Delal Amed: Bizden Taraf Çatışma Gelişmez
Röportajlar / 11 Eylül 2013 Çarşamba Saat 09:08
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Geri çekilme sürecinin durdurulmasının değerlendiren Halk Savunma Merkezi ve YJA Star Anakarargah üyesi Delal Amed, “Şimdi geri çekilmeyi durdurduk ancak çatışmasızlık pozisyonumuzu koruyacağız. Bizden taraf çatışma yaratma durumu gelişmez” dedi.

Geri çekilme sürecinin durdurulmasının değerlendiren Halk Savunma Merkezi ve YJA Star Anakarargah üyesi Delal Amed, “Şimdi geri çekilmeyi durdurduk ancak çatışmasızlık pozisyonumuzu koruyacağız. Bizden taraf çatışma yaratma durumu gelişmez” dedi. 

Halk Savunma Merkezi ve kadın ordusu YJA Star Anakarargah üyesi Delal Amed ile geri çekilmenin durdurulmasının nedenleri ve yaratacağı sonuçlar üzerine konuştuk. Amed, askeri operasyonların gelişmesi halinde çatışmasızlık ortamının da ortadan kalkacağı uyarısında bulunurken, AKP hükümetine rağmen demokratik çözümden yana ısrarcı olduklarını vurguladı. Ateşkes pozisyonunu bu süreçte devam ettireceklerini kaydeden Amed, şunun altını çizdi: “Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak kilit sorun Kürt sorununun çözümüdür. Bunu başaramazsa mevcut iktidar gücü aşılmak durumundadır.”

-KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı HPG gerillalarının geri çekilmesinin durdurulduğunu açıkladı. Bu ne anlama geliyor?

Geri çekilmenin durdurulmasının ne anlama geldiğini kavramak, çekilme sürecinde tarafların oynadığı rolleri görmekten geçer. Bilindiği üzere 2013 Newroz’unda Önder Apo’nun yapmış olduğu tarihi deklarasyon ardından KCK yürütme Konseyi Başkanlığımız 23 Mart’ta ateşkes ilan etmiş, 25 Nisan’da Kuzey Kürdistan’daki gerilla güçlerimizin 8 Mayıs tarihinden itibaren geri çekileceğini ilan etmişti. Bu gelişmelerden önce HPG olarak biz demokratik sürecin başlatılmasına ön ayak oluşturması amacıyla 13 Mart tarihinde elimizde esir bulunan devlet görevlilerini serbest bıraktık. Yine ilan edilen çatışmasızlık pozisyonunu tüm tahrik ve provokasyon çabalarına rağmen eksiksiz bir biçimde yerine getirip korumaya çalıştık. Alınan geri çekilme kararına uygun bir şekilde de 8 Mayıs tarihinden itibaren güçlerimizi harekete geçirdik ve 14 Mayıs tarihinde ilk grubumuz Medya Savunma Alanları’na ulaştı. Bu süreçlerin tümünü kamuoyuyla alenen paylaşmıştık. Ardı sıra da bir planlama dahilinde örgütlenen gerilla güçlerimiz Medya Savunma Alanları’na geri çekilmeyi sürdürmüştür. Çekilen güçlerimizin belli bir kısmı olanaklar dahilinde kamuoyu ile de paylaşıldı.

SÜREÇ MUTABAKAT SONUCU BAŞLADI

Tabii bilindiği üzere bu süreç önceki ateşkes ve çatışmasızlık süreçleri gibi tek taraflı bir irade sonucu oluşmadı. AKP hükümetinin de demokratik çözüm süreci olarak adlandırdığı ve sürdüğünü iddia ettiği bu süreç kendiliğinden gelişmedi. Türk devlet heyetinin İmralı’da Önder Apo ile yürüttüğü görüşme ve müzakere süreci ile akabinde Kandil-İmralı arasında gidip gelen BDP heyetinin görüşmelerinde ulaşılan belli bir mutabakatın sonucunda gelişmiş bulunuyor. Bu diyalog ve müzakerelerin kendisi bile kıran kırana bir mücadele sürecidir. Önder Apo tüm olanaksızlık ve imkansızlıklara rağmen İmralı’da böyle bir yürüttü yürütüyor.

GERİ ÇEKİLME BÜYÜK BİR İTİNA İLE GERÇEKLEŞTİ

-Bu süreçte HPG olarak sizden beklenen tam olarak neydi?

Sorunun muhatabı olan bir taraf olarak ilk etapta bizim üzerimize düşen, çatışmasızlık ortamının sağlanması ve güçlerimizin Kuzey Kürdistan’dan çekilmesiydi. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Newroz’dan bu yana bizim tarafımızdan tek bir mermi sıkılmadığı gibi Türk ordusunun savaş hazırlıklarına rağmen güçlerimiz çatışma ortamına zemin sunmamış, büyük bir sağduyu ile çatışmasızlık pozisyonunu korumuştur. Güçlerimizin geri çekilme faaliyetini büyük bir itina ve özenle gerçekleştirdiğine kamuoyu da tanıktır.

ERDOĞAN’IN AÇIKLAMALARI TEMELSİZ

-Fakat hükümet geri çekilmenin, söz verildiği gibi gelişmediğini söylüyor...

Hükümet yetkililerinin ve Erdoğan’ın son dönemlerde oldukça yoğunlaştırdığı “aslında geri çekilmediler, bilmem yüzde kaçlar çekildi, istihbaratımız güçlüdür bizde biliyoruz” vb. açıklamaları ciddiyetten uzaktır. Demokratik çözüm için AKP hükümetinin yapması gerekenleri yapmamasının gerekçelerini oluşturmak amacıyla geliştirilen, temelsiz, altı boş, kamuoyunu aldatmaya yönelik kandırmaca sözlerdir. İstihbaratına bu denli güvendiğini söyleyen Türk devleti ve hükümeti, sadece Türkiye sınırından geçerek gelen ve görüntülerini basına verdiğimiz güçlerimizin Kuzey Kürdistan’da yıllarca mücadele eden en yetkin gerilla gücümüz olduğunu bilmiyor mu? Biliyor fakat hükümet alıştığı üzere manipülatif, yalan haberlerle kuşku oluşturmaya çalışıyor.

SÜRECİN TIKANMASININ NEDENİ AKP HÜKÜMETİ

-Geri çekilmeyi durdurmanız hükümet ve hükümete yakın medya tarafından bir şantaj veya tehdit olarak görülüyor. Bu iddiaya ne diyorsunuz?

Şimdi biz sorunun muhatabı ve sürecin temel dinamiği olan bir taraf olarak yapmamız gerekenleri yaptık. Demokratik çözümün gelişmesi için diğer bir taraf olan muhatap AKP hükümetidir. Görüşme ve müzakereleri yapan kendisi değil midir? AKP hükümeti yapması gerekenleri yapmamıştır, yapmamakta direnmektedir. AKP hükümeti ile başlayan görüşme ve müzakere süreci tıkanmıştır. Sürecin tıkanmasına neden olan taraf biz değiliz. AKP hükümetidir. AKP hükümetinin yaklaşımları süreci tıkatmaktadır. Bizim gerilla güçlerimizin çekilişini durdurmamız, sürecin AKP tarafından tıkatıldığının resmen beyanı olmaktadır. Bu sürecin tek taraflı atılan adımlarla geliştirilemeyeceğinin göstergesidir. AKP hükümeti bu konudaki tutumumuzu kendisine sunulan bir şans olarak görmeli ve sorunun çözümünde bir taraf olarak yapması gerekenleri yapmalıdır.

GERİ ÇEKİLME TAKTİK YAKLAŞIM DEĞİL, SÜRECE STRATEJİK YAKLAŞTIK

Geri çekilmeyi durdurmamız taktik-politik bir tutum değil, ya da şantaj ve tehdit hiç değildir. Başından beri biz bu sürece stratejik yaklaştık, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve bu kapsamda Kürt sorununun demokratik yollarla çözümünün kalıcı bir çözüm olacağını stratejik olarak benimsedik ve bu yaklaşımımızın gereği olarak bu süreçte tarafımızca yapılması gerekenler yapılmıştır. Ancak süreç kritik ve hassas bir noktaya gelip dayanmıştır.

BİR HALKIN KİMLİK MÜCADELESİ NASIL TERÖR OLARAK TANIMLANABİLİR?

-AKP hükümetine güvenmediğiniz sonucu çıkıyor burada...

Eğer AKP hükümetinin gerçekten demokratik çözüm niyeti varsa yaşanan bu tıkanıklığın aşılması için üzerine düşenleri pratik olarak yerine getirmesi gerekir. Bakın son günlerde hükümet adına başta Erdoğan olmak üzere birçoğu çıkıp “terörü bitirinceye kadar mücadele edeceğiz” diyor. Biz, bunu bir tavır belirleme olarak görüyoruz. O zaman biz de sorarız; yanı başında meşrulaşmış bir Kürt halkı statüsü söz konusu iken, hala bir halkın var olma ve kimlik mücadelesi nasıl terör olarak tanımlanabilir? Bu, bir halkın inkarı değildir de nedir? O zaman bu halkın Önderi ile sorunun muhatabı olarak görüşmeler yapmanın anlamı nedir? Böyle ucuz politikalarla bu sürecin yürütülemeyeceğinin bilinmesi gerekir. Hala “Terör” olarak tanımladığın sorunu zaten 40 yıldır bitirmek için mücadele etmiyor musun? Sonuç ne oldu peki? Sonuç ortadadır; nice hükümetler düştü Türkiye’de, nice ordu generalleri başarısızlıkla yargılandı, devrildi. Teröristlikle yaftalanan Kürt halkının mücadelesi ise gün be gün büyüyerek gelişmekte, mücadele azmi her gün daha da güçlenmektedir. Bu anlamıyla AKP hükümeti kendisine sunulan demokratik çözüm olanaklarını ve fırsatını iyi değerlendirmelidir.

TÜRK ORDUSU SAVAŞ HAZIRLIKLARINA AĞIRLIK VERDİ

-KCK Eşbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada geri çekilmenin AKP hükümetinin demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda adım atmaması sonucu durdurulduğu belirtildi. Kamuoyunda AKP hükümetinin verdiği bazı sözleri yerine getirmediği yönlü tartışmalar da var. Sizce somut olarak AKP hükümeti ne yaptı, ne yapmadı?

Evet, AKP hükümetinin demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda herhangi bir adım atmayışı süreci tıkanma noktasına getirmiştir. Başta da belirttiğim gibi tek taraflı geliştirilen bir süreç değildi. Bu süreç İmralı’da Önder Apo ile geliştirilen görüşmeler sonucunda başlatılmış ve tarafların karşılıklı sorumluluk yüklenmesiyle yürütülmeye başlanmıştır. AKP hükümeti, geçen süreçte çatışmasızlık ortamının sağlanması için fiili olarak üzerine düşen imha operasyonlarının durdurulmasını sağladı ve bu süreçte gerilla güçlerimize yönelik herhangi bir imha operasyonu geliştirmedi. Zaten yapması gerekenlerden tek yaptığı da budur. Türk ordu güçleri operasyon geliştirmediler ancak savaş hazırlığı anlamına gelecek her türlü hareketliliği olduğu gibi hatta eskisinden daha fazla devam ettirdi.

ASKER DEĞİL AMA POLİS GÜCÜ SÜREKLİ OPERASYONDA

Biz güçlerimizi geri çekerken, Türk devleti askeri gücünü yenileyerek takviye etme çabası içerisinde oldu. Yeni kalekol yapımlarını devreye koydu. Yeni korucu alımı yaparak koruculuğu yaygınlaştırıp, kadrolarını arttırdı. Askeri amaçlı yol ve baraj yapımlarını sürdürdü. Eğer çatışmasızlık ortamını kalıcı bir barışa dönüştürme ve savaşı sonlandırma niyeti olsaydı bunları yapmazdı var olan askeri hareketliliği durdururdu. Ama yaşanan aksidir. Yine Kürt halkına karşı uygulanan polis terörü hızından hiçbir şey kaybetmeden sürdürülmüştür. Tutuklama, gözaltılar devam etmiş, başta Kürt halkı olmak üzere demokratik mücadele geliştiren Türkiye’deki demokratik kesimler üzerinde polis işkencesi, baskısı katliama kadar vardırılan öldürme olayları geliştirildi. Bu uygulamalar polis gücünün operasyon halinde olduğunu ifade etmektedir. Yani ordu gücü operasyon yapmadı ama diğer taraftan polis gücü büyük bir şiddetle operasyon halinde oldu. Biz elimizdeki esirleri serbest bırakırken, hükümet bırakalım elinde tutuklu olan on binlerce insanımızı serbest bırakmayı, hastalıklarla boğuşan ve ölümle burun buruna olan tutuklu insanlarımızı bile serbest bırakmadı.

Ayrıca biz güçlerimizi geri çekme kararını verdiğimizde, bu süreci izleyecek komisyonlar oluşturulacaktı, meclisin bu konuyu gündemine alıp karar vermesi gerekiyordu. Bir Akil İnsanlar heyeti oluşturdular. Bu heyet Kürdistan’ı, Türkiye’yi dolaştı, halkın nabzını yokladı izlenimler edindi, fakat sürecin gidişatını izlemedi. Tamam, yapması gerekenlerin esasını yapmasa da ama halkın talepleri ve sürece yaklaşımı üzerinden bir rapor hazırladı fakat şu ana kadar bu rapor bile gündeme alınmıyor. Türkiye meclisinin bu konuda herhangi bir kararı olmadı ama sözde mecliste demokratik çözüm sürecini değerlendirme komisyonu oluşturuldu. Bu komisyon kimdi, neler yaptı anlayamadık. Zaten meclisi tatile koydular, herhangi bir çalışmada olmadı. Türkiye’nin en hayati sorunu olan demokratikleşme ve bu kapsamda Kürt sorununun çözümü sürecine girilmiş ama karar organı olan meclis çalışmaz durumdadır.

AKP HÜKÜMETİNİN ANAYASADA EĞİŞİKLİĞE GİTME NİYETİ YOK

- AKP hükümeti bir demokratikleşme paketinden bahsediyor, bu pakete yaklaşımınız nedir?

İmralı’da gelişen görüşmelerin sonucu olarak, çatışmasızlık ortamının sağlanmasıyla AKP hükümetinin anayasal düzenlemelerle gerekli değişiklikleri yapması gerekirdi. Türkiye’de hala yürürlükte olan 12 Eylül faşist askeri darbe anayasasında herhangi bir değişikliğe gitme niyetlerinin olmadığı açıktır. Sözde anayasa komisyonu çalışıyor ama Kürt halkının ve Türkiye’de yaşayan halkların varlığını inkar eden yasayı değiştirmeye bile yanaşılmıyor. Temel insan haklarından olan anadilde eğitim bile kırmızıçizgi olarak konularak reddediliyor. Demokratik çözüm paketi diye bir şey ortaya attılar. Bazı çevreler de hükümetin paketi, hükümet adım atıyor diye tartışmaya başladılar. Nerede, ortada bir paket falan da yok. Laf olarak ortaya atılan bir şey üzerinden bir tartışma yürütülüyor. AKP hükümetinin çözüme dair herhangi bir projesi yoktur. Olmayan bir şey üzerinden beklenti yaratılmaya çözüm umudu, havası yaratılmaya çalışılıyor.

Yine sorunun muhatabı olarak İmralı’da Önder Apo ile görüşmeler yapılıyor. Bir halkın önderi, sorunun muhatabı olan önder Apo ile İmralı şartlarında, avukatları ile görüşmesinin yasaklandığı, aile ve BDP heyeti ile görüşmelere uygulanan keyfi muamelelerle çözüm görüşmelerinin geliştirilemeyeceği açıktır. Önder Apo’nun sağlığı, güvenliği ve özgürlüğü tehdit altında iken nasıl görüşmeler yapılıyor. İmralı şartlarında değişikliğe gidilmesi, süreci yürüten muhatap bir taraf olarak çeşitli demokratik çevrelerle görüşme ve ilişki içerisinde olması gerekmiyor mu? Ancak bunların hiçbirisi yapılmadı ve yapılmak istenmiyor. Özetle AKP hükümetinin yapması gerekenler bunlardı süreç ve koşullar da buna oldukça uygundu. Ancak yapılmamıştır.

AKP MISIR’I, SURİYE’Yİ İYİ OKUMALI

-AKP neden süreci uzatma ve oyalamaya dönüştürdü?

AKP hükümetinin süreci uzatma, kamuoyunu kandırmaca sözlerle aldatarak oyalama çabası, kamuoyunda beklenti yaratarak çözüm havası, umudu oluşturma siyaseti kendi iktidarını dayandırdığı temel politikadır. Bu da yıllardır Türkiye’yi gerileten, yenilik yaratmayan, dış güçlere muhtaç ve müdahaleye açık kılan bir politikadır. Bu, Türk devleti ve hükümetlerinin ulus-devletçi, halkların varlık ve kimliğini inkar-imhaya dayanan tekçi zihniyetin AKP hükümetinde somutlaşmış yeni bir versiyonu olmaktadır. AKP hükümeti bu siyasetin gereklerine göre hareket ediyor. Halbuki artık çağımızda Türkiye’nin demokratikleşmesi sorunu kendisini dayatmaktadır. Türkiye halkının da talebi budur. Genel bölgesel konjonktür ve dünyada yaşanan gelişmeler Türkiye’de demokratikleşmenin gelişmesini dayatmaktadır.

Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak kilit sorun Kürt sorununun çözümüdür. Bunu başaramazsa mevcut iktidar gücü aşılmak durumundadır. Yanı başındaki Mısır’ı, Libya’yı, Suriye’yi iyi okumalıdır. AKP oyalama siyasetiyle halen Kürt halkını ve hareketini tasfiye edebileceğini düşünmektedir. Türkiye’nin demokratikleşmesi kapsamındaki Kürt sorununun çözümüne yaklaşımı inkar-imha ve tasfiyedir. Bu zihniyeti aşmadıkça Türkiye’deki geçmiş iktidarlardan farkı kalmaz ve aynı sonu yaşamaktan kendini kurtaramayacaktır.

AKP’NİN TUTUMU SURİYE’DEKİ GELİŞMELERLE DE BAĞLANTILI

-Hükümetin bu tutumunun başta Suriye olmak üzere bölgedeki gelişmelerle bir ilgisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu süreçte bu siyasetinde ısrar etmesinin elbette ki Suriye’de yaşanan gelişmelerle de bağı vardır. Suriye’deki çatışmalar Esad rejimi ile muhalif güçlerin çatışması değil, küresel güçlerin çelişkilerinin ve çıkar çatışmalarının yansımasıdır. Eğer bugün Suriye’ye dış bir müdahale gelişirse gelişecek olan bir bölge savaşını aşacak yeni bir dünya savaşıdır. Bunun için iki yıldır küresel güçler arasında karşılıklı ilişki, çelişki, uzlaşma ve çatışma senaryoları yapılmakta. Dış müdahaleye bu denli temkinli yaklaşılması da bu nedenledir. Fakat Türk devleti ve AKP hükümeti Suriye sorununun karmaşıklığını, bölgesel konjonktür üzerindeki etkilerini ve küresel güçlerin bölge üzerindeki hakimiyet durumunu nasıl etkileyeceğini iyi okuyamamakta ve tüm bunları görmezden gelen bir tutum içerisindedir. Tüm siyasetini Suriye’deki gelişmelerde bir aktör olarak devrede olmaya bağlamıştır.

Yine bu yaklaşımının özünde Rojava’da Kürt halkının siyasi statüye kavuşması, meşrulaşması ve Suriye’de gelişecek herhangi bir çözümde Kürtlerin aktör olarak devrede olmasını hazmedememesi yatmaktadır. Çünkü Kürt halkının bu konumu, herhangi bir yerde, hele hele komşusu olan bir yerde uygulanmak istenen inkar-imha zihniyetini de işlemez kılacak, ortadan kaldıracaktır. Rojava Kürdistan’ında yaşanan gelişmenin tüm Kürdistan’ı etkileyeceği aşikardır. Öncelikle de Kuzey Kürdistan’da yürütülen mücadele düzeyini birebir etkileyeceği kesindir. Yaşanan bu gelişme karşısında ya AKP hükümeti Türkiye’deki Kürt sorununu çözecek -ki bunun için Newroz’dan itibaren Önder Apo’nun başlattığı süreç buna zemin sunmuş, şans tanımıştır. AKP hükümeti bu fırsatı iyi değerlendirebilirdi, ancak görünen odur ki pek fazla niyeti yoktur- ya da kendi iflas etmiş inkar-imha zihniyeti ile Kürt sorununa yaklaşımını sürdürecek, bunun için de bu siyaseti uygulamasına engel olarak ortaya çıkan Rojava Kürdistan’ındaki gelişmeleri boğmak isteyecek, bu yolla da Kuzey Kürdistan’daki mücadele düzeyini etkilemesinin önünü alacak ve burada da bu siyasetine devam edecektir. Tercihinin ikinci seçenekten yana olduğu sürecin tıkanma emarelerinin ortaya çıktığı Haziran sonlarında Rojava’da başlatılan El Kaide nüanslı çete saldırılarına verdiği desteğin defalarca kez ispatlanmasıyla da ortaya çıkmıştır. Suriye üzerindeki mücadeleye aktör olarak katılmak istemesinin nedeni budur.

ÇATIŞAN EL NUSRA, DESTEKLEYEN VE KIŞKIRTAN AKP

-O zaman Suriye’ye askeri müdahale isteğinin arkasında da bu nedenin yattığı söylenebilir mi?

Evet, küresel güçlerin Suriye’ye müdahalesini hızlandırmak için belli dönemlerde çeşitli gerekçeler öne sürdü. Ama bu güçler AKP hükümetinin bu oyununa gelmedi, ertelediler daha fazla hazırlık yürüttüler. Yine en son bugünlerde Suriye’ye müdahalenin tartışıldığı ortamda daha müdahale yöntemi netleşmemişken, kendi sınırları üzerinde girmiş olduğu savaş hazırlıkları, acele ile kendini savaşa yatırmış olması da bu amaçladır. Bu arada AKP hükümeti boş durmamıştır. Özellikle Rojava Kürdistan’ında muhalif çete gruplara her türlü desteği vererek hatta bizzat kendisinin eğitip, donatıp gönderdiği güçleri Kürt halkına karşı saldırtmıştır. Rojava Kürdistan’ında bugün yaşanan çatışmalar El-Nusra güçleri ile yaşanmakta ancak bu güçleri kışkırtan ve destekleyen gücün Türk devleti, AKP hükümeti olduğu açıktır. Rojava Kürdistan’ında yaşanan bu çatışmalarla Kürt halkını zayıflatabileceğini, hatta bitirebileceğini hesaplamaktadır.

AKP ROJAVA’DAKİ POLİTİKASI SONUÇ VERMEYECEK

Rojava Kürdistan’ında iradesi kırılan, bitme noktasına gelen Kürt halkını ve özgürlük hareketini Kuzey Kürdistan’da da tasfiye edebileceğini hesaplamaktadır. Bu nedenle Kuzey Kürdistan’da başlatılan demokratik çözüm sürecinin gelişmesi için üzerine düşenleri yapmamakta, oyalayıcı yaklaşmaktadır. Rojava’da süren çatışmalara umudunu bağlamış, medet ummaktadır. Ancak AKP hükümeti, bölge siyasetinde iflas ettiği gibi, sürdürmek istediği bu Kürt politikasının da sonuç vermeyeceğini hesaba katmalıdır. Rojava Kürtlerinin siyasi statülerini savunurken sergiledikleri direniş düzeyi bunu fazlasıyla kanıtlamaktadır. Rojava Kürdistan’ındaki mücadele düzeyini bitiremeyecektir, buradan çıkacak sonuçla Türkiye’deki Kürt sorununa yaklaşımının da herhangi bir sonuç vermeyeceğini bilmelidir. Bunun için Kuzey Kürdistan’da demokratik çözüm için kendisine sunulan fırsatı koşullar uygunken iyi değerlendirmelidir.

SALDIRI OLMAZSA ÇATIŞMA OLMAZ

-KCK açıklamasından gerillaların ateşkes pozisyonunu koruyarak Kuzey Kürdistan’daki konumlanmalarının devam edeceği sonucu çıkıyor. Bu durum süreç üzerinde farklı bir etkide bulunur mu? KCK’nin geri çekilme kararı gerekçe gösterilerek hükümet ve ordu tarafından bazı operasyonların gelişmesini bekliyor musunuz?

KCK Eş Başkanlığımızın yaptığı açıklamada bu husus net olarak ifade edilmiştir. Kuzey Kürdistan’dan Medya Savunma Alanları’na gerilla güçlerimizin çekilmesini durduruyoruz. Ancak çatışmasızlık, ateşkes pozisyonunu bu süreçte sürdürmeye devam edeceğiz. Geri çekilen güçlerimiz geri çekilmiştir. Kuzey’de kalan güçlerimiz var olan konumlanmalarını sürdürecek ancak çatışmasızlık pozisyonunu da koruyacaktır. Gerilla güçlerimize dönük herhangi bir saldırı gelişmezse çatışmalar gelişmez. Savunma pozisyonunda kalan güçlerimiz demokratik sürecin gelişmesi önünde kesinlikle engel değildir. Demokratik çözümün gelişmesi için gerekli olan savaşın durdurulmuş olması ve çatışmaların yaşanmıyor olması durumudur. Zaten geçen süreçte de bu sağlandı ve biz bu pozisyonu şimdilik korumaya devam edeceğiz.

AKP’YE RAĞMEN DEMOKRATİK ÇÖZÜMDE ISRARLIYIZ

-Daha önce hükümet, adım atmamasının nedenini güçlerinizin tümüyle geri çekilmemesine bağlamıştı. Geri çekilmeyi tümüyle durdurduğunuz bir ortamda hükümetin adım atmasını beklemek ne kadar gerçekçi olur?

Eğer gerçekten AKP hükümetinin çözüm niyeti varsa bu durum kesinlikle engel değildir, olamaz. Şimdiye kadar da isteseydi adım atardı, herhangi bir engel yoktu. AKP hükümetinin adım atmayışının nedeni gerilla güçlerimizin geri çekilmesinin tümüyle tamamlanmamış olması hiç değildir. Aksine AKP hükümetinin demokratik çözüm için adım atması bu noktaya bağlanmışsa bu durum düşündürücüdür, kuşkuludur. AKP hükümeti gerçekten sorunu çözmek mi istiyor yoksa Kürt halkını ve gerillasını tasfiye mi etmek istiyor? Eğer güçlerimizin çekilişini gerekçe yapacaksa, bahane olarak gösterecekse gerçek niyetinin tasfiye etmek olduğu açıkça ortaya çıkar. Önemli oranda güçlerimiz zaten çekildi, aylarca yol yürüyüşü, ordu gücünün pusulama ve yollar üzerindeki mevzilenmelerini aşarak gerçekleşen ve bu anlamda bir zamanı alan çekiliş gerçekleşti. Çatışmasızlık ortamı sağlandı, gerilla güçlerimiz de çekiliyordu, AKP hükümetinin adım atması önünde hiçbir engel yoktu. Sürecin gelişmesi için adım atabilirdi, şimdi de isterse çözüm için adım atabilir. Bu anlamda bizden yana hiçbir engel yoktur. AKP hükümetine rağmen demokratik çözümden yana ısrarcı olduğumuzu ve bu konudaki samimiyetimizi tüm demokratik, duyarlı kesimler bilmektedir.

OPERASYON OLURSA ÇATIŞMASIZLIK ORTAMI KALKAR

-Peki, operasyonlar gelişirse ne olur?

AKP hükümeti gerçek niyetini pratikleştirmek için isterse bin bir türlü bahane yaratabilir. Mevcut pozisyonumuz askeri operasyonlar geliştirmesine gerekçe değildir, olamaz da. Yok, eğer askeri operasyonlar geliştirirse sağlanan çatışmasızlık ortamını da ortadan kaldırmış olur ki, biz de gelişecek her türlü operasyon ve yönelime karşı kendimizi savunabilecek güçteyiz. Yeniden askeri operasyonlarla güçlerimize yönelmek isterse Türk devleti ve AKP hükümetinin demokratik çözüm sürecine yaklaşımı ve tutumu da gizli ajandası da netleşir, niyeti ortaya çıkar. Bunun karşısında sessiz kalacağımız beklenmemelidir. Demokratik çözüm için hazır olduğumuz kadar gerektiğinde her türlü mücadele yöntemini geliştirecek ve halkımızın özgürlüğünü sağlayacak güce ve kararlılığa da sahibiz.

BİZDEN TARAF ÇATIŞMA GELİŞMEZ

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık daha önce AKP hükümetinin büyük bir savaş hazırlığı yaptığını belirtmiş, siz de Türk ordusunun hareketliliği hakkında günlük açıklamalarda bulunmuştunuz. Türk ordusunun bu hareketliliği ve savaş hazırlıkları devam ediyor mu? Bu hareketliliğin bir çatışmaya dönüşme ihtimali nedir?

AKP hükümetinin savaş hazırlıkları bu süreç boyunca sürdü, halen de devam ediyor. Türk ordusunun da güçlerini yenileme, takviye etme tarzında hareketlilikleri devam etmektedir. Yine bu süreçte oldukça yoğunlaştırdıkları keşif-istihbarat faaliyetleri sürmektedir. Şimdiye kadar sürdürdükleri hareketlilik olduğu gibi devam etmektedir, bugünlerde herhangi bir farklılık yansımadı. Var olan bu hazırlık düzeyi ve hareketliliğe rağmen biz çatışmasızlık pozisyonumuzu koruduk, geri çekilme faaliyetini de yürüttük. Çatışmasızlık pozisyonumuzu korumamız ve çekilmeyi gerçekleştirmemiz kendi hareket tarzımızla sağladığımız bir durum oldu. Şimdi geri çekilmeyi durdurduk ancak çatışmasızlık pozisyonumuzu koruyacağız. Bizden taraf çatışma yaratma durumu gelişmez. Ancak bu Türk devleti ve AKP hükümetinin bileceği bir iştir. Gerilla güçlerimizin konumlandıkları alanlara saldırı durumu gelişirse kuşkusuz çatışmalar gelişir. Kendimizi savunmak durumunda kalırız.  

-KCK açıklamasında AKP’nin 2014 yerel seçimlerine çatışmasız bir ortamda girmeyi istediği belirtiliyor. Geri çekilme durmasına rağmen ateşkes pozisyonunun korunması bu isteğe hizmet etmez mi?

Böylesi bir dolaylı etkide bulunma ihtimali vardır. Bu tarzda yorumlayanlar da çıkabilir. Fakat AKP hükümetinin karakterinden kaynaklı olarak böyle yorumlanabilir. Bizim amacımız bu karakteri ve zihniyeti tümüyle dönüştürmektir. AKP hükümetinin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik çözümü için ciddi bir yaklaşım göstermemesi herhangi bir pratik adım atmaması dar iktidar çıkarlarıyla bağlantılıdır. AKP hükümeti dönemsel iktidarcı yaklaşımla sorunu ele almaktadır. Bu anlamda Türkiye’de yaşanacak her türlü gelişmeyi nasıl kendi iktidarının hizmetine koşar, bunun hesabı içerisindedir. Yoksa halkların lehine ve Türkiye’nin demokratikleşerek gelişmesini amaç edinseydi şimdiye kadar bu sürecin gelişmesi için çaba içerisine girerdi. Şimdiye kadarki yaklaşımlarından anlaşılan oyalayarak süreci uzatmak ve açığa çıkan olumlu havayı önümüzdeki seçim döneminde oya dönüştürmektir. Kürt sorununu ve Türkiye’nin ihtiyacı olan demokratikleşme problemini kendisi çözecek gibi bir hava yaratarak toplumda böyle bir algı yaratmaya çalışıyor.

Buna karşın biz AKP’nin böyle bir amacı vardır diye bu süreci geliştirmeyecek miyiz? Çatışmasızlık ortamını AKP hükümeti kendi dar iktidar çıkarları için kullanmak istiyor diye bundan vazgeçmeli miyiz? Elbette ki demokratik çözümün gelişmesi için ısrarcı oluyor ve bu doğrultuda kendimizden taraf geliştirilmesi gereken her türlü adımı cesaretlice atıyorsak halklar lehine kalıcı bir barışı amaç edindiğimizdendir. Zaten bu sürece AKP hükümeti dar iktidar çıkarları çerçevesinden değil de samimi yaklaşsaydı süreç tıkanma aşamasına da gelmezdi. Biz de güçlerimizin çekilişini durdurmazdık. Bu anlamda önümüzdeki günler AKP’nin gerçek niyetini ortaya çıkaracaktır. Ya gerçekten samimi yaklaşacak adım atacak, ya da dar iktidar amaçlı kirli politikalarını yürütmeye çalışacaktır ki bu da süreci sonlandırması anlamına gelecektir. Sorunun muhatabı olan taraf olarak biz, bu konuda duyarlı bir yaklaşım içerisindeyiz, çözüm için geliştirilecek her samimi adımı hakkıyla değerlendirmek ve tarafımızca cevap oluşturmak kadar, AKP’nin demokratik çözüm sürecini kendi iktidar politikaları için bir fırsata dönüştürmesine müsaade etmemek de hassasiyetle üzerinde durduğumuz bir husustur.

SÜREÇ DEMOKRATİK ÇEVRELERİN ÖNÜNÜ AÇMIŞTIR

-Gerilla güçleri olarak üzerinize düşen sorumlulukları yerine getirdiğinizi defalarca açıkladınız. AKP’yi dönüşüme sevk etmesi öngörülen demokratik kamuoyu ve Kürt demokratik siyasetinin bu dönemde görev ve sorumluluklarını yerine getirdiğine inanıyor musunuz?

Demokratik çözüm sürecinin bizim tek taraflı attığımız adımlarla sınırlı kalmasının sorumlusu elbette ki AKP hükümetinin kendisidir. Süreç tıkanma noktasına gelmişse bu durumun sorumlusu AKP hükümetidir. Tabii ki demokratik çözüm sürecinin gelişmesinde başta Kürt halkının olmak üzere Kürt demokratik siyasetinin yine Türkiye’deki tüm demokratik kesimlerin üzerine rol düşmektedir. Bu sürecin başlaması çözümün geliştiği anlamına gelmiyor aksine demokratik kesimlerin daha fazla rol üslenerek yeni bir mücadele sürecini daha yoğun yürütmeleri biçiminde algılanmalıdır. Kürt demokratik siyaseti belli bir rol oynamaya çalışıyor. Ama daha fazla etkili olmalıdır. Bu süreç Türkiye’de demokratik çevrelerin önünün açılmasına zemin sunmuştur. Türkiye’de gelişen hareketlenme ve kıpırdanmalar bu süreçle bağlantılıydı. Ancak daha istikrarlı mücadele potansiyeline dönüştürmek gereklidir.

GERİLLADAN TEK TARAFLI ADIM BEKLENMEMELİ

Bundan sonra da gerilla güçlerimiz üstüne düşen rolü oynamaya devam edecektir. Süreç hangi yönlü gelişirse gelişsin, her türlü mücadeleyi yürütme potansiyeline sahiptir. Fakat süreç tıkanıklığa doğru gitmişse ve bundan kaynaklı gerilla güçlerimizin çekilişini durduruyorsak gerillanın bu süreci engellediği biçiminde anlamamak gerekir. AKP hükümeti yapması gerekenleri yapmamıştır. Bundan sonra da demokratik çözüm sürecinin gelişmesi için adım atmak isterse önünde hiçbir engel yoktur. Bu anlamda bazı çevreler AKP hükümetinin yapması gerekenleri bir tarafa bırakıp, sadece gerilladan tek taraflı adım atılmasını bekleyen tutum içerisinde olabiliyorlar. Bu yanlıştır. Gerilla çözüm sürecinin önündeki engel değil demokratik çözüm sürecini geliştiren temel dinamik güçtür. Böyle bakılmalıdır. Bu vesileyle mücadeleyi sahiplenerek geliştirme çabası içerisinde olan tüm demokratik kesimlere  mücadelelerinde başarılar diliyorum.   


Sinan Cudi  / ANF


Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.