DEVRİMCİ HALK SAVAŞI’NA KARŞI NATO’NUN GLADİO SAVAŞLARI-IV
Umudun Zaferi / 08 Ocak 2014 Çarşamba Saat 10:18
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gladio savaşlarının üçüncü ve en önemli dönemi, 1985’ten Turgut Özal’ın 1993’te öldürülmesine kadar süren dönemdir. NATO’nun kuruluş yasasının beşinci maddesindeki “üye bir ülkeye yapılan saldırı tüm üye ülkelere yapılmış sayılır” hükmü, 1985’te uygulamaya konulmuştur.

Gladio savaşlarının üçüncü ve en önemli dönemi, 1985’ten Turgut Özal’ın 1993’te öldürülmesine kadar süren dönemdir. NATO’nun kuruluş yasasının beşinci maddesindeki “üye bir ülkeye yapılan saldırı tüm üye ülkelere yapılmış sayılır” hükmü, 1985’te uygulamaya konulmuştur.

c- Gladio savaşlarının üçüncü ve en önemli dönemi, 1985’ten Turgut Özal’ın 1993’te öldürülmesine kadar süren dönemdir. NATO’nun kuruluş yasasının beşinci maddesindeki “üye bir ülkeye yapılan saldırı tüm üye ülkelere yapılmış sayılır” hükmü 1985’te uygulamaya konulmuştur. Uygulamalar gladio kapsamında geliştirilmiştir. Uygulama merkezi Almanya’da olduğu için, PKK’nin ‘terörist örgüt’ olarak ilanı önce Alman devletince kararlaştırılmıştır. Almanya, NATO’nun gladio merkezi ve Türkiye uzantıları ile Türk iç güvenlik güçleri KDP’yi de aralarına alarak yapılan planlama çerçevesinde yoğun bir karşı saldırı geliştirmişlerdir. Benimle yürütülen ve özellikle KDP ve Barzaniler kanalından sürdürülen görüşmeler, hamleye kendiliğinden son vermemiz biçimindedir. Bu talep veya öneri, kapitalist hegemonyanın 1921’deki Kahire Konferansı’nda Kürt sorununa ilişkin olarak aldığı kararın güncellenmesini ifade eder. Bilindiği üzere bu karar Ortadoğu’nun hegemonya altında tutulması için Kürt meselesinin çözümsüz bırakılmasını ve bu haliyle sorunun hep canlı tutulmasını öngörür. Barzaniler ve KDP’ye biçilen rol, Kürdistan’da bu öngörünün hayata geçirilmesiyle bağlantılıdır. Öngörü İsrail’in varlığının gerçekleştirilmesini ve kalıcı kılınmasını da hedeflediğinden, Kürdistan’daki tüm oluşumlar eğer Proto İsrail bağlamında değilse müdahale edilip etkisizleştirilir. Dolayısıyla 1985 sonrasında devrimci halk savaşı deneyimi ardından İsrail, Türkiye ve KDP güçlerinin NATO ve gladio ile birlikte PKK’nin üzerine gelmeleri anlaşılır bir husustur. Arkasında tarihi bir karar ve güncel hayati menfaatleri vardır.

Mesut Barzani vasıtasıyla iletilen mesaja rağmen hamleden vazgeçmeyeceğimiz anlaşılınca, 1986’da JİTEM ve Hizbullah örgütlenmeleri devreye sokuldu. JİTEM her türlü yetkiyle donatılmış olan dönemin ‘Teşkilat-ı Mahsusa’sı rolünü oynamaktadır. Bilindiği üzere 1914’te kurulan Teşkilatı Mahsusa, homojen ırkçı bir Türk ulus devleti yaratmak için öncelikle Ermeni soykırımında önemli rol oynamış, katliam başta olmak üzere her tür yöntemi uygulamakla yetkili kılınmış ilk faşist örgütlenmelerden biridir. Said-i Nursi ve Mehmet Akif ‘in de içinde yer aldığı dinci-islamcı bir kolu da bu yapılanmayla birlikte harekete geçirilmiştir. Bu soykırım modeli 1986’da JİTEM ve Hizbullah (Türkiye ve Kürdistan Hizbullah’ı) uygulamaları tarzında güncelleştirilmiş, her iki örgüt aynı kapsamda görev ve yetkilerle donatılmışlardır. ABD, NATO, gladio ve Türk iç güvenlik güçleriyle KDP arasında bir koordinasyon geliştirilmiştir. Hizbullah hem İran’ın hem de Suudi Arabistan’ın islamcı politikalarından yararlanmak istemiştir.

Bu dönemde PKK’ye yönelik sızmalar KDP üzerinden gerçekleştirilmiştir. Dönemin KDP’sinin yeniden örgütlenmesini yürüten ve adına ‘Qiyade Muvaqqat’ denilen örgütlenmenin başı Sami Abdurrahman’dır. PKK’ye yönelik pratik tasfiye girişimlerini ve sızmaları esas olarak Sami Abdurrahman yürütmüştür. Kullandığı en önemli araç sahte Kürtçü KUK (Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları. Her ajan örgütün esas örgütün isim veya niteliğinden birini kullanması burada da söz konusudur) örgütlenmesidir. Çok sayıda PKK’li ve Kürt yurtsever bu örgüt eliyle katledildi. KUK’a biçilen rol, ne pahasına olursa olsun, PKK’nin Bingöl-Mardin hattının doğusuna geçişini engellemekti. JİTEM’in kurucusu Albay Arif Doğan’ın da bizzat itiraf ettiği gibi, bu dönemde on bin kişilik silahlı imha ekibinin görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Burada çok önemli olan husus, bu gücün kanun üstü olmasıdır. Sorgusuz sualsiz her tür cinayeti işlemeye yetkilidir. Soykırım örgütü olma niteliğini buradan alır. Aynı yetki halkın ‘Hizbul-kontra’ dediği Kürdistan Hizbullahı’na da tanınmıştır. On binleri aşkın faili meçhul cinayet bu iki kardeş örgüte tanınan kanun ve hatta anayasa üstü yetkiler temelinde işlenmiştir.

Bu dönemin başlangıcında Ozan Sefkan (Celal Ercan) ve grubunun imha edilmesi (1985), Mahsum Korkmaz yoldaşın şehit edilmesi (1986), Selahattin Çelik üzerinden yürütülen teslim alma çalışmaları ve PKK’nin 1986’daki Üçüncü Kongresi’ndeki bunalım dolaylı ve direkt JİTEM’le bağlantılı önemli olaylardır. Ayrıca benim için çok değerli olan Nusaybinli İbrahim (Darar Akay) yoldaşın 1985’te katledilmesi de (Silopi-Şax köyünde) bizzat Arif Doğan’ın itiraf ettiği gibi JİTEM’ce gerçekleştirilmiştir. Olağanüstü hal, JİTEM ve Hizbullah’ın etkileri 1986’da PKK üzerinde iyice yansımasını bulmuş ve kısmi bir bunalıma yol açmıştır. III. Kongre pek çözümleyici olamamıştır. Geniş bir komuta değişimine gidilmiştir.

*‘Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü’ adlı kitabından alınmıştır.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.