığınızı daha iyi anlamınız gerekir. Tabii bazı önderler vardır, çok sahtedir, çok gafildir. Siz ona karşı tedbir alamazsanız, bir şey bırakmaz. Kürt düşmüş, düşman bir şey bırakmamış, ruh bırakmamış. Biz bunları anlıyoruz. Anlamak ve bunlara karşı savaşmak zorundayız. Bu temsilini Barzani’de bulmaktadır. Mesele PKK değildir. Mamosta bana selam gönderince kabul ettik. Biz de kendisine, Barzani meselesini ya siyasetle ya da savaşla halledin, artık tahammülümüz kalmadı diye haber gönderdik. Çünkü Barzani Kürt geriliğinde bir ekoldür.

İran’ın, diğer devletlerin yanına bu kadar gidersen, tabii ki zorluk çekersin. Adam senin üzerinde hesaplar yapar. Çarçıra Meydanı’na götürmek ne anlama geliyor? Mesela Talabani çok oynuyor deniliyor. Ama temiz oynuyor, çok taktikçidir. Önder nedir, bu çok dar düşünülüyor. İran Şahı’nın yanına gittikten sonra dönmemeniz gerekiyordu. Baas’ın yanına gelince burada da siz dar kalıyorsunuz, ortada büyük bir tehlike var. Özellikle 1966’da o hareketi yapmak zorunda kalıyorsunuz. Kendi güvenliğiniz için Barzani’den kaçıyorsunuz. Adınız ‘1966 Cahşları’na çıkıyor. Ama kimse gerçekten cahş kimdir, kim buna yol açtı, anlamıyor. Adamın kendisi cahşlık yapıyor, bunu kimse anlamıyor. Cahşlığa karşı çıkanlara da “Siz cahşsınız” deniliyor. İşte büyük yalan! Ama halk da bu yalana inanmıştı, değil mi? Biz o dönemde cahşlığın başka türlü yapıldığını ispatlayabiliriz. Biraz bilinçli olan bu durumu hemen anlar, ruhunu da tanıyabilir. Bunun içinde cahşlık yoktur. Kürt insanı için bazı haklar alınmak isteniyor.

Senin de çok yanlışların oldu. Bir sorun daha vardır. Şimdi adam Irak’tan bazı tavizler koparmak istiyor. Onlar olmazsa imha olacak. Buna cahşlık deniliyor. Kimse bu noktayı bilmiyor. Sizin İran Şahı ile kurduğunuz ilişkinin içinde biraz yurtseverlik vardır. Ama Barzani’nin kurduğu ilişki ilkesizdir. Siz Baas ile ilişki kurarken Kürt halkı için bazı şeyler koparmak istiyorsunuz. Ama Barzani’nin ilişkisi kişisel ve aşiretsel çıkarlar içindir. Bu durumları halen anlamış değiller.

Bu söylediklerimin üzerinde derince durmak istiyorum. Geçmiş için değil, bugün için üzerinde durmak istiyorum. Birçok komünist, aydın, sanatçı yanımıza geliyor, hiçbir şey bilmiyorlar. Siyaset yapmasını da bilmiyorlar. Para, para diyor, başka da bir şey demiyorlar. Tüccar mantığıyla devrim, devrimcilik yapılamaz. Ne para, ne kadın, ne erkek verebiliriz. Hiçbiri onlara kalmaz.

Hawar: Komünist Partisi’nin biraz direnme tarihi vardı. Yine Kürtlüğün esasını komünistler Kürtlere gösterdi.

Abdullah Öcalan: Nasıl? Bence onlar Kürtleri engellediler.

İbrahim Ahmet: Eşhedübillah doğrudur.

Abdullah Öcalan: Moskova şimdi ne hallere düştü? Sizin yanınızda ne hallere düştü? Bizim yanımızda, Türkiye’de ne hale düştü? Türkiye’de büyük bir sermayeci olan Cem Boyner var. Yeni Demokrasi Hareketi’ni kurdu. Türkiye Komünist Partisi’nin politbüro üyeleri şimdi yüzde yüz onun yanında politika yürütüyorlar. Irak komünistlerinin şahsında fazla bir şey görmüyorum. Kürt halkının beyninin bir tarafını Barzani çürütürken, diğer tarafını da Irak komünistleri çürüttü. Mümkündür, bazı insanlar çıkmış olabilir. Ama terbiyesiz, ahlaksız, siyasetten anlamayan birçok insan Barzani’nin okulundan çıkmıştır. Diğer taraftan Barzani’den çok, Komünist Partisi Kürtlerin beyniyle oynadı. Mamosta ne dediğimi anlıyor.

Komünistler Kürt meselesi üzerinde konuşunca bazı şeyleri yadsıyor. Ulusallık yok, demokrasi yok. Irak’ta KDP’nin yanında Komünist Partisi de belki bazı şeyleri yapmak istedi. İdeolojik, siyasal yönüyle Marksist bir harekettir. Mesela Barzani’yi yanlarına aldılar, onu ulusallaştırmak istediler. Bu iyidir, ama maalesef Barzani’yi etkileyemediler. Çünkü aşiret fikrini değiştirmediler. Barzani’ye adeta aşiret ağalığı ve diktatörlüğüyle yürü dediler. Tasarladıkları gibi yapsalardı iyi olurdu, ama olmadı.

İkincisi, sen bir siyasetçisin, aydınsın, adam her şeyi senden öğreniyor. Ama kendisini önder diye kabul ettiriyor. Meseleyi bunun için açıklıyorum. Yani bir yaşam meselesidir, tüm Kürtlerin meselesidir. Barzani ticarette çok güçlüdür. Düşmanlarımız Kürtlere karşı ne yapacağını, kiminle nasıl ilişki kuracaklarını biliyorlar. Neden tüm Kürt düşmanları Barzani ile ilişki kuruyorlar? Çünkü Barzani işbirlikçilikte, iradesini başka devletlere ve güçlere vermede rolünü çok iyi oynuyor. Bu kadar Kürt düşmanlarıyla olan biri her şeyi yapar. Adam ticaretini de bu esas üzerine yürütüyor. Şimdi şunu yapmış, bunu yapmış, insan şaşırıyor. Demek ki bu eskiden beri bu yönde güçlüdür. Örneğin yaptığı işbirlikçiliği, ticareti Mamosta İbrahim Ahmet’in boynuna atıyor.

Şimdi böyle bir adam Kürtlerin başına nasıl geçer! Kürdistan’da çıkan birçok olumsuzluk, onun başının altından çıkmaktadır. Bu gerçeklik bugün de ortaya çıkmaktadır. Yani hakimiyet yoktur. Bu nedenle şimdi en büyük yalanları bizim üzerimizde yapıyor. Irak halkı da duyuyor. Belki siz dinlememişsinizdir. Yalnız Mam Celal’e Apo’nun üzerine söylenen yalanlar nelerdir diye sorun, o size söyler. Barzani’nin radyo ve televizyonunda her gün ne kadar yalan konuşuluyor, bellidir. Şimdi dürüst, iyi şeyler yapmak isteyen Kürtler de vardır; ama onlara, yine bu gençlere imkan vermiyor. Kimseye geçit vermek istemiyor.

Hawar: Bunun sebebi nedir? Adam Kürdistan’ı satıyor, kimsenin engel olmasını istemiyor.

Abdullah Öcalan: Tabii aldığı parayı da şahsına, ailesine alıyor. Şimdi biz hükümetimizi kuracağız, serbestiz diyorlar. Bana da ‘gelsin’ diye haber göndermiş. Tabii gidersek adam bizi mahvedecek. Barzani gibi biri eğer hükümet kurabiliyorsa, sen daha büyük şeyler yapabilirsin. Biz bu meselenin üzerinde daha da duracağız. Sanırım yararlı olur. Senin de görüşlerini alırız, yardımcı olursunuz. Mamosta’nın da görüşlerine başvuracağız. Biz artık yalanların hakimiyetinin devam etmesini değil durmasını istiyoruz. Yalanların hakimiyeti dursun, doğrular ortaya çıksın, Kürt insanı, Kürt genci, Kürt aydını gerçekleri görsün. Aydınlığı görsünler ki kimse yolunu şaşırmasın. Ortada büyük yalanlar var, bunları ortadan kaldırmamız gerekli. Bazı doğrular var, bunları da herkes görsün.
Mamosta, konunun toparlanması açısından 1970-75 için ne söylenebilir? Barzani’nin rolü neydi, siz ne yapmak istiyordunuz? 12 Mart anlaşması vardı, yalnız 1975’te iflas etti. Barzani kaçıp gitti. Bunu büyük bir kaçış olarak görüyorum. Siz de bir şey yapmadınız. YNK oluşturuldu, yalnız çok zayıftı, çok şey elden gitti, çok şey kaybedildi. Bunun sebebi nedir? Neden bu sonuç ortaya çıktı? Kürdistan’ın tahlili için 1970-75 süreci önemlidir. Bu tarihte PKK de oluştu. 1970-75 sürecinde tüm Kürdistan’da esas alınması gereken nokta nedir? Hangi devir bitti, hangi devir açıldı?

Lekolin.org  Haber Merkezi

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER): Hawar  Kurt  Halk  Onderi  Abdullah  Ocalan  Mahsum  Korkmaz  Akademisi  Ibrahim  Ahmed  KDP  PKK  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.