İŞBİRLİKÇİ ÇİZGİDE HEWLER KATLİAMI
Röportajlar / 14 Aralık 2013 Cumartesi Saat 10:36
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
16 yıl önce Hewler merkezde gerçekleşen katliamı detaylarıyla ele almak amacıyla o süreçte Hewler’de çalışma yürüten ve katliamdan sağ olarak kurtulan PKK kadrolarından Sinan Herekol ile bir röportaj gerçekleştirdik.

1997 yılı Kürt Özgürlük Hareketi açısından yoğun geçen bir yıldı. Çok yönlü bölgesel ve uluslar arası güçlerin de içinde yer aldığı komple bir saldırı söz konusuydu.  İnkar ve imha siyaseti en keskin haliyle yürütülüyordu. Parça parça ve eşzamanlı operasyonlarla Kürt özgürlük hareketinin tasfiyesi amaçlanıyordu. Bir yıl önce Kürt halk Önderliğine karşı düzenlenen bombalı suikast amacına ulaşmamıştı ancak bununla startı verilen saldırı konsepti son sürat yürütülüyordu. Sınır tanımaz bir saldırganlık ve şiddet eşliğinde Kürt özgürlük hareketi ve Kürt halkının teslim alınabileceği düşünülüyordu. Gerilla başta olmak üzere Kürt halkının bulunduğu ve özgürlük mücadelesinin örgütlendiği her alana karşı saldırılar gerçekleşiyordu. Türk devleti 14 Mayısta Güney Kürdistan’ı kapsayan bir operasyon başlatmıştı, çatışmalar son hız sürüyor her iki tarafta da kayıplar ve yaralıların sayısı yüzlerle ifade ediliyordu. KDP ve YNK operasyon öncesinde Kürt Özgürlük Hareketine ve kamuoyuna operasyonda Türk devletiyle birlikte hareket etmeyecekleri, tarafsız kalacakları yönünde beyanatlarda bulunuyorlardı.

Kürt halkı “bırakuji” adını verdiği kardeş kavgasının son bulmasını istiyor, daha doğrusu buna inanmak istiyordu. Güney Kürdistanlı güçler kardeş kavgasına taraf olmayacaklarını, başka bir Kürt hareketine silah sıkmayacaklarını beyan ediyorlar ve Kürtler arası birlik istediklerini açıklıyorlardı. İşte tam da böylesi bir süreçte 1997’nin 16 Mayısında tarihe Hewlêr Katliamı olarak geçen olay gerçekleşiyordu. Kamuoyuna Türk devlet güçleriyle birlikte hareket etmeyeceğini açıklayan KDP, Türk ordusunun başlattığı operasyonla eşzamanlı olarak Kürt özgürlük hareketine karşı saldırı başlatıyordu.

KDP yürütülen görüşmeler temelinde Hewler’de faaliyet yürütmesi kabul edilen Kürt Özgürlük Hareketinin tüm kurumları basılıyor, taraftarları ve sempatizanları tutuklanıyor neredeyse selam verenleri içeren büyük bir barbarlık temelinde çoğu sakat, yaralı, hasta, gazilerden oluşan 52 kadro ve çalışan hunharca katlediliyordu. Katledilenlerin çoğu ayağa dahi kalkamayacak durumdaki yaralı ve hasta gerillalardı. Üç kişi dışında saldırıda gözaltına alınan tüm kadro ve yurtseverler infaz edilmişti. On kişiden ise hiçbir zaman haber alınamayacaktı.

Kürt tarihinde değil, dünya halklarının hiçbirinin tarihinde rastlanamayacak türden bir vahşet ve barbarlığın sergilendiği 16 Mayıs 1997 tarihi Kürt işbirlikçiliğinin ve ihanetinin neler yapabileceği konusunda acılı ve büyük bir ders olarak tarihe geçiyordu.

Gelecek iddiası tarih bilinci üzerinden şekillenir. Kürt tarihine kapkara bir leke olarak geçen bu olay, üzeri örtülerek, eleştirisi ve özeleştirisi yapılmayarak geçilebilecek bir olay değildir. Kürtler arası birlik ve dayanışmanın aydınlatılmamış ve hesabı verilmemiş katliamlara rağmen gerçekleştirilemeyeceği bilinmek durumundadır.

-Katliamın yaşandığı süreçte Hewler’de bulunuyordunuz. Katliama bizzat tanıklık ettiniz. Öncelikle PKK’nin Hewler’de bulunma nedeni neydi, ne tür çalışmalar yürütülüyordu, bu katliama gerekçe gösterilebilecek bir çalışmanız var mıydı?

-Sinan Herekol: Öncelikle 16 yıl önce KDP’nin gerçekleştirdiği katliamı nefretle kınıyor ve katliamda yaşamını yitiren bütün arkadaşları saygıyla anıyorum. Onların anılarına sahip çıkma sözünü yineliyorum.

Biz neden Hewlêr deydik ve ne yapıyorduk? KDP ile yürütülen belli tartışmalar ve anlaşmalar sonucu orada kalıyorduk. Zorla girmemiştik. Belli bazı noktalara anlaşarak yerleştik. Hewlêr Kürdistan’ın bir şehriydi ve içinde Kürtler yaşıyordu. O yüzden bize en güvenilir yer gibi geliyordu. ‘Kürtler birbirine sahip çıkar’ diyorduk ve iyi niyetli yaklaşıyorduk.

Genelde yaralı ve hasta arkadaşlarımızı Hewlêr’e getiriyorduk. Orada topluca tedavilerini yapıyorlardı. Gazilerin ihtiyaçları oranın üzerinden karşılanıyordu. Her arkadaşın farklı bir sağlık problemi vardı, amaç arkadaşların tedavileriydi. İkinci bulunuş nedenimiz ise kendimizi Güneydeki halkımıza tanıtmaktı, ulusal birlik ruhuyla onlarla ortak paydalar da buluşmak istiyorduk. Esas amaç kendimizi halkımıza tanıtmaktı. Bir de bize sempati duyan, bizi seven kesimlere kapımızın açık olduğunu belirtmek istiyorduk. Oradaki önemli ve kapsamlı kurumlarımızdan biri de Kürt kültür kurumumuz oluşturuyordu. Yine orada bütün Kürdistan parçalarındaki özgürlük mücadelesini tanıtan ve Güney Kürdistanlı halkımıza hitap eden, onların ihtiyaçlarını karşılayan bir Soranca gazetemiz vardı. İçinde Kurmanci de vardı. Bir de hastanemiz vardı. Durumları çok ağır arkadaşları buraya getiriyorduk. Ulusal birliğin sağlanması için genelde yurtseverlerden oluşan diplomasi kurumumuz  (KNK) vardı. Temel çalışmaları da ulusal birliğin sağlanması amacıylaydı ve bu temelde hazırlık içerisindeydiler.

-KDP ve YNK ile görüşmeler oluyor muydu? İrtibat, ilişki var mıydı?

-Genel çalışmaları denetlemek ve köprü rolünü oynamak amacıyla birkaç sorumlu arkadaşın bulunduğu bir evimiz vardı. Bunlar yönetimdeki arkadaşlardı. O zaman örgüt sorumlusu olarak bilinen Botan (Nizamettin Taş) şuan PKK’ye ihanet edip bir dönem yoldaşlarını katleden KDP’ye sığındı. İşte bu kişi parti adına Mesut Barzani ile 15 Mayısta bir görüşme gerçekleştirdi. Türkler girmişti, ancak KDP’nin buna dahil olup olmayacağını bilmiyorduk. Görüşmede de bu konu netleşecekti. KDP’nin tavrı Türklerle hareket etmeyecekleri ve onlara dest vermeyecekleri yönündeydi. Tabi biz katliamdan sonra anladık ki beraber hareket etmişler. Oysaki biz onlara güvenmiştik. Türklerle birlikte hareket ettiler ve katliamı gerçekleştirdiler.

-Katliamdan sonra bazı yayın organları ve çevreler saldırıdan Mesut Barzani’nin haberinin olmadığını iddia ettiler.

-Şimdi bunlardan Mesut Barzani’nin haberi yoktu demek, çok sübjektif olur. Güney topraklarında ve merkezinde böyle bir olay gerçekleşecek ve bunlar bihaber olacak demek, kesinlikle hiçbir mantığa sığmaz. Bizi oyalayıp gaflette yakalamak istiyorlardı. Sonradan anlaşıldı ki bütün çabaları buna dönükmüş. 

Zaten orada bulunan arkadaşların çoğu hastane gücüydüler. Ondan bir gün önce eli ayağı tutan birçok arkadaşı oradan dağa çıkardık. Eğer bunu da yapmasaydık şehitlerin sayısı iki katına çıkabilirdi. Hemen hemen 47-48 arkadaşı o zaman oradan çıkardık. Bir kısmı Botan’la çıktı, bir kısmını da başka yollarla çıkarmaya çalıştık.

-Bir saldırı beklentiniz var mıydı?

-Bunlar sadece birer tedbirdi. Biz olası bir saldırıya karşı tedbir aldık. Yoksa bu düzeyde bir katliamın olacağını tahmin etmiyorduk. Eğer öyle bir bilgimiz olsaydı tabi biz daha farklı yolları denerdik ve oradan çıkmak için birçok yöntemi devreye koyardık. Fakat bizi yanıltan şuydu; katliamdan bir gün önce bize söz verdiler ki hiçbir şey olmayacak. Fakat aldığımız tedbirlerden de anlaşılacağı gibi her şeye rağmen tedbirli olmak gerektiğini düşündük, yüzde yüz saldırı olmayacak diye bir şey yoktu. Zaten ulusal bilinci yetersiz ve işbirlikçi bir örgütün özü gereği verdiği sözün garantisi yoktur. İşbirlikçiliğin özü gereği güvenilmezdir. Çünkü kendi halkına karşı düşmanıyla işbirliğine gidiyor. Bu nedenle özgürlük hareketimize karşı da çoğu zaman bire bir savaşa girmiş ve düşmanla omuz omuza vermişlerdir. Bu yönüyle karakteri gereği iki yüzlüdür, sahtekardır ve her an kendi çıkarları için ulusunu ve halkını dış güçlere peşkeş çekebilir.

-Neden bu örgütlerin karakterleri bilinmesine rağmen yaralıları onların denetiminde olan hastanelere getirdiniz?

-Gerillaya yani dağa karşı çok yoğun ve kapsamlı imha saldırıları vardı.  Tedavi imkanları yok denecek kadar azdı. Yaralılarımızın da sayıları çoktu. Hiç hareket edemeyecek düzeyde olan arkadaşlarımız da vardı. Şimdi kalkıp bunları operasyon alanında bırakmak ne ahlaki olurdu ne de vicdanen insanın kabullenebileceği bir şeydi. Sadece bir seçenek kalıyordu. O da KDP ile ilişkiler temelinde bu arkadaşların hem tedavilerini hem de güvenliklerini sağlamak. Derler ya suya düşen yılana sarılır. Bu da ona benzer bir durumdu. Zorunluluktan kaynaklı bu riskli seçeneği kabul etmek zorunda kaldık.

-Anlaşıldığı kadarıyla KDP’nin Türk ordusunun operasyonuna paralel bir saldırı gerçekleştirebileceği ihtimali üzerinde durulmuş, bu temelde bazı tedbirler de geliştirilmiş. Tüm hasta ve yaralıları tahliye etme imkanı yok muydu?

-Hewlêr’e olası bir saldırı durumu var diye hiç yürüyemeyen arkadaşları sedyeye koyup dağa göndermek cinayet olurdu. Onları ölüme terk etmek gibi bir durum olurdu. Çok sıkışık bir durumdaydık. O günkü koşullar altında fazla seçeneğimiz yoktu.

-Katliamda toplam kaç kişi şehit düştü?

-Katliamın ilk gününde 52 arkadaş olmak üzere toplam 62 arkadaş şehit düştü. Bu arkadaşlardan 47’si sakat ve yaralı arkadaşlardı. Bu arkadaşlardan dağa çıkabilecek ve eline silah alabilecek hemen hemen kimse yoktu. Sadece bazı yeni arkadaşlar ve oranın sorumluluğunu üstlenen arkadaşlar vardı. Kurumlardaki arkadaşlar yaralı ve gazi arkadaşlardan oluşuyordu. Hem iş yapacaklardı hem de tedavilerini göreceklerdi alana bu temelde gelmişlerdi. Hepsi de savunmasız arkadaşlardı. Dağa çıksalardı bile ne can güvenlikleri sağlanabilirdi ne de bir katkıları olabilirdi.  O zaman örgütün Güneye dönük yönetim toplantısında durum değerlendirmesi olmuştu. Çok fazla güvenmiyorduk ve belli saldırıların olabileceğini düşünüyorduk. Ancak savunmasız insanlara bu kadar vahşice saldıracaklarını tahmin etmiyorduk. Biraz da saf ve iyi niyetlice yaklaştık diyebiliriz.

-Önceden “şunları şunları yapmayın” ya da “Hewler’i boşaltın gibi bir uyarıları oldu mu?

-Bizle KDP arasında Davut Bağıstani gidip geliyordu. O zaman dediler “Size iki tane otobüs vereceğiz kadrolarınızı ve çalışanlarınızı çıkarabilirsiniz.” Ama nereye çıkaracağımız da sorundu. Süleymaniye vardı, ama YNK’in bize baskılarından dolayı orası olmazdı. Olaydan önce arkadaşlara baskın düzenlemişlerdi, arkadaşları yaralamışlardı. Bazı arkadaşları tutuklayıp hapse atmışlardı. Bize katılmak isteyenlerin önünü almaya çalışıyorlardı. Öyle bir hava yaratıldı ki biz dedik “acaba bunlar bize mi saldıracaklar?”

KDP sessizdi YNK terör estiriyordu. Demek ki belli bir konsept temelinde hareket ediyorlardı. Barzani’nin çocuklarından Wecih demişti “Eğer kabul ederlerse biz iki otobüs izni verebiliriz” Biz de zaten mecburen öyle yaptık. Biz o arkadaşları oradan çıkarırken bile birçok riski göze alarak çıkardık. Yoksa yüzde yüz sağlam çıkacaklar üzerinden değildi. Bir kurtulma ihtimali olarak değerlendirdik. O zaman otuz yedi arkadaş Davut Bağıstani’nin ilişkisi üzerinden Wecih yoluyla oradan çıkarıldı. Daha Davut Hewlêr’e ulaşmadan onlar Diyana da Heval Hozan ve arkadaşlarına saldırdılar, Heval Hozan orada kendini öldürdü. Bu bilgi bize ulaşır ulaşmaz da Hewlêr saldırısı da başladı.

Ben hastaneye gittiğimde 14 arkadaş hiç ayağa kalkabilecek durumda değildi. Diş için kendimle tedavi amaçlı Etruş kampından Hewlêr’e getirdiğim iki yurtseverimiz vardı. Serbest ve İsmail Kıyas arkadaşlar. Evli ve çocuk sahibiydiler. Onlar da buradaydılar. Katliamdan sonra da bir ay orada kaldım. Çünkü sorumluydum. Kalan arkadaşları korumak ve şehitlere nasıl cevap olabiliriz üzerinden bir yaklaşım sergiledik.

-Saldırı nasıl gerçekleşti. Kamuoyunda sanki sadece hastanede kalan PKK’liler katledilmiş gibi bir algı var. Saldırı bir noktaya mı oldu yine saldırıya komuta eden kimdi? Bunlar fazla bilinen konular değil.

-Cemal Mutki Hewlêr Asayiş komutanıydı. Bütün operasyonlarda aktif rol aldı. Hem bizim kurumlara saldırmada, hem katliamda, hem de halka saldırmada TC ile omuz omuza ve bir konsept dahilinde çalıştı. Bizimle ilişkide olan ve bütün yurtseverlere de aynı zamanda saldırı gerçekleştirildi.

Katliam ağırlıklı olarak 16 Mayısta gerçekleşti. Öğleden sonra saat 2-2’yi çeyrek geçe gibi saldırı başladı saat 5’e kadar devam etti. Yani yaklaşık iki buçuk, üç saat sürdü. Katliamın olduğu mekanlarda fiilen hazır olmadım, başka yerdeydim. Ş. Mahmud Afarof (kadro ama evli ve çocuk sahibi bir arkadaştı) arkadaş ta başka bir noktada Davut Bağıstani’yi bekliyordu ki götürülen arkadaşlar hakkında somut bilgi alsın. Sonra da bizim yanımıza gelecekti. İki telsizimiz vardı. Bir tanesi Heval Mamut’un yanında bulunuyordu. YNDK evi içindi. Diğeri de parti evinin cihazıydı, benim yanımdaydı. 2 buçuk saate kadar arkadaşlarla bağlantıda olabildik, ondan sonra bağlantı koptu. Yani arkadaşlar şehid düştükten sonra artık bağlantımız tümüyle koptu.

Aynı günde eş zamanlı olarak 70 noktaya operasyon düzenlediler. Partiyi direk ilgilendiren 6-7 noktaydı. Parti evi, YNDK, hastane, gazete, kültür kurumu ve bizim Avrupa’dan gelen dostların bulunduğu ev. Bunlar burada diplomasi çalışmalarını yürütüyorlardı yani daha çok ulusal kongre hazırlıklarını yapmak amacıyla kurulan bir kurumdu. Bunlar daha fazla bize yakın olarak bilinen kurumlardı. Diğerleri ise Abdulxalid Zengene vardı. Yeni bir örgüt kurmak istiyordu ancak bizim yanımıza da gelip giden biriydi. Onların da büroları basıldı. Bizimle ilişkide olan 50-60 aileye baskın düzenlendi. Bednahrin vardı, Asuri örgütü. Bizimle merhabalıkları vardı. Onlara da saldırdılar. Manevi kaybın yanında maddi zarar da çok oldu. Bazı ofis ve büroların maddi eşyalarına el koymuşlardı.

-Hastane baskını nasıl gerçekleşiyor?

-Hastaneyi bastıkları zaman önce az sayıda geliyorlar. “Sayıları çok değil, hepsini esir alırız” diye düşünüyorlar. Arkadaşlara teslim olun çağrısı yapıyorlar, arkadaşlar da diyorlar “Biz belli anlaşmalar sonucunda buraya gelmişiz. İllegal değiliz. Yani ne gizli, ne zorla bu alana girmişiz gidin sorumlularımızla konuşun, gidin bu meseleyi onlarla tartışın. Eğer onlarla anlaşırsanız ne zaman derseniz buradan çıkın biz çıkarız. Sizin muhatabınız biz değil örgüt yönetimidir. Biz de ancak onların sözlerini dinleriz.” Onlara adres de veriyorlar. Arkadaşların bu tavır ve tutumlarını görünce anlıyorlar ki o az sayıyla öyle kolay kolay arkadaşları teslim alamayacaklar.

Arkadaşlar PKK’nin direniş geleneğini ve teslim olmayan gerçeğini kendi tutum ve tavırlarında çok açık bir biçimde gösterdiler. KDP peşmergeleri arkadaşların söylediklerine aldırmıyorlar ve onları silah zoruyla tutuklamak için güç takviyesi yapıyorlar. 

Arkadaşların sadece iki yerde Parti evinde ve YNDK de silahları vardı. Saldırıya bu arkadaşlar cevap veriyorlar.  Tabi arkadaşlara saldırıp şehit düşürdükten sonra arkadaşlar da savunma amaçlı silah kullanıyorlar. YNDK’yi, Parti evini ve Hastanenin etrafını boşaltıp kuşatmaya alıyorlar. Evleri toplarla ve roketlerle başlarına yıkıyorlar. Böylece arkadaşların hepsini şehit düşürüyorlar. Bizim aldığımız bilgilere göre ilk günde toplam 52 arkadaş şehit düşüyor. Şehit düşen arkadaşlar genel de PKK kadrosuydular. Ancak içinde birkaç yurtseverimiz de vardı. Misafirler de yani bazı sivil insanlar da vardı. O zaman yurtseverlerimizden iki kişi heval Helin ile beraber hastaneye gitmişlerdi. Hem arkadaşları uyaracaklardı hem de ziyaret amaçlı gitmişlerdi. Helin arkadaşın kardeşi heval Berbang o zaman hastane sorumlusuydu. Onunla gidenler de hastanede şehit düşüyorlar. Kurumlarda da güvenlik amacıyla arkadaşlar fazla kalmıyorlardı. Farklı yerlere gidiyorlardı. Az sayıda arkadaş kalıyordu. Bu güvenlik amaçlıydı. Halkın içindeki arkadaşların çoğu tutuklanmıştı. Zaten tutukluları da şehit düşürdüler. Hewlêr’de ele geçen arkadaşlardan sadece üç arkadaş serbest bırakıldı ve akıbetleri bellidir.

Vecdi Kazım o zaman Şaqlawa’da diplomasi çalışmaları yürütüyordu, o serbest bırakıldı. Yani bu şahısta KDP’ye teslim olduğu için bırakıldı. Ömer ve bir bayan arkadaş daha serbest bırakıldı. Genelde tutuklananları şehit düşürdüler. Katliamdan yaralı olarak kimse çıkmadı. Ya şehit düştü, ya da esir düştükten sonra katledildiler.

-Orada şehit düşen ya da tutuklananların tümünün akıbeti belli oldu mu?

-Hayır. Mesela Mahmut ve Berxwedan arkadaşlar (bir ayağı sakattı)  Davut Bağıstani’nin evindeydiler. Halen de onlardan kesin bir bilgi alınmamıştır. Kayıp arkadaşlar ne Türklere teslim edilmişler, ne cezaevindeler yani hiçbir yerde yoklar. Onlardan iz bile yok.  Fakat şehit düşürdüklerini de itiraf etmiyorlar.

Bu katliamın soruşturulması gerekiyor. Kesinlikle hesabı verilmelidir. Daha bu konuda somut bir belge yoktur. Mutlaka bu katliamın failleri netleştirilmelidir. Yani kim vurduya gitmemelidir.

-Toplam şehit sayısı kaç? Şehit düşenler arasında tanıdıklarınız var mıydı?

-İlk günde 52 arkadaş şehit düşmüştü. Ama toplam şehit sayısı 62’idir. 52 arkadaşın cenazelerine ulaşıldı. Oraya yeni gittiğim için bütün arkadaşları tanımıyordum. Az sayıda arkadaşı tanıyorum. Parti evinde görev yapan aslen Şırnaklı olan Reşit arkadaşı tanıyorum. Yani sorumlu düzeyindeydi. Fakat Silopi’nin Sorbıtın köyünde doğup büyümüş bir arkadaştı. Küçük yaşta bize katılmıştı. Savaşkan ve cesur bir arkadaştı. Mayına bastığı için bir ayağını kaybetmişti. Tedaviden sonra parti evinde sorumlu düzeyde görev yapıyordu.                                         

Helin arkadaş örgüt yönetiminde yer alan bir arkadaştı. Kadın arkadaşların sorumlusuydu. Onun küçüğü olan Berbang arkadaşta hastane yönetiminde yer alıyordu. Aynı zamanda sağlıkçıydı. Serhatlıydılar. İkisiyle de orada tanıştım. İkisinin en çarpıcı özellikleri sınırsız fedakar ve emekçi olmalarıydı.

Salih Ağaç arkadaş vardı. Daha Hilvan-Siverek mücadelesinden bu yana örgüt mücadelesinde yer alan bir arkadaştı. Ailesini de tanıyordum. İlk iki günde şehit düşmüyor. Katliamdan haberleri var. Kendilerince tedbirlerini alıyorlar şehre girmek için. Bizim konumlandığımız belli yerler vardı. Ama her yerde pusu atmışlardı. Bu arkadaşlar da bu bilinen yerlere gelince pusuya düşüyorlar, çatışarak şehit düşüyorlar. Yönetim düzeyinde bir arkadaştı. Katliamı detaylıca öğrenip ona karşı bir tavır geliştirmek amacıyla Hewler’e gelmişti.

Şefik arkadaş vardı. Beytüşşebaplıydı, 85’ten beri örgütle ilişkide olan bir aileydi, o arkadaşta hastaydı. Ağır bir hastalığı vardı. Yatalaktı katledildi.

Yine Kerim arkadaş vardı. Siirt’in Girdara köyündendi. O da daha küçükken katılmıştı. Hem çok sempatik hem de çok atik bir arkadaştı. O da karnından yaralanmıştı. Hayati tehlikedeyken Hewlêre ulaştırılmıştı. Daha üç gün olmamıştı ameliyattan çıkalı. Daha yemek bile yiyemiyordu o haliyle katledildi.

İsmail Kıyas arkadaş Maxmur Kampındandı. Yarı profesyonel bir kadro gibiydi. Bir kadro kadar aktifti. Ama ailesine de bakıyordu. Örgütle ilişkilerinden ve yurtseverliğinden dolayı Şırnak halkını da olumlu etkileyen bir arkadaştı. Ben Etruş’tan Hewlêre geçince onun dişlerini yaptırmak için kendimle götürmüştüm o da katledildi.

Serbest arkadaş vardı. Gerçek ismi İbrahim’di. Haruniydi. Xwara köyündendi. Oda partinin milisiydi o da katledildi.

Hep örgütle hareket eden bir arkadaş vardı. Yaşamının çoğunu gerillada geçiriyordu. Fakat ailesi olduğundan kaynaklı aynı zaman da eve de gidiyordu. Şimdi de bir kızı gerilla. O arkadaşta orada şehit düştü.

Mahmut Afarof arkadaş vardı. Kadroydu. Ama evli ve çocuk sahibi bir arkadaştı. Ailesi Maxmur’daydı. 3 kardeştiler. Bir kardeşi hastalıktan vefat etti. Bir kardeşleri de Agit arkadaşın yanında yaralandı, kendini askerlerde patlatarak şehit düştü. Üçkardeş aynı zamanda üç militandı. Önce yaralanıyor sonra şehit düşüyor. Halen de şahadet biçimi hakkında çok net bilgi yok. Nerede, nasıl şehit düşmüş belli değil. Arkadaşın durumu daha tam net değil. Ancak yaşamadığı kesin. Bir diğer konuda failleri de biliniyor. Çünkü ne Türklerin elindedir, ne de güney zindanlarındadır. Halen de yaşadığına dair hiçbir iz yok. Bir ara bir söylenti vardı, “Türkiye’ye vermişler orada da Alixanın ailesine vermişler, onlar da onu öldürmüşler” diyorlardı. Bu sadece bir ihtimaldir. Ama Hewler’de olduğu için asıl sorumlusu KDP’dir. Şırnak’ta bilinen bir aileydi. Alixanın ailesine karşı amansız mücadele ettiler. Yörede yiğitlikleriyle tanınan bir ailedir. Cudi’den bize ilk katılan milis ve kadrolardan bir tanesiydi heval Mahmut. Ağa ailesi Tatarlara karşı ilk yürüttüğümüz savaşta da onlar yer aldılar. Yine Cudi’de ilk onun köyünü yıktılar. Bir kızı şehit, bir oğlu da sanırım 15 yıl cezaevinde kalmış. Bir oğlu da içimizdedir. Ailece mücadelenin içerisindeydiler. Halen de öyle yaşıyorlar. Ailenin 8-9 şehidi var.

Heval Berxwedan’ı az tanıyordum. Genel anlamıyla şehit düşen arkadaşlara dönük ancak bunları belirtebilirim. Çünkü hepsini tanıma ve görme imkanım olmadı. İsim düzeyinde bilmesem de hepsi ölümsüzleşen kahramanlarımızdırlar. Hepsi de birer direniş kalesiydiler. Direnerek ve onurluca şehit düştüler.

-Saldırı gerçekleşip neredeyse tüm PKK kadroları ve çalışanları katledildikten yine taraftarlar tutuklandıktan sonra neler oldu, katliam sonrası yaşananlar hakkında neler söyleyebilirsiniz?

-Olaydan sonra da PKK’lilik namına ne varsa ona saldırdılar. Hem maddi hem manevi bir saldırı gerçekleştirdiler. PKK ile uzaktan yakınlığı olan herkese saldırdılar. Halkın evlerini yıktılar. Niye böyle yaptılar? Çünkü PKK sadece bir kesimin çıkarlarını esas alan aşiret eksenli bir hareket değildi de ondan. PKK herkese hitap ediyordu ve herkesi kucaklıyordu. Ayrımcılık yapmıyordu. O yüzden Güney de eğer biraz daha o zaman çalışılsaydı her yere nüfuz edebilirdi. İşbirlikçi güçler baktılar zeminleri kayıyor, çıkarları tehlikeye giriyor önünü almak istediler. PKK’nin bu gerçeği onu hem uluslararası gerici güçlerin, hem bölge sömürgeci devletlerinin hem de işbirlikçi Kürt güçlerinin hedefi haline getirdi. KDP aileci ve aşiretçiydi. Herkesin partisi değildi. PKK’nin tasfiyesi konusunda en çelişkili olduğu güçle bile uzlaşabiliyordu. Bu nedenle Hewler katliamı hem uluslararası güçlerin, hem bölgesel sömürgeci güçlerin hem de Kürt işbirlikçilerinin üzerinde anlaştıkları ve ortaklaşa yürüttükleri bir katliam olarak gerçekleşti.

-Katliama genelde Güney halkının özelde Hewler halkının tepkisi ne oldu?

-O zaman sadece Hewlêr’den hatırladığım kadarıyla 300-400 genç PKK’ye katıldı. Biz katliamdan sonra da Hewler’i terk etmedik. Güney Kuzey ittifakına yöneldik. Ancak onların zihniyetinden kaynaklı bu çok pratikleşmedi. Onlar bizi katliamlarla yok edeceklerini sanıyorlardı. Biz Kürtlerin o işbirlikçi zihniyetlerinden vazgeçmeleri için mücadele ettik.

-Gerillanın katliama tepkisi ve karşılığı ne oldu?

-Bu parti yapımızda ve gerilla güçlerimizde muazzam bir öfkeye yol açtı. Çok kısa bir süre içinde KDP’nin birçok mevzisini ele geçirdik. Dağda yani gerillada da yoğun misilleme eylemleri oldu. O zaman Çoman kasabasını ve birçok yeri ele geçirdik. Güneyin genelinde de gerillaya 2-3 bine yakın katılım oldu. KDP öyle bir düzeye geldi ki kendisi anlaşma istedi, yani uzlaşmak istedi. O zaman onlara karşı savaş durduruldu. Kesin olmasa da o zaman aldığımız bilgilere göre KDP yine TC’yi yardımına çağırmıştı. “Eğer gelip Güneyde bize yardım etmezseniz biz PKK’den dolayı Kuzeye mülteci olarak geçeceğiz” biçiminde Türkiye’yi yardıma çağırdıkları yönünde bilgiler vardı. Çünkü her anlamda bir dökülmeyi yaşadı. O zaman Türkler uluslararası güçlerin de desteğini alarak askeri bir operasyon düzenledi ve KDP’nin konumunu yeniden güçlendirmek istedi.

-Katliam Güneyli güçlerle ilişkileri ve PKK’nin Güneye dönük, yine ulusal birliğe dönük politikalarını nasıl etkiledi?

-Onların anılarına sahip çıkmayı savaş cephesinde yer alarak yapmaya çalıştık. En büyük hedefimiz işbirlikçilik zihniyetinin kırılmasına dönüktü. Çünkü hem ulusal birliğin önünde engeldi. Hem de düşmanın birer maşalarıydılar. Onların eliyle katliam yapılıyordu. Bu anlamda biz o zaman Güney de sol-sosyalist güçler ve YNK ile ittifak kurmaya çalıştık. Yani ulusal birlik çalışmalarından vazgeçmedik. Günümüzde de bu çabalar yoğunlaşarak devam etmektedir. Biz onlara karşı savaşırken bile hiçbir zaman savaş ahlakını ihlal etmedik. Çatışmalardan sonra onları çağırıyorduk “gelin cenazelerinizi alın” diye. Biz onların silahlarıyla onlarla savaşmıyorduk. Benim kaldığım alanda peşmerge sorumlusu İbrahim Hemko diye biri vardı. Onu çağırıyorduk “gelin cenazelerinizi alın” diye. Bu yaklaşım her yerde esas alınıyordu. Ama hem o katliamda hem de onun dışında Güney savaşında birçok şehidin cenazelerine hiç ulaşılmadı ve halen de bilinmiyorlar. Ahlaki yaklaşımımız tek taraflı kaldı. KDP kesinlikle bu konuda itiraf etmeli, bunun hesabını Kürt halkına ve katliamda çocuklarını kaybeden bütün ailelere vermelidir. Bunu yapmazsa da halkın bu hesabı sorması gerekiyor. Hiçbir haksızlık kaybolmamalı. Açığa çıkarılması gerekiyor. Bunun gerekleri hemen yapılmasa da kesinlikle yapılması için hem mücadele edilmeli hem imkanları yaratılmalıdır. Her şeyden önce bu insani bir görevdir.

-KDP sonrasında bu katliamı nasıl gerekçelendirdi? Bir izah getirdi mi?

-Hiçbir katliamın gerekçesi olamaz. Yani haklı bir gerekçesi var denemez, hiçbir katliam hoş görülemez. Yani hiçbir izahı yok. KDP buna hiçbir biçimde izah getiremedi, getiremez. Hastanede 20’nin üzerinde arkadaş ayaksızdı. Yine gözü olmayan, kolu olmayan, farklı farklı yerlerinden yaralı olan arkadaşlarımız vardı. Katlettiklerin senin kanındandır. Burada Kürdün Kürdü vurma gerçeği var. Bu insanların sadece bir günahları var o da özgürlüğe, demokrasiye ve insanlığa olan inançlarıydı. İnançlı ve bilinçli oldukları için, ruhlarını satmadıkları için katledildiler. Bu katliamcı zihniyeti her yerde teşhir etmek gerekir.

-Son olarak neler söylemek istersiniz?

-Katliamdan bu yana 16 yıl geçti. Fakat KDP ısrarla tarihi tekerrür ettirmeye çalışıyor. Bugün aynı katliam mantığını Rojava’da yapıyor. Türk devleti ile yaptığı anlaşmalar çerçevesinde Rojava’da  Kürtlere karşı El Kaide’yi destekliyor. Bugünün şartlarında yapamadıklarını başkalarına destek vererek yapıyor.  PKK’yi etkisizleştirip denetime alabilmek için her türlü entrika ve komployu yapabilecek kadar Kürt ulusal değerlerinden uzaklaşmış durumda. KDP yalnızlaştıkça Türk devletine daha fazla yakınlaşıyor. Bu durum 1992 çizgisini yeniden ortaya çıkartıyor. Hewler katliamında şehit düşen arkadaşları bu vesilesiyle bir kez daha anıyorum. 92 yılından itibaren KDP ile Türk ordusunun gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonlarda katledilen bütün arkadaşlar adına mücadeleyi yükseltmek gerekir. Anılarına her an ve her yerde sahip çıkacağımızın sözünü yineliyorum. Onları yeniden saygıyla anıyor ve anıları önünde eğiliyorum.

Lekolin.org Haber Merkezi

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.