29 ARALIK 2013 BASIN BÜLTENLERİ
Basın Bültenleri / 29 Aralık 2013 Pazar Saat 09:38
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Demirtaş: Roboski'nin emrini Başbakan Erdoğan verdi – DİHA

Biryara girtinek ecêb! – DÎHA

Li Şirnexê di çileyê 2013'an de bi tevlîbûna polîsên tîmê taybet operasyon pêk hat. Di operasyona der barê 16 kesên ku hatin binçavde îdîaname hat amadekirin. Di îdîanemeyê de îdîayên tê kirin pirsan di hişê mirovan de dihêle. Di îdîanemeyê de kesê bi navê "Alî" di 2 çileya 2013'an de maîlek şandî Midûriya Polîsan a Şirnexê û di maîlê de tê gotin Katar 9 meh piştre di nava bajarda teqînek pêkbîne û weke kiryarê wê teqînê hatî nîşandan.

Li Şirnexê di 5 çileya 2013'an de bi tevlîbûna polîsên tîmên taybet û polîsên sîvîl li gelek taxan de serdegirtinên malan pêkhat di encama serdegirtinan de 10 xwendekarên Zanîngeha Şirnexê, 2 belavkarê Azadiya Welat bi tevahî 17 kes hatin binçavkirin. Di sedegirtinan de welatiyê bi navê Mahmut Sevîk hatibû berdan, welatiyên bi navên Ridvan Katar, Veysî Çakan, Hamza Sondak, Siddik Otun, belavkarê Azadiya Welat Zekî Çelîk û Veysî Înal, Serokê Komeleya Zanîngeha Şirnexê Mesût Kerpîş û ji xwendekarên zanîngehê Ridvan Demîray, Yakûp Ogmen, Nursel Çorak, Cengîz Tekîn, Serhat Çelîkay, Naîl Olmez, Rojhat Erçel, Giyaseddîn Yegusey û Îlyas Arslan bi îdîayên "Di damezrandina ciwanan a KCK'ê de cîhgirtî", "Tevlî xwepêşandanên der zagonî bûnin" û "Li hemberî polîsan derketî" hatibûn girtin.

Çûyîna BDP'ê suçe!

Di îdîanameyê de der barê welatiyê bi navê Ridvan Katar de yê ku li Girtîgeha Tîba E ya Mêrdînê dimîne de wek hînceta girtinê her 2 maîlên ku ji Midûriya Polîsan re hatine şandin hat ravekirin. Kesê bi navê "Alî" di 2 çileya 2012'an de di maîla ku şandî de Katar wek kiryarê teqîna 26 Îlona 2012'an de ya ku li ser kolana Cizreyê pêkhat û di encamê de 2 Çavûşê pispor birîndar bûn tê nîşandan. Di maîla ku ji Midûryeta Polîsan a Şirnexê re hatî şandin de der barê kesên ku hatine girtin de gotinê " Ev kesana xwendekar nîne mîkrobin. Ez li hemberî wan gelek bi hêrsim. Ezê hemû qirêjiyên wan derxim holê. Piştgiriya xwe ji dewlet û dibistanê nagrin ji rêxistinê digrin." balê dikşîne. Her çendî teqîn di 26 Îlona 2012'an de pêk bêjî lê kesê bi navê "Alî" maîla ku di 2 Çileya 2012'an de şandi de wiha gotî: "Ridwan serê mare. Hemû kes wî wek Firat nasdike. Meha borî Ridwan û Kiyas çûn çiya û 2 rojan li çiya maye. Her dem tên gelhev. Di Demên dawîn de her kes ji vana fikar dikin. Gefa li hemû kesê dixwe. Ji BDP'ê dernakevin. Li dibistanê herdem bi zordari me divin şahiyan. Di dibistanê de tiştên ku kirine dibêjin. Kiyas pêşde ji Zanîngeha Enqereyê hatî avêtin. Niha li vir îktîsadê dixwîne. Serê hemû tiştiye. Di salên borî li Şirnexê teqînek pêkhat di teqînê de 2 çawûşê pispor birîndar bibûn vê teqînê hevalê wî Ridvan pêkaniye. Wê bûyerê ji hemû kesîre dibêje."

'Delîla şênber yên ku di dosya min de bes maîla ku ji Midûryeta Polîsan re hatiye şandin ne'

Katarê ku ji girtîgehê nameşand jî wiha got: "Di Dosya min de wek delîlê şenber bes 2 maîlên ku ji Midûryeta Polîsan re hatine şandin heye. Ev şexsên ku ev maîl nivisan dine ji cîhê îfadeyan de dijûnname nivisandine. di îfadeyan de hemû heqaret li me kirine. Bûyera ku 2 çavûşê pispor tê de birîndar bû îdîakirine ku min kirî. 8 meh berê ku bûyer pêk bê vê yekê dibê. Ji bo ku mirov 8 meh berê bikaribe teqîna ku bê kirin û ji aliyê kêva hatî kirin bizanibe pêwîste mirov kahîn be.


Demirtaş: Roboski'nin emrini Başbakan Erdoğan verdi – DİHA

Roboski'de 28 Aralık'ta TSK'ya ait uçaklarla bombalanarak katledilen 34 kişi için köyde binlerce kişini katıldığı anma gerçekleştirildi. Anmada konuşan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Kürt halkına karşı katliam politikasının devrede olduğunu hatırlatarak, "Roboski Katliamı'nın emrini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan verdi. Ancak, Kürdün Kürdistan'ı olunca bu katliamın hesabı sorulur" dedi.

Şırnak'ın (Şirnex) Qilaban (Uludere) ilçesine bağlı Ortasu (Roboski) köyü sınır karakolu yakınlarında 28 Aralık 2011 günü Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı savaş uçaklarıyla bombalanarak öldürülen 34 insan için bugün başta Amed, Şırnak, İstanbul, Mardin, Muş, Federal Kürdistan Bölgesi'nin Zaho kenti olmak üzere bir çok merkezden binlerce kişi Roboski'ye aktı. Anma kapsamında mezarlıkta yapılan anma etkinliği ardından, binlerce kişi yürüyüşe geçti. Roboski köy meydanına gelen binlerce kişi BDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ile Gültan Kışanak ve HDP Eş Genel Başkanları Sehabat Tuncel ile DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk ailelerle birlikte Roboski Derneği'nin açılışını yaptı.
Müze yapılacak

Müzeye dönüştürülmesi çalışması başlatılan derneğin açılışını Demirtaş, Kışanak, Kürkçü ve Tuncel ile Roboskili anneler birlikte yaptı. Açılışın ardından dernek önünde katliam fotoğraflarının olduğu sergiyi BDP, HDP ve DTK eş başkanları halkla birlikte gezdi. Köy meydanına sığmayan kitle kitle çevrede bulunan tepelere ve binalara çıktı. Kitleye hitaben kısa bir açıklama yapan KESK Genel Başkanı Lami Özgen, Roboski katliamı ortaya çıkması halinde diğer katliamların faillerini de ortaya çıkarmanın yolunu açacağını söyledi. MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal, "Katillerin belli olmasına rağmen devlet ve hükümetin katilleri koruma peşinde olduğu açıktır ama biz bunu kabul etmediğimizi tüm eylem ve etkinliklerimizle ortaya koyacağız. Roboski Katliamı'nı Askeri Mahkeme'ye intikal etmeleri ile bu olayın üzerini örtmeye çalışması açıktır" dedi.

'Katilleri sakladınız'

HDP Eş Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü, Roboski halkına karşı işlenen katliamın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen faillerin yargılanması konusunda herhangi bir adım atılmadığını hatırlatmasında bulundu. Kürkçü, "Katilleri sakladınız, artık saklayamayacağınız. Katillerin yanında, halkın canına kastedenlerin yanında yer almakla iktidar olunmaz. 5 Kilometrelik bir sınırın ötesinde yapılan olağan hava saldırısıyla 34 canımızı şehit ettiniz, Başbakan Erdoğan biz Kürt ve Türk halkları olarak sizi suçlu ilan ediyoruz. Ve bunun hesabını vereceksiniz" diye konuştu. Bu iki yılda hala faillerin yargılanmaması bu halk ile alay etmek olduğuna vurgu yapan Kürkçü, "Şimdi de bombalama emri veren Genel Kurmay Başkanlığı'nın emrindeki askeri mahkemelere intikal edilmiş dosya. Peki, bu halk sizin yalanlarınıza dolanınıza nasıl inanacak, tabi ki inanmıyor. Ama bunun hesabını da bu halk verecektir" dedi.

Tuğluk: Konu Kürtler olunca katliam var

DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk ise, "Demokratik şehitlerimiz, Kürdistan şehitlerimizi saygıyla anıyor, burdan bir kez daha söz veriyoruz onların anısına bağlı kalacağız" dedi. Roboski katliamının Kürt halkının yüreğinde derin bir yara açtığına vurgu yapan Tuğluk, "Acılarımız dinmedi artarak devam ediyor. Çünkü bu 34 yurtaşımız, canımız savaş uçakları ile katledildi ve buna rağmen failler yargılanmıyor, hiç bir şey olmamış gibi davranıyorlar. Artık halkımız onların yalanlarına kanmıyor, bu katilerin kim olduğunu halkımız çok iyi tanıyor. Bunu 33 kurşun katliamında, Maraş katliamında, Sivas katliamında iyi tanıyorlar. Bunların hesabını Roboski de soracağız. Yoksulluğunu, ekmek ve ayakkabı almak için kar kış demeden ticaretini yaptılar ama buna izin vermediler ve onları katlettiler. Söz konusu Kürtler olunca adalet yok, katliam var" şeklinde konuştu

'Kürdün gücü, onuru, şerefi var ama Kürdistan'ın yok

BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, Roboski'nin Kürdistan tarihindeki katliamların en kanlı katliamlardan biri olarak yerini aldığını belirterek, "Bu katliamı unutmamak, unutturmamak ve bunun hesabını sormak için mücadelemiz devam edecek, bunun için Roboski şehitlerimizi tüm Kürdistan şehitlerimizi saygıyla anıyoruz" dedi.

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise konuşmasında Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Kürt halkına karşı katliam politikasının devrede olduğunu hatırlatarak başladı. Demirtaş; "Roboski Katliamı'nın emrini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan verdi" dedi. Demirtaş, "Ancak, Kürdün Kürdistan'ı olunca bu katliamın hesabı sorulur" diye de ekledi. Demirtaş, Roboski ve öncesinde gerçekleştirilen tüm katliamların hesabını sormak için mücadele ettiklerini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü: "Buraya Roboski halkına katliamı unutmadığımızı unutulmayacağımızı bir kez daha hatırlatmak için geldik. Daha önce ailelerimize ve halkımıza söz vermiştik ve sözümüzün gereği olarak, 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde, Kürdistan'daki inkâr ve imha politikalarının hesabını soracağız. İşte Roboski ile yaşadığımız diğer katliamların acısını hissettiğimiz de anlıyoruz. Kürdün gücü var, onuru şerefi, şehitleri vardır. Evet, Kürdün Kürdistan'ı vardır 2 yıldır mazot kokusu içinde parçalanmış halkımızın aileleri ve halk olarak yaşadığımız sürece unutmayacağız. O gün hastane de olayı kaymakam, savcı, devlet yetkililerini gördüğümüzde halkın acılarını nasıl yaşadığını biliyoruz" diye konuştu.

'Adalet buradan başlar'

Demirtaş, Gülen cemaati ve AKP Hükümeti arasında yaşanan ve operasyonlarla sonuçlanan sürecin ardından Hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamaları hatırlatarak şunları belirtti; "Bakanların çocuklarını gözaltına aldılar, orada da birbirlerine düştüler. Bakanların çocukları gözaltına alındı diye Başbakan 800 polisi görevden aldı. Ama burada 34 kişi öldürüldü. 2 yıl geçti. Ama bir onbaşını bile görevden alamadı. Şimdi bu durumla bizleri bununla sınamaya çalışıyorlar. Bu halk sınanacak halk değil. Adalet uygulanacaksa ilk önce çocuklarımız katledenleri yargılayın ondan sonra adalet uyguladığınıza inancağız. Onların çocukları ayakkabı kutularında paraları sayarken, bizim çocuklarımız ayakkabı almak için 50 TL almak için bu karda kışta dağ başlarında can verme pahasına yaşam mücadelesi veriyor. Ama bize iftira attılar, paralel devlet var diyor. Bizim çocukları katledilirken, kadınlar, analarımız ayaklar altına alınırken paralel devletle aynı çizgideydiniz, şimdi ne oldu da paralel devlet var diyorsun."

Konuşmasının sonunda PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın Roboski'li ailelere gönderdiği yazılı mesajı ve desteğinin çok anlamlı olduğunu vurgulayan Demirtaş, "Başkan Apo'nun altını çizdiği gibi yaşadığımız acılar bireysel değil toplumsal acılardır. Bu hakareti bize yapanlar, bir gün buradan gidecek bu hakareti yapanlardan hesap soracağız ve bu halk burada özgürleşerek dolaşabilecek. Bizim işimiz susmak değil hesap sormak, unutturmamaktır" şeklinde konuştu.

36 vicdani ret açıklaması

Demirtaş'ın ardından aralarında Roboski'de katledilenlerin yakınları ve Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan'ında bulunduğu 36 vicdani reddini açıkladı. Retçiler adına ortak açıklamayı okuyan Faruk Encü, "Vicdanı reddini açıkladı. Savaşın parçası olup kardeşkanı dökmeyi reddediyoruz" dedi. Vicdani retçilerin konuşmalarının ardından katliamda yaşamını yitiren aileler adına söz alan Felek Encü anma için gelenlere teşekkür etti. Anma sona ererken, Roboski'ye gelen sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcileri köyden ayrılmaya başladı.

Kalp krizi geçiren annenin durumu ciddi

Öte yandan anma sırasında kalp krizi geçiren katliamda yaşamını yitirenlerin akrabası olan Niran Encü (42) Uludere Devlet Hastanesi'nde tedavi altında tutuluyor. Encü'nün durumunun kritik olduğu belirtildi.



Bayik: Di komkujiya Parîsê de rola dewleta îhtimaleke mezin e – ANF

Hevserokê Desteya Rêveber a KCK'ê Cemîl Bayik, bûyerên girîng ên sala 2013'an nirxand û got, "Di komkujiya Parîsê de bi îhtimaleke mezin dewleta paralel roleke esasî lîstiye." Bayik bal kişand ser têkiliyên kujer Omer Guney û got, Şopên kesê ev komkujî kir, têkiliyên wî yên bi Fethûllahperestan nîşan didin."

Hevserokê Desteya Rêveber a KCK'ê Cemîl Bayik, rojevên ku mora xwe li sala 2013'an de xist ji ANF'ê re nirxand.

Bayik bibîr xist ku di salên 2011-2012'an de di navbera dewleta Tirk û PKK'ê de şerê herî dijwar ê dîrokê hat jiyîn û destnîşan kir ku Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan rewşa zehmet a hikûmetê dît û bi pêngaveke mezin a siyasî re dest bi sala 2013'an kir.

DI 2011-2012'AN DE ŞERÊ HERÎ GIRAN Ê DÎROKÊ HAT JIYÎN

Hevserokê Desteya Rêveber a KCK'ê Cemîl Bayik bal kişand ser hevdîtinên Oslo û diyar kir ku hikûmeta AKP'ê hingî ji bo çareseriyê ti gav nediavêt û di ser re hem AKP'yiyan hem jî derdorên nêzî Fethûllahiyan behsa modela Srî Lankayê dikirin. Bayik got, "Digotin Tevgera Azadiyê ya Kurd dikare bi vî rengî bê tasfiye kirin. Di rewşeke bi vî rengî de êrîşên xwe hem ji hewayî hem ji bejahî zêde kirin. Van êrîşan di payiza 2011'an de destpê kir û heta payiza 2012'an dewam kir. Pevçûnên herî dijwar ên dîrokê hatin jiyîn. Gerîla, artêş xist rewşeke welê ku nikaribe xwe ji qereqolê derxîne. Herêmên gelekî berfireh kontrol kir. Ev rewş li Tirkiyê ji aliyê her kesî ve hat qebûlkirin. Cih li hikûmetê gelekî teng bû. Artêşê nekarî xwe li pêşberî berxwedana gerîla li ser lingan bigire. Vê yekê zehmetiyeke mezin dida AKP'ê. Di vê demê de berxwedana zîndanê hat rojevê. Li zîndanan bi hezaran girtî ketin greva birçîbûnê û rojiya mirinê. Vê yekê hîn bêtir hikûmet tengav kir.

Wekî din di vê demê de li Rojava pêngaveke mezin a şoreşê derket holê. Di 19'ê Tîrmeha 2012'an de li Rojava gelek bajar bi dest ketin. Kurd hatin wê radeyê ku xwe birêve bibin. Dewleta Tirk bi bikaranîna hin hêzên çete re xwest pêşî li şoreşa Rojava bigire. PDK'ê jî polîtîkaya dorpêçkirina Rojava meşand. Di vê rewşê de hêzên şoreşger ên Rojava, polîtîkayên tinekirinê yên AKP û PDK'ê yên li dijî Tevgera Azadiyê ya Kurd, pûç kirin."

‘RÊBER APO PÊNGAVEKE GIRÎNG A SIYASÎ KIR’

Bayik da xuyakirin ku vê atmosferê rewşeke welê danî pêşiya AKP'ê ku eger di sala 2012'an de jî mîna sala 2012'an bimeşe, dê nikaribe li ser desthilatdariyê bimîne, lewma di nuqteyeke krîtîk a rojiya mirinê de hikûmetê heyet şand Îmraliyê û di vê encamê de rojiya mirinê hat bidawîkirin.

Bayik diyar kir ku Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan rewşa tengav a hikûmeta Tirk dît û di çarçoveya van hemû pêşketinan de dest bi pêngava siyasî kir. Bayik got, "Rêber Apo li ser bingeha demokratîkbûyîna Tirkiyê xwest, zorê bide dewleta Tirk û hikûmeta AKP'ê.

Bêguman di hevdîtinên bi AKP'ê yan jî heyetan ên li Îmraliyê re ti projeyek ku li ser lihevkirin çê bûye nîne. Bes nêzîkatiyeke hevpar derketiye holê ku bi gavavêtinê re dê ji bo demokratîkbûyîna Tirkiyê û çareseriya pirsgirêka Kurd rewşeke erênî derxîne holê.

Rêber Apo di vê çarçoveyê de ji bo pênava siyasî girîng dîtiye ku rewşeke bê şer ava bike, bi vî rengî gav bi gav hêzên gerîla derxîne derveyî sînorên Tirkiyê. Ev yek ne tenê ji bo çareseriya pirsgirêka Kurd û demorkatîkbûyîna Tirkiyê, bi perspektîfa çareseriya Rojhilata Navîn û çareseriya pirsgirêka Kurd nirxandiye.

Pêwîste pêngava siyasî ya Rêber Apo di dawiya sala 2012'an de di encama hevdîtinên bi heyeta hikûmeta AKP û dewletê re da destpêkirin, di çarçoveya Pêngava Rizgariya Demokratîk û Avakirina Jiyana Azad de bê dîtin.

Bêguman Rêber Apo û tevgera me ya azadiyê piştrast bû ku bi xwedîderketina li vê polîtîkayê re dê encam jê derkeve."

DI KOMKUJIYA PARÎSÊ DE BI ÎHTIMALEKE MEZIN ROLA DEWLETA PARALEL HEYE

Bayik da xuyakirin ku bi destpêkirina sala 2013'an de rûdana komkujiya Parîsê ya di nava atmosfereke nîqaşên li ser çareseriya pirsgirêka Kurd û demokratîkbûyîna Tirkiyê de, rê li ber şoqek mezin vekiriye û got, "Komkujiya Parîsê, weke parçeyek ji biryara tinekirina rêveberiya Tevgera Azadiyê ya Kurd pêk hat. Xwestin bi Tevgera Azadiyê ya Kurd re travmayekê bidin jiyîn. Ev biryar nû nehatiye girtin. Dibe ku beriya çend salan hatiye girtin. Ji ber ku şopandineke demdirêj çê bû. Diyare ku piştî Rêber Apo dest bi pêvajoyê kir, ev biryar hat rawestandin. Ji vî alî ve diyar ku ji wergirtina vê biryarê haya dewleta Tirk û hikûmeta AKP'ê heye. Ji ber ku wan jî dixwestin tevgera azadiyê ya Kurd tine bikin. Lê bi taybetî çapemeniya fehtûllahiyan ev mijar gelekî dinirxand. Hewl didan atmosfera pîskolojîk û rewşa siyasî ya vê yekê biafirînin. Aşkera bû digel pêngava Rêber Apo da destpêkirin jî, nekarî pêşî li vê bigire.

Pêkhatina vê bûyerê piştî destpêkirina pêvajoyê, rastiye derxist holê; Hikûmeta AKP'ê di tinekirina Tevgera Azadiyê ya Kurd de, fetûllahî û hêzên li nava polîs û dadgeriyê bikar anî. Di plan û polîtîkayên tinekirina Tevgera Azadiyê ya Kurd a ji navenda Fetûllahiyan de, dewleta paralel bi zêdehî cih girtiye. Ji ber vê yekê, bi îthimaleke mezin wan roleke esasî di vê komkujiyê de lîstine. Fetûllahî di nava polîsan de bi xurt in. Tevî ku di nava îstîxbarata emniyetê de xwedî bandor e jî, di heman demê de xwedî yekîneyên serbixwe yên îstîxbaratî ne. Li Kurdistanê MÎT heye, Îstîxbarata Emniyetê heye, xebateke îstîxbaratê ya fetûllahiyan bi xwe rêxistin kiriye heye.

Dewleta paralel ku di navenda wê de fetûllahî hene, tevî ku li Kurdistanê bi bandor e, li bajarên mezin ên Tirkiyeyê jî xwedî bandoriyekê ne. Rêber Apo timî destnîşan kiriye ku dewleteke paralel heye. Hin derdor dibêjin dewleta paralel nîne, li hebûna vê dewletê rastiyeke. Lê belê ev dewleta paralel li ser hilweşîna dewleta berê xwe di nava dewletê de birêxistin kir û ji dewleta paralel wêdetir niha bi bidestxistina dewletê re dixwaze bide dewleta kûr, esasa dewletê bi xwe. Eger bi vî rengî were nirxandin, wê rewş bê fêmkirin."

‘BI KOMKUJIYA PARÎSÊ RE JI DAMEZRANDINA PKK'Ê TOL HAT HILANÎN’

Hevserokê Desteya Rêveber a KCK'ê Cemîl Bayik da xuyakirin ku ev komkujî bi tenê li hemberî Sakîne Cansiz (Sara) û du şoreşên jin nîne û destnîşan kir ku ev yek bi armanca tinekirina tevahiya PKK'ê hatiye kirin. Bayik got, "Bi gotineke din; ji damezrandina PKK'ê tol hatiye hilanîn. Weke parçeyek ji plana tinekirina damezrînerên PKK'ê hatiye kirin. Ji ber vê yekê emê komkujiyê timî cidî bigirin, ti carî ji bîr nekin û dê kes nikaribe bide jibîrkirin. Heta ku ev komkujî neyê ronîkirin, dê di çareseriya pirsgirêka Kurd û demokratîkbûyîna Tirkiyê de pêşketineke cidî rû nede. Ancax bi ronîkirina rastiyan re dikare pêşî li hêzên dixwazin çareseriya pirsgirêka Kurd û demokratîkbûyîna Tirkiyê sabote bikin, bê girtin."

‘CIVAK JÎ, CÎHAN JÎ LI BAYÊ PIŞT TEVGERÊ DINÊRIN’

Hevserokê Desteya Rêveber a KCK'ê Cemîl Bayik da xuyakirin ku qebûlkirina Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan weke sermuzakerevan pêşketineke girînge ku ji aliyê Tirkiye û cîhanê ve hatiye qebûlkirin ku bêyî Ocalan pirsgirêka Kurd çareser nabe. Bayik destnîşan kir ku di encama têkoşînê de hatiye dîtin ku bi dervehiştina Tevgera Azadiyê ya Kurd re pirsgirêk çareser nabe û got ,"Her çend Barzanî çû Amedê, di pêvajoya hevdîtina bi Erdogan re Erdogan got; emê tevgereke alternatîf biafirînin, emê qebûl nekin ku li Kurdistanê bi tenê PKK xwedî bandor be, em vê tekperestiyê qebûl nakin û dê di bin bandor û kontrola dewletê de tevgereke siyasî ya alternatîf were afirandin, ev mijar nikare têkeve pratîkê. Ji ber ku civak jî, gel jî, cîhan jî li bayê pişt her tevgerê temaşe dikin. Bêguman nêrîn û partiyên siyasî yên cuda li Kurdistanê dibe. Lê belê ev bi dînamîkên xwe, bi xebatên xwe dibe. Naxwest bi gotina 'Emê pêşî li yekhêzbûyîna PKK'ê bigirin' a Erdogan an jî avakirina hin rêzan bi alîkariya PDK'ê, hem li dijî sosyolojiyê, hem jî li hemberî xwezaya siyasetê ye. Mûxatab girtina Rêber Apo û hevdîtinên li Îmraliyê vê rastiyê derdixîne holê. Hevdîtinên 2013'an encamên girîng bi xwe re aniye. Ne Rêbe Apo ne jî Tevgera Azadiyê tiştek winda nekirine. Hevdîtinên sala 2013'an xwedî kêmasî be jî, destketiyên girîng bi xwe re anîne."

HEVDÎTIN VENEGUHERÎN MUZAKEREYAN

Bayik da zanîn ku di sala 2013'an de beşeke girîng a civaka Tirkiyeyê gihaşt wê baweriyê ku di vê pirsgirêka Kurd bi rêyên demokratîk û siyasî bê çareserkirin û anî ziman ku ev yek ji bo çareseriya pirsgirêkê pêşketineke girîng e.

Bayik axaftina xwe wiha dewam kir: "Hevdîtin veneguherîn muzakereyê. Di vê mijarê de AKP'ê ji ber nêzîkatiyên xwe yên mijûlkar û sivik, rewşa agirbestê ya bi birdariyeke mezin hat meşandin, baş bikar neanîn. Muzakere nehat destpêkirin. Hînê mîna mehkûmekî giran nêzî Rêber Apo dibe.

Pêşeroja van hevdîtinan bi helwesta hikûmet û dewletê ve girêdayî ye. Gelo hikûmeta AKP ji bo çareseriyê dikare çi gavê biavejê? Ne mumkune niha tiştek di vî warî de bê gotin. Lê belê nêzîkatiyên wê yên heta niha, ne zîhniyet, ne vîn û ne jî niyetek ji bo çareseriyê nîşan nedaye."

Bayik da xuyakirin ku biryara vekişîna gerîla biryareke dîrokî ya Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan e û da zanîn ku ev yek bi awayekî vekirî pêngava çareseriya pirsgirêka Kurd a li ser bingeha demokratîkbûyîn ye.

Bayik diyar kir ku hikûmeta AKP'ê û dewleta Tirk wate nedane vê pêngava vekişînê û got, "Bi vekişînê re dê hikûmetê jî gav biavêta. Li ÎmraliYê mutabakateke wiha derketibû holê. Ev ne mutabakateke nivîskî yan jî peymanek bi dewlet û hikûmetê re bû. Lê belê nêzîkatiyek hatibû nîşandan ku eger di çarçoveya hevdîtinên giştî de gaveke bi vî rengî were avêtin, dê hikûmet û dewlet jî gavê biavêje. Vê yekê hikûmet û dewlet test kiriye. Tevî vê yekê jî, piştî ku hat dîtin pêngava vekişînê girîng nehat dîtin, Tevgera Azadiyê ya Kurd vekişîn rawestand. Biryara vekişînê vîna kongreya PKK'ê bû."

‘VEKIŞÎN DIKARE BIBE, LÊ ÊDÎ NE MÎNA BERʒ

Hevserokê Desteya Rêverber a KCK'ê Cemîl Bayik da xuyakirin ku vekişîna gerîla dikare bibe, lê ji niha û pê ve mîna berê nabe. Bayik got, "Ancax vîna çareseriyê were nîşandan, di vê mijarê de gavên cidî bên avêtin, hingî dikare bikeve rojevê."



Öcalan: Roboski son yüzyılın en büyük acılarından biri - ANF

Roboski katliamı yıldönümünde protesto etmek için düzenlenen anmaya Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da bir mesaj gönderdi. Roboski katliamının halka son yüzyılda yaşatılan en büyük acılardan biri olduğunu belirten Öcalan, “Ailelerin adalet arayışı anlamı ve saygıya değerdir. Hükümetin de bu sürecin bir parçası olması beklenen hakikatlerle yüzleşme meselesine Roboski'de başlayarak doğru bir iş yapmalıdır. Katledilen evlatlarımızın davasına sahip çıkan Roboskili kadınlar da barışın anıtsal değerleri olacaktır" dedi.

Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboski ile Güney Kürdistan sınırında mazot ticareti yapan çoğu çocuk 34 Kürdün Türk ordusuna savaş uçakları tarafından bombalanarak yaşamını yitirmesinin ikinci yıl dönümünü protesto etmek amacıyla binlerce kişi Roboski'ye akın etti.

Aralarında BDP eş genel başkanları Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk, BDP ve HDP milletvekilleri, bölge BDP il ve ilçe örgütleri, bölge belediye başkanları ve adayları, sivil toplum örgütleri temsilcilerinin de bulunduğu binlerce kişi BDP Şırnak İl Örgütü binası önünden yüzlerce araçlık konvoy ile Roboski'ye geçti.

ÖNCE MEZARLAR ZİYARET EDİLDİ

Roboski'ye gelen kitle ilk önce yaşamını yitiren 34 kişinin defnedildiği köy mezarlığını ziyaret etti. Önde BDP eş genel başkanları, Dayiken Şemiye (Cumartesi Anneleri), Maraş, Sivas, Lice, Sündüs, Gezi, Gever katliamında yaşamını yitirenlerin aileleri, BDP ve HPD'li milletvekilleri, bölge belediye başkanlarının da bulunduğu binlerce kişinin katıldığı anmada, "Ey Raqip" marşı eşliğinde saygı duruşunda bulunuldu. Ziyarette "Şehid namirin", "Katil Erdoğan istifa", "Katliamların hesabı verilecek" ve "Katil devlet hesap verecek" sloganları atıldı.

ÖCALAN’IN MESAJINI FERHAT ENCÜ OKUDU

Ardından BDP PM üyesi Ferhat Encü, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın Roboski katliamının yıl dönümü dolayısıyla gönderdiği mesajı okudu. Encü'nün, Öcalan'ın mesajını okuduğu esnada sık sık "Selam selam İmralı'ya bin selam" ve "Biji serok Apo" sloganları atıldı.

Roboski'de yaşanan katliamın halka son yüzyılda yaşatılan en büyük acılardan biri olduğuna dikkat çeken Öcalan, "Tarih göstermiştir ki Kürt halkı ulusal demokratik kimlik bilincine dönük bir uyanış yaşadığı her dönemde acımasız saldırı ve katliamların hedefi durumuna gelmiştir. Bu anlamda 1978 yılının Aralık ayında yaşanan Maraş katliamında da doğrudan savunmasız Kürt çocukları hedef alınmıştı. O gün faşist kontra unsurlar eliyle uygulanan katliam Roboski'de çağın en vahşi ve acımasız savaş aygıtları eliyle gerçekleştirilmiştir. Bizler bu çözüm sürecini başlatırken bir yandan demokrasi ve özgürlükleri geliştirelim bir yandan da geçmişte ve yakın tarihimizde yaşanan bütün acı ve hakikatlerle yüzleşelim istedik" dedi.

2 yıldır aydınlatılmayan ve hesabı sorulmayan Roboski katliamında çözümün sağlanması ailelerin ve halkın vicdanının rahatlatılması gerektiğini kaydeden Öcalan, Türkiye Başbakanı Erdoğan ile bir araya gelen Roboskili ailelerin adalet arayışının çok anlamlı olduğunu söyledi.

‘DEVLET ADALET ARAYIŞINI ENGELLEMEMELİDİR’

"Bu adalet talebi o kadar önemlidir ki yakın geçmişimizden başlayarak tarihimizdeki acılarla yüzleşmenin kapısına dönüşebilir" diyen Öcalan şunları ifade etti: "Devlet ve hükümet cesurca sonuçlarından korkmadan bu yüzleşmenin ve adalet arayışının önüne engeller koymaktan vazgeçmelidir. PKK'ye mal edilen ve yıllarca bir kara propaganda olarak Türkiye halklarına servis edilen yüzlerce yalandan ikisi Kuşkonar ve Koçağlı katliamları daha geçtiğimiz hafta AİHM'de mahkum edildi. Devlet bu inkar kalesine sığındıkça uluslararası kamuoyu ve Türkiye halkları nezdinde katliamcı olarak tescillenmeye devam edecektir. İşte tamda bu içinden geçtiğimiz süreçte bu trajik katliamla ilgili sağlanacak olan adalet ve onun üzerine inşa edilecek olan barış bizim büyük barış arayışımıza da örnek teşkil edebilecek önemde olacaktır."

Roboskili kadınların öncülüğünde gelişen ailelerin onurlu direnişi, diyalog da dahil her türlü yolla hak ve adalet arayışlarının çok saygı değer bulduğunu vurgulayan Öcalan, "Bu adalet arayışının ve kişisel değil toplumsal olduğunun farkındayız. Bu acının güncel değil tarihsel olduğunun da bilincinde olmalıyız. Roboskili aileleri halkımız bugünü kadar olduğu gibi bundan sonrada yalnız bırakmayacaktır. Hükümetin de bu sürecin bir parçası olması beklenen hakikatlerle yüzleşme meselesine Roboski'de başlayarak doğru bir iş yapmalıdır. Bu bağlamda bütün Roboski halkına olan güvenimi ve taziye dileklerimi tekrarlıyorum. Katledilen evlatlarımızın davasına sahip çıkan Roboskili kadınlar da barışın anıtsal değerleri olacaktır" dedi.

Mesajın okunması ardından binlerce kişi anma programının gerçekleşeceği Roboski köyüne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşte üzerinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın son yayınlanan fotoğrafı ile Roboski katliamının fotoğrafının bulunduğu "Türk devleti devlet olsaydı, derhal katilleri bulurdu" pankartı ile "Roboski katliamını kınıyoruz", " Tutuklamalar, "Katliamlara rağmen Kürt halkı dimdik ayaktadır" ve "Rojava devrimi tarihi bir örnektir" pankartı taşındı. Sık sık PKK ve Öcalan lehine sloganlar atılan yürüyüşte ayrıca üzerinde Paris'te katledilen 3 Kürt kadın devrimcinin fotoğrafının bulunduğu "Şahadetiniz zafer sözümüzdür" pankartı taşındı.


Ji YPG´ê pêngaveke nû – Yeni Özgür Politika

Hêzên Yekîneyên Parastina Gel YPG li dijî komên çete pêngavke nû da destpêkirin. Di operasyona ku didome de bi dehan gund hatin rizgarkirin.

Di operasyona ku hêzên YPG’ê li herêma Til Hemis li dijî komên çete daye destpêkirin  û hîn didome de heta niha bajarokek û bi dehan gund hatin rizgarkirin. Li gorî agahiyên ku nûçegihanên ANHA’yê ji herêmên operasyonê bidest xistine, operasyona YPG’ê ji aliyê Til Koçer, bajarokên Til Berek û Til Maruf ve ji 3 aliyan hate destpêkirin. Di operasyona ku hîn bi awayekî berfireh didome de, bajaroka Til Berek hate rizgarkirin.

Devera girîng hat girtin

Ji qada di navbera Til Koçer û Til Hemis ku nêzî 65 kîlometre ye jî herêmek 60 kîlometreyî û bi dehan gundên li vê herêmê hatin rizgarkirin. Di operasyonê de her wiha riya Til Koçer û Til Hemis, riyên ku wekî “Riya Siyasî” û “Riya Petrolê” tê zanîn ket bin kontrola YPG’ê. Dîsa riya Til Hemis û Til Berek ket destê YPG’ê. Hate gotin ku bajaroka Til Hemis ku dikeve başûrê rojhilatê Qamişlo niha 6 kîlometre ji aliyê Til Berek, 7 kîlometre ji aliye Til Maruf û 5 kîlometre jî ji aliye Til Koçer ve hatiye dorpêçkirin.  Hate ragihandin ku gelek noqteyên komên çete jî hatine dorpêçkirin û operasyona li van deveran didome.

Gundên hatin rizgarkirin

Ebû Xezef, Xenamiyê û 2 gundên bi navê Bezûniyê, Xirbit El Hatim, Şermûxa Mezin û Şermûxa Biçûk, Helac, 4 gundên bi navê Mesluna ku di yekê de kurd, yekê ereb, yekê jî tirkmen hene, Ebû Tiwêna, Til Bixêr, Kulî, Xena, Sexlam El Xerab.


Hesabı mutlaka sorulacak – Yeni Özgür Politka

Roboskî Katliamı’nın sorumlusunun AKP olduğunu belirten KCK, “Bu katliamın üstünün örtülemeyeceği dost düşman herkese gösterilmelidir” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Roboskî Katliamı'nın hesabının sorulması için mücadelenin yükseltilmesi çağrısı yaptı: "Bu katliamın üstünün örtülemeyeceği dost düşman herkese gösterilmelidir.”

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Roboskî Katliamı'nın yıldönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Roboskî'nin tekil olmadığını; 1924'ten itibaren Kürtlere karşı Dersim, Şeyh Sait, Ağrı ve Zilan’da yapılan katliam ve soykırımların devamı olduğunu kaydetti. Roboskî Katliamı'nın da kültürel soykırımı sürdürmek ve tamamlamak için yapılmış bir katliam olmakla birlikte Kürdistan tarihinde unutulmayacak katliamların en trajiği olarak nitelendiren Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Dünyada bu kadar soğukkanlı işlenen cinayet yoktur. Katliamdan sonra başta hükümet ve yandaşları böyle bir katliam olmamış gibi davranmışlardır. Mitinglerde rutin olarak öldürdükleri çocuk ve gençler gibi terörle mücadele zayiatı olarak görmüşlerdir. Bu katliamı, Türk basını 24 saat boyunca görmediği gibi, sonradan da sıradanlaştırmaya çalışmıştır. Bu katliama yaklaşım, Kürt halkına nasıl yaklaşıldığını bir daha göstermiştir. Hükümetin ailelere biraz tazminat ödeyip bu katliamın üstünü örtmek istemesi insana ve Kürtlere nasıl yaklaşıldığını da ortaya koymuştur. Kapitalist modernite çağında her şeyin para olduğu konusu çok çirkince gözler önüne serilmiştir."

İnsanlık suçu işleniyor

Emir veren, uygulayan bilinmesine rağmen yargılanmamasının da insanlık suçu olduğu vurgulanan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, açıkça ‘Biz Kürtleri istediğimiz gibi öldürürüz, hiç kimseye de hesap vermeyiz’ denildiğinin altını çizdi. Cumhuriyet tarihi boyunca kullanılan bu sindirme yönteminin Roboskî’de de çok pervasızca yapıldığı kaydedilen açıklamada, şunlar belirtildi: "Her an sorgusuz sualsiz öldürülmek duygusu kadar yıldırıcı bir saldırı yoktur. Katliam sonrası AKP Hükümeti'nin tavrı Kürtler üzerinde yürütülen kirli savaşın ne kadar çirkin gerçekleştirildiğini gözler önüne sermiştir. Roboskî Katliamı, Kürtler üzerinde yürütülen kirli savaşın ne olduğunun özeti gibidir.”

Katliamın sorumlusu AKP'dir

Roboskî Katliamı’nın bilinçli olarak aydınlatılmadığına dikkat çeken KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, “AKP ile AKP'nin kirli savaşının vurucu güçlerinden olan cemaat merkezli paralel devlet, Kürtler bir travma yaşasın diye bu katliamı aydınlatmamışlardır. AKP ittifak içinde olduğu cemaatle birlikte Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmek istemiştir. Fethullahçı polis ve yargı, AKP Hükümeti tarafından planlı ve bilinçli bir biçimde Kürt Özgürlük Hareketi üzerine sürülmüştür. Paralel devlet, AKP politikası ve bilgisi dahilinde Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaşın en öndeki vurucu güçlerinden olmuştur. AKP Hükümeti, herkesi Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı kullandığı gibi, polis ve yargıda etkili olan Fethullahçıları da kullanmıştır. Nasıl ki dışarıda önceleri İran’ı, Suriye’yi ve başka güçleri, sonralar ilişki geliştirdiği Mısır ve El Kaide gibi çeteci güçleri ve her türlü gücü Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı kullanmışsa, içerideki birçok gücü de kullanmıştır. Bu açıdan Kürt halkına ve Türkiye halkına karşı yürütülen tüm baskı ve zulüm bu yönlü kirli ittifaklar halinde yapılmıştır. Kuşkusuz bu baskı ve zulmün siyasi sorumlusu da AKP’dir. Bu nedenle Roboskî Katliamı'nın sorumlusu da AKP Hükümeti'dir” dedi.

Katliamlarla yüzleşilmeden temizlenmez

AKP Hükümeti zamanında sadece Roboskî’nin değil, tüm cinayetlerin ve kirli saldırıların failinin bulunmadığı hatırlatılan  açıklamada, “Bu gerçeklik, cemaatin merkezinde olduğu paralel devletle bir kirli işler ortaklığının yapıldığını kanıtlamaktadır.
Türkiye'de Roboskî Katliamı ortaya çıkarılmadan kimse temiz olduğunu söyleyemez. Bugün ortaya saçılan yolsuzluk ve kirli işler bu tür katliamların ortaya çıkarılmadığı ülkelerde gerçekleşmektedir. Katliamların gerçekleştiği ve sorumlularının bulunmadığı Türkiye'de yolsuzluklar da, kirli işler de, meşru olmayan örgütlenmeler de devam edecektir" denildi.

Özgürleşme mücadelesinin parçası

Roboskî’nin katillerini açığa çıkarmanın, demokratikleşme ve özgürleşme mücadelesi olduğunun altı çizilen KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı açıklamasında, zaten demokratikleşme gerçekleşmediği müddetçe bu katliamların da önünün alınamayacağı hatırlatıldı. Gever’de üç yurtseverin katledilmesinin bunun en yakın kanıtı olduğuna işaret edilen açıklamada, "Bu nedenle 28 Aralık’ta tüm demokrasi güçleri Roboskî Katliamı'nın faillerini bulma mücadelesini yükseltmelidir. Protestolarını en yüksek düzeye çıkarmalıdırlar. Roboskî’ye gidiş çok kitlesel olmalıdır. Bu katliamın üstünün örtülemeyeceği dost düşman herkese gösterilmelidir. Roboskî Katliamı'nın sorumluları bulunup yasa önüne çıkarılmadan Kürt halkı da Türk halkı da travma yaşayacak ve psikolojik olarak rahat olmayacaktır. Bu açıdan Roboskî şehitlerine sahip çıkmak tüm Kürt halkı ve Türkiye halklarının görevidir. Bu vesileyle Roboskî şehitlerimizi minnetle ve saygıyla anıyor, onların bizlere yüklediği sorumluluğu özgür Kürdistan'ı gerçekleştirerek yerine getireceğimizin sözünü bir daha veriyoruz” denildi.

KJB: Sorumlusu AKP’dir

Kürt Kadın Hareketi (KJB) Koordinasyonu da Roboskî Katliamı'nın yıldönümü nedeniyle yazılı açıklama yaptı. Dünyanın gözü önünde yapılan bu katliamın failleri dünyaca bilinmesine rağmen şimdiye kadar her hangi bir hesabın sorulmaması ve faillerinin ısrarla gizlenilmesinin, Kürdistan'da başka katliamların yapılacağına işaret ettiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi: "Bu katliamı, 200 yıldır Kürdistan’da her türlü cinayeti, tecavüzü, katliamı geliştirerek, şiddet ve savaşa dayalı varlığını egemen kılan paralel devlet güçleri ve sömürgeci devletler yapmıştır. Kürdistan’da uygulanan soykırım zihniyetini destekleyerek, derinleştiren AKP Hükümeti kendi çıkarları için paralel devleti besleyerek Kürt halkına karşı katliamların gerçekleşmesine çanak tutmuş, katliamları meşru göstermiştir. Dolayısıyla Roboskî Katliamı'nın baş sorumlusu AKP Hükümeti'dir. Daha önce İttihat ve Terekki’nin beyaz Türk faşizmi Dersim’de, Zilan’da, Maraş’ta gerçekleştirdiği katliamların benzerini bu gün paralel devlet, AKP-Gülen ortaklığını yeşil faşizmi Roboskî’de, Geliyê Teyarê’de, Tel Aran’da, Tel Hâsıl’da, Paris’te, Gever’de sürdürmüştür. “
Bu katliamların aydınlatılmasını devletten beklememek gerektiğini de belirten KJB Koordinasyonu, Kürt halkına karşı uygulanan komplo ve katliam politikalarını boşa çıkartacak ve yeni katliamları önleyecek tek gücün Kürt halkının direnişi olduğuna dikkat çekti.
“90 yıldır Kürt toplumuna karşı yapılan bu insanlık suçunun hesabını soracak, özgür demokratik bir yaşamı sağlayacak olan Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin kedisi olacaktır. Bunun için halkımız dört parça Kürdistan’da mücadelenin her alanında sözüyle eylemiyle tavrını koyarak büyük bir direniş göstermelidir” diye devam eden KJB Koordinasyonu, “Halkımız ve dostlarımız bunu iyi bilmeli ve kesinlikle bunun hesabını soracak düzeyde serhildanlarını kesintisiz sürdürmelidir. Halkımızın direnişiyle mevcut iktidarlarda diğer inkar ve imhacı hükümetler gibi yıkılacaktır” dedi.

DTK: Çıkış çözümdedir

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) de yaptığı yazılı açıklamada, insanlık suçunun işlendiği Roboskî Katliamı'nın örtbas edilmek istendiğini belirtti.

Katliamın üzerinden tam iki yıl geçmesine rağmen görevden alınan veya yargılananın olmadığı hatırlatılan açıklamada, "Roboskî’nin hesabı sorulmadığı için bu katliama; Gezi, Lice, Gever gibi yeni katliamlar eklendi. Hesabı sorulmayan her katliam yeni katliamların, yeni acıların habercisi oldu” denildi.

Çocukları hakkında yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet gibi yüz kızartıcı iddialarla soruşturma açıldığından dolayı fırtınalar koparan AKP iktidarının, söz konusu Kürt halkının çocuklarının katliamı olunca askeri, polisi ödüllendirdiği, teşekkür ettiğini de vurgulayan DTK, açıklamasını şöyle sürdürdü: ”Bu çifte standartlı zihniyetle, ayırımcı politikalarla barış sürecini geliştirmek, adalet ve demokratikleşmeyi sağlamak mümkün olmayacağı gibi kriz ve kaotik süreçlerin yaşanması da kaçınılmazdır. Roboskî Katliamı ve diğer katliamlar aydınlanmadıkça, bu ülke darbe anayasası ve yasalarıyla yönetildikçe, Kürt siyasetçileri rehin tutuldukça, Kürtler kimliğiyle, haklarıyla eşit yurttaş kabul edilmedikçe, demokratik çözüm gerçekleşmeyeceği gibi kriz ve kaosların önüne geçilemeyecek, paralel devlet tüm kirlilikleri ile kendini hep var edecektir. Tekçi, güvenlikçi ve otoriter politikalarla hem Türkiye’yi, hem de kendi iktidarını büyük bir krizin eşiğine getiren Başbakan ve AKP iktidarı artık şunu görmelidir ki krizlerden çıkışın ve paralel devlet yapılanmasından kurtulmanın yolu Kürt sorununun demokratik çözümünden geçmektedir.”

Özür dile, hesabını ver

Demokratik çözümün gelişimi için Roboskî’nin aydınlatılmasının önemli bir adım olacağını da vurgulayan DTK, “Kürt halkının en önemli taleplerinden biri de katliamın ikinci yıldönümünde hükümet, bu katliamdan ve diğer katliamlardan dolayı özür dilemeli ve katliam sorumluların bulunması için gerekli hukuksal girişimleri zaman geçirmeden başlatacağını kamuoyu ile paylaşmalıdır. Kamuoyu önünde yapılacak olan bu açıklama barışmanın, demokratikleşmenin, kucaklaşmanın ve kardeşleşmenin samimi ifadesi olacaktır.
Roboskî katliamının ikinci yıldönümünde yaşamını yitiren Kürt halkının evlatlarını saygıyla anarken bu ve diğer katliamların sorumlularından hesap soruluncaya, kirlilikler ve karanlıklar aydınlatılıncaya kadar demokratik mücadelemiz, onurlu direnişimiz devam edecektir” dedi.


Bu ağıt sizi yıkar – Özgür GÜndem

 Kürtlere yönelik 90 yıllık katliamlar zincirinin son büyük halkası olan Roboski Katliamı, Kürdistan ve Türkiye’de on binlerin eylemleriyle lanetlendi. Roboski’de buluşan on binler ise katliamın sorumlusu AKP ve paralel örgüt Cemaat’e, ‘Ahımızın altında kalacaksınız’ dedi

ROBOSKİ PEŞİNİZİ BIRAKMAZ

Roboski’de 34 Kürt’ün TSK’ye ait savaş uçaklarıyla katledilmesi, 3’üncü yılına girdi. Katliamdan bu yana sorumluları yargılayacağına Roboskili aileleri cezalandırma yoluna giden AKP, Kürtlere yönelik 90 yıllık katliamlar zincirine kendi katliamının adını da yazmış oldu.

ZULÜM KALESİ YIKILACAK

Dün Roboski’ye akan on binlerce Kürdistanlı, katledilen 34 evladı için ağıtlar yaktı, gözyaşı döktü, Roboskili annelerin acılarına ortak oldu. Kürtler, sadece ağıt yakmadı, 90 yıldır süren zulüm sistemini yıkma iradesini gösterdi, tarihi acının tarihi hesabını sorma sözü verdi.

Mücadele yükseltilmeli

KCK ve KJB, “AKP ile AKP’nin kirli savaşının vurucu gücü olan Cemaat merkezli paralel devlet, Kürtler bir travma yaşasın diye bu katliamı yapmıştır. Mücadele yükseltilmeli” dedi.

Emir Erdoğan’dan

Anmada konuşan BDP Eşbaşkanı Demirtaş, AKP ve Cemaat’in katliamın ortağı olduğunu belirterek, “Emri Erdoğan verdi” dedi.

ROBOSKİ YÜZLEŞMENİN KAPISI OLACAK

Şirnex’in (Şırnak) Qilaban (Uludere) ilçesine bağlı Roboski köyü ile Federe Kürdistan sınırında mazot ticareti yapan 34 sivil yurttaşın TSK’ye ait savaş uçakları tarafından bombalanarak katledilmesinin ikinci yıldönümünde on binler Roboski’deydi. Aralarında BDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak, DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk, BDP ve HDP milletvekilleri, çok sayıda BDP seçilmiş ve sivil toplum örgütleri temsilcilerinin de bulunduğu on binlerce yurttaş Roboski’de gerçekleştirilen anmaya katıldı. Kürdistan’ın birçok merkezinde dün katliamı kınamak amacıyla kepenkler açılmazken, yurttaşlar sabahın erken saatlerinde Roboski’ye akın etti.

Katliamlar ortaklaştırdı

Roboski’ye gelen yurttaşlar, ilk olarak yaşamını yitiren 34 yurttaşın defnedildiği köy mezarlığını ziyaret etti. Dayikên Şemiyê (Cumartesi Anneleri), Maraş, Sivas, Licê, Sündüs, Gezi, Gever katliamında yaşamını yitirenlerin aileleri, BDP ve HDP’li milletvekilleri, bölge belediye başkanlarının da bulunduğu binlerce kişilek anmada, “Ey raqîp” marşı eşliğinde saygı duruşunda bulunuldu.

Mezarlıkta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Roboskili aileler için gönderdiği mesajın okunmasından sonra, BDP’lilerin de aralarında bulunduğu binlerce kişi anma programının gerçekleşeceği Roboski köyüne doğru yürüyüşe geçti. Öcalan’ın son yayınlanan fotoğrafıyla yürüyen kitle, yürüyüş boyunca Roboski Katliamı’da yaşamını yitirenlerin fotoğrafları ile “Katliamlara rağmen Kürt halkı dimdik ayaktadır” pankartını taşıdı.

Katiller korundu

Mezarlık ziyareti sonrası mezarlık ziyaretinde bulunan on binler Roboski’ye doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüyüşün ardından kitleye hitap eden KESK Genel Başkanı Lami Özgen, Roboski Katliamı’nın ortaya çıkarılması halinde diğer katliamların faillerini de ortaya çıkarmanın yolunun açılacağını söyledi. Ardından konuşan HDP Eşbaşkanı Ertuğrul Kürkçü, Roboski halkına karşı işlenen katliamın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen faillerin yargılanması konusunda herhangi bir adım atılmadığını hatırlatmasında bulunarak, “Katilleri sakladınız, artık saklayamayacağınız. Katillerin yanında, halkın canına kastedenlerin yanında yer almakla iktidar olunmaz” diye konuştu. BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, katliamın Kürdistan tarihindeki en kanlı katliamlardan biri olarak yerini aldığını belirterek, “Bu katliamı unutmamak, unutturmamak ve bunun hesabını sormak için mücadelemiz devam edecek, bunun için Roboski şehitlerimizi tüm Kürdistan şehitlerimizi saygıyla anıyoruz” dedi.  Öte yandan anmanın ardından katledilenlerin yakınları ve Nisêbîn (Nusaybin) Belediye Başkanı Ayşe Gökkan’ın da bulunduğu 36 kişi vicdani reddini açıkladı.

Unutmak ihanettir

Roboski katliamının Kürt halkının yüreğinde derin bir yara açtığına vurgu yapan DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk da, “Acılarımız dinmedi, artarak devam ediyor. Çünkü bu 34 yurtaşımız, canımız savaş uçakları ile katledildi ve buna rağmen failler yargılanmıyor, hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Artık halkımız onların yalanlarına kanmıyor, bu katilerin kim olduğunu halkımız çok iyi tanıyor. Bunu 33 kurşun katliamından, Maraş katliamından, Sivas katliamından iyi tanıyorlar. Bunların hesabını Roboski’de soracağız. Roboski hesabını sormak zorundayız, unutmamak zorundayız. Bu yolda mücadele etmek boynumuzun borcu” dedi.

Katliam ortağısınız

Demirtaş, Gülen Cemaati ve AKP Hükümeti arasında yaşanan ve operasyonlarla sonuçlanan sürecin ardından Hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamaları hatırlatarak, “Başbakan kendisi için son günlerde 800 polisi görevden aldı. Ama burada 34 kişi öldürüldü, bir onbaşıyı bile görevden almadı.” dedi. Demirtaş, katliamın sorumlusunun Başbakan Erdoğan olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu: “O gece Genelkurmay’a istihbarat gidiyor, ‘Sınır bölgesinde bir konvoy var, aralarında da Bahoz Erdal var’ diye istihbarat gidiyor. Bu kirli bilgiyi buradakiler ile de paylaşmıyorlar ve telefonla Başbakan’a ‘Bahoz’u vuracağız ama siviller de olabilir’ diye soruyorlar. Başbakan da ‘vurun’ diyor, onun içindir ki bu katliamın hesabını senden soracağız.

Halklar: Katliam örtbas edilmeye çalışılıyor

Midyad’da (Midyat) yaşayan Mıhallemi, Asuri, Süryani, Arap, Keldani, Arami, Kürt ve Türk halkları, Roboski katliamına ilişkin, Midyad’daki Mor Şem’un Kilisesi önünde basın açıklaması yaptı. Halklar ve inançlar adına açıklama yapan Anadolu Arap Birliği Başkanı Mehmet Ali Aslan, katliamın faillerinin hala bulunamadığını belirterek, “1948 yılında Van-Özalp sınır hattında 33 köylünün Mustafa Muğlalı paşanın emriyle katledilmelerinden sonra Kürdistan halkına yapılan en büyük katliamlardan olan Roboski katliamı örtbas edilmeye çalışılarak devletin derin karanlık yüzü aklanmaya çalışılıyor” dedi. Aslan konuşmasında Başbakan Erdoğan’a, “Oğlun ya da kızın Roboskililer ile aynı akıbeti yaşasaydı yine bir hata oldu deyip geçiştirir miydin” diye sordu.

Öcalan: Yüzleşme Roboski’den başlamalı

Mezarlıktaki anmada BDP PM üyesi Ferhat Encu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Roboski katliamının yıldönümü dolayısıyla gönderdiği mesajı okudu. Encu, Öcalan’ın mesajını okuduğu sırada sık sık “Selam selam İmralı’ya bin selam” ve “Bijî serok Apo” sloganları atıldı. Mesajında, Roboski’de yaşanan katliamın halka son yüzyılda yaşatılan en büyük acılardan biri olduğunun altını çizen Öcalan, “Tarih göstermiştir ki Kürt halkı ulusal demokratik kimlik bilincine dönük bir uyanış yaşadığı her dönemde acımasız saldırı ve katliamların hedefi durumuna gelmiştir. Bu anlamda 1978 yılının Aralık ayında yaşanan Maraş Katliamı’nda da doğrudan savunmasız Kürt çocukları hedef alınmıştı. O gün faşist kontra unsurlar eliyle uygulanan katliam, Roboski’de çağın en vahşi ve acımasız savaş aygıtları eliyle gerçekleştirilmiştir. Bizler bu çözüm sürecini başlatırken bir yandan demokrasi ve özgürlükleri geliştirelim, bir yandan da geçmişte ve yakın tarihimizde yaşanan bütün acı ve hakikatlerle yüzleşelim istedik” diye belirtti. 2 yıldır aydınlatılmayan ve hesabı sorulmayan Roboski katliamında çözümün sağlanması, ailelerin ve halkın vicdanının rahatlatılması gerektiğini kaydeden Öcalan, Başbakan ile bir araya gelen Roboskili ailelerin adalet arayışının çok anlamlı olduğunu vurguladı.
İnkar kalesine sığınamazsınız

“Bu adalet talebi o kadar önemlidir ki yakın geçmişimizden başlayarak tarihimizdeki acılarla yüzleşmenin kapısına dönüşebilir” diyen Öcalan, şunları ifade etti: “Devlet ve hükümet cesurca, sonuçlarından korkmadan bu yüzleşmenin ve adalet arayışının önüne engeller koymaktan vazgeçmelidir. PKK’ye mal edilen ve yıllarca bir kara propaganda olarak Türkiye halklarına servis edilen yüzlerce yalandan ikisi, Kuşkonar ve Koçağlı katliamları, daha geçtiğimiz hafta AİHM’de mahkum edildi. Devlet bu inkar kalesine sığındıkça uluslararası kamuoyu ve Türkiye halkları nezdinde katliamcı olarak tescillenmeye devam edecektir. İşte tam da bu içinden geçtiğimiz süreçte bu trajik katliamla ilgili sağlanacak olan adalet ve onun üzerine inşa edilecek olan barış, bizim büyük barış arayışımıza da örnek teşkil edebilecek önemde olacaktır.”

Barışa Roboski’den başlanmalı

Roboskili kadınların öncülüğünde gelişen ailelerin onurlu direnişi, diyalog da dahil her türlü yolla hak ve adalet arayışlarını çok saygıdeğer bulduğunu bildiren Öcalan, “Bu adalet arayışının kişisel değil toplumsal olduğunun farkındayız. Bu acının güncel değil tarihsel olduğunun da bilincinde olmalıyız. Roboskili aileleri halkımız bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yalnız bırakmayacaktır. Hükümet de, bu sürecin bir parçası olması beklenen hakikatlerle yüzleşme meselesine Roboski’de başlayarak doğru bir iş yapmalıdır. Bu bağlamda bütün Roboski halkına olan güvenimi ve taziye dileklerimi tekrarlıyorum. Katledilen evlatlarımızın davasına sahip çıkan Roboskili kadınlar da barışın anıtsal değerleri olacaktır” dedi.

Mücadele yükseltilmeli

KCK, Roboski Katliamı’nın yıldönümüne ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Roboski katliamı bilinçli olarak aydınlatılmamıştır. AKP ile AKP’nin kirli savaşının vurucu güçlerinden olan Cemaat merkezli paralel devlet, Kürtler bir travma yaşasın diye bu katliamı aydınlatmamışlardır” dedi. KCK açıklamanın devamında, katliamın faillerini bulma mücadelesinin yükseltilmesi çağrısı da yaptı.
 
Baş sorumlusu AKP

KJB, Roboski Katliamı’na ilişkin yaptığı açıklamada, “Roboski katliamının baş sorumlusu AK’dir. Daha önce ittihat-ı terekki’nin beyaz Türk faşizmi Dersim’de, Zilan’da, Maraş’ ta gerçekleştirdiği katliamların benzerini bu gün paralel devlet, AKP-Gülen hükümetinin yeşil faşizmi Roboski’de, Geliyê Teyare’de, Til Aran’da, Til Hâsıl’da, Paris’te, Gever’de sürdürmüştür” dedi.

Zalimane bir darbe!

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanları Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü, üzerinden iki yıl geçen Roboski Katliamı’nın hesabını soracaklarını belirterek, “Roboski katliamı, halklarımızın ortak yaşama iradesine, Kürt halkının özgürlük ve eşitlik taleplerine indirilmiş zalimane bir darbe olarak hala aydınlatılmayı bekliyor” dedi. Öte yandan Emek Partisi (EMEP) de yaptığı açıklamada AKP hükümetine, “Katliamın hesabını er ya da geç vereceksiniz” dedi.


Ocalan: Dê bibin abîdeya aştiyê – Azadiya Welat

Di bîranîna komkujiyê de Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan ku ji Îmraliyê ji bo malbatên Roboskê peyam şandibû ji hêla Endamê PM’ê yê BDP’ê Ferhat Encu ve hat xwendin

Di bîranîna komkujiyê de  Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan ku ji Îmraliyê ji bo malbatên Roboskê peyam şandibû ji hêla Endamê PM’ê yê BDP’ê Ferhat Encu ve hat xwendin.

Peyama Ocalan wiha bû: “Ji bo gelê Roboskê; Komkujiya Roboskê di sedsala dawî de ji êş û janên mezin ku gelê kurd kişandibû tenê yek bû. Dîrokê carek din nîşan da ku gelê kurd, her ku li nasnameya xwe xwedî derketiye û ketiye nava hişyariyekê bi komkujî û êrîşên mezin re rû bi rû maye. Di sala 1978’an de di meha kanûnê de di Komkujiya Gurgumê de zarokên gelê kurd ligel ku bê parastin bûn hedef hatin girtin. Ew komkujiya ku wê rojê bi destê kontrayên faşîst pêk hat li Roboskê bi amûrên herî hovane careke din pêk hat.

Dema me ev pêvajoya çareseriyê da destpêkirin, me xwest ji alîkî ve em azadî û demokrasiyê xwurt bikin ji aliyê din ve jî komkujiyên ku pêk hatine derxînin holê û li ser ronîkirina wan rawestin. Divê ev Komkujiya Roboskê bê aşkerakirin ku wijdanê malbatan û gelan rehet bibe. Ji ber vê yekê hevdîtina malbatên Roboskê bi Erdogan re girîng û bi wate ye. Ev daxwaza edaletê ewqas girîng e ku dibê bibe wesîleya deriyê yekem ji bo ronîkirina  komkujiyan.

Divê dewlet û hikûmet bi wêrekî vê komkujiyê aşkera bikin û di riya edaletê de jî astengiyan dernexin. Ne dûr hêj 2 hefte berê DMME’yê der barê komkujiyên gundê Kuşkonar û Koçagilli ku dewletê dixist stuyê PKK’ê de biryarek girîng da û Tirkiye mehkûm kir. Dewlet her ku înkarê berdewam bike dê di nezdê  raya giştî ya navneteweyî û gelên Tirkiyeyê de wekî kujer bê naskirin.

Di vê pêvajoya girîng de ger di vê komkujiya trajîk de edalet pêk were, li ser vê yekê dê aştî bê avakirin û dê ji lêgerîna aştiya me re jî bibe mînak.

Ev sekna bi rûmet ku di pêşengiya jinên Roboskê de berdewam dike, ev daxwaza diyalogê jî di nav de lêgerîna wan a maf û edaletê hêjayî rêzdariyê ye. Em dizanin ev lêgerîna edaletê ne tenê takekesî civakî ye. Divê em zanibin ev êş û jan jî ne nû, ji rabirdûyê ve heye. Wekî ku gelê me heya îro malbatên Roboskê bi tenê nehîştine ji vir û wiha de jî dê bi tenê nehêle. Tiştê dikeve ser milê hikûmetê jî di vê pêvajoyê de divê bi heqîqetê re rû bi rû bimîne û bi Roboskê dest pê bike. Bi vê mebestê careke din ez ji niştecih û malbatên Roboskê re sersaxiyê dixwazim û baweriyê bi wan tînim ziman.

Zarokên me yên hatin qetilkirin jî jinên roboskêyî yên ku li doza wan xwedî derdikevin û derketin jî dê bibin abîdeya aştiyê.”

Abdullah Ocalan

Girtîgeha Îmraliyê.

Peyama Ocalan bi çepik û dirûşmên “Bijî Serok Apo” hat pêşwazîkirin.


5 tevgerên din tevlî projeya rêveberiya xweseriya demokratîk bûn - ANHA

Li Rojavayê Kurdistanê 5 tevgeran û kesayetekî ji bo tevlîbûna projeya rêveberiya xweseriya demokratîk serlêdan kirin û serlêdana wan ji aliyê Dîwana Meclîsa Çêkirina Qanûnan a Demî ve hate qebûlkirin.

Piştî îlankirina projeya rêveberiya xweseriya demokratîk û destpêkirina amadekariyên wê, sazî, tevger û kesayetên serlêdana tevlîbûnê dikin jî zêde dibin. Hate gotin ku heta niha gelek sazî û rêxistinan ji bo tevlîbûna projeyê serî li Dîwana Meclîsa Çêkirina Qanûnan a Demî ya projeyê dane.

Dîwana Meclîsê Çêkirina Qanûnan jî ji bo nirxandina  serlêdanan duh li Navenda Peywendiyên Dîplomatîk civiya. Piştî civîna ku ji çapemeniyê re girtî hate lidarxistin,  endama Dîwana Meclîsê Nezîre Gewriye agahî dan ANHA’yê.

Nezîre Gewriye destnîşan kir ku ji bo tevlîbûna projeya rêveberiya xweseriya demokratîk gelek serlêdan çêbûne û wan jî ev serlêdan nirxandine. Gewriye diyar kir ku wan di encama nirxandinan de hinek serlêdan qebûl kirine û navên saziyên serlêdanên wan hatine qebûlkirin wiha rêz kirin: “Mala Ezîdiyan, Tevgera Civak  Hevbeş, Tevgera Guhartina Demokratîk a Kurdistanê, Komeleya Keskayî ya Parastina Xwezayê, Meclîsa Pêşxistina Aborî ya Rojavayê Kurdistanê û rewşenbîr Hesen Zaza”

Gewriye anî ziman ku wan hemû serlêdan ne nirxandine wiha dom kir: “Ev mehek e gelek serlêdan ji bo tevlêbûna rêveberiya xweseriya demokratik gihîştine ber destê me, lê me karîbû tenê li ser hinekan rawestin. Yên din emê di dema pêş de binirxînin.”

Nazîra Gewriye destnîşan kir ku ew ê bi awayekî nivîskirî biryarên xwe bigîhînin sazî û kesayetên ku serlêdanên wan hatine pejirandin.



YEŞİL GLADİO’NUN KÜRDİSTAN’DAKİ AYAĞI: FETHULLAH GÜLEN -III- REŞİT DÎLAN – NERGİZ BOTAN – Tevn.org

Haftalardır Cemaat ile AKP arasında süren çatışmanın henüz Fırat’ın öte tarafını geçmediği bir gerçekliktir. Oysa asıl kirli ittifak Kürdistan’da geliştirilmiştir. Özellikle de çocuklar, gençler ve kadınlar üzerinde oluşturulan örgütleme ağları, aşılması zor birer tuzak niteliğindedir. Dosyamızın bu son bölümünde de bu konulara mercek tutacağız.

‘MİT’e, Emniyet’e ve Genelkurmay’a Elemanlar Yetiştiriyoruz.’

Gülen Cemaati, Kürdistan’a genellikle asimile olmuş, özünden uzaklaşmış Kürt öğretmenler ve belletmenleri göndermektedir. Bunun yanında özellikle yasama ve yargı gibi bütün devlet kurumlarında tepeden tırnağa örgütlenmiş durumdadırlar. AKP ile ittifakı doğrultusunda da en son MİT ve Genelkurmay’ı da kısmen bünyesine alarak Kürtler ve diğer azınlıklar üzerinde asimilasyon ve tekçi anlayışlarını şiddetlendirerek katliamlar gerçekleştirdi. En son Kürtlere uygulanan Roboski katliamı somut örneğidir. AKP’nin vali ve kaymakamları özel savaş politikaları yürüterek sonuç alamadıkları yerlerde emniyet müdürlerine talimatlar vererek şiddet ve katliamların önünü açmaktadırlar. 2001 yılında Cizre’de Gülen Cemaati adına çalışma yürüten ‘Hacı Hoca’ o dönemin öğrencileriyle yapmış olduğu bir sohbette ‘Bizim cemaatin müritlerinin dünyanın her yerinde örgütleme çalışmaları vardır, Türkiye’de de çok güçlü bir örgütlülüğümüz vardır, sağlam temeller atmışız, emniyet ve genelkurmaya da elemanlar yetiştiriyoruz, onların da yerleri sağlamlaştığında gün gelecek cemaat olarak Türkiye’de iktidar olacağız.’ sözlerini sarf etmiştir. Fakat o sohbetinde hangi partiyle birlikte olduklarını açıklamayan ‘Hacı Hoca’, 2002 yılındaki seçimlerde cemaatin bütün üyeleri ile birlikte gece-gündüz çalışarak AKP hükümetine oy toplamak için seferber olmuştur. Sandık görevlilerinin geneli cemaate hizmet edenlerden oluşturulmuştu. Valilik ve kaymakamlıklar bünyesinde çalışma yürüten sosyal yardımlaşma vakıfları yoluyla ihtiyacı olanlara dağıtılması gereken yardımlar Gülen cemaatinin elemanları tarafından kendi yandaşlarına dağıtılmasını sağlamışlardır.

En Büyük Hedefleri Arasında Asimile Yuvaları Olan YİBO’lar Gelmektedir

Kendisini bütün dünyada gönüllü eğitim hareketi olarak yansıtan, fakat bu okullar vb. ile birlikte hem asimilasyon, Türkleştirme politikaları güden, hem de bu eğitim kurumları üzerinden gelir sağlayan Gülen hareketi bu okullar sayesinde hem kadro ihtiyacını karşılayabilmekte, hem de eğitim çalışmaları şemsiyesi altında çok da denetime girmeden her tür faaliyeti yürütebilmektedir. Başlı başına uzun ve kapsamlı bir değerlendirme konusu olan cemaatin eğitime yaklaşımı ve okulların gerçek misyonları, eğitim adı altında yürüttükleri faaliyetler konusuna değinmeden Kürdistan coğrafyasında cemaat faaliyeti yürüten belli başlı bazı okulları belki birçoğumuz biliyor olsak da tekrarlamakta fayda olacaktır. Kuzey Kürdistan’da Sabah Dershanesi, Fem Dershanesi, Fatih Üniversitesi, Işık Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi, Sevgi Okulları, vb. onlarca dershane, okul, dil kursları vb. üzerinden kendisini örgütleyerek asimilasyonu geliştirmeye çalışan cemaat, Güney Kürdistan’da da kendisini uzun yıllardır kapsamlı bir şekilde örgütlemekte, asimilasyonu daha yumuşak biçimde de olsa burada da yürütmektedir. Hewler’de Fezalar Eğitim Kurumu, Işık Dil Merkezi, Işık İlköğretim Okulu, Nilüfer Kız Koleji, Işık Erkek Koleji ve Işık Üniversitesi olmak üzere toplam altı; Süleymaniye’de, Süleymaniye Kız Koleji, Selahattin Eyyubi Erkek Koleji, Selahattin Eyyubi Dil Merkezi olmak üzere toplam üç okul; Kerkük’te ise 1 okul ve 1 dil merkezi Gülen cemaatine ait eğitim kurumlarından öne çıkanlarıdır. Tüm bu okullar ve yürüttüğü politikalarla Güney Kürdistan’da Kuzey Kürdistan’a değil, fakat Türkiye’ye özendirme temelinde toplumun her kesiminden çocuk ve gSPOT 1ençler söz konusu okullarda iyi ve kaliteli eğitim kisvesi altında asimilasyona tabi tutulmaktadır.

“Haydi Kızlar Okula”

90’lı yıllarda Tansu Çiller-Doğan Güreş ekibi zamanında Beyaz Türkçü faşizm politikasıyla kurulan YİBO’ların günümüzdeki hükümranlığını ise Cemaat-AKP tabanlı Yeşil Türk faşizmi yürütmektedir. Çocukların deyim yerindeyse henüz ana kucağındayken, alınıp özel olarak yetiştirilmesi amacıyla kurulan YİBO’lar, Gülen cemaatinin Kürt gençleri üzerindeki özel politikalarını en yoğun uyguladığı alanların başında gelmektedir. Bu noktada özellikle de kız öğrenciler için açılan YİBO’lara ağırlık veren cemaat, Kürt gençlerini çocukluktan alıp özünden kopartarak kendilerine her alanda hizmet edecek bireyler olarak yetiştirmeyi hedeflemektedir. ‘Haydi Kızlar Okula’ kampanyası bu konuda özellikle geliştirdikleri bir kampanyadır.

Gülen cemaati, YİBO’larda (Yatılı İlköğretim Bölge Okulları) direkt cemaate mensup öğretmenler üzerinden Kürt çocuklarını cemaate kazandırmak için her türlü yol ve yöntemleri denemektedir. Cemaatin öğretmenleri özellikle köyleri dolaşarak durumu iyi olmayan ve başarılı öğrencilerin aileleriyle görüşerek, ailenin dine karşı olan hassasiyeti üzerinden İslam dinini ve dilini kullanarak bu yönlü duygulara hitap etme politikalarıyla bu ailelerin çocuklarını cemaate kazandırmaya çalışmaktadırlar. Cemaate çocuk yaşta birey kazandırmak ve cemaat yoluyla asimilasyon politikasını aileden başlatmak için AKP hükümeti çıkarmış olduğu eğitim yasasıyla toplumsallığın eğitimini değiştirmeye çalışmaktadır. Bu yasayla okul öncesi eğitimin dört yaştan başlatılması ve zorunlu olması, ilköğretimin eğitim süresinin liseyle birleştirerek zorunlu olarak on bir yıla çıkartılması ve bu uzatılan eğitim süreci boyunca Kürt çocuklarının beyinlerinin yıkanarak cemaate kazandırılması hedeflenmektedir. YİBO’lara alınan özellikle köylerden gelen kız çocukları özel olarak eğitilip cemaat çalışmalarında kullanılmaktadır. Ayrıca cemaatin çok sık kullandığı bir yöntem olarak bu küçük kızlar, kafelerde çay ya da içeceklerine bizzat cemaatin polis ya da öğretmenleri tarafından koyulan ilaçlar yoluyla uyutulup uygunsuz görüntüleri çekilmekte ve bu görüntüler daha sonrası için şantaj malzemesi olarak saklanmaktadır.

Kürdistan’da Feqelerin Yerini Gülen Müridleri (İmamları) Aldı

Geçmişte Kürdistan’daki camilerde ‘feqe’ler’ kız ve erkek çocuklarına Kuran-ı Kerim’i Kürtçe öğretiyordu. Feqe’ler için camilerde bir oda yaptırılır, gece-gündüz camilerde din eğitimleri verirlerdi. ‘Feqe’lerin’ yemeklerini da her gün düzenli olarak bir aile verirdi. Yine kişisel ihtiyaçları da caminin ihtiyaçları ile birlikte Cuma namazlarında halkın gönlünden ne koparsa verilen paralarla karşılanırdı.

Fakat TC tarihinde her gelen hükümet kendi politikaları doğrultusunda ve kendi yararı için dini kendilerine göre yorumlayarak ve yasalarla gerçekliğinden uzaklaştırmışlardır. AKP hükümeti döneminde de aralarında ittifak doğrultusunda Kürdistan’da feqe’lerin yerini Gülen cemaatinin müritleri almıştır. Cemaatin para kazanması için AKP’nin açmış olduğu yaz kuran kursları yoluyla ‘feqelerin’ yerini alan bu müritler, Kuran-ı Kerim’i ve dini eğitimleri çocukların kendi anadillerinde vermeyerek asimilasyon politikalarıyla yozlaştırma yöntemlerini yoğun bir biçimde kullanmaktadırlar. Eskiden Kürtler camilerde kendi anadillerinde vaazlar ve hutbeler dinlerken, Gülen cemaatinin AKP’li imamları yoluyla camilerde de asimilasyon politikaları en yoğun bir biçimde yürütülmeye başlanmıştır. Yine AKP döneminden önce Kürdistan’daki camilerin kapıları yirmi dört saat açıkken, AKP hükümeti ile birlikte özellikle Kürdistan’da Gülen cemaatinin eline geçen camilerin kapılarına kilit vurulmuştur. Cemaatin müftüleri, halktan toplanan bağışlarla camilerin onarımını yaparken, sahte belgelerle de devletin hazinesinden cemaate para aktarmayı kendileri için bir görev olarak belirlemişlerdir. Cemaat müritlerini diyanete bağlayarak devletin hazinesi ve Diyanet İşleri Bakanlığı’ndan paralarını aklayarak tekrardan Gülen cemaatine aktarmaktadırlar. Diğer hükümetler döneminde Diyanet İşleri Bakanlığı hazineden bugüne göre çok daha az bütçe payı alırken, AKP hükümeti dönemlerinde Diyanet İşleri Bakanlığı bakanlıklar arasında hazineden en çok bütçe payı alan bir bakanlık haline gelmiş, Kürdistan’a yerleştirilen sözde din adamları vasıtasıyla ikinci bir işgal hareketi hedeflenmiştir.
Kürdistan'daki YİBO'lardan bir tanesi...

Kürdistan’daki YİBO’lardan bir tanesi…

Hakkârili Kadınlara, AKP’nin ‘Mikro Kredi’ Tuzağı

Faşist AKP devleti Kürt kadını üzerindeki kirli ve sinsi politikalarını bu vb. yöntemlerle uygulamaktadır. Maddi olarak zaten sıkıntı yaşayan Hakkârili kadınların birçoğu da bu tuzağa düşmekten kurtulamamıştır. Sürekli yapılan propagandalarla kadınları etkilemeye çalışıp; kredinin çok avantajlı olduğu, iş imkanı sağlandığı, geri ödeme olmasa bile hiç sorun çıkarmayacaklarını, tek amaçlarının kadınlara yardım olduğunu, özellikle Kürt kadınlarının eşlerine muhtaç olmaması için, ekonomik olarak özgürlüklerinin sağlanması için çabaladıkları vb. gibi bir sürü yalan ve sahtekarca söylemlerle kadınlar teşvik edilmeye çalışılmaktadır. Fakat kadınlar biraraya gelip grup kurup kredi için imza attıktan sonra asıl kirli yüz ortaya çıkmaktadır. Bundan sonra kadın üzerinde baskı uygulanıp her hafta parayı geri almak için evine gidilip kadının parayı geri vermesi için baskı uygulanmaktadır. Hele bir de kadınlar işyeri kurma şansı yakalayamadıysa, parayı nasıl vereceğinin derdine düşmekte ve bu şekilde tuzağa düşen yüzlerce Kürdistanlı kadın asıl psikolojik olarak bundan sonra yıkılmaktadır. Özellikle Hakkari’de kendisi de Hakkarili olan Yüksekova eski MHP belediye başkanı Abdurrahman Keskin’in yeğeni Nergiz Keskin ev ev dolaşarak kadınları bu projeye teşvik etmektedir. İlk kez projenin Hakkari’de geliştirilmek istenmesi, yine Nergiz Keskin tarafından önerilmiş ve merkez başkanı tarafından kabul edilmiştir. Gülen cemaati kadınlarının da yoğun destek verdiği proje, yoğun bir örgütleme çalışması şeklinde devam etmektedir. Hakkari’yle sınırlı kalmayan Keskin, Yüksekova’da da şubesini kurmuştur. Hakkari’nin diğer ilçelerinde de geliştirilmek istenen proje için ısrarla halktan destek istenmektedir.

Önce Hakkari Üniversitesi Rektörlüğü bünyesinde Hakkari Valiliği desteği ve denetiminde çalışma yürüten bu mikro kredi tuzağı daha sonra kendisi de Fethullah Gülen cemaati üyesi olan ve bundan uzak bir görüntü vermeye çalışan Üniversite Rektörü Prof. Dr. İbrahim Belenli tarafından güvenlik gerekçesiyle rektörlükten ayrılmıştır. Bunun üzerine Bulvar Caddesinde bulunan Hakkari Valiliği İl Özel İdaresi’ne taşınan mikro-kredi tuzağı çalışmalarına burada devam etmiştir.

Asimilasyon politikalarını başarıya ulaştırmak için her yol ve yöntemi deneyen AKP hükümeti ve Gülen cemaati bu mikro kredi tuzağıyla da esas olarak biraraya gelen kadınların aynı köy ya da mahalleden olması şartını koyarak kendilerini örgütlemeyi esas almaktadır. Ayrıca bankalar yoluyla değil de direkt elden verilen bu paraların bir resmiyeti de bulunmadığından, ödemelerin geciktirilmesi durumunda çok yüksek faizlerle kredi alan kadınlar ezilmekte, bir nevi tefecilik faaliyeti yürütülmektedir. Bundan önce de bu yönlü çalışmalar yürüten cemaat ve AKP ittifakı daha önce de ‘Çocukların süt parası’ adı altında yine kadınlara maaş bağlamış, bununla da Kürt kadınlarına ekonomik anlamda bağımsızlıklarını kazandırdıklarının propagandasını yapmışlardır. Bu ve benzeri propaganda ve kendine bağlama çalışma ve faaliyetleriyle Kürt kadınını, toplumsal üretimden, topraktan koparmayı, içinde yaşadığı topluma yabancılaşarak asimilasyon politikalarının bir nesnesi haline getirmeyi amaçlayan Gülen cemaati ve AKP hükümeti, bu tür çalışmalarını her seferinde farklı isim ve yöntemlerle yürütmektedir.

Sağlık Hizmetleri Adı Altında Yürütülen Kısırlaştırma Faaliyetleri

Gülen cemaati ve AKP ittifakının Kürdistan kentlerinde özellikle de Hakkari-Şırnak gibi pilot bölgelerde uyguladığı politikalar bunlarla da sınırlı değildir. Buna farklı bir örnek verecek olursak gittiği her yerde toplumun her şeyini belirleyen bir güç edasıyla ‘En az 3 çocuk’ söylemini kullanan Erdoğan, yine Gülen Cemaati ortaklığıyla birlikte Kürdistan’da çok daha kirli bir yöntem uygulamaktadır. Gülen cemaatinin örgütlendirdiği sağlık kuruluşları vasıtasıyla Kürdistan’ı köy köy, ev ev dolaşılarak tatanoz, verem vb. aşıları adı altında 18 yaşını doldurmuş bütün kadınlara doğum kontrol iğnelerinin vurulması da aslında Kürdistan’ın nüfusunu kontrol altına almak, ayrıca azaltmak için verilen uğraşı göstermektedir. Aslında bu şekilde Kürdistanlı kadınların doğum yapmalarının önüne geçerek Kürdistan’da özellikle de genç yapıyı azaltmaya çalışmak istemektedirler. Bu dereceye varan ırkçı politika ve yaptırımlarla Kürt toplumsallaşması ve halklaşmasına zarar vermek için her yol ve yöntemin denenmesi, yine bunun özellikle de Kürt kadınları üzerinden yapılmaya çalışılması son derece özel bir çalışmanın yürütüldüğünün en önemli göstergesi olarak ele alınmalıdır.SPOT 2

Din İstismarcılığında Sınır Tanımıyorlar

Faşist Gülen cemaatinin geliştirdiği ve sayılarında sürekli bir artış olan, alttan alta kendi politikalarını yayma ve uygulama zemini olarak kullandıkları Kuran Kursları da özel çalışma alanları arasında yer almaktadır. Özellikle de Hakkari’de sayısının hızla arttırılması tesadüfi değildir. Yeni Mahalle’de Ensar Kız Kur’an Kursu ve M. Yeni Mah Kur’an Kursu isimli kuran kursları, yine Bulvar Caddesi’nde Sümbül Giyim’in bulunduğu binanın arka kısmında (çalışmalarını gizli olarak yürütmek istedikleri için) yürütülen Kuran Kurslarında aslında amaçları Kuran öğretmek değil kendi çalışmalarını yürütmektir. İşin asıl yönü ise ailelerin dini duygularının kullanılarak özellikle kız çocuklarının kurslara gönderilmesi yönünde baskı yapmaktır.

Kuran Kurslarına gönderilen kız çocuklarının önemli bir kısmının özel eğitimlerden geçirilerek Gülen Cemaati’ne kazandırılması ve özel çalışmalarında kullanılması hedeflenmektedir. Bütün bunlar bu kız çocuklarının ailelerinin haberdar olmaması için gösterilen büyük bir özenle yürütülmektedir. ‘Çocuklarınıza Kuran öğretiyoruz’ adı altında’ Kürt kız çocukları üzerinde farklı amaçlarını gerçekleştirmeyi hedeflemektedirler.

Kürt Kadınları İçin Oluşturulan Kirli Tezgahlar

Ayrıca Gülen Cemaatine bağlı kadın çalışanlar -ki bunlar genelde polis ve uzman çavuş eşleridir- daha önceden kandırılıp cemaate katılan Kürt kadınları üzerinden onların akrabalarına ulaşılıp daha çok Kürt kadını şiarıyla örgütleme yapmaktadırlar. Kandırılan kadınlara dinin propagandası yapılıp etkilenmekte ve daha sonra da cemaatin çalışmalarında kullanılmak istenmektedir. Bir müddet sonra bu kadınlar Pazartesi ve Perşembe günleri ÖZGÜR-DER evlerinde toplanıp polis ve uzman çavuş eşleri tarafından eğitilmektedir. Sohbetlerde elbette ki en temel konu Kürt özgürlük hareketinin, yani PKK’nin antipropagandası olmaktadır. Özellikle Hakkari’de Yeni Mahalle’de başlayan bu söz konusu ev toplantıları, daha sonra artmış ve bütün mahalle ve ilçelerine yayılmıştır.

Gülen Cemaati ve onun yardakçısı AKP devletinin Kürt kadınlarını kendilerine bağlamak için geliştirdiği bu tür yöntemler Kürt kadınlarını oldukça yıpratmaktadır.

Bu noktada özellikle genç kızların fuhuş ve uyuşturucu batağına çekilmesi ve bunun özellikle Kürdistan’da yapılması, faşist sistemin, namus anlayışı çok güçlü olan Kürtlere yönelik geliştirdiği kültürel soykırımların en önemli ayaklarından bir tanesini oluşturmaktadır. Kendi amaçlarını gerçekleştirmek için özellikle Kürt kız çocuklarına, kadınlarına yönelmeleri Kürtlere yönelik kültürel, toplumsal asimilasyonun ne derece derin olduğunu en yakıcı bir biçimde göstermektedir.

Bütün bunların amacı, yıllardır gerçekleştirmek istedikleri ama bir türlü başaramadıkları Türkleştirme politikalarını ılımlı İslam yoluyla hayata geçirmektir ve toplumun en dinamik kesimleri olan kadın ve gençliği hedefleyen bu politikanın günümüzdeki yürütücüsü de AKP devleti ve Gülen Cemaatidir.



 İzmir Yolsuzluğa Karşı Yine Sokakta - Bianet

Taksim Dayanışması’nın 27 Aralık günü için yaptığı çağrıyla sokağa çıkan İzmirliler, bugün daha kalabalık olarak protesto gösterisini sürdürüyor.

İzmir’de yayın yapan Gazete Yenigün’ün haberine göre İzmirliler bu akşam saat 19.00'da Alsancak'ta toplandı. "Hükümet istifa", "Hırsız var", "Bu daha başlangıç mücadeleye devam" sesleri yükselen grup Kıbrıs Şehitleri Caddesi'ne yürüdü.

Basmane Meydanı'nda toplananlara ise polis biber gazıyla saldırdı. Basmane'den Alsancak'a doğru çekilen grup Lozan ve Möntrö Meydanı'ndan Reyhan Pastanesi'ne uzanan caddede barikat kurdu.

21.15’te Basmane'de AKP binasına yürümek isteyen İzmirlilere polis TOMA ve biber gazıyla saldırdı. Bu arada Alsancak'ta birçok ana yol trafiğe kapatıldı. Çok sayıda polis bölgeye takviye gönderildi.


Adalet arayanların ortak çatısı olacak – Etkin Haber Ajansı

Roboskî Müzesi Kampanyası'na ilişkin konuşan mimar Tanju Gündüzalp, "Bu yapı, katliamın üstünün örtülmesi ve unutturulması kampanyalarına karşın unutmayacak ve unutturmayacak ve Türkiye'nin doğusu ile batısı arasında, bu katliamın acısını paylaşan insanlar arasında bir köprü, ortak adalet talebinin yükseltileceği bir mekan, adalet isteyen herkesin altında toplanabileceği bir çatı olacak" dedi.

Roboskî katliamının ikinci yıl dönümü nedeniyle köyde düzenlenen anmaya, Roboskî Müzesi çalışmalarını yürüten aktivistler de katıldı. Roboskî'de kampanyanın ikinci aşaması da başlatılmış oldu. Çalışmalarda yer alan SGDF MYK üyesi Beren Atıcı ve mimar Tanju Gündüzalp, müzeye ilişkin ETHA'ya bilgi verdi.

Beren Atıcı, Roboskî katliamının 1. yıl dönümünde Türkiyeli gençler olarak, "adalet için Roboskî'ye" şiarıyla Kürdistan'a geldiklerini ve ailelere mücadelelerinde sonuna kadar yanlarında olacaklarına dair söz verdiklerini hatırlattı. Ailelerin, kendilerinden Roboskî'de müze yapılmasını istediğini aktaran Atıcı, bunun üzerine hızla çalışmalara başladıklarını ve Roboskî Müze Girişimi kurulduğunu anlattı.

'TÜRKİYE HALKLARI BU SÜRECİN PARÇASI OLMALI'

Katliamda yaşamını yitiren Mehmet Ali Tosun'un ailesinin, mezarlığın yakınındaki arazisini müze için hibe ettiğini söyleyen Atıcı, "Kurduğumuz bir web sitesi var. www.Roboskîmuzesi.org Buradan hesap numaramızı paylaşıp duyarlı kesimlerin katkı sunmalarını ve bugünden itibaren başlamış olup müzenin uygulama süreci olan Mayıs ayına kadarki tüm süreci desteklemelerini talep ediyoruz. Yapılacak olan müze bir anlamda Roboskîli ailelerin yürüttüğü adalet mücadelesinin bir simgesi olacak. Bu 4 aylık müze kampanyası sürecinde üniversite geçliğinin ve Türkiye halklarının maddi ve manevi bakımdan destek olmalarını ve bu sürecin parçası olmalarını istiyoruz" dedi.

'KATLİAMIN ACISINI VİCDANIMIZDA TAŞIYORUZ'

Mimar Tanju Gündüzalp ise devletin, katliamı yapanları koruma/kollama ve katliamı unutturma görevini sürdürdüğünü, kendi işlediği suçlarda cezasızlığı ve insan haklarını yok saymayı gelenek haline getirdiğini ifade etti.

Gündüzalp, "Biz, barış içerisinde, adil ve kardeşçe yaşamanın mümkün olduğu inancıyla bir araya gelen insanlarız. Çoğu çocuk 34 insanın yaşam haklarının ellerinden alınması ile sonuçlanan bu katliamın acısını vicdanlarımızda ve hafızalarımızda taşıyoruz" dedi.

"Platon'dan beri bilgisel olarak ve insanlık tarihi boyunca olan bitenden biliyoruz ki, 'adalet adaletsizliğin olduğu yerden yükselir'" diyen Gündüzalp, adaletsizliğin yaşandığı yerde, Roboskî'de adalet talebinin simgesini bir yapıyla yükseltmek için yola koyulduklarını söyledi. Gündüzalp, müzenin Roboskî için adalet talebinin ve 'bir daha asla' derken ortaya koydukları direncin simgesi olacağını kaydetti.

ADALET İSTEYEN HERKES ALTINDA TOPLANABİLİR

Gündüzalp, şöyle devam etti: "Bu yapı, katliamın üstünün örtülmesi ve unutturulması kampanyalarına karşın, unutmayacak ve unutturmayacak ve Türkiye'nin doğusu ile batısı arasında, bu katliamın acısını paylaşan insanlar arasında bir köprü, ortak adalet talebinin yükseltileceği bir mekan, adalet isteyen herkesin altında toplanabileceği bir çatı olacak. Projenin çizilmesinden, her bir tuğlasına, inşaat işçiliğinden, sergilerine kadar her aşaması kolektif bir ruhla ve dayanışma ile elde edilecek bir yapı olacak. Bu bir anma mekanı, bir 'adalet evi', bir kütüphane, bir ortak direniş ve yaşam alanı olacak."

'KAMPANYA ÜÇ AŞAMALI YÜRÜTÜLECEK'

Gündüzalp, kampanya ilişkin ise şunları kaydetti: "Kampanya üç aşamadan oluşacak. Bu aşamalar, yapının projesinin elde edilmesi için ortak katılım ve yarışma, ikinci aşaması, yapının inşaatı için gerekli kaynağın sağlanması için destek kampanyası, üçüncü aşama ise yapının inşa edilmesi için kolektif inşaat süreci. Projenin birinci aşaması olan yapının projesinin elde edilmesi sürecinin kendine has bir katılım ile elde edilmesi çok önemli. Tasarım sürecine mimarların yanı sıra sanatçıların, aydınların, tasarımcıların da katıldığı, yapının içinde yer alacakları, belirlenmesi sürecinde Roboskî'li ailelerin de etkin katıldığı bir yarışma olacak. Bu üç aşamadan ikincisi için, katliamın ikinci yıl dönümünde bir kampanya başlattık ve ihtiyaç duyulacağı düşünülen kaynağı, binlerce kişi/destekçinin küçük katkıları ile toplamayı amaçlıyoruz. Birinci aşamanın ve ikinci aşamanın paralel olarak yürümesini ve bu iki aşamanın kamuoyu desteği sağlanmasında, birbirlerini desteklemesini öngörüyoruz. İlk iki aşamanın sonuçlanması sürecinde üçüncü aşama için hazırlıklarımız başlayacak. Projesini ve maddi kaynağını kolektif bir şekilde sağlayacağımız müzenin inşaatını da birlikte ve alınterimizle yapmak istiyoruz. 90-120 gün sürmesini planladığımız inşaat sürecini gönüllülerin katılımları ve ailelerin desteği ile yapacağız."

İSMİ ROBOSKİ'DE HEP BİRLİKTE KONULACAK

Müze inşaatının 2014 sonbaharında tamamlamayı öngördüklerini bildiren Gündüzalp, ismini de Roboskî'de hep birlikte koyacaklarını, şimdilik "Roboskî Müzesi" olarak adlandırdıklarını söyledi.

Gündüzalp son olarak, derin acı ve öfke yaratan katliama rağmen, bir arada ve kardeşçe yaşayabilmenin mümkün olduğunu hatırlatmak için herkesin aklını ve yüreğini Roboskî'ye çevirmesini istediklerini belirterek, "Dileğimiz herkesin insanlık adına ve Roboskî için harekete geçmesi" dedi.


Li kampa Domîz 2 kesan jiyana xwe ji dest dan - Rûdaw

Duhok (Rûdaw)- Li kampa Domîz a koçberên Rojavayê Kurdistanê li parzêgeha Duhokê agir girte çavdirekê û di encamp de 2 kesan jiyana xwe ji dest da.

Peyamnêrê Tora Medyayî ya Rûdawê li Duhokê ragihand ku îro sibehê agir girte çadirekî malbateke li kampa Domîzê û bi temamî şewitî.

Peyamnêrê Rûdawê diyar kir ku di encam de dayik û zaroka wê ya yek salî jiyana xwe ji dest dan û bav jî bi giranî birîndar bû.


Efrîn: 21 çekdarên DAIŞ`ê hatin kuşin - Xendan

Duh 27/12/2013`an li derdora gundên Qestel Cindo û Meerînê yên girêdayî Efrînê di navbera hêzên YPG’ê û çeteyên DAIŞ’ê de şer derketiye û di encamê de 21 çete hatine kuştin.

Li gorî agahiyên ji çavkaniyên YPG’ê hatine girtin, şervanên YPG’ê duh komeke çeteyên DAIŞ’ê ku dixwestin êrîşî gundê Qestel Cindo bikin, xistin kemînê û şer derket. Hate gotin ku di encama şerê di navbera gundên Qestel Cindo û Meerîn yên girêdayî navçeya Şera de derket de, 21 çete hatin kuştin.

Çavkaniyan diyar kirin ku komên çete piştî pevçûnan neçar man paşve vekişin û cenazeyên hevalên xwe li pey xwe hiştine.


HDP: Yargıtay'ın Tuncel Hakkındaki Kararına Sessiz Kalmayacağız – Kurdistan Post.eu
 
Halkların Demokratik Partisi Merkez Yürütme Kurulu, Sabahat Tuncel'e PKK üyeliğinden verilen 8 yıl 9 aylık hapis cezasını onamasına tepki gösterdi. Gelişmeler karşısında sessiz kalmayacaklarını belirten yürütme kurulu, Tuncel hakkında verilen kararı "Yargıtay’ın bu onama kararı aynı zamanda Kürt sorununda ‘çözüm ve barış’ mücadelesine vurulan bir darbedir. Alelacele ve HDP’nin siyasal çalışmalarına karşı alınmış bir karardır"şeklinde değerlendirdi.
 
HDP Merkez Kurulu tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, HDP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel'e PKK üyeliğinden verilen 8 yıl 9 aylık hapis cezasını oybirliği ile onadı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde tutuklu olarak yargılanan Sebahat Tuncel, 2007 yılında milletvekili seçildi ve tahliye edildi. Aynı mahkeme Eylül 2012’de mahkumiyet kararını verdi. Hatırlatmak istiyoruz ki, Tuncel hakkındaki mahkeme kararı, o dönemde Başbakan Erdoğan’ın “Yargıya söyledik, gereğini yapacak” açıklamasının ardından alındı. 6 yıl sonra ortaya çıkarılan bir itirafçının kanıtlanmamış beyanlarına dayanan ve Sebahat Tuncel’in görüşü alınmadan verilen bu karar Yargıtay’da rekor bir hızla, 1 yılda onandı.
 
Yargıtay’ın bu onama kararı aynı zamanda Kürt sorununda ‘çözüm ve barış’ mücadelesine vurulan bir darbedir. Alelacele ve HDP’nin siyasal çalışmalarına karşı alınmış bir karardır. Türkiye’de yargı, evrensel demokratik hukuk ilkelerine göre değil, siyasi gelişmelere ve dengelere göre kararlar üretiyor. Solun, demokrasi ve barış güçlerinin, toplumsal muhalefetin aleyhine olan geçmişteki ve bugünkü örnekler saymakla bitmez. Yargı, adalet değil, haksızlık dağıtıyor.
 
BDP-Blok ve HDP vekillerini demokratik siyaset mücadelesinden uzaklaştırmak, ‘çözüm ve barış’ yönünde çabalayan herkesin sesini kesmek için uğraşanlara sesleniyoruz: Bu yaptıklarınızın farkındayız. Kürt sorununda demokratik çözüm için mücadele eden, demokratik siyaset kanallarını kullananlara yönelik bu tür kararların her birinin Türkiye’yi sıkıntılı ve çatışmalı sürece bir adım daha yakınlaştırdığını görüyoruz. Bu gelişmeler ve adaletsizlik karşısında sessiz kalmayacağız.
 
Son yaşanan devlet krizi de gösterdi ki, yargı alanında meşruluğu tartışma konusu olan çok fazla unsur vardır. Bu koşullarda Eşbaşkanımız için verilen bu kararı da meşru kabul etmiyoruz. Eşbaşkanımız Tuncel için bir taraftan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru adımlarını takip edeceğiz. Diğer taraftan da politik demokratik mücadelemizi sürdüreceğiz.


Amerîka pêşwazî û piştîvanî li kombûna navbera Barzanî û Malikî kir - Peyamner

 Wîlayetên Yekgirtîyên Amerîkayê xoşhalîya xwe li hember serdana serokwezîrê Kurdistanê bo Bexdadê û kombûna navbera Nêçîrvan Barzanî serokwezîrê Kurdistanê û Nûrî Malikî serokwezîrê Iraqa federal nîşan da û ragihand, ku eve pêngaveke berev pêşe. Amerîkayê herwiha tekezî li ser ewê kiriye ku dahata neftê pêywsîte bi yeksanî bo hemû Iraqîyan be.

 Wezareta derveya Amerîkayê di beyannameyekê de helwêsta xwe li hember serdana Nêçîrvan barzanî serokweîzrê Kurdistanê bo Bexdadê û kombûna navbera wî û Nûrî Malikî serokwezîrê Iraqê nîşan da. Wezareta derveya Amerîkayê di beyannameya xwe de ragihandiye, ku ´´wezareta derveya Amerîka bi awayeke bihêz piştgîrîya ewan hewlên gişt alîyan dide da  ku li ser pirsa zêdekirina hinartina neftê bigihîjne rêkevtinekê û dahata wê bi şêweyekê bihê dabeşkirin ku li gel destûra Iraqê bigunce.´´

 Beyannameya wezareta derveya Amerîakyê amaje bi kombûna navbera her du serokwezîrên Iraq û Kurdistanê jî daye û ragihandiye: ´´ kombûna Nûrî Malikî û Nêçîrvan Barzanî bi pêngaveke erênî bi arasteya berev pêş  dibînin û daxwaz ji hemû alîyan dikin ku beşdarîyeke karîger hebin û berdewam bin d aku aştî li bal welatîyên Iraqê berfireh bibe û ji alozî û tundûtîjîyê dûr bikevin d aku seqamgîrî û tenahî di Iraqa federal de zêdetir be.´´

Duh roja çarşembîyê serokwezîrê Herêma Kurdistanê Nêçîrvan Barzanî li gel şandeke Herêma Kurdistanê serdana Bexdadê kir û li gel Nûrî Malikî serokwezîrê Iraqê kom bû.  Her du alîyan di kombûnê de, guftûgo li ser çendîn mijarên weke pirsa pêşmerge, neft, rewşa ewlehîya Iraqê bigiştî û Bexdadê bi taybetî kirin. Herwiha tekezî li ser ewê kirin ku pêywsîte pêş tewawbûna evê xûla parlemana Iraqê deng li ser proje qanûna bûdceya Iraqê bo sala 2014 bihê dan da ku Iraq tûşî girifteke aborîya mezintir nebe.


‘Hükümetin yaşadıkları Uludere’nin bedduası’ - Milliyet

Uludere’deki törende konuşan BDP lideri Demirtaş, olaydan hükümeti sorumlu tuttu: “Sanmasınlar, Pensilvanya’daki hocanın beddualarıdır, hükümetin bugünlerde yaşadıkları buradaki anaların beddualarıdır”

Şırnak’ın Uludere ilçesine yakın Irak sınırında 28 Aralık 2011 gecesi düzenlenen hava operasyonunda yaşamını yitiren 34 kişi ölümlerinin ikinci yılında ailelerinin yaşadıkları Uludere’nin Gülyazı ile Ortasu (Roboski) köylerinde mezarları başında anıldı. Anma törenine BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, HDP Genel Başkan Yardımcısı Ertuğrul Kürtçü, HDP Genel Başkanı Sebahat Tuncel, milletvekilleri Nazmi Gür, Hüsamettin Zenderlioğlu, Aysel Tuğluk, Demir Çelik, Esat Canan, KESK Genel Başkanı Lami Özgen, Mazlum-Der Genel Başkanı Ahmet Faruk, BDP’li belediye başkanları ve yaklaşık 10 bin kişi katıldı. Ölen 34 kişinin mezarları başında yapılan anmada, aileler gözyaşlarına boğulup, dualar okudu. BDP Parti Meclisi üyesi Ferhat Encü, İmralı’da Abdullah Öcalan’ın aileler için gönderdiği mesajı okudu.

‘Tek eksik Kürdistan’

Törende konuşan BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, olayın sorumlularının hala bulunmamasına tepki gösterdi ve hükümeti eleştirdi. Demirtaş özetle şunları söyledi:
“Bütün Kürt’ün gücü vardır, onuru şerefi, şehitleri vardır. Kürt’ün tek eksiği vardır o da Kürdistan’dır. Kürdistan olsaydı Roboski olmazdı. İki yıldır mazot kokusu içinde parçalanmış halkımızın aileleri ve halk olarak yaşadığımız sürece unutmayacağız. O gün hastanede olayı kaymakam, savcı, devlet yetkililerini nasıl kapatmaya çalıştıklarını gördük. Savaş uçaklarıyla çocuklarımızı parçalayacaklar, sonra da hakaretler edecekler. Sanmasınlar, Pensilvanya’daki hocanın beddualarıdır, hükümetin bugünlerde yaşadıkları buradaki anaların beddualarıdır.
O gece Genelkurmay’a soruyor, burada sınır bölgesinde bir konvoy var arasında da Bahoz Erdal var. Bu kirli bilgiyi buradakilerle de paylaşıyorlar ve resmi bir operasyondur diyorlar. İşte Başbakan vurun diyor, onun içindir ki, bu katliamın hesabını senden soracağız. Burada 34 çocuğumuzun katlettiler, o gündür bugündür üzerine kapatmayı çalıştılar. Bu acı bireysel bir acı değil toplumsal bir acıdır, bu katliam bireysel değil toplu bir katliamdır. Bizim işimiz susmak değil hesap sormak, unutturmamaktır.”

Kalbi acıya daha fazla dayanamadı

Uludere’deki anma töreninde kalp krizi geçiren Miran Encü, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. 2 yıl önce Hava saldırısında yitirdiği yakınları için Gülyazı’daki anmaya katılan 45 yaşındaki Miran Encü, tören sırasında fenalaştı. Üzüntüden kalp krizi geçirdiği belirlenen ve ilk müdahalesi tören yerinde yapılan Miran Encü, kaldırıldığı Uludere         Devlet Hastanesi’nde doktorların tüm abasına karşın kurtarılamadı.



Uludere’de ‘vur’ emrini Başbakan verdi - Zaman

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Ulu-dere’de 34 kişinin öldüğü hava operasyonunda ‘vurun’ emrini Başbakan Erdoğan’ın verdiğini öne sürdü.

Demirtaş, “O yüzden o gün bugündür dosyayı kapatmaya, örtmeye çalışıyorlar.” dedi. Şırnak’ın Uludere ilçesinde meydana gelen katliamın ikinci yıldönümü etkinliklerine katılan Demirtaş, o gece Genelkurmay’a bir istihbarat gittiğini anlatarak, “Diyorlar ki ‘burada sınır bölgesinde bir konvoy var. İçlerinde Bahoz Erdal da bulunuyor. Fakat siviller de olabilir’ diyorlar. Bu gizli bilgiyi buradakilerle de paylaşmıyorlar. Şırnak’ın, Uludere’nin de haberi olmuyor. Ama Başbakan’ı gece telefonla bilgilendiriyorlar. ‘Riskli bir operasyondur’ diyorlar. ‘Bahoz Erdal’ı vuracağız ama konvoy kalabalık, siviller de olabilir’. İşte bu Başbakan ‘vurun’ diyor. Bu Başbakan’ın emriyle savaş uçakları kalkıyor, bu çocuklarımızı bizden alıyor. Daha sonra anlıyorlar ki tamamı Roboskili köylüler. O gün bugündür dosyayı kapatmaya, örtmeye çalışıyorlar.” diye konuştu. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına da değinen Demirtaş, “Düşünün 3 bakanın oğlunu gözaltına aldılar. Trilyonlarla birlikte götürüp içeri attılar. Şu ana kadar 800 polisi görevden aldı Başbakan. Bu anaların 34 kuzusunu bu tepelerde parçaladılar, tek bir onbaşıyı bile daha görevden almadılar.” ifadelerini kullandı.


Türk: Derin devletin yerini ‘Paralel yapı’ aldı - Star

Mardin Milletvekili Türk, “İstanbul’daki operasyonu menfaatine dokunulan çevreler yapıyor” dedi.Mardin Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk, İstanbul merkezli operasyona ilişkin, “Operasyonun nedeni hırsızsızlığı ortaya çıkarmaya yönelik değil” dedi. Mardin’de, Kadim Akademi Derneği’nce düzenlenen etkiniğe katılan Türk, geçmişteki “derin devlet” ifadesinin yerine “paralel devlet” anlayışının ortaya çıktığını öne sürdü. Demokrasi esas alınmadığı zaman farklı adım ve grupların Türkiye’de iktidar ve bir güç olarak kalmak istediğini ifade eden Türk, “Operasyonun nedeni hırsızsızlığı ortaya çıkarmaya yönelik değil. Paralel devletin veya bazı güçlerin menfaatinee dokunulduğu için operasyon oldu” dedi.

Hassas süreçte düğmeye basıldı

Türk şunları söyledi: “Bu operasyonun boyutu sadece cemaatle sınırlı değil. Yani Rusya’nın, ABD’nin, İran’daki ambargonun delinmesi ile ilgili bir operasyon olduğu ortaya çıkıyor. Bütün deliller bunu gösteriyor. Bu süreç çok iç açıcı değil. Her aklı başında insanı rahatsız eden bir süreç.”


Sebahat Tuncel ‘terör suçu’ndan hapse girebilir - Milliyet

Yargıtay, HDP’li Sabahat Tuncel’e PKK üyeliğinden verilen 8 yıl 9 aylık hapis cezasını onadı. Karar Meclis’te okunursa Tuncel’in vekilliği düşecek ve hapse girecek

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, HDP Eş Başkanı İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel hakkında, “terör örgütü üyesi olmak” suçundan verilen 8 yıl 9 aylık hapis cezasını onadı. TBMM, vekil seçilmeden önce açılan davada çıkan kararı Genel Kurul’da okutursa, Tuncel’in vekilliği düşebilecek ve kesinleşen bu cezası uyarınca tutuklanarak cezaevine konulacak.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 18 Eylül 2012’deki son duruşmasında, sanık Sebahat Tuncel, “PKK silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 8 yıl 9 ay hapisle çarptırılmıştı. Tuncel, hakkında belli haklardan yoksun bırakma ve yurtdışına çıkış yasağı da getirmişti. Kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmişti. Başsavcılık, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararının onanmasını istemişti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Tuncel’e verilen 8 yıl 9 aylık mahkumiyet kararını onadı. Böylece Tuncel’in cezası kesinleşmiş oldu.

Vekilliği düşebilir

TBMM daha önce vekil seçilmeden önce açılan davada örgüt propangadası yapmak suçundan 2 yıl 1 ay hapse mahkum edilen BDP’li Kemal Aktaş hakkındaki kararın okunmaması konusunda inisiyatif kullanmış, 3. Yargı Paketi’yle üst sınırı 5 yıla kadar olan suçlar için getirilen mahkumiyetlerin infazının ertelenmesine ilişkin düzenleme ile vekilliğinin düşürülmesinden kurtulmuştu. TBMM, Aktaş gibi Tuncel hakkındaki kararın Genel Kurul’da okunması konusunda da inisiyatif kullanabilecek. Aksi halde karar Genel Kurul’da okutulacak ve Tuncel’in vekilliği düşebilecek. Tuncel vekilliği düşerse veya önümüzdeki genel seçimlerde yeniden vekil seçilemezse kesinleşen bu cezası uyarınca yeniden cezaevine girecek ve infaz kanunu uyarınca 6 yılın üzerinde bir süre ile cezaevinde kalacak.

Vekil olamayacak

TBMM Başkanlığı, onama kararını TBMM Genel Kurulu’nda okutabileceği gibi inisiyatif kullanarak bu işi dönem sonuna da bırakabilecek. Tuncel’le ilgili onama kararı TBMM Genel Kurulu’nda okunmadığı sürece milletvekilliği devam edecek. Tuncel, terör suçundan 1 yılın üzerinde aldığı hapis cezası Yargıtay’ın onama kararıyla kesinleştiği için milletvekili genel seçimlerine de katılamayacak.
Tuncel, terör örgütü PKK’nın üst düzey yöneticileri ile Bağlar Demokratik Toplum Partisi (DTP) binasında toplantı yaptıklarına dair ihbar doğrultusunda, 5 Kasım 2006’da gözaltına alınmıştı. Tuncel, “DTP’nin delegesi olarak pasaportuyla yasal yollardan 12 Haziran 2004’te Şırnak-Habur sınır kapısından Irak’ın kuzeyine geçtiği, örgütün 2004’te buradaki kamplarında yapılan PKK Demokratik Kurtuluş Partisi (PRD) kongresine örgüt mensuplarının giydiği kıyafetlerle katıldığı, 20 Ağustos 2004’te Habur sınır kapısından yurda giriş yaptığı, 5 Kasım 2006’da yasa dışı örgüt mensuplarının Bağcılar DTP ilçe binasında yaptığı toplantı sırasında yakalandığı ve PKK üyesi olduğu anlaşıldığı” gerekçesiyle tutuklanmıştı.

HDP’den karara itiraz

HDP’den yapılan açıklamada şunlara yer verildi: “Son yaşanan devlet krizi de gösterdi ki, yargı alanında meşruluğu tartışma konusu olan çok fazla unsur vardır. Eşbaşkanımız Tuncel için bir taraftan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru adımlarını takip edeceğiz.”

Tuncel’den tepki:

Karar siyasi

Uludere’de 2 yıl önce düzenlenen hava operasyonunda ölen 34 kişinin anma törenine katılan HDP Genel Başkanı Sebahat Tuncel, PKK üyeliğinden kendisine verilen 8 yıl 9 aylık hapis cezasının Yargıtay tarafından onanmasını değerlendirdi. Tuncel özetle şunları söyledi:
“Bu, siyasi bir karardır. Hukuki bir karar değil. Bu saatten sonra yapacak bir şey yok. Demokratik siyasetin önünü açma yerine, yargı siyasi bir karar vererek siyasetin önünü kapatmıştır. Bu tür kararlarla Türkiye’de sıkıntıdan başka bir şey çıkmaz. Biz mücadeleye devam edeceğiz. Top, parlamentodadır, isterse çözebilir. Ama bu kararlarla çözümsüzlük siyaseti devreye sokulmuştur. Biz demokratik siyasi yapmaya devam edeceğiz.”


 Uludere devleti yine işbaşında – Taraf

Uludere’nin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen tek bir sorumludan hesap sormayan yargı, HDP Eşbaşkanı Tuncel’in hapis cezasını onadı

Yargıtay; HDP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel hakkında verilen sekiz yıl dokuz aylık hapis cezasını onayladı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Sebahat Tuncel, 2007 yılında milletvekili seçilmesinin ardından bu davadan tahliye edilmişti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından verilen onama kararı, Meclis’e gönderilip Genel Kurul’da okunursa Tuncel’in milletvekilliği düşecek. Milletvekilliğinin düşmesinden ardından Tuncel’in cezaevine girmesi de mümkün olacak.

Kararı “siyasi” olarak değerlendiren Tuncel, “İşimize bakacağız” dedi. Tuncel, şöyle devam etti: “Yargı, siyaseten bir karar vermiştir. Bu, siyasi bir karardır. Devlet çözümsüzlük ve savaş siyasetini sürdürüyor. Bunun karşısında biz de demokratik ve özgürlükçü siyaset anlayışımızla yolumuza devam edeceğiz.


MÜCADELEMİZ SÜRECEK

Demokrasilerde çareler tükenmez. Demokrasi mücadelesi sadece parlamentoda yürütülmüyor. Bu mücadelenin birçok alanı var. Bizim halkların ortak geleceği için mücadelemiz nerede olursa olsun sürecek.” Öte yandan HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Tuncel’in ceza almasıyla ilgili açıklamasında şunları söyledi: “Hatırlatmak istiyoruz ki, Tuncel hakkındaki mahkeme kararı, o dönemde Başbakan Erdoğan’ın ‘Yargıya söyledik, gereğini yapacak’ açıklamasının ardından alındı. Altı yıl sonra ortaya çıkarılan bir itirafçının kanıtlanmamış beyanlarına dayanan ve Sebahat Tuncel’in görüşü alınmadan verilen bu karar Yargıtay’da rekor bir hızla, bir yılda onandı.”

Açıklamada mahkeme kararının da, Yargıtay’ın onamasının da siyasi olduğu belirtildi ve “Yargıtay’ın onama kararın aynı zamanda Kürt sorununda ‘çözüm ve barış’ mücadelesine vurulan bir darbe. Yargı, adalet değil, haksızlık dağıtıyor” dendi.

KARAR MEŞRU DEĞİL

HDP MYK ise açıklamasında şu çağrıyı da yaptı: “Son yaşanan devlet krizi de gösterdi ki, yargı alanında meşruluğu tartışma konusu olan çok fazla unsur vardır. Bu koşullarda eşbaşkanımız için verilen bu kararı da meşru kabul etmiyoruz. Eşbaşkanımız Tuncel için bir taraftan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru adımlarını takip edeceğiz. Diğer taraftan da politik demokratik mücadelemizi sürdüreceğiz.” BDP tarafından yapılan açıklamada da “Tuncel hakkında verilen kararı hukuki ve meşru bulmuyoruz, kınıyoruz. Bu kararların alınmasında TCK’ya sahip çıkan, her defasında Kürt siyasetçileri hedef göstererek yargıyı göreve çağıran siyasi iktidarın tutumu da teşvik edici olmuştur” ifadeleri kullanıldı.

TÜRKİYE ULUDERE’Yİ UNUTMADI - Milliyet

Uludere olayının ikinci yılında hayatını kaybedenler yurdun çeşitli bölgelerinde törenlerle anıldı
Uludere olayının ikinci yılında hayatını kaybedenler yurdun çeşitli bölgelerinde törenlerle anıldı. 2 yıl önce savaş uçaklarının bombalaması sonucu Uludere’de yaşamını yitiren 34 kişi Diyarbakır, Mersin, Şanlıurfa, Tokat, Karabük, Gaziatep, ve Adana’daki törenlerde anıldı. Ölenlerin fotoğraflarının taşındığı törenlerde olayın sorumlularının cezalandırılması istendi. Cizre, İdil, Silopi, Beytüşşebap ve Nusaybin’de fırın ve eczaneler dışındaki  tüm işyerleri kapalı kaldı.

İzmir’de 20 gözaltı

 Cizre’de Uludere’deki olayı protesto etmek için izinsiz gösteri yapan gruba polis su ve biber gazıyla müdahale etti.  Öte yandan İzmir’de eylem yapan grup, uyarılara rağmen dağılmayınca 20 kişi gözaltına alındı.


 Size yol arkadaşlarınızla iyi yolculuklar dileriz’ - Hürriyet

AK Parti'den istifa eden bağımsız İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay, Twitter'dan Başbakan Erdoğan'ın 'Bazıları partiden ayrılmadı, biz gönderdik' mesajına yanıt verdi.
Başbakan Erdoğan'ın Manisa'da istifa eden vekillere 'istifa etseniz de etmeseniz de, artık hareket sizi kapıya koymuştur" demesi ve bu sözleri Twitter'da resmi hesabından 'Bazıları partiden ayrılmadı biz gönderdik. Partimizin içinde fitneye sebebiyet verenleri barındırmanın bir anlamı yok. Biz bize yeteriz." sözleriyle bir kez daha paylaşması üzerine Ertuğrul Günay, "Siz atmadınız, biz yolumuzu ayırdık! Size yol arkadaşlarınızla iyi yolculuklar dileriz" yanıtını verdi ve Başbakan'ın Pakistan ziyaretinden dönüşünde otobüs üzerinde, istifa eden 3 milletvekeli ile birlikte çektirdiği fotoğrafı paylaştı.


AK Parti'den bir ayda 3 Bakan, 4 vekil gitti - Hürriyet

AK Parti'de son bir ay içinde, üçü bakanlık da yapmış toplam 7 vekil istifa etmiş oldu. Böylece AK Parti'nin meclisteki sandalye sayısı 320'ye indi.

İLK GİDEN İDRİS BAL

İstifa rüzgarı, dershane tartışmaları ile başladı. Dershanelerin kapatılmasına karşı çıkan AK Parti Kütahya Milletvekili İdris Bal, bunu kamuoyu önünde de sert ifadelerle dile getirdi. Bunun üzerine Bal, kesin ihraç istemiyle AK Parti disiplin kuruluna sevkedildi. Bal, disiplin kurulu kararını beklemeden partisinden 30 Kasım 2013'te istifa etti.

HAKAN ŞÜKÜR, OPERASYONDAN BİR GÜN ÖNCE...

AK Parti İstanbul Milletvekili Hakan Şükür de dershanelerin kapatılmasına karşı çıkan vekillerdendi. Şükür, yazılı bir açıklama yaparak, 16 Aralık 2013'te partisinden istifa ettiğini açıkladı. Şükür'ün açıklamasından bir gün sonra, üç bakanın oğlunun gözaltına alındığı rüşvet ve yolsuzluk operasyonu başladı.

ÖNCE BAYRAKTAR, SONRA ŞAHİN...

17 Aralık tarihli operasyon sonrasında kamuoyunda oğulları gözaltına alınan AK Partili Bakanların istifa edip etmeyecekleri tartışması başladı. Üç Bakan, Zafer Çağlayan, Muammer Güler ve Erdoğan Bayraktar, 25 Aralık'ta hükümetten istifa ettiler.
Ancak Bayraktar sadece bakanlık görevinden değil, AK Parti'den ve milletvekilliğinden de istifa ettiğini de açıkladı.
Bayraktar'ın istifa haberinden sadece saatler sonra, AK Partili bir başka eski Bakan, İçişleri eski Bakanı İdris Naim Şahin, yine yazılı bir açıklama yaptı ve AK Parti'den ayrıldığını söyledi.

SON DALGA, DİSİPLİNE SEVK İLE GELDİ

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından, TBMM'deki AK parti grubundan üç isim, eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Ankara Milletvekili Haluk Özdalga ve İzmir Milletvekili Erdal Kalkan da, hükümetin yolsuzluk operasyonuna yaklaşımını kamuoyu önünde açıkça eleştirdi.

Bunun üzerine AK Parti dün gece yaptığı MYK toplantısında, bu üç ismin "kesin ihraç" istemiyle disipline sevk edilmesi kararlaştırıldı.

İSTİFA AÇIKLAMASI TWİTTER'DAN GELDİ

AK Parti'nin disipline sevk kararı üzerine ilk tepki, İzmir Milletvekili Erdal Kalkan'dan geldi. Kalkan, Twitter üzerinden açıklama yaparak, AK Parti'den istifa ettiğini duyurdu. Tweet'inde, AK Parti'nin açılımındaki "Adalet" kelimesini kullanmadığı dikkat çeken Kalkan, istifasını saat 00.34'de şöyle duyurdu;

"Kalkınma Partisi'nden istifa ediyorum. Biliniz ki dünya dönüyor. Halkımız da aptal değil. Yolunuz kapalıdır"

"KANUNSUZ EMRE UYULMAZ"

Kesin ihraç istemiyle disipline sevk edilen eski Bakan Ertuğrul Günay
"Bu disiplin kararına sabırla boyun eğmemiz beklenmezdi. Ayrılma kararı  verdim" sözleriyle partiden istifasını açıkladı.

Günay basın toplantısında, "Türkiye'de ilk kıdemli hukukçulardan biriyim. Adli Kolluk Yönetmeliği Anayasa'ya ihlalidir. Arkadaşlarımı son bir kez daha uyarıyorum. Onların kanunsuz emirlerine uyan kamu görevlilerini uyarıyorum. Kanunsuz emre uyulmaz. Herkes aklının bir tarafına yazsın. Bugünkü hukuk ihlalleri yarın mutlaka hukukun önüne çıkar. Toplum bunun bedelini çok ağır biçimde ödetir" dedi.

Özdalga'nın da yapacağı basın toplantısıyla istifa etmesi bekleniyor.

AK PARTİ'NİN VEKİL SAYISI

2011 seçimlerinin ardından AK Parti TBMM'ye 327 vekil sokmayı başarmıştı. Ancak Ordu vekili Harun Çakır seçimlerden kısa bir süre sonra vefat etti. Böylece vekil sayısı 326'ya düştü.
Ancak AK Parti, CHP'den bir vekil transfer etti. Salih Fırat'ın CHP'den istifa edip, AK Parti'ye geçmesiyle, sandalye sayısı yeniden 327'ye yükseldi.
Son istifaların ardından şu anda AK Parti milletvekili sayısı 320'ye düşmüş oldu.


Hırsız vaaar – Hürriyet

Rüşvet ve yolsuzluğu protesto etmek isteyen 200 kişi Ankara’da saat 19.00’da Kızılay Güvenpark’ta toplandı. Eylemciler “Hırsız vaaar” sloganları attı.

Grup daha sonra Gezi eylemlerinde ölen Ethem Sarısülük’ün vurulduğu yere çiçek bıraktı. Gruptan bazı kişiler de ayakkabı kutuları taşıdı. Mamak-Tuzluçayır’da düzenlenen gösterilere bir eylemci Noel Baba kıyafetiyle katıldı.

Yolsuzluk İzmir’de 10 bin kişi tarafından protesto edildi. Saat 19.00’da Kıbrıs Şehitleri caddesinde yürüyen eylemciler, “Hükümet istifa”, “Hırsız vaaar” sloganları attı. Basmane Meydanı’nda toplanan başka bir grup, polisin gazlı müdahalesiyle dağıtıldı. Grup, Lozan ve Montrö meydanlarından Reyhan Pastanesi’ne uzanan caddede dört yerde barikatlar kurup ateşe verdi. Ak Parti binasına yürümek isteyen eylemcilere polis TOMA ve biber gazı ile müdahale etti. Kaçan eylemciler Alsancak’ta caddeye kurdukları barikatlar etrafında uzun süre beklerken, birçok ana yol trafiğe kapatıldı. Çok sayıda banka şubesi, ATM ve otobüs durağının camları kırılırken, göstericiler bazı otomobillere de zarar verdi.

Eskişehir’deki yaklaşık 500 kişi sloganlarla AK Parti il binasına yürüdü. Kalabalık barikat kuran polislerin yanındaki TOMA aracına yumurta, AK Parti binasına doğru da tuvalet kağıdı ile ayakkabı kutusu attı.

Adana’nın Seyhan ilçesindeki İnönü Parkı’nda toplanan 200 kişi, yolsuzluk iddialarına adı karışan bakanlar, Reza Zarrab ile Fethullah Gülen ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın fotoğraflarını ve ayakkabı kutularını yere koydu. Grup fotoğrafların üzerine yumurta attı.

Isparta’da CHP İl Gençlik Kolları üyesi grup, ‘AKP mezara, halk iktidara’ yazılı tabut ve ayakkabı kutularıyla eylem yaptı. CHP’liler tabutu cami önüne bırakıp hükümet için temsili cenaze namazı kıldı. CHP’li gençler “Ey Ispartalılar hükümeti nasıl bilirdiniz?” diye sordu. Eyleme katılanlar “Hırsız bilirdik” diye cevap verdi.


Kayseri’de de yaklaşık 3 bin kişi, ellerindeki ‘Kutumuz boş, gönlümüz dolu’ yazılı ayakkabı kutularıyla Cumhuriyet Meydanı’na doğru sloganlar eşliğinde yürüdü. Denizli, Karaman, Zonguldak, Kayseri, Erzurum, Mersin, Kocaeli, Kırklareli’de de eylemciler yolsuzluk ve rüşveti protesto etti


Seçim dönemi yayın ilkeleri belirlendi - Sabah

YSK'nın, 1 Ocak 2014 tarihinden seçimin bitimine kadar, basın ve yayın kuruluşlarının yayın ilkelerine ilişkin kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.

Kararda, radyo ve televizyon kuruluşları ile yazılı, sözlü ve görsel basının, tek yönlü, taraf tutan yayınlar yapamayacağı, bu kuruluşların yayınlarında demokratik kurallar çerçevesinde siyasi partiler arasında fırsat eşitliğini sağlamak zorunda oldukları belirtildi.

Yayınlarında adaletli, tarafsız ve kanunlara uygun davranmak zorunluluğu bulunan bu kuruluşların, ırk, cinsiyet, sosyal sınıf veya dini inançları da esas alarak yayın yapamayacakları bildirilen kararda, siyasi parti ve adayların radyo ve televizyon kanalları ile yazılı, sözlü ve görsel basında yapacakları propagandalarında "Türkçe kullanmalarının" esas olacağı kaydedildi.

Herhangi bir yayının banttan, internet ortamında web yayını olarak halka izlettirilmesi durumunda ise mevcut yayının Türkiye'nin hatta dünyanın her tarafından internet üzerinden ulaşılabilerek izlenmesi mümkün olabileceğinden, propaganda yasaklarına aykırı hareket edilerek halka izlettirilmesi halinde yayın için erişiminin engellemesi kararı verileceği, gereğinin erişim sağlayıcılarına bildirilme görevinin ise itirazın yapıldığı yer ilçe seçim kurulu başkanlığına ait olduğu belirtildi.

Karara göre, siyasi partiler veya adayların oy verme gününden önceki 24 saate kadar olan sürede radyo ve televizyonlarda birlikte veya ayrı ayrı açık oturum, röportaj, panel gibi programlara katılarak görüşlerini açıklayabilecek. Siyasi partiler veya adayların açık veya kapalı yer toplantıları radyo ve televizyonlarda canlı olarak yayınlanabilecek. Son 24 saat içinde benzeri program ve toplantılar yayınlanamayacak.

Seçim dönemi içinde, "Ulusa Sesleniş", "Millete Hizmet Yolunda" gibi özel tanıtıcı programlar banttan veya canlı olarak yayınlanamayacak.

Seçime katılan siyasi partiler ve bağımsız adaylar, seçim propaganda süresinin sona ermesine kadar, yazılı basında ilan ve reklam yoluyla veya internet sitesi açarak sözlü, yazılı veya görüntülü propaganda yapabilecek.

Vatandaşların, elektronik posta adreslerine, taşınabilir veya sabit telefonlarına sesli, görüntülü veya yazılı mesaj gönderilemeyecek ancak siyasi partilerin kendi üyelerine gönderdiği sesli, görüntülü veya yazılı mesajlar her zaman serbest olacak.

Oy verme gününden önceki 10 günlük sürede, yazılı, sözlü ve görsel basın ve yayın araçları ile kamuoyu araştırmaları, anketler, tahminler, bilgi ve iletişim telefonları yoluyla mini referandum gibi adlarla bir siyasi partinin veya adayın lehinde ya da aleyhinde, vatandaşın oyunu etkileyecek biçimde yayın ve dağıtım yapılamayacak.

Bu sürenin dışında yapılacak yayınlar, tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine uygun olacak, kamuoyu araştırmaları ve anketlerin yayınlanması sırasında, araştırmanın hangi kuruluş tarafından yapıldığı, denek sayısı, araştırmanın kim tarafından finanse edildiği açıklanmak zorunda olacak.

TRT ile ulusal düzeyde yayın yapan bütün özel radyo ve televizyon kanalları ayrım gözetilmeden izlenerek yayın ilkelerine aykırılığının tespiti halinde düzenlenecek raporlar, seçim dönemi içinde Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca değerlendirilip, her haftanın perşembe günleri saat 17.00'ye kadar YSK Başkanlığına sunulacak

Yerel düzeyde yayın yapan radyo ve televizyon kanallarının yayın ilkelerine aykırılığının tespiti halinde ise RTÜK tarafından düzenlenecek raporlar, yayın kuruluşunun merkezinin bulunduğu yer ilçe seçim kurulu başkanlığına bekletilmeden gönderilecek.


Alman Dışişleri Bakanı'ndan yolsuzluk yorumu - Hürriyet

Türkiye’de son günlerde yaşanan rüşvet ve yolsuzluk suçlamaları, Avrupalı politikacılar tarafından da yakından takip ediliyor.
Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Bild am Sonntag gazetesine yaptığı açıklamada, "Ortadoğuda sürekli krizler ve çatışmalarla anılır. Bu ülkeler Avrupa’dan ilham alarak demokrasilerini güçlendirmeliler. Türkiye’deki yolsuzluk iddiaları ve olup bitenleri yakından takip ediyoruz. Bu olaylar ve olaylara bağlı gelişmeler tarafsız ve şeffaf bir şekilde incelenip bir sonuca ulaştırılmalı" dedi. İsviçre’nin TSR 1 ve TSR 2 televizyonları da Steinmeier’in açıklamasını izleyicileri ile paylaştı.


Çin’de 500 vekil rüşvet skandalında istifa etti - Milliyet

Çin’in Hunan eyaletinde 500’den fazla yerel görevli seçimlerde usulsüzlük için rüşvet alırken yakalanınca istifa etti
Pekin yönetimi yolsuzluk ve rüşvet iddialarına karşı tutumunu sertleştirirken meydana gelen olay halkın skandallara karşı tepkisini yumuşatma amacını taşıyor. Resmi televizyon kanalı CCTV’nin haberine göre yerel devlet görevlileri temsilci atayabildikleri yerel meclisteki seçimler için Hunan Halk Kongresi’ndeki 56 kişiden rüşvet aldığı ortaya çıkmıştı. İktidardaki Çin Halk Partisi de rüşvet veren 56 kişiyi görevden aldı. Soruşturmanın ilk aşamasına göre yetkililere 18 milyon dolar tutarında rüşvet ödendi. Olayın gerçekleştiği Hengyang şehrindeki en üst düzey parti sorumlusu Tong Mingqian’ın skandal nedeniyle yargılanması bekleniyor. Hunan’da cuma günü bir karpuz satıcısının ölümünden sorumlu tutulan dört devlet görevlisi 3 ila 11 yıl arasında hapis cezasına çarptırılmıştı.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.