24 Ağustos 2013 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 24 Ağustos 2013 Cumartesi Saat 08:38
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gerilla sözünü tuttu - Yeni Özgür Politika

Dozger: Tecawiz bi 'dilxwazî' pêk hatiye - DÎHA

Di encama muayeneyê de derket holê ku B. Ç. (19) 5 meh in ducanî ye, Dozgeriya Komarê ya Dara Hênê diyar kir ku 'bûyer bi dilxwazî pêk hatiye', 'giliyê kesekî nekiriye' û hewcehî bi lêpirsînê nîne. Birayê B. Ç., Mahmut Ç. da zanîn ku dixwazin bûyerê bincil bikin û wiha axivî: "Li holê tu îfade û kiryar nîn in. Hûn li gund kî bipirsin dê ji we re bibêje astengdar e û nikare xwe îfade bike."

Li Çewlikê di meha hezîranê de derket holê ku di sala 2011'an de 8 leşkeran tecawizê jinekê kirine û ev bûyer demeke dirêj di rojevê de ma. Lê helwesta darazê ya li hember tecawizê naguhere. Wekî bûyerên berê yên tecawizê di vê bûyerê de jî bersûc wekî ku bên xelatkirin, serbest tên berdan.

Hat îdiakirin ku li Çewlikê bûyera tecawizê ya E. A. ji aliyê saziyên dewletê ve hat veşartin. Li gundê Warêmerg ya navçeya Dara Hênê jina astengdar ya 19 salî B. Ç. nexweş dikeve, radikin nexweşxaneyê û tê hînbûn ku B. Ç. 5 meh in ducanî ye.

Di 20'ê hezîrana 2013'an de memûrên Nexweşxaneya Jinan ya Çewlikê, Dozgeriya Komarê ya Dara Hênê digerin û bûyerê radigihînin. Dozgerî diyar dike ku îfadeya B. Ç. digirin û tecawiz bi daxwaza wê pêk hatiye û giliyê kesekî nake. Niştecihê gund Veysel Gunay der barê bûyerê agahî da û wiha got: "Hûn dikarin li hemê gundiyan bipirsin, B. Ç. astengdarê mêjî ye. Keseke ku karibe xwe îfade bike nîne. Ev yek ji aliyê hemû gundiyan ve tê zanîn."

Birayê B. Ç. Mahmut Ç. da zanîn ku dixwazin bûyera tecawizê bincil bikin û wiha got: "Li holê tu îfade û kiryar nîn in. Hûn li gund kî bipirsin dê ji we re bibêje astengdar e û nikare xwe îfade bike. Niha ligel wan e û diparêzin. Dibêjin 'bûyer bi daxwaza wê pêk hatiye'. Em vê yekê qebûl nakin."


Demirtaş: PKK'nin geri çekilmesini fırsat bilenler var - DİHA

BDP eş genel başkanlarının da aralarında bulunduğu heyet Diyarbakır'da son günlerde aile ve köylüler arasında çıkan kavgalarda yaşamını yitirenlerin taziyelerini ziyaret etti. BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, birilerinin PKK'nin geri çekilmesiyle birlikte ortamı fırsat bilip fitne fesatla aileleri birbirine düşürmeye çalıştığına dikkat çekerek, bu tür yaklaşımları asla kabul etmeyeceklerini belirtti.

Diyarbakır'da aralarında BDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak'ın da aralarında bulunduğu heyet, son günlerde aileler arasında çıkan kavgalarda yaşamını yitirenlerin taziyesini ziyaret etti. Bismil'de Uğurliyan ailesi tarafından kurulan taziyeyi ziyaret eden heyet ardından Hazro'nun Çiftlibahçe köyüne hareket etti. Burada Tekin ailesi tarafından kurulan taziyeyi ziyaret eden heyet, Tekin ailesi ve köylüler tarafından köy girişinde karşılandı. Ardından taziye yerine geçen heyet yaşamını yitirenler için dua etti. Okunan duaların ardından konuşan BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, aileye başsağlığı dileyerek, bölgede arka arkaya benzer olayların yaşanmasının kendilerini kaygılandırdığını belirtti. Kışanak, "Aynı zamanda kaygılanmanın da ötesinde bu tür benzer olayları önleme konusunda hepimize sorumluluklarımızı hatırlattı. Toplumsal barışımızı korumak gerekiyor. Yıllardır bu topraklarda acının bin bir türlüsünü yaşadık. Gencecik insanlar yaşamlarını yitirdiler. Bunu çözmeye çalışıyoruz. Böyle bir ortamda toplumsal barışa her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Herkese tek tek bireylere de ailelerimize de sosyal çevrelerin tamamına da çağrı yapmak istiyorum. Sorunlar olabilir ama inanın ki; çözümsüz hiçbir şey yoktur. İnsan yaşamından daha değerli hiçbir şey yoktur" dedi.

'Bize düşen görev ve sorumluklarımızı yapmaya hazırız'

Herkesi sorun ve sıkıntılarını konuşup, tartışıp ve diyalog kurarak çözmeye davet eden Kışanak, şunları söyledi: "Biz de parti olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her türlü toplumsal problemi sorunu çözme konusunda daha fazla gayret ve çaba içerisinde olacağız. Halkımız ve insanlarımıza çağrımız budur ki; birbirinizi incitmeyin. Hele hele yaşama kastedecek herhangi bir yaklaşım ve tutum içerisinde olmayın. Sebebi ve nedeni ne olursa olsun çözülemeyecek hiç bir sorun yoktur. Biz de parti olarak her tür sorununuzun çözümünde size yardımcı olmaya, sizinle birlikte olmaya mutlaka sorunları çözüm noktasında bir çıkış yolu bulmaya gayret edeceğiz. İç ve toplumsal barışımıza her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde halkımızdan istirhamımız budur. Bir daha ama bir daha benzer acı olaylar asla yaşanmamalı, herkes bu konuda üzerine düşen görev ve sorumluluğu yapmalı. Bize düşen görev ve sorumluluk neyse bunu da yapmaya her zaman hazırız."

'Tutumumuz nettir'

Kürt halkının bütün Ortadoğu'ya hatta tüm insanlık camiasına örnek olacak bir mücadeleyi yürüttüğünün altını çizen Kışanak, "Herkesin hakkını korumayı esas alan adaleti merkezine oturtan bir mücadeleyi bu halk yürütüyor. Bu kadar iddialı bu kadar geleceğe dair tüm Ortadoğu'ya insanlık alemine örnek olacak bir mücadeleyi yürütüyoruz. O zaman biz hiç bir şekilde bu tür olayları kabul etmiyoruz. Bu konudaki tutumumuz nettir. Herkesin bunu da böyle bilmesi gerekiyor" diye konuştu.

Daha sonra konuşan Selahattin Demirtaş da aileye başsağlığı dileyerek, sözlerine başladı. Son dönemlerde aile ve köylüler arasındaki kavgaların tesadüf denilemeyecek bir şekilde arttığına işaret eden Demirtaş, son bir ay içerisinde Muş'tan Batman'a, Lice'den Hazro, Silvan'a 30'dan fazla insanın yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Bunların tesadüf ve rastgele bir durum olarak ifade edilemeyeceğine dikkat çeken Demirtaş, bunun kendileri için çok ağır bir tablo olduğunu dile getirdi.

'Ailelerimize katliam dayatanlar karşılarında bizi bulur'

Halka dayatılanın yıllardır yürütülen özgürlük mücadelesinin boşa çıkarılması olduğunu belirten Demirtaş, şunları söyledi: "Bu nedenle biz bu tutum ve yaklaşımları asla kabul etmiyoruz. Ailelerimiz, köylüler ve buradaki sosyal dokuyu bozacak şekilde fitne fesat sokmaya çalışan, birbirine düşürmeye çalışan bütün zihniyetleri biz ret ediyoruz. Hiçbir ailemiz sahipsiz değildir. Bütün halkımız örgütlü, disiplinlidir. Kim ki aklında bu halkı birbirine düşürmeye çalışıyorsa onların planları hepsi havada kalacaktır. Nasıl ki biz zulme karşı 30 yıldır hep birlikte direndiysek, bu zihniyete karşı da direneceğiz. Çünkü bu zihniyet bizim tabanımızı bitirmeye yönelik bir anlayıştır. Biz büyük mücadeleyi sizlerle birlikte bu zihniyete karşı verdik. Birbirine zorla birşeyler dayatmak, katliam dayatmak, kan davası dayatmak. Biz bu anlayışları verdiğimiz mücadele ile yıktık. Şimdi bize yeniden bunlar dayatılırsa, bu mücadelenin hiçbir anlamı kalmaz. Bu nedenle kim ki ailelerimize bunu dayatırsa karşısında bizi bulur. Biz aileler arasındaki sorunu çözme yöntemini inşa ettik. Kürt sorununda 50 bin kişi öldü. Geldiğimiz nokta da en doğru olan yöntemin konuşarak müzakere ederek, birbirini anlayarak çözüme kavuşturmak olduğu ortaya çıktı ki; şimdi konuşuluyor."

'Biz sorunlarımızı kendi içimizde tartışarak çözmeliyiz'

Böyle bir tablonun hak edilmediğini ifade eden Demirtaş, "Özgürlük, demokrasiden yana en fazla mücadeleyi vermiş olan bir halkın içine düşürülmek istendiği bu durumu kabul etmiyoruz. Biz bu nedenle bütün ailelerimizin hem acısını paylaşıyoruz hem ailelerimizin yanındayız. Bize bunu dayatanlara karşı bu zihniyeti bu topraklarda yaşatmalarına fırsat vermeyeceğiz. 'Köylere geri dönüşle birlikte Kürtler birbirini öldürmeye başladı' deniliyor. Böyle birşey yok. Tablo bu değil. Görünen o ki; birileri PKK'nin çekilmesiyle birlikte bu ortamı fırsat bilip fitne fesatla aileleri birbirine düşürmeye çalışıyor. Kendi egemenliklerini kurmaya çalışanlar var. Hiçbir yerde bir boşluk olmasına izin vermeyeceğiz. Bu dönemde oyun oynamak isteyen çok kişi olabilir. Biz sorunlarımızı kendi içimizde çözmeyi başarırız. Halkın içerisinde bu tür sorunlar çıkmasın diye çalışan komisyonlarımızı da devlet tutuklayıp içeri attı. Barış komisyonları halkın içerisinde bu tür sorunlar çıkmasın diye kurulmuş komisyonlardı. Onların çoğu devlet tarafından tutuklandı ismine de 'KCK mahkemeleri' dediler. Şu anda bu olayların çoğalmasının bir nedeni de budur. Devlet her yerde sert otoritesini ortaya koyacak diye birşey yok. Toplumun kendi hukuku var, hukuk toplum içinde de var ve devletin de o hukuka saygı göstermesi lazım" diye konuştu.

Konuşmaların ardından Demirtaş ve Kışanak'ın da aralarında bulunduğu heyet, 27 Ağustos'da Bismil'de arazi anlaşmazlığı nedeniyle çıkan kavgada yaşamını yitiren 8 yurttaşın Silvan'ın Kale Mahallesi'nde oturan ailesini ziyaret ederek, taziye dileklerinde bulundu.



Gelo DYE xwe ji bo destwerdana Sûriyê amade dike? - ANF

DYE ji ber pevçûnên li Sûriyê, keştiyeke din a şer şand Derya Spî. Bi vî rengî hejmara keştiyên şer ên Dewletên Yekbûyî yên Emerîka (DYE) yên li herêmê, derket çaran.

Wezîrê Parastinê yê DYE Chuck Hagel der barê mijarê de diyar kir ku Serokê DYE Barack Obama ji Pentagonê xwestiye der barê Sûriyê de alternatîfan diyar bike û got, "Wezareta Parastinê xwedî wê berpirsyariyê ye ku li hemberî rîskên gengaz, alternatîfan pêşkêşî serok bike." Hagel diyar kir ku di vê çarçoveyê de divê hêz di ber çavan re werin derbaskirin û ji nû ve bên bicihkirin.

Çapemeniya navneteweyî jî şandina keştiyeke nû ya şer a DYE weke xurtkirina hebûna Hêzên Deryayî yên DYE li Derya Spî, nirxandin.

Serokê DYE Barack Obama roja Înê, ji bo îdîayên bikaranîna çekên kîmyewî ya rejîma Sûriyê gotibû, "Bûyereke mezin e ku rê li ber gumanên cidî vedike."

Rûsyayê jî der barê êrîşê de îdîa kiribû ku, li gorî delîlên heyî, êrîş ji aliyê mûxalîfan ve hatiye kirin.

Rejîma Sûriyê îdîayên bikaranîna çekên kîmyewî red dike. Rejîmê heta niha bersiv nedaye bangawaziya ji bo lêkolînkirina bûyerê, heyetek Neteweyên Yekbûyî biçe cihê êrîş lê hatiye kirin.

Mûxalîf îdîa dikin ku di êrîşa roja Çarşemê ya li nêzî Şamê de hezar mirovan jiyana xwe ji dest dane.


Akademisyenlerden Hükümet’e: Bir an önce adım at! - ANF


1 Eylül öncesi ortak bir çağrıya imza atan akademisyenler, çözüm sürecinin gidişatından ciddi kaygı duyduklarını belirterek Hükümet’e ‘bir an evvel adım atma, süreci şeffaflaştırma” çağrısı yaptı. Akademisyenler Hükümet’in yerine getirmesi gereken 5 maddelik taleplerini de açıkladı.

Aralarında Baskın Oran, Gençay Gürsoy, Melek Göregenli, Ferhat Kentel, Nazan Üstündağ, Selim Temo, Ayşe Berkman, Nükhet Sirman, Zafer Yörük, Ayşe Erzan, Onur Hamzaoğlu, Yasemin İnceoğlu’nun da bulunduğu 100’ü aşkın akademisyen ortak bir çağrı yayınlayarak Hükümet’i çözüm sürecinin gidişatı konusunda uyardı.

Kürt tarafının son bir aydır sürecin tek taraflı yürüdüğüne dair yaptıkları açıklamalara işaret eden Akademisyenler, Hükümet’i bir an önce adım atmaya, süreci şeffaflaştırmaya  ve uluslararası standartlara uygun bir barış sürecini işletmeye çağırdı.

Akademisyenler, anadilde eğitim, seçim barajının kaldırılması veya düşürülmesi gibi temel demokratik taleplerin de gecikmeden yasal adımlarla karşılanmasını istedi.

Akademisyenlerin imza metni şöyle:

“Son bir aydır çözüm sürecinin yürütücüsü olan Kürt aktörlerin tamamı sürecin tek taraflı olarak ilerlediğini belirtiyor ve sürecin durma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu konusunda kamuoyunu uyarıyorlar. Hükümetin konu ile ilgili kamuoyunu bilgilendiren açıklamalardan kaçınması ve süreç ile ilgili gelişmelerin tamamının KCK sorumluları ve BDP milletvekilleri tarafından kamuoyu ile paylaşılması çözüm sürecinin beklendiği gibi yürümediğine işaret etmektedir.  Bu paylaşımlardan, Kürt tarafının hükümetten beklentilerinin henüz karşılanmadığı ve bunun böyle devam etmesi halinde, şimdiye kadar süreçte aktif rol almış olan Abdullah Öcalan’ın görüşmelerden çekileceği belirtilmektedir.

Aşağıda imzası bulunan bizler çözüm sürecinin gidişatından ciddi endişe duyuyor, AK Parti hükümetini ve meclisi bir an evvel adım atmaya, süreci şeffaflaştırmaya ve uluslararası standartlara uygun bir barış süreci işletmeye davet ediyoruz.

Yapılan akademik araştırmalar dünyada gerçekleşen barış süreçlerinin yarısının ilk beş yıl içinde bozulduğunu göstermektedir. Bunun sebebi çoğunlukla devletlerin müzakere sırasında verdikleri sözleri tutmamalarıdır. Yine araştırmalar göstermektedir ki bozulan süreçlerde yeniden çatışmalar olmakta, düşmanlıklar yaratılmakta ve toplumsal barış ve huzurun inşası daha da zorlaşmaktadır. Ortadoğu’nun her yanında savaş durumu hakimken ve 30 yılı aşkın süren çatışmalarda 50.000’e yakın vatandaşımızı kaybetmişken, Türkiye’nin bu süreçte yeni bir deneme-yanılma lüksü bulunmamaktadır. Bu sebeple dünya deneyimlerinden gerekli dersler çıkarılmalı ve evrensel standardlara uygun kalıcı ve adil bir barış sürecinin işlemesi için gerekli adımlar atılmalıdır.

Uzmanlar barış süreçlerinin başarıya ulaşması için süreçlerin şeffaf olması, siyasi ve toplumsal aktörleri sürece eşit biçimde katacak mekanizmaların geliştirilmesi, çatışmaya sebebiyet vermiş sorunların çözülmesi için yasal adımlar atılması, geçmişte gerçekleşmiş hak ihlallerinin açığa çıkması ve yargılanması, toplumsal müzakere kanallarını açık tutacak yapıların kurulması, sivil mağduriyetleri giderecek güvenlik reformları yapılması ve  devlet dışı silahlı güçlerin sivilleşerek  topluma katılımını sağlayacak düzenlemelerin gerçekleşmesi gerektiğini bildirmektedirler.

Buna göre biz aşağıda imzası bulunanlar hükümetin daha fazla zaman geçirmeden aşağıdaki adımları atmasını bekliyoruz. Bir kez daha uluslararası standartlara uygun bir barış sürecine her türlü katkıyı yapmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna bildiriyor herkesi toplumsal barışın inşası konusunda duyarlı olmaya çağırıyoruz:

-Akil İnsanlar Heyeti ve Çözüm Komisyonu raporlarının kamuoyu ile paylaşılması,

-Çözüm sürecinin şeffaflaşması ve bir barış takvimi çıkartılması,

-Çatışmanın sebeplerini ortadan kaldıracak  anadilinde eğitim, seçim barajının kaldırılması veya düşürülmesi gibi temel demokratik taleplerin karşılanması konusunda yasal adımların gecikmeden atılması,

-Uluslararası standardlara uygun şekilde barış sürecinin çeşitli boyutları ile ilgili çalışmalar yapacak Hakikat Komisyonu, Cinsiyet Eşitliği Komisyonu, Sosyal ve Ekonomik Tazmin Komisyonu, Güvenlik Reformu Komisyonu ve benzeri komisyonların kurulması,

-Barış sürecini gözlemleyecek ve taraflarla görüşecek bağımsız, sivil kurumların oluşması.

İmzacılar:

Prof. Abbas Vali, Ar. Gör. Adem Çelik, Doç. Ali Kerem Saysel, Yrd. Doç. Aren Kurtgözü, Doç. Ayfer Bartu Candan, Prof. Ayşe Berkman, Prof. Ayşe Erzan, Dr. Ayşe Esmeray Yoğun, Öğr. Gör. Ayşegül Kanbak, Doç. Ayşen Candaş, Doç. Ayşen Uysal, Doç. Ayten Alkan, Yrd. Doç. Barış Büyükokutan, Dr. Barzoo Eliasi, Prof. Baskın Oran, Yrd. Doç. Bedirhan Dehmen, Yrd. Doç. Bediz Yılmaz, Doç. Begüm Özkaynak, Ar. Gör. Berrak Karahoda, Doç. Besime Şen, Prof. Betül Tanbay, Doç. Biray Kolluoğlu, Öğr. Gör. Biriz Berksoy, Yrd. Doç. Burcu Yakut-Çakar, Doç. Bülent Duru, Yrd. Doç. Bülent Küçük, Yrd. Doç. Ceren Özselçuk, Dr. Çetin Çelikel, Yrd. Doç. Çiğdem Yazıcı, Öğr. Gör. Defne Tüzün, Doç. Deniz Yükseker, Yrd. Doç. Didem Kılıçkıran, Yrd. Doç. Dilek Hüzeyinzadegan, Doç. Ece Algan, Yrd. Doç. Elçin Aktoprak, Yrd. Doç. Elif Babül, Yrd. Doç. Elif Ünlü, Elvan Aksen, Yrd. Doç. Erdem Yörük, Prof. Ercan Alp, Ar. Gör. Eren Can, Dr. Erhan Yalçındağ, Yrd. Doç. Erol Köroğlu, Yrd. Doç. Esra Mungan, Yrd. Doç. Fahriye Dinçer, Prof. Ferhunde Özbay, Prof. Ferhat Kentel, Doç. Ferdan Ergut, Yrd. Doç. Feryal Saygılıgil, Ar. Gör.Fırat Bozçalı, Prof. Fikret Adaman, Fikret Uyar, Prof. Fuat Güzel, Doç. Funda Şenol Cantek, Prof. Gencay Gürsoy, Yrd. Doç. Güçlü Ateşoğlu, Yrd. Doç. Gül Köksal, Yrd. Doç. Güven Gürkan-Öztan, Prof. Hacer Ansal, Hanifi Barış, Yrd. Doç. Hasan Tekgüç, Yrd. Doç. Hişyar Özsoy, Prof. Işıl Ünal, Yrd. Doç. İclal Ayşe Küçükkırca, Prof. İlhan Özgüneş, Prof.İrfan Açıkgöz, Yrd. Doç. Jülide Karakoç, Prof. Kadir Erdin, Yrd. Doç. Kıvanç Ersoy, Prof. Kuban Altınel, Prof. Leyla Neyzi, Yrd. Doç. Mehmet Rauf Kesici, Öğr. Gör. Mehmet Şerif Derince, Prof. Melek Göregenli, Doç. Melih Kırlıdağ, Doç. Melis Behlil, Prof. Meltem Ahıska, Doç. Meltem Toksöz, Prof. Mine Eder, Yrd. Doç.Murat Koyuncu, Yrd. Doç. Murat Paker, Yrd. Doç. Murat Yılmaz, Yrd. Doç. Murat Yüksel, Prof. Neşe Özgen, Yrd. Doç. Nazan Üstündağ,Prof. Neşe Özgen, Dr. Nil Mutluer, Yrd. Doç. Nilay Özok-Gündoğan, Prof. Nilgün Toker, Yrd. Doç. Noemi Levy-Aksu, Doç. Nuri Ersoy, Prof. Nüket Esen, Prof. Nükhet Sirman, Yrd. Doç. Oğuz Sinemillioğlu,Prof. Onur Hamzaoğlu, Ar. Gör. Onur Günay, Dr. Osman Aytar, Dr. Osman Cen, Ar. Gör. Ozan Değer, Prof. Öget Öktem Tanör, Ar. Gör. Özgür Bal, Yrd. Doç. Özlem Beyarslan, Doç. Özlem Özkan, Prof. Rıdvan Şeşen, Ar. Gör. Safiye Ateş Durç, Yrd. Doç. Salih Can Açıksöz, Prof. Samim Akgönül, Öğr. Gör. Sarp Balcı, Öğr. Gör. Savaş Ergül, Doç.Seçkin Özsoy, Yrd. Doç. Seda Altuğ, Doç. Sefa Feza Arslan,Yrd. Doç. Selim Temo, Prof. Sema Erder, Prof. Semih Bilgen, Dr. Sezai Temelli, Prof. Semra Somersan,Prof. Şemsa Özar, Prof. Tahsin Yeşildere, Yrd. Doç. Tuna Kuyucu, Yrd. Doç. Uğur Kara, Doç.Ulaş Bayraktar, Doç.Ülkü Güney, Doç.Veysel Tolan, Yrd. Doç. Volkan Çıdam, Prof.Veli Deniz, Dr.Welat Zeydanoğlu, Doç.Yahya Madra, Prof. Yasemin İnceoğlu, Doç.Yasemin Özgün, Doç.Yücel Demirer, Doç.Zafer Yenal, Yrd. Doç. Zafer Yörük, Prof. Zelal Ekinci, Yrd. Doç. Zeynep Gönen, Yrd. Doç. Zeynep Kadirbeyoğlu, Yrd. Doç. Zeynep Korkman, Yrd. Doç. Zeynep Uysal.


Erdal û Hûseyîn - Yeni Özgür Politika

“Ev deh sal ji ser şahadeta heval Erdal derbasbûye me hêj jî hezim nekiriye. Şahadeta heval Hûseyîn jî wisa ye. Fermandarekî wisa bi salan gihiştiye, dikarîbû ji vê tevgerê re gelekî fêyda xwe hebûya.”

Beriya çend rojan me 29’emîn salvegera pêngava 15’ê Tebaxê li dû xwe hişt. Bi awayekî giştî gelê Kurd Cejna Vejînê bi rojan pîroz kir. Li her çar beşên Kurdistan û Kurdên li dîasporayê bi awayekî hişmet li Cejna Vejînê xwedî derketin. Gelê Kurd roja 15’ê Tebaxê wekî roja xwedî li îrade û nirxên xwe derketin û wekî serî rakirinekê li hemberî her cure kolekirin û qirkirina Kurdan digire dest.
Di 15’ê Tebaxê de guleya yekemîn tenê ne li hemberî dagirkeriya Kurd heman demî li hemberî her babetê kolekirin û paşverûtiya Kurdan hat avêtin. 15’ê Tebaxê wekî berdewamiya berxwedana 14’ê Tîrmehê derba mirinê li cuntaya faşîst a 12’ê Îlonê da û çarenûsa gelê Kurd a reş bidawî kir. Pêngava 15’ê Tebaxê ruhek avakir. Ev ruh Kurdên ku li ser doşeka mirinê li ber sekratê bû rakir ser piyan û ber bi têkoşîna azadiyê ve bir. Ango vejîna Kurd pêk hat. Pêngava 15’ê Tebaxê di bin berpirsyariya fermandarê mezin rêheval Egîd de destpêbû heya roja me ya îro bi bedelên giranbûha û bi kedeke mezin bê navber berdewam dike. Fermandar rêheval Egîd bi şehîd Erdal û Bedran ve ruhêkî mezin avakirin û li ser bingehê vî ruhî ev 29 salin Tevgera Azadiya Gelê Kurd têkoşîneke bê eman dimeşîne.
Ev 29 sale kadroyên Tevgera Azadiya Gelê Kurd bi fedakariyeke mezin û bi awayekî fedaî xwedî li doza pîroz derdikevin. Di oxira doza Kurd a pîroz de bi qehremaniya nîşandanin destan nivîsandin û mohra xwe li dîroka têkoşîna azadiya gelan a li ser rûyê cîhanê dan. Û îro qonaxa Kurd gihiştîne ne asteke ji rêze ye. Gelê Kurd astek bi destxist û gihişt gelek destkeftiyan. Elbet di ev 29 salan de gelê Kurd di vê rêyê de kêm bedel nedan. Zarokên vî gelî yên herî delal di ev rêya rûmet û şerefê de bê teredût canê xwe dan. Keç û Xortên leheng çiyayên Kurdistanê  dilop bi dilop xwîna xwe av dan. Gelê Kurd li zarokên xwe xwedî derketin û kolanan kirin qada çengê. Li hemberî tang û panzêran sînga xwe vedan. Tenê bi keviran ma be jî li berxwedan û serî netewandin. Pir caran di van serhilanan de şehîdên ku em wan wekî şehîdên serhilanê bi nav dikin derketin. Ango ev 29 salin gelê Kurd li çiyayên Kurdistanê, li kolanan, li zîndan û li her qadên ku têkoşîn lê dimeşîne şehîd dan û didin. Di her kêliyê ev 29 salan de berxwedaneke bi xwînê hatiye nivîsandin heye. Ango bi xwîna şehîdan 15’ê Tebaxê bû şoreşa vejînê. Heya niha bi gerîla û bi milîsan bi giştî me 20 hezar şehîd dan. Me 20 hezar milîtan û fermandar dan û em wisa hatin vê rojê.

Şehadetên ku nayên hezmkirin

Lê gelek şahadet henin ku me hêj hezim nekiriye. Yek ji şahadetên li me giran tê şahadeta rêheval Erdal (Engîn Sîncer) e. 17’ê Tebaxa 2003’an de rêheval Erdal di pîrozbahiyên 15’ê Tebaxê de ji ber bûyereke wekî qeza şehîd ket. Deh sal berî vê ji bo gerîla gaveke nû birêbixîne nîqaş hebûn. Perspektîfê Rêber Apo hebû, lê li kêleka wê jî nîqaşên teslîmkarî û tesfiyekariyê hebû. 10 salan berî vê ji bo ku HPG peyama; ‘Ez ji 15’ê Tebaxeke nû re amade me’ bide ji bo ku destpêkek çêbike di 17’ê Tebaxa 2003’an de di pêşengtiya heval Erdal de pîrozbahiyeke mezin lidarxist. Di fermandariya heval Erdal de li Qendîlê me toren çêkir. Ev destpêkek bû û peyamek bû. Tenê ne torenek bû. Bi amadekariyên roja pêşbirkên leşkerî pêş ketin. Fermandar Erdal bixwe tevger kir û di nav de bû. Ew pêşbirka yekemîn bû, lê bû ya dawiyê jî piştî wê me pêşbirkên leşkerî çênekir. Em di deh saliya wê de ji bo dilsoziya bi heval Erdal re wekî HPG carekedin em ê 15’ê Tebaxê wekî festîvalan pîroz bikin.

Fermandarê çalakiya Oremarê

Ev 10 sal ji ser şahadeta heval Erdal derbasbû, lê me hêj jî hezim nekiriye. Heman demî şahadeta rêheval Hûseyîn (Kadîr Çelîk) jî wekî şahadeta heval Erdal me hezim nekiriye. Ango şahatedeta heval Hûseyîn jî û ya heval Erdal jî bi rastî mirov nikare hezim bike. Ev deh sal ji ser şahadeta heval Erdal derbasbûye me hêj jî hezim nekiriye. Şahadeta heval Hûseyîn jî wisa ye. fermandarekî wisa bi salan gihiştiye tabî dikarîbû ji vê tevgerê re gelekî fêyda xwe hebûya. Heval Hûseyîn digot ku; ‘ Ez şehîd bikevim jî dîsa wê partî jê fêydê bigire.” Herî dawî şehîdê ku me vê dawiyê îlan kiriye heval Hûseyîn Mahîr (Kadîr Çelîk) e. Heval Hûseyîn fermandarê çalakiya Oremarê di vê têkoşîna me de mohra xwe li gelek çalakiyan xistiye.
Hevalê Hûseyîn ji bo ku rêveberiya partiyê îkna bike ku ew biçe Garzanê tam salekê xebîtî. Li ser hevûdu rapor dinivîsandin. Lê partî ne dixwest heval Hûseyîn bişîne Bakur. Heval Hûseyîn bixwe jî Endamê Meclîsa PKK’ê bû, Endamê Konseya Rêber a KCK’ê bû. Berê jî Endamê Konseya Leşkerî ya HPG’ê bû. Lê em wilo ne. Ji bo yek ji me biçe erkeke divê em hemû qebûl bikin. Li ser hev name, îzahat û rapor dinivîsand. Lewma bi îsrareke mezin hewldanên wî hebûn. Heta di raporek xwe de Heval Hûseyîn wisa dibêje: “Çima partî vê erkê nade min. Ez şehîd bikevim wê partî cardin jê îstîfade bike. Wê her partî bi ser bikeve. Ez şehîd nekevim jî ez ê xebateke mezin ji partiyê re bikim. Ez li wir eşîran nasdikim û eşîra min li wir e, ez li wir kesayetan nas dikim. Ez li herêmê de ma me. Teqez ez ê herim û ez dikarim biçim. ”

Rêhevaltiya Erdal û Huseyîn

Gelek taybetmendiyên heval Erdal û heval Hûseyîn ên dişibin hev hebûn. Her du heval jî bi hevûdure pir girêdayîbûn. Wexta ku heval Erdal şehîd ket heval Hûseyîn jî li kêleka heval Erdal bû. Jixwe yê destpêkê dibîne heval Erdal birîndar bûye heval Hûseyîn e. Xwestiye heval Erdal rabike heval Erdal ji wî re dibêje; ‘ez nikarim rabim.’ Heval Erdal û heval Hûseyîn pir bi hev re girêdayî bûn. Demê berê her du bi hev re berpirsyarê Mardîn û Gabarê bûn. Piştî me heval Erdal defin kir ji torenê şûnde hat ji min re got: “Heval ez çeka heval Erdal dixwazim.” Xwest heval Erdal temsîl bike. Hevalekî wisa fedaî bû. Gelek heval bi nêz ve bi hevalê Erdal girêdayî bûn û yek jê hevalê Hûseyîn bû.
Me di vê rê de nêzî 20 hezar şehîd dan. Gelek fedaiyên mezin û qehreman hene. Ji endamê meclîsa PKK’ê, Konseya Rêveber a KCK’ê û endamê meclîsa HPG’ê me şehîd dan. Gelek şahadet û berxwedanên mezin çêbû. Li hemberî êrîşkariya dagirkeriya Tirk, êrîşê NATO, li hemberî êrîşkariya rejîma Îran û îro jî li hemberî êrîşkariya Ereban berxwedan heye. Berxwedana Egîdan heye, berxwedana leşkerên 15’ê Tebaxê heye. Wisa ev doza pêşketiye û wisa têkoşîn birêketiye. Ango ji şahadetê Şîlanan heya yê Rûsteman, Çîçekan, Alî Şêran û wekî din gelek hevalên ku bi şahadetên xwe destan avakirine wekî Rûbar Mardîn, heval Baz, heval Simko her şahadetek bi şopa xwe destanek ava kiriye.

Ji bo em layiqî şehîdan bin...

Ez niha wisa difikirim; ev hevalana şehdî ketin êdî ji bo me jiyaneke taybet nîn e. Sekna heval Hûseyîn jî wisa bû. Di sekna heval Hûseyîn de jiyana taybet nîn e. Em ji bo şehîdan henin û ji bo layîqî bîranînê wan bin jiyan dikin. Em ji bo azadiya gelê Kurdistan û Rêber Apo hene. Ji bo doza Kurdistan serbixînin em henin. Şehîdên me yê salê pir in. Me wekî sembol navê Mehmet Goyî, Rojîn Gewda, Nûman Amed diyar kir. Û wekî sembola Fedaiyan jî heval Jîn, Êrîş û Andok me diyar kir. Wekî din bi sedan qehreman hemû fedaî ne. Ev tevgera wisa meşiyaye. Li hemberî dagirkeriyakî pir xwînxar û dijwar em têdikoşin. Dagirkeriya li ser Kurdistan dagirkeriya navnetewî ye. Ne ku dagirkeriyakî çar welatan e. Dagirkeriyake kûr e. Ji bo vê xebata me bi salan ajot, lê her sal jî bi helkehelk derbas bû. Bi şehîdan em gihiştin vê nuqteyê.

Dijmin nikarîbû gerîla bi sere derî bikira êrîşî Serokatî kir. Serokatî êsîr girt. Ev 15 salin Serokatî êsîr e û niha têkoşîna gerîla hatiye qonaxa Serokatî azad bike. Elbet têkoşîn ne tenê gerîla ye. Ev gela hemû têkoşîn dike. Lê gerîla hêvan e, navend e. Gerîla rol û misyonekî dileyze. Hebûna gerîla hêz dide civakê. Di navbera xwe û neyar de hevsengî çêdike û wisa şert û mercê têkoşîna siyasî û demokratîk ava dike. Ji bo vê yekê jî têkoşîna gerîla bingeheke esasî ye. Pêngava 15’ê Tebaxê wisa li Kurdistanê pêlek pêş xistiye.


Gerilla sözünü tuttu - Yeni Özgür Politika

Karadeniz, Dêrsim ve Serhat’tan yola çıkan gerilla grupları Medya Savunma Alanları’na ulaştı. Karadeniz-Dêrsim grubu komutanlarından Faik Dêrsim, ‘’Gerilla sözünü tuttu” dedi

Türk Başbakan Recep T. Erdoğan’ın gerilla güçlerinin Kuzey’den çekilmesiyle ilgili “verilmiş sözler yerine gelmiş değil, çekilme yüzde 20’lerde” söylemi Medya Savunma Alanları’na ulaşan yeni gerilla gruplarıyla yalanlanıyor. Karadeniz, Dersim ve Serhat bölgelerinden onlarca gerilla daha yürüyüşünü tamamlayarak Medya Savunma Alanları’na ulaştı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 21 Mart'taki çağrısı üzerine 8 Mayıs’ta başlayan gerillanın Demokratik Çözüm Yürüyüşü devam ediyor. Karadeniz, Dersim ve Serhat bölgelerinden yola çıkan yeni gruplar, önceki gün Medya Savunma Alanları’na ulaştı. Gruplar için HPG komutanlarından Rojhat Belati’nin de katıldığı bir karşılama töreni düzenlendi.
Faik Dersim ve Ladin Irmak komutasında Karadeniz-Dersim grubu ile Ararat Serhat ve Zagros Beritan komutasında Serhat grubu, gerillalar tarafından coşkuyla karşılandı.
Kendilerini karşılayan gerillalara seslenen grup komutanlarından Faik Dersim, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine, tüm zorluklara rağmen Kuzey Kürdistan’daki gerilla alanlarından çekildiklerini belirtti.
Dersim, Türk Başbakan Erdoğan’ın “verilmiş sözler yerine gelmiş değil” şeklindeki sözlerine de atıfta bulunarak, “Gerillalar ve Kürt halkı kendi üzerine düşeni yapıyor. Gerilla sözünü tuttu; tüm zorluklara rağmen Kuzey topraklarından geri çekildi. Ancak devlet somut hiçbir adım atılmış değildir” diye konuştu.
Gerilla Ladin Irmak da, askeri hareketliliğe rağmen yürüyüşlerini sürdürdüklerini vurgulayarak, “Medya Savunma Alanları’na kendi sağduyumuz ve sürece karşı duyarlılığımızla ulaştık. HPG ve YJA Star güçleri olarak kendi üzerimize düşeni yerine getirdik. AKP Hükümeti tarafından yapılması gerekenler yapılmadığı halde gerilla üzerine düşeni yaptı" dedi.

Serhat alanından gelen grubun komutanı Ararat Serhat ise, şunları söyledi: “Yaşadığımız tüm zorluklara ve şuan AKP Hükümeti'nin kendi üzerine düşeni yerine getirmemesine rağmen Serhat’tan buraya geldik. En büyük hedefimiz Önderliğimizin inisiyatifiyle başlayan sürece, onun militanları olarak sonuna kadar dahil olmaktır.”


Topraklarına geri dönüyorlar - Özgür Gündem

Batı Kürdistan'da çete saldırıları ardından Kobanê'nin batısından göç eden aileler evlerine geri dönüyor.

El Kaide’ye bağlı El Nusra Cephesi ile ÖSO’nun Kobanê’nin batısındaki yerleşim yerlerine yönelik saldırılarından dolayı evlerini terk edip göç etmek zorunda kalan Kürtler evlerine geri döndü.

Çatışmalardan dolayı ailesiyle göç etmek zorunda kalan Haci Süleymen Remi, YPG güçlerinin köylerini çetelerden temizledikten sonra evlerine geri döndüklerini belirterek YPG güçlerinin direnişi sayesinde evlerine bir zarar gelmediğini söyledi.
Haci Suleyman Remi şöyle konuştu: "YPG güçlerinin köyümüzü çetelerden temizlediğini duyduktan sonra evlerimize geri döndük. Fakat bölgede bulunan Boraz, Qena û Qordîna köyleri henüz çetelerin elinde bulunuyor."

Dugirman köyünden Mistefa Ehmed Kürt halkının çetelere karşı benzersiz bir direniş sergilediğini belirterek, "Her ne kadar çeteler evimi yağmalayıp içinde hiçbir şey bırakmamışsa bile, köyümüz çetelerin elinden kurtulduğu için mutluyum" dedi.


YPG: Son 48 saatte 57 çete mensubu öldürüldü - Özgür Gündem

Halk Savunma Birlikleri (YPG) Basın Merkezi, Serêkaniyê ve Çilaxa bölgelerinde YPG ile çete grupları arasında son iki gün içinde yaşanan çatışmalarda 57 çete mensubunun öldürüldüğünü ve 13 silaha el konulduğunu açıkladı. Çatışmalarda 2 YPG savaşçısının hayatını kaybettiği bildirildi.

YPG Basın Merkezi, Batı Kürdistan’ın Serêkaniyê kenti ile Girkê Legê’ye bağlı Çilaxa bölgesinde son 48 saat içerisinde yaşanan çatışmaların bilançosunu açıkladı. Açıklamada El Kaide bağlantılı Irak-Şam İslam Devleti ve El Nusra Cephesi ile YPG arasındaki çatışmaların devam ettiği belirtilirken, YPG ve Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) savaşçılarının “tarihi bir direniş” sergilediği ifade edildi.

Türkiye destekli silahlı grupların Serêkaniyê’de sınır kapısını ele geçirmek için saldırılarda bulunduğuna dikkat çekilirken, en son çetecilerin konumlandığı Tel Halaf üzerinden sınır kapısına yönelik tank ve havanların kullanıldığı geniş bir saldırı düzenlendiği belirtildi.

Bu sabah saat 05.00 ile 08.00 arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda 49 çete mensubunun öldürüldüğü belirtildi.  Cenazelerden 10’unun YPG güçlerinin elinde olduğu bilgisi verilirken, aynı çatışmalarda YPG’nin 13 silaha el koyduğu kaydedildi.

SALDIRGANLARDAN İKİSİ HALEPÇELİ

Çetelerin yaralıların Türkiye’ye taşıdığını belirten YPG Basın Merkezi, “Türkiye’ye götürüldükten sonra ölen yaralılardan 2’si Güney Kürdistan’ın Halepçe Kürtlerindendir” dedi.

Çilaxa bölgesindeki Sefa Köyü’nde ise YPG güçlerinin çeteci gruplara yönelik bir eylem düzenlediğinin belirtildiği açıklamada, “Çatışma sonucunda 8 çete mensubu öldü. Çeteler geri çekilmek zorunda kaldı. Burada da güçlerimiz Batı Kürdistan topraklarını savunmak için eşsiz bir direniş sergiledi” dedi.

Çatışmalarda Rêdur ve Baran isimli iki YPG savaşçısının hayatını kaybettiği açıklandı.


Li benda fermanê nesekinin - Azadiya Welat

Komîteya Siyasî ya KCK’ê, der barê daxuyaniya Serokwezîrê tirk Recep Tayyîp Erdogan a li dijî perwerdeya zimanê de daxuyaniyeke nivîskî weşand û wiha got: “Nîqaşkirina perwerdeya zimanê dayikê êdî ji bo gelê kurd rewşeke binpêkirina rûmetê ye.”

Komîteya Siyasî ya KCK’ê, der barê rewşa dawî ya pêvajoya Çareseriya Rizgariya Demokratîk û êrîşên li dijî rojavayê Kurdistanê de daxuyaniyeke nivîskî weşand.
Komîteyê da xuyakirin ku rêveçûna pêvajoyê, bi gavên AKP’ê yên biavêjin ve girêdayî ye û xwest, li dijî liv û tevgera ‘çeteyên xayîn’ ên êrîşî rojavayê Kurdistanê dikin, serî were hildan.
Komîteya bal kişand ser daxuyaniya Serokwezîrê tirk Recep Tayyîp Erdogan ku digot; ‘Perwerdeya zimanê dayikê teqez di rojeva me de tune ye’ û ev bersiv da: “Ya yekemîn; ev helwest bi tu awayî ne li gorî ruhê danûstandin û çareseriyê ye. Ya duyemîn; divê were pirsîn, tu bi kîjan mafê navnetewî, bi kîjan berpirsyariya însanî, bi kîjan erk û wezîfeyê ziman, çand, nasname û kesayeta gelekî qebûl nakî, red dikî? Ji xwe şerê 40 salan ne ji bo vê bû? Ma gelê kurd gelekî parya ye û tu jî efendî yî ku dibêjî ez ê vê bidim an vê nadim? Dibêjî perwerdeya zimanê dayikê qet nabe. Gelo ev ne red û înkar e, ne zilm û zordarî ye? Di vê dema sersala 21’emîn de redkirina perwerdeya zimanê dayikê, yan bêparmayîna ji bûyerên li qada navnetewî û herêmî ye, yan jî mejiyê mêtingeriya deshilatdar bi xwe ye.”
 
BERXWEDANÊ PÊŞ BIXIN

Komîteyê di berdewama daxuyaniyê de destnîşan kir ku nîqaşkirina perwerdeya zimanê dayikê, ji bo gelê kurd tê wateya binpêkirina rûmetê û wiha pêde çû: “Piştî têkoşîna azadiyê ya 40 salan, diyar e ku tu hêz dê nikaribe xwe li ber nasname, kesayet, azadî û mafê perwerdeya zimanê kurdî rabigire. Her helwest û daxuyaniyên ziman, çand, nasname û kesayetiya gelê kurd red dikin, divê bi asta herî bilind de bi serhildanên radîkal bersiva xwe bibînin. Mejiyê mêtingerên deshilatdar, gava sekneke serhildanî ya gelê kurd dît, hingî dikare baş bifikire. Ji ber vê yekê divê kurd li benda tu ferman û kesan nemîne û bi xwe yekser, mafê xwe yê berxwedanê heta dawiyê bikar bîne.”
 
BIHERIKIN KOLANAN

Komîteyê diyar kir ku divê gelê kurd, li dijî van daxuyaniyan biherike kolanan û li her derê, di her firsendê de nerazîbûna xwe bi hêz nîşan bide û daxuyanî wiha berdewam kir: “Pêwîst e rewşenbîr, hiqûqnas û rêxistinên civakî yên kurd, dostên tirkiyeyî; şoreşger, sosyalîst û demokrat dengê xwe bilind bikin. Bi vê armancê, çiqasî serhildan, çalakiyên rewa û demokratîk bên lidarxistin jî, kêm in. Divê bêjin, her tişt ji bo perwerdeya zimanê dayikê û rabin ser piyan. Rêberê Gelê Kurd Rêber Apo, nikare parêzerên xwe bibîne. Wekî sedem jî bibêjin ‘keştî xerabe’ ye. Ev yek bi awayekî zelal, bêhûrmetiyeke mezin li gelê me, Rêber Apo û hiqûqnasan e û pêlîstina rastiyan e. Bi hezaran, bi dehezaran hiqûqnasên welatparêz-şoreşger û demokrat, divê li dijî vê neheqiyê dengê xwe bilind bikin û tevî têkoşîna hiqûqî, nerazîbûnên xwe yên demokratîk jî nîşan bidin. Divê gelê me, her rojên çarşem û înê, bi çalakiyên mezin nerazîbûnê nîşanî vê neheqiya li Rêber Apo tê kirin, bide.”
 
GELÊ KURD HIŞYAR E

Komîteya der barê rewşa li Rojava de jî ev nirxandin kir: “Li rojavayê Kurdistanê, gelê me bi rûmetdar li ber xwe dide û têkoşîneke destanî dimeşîne. Bi belgeyên derketine holê aşkera bûye ku komên çete El Nusra ya dixwaze şer bibe rojavayê Kurdistanê, vê hêza xwe ji dewleta tirk digire. AKP’a ku li Tirkiyeyê xwe nêzî pêvajoya çareseriyê neke, nikare li Rojava jî ji bo gelan polîtîkayeke rast bimeşîne. Tevahiya armanca wan ew e ku dixwazin pêşî li statuya xweser a demokratîk a gelê me yê li Rojava bigirin û deskeftiyên şoreşê têk bibin. Gelê kurd vê baş dizane. Şoreşa li Rojava bi berdêl û berxwedaneke mezin pêk hatiye. Bi ambargoya aborî, siyasî û leşkerî re zext li gelê me tê kirin ku ji cih û warên xwe koç bike û bi vî rengî dixwazin pêşî li statuya xweser a demokratîk û Şoreşa Rojava bigirin. Gelê me yê li Rojava, tevî pêkanîna şoreşê, dê parastina xwe jî bi biryardariyeke mezin pêk bîne. Pêwîst e tevahiya gelê me yê li her çar parçeyên Kurdistanê û derveyî welat û dostên kurdan, di warê madî û manewî de piştgiriyê bidin gelê me yê li Rojava û bi hemû hêza xwe li wan xwedî derkevin. Bi taybetî gelê me yê li bakurê Kurdistanê, divê destûrê nedin ku çeteyên xayîn li Kurdistanê bigerin, perwerdeyê bibînin û ji bo şer derbasî Rojava bibin. Divê gelê me li dijî vê serî rake. Şoreşa Rojava di heman demê de şoreşa Bakur e. Şoreşa li Bakur jî şoreşa tevahiya Kurdistanê ye. Bi vê têgihîştin û berpiryariyê, xwedîderketin, parastin û piştgiriya ji bo Rojava, wezîfeyeke bi rûmet a neteweyî ye.”
 
VEGERIN AXA XWE

Hevserokatiya Konseya Rêveber a KCK’ê, der barê koçberiyên demên dawî yên li rojavayê Kurdistanê tên jiyîn de daxuyaniyek da.
KCK’ê diyar kir ku li ser rojavayê Kurdistanê lîstikên mezin tên lîstin û destnîşan kir ku zordayîna gel a ji bo welatê xwe biterikîne û êrîşa rejîma Esad a li dijî Dêrikê, vê yekê careke din nîşan dide. KCK’ê di berdewamiya daxuyaniya xwe de bang li gelê Rojava kir ku welatê xwe neterikîne û vê komployê pûç bike. Daxuyanî bi van hevokan bi dawî dibe: “Divê gelê kurd vê rastiyê bibîne, di serî de welatê xwe neterikîne û komployan pûç bike. Terikandina welat, beriya her tiştî tê wateya tenêhiştina şervanên leheng û gelê Rojava yê li ber xwe dide. Gel axa xwe rizgarkiriye û bi lehengî diparêze, di rewşeke wiha de valakirina welat, bêhûrmetî li şoreş û berxwedanê ye. Welatparêzî û mirovahî niha ferz dike ku li cem gelê Rojava û şervanên wan, têkoşîn were dayîn. Lewma, li ser vê bingehê welatparêziya bingehîn a îro, mayina li welatê xwe û pûçkirina qirkirina çandî ya bêkurdhiştina Kurdistanê ye. Ji ber vê yekê, em cih û warên xwe neterikînin. Yên terikandine jî bila vegerin.”


40 qamyon alîkarî ji bo Rojava hatin şandin - ANHA

Di çarçoveya kampanyaya ji bo piştgiriya Rojavayê Kurdistanê li Bakûrê Kurdistanê û Tirkiyê hatiye destpêkirin de, 40 qamyonên alîkariyê ji bo Rojava hatin şandin. Ji qamyonên ku anîn Deriyê Sînor ê Dirbêsiyê, heta niha 9 derbasî Rojava hatine kirin.

Alîkariyên li Şirnex, Colemêrg, Amed, Wan, Sêrt, Semsûr, Stenbol, Cizîr, Pirsûs, Nisêbîn, Şemrex, Qoser, Gever, Îskenderûn hatin komkirin, li gel alîkariyên ku ji aliyê Federasyona Suryaniyan a Almanyayê ve hatine şandin, şevêdin bi 40 qamyonan anîn Deriyê Sînor ê Dêrbêsiyê yê girêdayî Navçeya Qosera Mêrdînê.

Li gel alîkariyan Şaredarê Qoserê Ferhan Turk, Şaredara Nisêbînê Ayşe Gokkan, nûnerên saziyên civakî û gelek kes jî hatin deriyê sînor. Alîkarî li vir radestî rayedarên Heyva Sor a Tirk û Saziya Alîkariyê hatin kirin. Rayedarên van saziyan jî qamyonên alîkariyê yek bi yek di lêgerînê re derbas kirin û piştre destûra derbasbûna wan dan.

Qamyonên ku derbasî aliyê Dirbêsiya Rojavayê Kurdistanê têne kirin, li vir jî li qayonên hatine amadekirin tên barkirin. Ji alikariyên ku ji aliyê Komîteya Xizmetê ya Desteya Bilind a Kurd ve têne wergertin, heta niha 9 qamyon hatine derbaskirin. Alîkarî ji xwarin, derman û pêdiviyên lezgîn ên jiyanî pêk tên.


Selahattin; Halkımızın birbirine silah kullanmasını asla kabul edemeyiz - JINHA

BDP ve sivil toplum kuruluşları son zamanlarda Diyarbakır’ın ilçelerinde aileler arasında yaşanan çatışmalar sonucunda yaşamını yitirenlerin yakınlarını ziyaret etti. Ziyaret esansında konuşan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Bizler bir yandan Bölge’de, Ortadoğu'da, Türkiye'de barışı inşa etmeye çalışırken bir yandan halkımızın kendi içinde birbirine karşı silah kullanmasını birbirini katletmesini asla kabul edemeyiz. Bu bizim içimizi parçalıyor. Yüreğimizi yaralıyor. Parti olarak üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazırız ” şeklinde konuştu.

BDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak ile beraberindeki heyet, son zamanlarda Diyarbakır’ın Bismil, Hazro ve Silvan ilçelerinde Tekin, Uğurlayan ve Üstün ailelerinin yaşadığı olaylardan kaynaklı ziyaret gerçekleştirildi. Heyet Hazro’nun Çiftlibahçe köyünde ikamet eden Tekin ve Uğurlayan aileleri arasında çıkan ve 8 kişinin yaşamını yitirdiği olayda Uğurlayan ailesinin Bismil'in Yukarı Darlı köyünün Hz. Ali Camisi'nde kurulan taziye çadırını ziyaret etti. Heyet Bismil’de ki taziye ziyaretinin ardından Hazro’ya bağlı Zengen köyünde Tekin ailesini ziyaret etti. Son olarak 1 Ağustos günü Bismil İlçesine bağlı Salat (Başköy) ve Karatepe köylüleri arasında arazi anlaşmazlığı sonucu çıkan çatışmada 8 kişinin yaşamını yitirdiği olaya ilişkin Üstün ailesi Silvan’da ziyaret edildi. Taziyeye BDP Amed il ve ilçe teşkilatları, Barış Anneleri, MEYADER, BDP PM üyeleri, DTK, STK temsilcileri ve TUHAD-DER, Bismil Belediye Başkanı Cemile Eminoğlu'nun yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Bismil Behram Petrol Tesisleri'nde karşılanan BDP heyeti daha sonra taziyenin kurulduğu Yukarı Darlı köyüne geçti.

‘Bizim mücadelemiz tüm insanlığa örnek bir mücadeledir’

Ziyaret esnasında yaşamını yitirenler için okunan duaların ardından kısa bir konuşma yapan BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, “Yaşanan olayların yüreğimizde bıraktığı acı çok derindir. Art arda benzer olayların yaşanması bizi çok kaygılandırdı” dedi. Bu olayları önlemek konusunda sorumluluğun hem halka hem de kendilerine ait olduğunu kaydeden Gültan, yurttaşlar arasında her zaman sorunların yaşanabileceğine dikkat çekerek, “Hiçbir sorun çaresiz değildir. Herkes sorunlarını diyalog ve ikna yoluyla çözmelidir. Bunun için parti daha fazla gayret gösterecektir” ifadelerine yer verdi. İç barışın en fazla ihtiyacın olduğu bir dönemden geçildiğini dile getiren Gültan, “Bundan sonra benzer olayların yaşanmaması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Çünkü biz bütün insanlığa örnek olacak bir mücadelenin halkıyız. Bu mücadele herkesin hakkını esas alan bir mücadeledir” şeklinde konuştu.

‘Bu topraklara barış getirmek istiyoruz’

Taziyede konuşan Selahattin, son dönemde yaşanan aile içi kavgalarda,  yaşanan ölümlerden dolayı çok üzüntü duyduklarını belirterek, özellikle son dönemde anormal bir şekilde artış gösteren aile içi kavgaların kendilerini endişelendirdiğine dikkat çekti. “Böyle bir tutumu ve yaklaşımı parti olarak asla kabul etmediğimizi burada açıkça ifade etmek istiyorum” diyen Selahattin, “Biz parti olarak yüz yıllık bir meseleyi Kürt sorununu konuşarak diyalogla çözmek isteyen bir hareketiz. Bu topraklara barış getirmek istiyoruz” açıklamasında bulundu.

‘Ailelerimizin birbirini katletmesini asla kabul edemeyiz’

Yıllardır akan kanı durdurmaya çalıştıklarını belirten Selahattin, “Gençlerin birbirini öldürmelerini durdurmaya çalışıyoruz. Ve çok şükür ki; savaştan çatışmalardan kaynaklanan ölümleri yüz de yüz durdurmayı başardık. Sayın Abdullah Öcalan'ın çağrısı ile yaşanan süreç buna bir imkan bir fırsat sunmuştur. Bununla birlikte biz bir yandan Bölge’de, Ortadoğu'da, Türkiye'de barışı inşa etmeye çalışırken, bir yandan halkımızın kendi içinde birbirine karşı silah kullanmasını birbirini katletmesini asla kabul edemeyiz. Bu bizim içimizi parçalıyor. Yüreğimizi yaralıyor” dedi. Yaşanan olayların nedenlerine ilişkin de konuşan Selahattin, sorun, sıkıntı ve gerilimlerin her zaman olabileceğine, önemli olanın olgun bir halk olarak kendi içimizde tartışıp çözmemiz olduğuna işaret etti.Selahattin ailelere çağrıda bulunarak, “Yaşanan sorunlarda partimizin diyalog ve barış komisyonları var. Her ilde ve ilçede sorunlarınızı çözemediğiniz taktirde biz arabulucu olmaya hazırız” ifadelerine yer verdi.

Ailelerle aynı acıyı paylaştıklarını vurgulayan Selahattin, şöyle dedi:

“Aileler bizim de ailelerimizdir. Bütün cenazeler bizim cenazemizdir. O nedenle bütün aile büyüklerinden sağduyulu olmalarını rica ediyoruz. Bu kadar zulüm gören bir halkın eziyet çeken bir halkın kendi içinde birbirine karşı böylesine bir tutum içerisine girmesi bizi gerçekten derinden üzüyor. Partimiz de bunun için elinden gelen bütün çabayı gösterecektir. Ailelerin bizim parti olarak bazı girişimlerimize açık olduklarını belirttiler. İnşallah böyle bir olay bir daha yaşamayız.”

Heyetin gerçekleştirdiği ziyaretler Silvan ile son buldu.


YJA: Göçün hedefi parçalamak, güçten düşürmek - ROJACIWAN

Kadın örgütlenmesi YJA, göç politikasıyla Batı Kürdistan’daki mücadelenin parçalanmak istendiğine dikkat çekerek, sömürgeci güçlerin Kürtlerden boşalan yerlere çeteleri yerleştirmek ve Kürtlerin Rojava’daki varlığını ortadan kaldırmayı hedeflediğini kaydetti. Kürt kadınlarına da “Kadın demek yurtseverliktir, toprağına bağlılıktır, toprağına ve yurtseverliğine sahip çıkmaya çağırıyoruz” biçiminde seslendi.

YJA Koordinasyonu yazılı bir açıklamayla, Rojava’daki göç politikasına dikkat çekti. Batı Kürdistan halkının iki seneyi aşkın bir süredir her yönlü saldırılara karşı büyük bir direniş ve mücadele kararlılığı, varoluş savaşı sergilediğine dikkat çeken YJA;Ortadoğu’da yaşanan halk ayaklanmalarının, demokrasi, eşitlik ve özgürlük arayışlarının dış güçlerin müdahalesine uğradığını belirtti.

“Halklar tarafından başlatılan devrimler, halkların alehine sonuçlara dönüştürülmüştür. Özellikle ayaklanmalarda özgürlükleri için aktif rol alan kadın için daha vahim sonuçlar açığa çıkarılmış, var olan kölelik konumunu pekiştirmek amaçlı daha sıkı baskı araçları oluşturulmuştur. İnsanlığın doğuş mekanı olan Ortadoğu toprakları insan mezarlığına dönüştürülmüştür” dedi.

‘ROJAVA DEVRİMİ İLK GÜNDEN BU YANA HEDEF’

Ortadoğu’daki bu özgürlük arayışlarının merkezlerinden biri olan Rojava’daki mücadelenin de yenilgiye uğratılmak istendiğinin altını çizen YJA Koordinasyonu açıklaması şöyle devam etti:

“Devrim sürecinin başlangıcından günümüze kadar her türlü hile, saldırı, savaş taktileri, katliamlarla halkımızın direnişi, mücadelesi bastırılmak, yenilgiye uğratılmak istenmiştir. Rojava’daki halkımız bunun karşısında 7’den 70’e kadınıyla, çocuğu, yaşlısı genciyle bu katliamlara karşı durmuş, büyük bir cesaret, fedekarlık, kahramanlıkla toprağına sahip çıkmış, savaşmış bu uğurda yüzlerce şehit vermiştir. Çünkü Rojava halkımız açısından bu savaş çok önemli bir savaştı. Bu savaş Rojava halkımızın var olma savaşıydı. Rojava halkımız sömürgeci devlet sisteminde olmayan bir halktı onlar kendi topraklarında kimliksiz mültecilerdi.”

Sömürgeci sistemin onlara kendi devlet kimliğini bile layık görmediğini, bu anlamda Rojava halkının canla, başla hem bir kimlik savaşımı hem de bir var olma savaşımı yürüttüğünü vurguladı. Verdiği bedellerle ve yürüttüğü savaşla önemli kazanımlar elde ettiği başarı kazandığına da dikkat çeken YJA Koordinasyonu, şöyle devam etti:

“Ancak bunu kabullenemeyen dış güçler ve onların Ortadoğu’daki işbirlikçileri yeni plan ve projelerle bu kazanımları boşa çıkarmaya çalışmaktadırlar. Örgütlendirilen çeteler, verilen savaş malzemesi ve lojistik yardım, eğitilip gönderilen katiller hepsi de Rojava’daki halkımızın varlığını ortadan kaldırmak, iradesini kırmak üzerinden elbirliğiyle uygulanan yöntemler olmuştur. Bunların hiç biri istedikleri sonuçları veremeyince şimdi de topraklarımızı insansızlaştırma, Rojava’yı boşatlma yöntemini devreye sokmuşlardır. Bilinçli olarak yürürlüğe konulan bu plan çerçevesinde halkımız göçe zorlanmakta, ya öl, aç kal ya da toprağını terk et ikilemi arasında sıkıştırılmaktadır.”

Kürt halkının direngen, köküne, toprağına, geleneğine bağlı bağlı bir halk olduğunu hatırlatan YJA Koordinasyonu Rojava’daki mücadeleyi hedefleyen göç politikasına karşı durulması çağrısında bulundu:

“Kürt halkı yüzyıllardır aç bırakılmıştır, katledilmiştir, her türlü haksızlığa ve insanlık dışı uygulamaya maruz kalmıştır ancak yine de toprağını terk etmemiştir. Kendi toprağında savaşmış, direnmiş, kendini savunmuş ve gerektiğinde ölmüş ama yine de toprağını bırakmamıştır. Kürt kadını yurtseverliği ve toprağına bağlılığıyla tarihte yerini almıştır. Toprağı ülkesi için her zaman yiğitçe, kahramanca savaşmış canını bu uğurda vermekten çekinmemiştir. Şimdi düşmanın parçalamak istediği bu ruhtur, bu direngenliktir, bu bağlılıktır. Bunun için halkımıza göçün yollarını açmıştır. Halkımızın bir kısmını kaçırtmak, bir kısmını katletmek, onlardan boşalan yerlere çeteleri yerleştirmek ve halkımızın Rojava’daki varlığını ortadan kaldırmak. Halkımızın düşmanın bu oyunlarına gelmemelerini topraklarını terk etmemeleri gerektiğini belirtiyoruz.

‘HEDEF PARÇALAMAK GÜÇSÜZ DÜŞÜRMEK’

Kadın demek yurtseverliktir, toprağına bağlılıktır, toprağına ve yurtseverliğine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Göç eden halkımız tarihi bir hatanın içine itilmek istenmektedir, Rojava halkımız parçalanıp güçsüzleştirilmek isteniyor, buna alet olmamaları gerekmektedir.

Yozlaştırma politikaları, ucuz işgücü olarak çalıştırma, bir yerlere muhtaç kılma, ahlaksızlaştırma, onursuzlaştırma, iradesizleştirme politikaları had safhada yürütülmektedir. İnsanlık dışı koşullarda yaşamaya mahkum edilmektedirler. Halkımızın bu kirli politikalara gelmemesi gerekiyor.”

Kürt halkını, özellikle Kürt kadınlarını toprağına, kültürüne, onuruna, direnen halkına sahip çıkmaya çağıran YJA Koordinasyonu, “Kimse toprağını terk etmemeli göç edenleri de ait olduğu yere halkının yanına kendi toprağına dönmeye, direnişin içinde yer almaya çağırıyoruz” dedi.


'Biz bu dağlardan inmeyiz' - Etkin Haber Ajansı

Gerilla Delila'nın o duru sesiyle yeniden hayat verdiği Sabahattin Ali'nin "Dağlar" şiiri, kadın gerillaların manifestosu gibi. 20 yıldır dağları mesken eyleyen Rojavalı Raperin Engizek: Çözüm olsa da, biz bu dağlardan inemeyiz. Bizi yaratan bu dağlardır.
Kuzey'den Güney'e çekilen kadın gerillaların geçici olarak bulunduğu bir kamptayız. Akşam saatleri; güneşin boğucu etkisi, yerini akşam serinliğine bırakmış durumda. Yemek hazırlığı olan mutfaktan gelen tek tük sesin dışında, insana "Huzur işte, tam da şu anda oturduğun kayanın üzerinde" dedirten bir sükut, sakinlik hali.

Karşımda, 20 yıllık gerilla, komutan Raperin Engizek. Dağlara kadından kentler kuranlardan. Kendi deyimiyle, Küçük Güneyli. Bugünkü haliyle söylersek, Rojavalı. Ufak, tefek bir kadın. Çocukluğumun geçtiği adaya, yıllar sonra evlerini görmeye gelen Rum kadınlarına benziyor.

Sonradan öğrendiği Türkçesiyle, ağır ağır konuşuyor. "Çözüm olsa da biz bu dağlardan inemeyiz heval" diyor. "İnemeyiz" derken, bir zorunluluktan değil, bir tercihten bahsediyor.

Gerilla Delila'nın "Benim meskenim dağlardır, dağlar" diyen duru sesi yankılanıyor kulaklarımda. “Şimdi, hayatta olsaydı, şu kayanın üzerinde söyleseydi” diyorum.

Raperin Engizek, "Bizi yaratan bu dağlardır" diye anlatmaya devam ediyor.

ROJAVALI RAPERİN ENGİZEK

Raperin Engizek, 16 yaşında dağlarla tanışmış. Metina, Gare, Zap alanlarında kalmış, Suriye'de siyasi çalışma yürütmüş, son olarak iki yıl önce "2012 yılı hamlesi" görevlendirmesiyle Diyarbakır alanına gelmiş.

Gerillaya katıldığı yıllarda kadın gerillaların sayısının az olduğunu ancak toplum üzerinde çok büyük etkileri olduğunu anlatıyor Raperin: "Kendilerine olan güvenleri, disiplinleri dikkat çekiciydi. Çevremizdeki kadınlardan çok farklıydılar. Kadın gerillalar beni çok etkiledi. 'Onlar gibi olmalıyım' diyordum. Heval Sara'nın direnişini de duyuyorduk sık sık. 'Yaşamak direnmektir' kitabını okudum o günlerde. Onu okuduktan sonra kararımı verdim ve 'Bu davaya katılmalıyım' dedim.
'Kürdistan sömürgedir, özgürleşmesi gerekir' gibi düşünceleri derin olarak bilmiyordum. Duygusal olarak arkadaşlardan çok etkilendim."

Gerillaya katılınca Sakine Cansız ismini almayı düşünmüş. Ancak, vazgeçmiş. O günler, Kuzey'in serhildan günleri ve serhildan anlamına gelen "Raperin" kelimesi, Küçük Güney'de kulaktan kulağa fısıldanıyor. Bu nedenle gerillaya katılınca Raperin adını almış. Engizek ise Amanoslardan Rojava uzanan ve onlarca gerillanın şehit düştüğü bir dağ. Raperin, arkadaşlarının anısını yaşatmak için Engizek'i de soy isim olarak almış.

Raperin Engizek, sınır dışına çekilmeden önce Diyarbakır alanındaydı. 15 kişilik bir grupla, 45 günde Medya Savunma Alanları'na çekildiler.

Yolun bu kadar uzun sürmesinin nedeni, TSK'nın keşif, pusu ve askeri hareketlilik gibi çözüm sürecine hiç de uygun olmayan pratikleri oldu. Sonunda, gösterdikleri büyük bir hassasiyetle, çekilmeyi tamamladılar.

Engizek ile birlikte Viyan Pirsus da aynı grupta yer aldı.

URFALI VİYAN PİRSUS

Viyan Pirsus, Urfalı. Bugün 20 yaşında ve 3 yıldır dağlardı. Gerillaya katılmadan önce, Urfa'da gençlik çalışmasındaymış. Ailesi için "Yurtseverliği oy vermeyle sınırlıydı" diyor.

Gerillaya katılma nedenini şöyle anlatıyor: "Etrafımdaki birçok arkadaşım tutuklandı. Aileler baskı altındaydı. Şehitlerimizin cenazeleri bile parçalanıyordu. Tüm bunlara karşı bir şey yapmalıyım, diye düşündüm. Sonra katılım yolunu buldum ve katıldım."

SAVAŞA HAZIRLIK YAPTILAR

2012-2013 kışını Diyarbakır sahası da yeni bir savaş dönemine hazırlıkla geçirmiş. Hazırlıkların devam ettiği günlerde, 21 Mart'ta tarihi açıklama geldi.

Raperin Engizek, o kararı duydukları anı, kah gülümseyerek, kah zorlanarak anlattı:
"Newroz'u radyodan dinliyorduk. Pervin Buldan Kürtçe metni okudu. Akademik bir Kürtçe ile okuduğu için pek bir şey anlamadık açıkçası. Arkadaşlardan biri, 'Sanki geri çekilmeden bahsediyor' dedi. Ben de, 'Olmaz öyle şey, yanlış anlamışsındır' dedim. Sırrı Süreyya Önder'i dinleyince, sınır dışına çekilme kararı olduğunu öğrendik. Açıkça söylüyorum, yerimizde donduk, gözlerimizden yaşlar geldi. Bu anlatılması çok zor bir andı. Önderliğimizin tarzını biliyoruz. Önderlik, her zaman Türkiye'ye barış şansını verdi ama bu şanslar hiçbir zaman değerlendirilmedi. Önderlikle 1,5 yıldır görüşme olmuyor. Son iki yılda, çok değerli, gencecik arkadaşlarımızı şehit verdik. Yılbaşında eyalet komutanımızı, onunla birlikte 9 arkadaşımızı şehit verdik. Bu nedenle zorlandık."

'İNSANIN EVİNİ TERK ETMESİ GİBİ'

Viyan Pirsus da, geri çekilmeyi, "insanın evini terk etmesi" olarak tanımlıyor ve ekliyor: "Çünkü bu dağlar bizim evimiz. Güney de bizim evimizB Ama sonuçta Kuzey, Kuzey'de savaşmak her bir gerillanın hayalidir."

Bu duyguları yaşasalar da onlar gerillaydı, savaşçıydı ve önderliklerine bağlıkları sonsuzdu. Karara uydular.

Raperin Engizek bağlılıklarını şu sözlerle özetledi: "Çünkü, önderlik bizim için bir emirdir, talimattır. Bizim için böyledir, önderlik her şeyimizdir. Önderlik dışında kimse bizi buraya getiremezdi.”

Onlar, Medya Savunma Alanları'nda, yeni bir döneme hazırlanıyorlar. Bu süreçten daha güçlü çıkacaklarını düşünüyorlar.
Ancak geri dönüş ya da savaş akıllarının bir köşesinde sürekli duruyor.

"Ya çözüm olacak ya da savaş başlayacak" diyen Viyan Pirsus, hükümetin hala çözüm için bir adım atmadığını belirtiyor ve ekliyor: "Süreci başlatan Önderliktir. AKP kendisi başlatmış gibi bir imaj yaratıyor. Bizim attığımız adımlar bellidir, ortadadır. AKP adım atmazsa, bizim tutumumuz da değişir.”

'BARIŞA BİR ŞANS VERDİK
'

Viyan Pirsus, sınır dışına barışa şans vermek için çekildiklerini hatırlatıyor, "Ancak tek taraflı barış olmuyor. AKP'nin de bir şeyler yapması gerekiyor. Çözüm olmazsa, bu kez daha büyük bir savaşa da hazırız" diyor.

Raperin Engizek de aynı düşünceyi başka cümlelerle özetliyor: "Sınır dışına çekilme bizim için emirdi. Uyduk ve geldik. Şu an tek bir talimat gelse, tek bir gün bile burada kalmayız"

'GERİLLA DEDİĞİN DERİN GİZLİLİKTİR'

Türk devleti, bölgede militarizmi güçlendiriyor, karakol sayısını artırıyor, eskilerini yeniliyor. Bu durumda geri dönüş nasıl olacak?

Raperin'in yanıtı net: Biz yasal olarak girmedik, yasal olarak da çıkmadık ki.

Hükümetin yaydığı "MİT denetiminde çekiliyorlar" haberlerine tepki gösterdi, "Hiçbir zaman böyle olmadı. Biz bir gerillayız. Gerilla dediğin derin gizliliktir. Düşman bizi bulsaydı, sınırdan geçtğimizi bilseydi, bizi tek bir gün bırakır mıydı" diye sordu.

Muhtemelen bırakmazdı.

Çözüm olursa, ne yapacaklar?

Raperin Engizek'in yanıtı: Doğrusunu söylemek gerekirse, biz kadınlar, bu dağları bırakamayız. Bir çözüm olsa da, biz kadınlar, bu dağlardan inemeyiz. Bizi yaratan bu dağlardır. Bu dağlar bambaşkadır bizim için."

Raperin Engizek, dağlara olan bağlılığını anlatırken, Gerilla Delila'nın, "Benim meskenim dağlardır, dağlar" diyen duru sesi yankılanıyor kulaklarımda: Şehirler bana bir tuzak,/ insan sohbetleri yasak,/ uzak olun benden, uzak,/ benim meskenim dağlardır.


Jinên Bakur: Jinên Rojava Ne bi Tenê Ne - Xendan

Tevgera Jinên Azad û Demokratîk (DOKH) li bajarê Stenbolê bi dirûşma (Jinên Rojava Ne Bi Tenê Ne ) destdirêjîya cinsî, ya ku li ser jin û zarokên Kurd tê kirin şermezar kirin.

Di çalakîya protestoyî ya jinên Kure ku roja Pêncşemê li Qada Emînonu pêk hat, êrîşên li ser Kurdên Rojavayê Kurdistan`ê û destdirêjîya cinsî ya li ser jin û zarokên Kurd hate şermezar kirin.

Di daxuyanîya jinan de hate ragihandin, “rewşa jin û zarokên penaberên Sûrîyê li metropolên Turkîyê pir xirab e ku ji bilî birçîbûn û nexweşîyan rastî destdirêjîya cinsî jî tên û karê leşfiroşiyê bi wan tê kirin.

Hevseroka Rêxistina Navçeya Fatîh ya BDP’ê Seyrî Îpek dîyar kir, çawa ku li Sûriyê komên wek Bereya El Nesre kuştina Kurdan û namûsa wan helal dibînin, heman polîtîka li Turkîyê jî li ser jin û zarokên penaberên Kurd berdewam dike.’

Dayîk û jinên ku beşdarîya vê protestoyê kirin bi dengekî bilind xwestin tundûtujî û kiryarên ne mirovane yên ser gelê Kurdistana Sûriyê û penaberan dawî were.


KCK: Hiçbir güç anadilde eğitimin önüne geçemeyecek - Rizgarî Online

KCK Siyasi Komitesi, Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “anadilde eğitim kesinlikle gündemimizde yok” açıklamasına “Şu çok iyi bilinmelidir ki, ana dilde eğitimi tartışmak, Kürt halkı için artık onur kırıcı bir durumdur” şeklinde yanıt verdi. Kürtleri retçi yaklaşımlar karşısında sokaklara dökülmeye çağıran KCK, “hiçbir gücün Kürt kimliği ve kişiliği ile özgürlüğü ve ana dilde eğitim hakkının önüne geçemeyeceği açıktır” dedi.

ANF´nin haberi:“KCK Siyasi Komitesi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın inisiyatifiyle 21 Mart Amed Newrozu’nda başlatılan demokratik çözüm sürecine ilişkin son gelişmeler ile Batı Kürdistan’a yönelik saldırılara ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Çözüm sürecinin gelişmesinin AKP’nin atacağı adımlara bağlı olduğunu söyleyen komite, Batı Kürdistan’a saldıran “hain çetelerin” Kürdistan’da dolaşmalarına, eğitilmelerine ve savaşmak için Rojava’ya gönderilmelerine isyan edilmesini istedi.

SÜRECİN GELİŞMESİ AKP’NİN ATACAĞI ADIMLARA BAĞLI

KCK Siyasi Komitesi, çözüm sürecine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Kürt Halk Önderi Reber Apo’nun başlattığı Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa Süreci, hareketimizin ve halkımızın, halklarımıza ve tarihe karşı gösterdiği sorumluluk gereği, büyük fedakârlıklarla tek taraflı bugüne kadar gelmiştir. 8 ayı aşkın bir zamandır ne gerilla, ne de karşı taraftan ölümlerin olmaması hiç kuşkusuz demokrasi, çözüm ve özgürlükten yana olan tüm kesimlerin arzuladığı olumlu bir durum olmuştur. Ne var ki, bu durum kendi başına kesinlikle bir çözüm değildir. Çözüm ve sürecin gelişmesi, AKP’nin atacağı adımlara bağlıdır. AKP, çözümden ve süreçten yana adım atmak şurada kalsın, çözümsüzlüğün ve şiddetin dili ve zihniyetinden vazgeçmemiştir.

Türkiye'de, yeni ana yasa tartışmalarının sürdüğü bugünlerde başbakan Erdoğan ve hükümet yetkililerinin yaptığı açıklamalar sürecin nasıl ve ne kadar gelişip – gelişmeyeceğinin açık ifadesi olmaktadır.”

ERDOĞAN’IN AÇIKLAMALARI MÜZAKERE RUHUYLA BAĞDAŞMIYOR

Erdoğan’ın “ana dilde eğitim kesinlikle gündemimizde yok…” yönündeki açıklamasına dikkat çeken KCK, şu yanıtı verdi: “Birincisi; bu müzakere ve çözüm ruhuyla hiçbir şekilde bağdaşmayan bir tutumdur. İkincisi sormak gerekiyor; sen hangi uluslararası hakla, hangi insani duyarlılıklarla ve hangi yetkiyle nasıl bir halkın dilini, kültürünü, kimliğini ve kişiliğini kabul etmez, reddedersin? Zaten 40 yıllık savaş da bunun için değil miydi? Kürt halkı, parya bir halk mıdır, sen de efendi misin ki “şunu veririm bunu vermem, ana dilde eğitim asla olmaz” diyorsun? Bu ret ve inkâr, zulüm ve zorbalık değil midir? 21. yy.ın bu döneminde, ana dilde eğitimi ret etmek, ya uluslararası ve bölgesel gelişmelerden bihaber olmaktadır, ya da bu egemen sömürgeci zihniyetin ta kendisi olmaktadır.”

ANADİLDE EĞİTİMİ TARTIŞMAK KÜRT HALKI İÇİN ONUR KIRICI BİR DURUMDUR

“Ayrıca şu çok iyi bilinmelidir ki, ana dilde eğitimi tartışmak, Kürt halkı için artık onur kırıcı bir durumdur” diyen komite, şunları kaydetti: “40 yıllık özgürlük mücadelesinden sonra hiçbir gücün Kürt kimliği ve kişiliği ile özgürlüğü ve ana dilde eğitim hakkının önüne geçemeyeceği açıktır.
Kürt halkı; dilini, kültürünü, kimlik ve kişiliğini ret eden her açıklama, tutum ve davranış karşısında elbette ki tepkisini en üst düzeyde ortaya koymalı, bu tür açıklamalara radikal serhildanlarla karşılık vermelidir. Egemen sömürgeci zihniyet, Kürtlerden serhildanlar düzeyinde bir karşı koyuş görünce ancak daha sağlıklı düşünebilecektir. Bunun için Kürtler hiç kimseden, hiçbir yerden özel bir talimat beklemeden her şeyden önce insan ve halk olmaktan kaynaklı direniş hakkını sonuna kadar geliştirmelidirler.

DERHAL SOKAKLARA DÖKÜLMELİ

Bu tür açıklamalar karşısında derhal sokaklara dökülmeli, her yerde ve her fırsata tepkilerini olanca güçleriyle ortaya koymalıdırlar. Kürt aydınları, hukukçular, sivil toplum örgütleri ve Türkiyeli dostlar; devrimci, sosyalist ve demokratlar seslerini yükseltmelidirler. Bunun için ne kadar serhildan, demokratik ve meşru eylemlilik geliştirilirse, azdır. Her şey ana dilde eğitim için deyip, ayağa kalkınmalıdır.

Kürt Halk Önderi Reber Apo, 2 yılı aşkın bir süredir avukatlarıyla görüştürülmemektedir. Gerekçe olarak da, “gemi bozuk” denilmektedir. Bu açıkça halkımıza, Reber Apo’ya ve hukukçulara karşı büyük bir saygısızlık ve gerçeklerle alay etmektir. Yurtsever – devrimci, demokrat, binlerce ve on binlerce hukukçu, bu büyük haksızlığa karşı sesini yükseltmeli, hukuksal mücadele kadar, meşru demokratik tepkilerini de ortaya koymalıdır. Halkımız, Reber Apo’ya karşı uygulanan bu haksızlığa haftanın her Çarşamba ve Cuma günleri büyük protestolarla karşılık vermelidir.”

EL NUSRA’NIN GÜCÜNÜ TÜRKİYE’DEN ALDIĞI KESİNLEŞMİŞTİR

KCK Siyasi Komitesi açıklamasında Batı Kürdistan’daki durumuna ilişkin ise şu ifadelere yer verildi:

“Rojava Kürdistan'da halkımız, soylu bir direniş örneğini göstererek, destansı bir mücadele vermektedir. Savaşı Kürdistan'a taşırmak isteyen EL Nusra çete örgütünün bu gücü Türkiye devletinden aldığı ortaya çıkan belgelerle kesinleşmiştir. Türkiye'de, çözüm sürecine gelmeyen AKP’nin, Rojava'da halkların lehinde doğru bir politika izlemesi mümkün değildir. Tüm amaçları, halkımızın Rojava'da demokratik özerk statüsünü engellemek ve devrimin kazanımlarını tasfiye etmektir. Kürt halkı bunu çok iyi bilmektedir. Rojava'daki devrim, büyük bedellerle ve direnişle gerçekleşmiştir.

ÇETELERİN KÜRDİSTAN’DA DOLAŞMALARINA İSYAN EDİLMELİ

Halkımızın Rojava'da kendi demokratik özerk statüsünü ilan ve inşa etmesi kadar doğal hiçbir şey yoktur. Kürtler, kendi toprakları dışında hiçbir güce ve kimseye saldırmamış, savaşmamış, düşmanlık etmemiştir. Bilakis Ermeni, Asuri – Süryani, Arap ve diğer tüm inanç ve etnik topluluklarla özgürce bir arada yaşama mücadelesini vermektedir. Halkımızı, Rojava'da ekonomik, siyasi ve askeri ambargo altında tutarak adeta zorla göçertmek, Rojava devrimi ve demokratik özerk statüye karşı tutum almak demektir. Rojava'daki halkımız, devrimi gerçekleştirdiği kadar, savunmasını da kararlı bir biçimde yapacaktır. Kürdistan'ın dört barçasındaki tüm halkımızın ve yurt dışında ki tüm Kürtlerin ve dostlarının Rojava'daki halkımıza maddi ve manevi desteklerini esirgemeden tüm gücüyle sahip çıkmalıdır. Özellikle Kuzey Kürdistan'daki halkımız, hain çetelerin Kürdistan'da dolaşmalarına, eğitilmelerine ve savaşmak için Rojava'ya gönderilmelerine isyan etmelidir. Rojava'daki devrim, aynı zamanda kuzeyin devrimidir. Kuzeydeki devrim ise, tüm Kürdistan'ın devrimidir. Bu bilinçle ve sorumlulukla her düzeyde Rojava’yı desteklemek ve savunmak bir ulusal onur görevidir.”


"Suriye’deki Katliamı Muhalifler Yaptı" - Kurdistan Post.eu
 
Suriye'nin başkenti Şam'da ‘kimyasal silahlarla katliam yapıldı’ haberleri dünya kamuoyu tarafından kuşkuyla karşılanmıştı. Olayla ilgili yayınlanan foto ve videoların gerçek olup olmadığı konusunda tartışmalar sürüyor.  Kan donduran ceset fotoğraflarının profesyonel merkezlerce basına servis edildiği daha yüksek sesle konuşulmaya başlandı.

Üzerinde uzlaşılan konu, Suriye’de çok sayıda insanın öldürüldüğü. Bu insanların kimler tarafından öldürüldüğü ise henüz bir muamma.

Suriye muhalefeti ve onun Türkiye gibi uluslar arası yandaşları, yaşanan katliam olayının “Esad’ın işi” olduğunu iddia etmekte.

Esad iktidarı ise katliamın muhalefetin işi olduğunu belirtiyor. Katliamın muhalifler tarafından yapıldığını yüksek sesle ifade eden devletlerin başında Rusya geliyor.

SALDIRIYI ve KATLİAMI MUHALİFLER YAPTI

Şam'daki katliamı gerçekleştirenlerin muhalifler olduğunu belirten Rusya'nın ayrıca, buna kanıt olarak BM temsilcilerine atılan füzelerin uydu görüntülerinin verildiği öğrenildi.  Rusya Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada "Suriye'de kimyasal silah kullanıldığına dair iddiaların objektif şekilde araştırılmasını Suriye muhalefeti engelliyor" denildi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aleksandır Lukaşeviç, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

”Medyanın sanki bir takımda gibi bütün sorumluluğu rejime yükleyen agresif haber kampanyasına başlaması akıllara, planlanmış bir provokasyon fikrini getiriyor. Bütün bunlar, BM Güvenlik Konseyi’nin rejim karşıtları lehine harekete geçmesi için gereksinimleri yerine getirmek ve Cenevere 2 Konferansı’nın düzenlenme şansını ortdan kaldırmak için bahane oluşturma çabaları gibi görünüyor.”



Li Bakûr di nava 2 mehan de 30 kes hatin kuştin - RÛDAW 

Piştî pêvajoya aştiyê ya navbera PKK û dewleta Tirkiyê de, rawestandina şer û vekişîna gêrîllayan, gundiyên ku di salên notî de ji gundên xwe barkirine, vedigerin malên xwe. Bi vegerê û ji ber nelihevkirina li ser zeviyan, di nava 2 mehan de 30 welatî hatine kuştin û bi dehan kes jî birîndar bûne. Pispor jî radigihînin, dibe ku ev hêjmar zêdetir bibe.

Piştî vekişîna gêrîllayên PKKê

Piştî ku hêzên gêrîllayên PKKê ji nav xaka bakûrê Kurdistan û Tirkiyê dest bi vekişînê kirin, gundiyên ku salên 1990an ji gundên xwe barkirine, bi arambûna li herêmê re hêdî-hêdî vedigerin ser mal û halên xwe.

Bi vegera gêrîllayan û rawestandina operasyonan re, gundiyên kurd dest bi vegera li ser gundên xwe dikin. Di dema vegerê de û li ser neliheviya li ser zeviyan, di navbera wan de şer rûdide. Ev şer jî dibe sedemê kuştinan. Di nava 2 mehên dawiyê de 30 welatî hatine kuştin. Mînaka herî dawî jî, heftiya borî roja çarşemê li navçeya Sûr a Amedê rûda. Di şerê navbera du malbatan de, 3 kes hatin kuştin û 7 kes jî birîndar bûn.

Roja 5ê temûzê li navçeya Elbak (Başkale) ya Wanê, 2 gundî ji aliyê kesekê ve ji ber nelihevkirina li ser zeviyan hatin kuştin. Li bajarê Êlihê (Batman) di navbera du malbatên heman paşnavê wan hene de şer derket û ji ber zeviyan 2 kes hatin kuştin û 20 kes jî birîndar bûn. Li Amedê di navbera 20 rojan de, di du şeran de 15 kes hatin kuştin. Roja 28ê temûzê li gundekî Amedê 8 û 17ê tebaxê jî li gundekî din 7 welatî ji ber şerê li ser zeviyan hatin kuştin. Li Mûşê jî di şerê navbera du malbatên xizmê hev de, li ser zeviyan şer rûda û 8 kes hatin kuştin.

Coşkun: Berê şêx û meleyan pirsgirêk çareser dikirin

Hîndekarê zanîngeha Dîcle ya Amedê Wehab Coşkun ji rojnameya Yenişafak a Tirkiyê re ragihand ku pirsgirêkên li herêmê vedigerin salên borî û wiha got: “Pêvajoya aştiyê xwîna li herêmê dihat herikandin rawestand, lewra bûyer û kuştinên ji ber nelihevkirina li ser zevî û sedemên din çêbû. Di rojên dawiyê de ev bûyer zêdetir dibin û bala raya giştî dikişîn ser xwe.” Cuşkun ragihand ku berî niha dema bûyerên wisa rûdidan, navbeynkar hebûn û pirsgirêk çareser dikirin; “Bi taybetî jî şêx û meleyan ev pirsgirêk çareser dikirin. Lê niha kes nemane wan pirsgirêkan çareser bikin, mirov pirsgirêkên xwe bi çekan çareser dikin.”

Serokê beşa sosyolojî yê Fakulteya Edebiyat ê Zanîngeha Dîcleyê Prof. Rustem Erkan ragihand ku piştî PKKê hêzên xwe vekişand, jiyana li herêmê geş bû, lê pirsgirêkên despêkê derketin. Erkan wiha got: “Mixabin li her cihekî herêmê, di nava her malbat û her gundekî de gelek çek hene.”

Hevserokê BDPê Selahedîn Demîrtaş jî derbarê şerê li ser zeviyan di navbera welatiyan de rûdidin, wiha got: “Di demek ku em hewl didin li herêma me, Tirkiye û Rojhilata Navîn aştiyê bênin, em napejirînin ku di navbera gelê me de şer çêbibe û hev bikujin.”

Demîrtaş: Dilê me dişewite

Demîrtaş çû taziya malbata ku li navçeya Hezro ya Amedê 3 ferdên wan di şerê li ser zeviyan de hatî kuştin.

Selahedîn Demîrtaş destnîşan kir ku ew ji bo navbeynkariyê amadene û wiha got: “Bûyer ji ber çi sedemê çêbûyî be, em wek partî qebûl nakin. Em hewl didin aştiyê bênin vê herêmê. Şûkur, me karî sedî sed mirina ji ber şer rawestînin. Di demek em hewl didin aştiyê bênin, em qet qebûl nakin gelê me li hemberî hev çekan bikarbîne û hev bikuje. Dilê me dişewite. Em wekî partî ji bo çareseriya pirsgirêkan, amadene navbeynkariyê bikin.”


Demirtaş: 100 yıllık sorunu silahsız çözerken aile çatışmasını kabul etmeyiz – Radikal

Diyarbakır'da, geçen hafta 8 kişinin ölümüyle sonuçlanan 'arazi anlaşmazlığı' kavgasında yaşamanı yitirenlerin yakınlarına taziye ziyaretinde bulunan Selahattin Demirtaş, "100 yıllık sorunu silahsız çözmeye çalışırken ailelerin çatışmasını kabul edemeyiz" dedi.

Barış ve Demokrasi Partisi ( BDP ) Eş Başkanı Selahattin Demirtaş , 100 yıllık Kürt sorunu silahsız bir şekilde çözmeye çalışırken, ailelerin kendi sorunlarını konuşarak ve diyalog yerine silahla çözmesine asla kabul etmeyeceklerini ifade ederek, ailelere sağduyu çağrısı yaptı.

BDP eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak , belediye başkanları ile birlikte geçen hafta Diyarbakır'ın Hazro ilçesi Çiftlibahçe Köyü'nde Tekin ve Uğurlayan Aileleri arasında çıkan ve 8 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda yaşamanı yitirenlerin yakınlarına taziye ziyaretinde bulundu.

Bismil ilçesine gelen ve partililer tarafından karşılanan Demirtaş ve Kışanak, olayda 4 ferdini kaybeden Uğurluyan Ailesi'nin Uluturk Köyü Camisinde kurduğu taziye yerini ziyaret etti. Burada aile büyüğü Abdurrahman Uğurlayan ve diğer aile fertlerine başsağlığı dileklerinde bulundu.

Abdurrahman Uğurlayan, BDP Genel Başkanı Demirtaş'a, “Hoşgeldiniz. Başımızın üstünde yeriniz var. Biz bu işi artık size bırakıyoruz. Parti olarak ne yaparsanız, ne karar alırsanız, biz ona uyacağız” dedi.

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise son derece üzgün olduklarını, son zamanlarda aile içi çatışmalarda anormal bir şekilde artış olduğunu ve taziyede bulunmak, hem de buna dikkat çekmek için sivil toplum kuruluşları ile birlikte bu ziyareti gerçekleştirdiklerini belirterek, şöyle konuştu:

“Aile içi bu çatışmaları kabul etmiyoruz. Gerekçesi sebebi ne olursa olsun, insanların konuşmak ve diyalog yerine birbirlerini silahla vurarak, sorunlarını çözmesini istemiyoruz. Parti olarak 100 yıllık bir meseleyi konuşarak, silahsız bir şekilde çözme uğraşı verirken ve savaştan kaynaklı çatışmaları yüzde 100 durdurmuşken aile içi çatışmaları kabul etmiyoruz. Bir yandan barış inşa ederken, bir yandan halkımızın birbirine karşı silah kullanarak, sorun çözmeye çalışmasını asla kabul etmeyiz. Sorunları konuşarak, diyalog yoluyla çözmemiz gerekir. Bu konuda partimiz, halkımızın hizmetindedir. Partimizin barış komisyonları var. Buralara başvurularak sorunlarımızı çatışmadan çözmeliyiz."

Bismil'deki taziyeden sonra Demirtaş ve beraberindekiler, Tekin Ailesi'ne taziye ziyaretinde bulunmak için Hazro ilçesine gitmek üzere yola çıktı.


Daraltılmış seçim bölgeleri Meclis'e geliyor – Yeni Şafak

Çözüm süreciyle bağlantılı demokratikleşme paketine son şeklini veren AK Parti, bir süre önce kamuoyunda tartışmaya açtığı daraltılmış bölge seçim sisteminde karar kıldı. Başbakan Erdoğan'ın da onay verdiği belirtilen sistemle, milletvekili sayısı 6'ya kadar olan iller bir seçim çevresi sayılacak. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerin bölge sayısı artacak.

İSTANBUL 15'E AYRILACAK

Hazırlanan teklife göre bir seçim çevresi en fazla 6 vekilden oluşacak. Milletvekili sayısı 6'ya kadar olan iller bir seçim çevresi sayılacak, nüfusa göre vekil sayıları arttıkça bölge de artacak. Son verilere göre 87 milletvekili çıkaracak olan İstanbul'un seçim çevresi 3'ten 15'e yükselecek, Ankara'nın seçim çevresi 2'den 6'ya, 26 vekili bulunan İzmir'in seçim çevresi 5'e yükseltilecek. AK Parti, daraltılmış bölge seçim sistemini, seçmenin milletvekilini tanıması ve seçmenle vekilin diyaloğunu kolaylaştıracağı gerekçesiyle savunuyor. Anayasa'ya göre seçim sistemiyle ilgili yasanın uygulanabilmesi için seçimlerden bir yıl önce Resmi Gazete'te yayınlanarak yürürlüğe girmesi gerekiyor.


Süreç çökerse 30 yıldır ne oluyorsa devam eder – Star

Adalet Bakanı Ergin, hedeflerinin ülkedeki terör ortamını bitirmek ve ardından Terörle Mücadele Yasası’nı tamamen ortadan kaldırmak olduğunu söyledi. Ergin, “Sürecin garantisi yok ama alternatifinin garantisi belli” dedi.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Çözüm Süreci’nde yol haritasında konuşulmayan konuların öne çıkartılmaması gerektiğini söyledi. Hükümet olarak hedeflerinin ülkedeki terör ortamını bitirmek ve ardından Terörle Mücadele Yasası’nı tamamen ortadan kaldırmak olduğunu söyleyen Ergin, “Sürecin garantisi yok, ama alternatifinin garantisi belli” dedi. 2008’de AK Parti’ye açılan kapatma davasında verilen kararın dayanak noktasına halel geldiğini düşündüklerini belirten Ergin, “Delillerin üretilmiş, işçilik ürünü olduğu intibası ortaya çıktı. Ergenekon davasında verilmiş olan kararın gerekçelerinin açıklanmasını bekliyoruz. Ayrıca bu konu için Yargıtay’ın kararının beklenmesi de gerekmektedir” dedi.  Ergin, STAR’a gündeme ilişkin önemli açıklamalar yaptı.

İmralı’ya yeni mahkum

İmralı’ya yeni mahkum gönderilmesi ve 8 yeni mahkumun sevk edilmesi yönündeki haberlere değinen Adalet Bakanı Ergin şöyle konuştu: “Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) 2008’de İmralı’da yaptığı incelemelerde adaya yeni hükümlü getirilmesini talep etmişi. 2009’da yapılan düzenlemelerden sonra İmralı’ya 5 hükümlü daha konuldu. Böylece Avrupa Konseyi’nin İmralı’da aramış olduğu standartlar sağlanmış oldu. Tüm cezaevlerinde ihtiyaçtan veya talepten sevkler yapılabilmektedir. İmralı’da da bu tür bir durum mümkün. Böyle bir durum ihtimal dışı değil.”

Sürecin alternatifi garanti

Çözüm Süreci’nde Öcalan’ın yol haritası dışında talebi olup olmadığı konusunda Ergin önemli değerlendirmeler yaptı: “Bu süreçte İmranlı’daki hükümlü ile istihbarat birimi ve BDP heyetinin görüşmeleri söz konusu. İstihbarat birimiyle yapılan görüşmelerde böyle yeni bir talep yok. Çözüm sürecinin başlangıcındaki perspektife dayalı olarak bugünlere gelindi. Sonuçta 8 ayı aşkın süredir ölümlü bir hadise yaşanmadı, kan akmadı. Ama süreci akamete uğratmak isteyen girişimler oldu. Çözüm sürecinde önemli olan kanın akmaması. Bir diğeri de, yol haritasında konuşulmamış hususların öne çıkartılmaması. Bu süreç herkesin hayrına, Sürecin sonu garanti değil ama alternatifinin sonucu garanti. 30 yıldır ne olduysa, 31. yılda da o olur.”

Tasfiye iddiaları

Adalet Bakanı Ergin, ‘cemaate yakın hakim ve savcıların tasfiye edildiği ‘iddialarına da kısa ve net cevap verdi: “Yargı mensuplarını şu veya bu kesime mensup kişiler olarak yaftalamak doğru değil.  Bu doğru olmadığı gibi bu varsayıma dayalı olarak yapılan çıkarımlar da doğru değil.”

3-5 VEKİLLİ SEÇİM BÖLGELERİ

Ergin, pakette seçimlere ilişkin önerilen ‘daraltılmış bölge’ sistemine ilişkin soru üzerine de şöyle konuştu: “İstanbul gibi büyük yerlerde halk 80 vekilin arasında kendi seçeceği kişiyi tanıyamıyor bile. Daraltılmış bölge sisteminde ise 3-5 milletvekilinin olduğu küçük bölgelerde seçmenin adayları tanıması, takip etmesi ve denetlemesi kolaylaşacak. Üzerinde çalıştığımız sistemde seçmen sayısından ziyade 3-5 milletvekillik bölgeler öngörülüyor. Temsilde adalet noktasında da daraltılmış bölge daha adil. Seçen, seçileni tanıyıp bilerek seçmiş olacaktır. Bu sistemde genel merkezlerin tepeden aday indirmesi zorlaşacaktır. Sistemin doğası gereği içinde baraj var. 5 vekilin seçildiği bir bölgede, belirli oya ulaşamazsanız seçilemezsiniz.”

YENİDEN YARGILAMANIN ADRESİ CMK 311

Ergenekon davası kararında, internet siteleri kurularak AK Parti’nin kapatılmasına yönelik delil oluşturulduğunun ortaya çıkmasıyla, AK Parti’nin yeniden yargılama isteyeceğine ilişkin haberleri de değerlendiren Ergin, yeniden yargılamaya ilişkin CMK 311. Maddeye dikkat çekerek, şöyle dedi: “AK Parti aleyhine açılan kapatma davasında yargılama sonunda oluşan kararın dayandığı delilleri tartışmalı hale getiren bir tablo oluşursa yeniden yargılama mümkün. Ancak bu kanaate varabilmek için Ergenekon davasına ilişkin kararın gerekçelerini görmemiz ve Yargıtay’ın da temiz incelmesinin sonucunu beklemek gerekir. Bu aşamalardan sonara AK partinin kapatılması davasında üretilmiş, işçilik ürünü deliler olduğu ortaya çıkarsa CMK 311 yollamasıyla yeniden yargılama yapılabilir. Ancak bu kararı partinin yetkili organları alacaktır.”

SINIRLARA ‘ENTEGRE SINIR YÖNETİMİ’

Suriye sınırındaki ‘kaçakçı gerilimi ‘ne de değinen Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Hatay milletvekili olması nedeniyle konuyu ayrıca yakından izlediğini belirterek, şunları anlattı: “Suriye’de yaşanan iç savaşla birlikte sınır ticareti ve nakliyle sektörü maalesef ağır bir yara aldı. Suriye ile aramızdaki sınır kaçakçılık yapmaya uygun bir yapıda. Bu gibi sorunları önlemek için ‘entegre sınır yönetimi’ uygulamaya girecek. Bu aynı zamanda AB ile yürüttüğümüz müzakerenin gereklerinden birisi. Zira vize muafiyeti devreye girdiğinde Türkiye’nin sınırları aynı anda AB’nin sınırları haline gelecek. Bu projede güçlü olarak inşa edilmiş fiziki engeller ve bu fiziki engeller arasında iz tarlası, aydınlatma sistemleri, gözetleme kuleleri ve kamera ile elektronik takip sistemleri kullanılacak. İçişleri Bakanlığımız bu hazırlığı önemli ölçüde tamamladı. Yakın gelecekte bu tesislerin inşasına başlanacak.

Hedef TMK’yı kaldırmak

Demokratikleşme Paketi’nde Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu düzenlemeleri olup olmadığına ilişkin soru üzerine, paketi Başbakan Erdoğan’ın açıklayacağını belirten Ergin, “Sayın Başbakan deklare ettiği zaman hepimiz Paket’te ne olduğunu göreceğiz. Her pakette TMK’yla ilgili birkaç madde getiriliyor. Ama sürekli TMK’yla oynamak doğru değil. Temel arzumuz, ülkede terör iklimini ortadan kaldırıp TMK’ya ihtiyaç kalmaması. Çözüm Süreci’nden sonuç alırsak TMK tamamen kaldırılabilir. Terörün Türkiye üzerindeki etkisi ve baskısı ortadan kalktığı anda Türk Ceza Yasası Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılar” diye konuştu.


 
İstihbaratta Tek Güç Artık MİT - soL

Polis, asker ve MİT’in elindeki tüm istihbarat bilgilerini tek havuzda toplayan merkez çalışmalarına başladı. Merkezin başkanlığını MİT yürütecek.

Polis, asker ve MİT’in elindeki istihbarat, artık “Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi” adı verilen ortak havuzda toplanacak. MİT’in Ankara’daki karargahında kurulan merkez, çalışmalara başladı.

MİT’in, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nca yürütülen istihbarat paylaşım sisteminin verimli olmadığı gerekçesiyle başlattığı çalışma sona erdi. Yeni sistemde “ham istihbarat” önce ortak havuzda toplanacak, ardından MİT Müsteşarı başkanlığındaki Müşterek İstihbarat Koordinasyon Kurulu son değerlendirmeyi yapacak. Bu merkezin kurulmasına gerekçe olarak “istihbarat koordinasyonsuzluğu” sebebiyle meydana geldiği sıkça dillendirilen Roboski katliamı gösteriliyor.

MİT bünyesinde görev yapacak merkez, 6’sı 7 gün 24 esasına dayalı olmak üzere, toplam 37 ilde görev yapacak. Merkezin kesintisiz çalışacağı iller arasında ağırlığın Kürt illerinde olması ve Suriye’ye sınırı bulunan iki ili kapsaması dikkat çekiyor.

6 ilde kesintisiz

İstanbul, Diyarbakır, Van, Hatay, Gaziantep ve Şanlıurfa’da kesintisiz çalışacak merkez, aralarındaHakkari, Şırnak, Batman, Mardin, Adana, Antalya ve Bursa’nın da olduğu kentlerde haftalık toplantılar yapacak. Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nda tüm yetki İçişleri Bakanlığı’nda toplanırken, “Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi”nde güç, bu sisteme başkanlık edecek olan MİT’te toplanıyor. Hükümet, aynı zamanda “terörle mücade” konusunda yeni araçlar devreye sokuyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın neredeyse mutlak kontrolü altında olan MİT, hükümet politikalarıyla uyum içinde çalışıyor. Oslo’da PKK yöneticileriyle görüşme yaptığı gerekçesiyle Fethullah Gülen Cemaati tarafından yargı aracılığıyla görevden alınmak istenen MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Erdoğan’ın yaptığı yasal bir değişiklik ile korunmaya alınmıştı.

MİT'e sınırsız yetki

Öte yandan İçişleri Bakanlı-ğı’na bağlı Emniyet’te ise özellikle istihbarat biriminde önemli görevdeki Cemaat üyeleri bir süredir tasfiye ediliyor. Hükümet, Bilgi Teknoloji ve İletişim Kurumu (BTK), Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) gibi kurumlarda yaptığı atamalarla köklü bir değişikliğe gitmiş ve bu kurumlarda kendine yakın gördüğü isimleri MİT’e kaydırmıştı.

Yasal değişikliklerle yetkileri büyük ölçüde genişletilen MİT, Türk Hava Yolları, Milli Eğitim Bakanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ve PTT Genel Müdürlüğü ile imzaladığı prtokol çervesinde, istediği zaman bu kurumların veri arşivine erişme imkanına kavuşmuştu. Konuyla ilgili, soL’a bilgi veren CHP İzmir Milletvekili Erdal Aksünger, tüm istihbarat’ın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a bağlanacağına dikkat çekti.

'Herkes fişlenecek'

Ulusal Güvenlik de dahil olmak üzere askerin devren çıkacağını ifade eden Aksünger “Bir tarafta barıştan bahsedenler, diğer taraftan tüm halkı fişlemeye çalışıyorlar. Türkiye’de muhaliflerin güvenliği kalmayacak.” dedi. Aksünger, son dönemde MİT’e geniş yetkiler tanındığına dikkat çekti.

Kimin ne yaptığını biliyoruz

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dün katıldığı bir televizyon programında “Kimin nereye uçtuğunu, çocuğun okul parasının ne olduğunu, apartman aidatının ne olduğunu, bankalardaki para hareketlerini biliyoruz. Zaman içerisinde önüne de koyacağız” dedi. Kayıtdışılıkla mücadelenin dozunu artırdıklarını söyleyen Şimşek’in sözleri, istihbarat faaliyetlerinin ulaştığı boyutu da gözler önüne serdi.


Tunceli teşkilatı görevden alındı – Yeni Şafak

AK Parti Genel Merkezi, Tunceli'de il merkezi ile 7 ilçe teşkilatını görevden aldı. AK Parti Tunceli İl Başkanı Veli Suroğlu, ''İstifa etmemiz istendi, biz de istifa ediyoruz'' dedi. Veli Suroğlu, il, merkez ilçe ve 7 ilçe yönetimiyle istifa edeceklerini belirtti. Suroğlu, 'İstifa etmemiz istendi, biz de istifa ediyoruz. Bundan sonraki süreç Genel Merkeze aittir' diye konuştu. AK Parti Teşkilat Başkan Yardımcısı Nureddin Nebati'nin Tunceli'ye geleceğini aktaran Suroğlu, 'Nureddin Bey gelecek, dilekçelerimizi vereceğiz, 'hayırlı olsun' diyeceğiz' dedi. Öte yandan, AK Parti Niğde İl Başkanı Ahmet Özmen, Niğdeli milletvekilleriyle ilgili sözlerinin sosyal medyada yer alması nedeniyle yönetim kuruluyla birlikte istifa etti.


Lübnan'da patlamalarda hayatını kaybedenler için yas ilan edildi – T24

Lübnan'ın kuzeyindeki Trablus kentinde camilerin hedef alındığı patlamalarda ölenlerin sayısının 50'ye yükseldiği, 350'yi aşkın kişinin de yaralandığı açıklandı.

Lübnan'ın kuzeyindeki Trablus kentinde camilerin hedef alındığı patlamalarda hayatını kaybedenler nedeniyle ülkede yas ilan edildi. Lübnan Başbakanı Necib Mikati, yaptığı yazılı açıklamada, Trablus'ta meydana gelen terör saldırılarında hayatını kaybedenler için yarın 08.00 ile  21.00 saatleri arasında ülkede yas ilan edildiğini bildirdi.

AA'nın haberine göre, öte yandan Trablus Belediye Başkanı Nadir Gazal, düzenlediği basın toplantısında, bugün meydana gelen patlamalarda ölenlerin sayısının 50'ye yükseldiğini, 350'yi aşkın kişinin yaralandığını açıkladı.

Trablus'taki iki camide cuma namazı çıkışı sırasında bomba yüklü araçlarla saldırı düzenlenmişti. Güvenlik kaynakları, Selam Camisi'nde düzenlenen saldırıda 70 kilo, Takva Camisi'nde düzenlenen saldırıda ise 60 kilo patlayıcı kullanıldığını kaydetmiş, patlamaların uzaktan kumandayla gerçekleştirildiği ifade edilmişti.

Cumhurbaşkanı Süleyman: Fitne amaçlı saldırılara karşı uyanık olunmalı
 
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman yayımladığı yazılı açıklamada, Trablus'taki Takva ve Selam camilerinde meydana gelen patlamalarla ilgili olarak, "Masum insanların hedef alındığı fitne amaçlı saldırılara karşı uyanık olunmalı" ifadelerine yer verdi.

Açıklamada, Lübnan halkına, barış ve istikrarı hedef alan iç ve dış düşmanlara karşı uyanık olmaları, omuz omuza vermeleri çağrısında bulunulan Süleyman, suçluların ortaya çıkarılması için askeri, güvenlik ve yargı kurumlarından gerekli çabayı sarf etmesini istedi.

Lübnan'da hükümeti kurmakla görevlendirilen Temmam Selam da yayımladığı yazılı açıklamada, "Terör odakları, Lübnan halkı arasında fitne ve iç savaş çıkarmak için yeniden Lübnan'ı ve vatan evlatlarını hedef aldı" ifadelerini kullandı.

Açıklamada, "Trablus saldırısı, Lübnan'da siyasi ve güvenlik alarmı verilmesi gerektiğini gösteriyor. Allah'ın evlerine yönelik saldırılar, Lübnan'da iç savaşın yaşandığı en karanlık dönemde bile meydana gelmedi. Bu durum katillerin çirkin planları uğruna halkı tahrik etmekte ne kadar ısrarcı olduklarına bir delildir" denildi.

'Türkiye, Lübnan halkına her türlü yardıma hazır'
 
Dışişleri Bakanlığı, Lübnan'da meydana gelen şiddetli patlamaları kınayarak Türkiye'nin her zaman Lübnan halkının ve devletinin yardımına hazır olduğunu belirtti.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, 2 halk arasında güçlü ilişkilerin Lübnan’daki en önemli simgelerinden biri olan, ortak tarih ve kültür mirasının birçok örneğini barındıran ve şehir halkının da Türkiye'ye karşı samimi muhabbet duyguları beslediği Trablus şehrinde bugün meydana gelen patlamaların şiddetle kınandığı belirtildi. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Başkent Beyrut’ta meydana gelen terör saldırısının üzerinden henüz bir hafta geçmişken, bu defa Trablus’ta kutsal ibadet mekanlarının hemen yakınında cuma namazı sonrasında gerçekleştirilen eşzamanlı saldırılar Lübnan’ın istikrarı ve iç barışını sarsmaya yönelik bir oyunun sahnelenmeye çalışıldığına dair endişeleri daha da arttırmıştır. Bu vesileyle, Lübnan'ın istikrarı ve toplumsal uyumunun korunmasını teminen tüm tarafların özveri ve sağduyu ile hareket etmelerinin öneminin yeniden vurgulanmasında yarar görülmektedir. Türkiye, her zaman olduğu gibi Lübnan devleti ve halkı ile dayanışmasını kararlılıkla sürdürecek olup, Lübnan halkına her türlü yardıma hazırdır."


İngiltere, Ortadoğu'daki internet ve telefon trafiğini gözetliyor – Zaman

Eski NSA çalışanı Edward Snowden’ın istihbarat ifşaatlarıyla ABD’nin tüm dünyayı dinlediğini açığa çıkaran İngiliz basını, dün de yeni bir iddia ortaya attı. The Independent gazetesi, İngiltere’nin Ortadoğu’da telefon görüşmelerini ve internet trafiğini izlediğini yazdı.

İngiliz gazetesi The Independent, İngil-tere’nin Ortadoğu’da çalıştırdığı gizli bir dinleme üssü aracılığıyla çok sayıda telefon görüşmesi, e-posta ve internet trafiğini izlediğini ve bu yolla elde ettiği bilgileri Amerikan istihbarat yetkilileriyle paylaştığını bildirdi. Gazete, Amerikan istihbarat servisi ABD Milli Güvenlik Ajansı NSA’nın gizli bilgilerini sızdıran Edward Snowden’ın belgelerine dayandırdığı dünkü haberinde, söz konusu üssün İngiliz devletinin 1.56 milyar dolar sayısal iletişim dinleme projesi kapsamında kurulduğunu belirtti. Snowden’ın sızdırdığı bilgiler küresel çapta bir dijital istihbarat skandalını ortaya çıkarmıştı. Ayrıca İngiltere Başbakanı David Cameron’un danışmanlarının Snowden’ın belgeleri paylaştığı Guardian gazetesinden sızdırılan belgelerin iadesini talep ettikleri de son günlerde açıklanmıştı.

Snowden’ın sızdırdığı bilgilerden dijital istihbarat projesi hakkındaki bilgilere nasıl ulaştığı konusunda bilgi vermeyen Independent, İngiltere’nin Ortadoğu’da deniz altından geçen fiber optik iletişim kablolarına müdahale ederek haberleşmeyi izlediğini bildirdi. Dinleme tesisinden elde edilen verilerin İngiliz istihbarat kuruluşlarından GCHQ’ya iletildiği ve ABD’li NSA ile paylaşıldığı belirtilen haberde, tesisin yeri ise açıklanmadı.

Haberde dinleme üssünün 2007 ile 2010 yılları arasında dışişleri bakanı olan David Miliband tarafından kurulduğu belirtildi. İngiliz Dışişleri Bakanlığı konu hakkında yorumda bulunmazken, GCHQ sözcüsüne ise ulaşılamadı. Snowden’ın sızdırdığı bilgiler İngiltere ve ABD’nin dijital iletişimi ne kadar temelden izlediğini gözler önüne sererek kişisel iletişimin gizliği hakkında skandala neden olurken, Londra ve Washington’dan yetkililer gizli istihbarat birimlerinin yasalar çerçevesinde işlediğini ve sızdırılan belgelerin ulusal güvenliği tehdit ettiğini savunuyorlar. İngiliz polisi de Snowden’ın sızdırdığı belgelerin bir kısmının bir Guardian çalışanının arkadaşının üzerinde çıktığını ve çok hassas olan bilgilerin yanlış ellere geçmesi durumunda birçok kişinin hayatını tehlikeye atacak önemde olduğunu belirtti.


Dolar 2 TL'yi gördü – Hürriyet

Güne sakin başlayan piyasalarda dolar önce 1.9950 seviyelerine, ardından da çok tartışılan 2 TL seviyesinin üzerine çıktı.

ABD Merkez Bankası (Fed) başkanlarından gelen ve parasal genişlemeye yönelik belirsizliği artıran açıklamalarla piyasada sert hareketler görülüyor.

İlk seansı 68 bin 741 puandan kapatan BIST 100 endeksi, gelen açıklamaların ardından yaklaşık 1.300 puanlık düşüşle 67 bin 440 puanı gördü. ABD'den gelen ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yükselmesi yurtiçinde de tahvil-bono piyasasında 10 yıllık tahvilin bileşik faizinin yüzde 10,22'ye çıkmasına neden oldu.

Dolar tarafında da sabah 1.98 TL sınırına kadar gerileyen dolar öğleden sonra yeniden hareketlendi. Önce 1.9950 TL seviyelerini zorlayan dolar saat 16.55 itibariyle 2 TL'yi geçerek 2.010 TL'ye çıktı. Dolar hemen arkasından gelen satışla 1.9950 TL seviyelerine geri döndü.

Analistler, Fed başkanlarından bazılarının parasal genişlemeden çıkış stratejisini desteklediği yönündeki açıklamalarının ekstra satış baskısına neden olduğunu belirterek, aslında açıklamalarda yeni ve farklı bir söylem olmadığını, Başkan Ben Bernanke'nin çıkış stratejisi ile ilgili söylemlerinin geçerliliğini devam ettirdiğini kaydediyor.

MERKEZ 2 LİRAYI KORUMAYA ÇALIŞACAK
Global Menkul Değerler Strateji Müdürü Gökhan Uskuay, hurriyet.com.tr'ye yaptığı açıklamada, Merkez Bankası'nın hafta boyunca yaptığı 700-800 milyon dolarlık döviz satımına ve aldığı ek sıkılaştırma önlemlerine rağmen TL'deki değer kaybının durmadığını söyledi.

Uskuay, "Pazartesi günü ek sıkılaştırma programı bitecek ve normal güne dönecek. Bu durumda TL deki değer kaybına yönelik artan endişeler TL'yi daha kırılgan yapıyor. Bu üç günü atlattık ama önümüzdeki hafta ne olacağı belli değil. Ben önümüzdeki hafta döviz satım ihalelerinin artarak devam etmesini bekliyorum. Çünkü Merkez'in piyasadaki döviz talebine likidite sağlaması lazım. Merkez hafta boyunca yapacağı satışlarla 2 lira seviyesini korumaya çalışacaktır. TL'nin değer kazanması için ABD'den gelecek verilerin kötü olmasına bağlı" dedi.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info




Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.