DURAN KALKAN: ROBOSKİ FAİLİ BELLİ KATLİAMDIR
Röportajlar / 26 Aralık 2013 Perşembe Saat 11:33
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, Roboski Katliamı’nın ‘faili belli bir katliam’ olduğunu belirterek, katliamla Kürt hareketine mesaj verildiğini söyledi. “Sivil halkın katledilmesiyle tehdit edildik” diyen Kalkan, Roboski halkının duruşuyla AKP’nin verdiği bu mesajın boşa çıkarıldığını söyledi.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, Roboski Katliamı’nın ‘faili belli bir katliam’ olduğunu belirterek, katliamla Kürt hareketine mesaj verildiğini söyledi. “Sivil halkın katledilmesiyle tehdit edildik” diyen Kalkan, Roboski halkının duruşuyla AKP’nin verdiği bu mesajın boşa çıkarıldığını söyledi.

Roboski katliamının yıldönümünde konuşan KCK Yürütme Konseyi üyesi Duran Kalkan önemli açıklamalarda bulundu. “Roboski katliamıyla özgürlükte, mücadelede ısrar ederseniz bu tür katliamlarla karşı karşıya geleceksiniz mesajı verilmek istendi. Hareket olarak, halk olarak açıkça tehdit edildik. ” diyen Kalkan, Roboski halkının kararlı duruşunun AKP’nin verdiği bu mesajı boşa çıkardığını söyledi.

Roboski Katliamını ‘faili belli bir katliam’ olarak nitelendiren Kalkan, Gever’deki katliamı ise paralel devletin işi olarak tanımladı ve ekledi: “Provokasyon gücü polistir. Kürt sorununun çözülmesini istemiyorlar. Siyasi çözüm arayışlarını her defasında sabote ediyorlar.”

-Sayın Kalkan, 28 Aralık 2011’de Türk savaş uçakları aralarında çocukların da bulunduğu 34 Roboskili genci bombardımanla katletti.  Aradan tam iki yıl geçti ama bu katliamın bırakalım hesabının sorulmasını, failleri henüz bulunabilmiş değil. Bu durumu hem hukuki hem siyasi açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle şahadetlerinin ikinci yıldönümünde Roboski demokrasi şehitlerimizi saygıyla ve minnetle anıyorum. Şehit ailelerini, Roboski halkımız başta olmak üzere tüm Botan halkımızı dik duruşları ve kararlı mücadeleleri temelinde saygıyla selamlıyorum. Gerçekten de büyük bir mücadele verdiler. Roboski katliamıyla tüm halk olarak bize, eğer özgürlükte demokrasi mücadelesinde ısrar ederseniz bu tür katliamlarla karşı karşıya geleceksiniz mesajı verilmek istendi. Hareket olarak, halk olarak çok açıkça tehdit edildik. Zaten gerillaya dönük her türlü silah kullanılarak katliamlar yapıldı. Aynı dönemde Cudî katliamları yaşandı. Onlarca gerilla yasaklı silahlarla katledildi. Ocak ayında Besta’da gerillalar katledildi. Kürdistan’ın diğer alanlarında da Garzan’da, Erzurum’da, Amed’de, Dersim’de katliamlar yaşandı. 

‘SİVİL HALKIN KATLEDİLMESİYLE TEHDİT EDİLDİK’

Ama Roboski katliamının çok daha özgün bir yeri vardı. Sivil halkın katledilmesiyle tehdit edildik. Buna karşı gerçekten de Roboski halkının tutumu, şehit ailelerin tutumu, duruşu gereken cevabı verdi. Ne tür katliam olursa olsun, ne kadar vahşi saldırganlık olursa olsun, biz özgür yaşamda, demokratik yaşamda kararlıyız özgürlük ve demokrasi mücadelesini zafere kadar yürüteceğiz. Önder Apo’dan bunu öğrendik, partiden, gerilladan bunu öğrendik. Onların öğrettiklerini hayata geçirmede kararlıyız her türlü bedeli ödemeye de hazırız. Türkiye’nin 20-30 yıllık tarihi içerisinde yaşanmış benzer çok olay var. Hiç biri aydınlatılmamış zaten. En son birinci yıl dönümünün yaklaştığı Paris katliamı var. Bunu da sözüm ona koskoca Fransa devleti aydınlatamıyor.

KATLİAMIN GİZLİ KAPALI BİR YANI YOK

-Roboskili ailelerin mücadelesine rağmen davada her hangi bir gelişme yok. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Aslında Roboski katliamının aydınlatılacak bir yanı yok. Yani gizli kapalı bir yanı yok. Kimin yaptığı, nasıl yaptığı, kimin emir verdiği çok net biliniyor. Bunlar isim olarak da basına yansıdı zaten. Hangi uçaklar bombalamış, hangi pilotlar bombardımanı yapmış, bunlara hangi karargâh komutanı emir vermiş, bu komutanlara emri kim vermiş, hangi siyasi irade vermiş, biliniyor. Bunlar doğrudan hükümetin içerisinde, savaşı doğrudan komuta eden gücün sorumluluğundadır. Bizzat Başbakan Tayip Erdoğan bunu yönetiyor. Zaten hatırlanırsa o dönemde Cudî’de katliamlar olup savaş yaşanırken bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan mecliste açıklama yaptı ‘şimdi Cudî’de saldırıyoruz ve hesabını soruyoruz’ dedi. Yani savaşı yönetenin başbakan olduğu açığa çıkmış oldu. Emirleri veren oydu. Roboski’de de öyledir. Zaten Kürdistan’daki olaylara karşı hukuk işlemiyor. Hukuk diye bir şey yok. Kürtler hukuki kapsamda değiller. Tehlikeli, denetim altında tutulması gereken, eğer reddederlerse de her türlü baskı altına alınması gereken insan statüsündeler. Ya hapse koyar susturursun ya kafasına vurur, yok edersin.

İnkâr ve imha sisteminin Kürde, Kürt insanına, Kürt halkına karşı yaklaşımı bu. Dolayısıyla bu sistemi yürüten devletlerin ve o devletleri yöneten hükümetlerin de izledikleri politikalar bu. Bu bakımdan her hangi hukuki bir işlem yapılamıyor, yapılamaz da. Çünkü hukuk böyle kurulmuş.  Aslında ‘Türkiye bir hukuk devleti, demokratik hukuk var’ deniliyor ama bu hukuk bugünün TC sınırları içerisinde bazı kesimler, alanlar için uygulanıyor. İnsanlara göre, alana göre farklılık var. Bunu söyleyince bize bölücü diyorlar ama zaten kendileri bölüyor. Türkiye’nin neresinde olsaydı değil böyle bir katliam, bir kişinin biraz burnu kanasaydı bunun hesabı sorulmaz mıydı? Hukuk işlemez miydi? İşlerdi tabi. 34 genç insan göz göre göre, bile bile planlı bir biçimde vurulmuş, katledilmiş ama hukuk görmüyor işlemiyor, çözüm bulamıyor. Açık ki hukukun kendisi böyledir.

AİLELERİN ONURLU DURUŞU MESAJI BOŞA ÇIKARDI

Geriye siyaset kalıyordu. Aslında AKP hükümeti gerçekten de biraz demokratik olsa insan haklarından yana olsa siyasi olgunluk gösterirdi. Açıktan sahip çıkar, sorumluluğunu ifade eder o biçimde kendisini yürütürdü. Yani şöyle deniliyor; ‘ya yanlışlık olmuş, bilmem farklı biçimde sanılmış.’ Eğer öyle olsaydı o zaman AKP’nin öyle deyip bu sorumluluğu bir biçimde kabul ederek ama topluma izah ederek kendisini aklaması gerekirdi. Bunun önü açıktı. Aileler, Kürt halkı, demokratik siyaset, BDP, ‘eğer hata yapılmışsa, bilmeden vurulmuşsa o zaman özür dilensin’ dedi. Dikkat edelim öyle davranmadı. Öyle davransaydı Roboski halkı, Kürt halkı AKP hükümetini affetmeye hazırdı. Bunu çok defa açıkladılar. Ama AKP öyle davranmadı. Niye? Çünkü bir mesaj vermek istediler. Öyle davransa mesaj ortadan kalkar, yani Kürt halkını ve bizi özellikle de PKK’yi tehdit etmek istediler. Sivil katliamlarla tehdit etmek istediler ve bu katliam bu temelde bilinçli planlandı ve yürütüldü. Amaç bu olduğu için, farklı tutum içinde olmadılar. Hükümet özür dilemeye, farklı biçimde davranmaya yaklaşmadı.

Aileler, halk çok fazla tepki göstermesin diye el altından engellemek istediler ama açıktan olayı yatıştırıcı bir tutum takınmadılar. Çünkü mesajı ortadan kaldırmak istemediler. Mevcut durumda toplum mücadele ettikçe ‘bak biz bunu yaparız’ dediler. Katliam tehdidi böylece hep canlı tutulmuş oluyor. Kürt insanının ruhunda, beyninde, belleğinde katliam canlı tutulsun ki bazı çevreler bundan korksun. Toplumun geneli bundan korksun, çekinsin mücadele edemesin istiyorlar. İşte Roboski halkının aslında kararlı duruşu, dik duruşu, sonuna kadar mücadeleci duruşu bu mesajı boşa çıkardı. AKP bu nedenle oldukça sıkışık bir duruma geldi.

GEVER’İN ÖZGÜRLÜK TUTKUSUNU HEDEFLİYORLAR

-Geçtiğimiz günlerde Gever’de de buna benzer bir katliam yaşandı, Gerilla mezarlarının tahrip edilmesi üzerine halk buna karşı bir eylemle tepki gösterdi. Eyleme müdahale eden polis üç Kürt gencini kurşunla vurarak katletti. Katliamlarla mesaj verme politikası devam ediyor mu?

Evet, devam ediyor. Üç Kürt yurtseveri Gever’de katledildi. Onları da saygıyla ve minnetle anıyorum. Demokrasi şehitlerimizdir. Gever şehidi çok olan bir alan Roboski gibi. Katliamdan sonra geçen iki üç yıl içerisinde de çok sayıda Roboskili genç gerillada savaşarak, direnerek şehit düştüler.

Bu özgürlük mücadelesi içerisinde Gever de benzerdir. Şehidi çok olan, direnişi büyük olan, direnişte Kürt halkına öncülük eden alanlardan birisidir. Dolayısıyla o duruşu kırmak istiyorlar. Diyorlar ya provokasyon oldu. Provokasyon aslında Gever halkının bütün Kürt halkına öncülük edecek düzeyde taşıdığı potansiyelin yok edilmesi için gündeme getirildi. Provokatörler olayı yapanlardır. Aslında buradaki amaç Gever halkının bu özgürlük duruşunu, tutkusunu, mücadeleci gerçeğini bu tür provokasyonlarla tehdit ederek hatta zemin yaratıp baskı altına alarak eritmek, ezmek istiyorlar. Bazılarını katlettiler şimdi olay arkasından bir sürü tutuklama yapıyorlar. Birçoğunu tutuklayacaklar. Olaydan sorumlu gösterip hapishaneleri dolduracaklar, böylece bu direniş potansiyelini ezmeye çalışacaklar. Bir kısmını katlederek, bir kısmını zindanlara doldurarak geri kalanları da örnek gösterip tehdit ederek, ürküterek güya mücadeleden alıkoymaya çalışacaklar. Fakat Gever halkı da kahraman bir halktır. Roboski halkı gibi gerekli cevabı verdi. Kış demedi, kar demedi, tipi demedi şehitlerine kararlılıkla sahip çıktı. Olayı net ortaya koydu, aydınlattı. Deniliyor ki çatışmayla oldu. Bu yalandır. Gerçekle hiç bir alakası yok. Tamamen polis saldırısıyla oldu. Zaten belgeler de var, yayınlanıyor da.

ROBOSKİ GİBİ GEVER DE DİRENİŞ MESAJI VERDİ

Daha fazla üzerlerine giderlerse, daha fazla direnişle karşılaşacaklarını, hükümet de, devleti yönetenler de, herkes bunu bilmeli. Kürtler öyle bu tür baskı, sindirme hareketlerine karşı boyun eğecek konumda değiller. Böyle olacağını sananlar varsa, yanılıyorlar. Çünkü direnmeyi öğrendiler, özgür yaşama karar verdiler. Bunda sonuna kadar ısrarlılar ve 30 senedir bunun için bedel ödüyorlar. Ne kadar bedel gerekirse bundan sonra da sonuna kadar ödemekte kararlılar. Ama özgür yaşamdan, demokratik yaşamdan asla vazgeçmeyecekler. Bu bakımdan da saldırılar olunca elbette ki çeşitli biçimlerde direniş oldu. Halk sokağa döküldü, çocuk, yaşlı, kadın, erkek demedi bütün Gever halkı günlerce o karda, kışta mücadele etti. Zalimlerin üzerine yürüdüler. Şehitlerine sahip çıktılar.

Dikkat edilirse Roboski katliamı aralık ayındaydı, Gever katliamı da iki sene sonra aralıkta yapıldı. Gerillaya dönük saldırılar da iki yıl önce aynı mevsimlerde aralıkta, ocakta kış koşullarında gelişti. Şimdi bu katliam oldu, Gever halkı da buna karşı direndi, mesajını doğru verdi. Roboski halkı gibi bundan sonra da bu mesaj doğrultusunda gerekli tutumu sürdüreceğine yürekten inanıyoruz. Gever halkına başarı dileklerimizi ifade ediyoruz.

Bu direnişi kahramanca buluyorum ve selamlıyorum. Gever halkının daha örgütlü, daha disiplinli, olayları daha iyi anlayarak mücadele etmesi gerektiğini ifade ediyorum. Provokasyonlara karşı halkımız dikkatli ve uyanık olmalı, ama sonuna kadar kendi öz savunmasını da geliştirmelidir. Öz savunma demek bilinç demek, örgütlülük demek, direnmek demektir. Yeri geldiğinde her türlü direnişi hem de büyük bir cesaretle sürdürüp sonuca götürmek demektir.

BU SİSTEM SOYKIRIMLA BESLENİYOR

-Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Gever’de (Yüksekova) yaşanan katliamı bir provokasyon olarak değerlendirdi. Siz de öyle ifade ettiniz. Sizce bunu yapan kim, hangi güçle bundan sorumlu?

Kürt sorunu karmaşık bir sorundur. Kesinlikle yerel bir sorun değil. Hatta Ortadoğu’yla bile sınırlı değil. Dolayısıyla Kürt sorunu kadar karmaşık, içinde çok gücün bulunduğu bir sorun yoktur. Bunu öyle Asya’da, Afrika’da, Amerika’da yaşanan ulusal, toplumsal sorunlarla karşılaştırmamak gerekiyor. Kürdistan öyle bir ülke değil çünkü.  Ortadoğu öyle bir yer değil. İnsanlığın beşiği diyoruz. Toplumsallığın, neolitiğin, demokratik toplumun geliştiği yer, her türlü uygarlıkların geliştiği, onlara beşiklik eden bir coğrafya.  Dolayısıyla Kürt sorunu bu tarihsel mirasa ve coğrafik toplumsal zenginliklere sahip olmak isteyenlerin, buna el koymak isteyenlerin yarattığı bir sorun.

Böyle bir gerçeklik var. Diğer yandan Ortadoğu’da mevcut yönetimler Ortadoğu toplumlarının iradesiyle oluşmuş yönetimler değil. Başta Türkiye cumhuriyeti devleti olmak üzere mevcut Ortadoğu devletlerinin hepsi birinci dünya savaşı içinde kurgulanmış, savaş içinde planlanmış ve savaş sonrasında ortaya çıkarılmış devletlerdir. Yani birinci dünya savaşını yürüten güçlerin ortaya çıkardığı devletlerdir.

Bu savaş içerisinde soykırımlar uygulandı. Ortadoğu’da Osmanlı sistemi içerisinde Ermeni soykırımı, Kürt soykırımı, Rum soykırımı yani soykırım düzeyinde katliamlar savaş içinde ve sonrasında oldu. Kürt soykırımı, kültürel soykırım savaştan sonrada devam etti. Günümüze kadar da devam ediyor. Bu bakımdan bu soykırımlarla beslenen, soykırım üzerinden yaratılan devletler, bölgesel ya da yerel değiller. Bölge kültüründen, bölge toplumlarından doğmadılar. Tamamen birinci dünya savaşını yürüten güçlerin istedikleri gibi onların çıkarına, onların uzantısı olarak bu savaş ortaya çıktı. Kapitalist modernitenin küresel hegemonyasının bir gereği olarak kuruldular.

GEÇMİŞİN DERİN DEVLETİ BUGÜNÜN PARALEL DEVLETİ

-Geçmişte derin devlet deniyordu. Eskinin derin devleti bugünün paralel devleti mi oluyor?

Çeşit, çeşit devletler var. Lobiler deniliyor, bunları Önder Apo paralel devlet olarak tanımladı. Bir görünen güç var, bir de görünmeyen güçler var. Geçmişte bunlara derin devlet deniliyordu. Şimdi paralel devletler deniliyor. Tümüyle alanların, ülkelerin, toplumların Ortadoğu’nun yönetimiyle uğraşıyorlar. Bir yönetim merkezi, bir devlet merkezi yok. Görünüşte öyle görünüyor ama görünmeyen arkada olan birçok merkez var. Güç merkezleri güç odakları derin devlet denilen güçler arasında yoğun bir mücadele, çekişme çelişki ve çatışma yaşanıyor.

Kürdistan’ı egemenlik altında tutmak, bu tarzda bölüp parçalayarak bunu yapmak, bu güç odaklarının ve paralel devlet denen güç odaklarının en çok çekişme mücadele alanları olmaktadır. Kürdü inkar ve imha etmede anlaşmışlar. onun üzerinde siyasi ve ekonomik kazanç sağlıyorlar, rant elde ediyorlar. Önder Apo, buna Kürt kapanı dedi. Mücadele etsen her biri öbürünün işbirlikçisidir. Mücadele etmezse zaten yok oluyor. Yani Kürde hiç bir alan bırakılmıyor.  Kapana kıstırılmış bir konumda, ne yapsa olumsuz, ona bir yafta takılıyor. Öyle bir kapana konulmuş ki, nasıl kapandaki bir varlık hep sağa sola çarpıyorsa, mecburen Kürtler de çarpıyor. Bu da çelişki ve çatışma etkeni oluyor. Bu çelişki ve çatışma etkenine dayanarak siyasi ve ekonomik kazanç sağlıyorlar. Avrupa’da, Amerika’da, bölgede hem küresel hem bölgesel güçler buradan rant elde ediyorlar.  Yerel bazı güç odakları da bu kazanca katılıyorlar. Kürt işbirlikçiliği de aslında bu biçimde kullanılıyor.

Bu güçler Kürt sorununu yaratan, bölgede Kürt sorunu üzerinden hep siyasi ekonomik çıkar kavgası yürüten paralel ve doğrudan devlet güçleri, küresel ve bölgesel düzeyde Kürt sorununun çözümünü istemiyorlar. Çünkü Kürt sorununun varlığı ve bu sorundan kaynaklı çelişki ve çatışma ortamından besleniyorlar. Siyasi ve ekonomik egemenliklerini, kazançlarını, çıkarlarını bundan sağlıyorlar. Bunun için de sorunun çözümü yönündeki çabaları kendileri için zararlı, tehlikeli bularak engellemeye çalışıyorlar, provoke ediyorlar.

GEVER KATLİAMI SÜRECİ SABOTE ETMEYE YÖNELİKTİR

-Bunu nasıl yapıyorlar?

Önder Apo, sürecin başında devletin ilk heyetiyle İmralı’da görüştüğü gün, 9 Ocak 2013 Paris katliamının yaşandığını söyledi. Daha önce de görüşme halindeyken Kürdistan’ın değişik yerlerinde saldırılar ile gerilla katliamları olmuştu. Şimdi süreç çok kritik bir aşamadadır. Gerçekten de hükümet gereğini yerine getirmedi. Önder Apo çok samimi, çözümleyici, son derece açık projeler sundu. Sabırla bu projelerin hayat bulması için çaba harcadı.  Hareketimiz, tüm halkımız bütünlük halinde önder Apo’nun bu çabalarına destek verdik. Dikkat edelim hep tek yanlı sürdürüldü. Hareketimiz hala ateşkes konumundadır. Önder Apo’nun yürüttüğü sürecin arkasında duruyoruz. Fakat karşıt güçler durmadılar. Birçok el bu süreci boşa çıkartmak için sağa solo çekiştirdi, farklı amaçlar için kullanmaya çalıştı. Böyle kritik bir süreçte, ne olacağı belli olmayan bir ortamda Gever katliamını gündeme getirdiler. Belki seçim sürecine giriliyor böyle kritik bir durumda çözüm yönünde bazı adımlar atılabilir diye bekleniyordu. Önder Apo, BDP heyetiyle yürüttüğü görüşmelerde bu beklentisini ifade etti. ‘ben gerekli çözüm yollarını önerdim, projelerimi hazırladım cevap bekliyorum’ dedi. Bunu bütün kamuoyu biliyor. Görüşmeciler kamuoyuna da açıkladılar. ‘Hükümetten cevap bekliyor’ diye. Böyle bir kritik cevap beklenilen bir süreçte Gever katliamı tamamen süreci provoke etmeye dönük. Aslında başlangıçta nasıl Paris katliamı süreci sabote etmeye dönük geliştiyse şimdi de Gever katliamı öyledir.

SİYASİ ÇÖZÜM ARAYIŞLARINI SABOTE EDİYORLAR

-Yani bu güçler Kürt sorununun çözümünün gündeme geldiği her dönemde bir komplo ve provokasyonla sahneye çıkıyorlar.  Öyle mi?

Kim yapıyor bunu? Belirttiğim güçler yapıyor. Kürt sorununun çözümünü istemeyen güçler yapıyor. Bunlar aynı zamanda Kürt sorununu yaratan güçlerdir.  Kürt sorunu üzerinde siyasi ve ekonomi kazanç sağlayan güçler. Bunlar uluslararası komployu da örgütleyip yürüten güçlerdir. Bunlar İmralı sistemini yaratan ve on beş yıldır devam ettiren güçlerdir. Sistemin içinde olan güçler, şu ya da bu biçimde yürütüyorlar.  Amerika’sı var, Avrupa devletleri var, Fransa’sı, İngiltere’si, Almanya’sı var. Bölgedeki güçler Türkiye de İran da, Arap sahasındaki çeşitli güç odakları da bu işin içindeler.

Bölgede görünmeyen bazı güç odakları da var. Lobiler var. Onlarda bu işin içindeler. Kürt sorunun çözülmesini dolayısıyla Türkiye’nin, İran’ın, Arap sahasının demokratikleşmesini istemiyorlar. Böyle olursa Kürt sorunu çözülür Kürdistan özgür ve demokratik bir yapı kazanırsa bu temelde Türkiye, İran, Arabistan demokratik hale gelirse büyük bir Ortadoğu ortaya çıkacak. Demokratik Ortadoğu oluşacak. Bu Ortadoğu’yu istemeyen güçler var. Bu Ortadoğu günümüzün iki yüzyıllık küresel düzeyde yaşanan kapitalist modernite hegemonyasına karşı demokratik uygarlığı, demokratik moderniteyi, demokratik devrimi temsil edecek. Dolayısıyla onun alternatifini oluşturacak. Bu alternatifin oluşmasını istemiyor kapitalist modernite güçleri. Dolayısıyla da böyle bir demokratik modernite alternatifinin, devriminin gelişmesi yönündeki her türlü çabayı engellemeye çalışıyorlar, sabote ediyorlar, eziyorlar. Bu konuda en temel çaba da Kürdistan’daki özgürlük hareketi, özgürlük mücadelesidir.

Kürt sorununu çözme yönünde geliştirilen mücadeleyi hep sabote etmeye çalışıyorlar. Siyasi çözüm arayışlarını sabote ediyor ve boşa çıkarıyorlar. Kürt silahlı direnişini de engellemek için her türlü çabayı harcadılar. Kürtler üzerinde egemenlik yürüten devletlere yeri geldiğinde en ileri siyasi, askeri desteği bu güçler verdiler. Geçen dönemde Türkiye’ye verilen NATO desteğini biliyoruz. Yine ABD ile AB desteğini biliyoruz.  O destek işte Kürt katliamlarına yol açtı. Roboski katliamı, verilen o destek sunucunda oldu. O destek sunucunda sağlanan silahlı güçler, Roboski katliamını düzenlediler. Türkiye nereden buldu F16’ları, bilmem en modern savaş uçaklarını, en modern savaş helikopterlerini? Hepsini NATO’dan aldı. Doğan Güreş anılarında açıkça anlatıyor. ‘vermezseniz çıkarlarınız boşa gider, ortadan kalkar dolayısıyla kendi çıkarlarını korumak için istediğimiz her şeyi bize verdiler, vermek zorunda kaldılar, biz de kullandık’ diyor. Nasıl bir işbirliği, suç ortaklığı içinde olduklarını çok iyi anlatıyor.

AKP GEÇMİŞLE YÜZLEŞMİYOR İKTİDARINI GÜÇLENDİRİYOR

-Roboski ile yüzleşmek Kürt sorunu ile yüzleşmek oluyor. AKP bu yüzleşmeden neden kaçıyor? 

AKP bazı şeylerle uğraşıyor. Bir mücadele de yürütüyor ama nelerle uğraşıyor, neyin mücadelesini yürütüyor? bunu iyi tespit etmek lazım. Uğraştığı işler, yürüttüğü mücadele tümüyle AKP’nin iktidarını güçlendirmeye ve devam ettirmeye dönüktür. AKP iktidarına yönelmiş saldırılar ve tecavüzler üzerinde duruyor. İşte 28 Şubatla biraz uğraşmak istedi. 2003’ten sonraki AKP karşıtı ordu ve sivil uzantılarla uğraştı. Ergenekon’dur, Balyozdur bunları araştırıp yüzleşmeye çalışıyor. Ama Örneğin 12 Eylül katliamları ile yüzleşmedi. 12 Eylül rejimini, darbesini açığa çıkartan gerçek yüzünü ortaya koyan, bunu Amed zindanından tutalım da zindanlarda, dışarıda izlediği katliamlarla yüzleşmedi. 50 insan idam edildi. Bunlara dair bir yaptırımı yoktur. Sadece göstermelik bir dava açıldı.  Kenen Evren ile Tahsin Şahinkaya onu da ret ettiler, ‘biz kurucuyuz, siz bizim uygulayıcımızsınız, siz kim oluyor da bizi sorguluyorsunuz’ dediler. Onlara bir şey diyemediler. Ölmelerini bekliyorlar aslında.  Kapatacaklar, göstermelik olarak açıldı bu dava. Yoksa 12 Eylül katliamlarını sorgulayan, açığa çıkartan bir araştırma yoktur. Bu anlamda katliamlarla uğraşma yoktur. Darbeyle uğraşma da yoktur.

AKP askeri darbelere karşıyım, darbecileri açığa çıkartıyorum diyor ama AKP’ye yöneltilen darbelere karşı çıkıyor. 28 Şubatı biraz gündeme getirdi, sonrasını getiremedi. Örneğin 12 Eylül, 12 Mart darbelerini de aynı düzeyde yargılayan, sorgulayan, mahkum eden sonuç alan bir yaklaşım yoktur. Örneğin Ergenekon soruşturması içinde bir JİTEM soruşturması yok. Ergenekon’un JİTEM ayağının 1990’lı yıllarda Kürdistan’da yaptıklarını araştıran hiçbir şey yok. 17 bin faili meçhul cinayet var deniliyor. 1991-1995 yılları arasında Kürdistan’da JİTEM en ağır suçlarını işledi. Ağır katliamlar yaptılar. Bunların sorumluları vardı. Süleyman Demirel, Doğan Güreş, Tansu Çiller Mehmet Ağar bir çete yönetimiydiler. Esas çeteci yönetim buydu. Bu yönetim devlet içende de bir çatışma yürüttü. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’dan başlamak üzere aslında Kürt sorununu çözmek ve bu temelde bazı değişiklikler yapmak isteyen kanadı tasfiye ettiler. Bir sürü cinayet işlendi. Devlet içi çatışmayı da yönettiler.

Geçmiş ile yüzleşme nedir? Hani, nerede? geçmiş ile yüzleşiyorlar. Hangi geçmiş ile yüzleşiliyor? AKP kendi iktidarını güçlendirici bir mücadele yürütüyor. Yoksa öyle geçmiş ile yüzleşen, Türkiye’de yakın tarihte ve geçmişte yapılanları açığa çıkartan, yapanları mahkum eden, bu anlamda demokratikleşmenin tarihi temellerini döşeyen bir tutum içinde değildir. Cumhuriyetin kuruluşundan önce Kürdistan’da gerçekleştirilen katliamlar var. Şêx Said’in idamından tutalım Ağrı’daki katliama, Zilan’daki katliamlardan tutalım, Dersim katliamına kadar. Bu katliamlar içinden sadece Dersim’i öne çıkarıyor. Bunu da CHP’ye karşı kullanmak için yapıyor. Dersim katliamını sorgulatan, açığa çıkartan bir çabası yok. Katliamı kullanarak Dersim’de oy almak istiyor. CHP’yi geriletebilmek için bunu kullanıyor. Tamamen bir iktidar mücadelesinin aracı yapıyor. Kendisine hizmet eden ne olursa onu yapıyor. Dersimdeki katliam suçmuş da Amed’teki Ağrı’daki değilmiş gibi. Halbuki onların hepsi bir planlama dahilinde oldu. Bir yönetimin, bir devletin yaptıklarıdır. Açığa çıkartılacaksa hepsi birden olmalı. Bir toplum katledildi. Kürdistan üzerindeki kültürel soykırım rejimi bu saldırılarla bu katliamlarla kuruldu. Hani bu katliamları açığa çıkarma var mı? Geçmişle yüzleşme, 90 yıllık cumhuriyet tarihi ile yüzleşme, var mı? Bunları yapmaz ise bu cumhuriyet demokratikleşemez.

KATLİAMLAR ÜZERİNDEN DEMOKRASİ İNŞA EDİLMEZ

-Sayın Öcalan, buna benzer konular için Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu önermişti. Bu konuda da her hangi bir adım atılabilmiş değil. Geçmişle hesaplaşma ve doğru bir yüzleşme için bu komisyonun kurulması gerekmez mi?

Katliamlar üzerinden demokrasi inşa edilemez. Katliamlar açığa çıkartılır, düzeltilir, katliamcılık,  darbecilik mahkum edilir. Ondan sonra o mahkumiyet üzerinden demokrasi tesis edilir. Bir demokratik sistem geliştirilebilir. Zihniyet boyutuyla, siyasi yönetim boyutuyla, toplumsal örgütlenmeler boyutuyla yoksa diğer türlü olmaz. Bu bakımdan AKP’nin geçmişle bir hesaplaşması yok. Katliamlarla hesaplaşması yok. Geçmişle yüzleşmesi olmuyor. Darbelerle hesaplaşması yok. Aslında yakın dönemde kendi iktidarına yöneltilmiş tehlikelere karşı bir mücadele yürütüyor. AKP’nin yaptığı budur. Geçmiş ile yüzleşme katliamlarla ve darbelerle hesaplaşma  Türkiye demokratikleşmesinin temel görevi olarak duruyor. Demokrasi güçlerinin bunu mutlaka yapması gerekiyor. Bu bakımdan da hukuki, siyasi mücadeleleri yürütmek kadar, adalet ve hakikatleri açığa çıkartacak bir komisyona, her yerden daha fazla Türkiye’nin ihtiyacı vardır. 

Hesaplaşma, demokratik çerçevede mahkum etme ve bu temelde karşılıklı affetmelerle olur. Bunu ancak bir hakikatleri araştırma ve adalet komisyonu yapar.  Aslında bütün cumhuriyet tarihi boyunca yaşanmış bütün olayları bu temelde inceleyecek bir komisyona ihtiyaç var. Türkiye ile cumhuriyetin demokratikleşmesi ve gelişmesi buna bağlı. Bu bakımdan da bu, sadece bizim değil, bütün demokratik güçlerin gündemindedir. Ben demokratik gücüm, demokrasi mücadelesi yürütüyorum diyen herkesin bunu yapması lazım.  Biz de bir Türkiye demokrasi gücüyüz.  Dolayısıyla gündemimizde bu mücadele var ve bu mücadeleyi sürdürüyoruz.  Bu çabayı sonuna kadar sürdüreceğiz.  Türkiye’yi demokratikleştirmenin, sorunları demokratik yolla çözülür hale getirmenin zorunlu bir gereğidir bu. Bu olmadan bunlar yapılmadan demokratik Türkiye olmaz.  Türkiye’de demokratik siyaset var ama işlemez.  Sorunlar demokratik siyasetle çözülür hale gelmez. Bunlar olmadan demokratik siyaset işleyemez. Bu nedenle demokratik siyaset gelişmiyor. Bu bakımdan demokrasi mücadelesi yürüten,  demokratik siyaseti temsil eden güçlerin önemli bir görevi bu hakikat ve adalet komisyonunu oluşturma ve 90 yılın olaylarını aydınlatıp, demokrasi temelinde bir çözüme bağlamak olmalıdır.

ESAS PROVOKASYON GÜCÜ POLİS

Toplumu provoke etmek için birçok gücü kullanıyorlar. Bunun içerisinde polis birinci güçtür. Sivil veya resmi polis esas provokasyonu yapan temel güçtür. Provokasyon gücü aynı zamanda katliam gücüdür. Bu gerçeği bir kere çok iyi bilmeliyiz. Onun içinde yürüttüğümüz demokratik ve özgürlük mücadelesini bu bilgi temelinde daha planlı, daha örgütlü bir biçimde yürütmeliyiz.  Dikkatli olmamız gerekir.

Mücadelemizin kesinlikle iki boyutu var. Bir; gericiliği açığa çıkartmak ve onu işlemez kılmak. Sömürgeciliği, soykırım gerçeğini açığa çıkartarak onu işlemez kılacak bir mücadele içinde olmak. İki; bunu yaparken hep öz savunma konumunda olmak. Kendini savunur konumda olmak. Bu çok, çok önemlidir. Mücadelemizin bir inşa, bir direniş boyutu var.  İnşa boyutunda, kendimizi bilinçlendirip örgütleyerek demokratik yaşamı, özgür yaşamı,  demokratik konfederalizm çizgisinde kendimizi var ediyoruz. Ama değil Kürdün özgürlüğü, demokrasiyi geliştirmesi ve yaşatması; ben varım demesi bile katliamla, imhayla karşılanıyor. Bunun için direniş boyutunu, özgürlük bilincini, hareketinin örgütlenmesini, eylemini güçlendirerek; Kültürel soykırım rejimini, inkar ve imha politikalarını boşa çıkaracak olan meşru savunma ile öz savunma kapsamında yaşamsallaştırmalıyız.

HALK KENDİSİNİ SAVUNMALI

PKK hiçbir zaman saldırılardan korkmadı, yılmadı. Saldırı nereden gelirse gelsin, bedel ödeyerek gerçekleri ortaya çıkartmakta Kürt özgürlük bilincini, örgütlülüğünü ve direnişini geliştirmekten asla taviz vermedi, geri adım atmadı.  Büyük bir cesaret ve kararlılıkla özgürlük çizgisini yürüttü. Bu çizgiyi Parti yürüttü, gerilla yürüttü, Önderlik yürüttü, halk yürüttü. Kadın yürüttü, gençlik yürüttü ve bugüne kadar getirdi. Büyük bir güç, birikim ortaya çıktı. Zihniyet birikimi, düşünce birikimi örgüt, eylem, yeni bir toplum, demokratik ulusu var etti. Diğer yandan ise buna dönük saldırılar karşısında hep bunu savunmaya çalıştı. Çünkü her zaman saldırı altında kaldı.  Bu hep böyledir, böyle olacak. Bu nedenle özgür yaşamı yaratmaya çalıştığımız yerde onun bir parçası olarak kendimizi meşru savunma konumunda tutmamız, savunmamız zorunludur. Savunmasız olmuyor. Özgürlükle varlık iç içedir. Varlığı savunacaksın ki özgürlüğü elde edesin, özgür yaşamı sürdürebilesin. Onun için Kürt direnişine Önder Apo “varlık ve özgürlük direnişi” dedi.  Varlık için öz savunma gereklidir. Öz savunma bir bilinç işi, örgütlülük işi, mücadele işidir. Bu nedenle halk, toplum bunu görmeli, başkasından bunu beklememelidir. Kendi kendisini savunması gerektiğini bilmeli.  En önemli savunmanın örgütlülük olduğu, örgütlü duruş ve tutum olduğunu bilmeli.  Birde nereden saldırı gele bilir, tehlike nerededir onu görüp onları engelleyecek bertaraf edecek tedbirler geliştirmeli. Böyle olursa hem özgürlüğünü geliştirir hem de özgür yaşama dönük saldırılar karşısında kendini savuna bilirsin. Bu bir duruştur, varoluş ve özgür yaşam tarzıdır. Önder APO düşüncesi ve yaşamıyla, siyasetiyle bu gerçeği açığa çıkarttı. Kürt insanı bu temelde yaşanabilir ve özgür olunabilir noktasına getirdi. Halk da bunu özümsedi. Geriye bunu pratikte uygulamak kalıyor. Bu da hepimizin görevidir. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere herkes bunu kendine görev bilmeli. Pratik bize bunun mümkün olduğunu gösterdi. Gerisi kırk yıllık mücadele pratiğinden çıkan dersler temelinde kendimizi eğitme, örgütleme ve kendi özgür yaşamımızı inşa edip savunmadır. Bunu rahatlıkla yapabiliriz. Herkes bu konuda kendine güvenmeli, böyle bir konumu başarıyla sürdürmelidir.  – ANF

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.