19 Ağustos 2013 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 19 Ağustos 2013 Pazartesi Saat 08:55
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Pirsgirêka kurd bi hilbijartinê ve nayê girêdan - ANF

'Ji bo aştiyek mayînde ji Ocalan re azadî' - DÎHA

Ji aliyê DIYAR TUHAD-DER û rêxistina BDP'ê ya Amedê ji bo tenduristiya Rêberê PKK'ê Abdullah Ocalan û rewşa girtiyên nexweş li ber girtîgeha Tîpa D ya Amedê daxuyanî hat dayîn. Sekreterê DIYAR TUHAD-DER'ê Fahrî Azbay ji bo aştiyek mayînde divê Rêberê PKK'ê Abdullah Ocalan azad bibe.

Endamên DIYAR TUHAD-DER, rêxistina BDP'ê ya Amedê, MEYA-DEr, endamên meclisa gelek û gelek welatî tevli daxuyaniyê bûn. Li ser navê girseyê Sekreterê DIYAR TUHAD-DER'ê Fahrî Azbay daxuyanî da û wiha got: "Ji bo pêvajoya ku hatiye destpêkirin berdewam bike divê şert û mercên mîmarê pêvajoya çareseriya demokratîk birêz Ocalan demildest bên guhertin. Di encamê de ji bo biratiya gelan azadiya Ocalan girîng e.

Azbay ji bo rewşa tenduristiya Rêberê PKK'ê Abdullah Ocalan bang li Wezareta Dadê kir û wiha got: "Sererastnekirina şert û mercên Ocalan di raya giştî de fikaran zêde dike. Daxuyaniya ku ji aliyê Wezareta Dadê ve hat dayîn, daxuyaniyeke ji rêzê û bê cidî ye. Ji ber vê yekê divê birêz Ocalan li nexweşxaneyeke baş tedawî bibe." Azbay destnîşan kir ku girtiyên nexweş serbest nayên berdan û li girtîgehan binpêkirina mafan bi dawî nabin û wiha got: "Pêvajoya demokratîkbûnê destpê kiriye lê hêj li girtîgehan binpêkirina mafan didomin. Girtiyên nexweş ku divê serbest bên berdan, hêj nehatine berdan. Ji ber nêzîkatiya dijminahî ya saziya tipa edlî em wan şermezar dikin û em bang dikin ku bila piştgiriyê bidin pêvajoyê."

Fahrî Azbah komkujiyên li Rojava li hember gelê sivîl pêk tên şermezar kir.


HDP eş genel başkanları: Stratejik önemde bir adım atıyoruz - DİHA

HDP 1. Olağan Kongresi'nde eş genel başkanlığa yeniden seçilen Fatma Gök ve Yavuz Önen, HDP ile stratejik öneme sahip bir adım attıklarını belirtti. Önen, "Aslında nasıl Kürt siyasi hareketi, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve barışın tesisi için temel bir veri ise Türkiye'de oluşan ve değişik siyasetlerin, inanç gruplarının ve halkların ortaya getirdiği bu siyasi platform da yalnız Türkiye'nin değil Ortadoğu'nun ve dünya barışının çok önemli bir güvencesi olacak. Stratejik öneme sahip bir adım atıyoruz" dedi. Gök ise, HDK'nin arkasında güçlü devrimci bir deneyimin olduğunu ifade etti.

Gezi direnişi ve Lice'de polis ve asker şiddeti sonucu yaşamını yitiren 5 gence atfedilen ve "Emek, demokrasi, eşitlik ve barış için Gezi'den Lice'ye birlikte yürüyoruz" şiarıyla yapılan HDP 1. Olağan Kongresi'nde yeniden eş genel başkanlığa seçilen Fatma Gök ve Yavuz Önen kongreden sonra HDP'nin mevcut konumu, kongrenin ruhu ve HDP'nin hedefleri konusunda değerlendirmelerde bulundu. Eş Genel Başkan Fatma Gök, HDP'nin Halkların Demokratik Kongresi'nin siyasi bir kolu olarak kurulduğunu hatırlatarak, HDP'nin Türkiye siyasetine müdahale etmek amacıyla kurulduğunun altını çizdi. Seçimlere hazırlanan bir parti olarak ilk kongrelerini başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Gök, sıcak siyasetin içinde yer alacak bir parti olduklarını kaydetti. Halkların Demokratik Kongresi fikriyatının oldukça önemli olduğunu dile getiren Gök, "Kongre fikriyatı son derece önemlidir. Türkiye'deki bütün demokrasi ve barış güçlerini içine alan bir kongredir. Kürt özgürlük hareketi, yine Türkiye'nin batısındaki demokrasi ve devrim güçleri, inanç grupları kongre çatısı altında yer almaktadır. Türkiye'de yaşayan bütün inanç grupları, sesi duyulmamış siyasi partiler, sesini duyurmaya çalışanlar ve başka bir Türkiye tahayyülü olan her kesimi içinde barındırmaktadır. Türkiye çapında daha güçlü örgütlenerek önümüzdeki dönemde seçimlere hazırlanmaya çalışacağız" dedi.

'HDK fikriyatının sağlaması Gezi direnişinde yapıldı'

Partilerinin Türkiye çapında örgütlenmesini büyük oranda tamamladığını dile getiren Gök, "Henüz yolun başındayız. Sabırla, büyük bir emekle üzerimize düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmek istiyoruz. Bundan iki ay sonra Ekim'de olağanüstü genel kurulumuzu yapacağız. O genel kurulda partinin organları ve başkanlarını yeniden seçeceğiz; ama şu anda bizim için eş başkanlık veya merkez organlarında olmak güzel bir şey fakat esas değil. Esas olan gerçekten Türkiye politikasına böylesine demokratik bir yerden ve eşitlikten, kadınların penceresinden, gençlerden, ekolojik çalışmaya ve Türkiye kentlerini talan eden böylesine acımasız ve kapitalizmin sınır tanımayan talanından korumak üzere bir büyük hareketi başlatmak ve bu hareketi hayata geçirmek esastır" diye konuştu. 17 Ekim 2011 tarihinde kurulan ve kısa bir zaman sonra ikinci yılını dolduracak olan HDK'nin oluşumunun kolay olmadığını vurgulayan Gök, "Çok yol aldık ama daha önümüzde uzun bir yol var. Çünkü ilk defa böylesine bir hareket ortaya çıktı Türkiye'de. Biz kongreyi kurduğumuzdan beri de Türkiye'de çok önemli büyük değişimler ve tarihi sayılabilecek dönüşümler yaşandı. Bunlardan birisi Kürt mücadelesinin şimdi siyaseti esas alan silahlı mücadeleden çıkıp direk Türkiye siyaseti içinde bir yere evrilmesi. Diğeri ise Türkiye'nin batısındaki demokrasi ve devrimci güçlerinin ve halklarının artık AKP'ye ve Türkiye devletinin baskıcı politikalarına karşı çok büyük bir isyan hareketini başarıyla yürütmüş olmalarıdır. Gezi adı altında büyüyen bu isyan bitmiş gibi gözüküyor ama esasında forumlarda devam ediyor. Biz de bunun içinde HDK bileşenleri olarak aktif bir şekilde örgütlenmeyi, bu forumlara öncülük etmeyi hedefliyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

'HDP'nin arkasında müthiş kalabalık bir devrimci deneyim var'

Kongreye kadınların damgasını vurduğunu dile getiren Gök, "Konuşmacıların büyük çoğunluğunun kadın olması, çok sayıda siyasal temsilcinin kadın olması dikkat çeken bir nokta. Kadın katılımı gerek illerde gerekse yerellerde çok güçlü bir şekilde devam ediyor. Yine LGBT bireylerin kongremizde temsili çok önemli. Kongre bu anlamda Türkiye'ye mesaj da veriyor aslında. Çünkü, artık daha özgürlükçü, kadın kurtuluşunu esas alan bir yerden biz siyasete müdahale edeceğiz" diye konuştu. HDP'nin yerel seçimlere hazır olmadığı şeklinde kaygıların olduğunu dile getiren Gök, "HDP yeni bir oluşum. Ama HDP çok deneyimlerle dolu olarak geldi. Bizim arkamızda müthiş bir kalabalık devrimci deneyim var. Türkiye politikasında yer almak, gerek işin bürokrasisi olsun gerek bütün örgütlenme çalışmaları olsun kolay değil elbette. Ama biz kendimize güveniyoruz. Ve inanmanın çok önemli olduğuna inanıyoruz" dedi.

'Örgütlenme çalışmalarımızı hızla tamamlayacağız'

HDP Eş Genel Başkanlığı'na yeniden seçilen Yavuz Önen de kurucu eş genel başkanlar oldukları için yeniden seçilme durumundan ziyade eş genel başkanlığın devamının olduğunu belirterek, kurucu meclisin geçici yönetimi oluşturduğunu ama esas kongrelerinin Ekim ayında olacağını kaydetti. Ekim ayının başında sürekli yönetimi seçeceklerini belirten Önen, şunları söyledi: "Sadece biraz zamana ihtiyacımız oldu. Yeni durumların getirdiği yeni örgütlenme biçimlerinin zeminini oturtabilmek ve Türkiye halklarının karşısına net bir siyasi programla çıkabilmek için biraz çalışmaya ihtiyacımız kaldı. Bir de siyasi partiler yasasının gerektirdiği kurumsallaşmayı tamamlamamız gerekiyor. 45 ilde örgütlenmemiz tamamlandı. Ama bu illerin bazılarında ilçeler eksik bazılarında ise beldeler ama büyük oranda tamamlandı. 60'a yakın yerde 10 gün içinde örgütlenmemiz tamamlanacak. Toplamda Türkiye genelinde 240'a yakın yerde örgütlenmemizi tamamladığımızı, 60 yerde daha tamamladığımızda 300'e yakın yerde örgütlenmiş olacağız. Bu sefer daha hızlı bir şekilde örgütlenme çalışmalarımızı tamamlayacağız."

'Halkların birlikte yaşamının siyasi programı HDP'de'

Yeni bir siyaset tarzına ihtiyacın olduğunu dile getiren Önen, "Hem sosyalistler için böyle hem de emek mücadelesi verenler, inançları uğruna mücadele veren inanç grupları açısından böyle. Yeni bir siyaset tarzına ihtiyacımız var çünkü, hem Türkiye hem Ortadoğu hem de dünyada yeni şartlar gelişiyor ve özellikle Türkiye'de Kürt siyasi hareketinin attığı adım dolayısıyla bir barış süreci başladı. Kürt hareketi başlattı bu süreci. Bu nedenle Gezi olayları var. Yani çok kısa zamanda bizim siyasi oluşumumuzu doğrudan etkileyen ciddi toplumsal ve siyasi gelişmeler oldu. Bu yeni söylem, etkilenmelerle kendini yeniden gözden geçiriyor ve kurumsallaşıyor. Bileşenlerimiz bu çerçevede kendilerini gözden geçiriyorlar. Böylesi yeni bir siyasi proje diyoruz buna. Bu bir barış projesi. Bu bir Türkiye projesi. Halkların Türkiye sınırları içerisinde bir arada yaşama iradesini savunacak ve siyaseten bunun program haline getirecek ve gerçek barışı ve demokrasiyi temin edecek yolda ciddi siyasi bir direnme ve sonuç olarak Türkiye siyasetinde mevcut egemen, kapitalist siyasete alternatif oluşturacak bir iktidar alternatifi siyasetidir" diye konuştu.

'Stratejik öneme sahip bir adım atıyoruz'

İnsanların siyasi partilere, simgelere, liderlere ve isimlere de baktığını dile getiren Önen, "Biz esas olarak HDP'yi daha derin bir ruh olarak ele aldığımız seçimler bazında da genel seçimleri esas aldığımız için yerel seçimlere hazırlığımız konusunda eleştirilere olabilir. Yerel seçimleri bir kendini geliştirme ve halkla tanışma süreci olarak tanımlıyoruz. Ve o nedenle BDP'nin Kürdistan'da ve HDP'nin Türkiye'nin batısında atacağı yerel yönetim siyaset adımını önemsiyoruz ve böyle bir çalışma içine de girmiş bulunuyoruz" dedi. Önen konuşmasının devamında şunları kaydetti: "Aslında nasıl Kürt siyasi hareketi Türkiye'nin demokratikleşmesi ve barışın tesisi için temel bir veri ise Türkiye'de oluşan ve değişik siyasetlerin, inanç gruplarının ve halkların ortaya getirdiği bu siyasi platformda yaratmaya çalıştığı siyasi güç, yalnız Türkiye'nin değil Ortadoğu'nun ve dünya barışının çok önemli bir güvencesi olacak. Demokratikleşmenin, insan haklarının savunulmasının önemli bir merkezi olacak. Stratejik bir öneme sahip bir adım atıyoruz ama henüz bütün bileşenlerimizde ve bütün gücümüzde bunu sağlamış mıyız hayır. Ama bunun çabası içindeyiz. Henüz bize katılmamış olan dostlarımız, demokrasi ve barış savunucusu olan siyasi hareket ve gruplar var. Onları da içimize almaya ve birlikte davranmaya çaba harcıyoruz. Dünya militarizminin dayatmaya çalıştığı insanların, inançların birbirini boğazladığı, halkların birbirine kırdırıldığı siyasete karşı gerçek insani değerleri oturtan halklarımızın yaşamını öne çıkaran, savaşlara son veren barış ortamında bir siyaset sahnesini hedefliyoruz ve bunu bütün dünya halklarına ve Ortadoğu halklarına layık buluyoruz. Savaşlar bitsin, yaşasın halkların kardeşliği ve yaşasın halkların eşitliği diyorum."



Pirsgirêka kurd bi hilbijartinê ve nayê girêdan - ANF

Hevserokê Konseya Rêveber a KCK'ê Cemîl Bayik, di nivîsa xwe ya vê hefteyê ya li rojnameya Azadiya Welat de bal kişand ser xemsariya dewleta Tirk a li pêvajoya çareseriyê û destnîşan kir ku pirsgirêka Kurd bi hilbijartinê ve nayê girêdan.

Bayik der heqê pêvajoya çareseriyê de ev nirxandin kir:

"Rêberê Gelê Kurd ji 1993’an vir ve ji bo pirsgirêka kurd di çarçoveya rêbazên demokratîk de bê çareserkirin lêgerîna xwe bênavber didomîne. Îxtîmleke kêm be jî dîsa daxwaza xwe di aliyê çareseriya demokratîk de bi kar tîne û di vî alî de pêngavên polîtîk dimeşîne. Herî dawî di sala 2012’an de rewşa siyasî ya Tirkiye, Kurdistan û Rojhilata Navîn nirxandibû û li gorî vê pêngava çareseriya demokratîk dabû destpêkirin. Ji bo çareseriya demokratîk agirbest  îlan kir, vîna vekişînê derxist holê û bi vî awayî derfeta çareseriyê da dewleta tirk. Ji bo di aliyê çareseriyê de gavê bavêjin bingehek çêkir.

Ji bo hikûmet û dewlet gavê bavêje gavên yekalî hatin avêtin. Fikirandina bi awayekî din tê wateya ku ti tiştekî ji polîtîkayê  fêm nekirine û kawikbûnê. Ne wisa bûya ma wê tevgera ku ev 40 sal in bênavber  têkoşînê dimeşîne gavên bi vî rengî bavêta? Divê her kes vê yekê bifikire. Jixwe ti lihevkirinek tine ye. Lê belê rastî û hewceyiyên polîtîk ên ku di têkoşîna 40 salan derketine holê hene.  Rêberê Gelê Kurd ji bo aliyên ku niyeta wan a çareseriyê heye bingeha çareseriyê ji wan re amade kiriye. Bi çareseriya polîtîkayê û kemilandina şert û mercên çareseriyê daniye holê. Niha jî dora bi cih anînana pêwîstiyan ketiye ser milê Tirkiyeyê. Rêberê Gelê Kurd şêweya çareseriya siyaseta demokratîk bi kar aniye. Dewleta tirk jî li gorî vê yekê divê ji bo çareseriya pirsgirêka kurd gavên pêwîst dikin bavêje.

Rêber Apo û Tevgera Azadiya Kurd her dem derfeta siyaseta demokratîk wekî pêwîstiyekê dîtine. Ji ber vê yekê gelek caran agirbest îlan kirine û gelek caran projeyên çareseriyê pêşkêş kirine. Lê belê heta niha bersivek erênî nedane vê yekê. Ger ku pirgirekek din a siyasî û civakî hebûya wê demê bi nêzîkatiyên maqûl wê bersiv bidana. Heta çiqasî giran be bila bibe pirsgirêkek neteweyî bûya wê demê teqez wê ji wê re çareseriyek bidîtana. Wextê ku pirsgirêka kurd dibe mijara vê yekê, çiqasî nêzîkatiyên maqûl û çareseriyê datînin holê jî dîsa çareser nakin. Sedema sereke ya vê yekê dewleta tirk her dem stratejiya ku di nava demê de kurdan tine bike meşandiye. Her çiqasî rêbaz, taktîk û polîtîkayên xwe biguherînin jî dîsa dest ji vê stratejiya xwe bernadin. Heta ku vê stratejiya xwe neguherînin çareserkirina pirsgirêka kurd ne pêkan e. Wisa xuya dike ku dewleta tirk bi polîtîkayên ku ew jî dizane nagihêje armanca xwe û bi vî awayî  xwe diqedîne. Dîsa jî dest ji vê stratejiya xwe bernade. Tiştê ku niha derketiye holê ev e. Her çiqasî Rêberê Gelê Kurd bi nêzîkatiyên xwe yên di cih de dixwaze dewleta tirk ji vê rewşa rizgar bike jî aliyê ku hêj polîtîkaya înkarê dimeşîne li ber xwe dide û her kesî bi vê polîtîkayê ber bi tunebûnê ve dibe. Niha heman tiştî bi serê pêngava çareseriya demokratîk a ku ji hêla Rêberê Gelê Kurd ve hatiye destpêkirin de tînin. 

Rêberê Gelê Kurd bi israr dibêje ku dafika kurdan hatiye çêkirin. Bi rastî tirk jî xistine nava vê dafika kurdan. Wan jî bi çaresernekirina pirsgirêka kurd ber bi tunebûnê ve dibin. Kurd hezar salên din jî derbas bibin dê li dijî tinekirinê li ber xwe bidin û bê Tirkiye xistine nava dafikek çawa êdî tê zanîn. Her çiqasî Rêberê Gelê Kurd dixwaze hem kurdan û hem jî tirkan ji vê dafikê rizgar bike jî ji aliyekî desthilatdarên tirk û ji aliyê din jî kurdên hevkar bi awayekî dilxwaz rola vê bêbextiyê dilîzin.

Kesên ku berjewendiya wan di çaresernekirina pirsgirêka kurdan de heye her dem hêviya ku wê karibin kurdan biqedînin didin dewleta tirk. Ji ber vê yekê hêzên desthilatdar ên Tirkiyeyê xwe nêzîkî polîtîkayên çareseriyê nakin. Her çiqasî çareserî hêsan be jî dîsa xwe ji çareseriyê dûr digirin. Tenê hesabê wan li ser tunekirina PKK û bi vê re jî tunekirina kurdan heye. Dixwazin vê derfeta dawî ya çareseriya demokratîk bi vî awayî binirxînin. Lê belê Tevgera Azadiya Kurd destûrê nade vê yekê. Wê bi sekn û nêzîkatiya xwe nîşanî dewleta tirk bide ku ev polîtîka wê herî zêde zirarê bide wê. Derketiye holê ku dewleta tirk ji zimanekî din fêm nake!

Divê dewleta tirk di demek kurt de gavê biavêje, bi avêtina gavên cidî niyeta xwe ya çareseriyê nîşan bide û derketina ji vê dafikê nîşanî her kesî bide, yan jî bi berxwedaneke xurtir a gelê kurd re rû bi rû bimîne. Ji ber ku bêçareserî ji bo dewleta tirk tê wateya polîtîkaya tasfiye û tunekirinê ye, ji bo kurdan jî tê wateya ji her demê zêdetir berxwedaneke xurtir.  

Baweriya ku Tevgera Azadiya Kurd tiştên ku ket ser milê wê bi cih aniye û bi awayekî maqûl û bi sebir tevgeriyaye derketiye holê. Fikra ku divê dewleta tirk gavên cidî bavêje derketiye holê. Êdî ne pêkan e ku bi paketên sergerandinê vê pêvajoyê bibin heta dema hilbijartinê. Pirsgirêkek wisa cidî bikin amûrê hilbijartinê îspata ku ji bo çareseriyê polîtîkaya wan tune ye. Wekî hin derdor her sal û her meh dibêjin ku hikûmet di vê demê de gavê navêje tu qîmeta vê gotinê tune ye. Ji ber ku ev 10 sal in vê gotinê dibêjin. Ger ku niyet hebûya ev pirsgirêk di 10 salan de wê 10 caran çareser bibûna."



HSM’den Erdoğan’a yanıt: Güçlerimiz görevlerini yerine getirmiştir - ANF

Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gerilla güçlerinin geri çekilmesiyle ilgili “Verilmiş sözler yerine gelmiş değil. Çekilme yüzde 20’lerde” açıklamasına tepki gösteren Halk Savunma Merkezi, “Güçlerimiz kararlılıkla süreç karşısında görevlerini yerine getirmiştir. Yapılan tespitler tamamen bir saptırmadır” dedi.

Türk hükümeti tarafından yapılan bu tespitin ya yanlış raporlar ya da bilinçli bir çarpıtma sonucu olduğunu belirten Navenda Parastina Gel (Halk Savunma Merkezi -HSM), geri çekilmeyi yapan bir kısım güçlerinin, Türk ve yabancı basın mensupları tarafından bizzat çekimleri yapılarak kayıt altına aldığına dikkat çekti.

Buna karşın Türk devleti ile AKP hükümetinin imha operasyonlarının durdurulması dışında hiçbir adım atmadığını belirten HSM, sürecin mimarı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uygulamalarda herhangi bir değişiklik olmadığı ve ikinci aşamanın gereklerinin yerine getirilmediğini kaydetti.

Erdoğan’ın geri çekilmeye ilişkin yaptığı açıklamalara yanıt veren HSM gerilla güçlerinin süreç karşısındaki görevlerini kararlılıkla yerine getirdiğini belirtti.

TEK BİR KURŞUN SIKILMADI

HSM’nin açıklaması şöyle:  “Kürt Halk Önderi Başkan Apo, 21 Mart Newroz günü halka ve kamuoyuna sunduğu tarihi deklarasyonla Kürdistan'da yeni bir süreç başlamıştır. Hareketimiz bu süreci olduğu gibi benimsemiş, pratik gereklerini yerine getirme kararı almıştır. KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı'nın bu temelde açıkladığı ateşkes kararına Halk Savunma Güçleri olarak harfiyen uymuş ve o tarihten bu yana güçlerimiz tarafından Türk ordusuna ve güvenlik kuvvetlerine karşı tek bir mermi sıkılmamıştır. Aynı biçimde, 25 Nisan tarihli basın toplantısında açıklanan geri çekilme kararına da güçlerimiz harfiyen uymuş ve uygulama süreci devam etmektedir.

Büyük bir çaba, emek ve kararlılıkla yürütülen geri çekilme sürecinin inkar edilmesi ve çarpıtılması, herşeyden önce, gösterilen bu emeğe ve çabaya bir saygısızlıktır. Türkiye Başbakanı Erdoğan, yaptığı son açıklamada güçlerimizin çekilme kararına uymadığını, yüzde 20 civarında bir gücün geri çekilme yaptığını, bunların da kadın, yaşlı ve hasta kişilerden oluştuğunu söylemiştir. Bu, ya yanlış rapor ve bilgilendirmeler sonucu yapılmış bir tespittir veyahutta bilinçli bir biçimde yapılan bir çarpıtma söz konusudur. Çünkü doğru değildir. Kaldı ki geri çekilmeyi yapan bir kısım gücümüz, Türk ve yabancı basın mensupları tarafından bizzat çekimleri yapılarak kayıt altına alınmıştır. O kayıtlardan da anlaşılacağı gibi, yapılan tespitler tamamen bir saptırmadır.

Güçlerimiz sürecin başarısı için üzerine düşenleri büyük bir dirayet, kararlılık ve fedakarlıkla bugüne kadar yaptı, bundan sonra da yeni bir kararın olmaması durumunda gereğini yapmaya devam edecektir. Ancak imha operasyonlarının durdurulması dışında hiçbir adım atmayan Türk devleti ve AKP hükümeti, bu sürecin mimarı olan Önder Apo'ya dönük uygulamalarında da herhangi bir değişiklik yapmamıştır. İkinci aşamanın gereklerini yerine getirmeyen AKP hükümeti, şimdi de, çaldığı minareye kılıf arama çabasına girmektedir. Belirttiklerinin gerçeklerle hiçbir alakası yoktur.”


Cenevreya bê Kurd! - Yeni Özgür Politika

Endama Desteya Bilind a Kurd Îlham Ehmed diyar kir ku hin alî ji bo gelê Kurd nûnertiya xwe di Kongreya Cenevre ya 2’emîn de nekin di nava hewldanan dene.

Têkildarî mijara Kongreya Cenevreya 2’emîn ku dê ji aliyê Rûsiya û Amerîka ve bê lidar xistin, Endama Desteya Bilina a Kurd Îlham Ehmed ji ANHA’yê re axivî.  Ehmed, diyar kir ku Desteya Bilind a Kurd di nava hewldanan de ye ku, bi awayekî serbixwe beşdarî Kongreya Cenevrê bibin û diyar kir ku tevlîbûna Kurdan a di nava Koalaîsyonê de xeteriyekê mezin li ser hebûna Kurdan çêdike.

Li ser pirsa ger hate gotin Kurd di nava koalîsyonê de dê beşdarî kongreyê bibin an beşdar nabin Ehmed wiha got: ‘‘Çi civîna ku li ser rewşa Sûriyeyê bê lidar xistin û pirsgirêka Kurd têde neyê nîqaş kirin dê bi ser nekeve.”
Derbarê mijarên ku dê di kongreyê de pêşniyar bikin Ehmed ev tişt got: ‘‘Ger Desteya Bilind di Kongereya Cenevrê de beşdar bû, em ê mijarên wekî rewşa herêmên Kurdî yên ku zêdeyî 2 salane ji destê rêjîma Baas hatine rizgarkirin û rêveberiya hevbeş a di navbera hemû pêkhateyên herêmê de pêşniyar bikin û nîqaş bikin.’’

Muxalefet nikare rêveberiyê bike

Derbarê sedema paşdexistina kongreyê û hin aliyên ku behsa mijara perçebûna Sûriyeyê dikin, Endama Desteya Bilind a Kurd Îlham Ehmed diyar kir ku, meseleya parçekirina Sûriyeyê ji gelek aliyan li paş perdeyê tê nîqaşkirin û wiha dom kir: ‘‘Kongre hîn nehatiye lidarxistin, ji ber vê yekê em nikarin bibêjin ji ber vê sedemê kongre hatiye paşdexistin. Ya rast parçekirina Sûriyeyê ne tiştekî hêsane û ev yek girêdayî belavbûna netewî ya li ser xaka Sûriyeyê, ya din hêzên muxalefetê heta niha nikare rêveberiya Sûriyeyê bike.  Em wek Desteya Bilind parçebûnê qebûl nakin û ev yek ne raste.’’

Muxalefeta esasî Kurd in

Îlham Ehmed derbarê herêmên Kurdî de da zanîn ku, gelê Kurd heta niha îspat kirine ku ew dikarin bi awayekî serkeftî rêveberiya herêmên xwe bikin û ev tişt anî ziman: ‘‘Paşguhkirina gelê Kurd di Kongreya Cenevreyê de, dê bibe kopyayek ji kongreya Cenevreya yekem. Her wiha wê bibe kopyek ji civînên Qahîra û civînên din ên ku derbarê Sûriyeyê de hatin lidarxistin. Serkeftina kongreyê vedigere tevlîbûna muxalefeta Kurd, ji ber ku ew muxalefeta herî rêxistinkirî di Sûriyeyê de ne.”
Îlham Ehmed derbarê  êrîşên komên çete yên li dijî herêmê Rojavayê Kurdistnê de jî wiha axivî: ‘‘Êrîşên wan koman li dijî hebûna gelê Kurde, ji ber vê yekê gelê Kurd bi hemû hêza xwe li dijî van êrîşan derdikeve. Lê hin partî û aliyên Kurd li gorî berjewendiyên xwe yên kesayetî û partiyî nêzî wan komên çete dibin. Pêwîste hemû alî şerên xwe li ser erdê rawestînin û  pirsgirêkên heyî di riya dîalok û gotûbêjan bêne çareserkirin. ‘‘


Çetelere geçit yok - Yeni Özgür Politika

YPG, son bir ay içerisinde çeteler ile YPG savaşçıları arasında yaşanan çatışmaların bilançosunu açıkladı. Çatışmalarda 800’ü aşkın çete mensubunun öldürüldüğü kaydedildi. YPG, hafta sonu yaşanan çatışmalarda da 77 çete elemanının öldürüldüğünü bildirdi.

Halk Savunma Birlikleri (YPG), dün ve önceki gün yaşanan çatışmalarda 77 çete üyesinin öldürüldüğünü, 5 Kürt savaşçısının hayatını kaybettiğini duyurdu. Çatışmalar Girê Sipî, Kobanê ve Serêkaniyê'de dün de devam etti. Çetelerin üs olarak kullandığı Ebu Raseyn ise çetelerden kurtarıldı.

YPG Basın Merkezi, El Kaide'ye bağlı El Nusra Cephesi, Irak Şam İslam Devleti ile YPG güçleri arasında dün ve önceki gün yaşanan çatışmaların bilançosunu açıkladı. YPG açıklamasında, Kürtlere saldırıda bulunan çeteler arasında Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) ait birliklerin de yer aldığını duyurdu.
YPG açıklamasında, en şiddetli çatışmaların Kobanê ve Serêkaniyê alanlarında yaşandığı, diğer alanlarda da çatışmaların olduğu belirtildi. Önceki gün sabah saatlerinde El Kaide’ye bağlı çetelerin Til Xelef ile Muşrafav köylerine yönelik bir saldırı gerçekleştirdikleri, YPG birliklerinin her iki alanda da karşılık vermesi üzerine yoğun çatışmalar yaşandığı bildirildi.  YPG, çetelerin Türkiye ile sınır kapılarını ele geçirmek için tank ve ağır silahlar eşliğinde bir saldırı gerçekleştirdiğini, yaşanan şiddetli çatışmaların dün de devam ettiğini kaydetti. Çatışmalarda şimdiye kadar 62 çete üyesinin öldürüldüğü, 4 YPG savaşçısının da hayatını kaybettiği belirtildi. 
YPG Basın Merkezi, Kobanê nin batısında da YPG ve Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) ile çete grupları arasında 17 ve 18 Ağustos'ta çatışmalar yaşandığını, 15 çete elemanının öldürüldüğünü, 1 YPG savaşçısının da hayatını kaybettiği bildirildi.

4 savaşçının kimliği

Açıklamaya göre, Serêkaniyê'de yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden 4 Kürt savaşçısının kimlikleri ise şöyle: 1994 Kobanê doğumlu Şêrîvan Qarî, 1986 İstanbul doğumlu Çağdaş Kaya, 1985 Serêkaniyê doğumlu Mihemed Qedo ve 1988 Serêkaniyê doğumlu Ebdureûf Temo.

Gece boyu çatışma

YPG güçleri ile El Kaide’ye bağlı çeteler arasında Serêkaniyê çevresinde başlayan çatışmalar önceki gece saat 22.00 sıralarında yoğunlaşarak, dün sabah saatlerine kadar devam etti. Yerel kaynaklar, Til Xelef yolu üzerinde yaşanan çatışmalarda mevzilerin YPG'nin eline geçtiğini, çetelerin ağır kayıplar vererek geri çekildiğini bildirdi.
Çetelerin Cuma günü çoğu Êzidî Kürtlerden oluşan Esediyê Köyü'ne de saldırıda bulunduğu, köylülerin saldırıya karşılık vermesi üzerine çatışma çıktığı belirtildi. Çıkan çatışmada Murad Seydo adlı sivil yaşamını yitirirken, ismi öğrenilemeyen bir sivil de yaralandı.

Girê Sipî ve Kobanê'de sürdü

Çeteler dün saat 02.00'da Kobanê kentine bağlı Dugurman Köyü'ne de saldırı düzenledi. YPG güçlerinin karşılık vermesi üzerine yaşanan çatışmalar dün de sürereken, çatışmaların sonuçları öğrenilemedi.
Girê Sipî'ye (Til Ebyad) bağlı Camis ve Çelebê Köyleri'nde konumlanan çeteci gruplar, Kürt köylerine top atışlarında bulundu. Kendal Köyü’ne isabet eden toplar maddi zarara yol açtı.

Ebu Raseyn kurtarıldı

Çetelerin önceki gün Serêkaniyê’ye saldırı düzenleyerek ağır kayıp vermeleri ardından, YPG güçleri Til Temir bölgesinde operasyon başlattı. Dün öğle saatlerine kadar devam eden operasyon sonucu Serêkaniyê ile Til Temir arasında bulunan, Arapların çoğunlukta yaşadığı Ebu Raseyn kasabası çetelerden kurtarıldı. Çetelerin Ebu Raseyn'i saldırıları için üst alan olarak kullandıkları belirtildi.
YPG’ye yakın kaynaklar, çatışmalarda en az 32 çete mensubunun öldüğünü, 2 askeri aracın da kullanılmaz hale getirildiğini söyledi. Çatışmalarda bir YPG savaşçısının da yaşamını yitirdiği kaydedildi.
Çetelerden kurtarılan Ebu Raseyn çevresindeki köylerde ise yer yer çatışmaların devam ettiği bildirildi. 

YPG’den aylık bilanço: 800 saldırgan öldürüldü

Halk Savunma Birlikleri (YPG), El Kaide bağlantılı çetelerin Temmuz ortasında başlattığı saldırılar ardından yaşanan çatışmaların bir aylık bilançosunu açıkladı. Buna göre 800’ü aşkın çete mensubu öldürülürken, 80’e yakın YPG savaşçısı hayatını kaybetti, 700 Kürt sivil kaçırıldı.
YPG Basın Merkezi, Batı Kürdistan’ın genelinde son bir ayda yaşanan çatışmaların bilançosunu bir basın açıklaması ile duyurdu. YPG, yerel gazetecilerle birlikte Tirbespiyê, Çilaxa ve Girkê Legê bölgelerinde yaptığı gezi ardından, Girkê Legê’de basın toplantısı düzenledi. YPG Basın Merkezi sözcüsü Rêdûr Xelil, son bir ay içinde yaşanan çatışmalarda sadece El Kaide bağlantılı Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ve El Nusra Cephesi değil, Özgür Suriye Ordusu’ya (ÖSO) bağlı bazı taburlar ile Azadi Partisi’ne bağlı Azadi Taburu gibi küçük bazı Kürt gruplarının da yer aldığını söyledi.

80 Kürt savaşçı yaşamını yitirdi

16 Temmuz-16 Ağustos arasında yaşanan çatışmalarda 800’ü aşkın El Kaide ve ÖSO üyesinin öldürüldüğünü ve yüzlercesinin yaralandığını belirten Xelil, ayrıca çok sayıda araç ve cephaneye el konulduğunu kaydetti. Xelil, bu çatışmalarda 80 YPG savaşçısının hayatını kaybettiğini belirtti.

700 sivilin akibeti bilinmiyor

Xelîl, ellerine ulaşan bilgilere göre Halep’in Til Aran ve Til Hasıl beldeleri ile Azzaz bölgesinde onlarca Kürt sivilin katledildiğini, ancak net bilgilere ulaşamadıklarını ifade etti. Xelil,  El Nusra ve ÖSO çetelerinin insanları kimliklerine göre alıkoyarak, bilinmeyen yerlere götürdüğünü kaydetti.  YPG sözcüsü Xelil, 700 sivil Kürdün kaçırıldığını ve akibetlerinin bilinmediğini belirtti.

'ÖSO tavrını netleştirmeli'

ÖSO’dan El Kaide bağlantılı grupların saldırıları karşısında tavrını netleştirmesini isteyen Xelil, bugüne kadar Kürtlere yönelik saldırılar karşısında ÖSO’nun sessiz kaldığını hatırlattı. Bununla birlikte ÖSO’ya bağlı çok sayıda taburun El Nusra ile birlikte Kürtlere saldırarak sivil katliamlar gerçekleştirdiğini vurgulayan Xelil, ele geçirdikleri belgelerde Azadi Partisi’ne bağlı Azadi Taburu’nun da Kürtlere yönelik katliamlara bulaştığı ve El Nusra’nın yanında Kürtlerle savaştığının ortaya çıktığını vurguladı.


ŞÜPHELİ PAKET! - Özgür Gündem

Erdoğan’ın bugünlerde açıklaması beklenen ve çözüm sürecinin 2. aşaması için hazırlanan ‘Demokratikleşme Paketi’ne yönelik, KCK Genel Başkanı Öcalan’ın ‘Tek taraflı yapılan paketler çözümü derinleştirmez’ uyarısının ardından Akil İnsanlardan da tepki geldi

PAKET RAPORLARIMIZI İÇERMELİ

Akil İnsanlar Heyeti’nden Prof. Dr. Mithat Sancar, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve TUHAD-FED Genel Başkanı Zübeyde Teker, ‘Hükümetin görevi atılması gereken adımı atmak, bizim raporlarımızın talepleri bunun için yol gösterici’ dedi

YOL HARİTASINI GÖRMENİN ZAMANI

‘Hükümetin artık ne yapmaya niyetlendiğini görmenin zamanı’ diyen Prof. Dr. Mithat Sancar, “Öcalan’a kamuoyu ile  iletişim imkanı tanınmalıdır. Öcalan doğrudan kamuoyunu bilgilendirmeli, Kandil ve Avrupa ile iletişim imkanları bulabilmeli” dedi
 
Paket var demokratikleşme meşkuk!

Başbakan Erdoğan’ın çözüm sürecinin ikinci aşaması için bugünlerde açıklaması beklenen ‘Demokratikleşme Paketi’ne yönelik, KCK Genel Başkanı Abdullah Öcalan’ın “tek taraflı hazırlanan paketler çözümü derinleştirmez” uyarısının ardından Akil İnsanlardan da tepki geldi. Erdoğan’ın açıklamalarını değerlendiren ve Akil İnsanlar Komisyonu’nda yer alan Prof. Dr. Mithat Sancar, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve TUHAD-FED Genel Başkanı Zübeyde Teker hükümetin çözüm sürecine yaklaşımını ve Erdoğan’ın negatif mesajlarını değerlendirdi.

Niyetini açıklasın

Prof. Dr. Mithat Sancar, hükümetin bir an önce demokratikleşme paketini açıklamasının gerektiğini belirterek, “Paketi artık görmek gerekiyor. Nasıl bir demokratikleşme takvimi öngörülüyor; ya da takvim var mı, bunlar bilinmiyor. Bir reform var mı yoksa belli bir alanı kapsayan düzenlemeler mi içeriyor. Raporlarımızı gerçekten dikkate alacaklarsa kapsamlı bir demokratikleşme paketi hazırlamaları gerekiyor. Bu paketten sonra ikinci adım atılacağına dair beyanlar, işaretler gelirse, ancak o zaman önemsenebilir. Hükümetin artık ne yapmaya niyetlendiğini görmemiz lazım. Aşamaların belirlendiği bir yol haritasının hükümet tarafından, sürecin yalpalamaması için ortaya konması gerektiğini düşünüyorum” dedi. Sancar son olarak, demokrasi güçlerinin de, reformların olması için daha aktif çaba harcamasını istedi. Sancar, Öcalan’ın koşullarının da sürece uygun hale getirilmesi gerektiğini belirterek, “Öcalan’ın sadece BDP heyetiyle ya da akrabalarıyla görüşmesi yetmez. Kamuoyu ile çeşitli yöntemlerle iletişim imkanı kendisine tanınmalıdır. Öcalan doğrudan kamuoyunun bilgilenmesini sağlayabilmeli, Kandil ve Avrupa ile iletişim imkanları bulabilmeli” dedi.

Beklentileri karşılansın

İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da, hükümetin sürece yaklaşımını eleştirerek, “Hükümet atması gereken adımlar noktasında çok yavaş davranıyor ve bir türlü adım atmıyor. Akil İnsanlar’ın raporlarına baktığımızda halkların tamamı savaşın bir an önce bitmesini ve sorunların demokratik zeminde çözümünü istiyor; yeni anayasa ile ve seçim barajının düşürülmesi ile Ana dilde eğitim ve öğretimi de toplum hak olarak görüyor ve ülkeyi bölmeyeceğini düşünüyor. Halk meclisin önünde, özellikle AKP’nin çok önünde” dedi. “Demokratikleme paketi” ile ilgili de konuşan Türkdoğan, “3. ve 4. yargı paketlerinde gördüğümüz gibi kısmi bir çalışma olacaksa, bu, beklentileri karşılamaktan uzak olacaktır” dedi. Türkdoğan, AKP’nin çözüm sürecine dar siyasi kalıplarla yaklaştığını belirterek, hükümetin bölgesel gelişmeleri kavrayamadığını vurguladı. Türkdoğan, şunları ekledi: “Sonbahar ile birlikte ne olacaksa olacak; anayasa ya da demokratikleşme paketi... Hükümetten raporlarımıza uygun adımlar atmasını istiyoruz. Eğer beklentileri gerçekten karşılayamaz bir paket ile karşılaşırsak hükümete görevlerini hatırlatmaya devam edeceğiz.”
 
Restleşmeyi bırak adım at

TUHAD-FED Genel Başkanı Zübeyde Teker de, Başbakan’ın çözüm süreciyle ilgili toplumu geren açıklamalar yaptığını belirterek, “Hükümetin şimdiki görevi atılması gereken adımları atmak; restleşme değil. Raporlarımızın ana talepleri; demokrasi ve kalıcı barıştı. Bunun için yapılması gerekenler arasında siyasi tutsakların serbest bırakılması ve anadil konusu ana maddeler içindeydi. Bu talepleri reddederek demokratikleşmeye dönük çalışma yapıldığını ifade etmek gerçekçi değil” diye konuştu. Teker şöyle konuştu: “Atılması gereken adımlara dair ertelemeci, gerekçelendirici yaklaşımlar içinde olmak sürece yaklaşımın samimiyetine gölge düşürür. Sorumlu siyasetin gereklilikleri nettir. Başlatılan süreci çıkarcı yaklaşımla ele alarak süreci çıkmaza sürüklemek içinde bulunduğumuz Ortadoğu kaosunda kaybedişlere ve büyük felaketlere gebedir. Bunu gören bir yerden en hızlı şekilde iç sorunlarını çözmek ve kalıcı barışı sağlamak hükümetin görevidir.”


Di şerê 48 saetan de: 77 çete hatin kuştin - Azadiya Welat
 
Navenda Çapemeniya YPG’ê diyar kir ku di pevçûnên 48 saetan de 77 çete hatine kuştin û 5 şervanên YPG’ê jî şehîd ketine. YPG’ê aşkera kir ku di êrîşên çeteyan de Artêşa Azad jî cihê xwe digire

Navenda Çapemeniya YPG’ê bîlonçoya şerê 48 saetên dawî ku di navbera hêzên YPG’ê û çeteyên Dewleta Îslamî Iraq û Şam/El Nusra de li rojavayê Kurdistanê rû dane, bi daxuyaniyekê aşkera kir.
Di daxuyaniyê de hat diyarkirin ku pevçûnên di navbera hêzên YPG/YPJ’ê û çeteyên ku di nava wan de komên Artêşa Azad jî hene, 48 saet domiyaye. Di daxuyaniyê de hat destnîşankirin ku pevçûnên herî dijwar li herêma rojavayê Kobanê û Serêkaniyê pêk hatine û li qadên din jî pevçûn dem bi dem dewam dikin.
Di berdewama daxuyaniyê de hat bibîrxistin ku pêr di saetên sibehê de çeteyên El Nusrayê ji aliyê bajaroka Til Xelef û gundê Mişrafa ve  êrîş pêk anîne, lê şervanên YPG’ê jî li her du aliyan bersiv dane êrîşên çeteyan. Di daxuyaniyê de hat gotin ku çete bi armanca deriyê sînor bi dest bixin, di êrîşê de çekên giran û tang bi kar anîne, lê bi ser neketine.
Di daxuyaniyê de hat diyarkirin ku di van pevçûnan de 62 êrîşkar hatine kuştin, 4 şervanên YPG’ê jî şehîd ketine.
 
LI GUNDÊ KOBANÊ ŞER

YPG’ê têkildarî pevçûnên li rojavayê Kobanê de jî daxuyanî da û ev tişt hat gotin: “Li gundên rojavayê Kobanê jî pevçûnên di navbera şervanên YPG/YPJ û komên çete de didomin û di encama pevçûnên 48 saetên dawî yên li vê herêmê de 15 çete hatin kuştin.
Her wiha şervanekî YPG’ê jî li vê herêmê şehîd ket. YPG’ê aşkera kir ku li gelek cihên cuda şer û pevçûn hêj didomin.
Di dawiya daxuyaniyê de nasnameyên şervanên YPG’ê yên şehîd ketin jî hatin aşkerekirin.
Nasnameyên şervanên YPG/YPJ’ê wiha ne:
Şêrîvan Qarî (Şîlan Kobanê) di sala 1994’an de li gundê Yarmaz a Kobanê ji dayik bûye.
Çagdaş Kaya (Hemza) di sala 1986’an de li Stenbolê ji dayik bûye. Li Serêkaniyê dijiya û zewicandîbû.
Mihemed Qedo (Amed) di sala 1985’an de li Serêkaniyê ji dayik bûye.
Ebdureûf Temo (Leheng) di sala 1988’an de li Serêkaniyê ji dayik bûye. Endamên Kordînasyona Tevgera Ciwanên Şoreşger e û piştî êrîşan di refên YPG’ê de di eniya parastinê de cih digirt.


TEV-DEM: Êrîşên çekdarî, ambaro û vekirina riya koçberiyê bi heman armancê ne - ANHA

Desteya Rêveber a Tevgera Civaka Demokratîk (TEV-DEM) dazanîn ku êrîşên komên çekdar, girtina deriyên sînor ji aliyê Tirkiyê û Serokatiya Başûrê Kurdistanê dikevin çarçoveya planên li dijî Rojava û bi armanca valakirina heremê pêk tên. TEV-DEM’ê da zanîn ku têkçûna şoreşa li Rojava tê wateya têkçûna hemû kurdistanê û bang li gelê kurd kir, bi haydarî li dijî planan tên meşandin tevbigerin.

Têkildarî êrîşên komên çekdar û ambargoya li ser Rojava ji aliyê Tirkiyê û Serokatiya Başûrê Kurdistanê û vekririna deriyê Sêmalka ji koçberiyê Desteya Rêveber a TEV-DEM’ê daxuyaniyek niviskî weşand.

Di daxuyaniyê de hete bibîrxistin ku êrîşên li dijî Rojavayê Kurdistanê  di 16’ê Tîrmehê ji Serêkaniyê destpê kirine û li Rêmêlan, Efrîn û Kobanê jî belav bûne, mezintirîn êrîşa li dijî herêmên bi ewle yên Rojavayê Kurdistanê ne. Di daxuyaniyê de hate destnîşan kirin ku ev êrîş bi awayekî plankirî ji hêzên ku li dijî şoreşa Sûriyê tevdgerin pêk hatiye. Van hêzên bi armanca têk birina vîna gelerî ku di herêmê de hatiye avakirin êrîşî pêk anîne.

Di berdewama daxuyaniyê de hate gotin ku ev demeke herêmên kurdî di bin ambargoya aborî de jiyan dike û ev tişt hate gotin; “Ev demek dirêje ku herêmên Rojava di nava ambargoyê de ye û hikumeta Tirkiyê  û hikumeta Başûrê Kurdistanê sînorên xwe asê kirine. Li heremê yên Sûriyê din jibo komên çekdar tu wateya sînoran ne maye, bi wesayîta çek ji wan re tê şandin û bi milyar dolar jibo wan tê xerc kirin. Di heman demê de li herêmên kurdî riya alîkariya tê girtin û ev herem, ji alîkariyan bê par maye. Deriyên sînor ji bo alîkariyan hatine girtin, da ku gelê herêmê neçarî koçberiyê bibe.”

Di daxuyaniyê de hate destnîşan kirin ku ev siyaseta li dijî Rojava bi awayekî plankirî pêk hatiye û gelek hêzên li dijî şoreşa Sûriyê tê de cihê xwe digirin. Di daxuyaniyê de hate gotin ku di nava van hêzên ku li dijî şoreşa gelê Sûriyê tev digerin aliyên kurd ku serokatiya Herêma Kurdistanê nûnertiya wê dike jî heye û Ev tişt hate gotin: ‘‘ Ambargoyê aborî û lojîstî ya li ser gelê Rojavayê Kurdistanê bi armanca birçîkirin û hesabdayînê û piştre gelê herêmê neçarî koçberiyê pêk hatiye. Girtina deriyê Sêmalka bi vî awayî dem dirêjî û vekirina wî ji bo koçberiyê bi armanca valakirina herêmên kurdî pêk hatiye.’’

Di berdewama daxuyaniyê de hate gotin ku êrîşênê komên çekdar ên li dijî Rojavayê Kurdistanê ku bi çekên giran pêk tên, komkujiyên li dijî kurdên Til Eran û Til Hasil pêk hatiye û hîn didome. Ev êrîşan armanca wan valakirina herêmên kurdî  pêk hatine û ji wê yekê jî tê armanc kirin ku heremê ji şêniyên Kurd bê valakirin. Di daxuyaniyê de hate destnîşan kirin ku pêşniyara Serokatiya Herêma Başûrê Kurdistanê a ji bo komîteya lîkolînê a derbarê komkujiyên li dijî kurdan de dikeve çarçoveya gumana rastiyan pêk hatiye û ev tişt hate gotin “Tevî ku hin şahidên komkujiyan niha ji heremên xwe koçber bûne û niha li Herema Başûrê Kurdistanê ne, her wiha piraniya hêzên navnetewî komkujî şermezar kirin. Israra avakirina komîteya bi navê lîkolînê, rewa kirina komkujiyan ne.”

Di daxuyaniyê de hate hemû kiryarên li dijî şoreşa gelê kurd û Sûriyê hate şermezarkirin û bang li serokatiya Herêma Başûrê Kurdistanê hate kirin da ku li kêleka şoreşa gelê kurd û Şoreşa Sûriyê bisekine.”

Di dawiya daxuyaniyê de hate gotin ku pêwîste hemû gelê kurd baş bizane ku têkçûna gelê Rojavayê Kurdistanê, tê wateya têkçûna kurdên perçeyên din ên Kurdistanê û ev tişt hate gotin; “ Êrîşên li dijî Rojava ne li dijî pariyekê ye, li dijî îradeya hemû gelê kurde. Banga me ji bo hemû gelê kurd da ku bi haydarî nêzî lîstokan tevbigerin û welatê xwe ji bo kesên biyanî nehêlin û bi yek dengî li dijî hemû siyasetan înkar û tune kirinê derkevin.”


Tarihi ağıtlarla dengbejlik sanatı - JINHA
 
Tarihte yaşanan olayları ağıt yakarak günümüze taşıyan dengbejlik sanatını icra eden Feleknaza Amedé yaptığı dengbéjlik sanatıyla kadınlardan büyük takdir aldığını ifade ederek Kürt tarihinde büyük önem taşıyan dengbéjliği bir sonra ki kuşaklara taşıyacağını ifade etti.

Yazının olmadığı dönemden bu yana büyük önem taşıyan Dengbejlik Kürtler için önemli bir mirastır. Kürt tarihini sözlü edebiyat türü olan dengbejlikle bu günlere kadar getiren bilge ozanlar, dengbejler,  yaşam tarzını, savaşı, sevgiyi ve aşkı belleklerinde tutarak köy meydanlarında toplanan halka sözlü ve ritmik ezgilerle aktarırlardı. 20. yy’la kadar varlığını önemli bir şekilde koruyan bu kültür mirası dengbejlik sanatı yaşamımıza yazıyla beraber elektronik aletlerin girmesiyle etkisini yitirmeye başladı. Dengbéjliği Erivan radyosunda dinlediği dengbéjlerle öğrendiğini söyleyen dengbej Feleknaza Amedê, “Dengbéj olmak tarih olmaktır” dedi.

‘Erivan radyosu dengbéjliği sevdirdi’

Erivan rodyosuyla başlayan dengbejlik sevgisinden söz eden Feleknaza Amedê, “Çocukluğumdan beri hayalimde hep dengbéjlik yapmak vardı.1960 ve 1966 yılları arasında Erivan radyosu vardı. O zamanlarda saat 6’da bir saatlik Kürtçe şarkı yayınlama dilimi vardı. Bizde köydeydik işlerimiz güçlerimiz vardı o saatte pek şarkıları dinleyemiyorduk. Bazen fırsat bulup şarkıyı dinlemek için koşardık. Meryem Xan, Arifé Cıziré, Kawis Axa vardı bu sanatçıları dinleyip büyüdük. Dengbéjler şarkı söyledikleri zaman çocuk olmama rağmen beni çok etkiliyordu” diyerek duygularını dile getirdi.

‘Dengbéjliği kadınlar çıkardı’

“Çocuk beyni boş kasetlere benzer “ diyen Feleknaza Amedê, “Bende çocukken radyoda söylenilen tüm dengbéj şarkıları beynime kayıt ediyordum. Diyebilirim ki dengbéjliği kadınlar çıkarmış. Fakat kadınlara sürekli şarkı söylemek günahtır, ayıptır diyerek kadınlar korkutularak bastırıldı. Kürdistan’ın tarihinde televizyon, radyo, gazete ve internet yoktu. Kürtlerin başına gelen tüm olayların tarihte kaybolmamasının nedeni dengbéjler sayesindedir. Kürtlerin tarihini bu güne kadar korumuşlardır. Dengbéjlik bana göre çok değerli ve önemli bir şeydir. Çünkü her şeyi beyninde kayıt ediyor, yazıya dökmüyor” şeklinde ifadelere yer verdi.

‘Dert olduğu zaman dil kendiliğinden o acıyı söyletiyor’

Feleknaz dengbéjliğin nasıl meydana geldiğini şu cümlelerle anlattı: “Dengbéjlik savaş olduğunda, insanlar öldürüldüğünde, kızlar ve erkekler aşık olup birbirine kavuşamadıklarında, kocası asker olup askerde öldürüldüğünde, oğlu veya kızı öldürülen anneler tarafından yüreklerindeki acıları dışarıya vurmak için söylenilmiştir. Yani kadınlar hayatlarının her alanında yüreklerindeki acıları dindirmek için dengbéj şarkılar söylerdi. Dert olduğu zaman dil kendiliğinden o acıyı söyletiyor. Erkekler ise kadınların söylemesine izin vermiyordu erkeklere ses gitmesin, ayıptır, günahtır deniliyordu.  Erkeklere ses giderse cehennemde yanarsınız deyip korkutuluyordu kadınlar.Bundan dolayı kadınlar da korkup söylemiyordu.

‘Çok büyük tepkilerle karşılaşıyorduk’

 “Eskiden düğünlerde müzik ve çalgı türü şeyler yoktu.  Köyler de düğünler olurdu” diyen Feleknaz,  üç gün, bazen de on gün süren düğünlerde dengbejlik yaptığını söyledi. İlk dengbejlik yaptığı yıllarda toplumun algısı yüzünden tepki aldığını ileri süren Feleknaz, “ Bizim şarkı söylememize izin verilmiyordu. Sonradan fark ettiler kadınların sesi daha güzel, daha ince ses etmemeye başladılar ve izin verdiler. Artık erkeklerle karşılıklı şarkı söyleyip birbirimize karşı atışmalarda bulunuyorduk. Gelini kınalayıp, düğün evine götürene kadar şarkılarımızı söylüyorduk” diyerek şimdi ki düğünlerinde eski gelenek ve göreneklere uygun yapılması gerektiğini söyledi.

‘Kadının olmadığı ortam yapraksız ağaç gibidir’

Kadının toplumdaki yerini ve önemini vurgulayan Feleknaz ,“Kadınlar girdiği her toplumu her ortamı şenlendirip renklendiriyorlar. Kadının olmadığı bir ortama baktığın zaman yapraksız ağaç gibidir. Newroz olsun, miting olsun, yas olsun, eğlence olsun kadının olması ayrı bir renktir. Hiçbir şey kadınsız yürüyemez” şeklinde ifadeleri kaydetti.

‘1994 te hem babamın, hem de kayınpederimin evini yaktılar’

Zorunlu göç ile beraber Diyarbakır’a göç etmek zorunda kaldıklarını belirten Feleknaz,  o günleri şöyle anlattı: “1994 te hem babamın hem de kayınpederimin evini yaktılar. Herkes göç etmek zorunda kaldı. Biz de herkes gibi Muş’tan Amed’ e geldik. Göç eden herkes çok zor durumdaydı, çoğu dört duvar arasındaydı. İşsiz, güçsüzdü. Kadınlar o zaman da erkeklerden daha cesaretli, daha güçlü ve daha toparlayıcıydılar. Kadınlar pamuğa gittiler çapaya gittiler temizliğe gittiler çalışıp çabalayıp çocuklarını okutup, onlar gibi acı çekmelerini istemediler.”

Feleknaz, dengbéjliğe nasıl başladığı yıllardan söz ederek,  “Diyarbakır’da Halkın Demokrasi Partisi kuruldu. Partiye girdik. Kongrelere gittim, programlara katıldım. Kongrelerde dengbéj şarkılarını söylüyordum. Arkadaşlar sesimin güzel olduğunu, dengbéjlik yapmam gerektiğini söylediler. Halkta sesimi beğenince,dengbéjlik yapmaya karar verdim. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi dengbéj programları hazırladı. O programlara katıldım böylece dengbéjliğe başladım. Bismil ‘e, Kızıltepe’ye Viranşehir’e gittim.  2005’te de Paris’teki kadınlar beni Paris’e davet etti. Orda dengbéj şarkılarımı söyledim ve çok beğenildi” dedi.

25 erkeğin içinde 1 kadın

Yedi yıldır Diyarbakır Büyükşehir belediyesine bağlı çalıştığını ve 25 erkeğin içinde tek başına kadın olduğu ifadelerini kaydeden Feleknaz, “ Eminim 25 kadının içinde bir erkek olsaydı asla dayanmazdı, arkasına bakmadan kaçardı. Ama bir bayan olmama rağmen kendimi onların yanında çok güçlü hissediyorum” ifadesinde bulundu.

‘Kültürümüz ve tarihimiz kaybolmasın’

Dengbéj söyleyebilen kadınlara çağrıda bulunan ve dengbéj kültürünü Kürtlerin örf adetlerine uygun olarak ileriye taşıyacağını söyleyen Feleknaz, “Gelin birlikte sırt sırta verip bu kültürü ilerletelim. Bu kültürümüz ve tarihimiz kaybolmasın.Üç dört kadının daha gelip benimle dengbéjlik yapmasını istiyorum. Kadın ne kadar fazla olursa, o kadar etrafını renklendirir ve şenlendirir. Birbirimizden güç alıp daha güzel çalışmalar ortaya çıkarabiliriz” ded,.

Feleknaz son olarak gençlerden ricasının Kürdistan tarihindeki dengbéj kültürüne yakın olmaları ve bu kültürü geleceğe taşımaları gerektiğini dile getirerek sözlerine son verdi.


Zürih’te gençler Öcalan için 17 bin imza topladı - ROJACIWAN

Isviçre’nin Zurih kentinde Şehit Ronahi Gençlik Meclisi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a özgürlük imza kampanyası çerçevesinde 17 bin 850 imza topladı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için uluslararası alanda sürdürülen imza kampanyasına İsviçre’den katılan gençler hedeflerine ulaşmak için çalışmalarına hız verdi.
Eylül başına kadar 20 bin imza toplamayı hedefleyen Zurih kentinde Şehit Ronahi Gençlik Meclisi bugün Bahnofstrasse’de kurdukları imza standında 2 saat içinde 360 imza toplayarak toplamda 17 bin 860 imzaya ulaştı.
Meclis sözcüsü Ali Semsur, 1 Eylül tarihine kadar önlerine koydukları hedefi aşmayı planladıklarını belirterek, şimdiden önlerine daha büyük hedefler koymaya hazırlandıklarını söyledi. Bundan sonra Çarşamba günleri de imza toplamaya başlayacaklarını belirten Semsur, kampanyanın önemine dikkat çekerek, “Başta gençler olmak üzere, bütün Kürt halkını imza kampanyasına katılmaya ve önderliğine sahip çıkmaya davet ediyoruz” dedi.


HDP 1. Olağan Kongresi toplandı - Etkin Haber Ajansı 

 Halkların Demokratik Partisi (HDP), 1. Olağan Kongresi'ni TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Genel Merkezi'nde topladı.

Salona "Rojava devrimini selamlıyoruz", "Gezi'den Rojava'ya gençlik direniyor", "Doğanın ve kentin talanına son", "Anayasada cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği", "Emeğimiz, kimliğimiz, bedenimiz bizimdir", "Zafer direnen işçi ve emekçilerin olacak", "Müzakere çözüm barış, oyalama adım at", "Alevilere yönelik baskıya zulme ve asimilasyona son verilsin" yazılı pankartlar asıldı.

Kongreye HDP Eşbaşkanları Yavuz Önen ve Fatma Gök ile HDP kurucu üyeleri, PM ve MYK üyeleri, il, ilçe ve belde örgütleri eşbaşkanlarının yanı sıra BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, BDP milletvekilleri Sabahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü, Erol Dora, KESK Genel Başkanı Lami Özgen katıldı.

Devrim ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına saygı duruşu ile başlayan kongrede divan seçimi gerçekleştirildi.

Gezi direnişi ve Lice'de hayatını kaybedenler anısına yapılan kongrede, "Her yer Taksim her yer direniş" sloganı atıldı. Kongrede öncelikle tüzük değişikliği yapılmaması önerisi getirildi. Öneri, oy çokluğuyla kabul edildi.

Açılış konuşmasını yapan HDP Eşbaşkanı Fatma Gök, "Şimdiye kadar yaptıklarımız çok önemliydi ancak bundan sonra yapacaklarımız, Gezi isyanından sonra yapacaklarımız çok daha önemli" dedi.

Türkiye'nin tarihsel dönüşümlere gebe bir yapısının oluştuğunu belirten Gök, halkların Kürtlere karşı yürütülen savaşa karşı çıkmasının HDK'de vücut bulduğunu ifade etti. 21 Mart Newroz'undan sonra bu kirli savaşın bambaşka yere evrildiğini kaydeden Gök, Kürt hareketinin siyasal mücadeleye karar verdiğini hatırlattı.

Gök, "Karadeniz'den, güneyden her yerden bize karşı ilginin iktidar odaklarını ne kadar korkuttuğunu gördük. Kurulurken dedik ki HDK umudun zemini olarak denenmiş ama bir şekilde sönümlenmiş olanı yeniden diriltmek için büyük bir özlem ve umuttu. ODTÜ'deki direnişte Selahattin Demirtaş'ın 'Yaşasın halkların kardeşliği' sloganı çok büyük ve önemli bir şeydi" dedi.

"İnanıyorum ki Gezi isyanı barış süreciyle alakalı. Eşit ve özgürlükçü demokratik toplum hareketi bize yeni yol açtı" diyen Gök, konuşmasını "Bu mücadeleyi getirenlere, devrimci birikime ve halk mücadelelerine selam olsun diyorum" sözleriyle tamamladı.

ÖNEN: HALKLAR ARASI DOSTLUK SİYASETİ KURUYORUZ

HDP Eş Genel Başkanı Yavuz Önen, kongreyi Kürtçe selamladı. "Halklar arasında düşmanlık yerine dostluğu inşa edecek bir siyaseti bütün bileşenlerimizle birlikte kuruyoruz" diyen Önen, emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında halkların birbirine kırdırıldığını belirtti. Önen, "Bu savaş ortamında Suriye'de özelikle Alevi ve Sünni inançlarını birbirine kırdırarak halkları düşman eden bir süreç yaşıyoruz. Rojava'daki katliamı da lanetliyorum. Afganistan, Pakistan, İran, Suriye ve son olarak Mısır bu kanlı girdabın içinde halklar katliamlara maruz bırakılıyor" dedi.

Kürt siyasi hareketinin katliamlara karşı önemli adımlar attığını söyleyen Önen, çözüm sürecinde hükümeti gerekli adımları atmaya çağırdı. Önen, "Barış süreci nutuklarla örülemez. Atılan adım ciddi bir yanıt bulmadıkça barış ve demokrasi gelmez. Gerçek barış ve demokrasi çerçevesinde HDP olarak kamuoyuyla buluşma kararlılığındayız. Kürt siyasi hareketinin barış hamlesinin örülmesi için Türkiye devrimci hareketinin birikimleriyle yanındayız" dedi.

Önen, yeni bir siyasi okul olduklarını belirterek, "Yeni program ve dile ihtiyaç var. HDP buna hazırlık aşamasıdır. Artık zaman halkla buluşma zamanıdır" diye konuştu.

Önen, halkların mağduriyetini kimsenin yapmadığı şekilde programlarına aldıklarını, tarihle hesaplaşma süreci başlatacaklarını belirtti.

KIŞANAK: HDP 21. YÜZYILA DAMGASINI VURACAK

BDP Eş Gene Başkanı Gültan Kışanak, özellikle Müslüman halkların yaşadığı coğrafyanın kaosa ve savaşa sürüklendiğini söyledi. "Bu kaoslar, iç savaşlar, katliamcı darbeci yönetimlerin yaptıkları savaş suçlarında yaşamını yitirenleri anıyorum. Bu darbeci katliamcı uygulamaları kınıyorum" dedi.

Sadece Rojava'nın değil bütün olarak Suriye'nin, Mısır'ın kan ağladığını söyleyen Kışanak, "Ortadoğu'da yaşayan halkar hegemonik güçlerin savaşında katliama uğruyor. Ortadoğu halklarının, başkasının savaşında kan dökmeyeceğiz demesi lazım. İşte bu durumda 3. yol ihtiyacı çok önemlidir" dedi.

HDP'nin bir seçim kongresi olmaktan çok daha büyük bir anlam içerdiğini dile getiren Kışanak, "HDP'nin 21. yüzyıla damgasını vuracak, Ortadoğu'nun kurtuluşuna damgasına vuracak bir paradigma olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu sıradan bir parti çalışması değildir. Bu parti yepyeni bir paradigmanın temsilcisidir. Herkes bu bilinçle bu çalışmaya asılmalıdır. Biz BDP olarak bütün gücümüzü HDP'ye seferber edeceğiz" diye konuştu.

Çözüm sürecine ilişkin Türkiye halklarının hem umutları hem kaygıları olduğunu belirten Kışanak, "Biz Gezi'ye, Lice'ye, Yüksekova'ya bakarak, emekçilerin direnişine bakarak umudumuzu büyütüyoruz" dedi.

ÖNDER: HAYATA DÖNÜŞ ZEVZEKLERİ KAPLADI

BDP İstanbul Milletvekili ve HDK Yürütme Kurulu üyesi Sırrı Süreyya Önder, Gezi direnişine değindi. Önder, "Sık sık şu söyleniyor; Gezi'den sonra hiçbir şey eskisi olmayacak. Devrimciler dışında herkes bunu söylüyor ama aynısını yapıyor. Her şeyi eskisi gibi yapmamak için 2 aylık süreçte programımızı somutlaştırmak, hayatın devrimci ihtiyaçlarını karşılayacak düzeye ulaştırmalıyız. Her birimizin katkısı önemlidir. Her biri arkasında onurlu mücadele geçmişini taşımaktadır. Tüm yoldaşlarımızdan önemli katkı ve önerilerini beklediğimizi söylüyorum" dedi.

Hayata Dönüş adı altındaki cezaevleri katliamının travmalar yarattığını söyleyen Önder, "O günlerde hayata dönüş medyası diye bir kavram çıktı. Hayata dönüş medyası, o insanların bedenlerini mermi yapıp zalimlerin yüzüne çarpmasını küçümsüyorlardı. Bugün gazeteleri işgal etmeye devam ediyor. Buna rağmen Gezi direnişine güzelleme yapıyorlar. Tarih ve devrimci hafıza bunu unutmaz. Ortalığı Gezi direnişinden sonra hayata dönüş zevzekleri kapladı. Medya bize kapalı. O günkü medyanın mantığıyla insanları itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Bu insanlar utançlarından tarihin çöp sepetlerine gidecek bir yer belirlemişlerdi kendilerine. Hiçbiri çocuklarına ve sevgililerine sarılamayacak kadar kendilerine ve dünyaya kötülük ettiler. Bugün bu hayata dönüş medyacılığı yapan ibişler, yarın insanlık adına hiçbir şey yapmadıkları utancıyla baş başa kalacaklar" dedi.

İstanbul Milletvekili ve HDK Yürütme Kurulu üyesi Levent Tüzel, ezilen hakların kazanacağını söyledi.

BDP Mardin Milletvekili Erol Dora, katılımcıları Kürtçe, Süryanice ve Türkçe selamladı. Dora, Türkiye'de 90 yıldır ötekileştirilen, etnik ve inanç yapıları nedeniyle yok sayılan Kürdistan, Mezopotamya ve Anadolu halklarını bir araya getiren bu oluşumla geleceğe umutla baktıklarını söyledi. Farklı kültürler, inançların dışlanmayarak özgürce yaşayacakları demokratik ortam sağlayacağından dolayı HDP'ye destek verilmesi gerektiğini ifade eden Dora, "Tek ulusa dayalı yapılanma değil, demokratik bir ulusun inşası için yola çıktık. Yeni anayasaya ilişkin kırmızı çizgilerimiz var. Bunlar kabul edilmediği sürece demokratik mücadelemize devam edeceğiz. Farklılıkları, inançları kucaklamayacak bir başlangıcı kabul etmeyeceğiz. Yeni bir vatandaşlık tanımı, anadilde eğitim istiyoruz. Aksi halde bizim için o anayasanın bir geçerliliği yok" diye konuştu.

Dora, Rojava'daki katliama da değinerek, "Oradakiler buradaki halkların kardeşidir. Demokratik mücadelelerini destekliyoruz. Hükümete de El Kaide'ye desteğini çekmesi çağrısında bulunuyoruz. Sayın Öcalan'ın sağlık ve fiziki koşullarının düzeltilmesi için de AKP hükümete sesleniyoruz. Sayın Öcalan'ın rolünün önemli olduğunu düşünüyor, HDP'nin de bunu dile getirmesini istiyoruz" dedi.

TUNCEL: HDK HALKLARI DEVRİME TAŞIYABİLİR

BDP İstanbul Milletvekili ve HDK Yürütme Kurulu üyesi Sebahat Tuncel, Rojava'da Kürtlere ve Laskiye'de Alevilere yönelik katliamları kınadı. "Zindandaki Gezi tutsağı MYK üyemiz Alp Altınörs şahsında tüm Gezi tutsaklarını, KCK operasyonlarıyla zindana atılan tutsakları selamlıyorum" diyen Tuncel, şöyle devam etti: "Buradan sayın Öcalan'a selamlarımızı ileterek, halkların kardeşliği için bu süreçte sorumluluğumuzu alıyoruz. Halkları özgürlüğe götürecek rolü HDP gerçekleştirecektir. Çünkü HDP kadınların, gençlerin, LGBT'lerin, halkların ve inançların yer aldığı bir örgüttür. Başbakana şunu söylemek lazım; anadil sorunu sadece Kürtlerin değil tüm halkların sorunu. HDK de bunu talep ediyor" dedi.

Tuncel, HDK'nın halkları devrime taşıyacak öncülüğü yapabileceğini söyledi.

YÜKSEKDAĞ: ROJAVA'DAKİ DEVRİMİ İLERİ TAŞIMAK HDK'NIN GÖREVİ

ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, "Bazen küçük ve gösterişsiz adımlar bir akışı değiştirebilir, bir geleceği yeniden belirleyebilir. HDP Kongresi Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu halklarının kaderi için böyle bir anlam taşıyor. Dünyayı ve özellikle de bölgemizi sarsan bir devrimci durumla, devrimci değişim arayışı ve kaosla karşı karşıyayız. Bizlerin, ezilenlerin politikasını yapanların en önemli görevi bu kaos içerisindeki devrimci dinamikleri görmek ve onu ileriye taşımaktır. HDK kurulduğu zaman devrim bu kadar yakınımızda değildi, halkların devrimci zinciri bu kadar somut değildi. Bugün HDP ve HDK'yı var eden zihniyet devrimin güncelliğini gösteren Rojava'ya karşı görevini yerine getirecektir. Rojava'daki devrimi ileri taşımak HDP, HDK ve onu var eden iradelerin görevidir" dedi.

'GEZİ İSYANI İLE LİCE'Yİ BİRLEŞTİRDİK'

Gezi isyanıyla kendisini gösteren halkların birleşik mücadele gücüne vurgu yapan Yüksekdağ, "Biz Gezi isyanı içerisinde devrimci olan dinamikleri görmek ve ilişki kurmak konusunda kendimizi sakınmadan ortaya koymaya çalıştık. Ancak şu an durum yeterli olmadığımızı gösteriyor. Bütün bölge halklarının devrimci dönüşümünün kapısı açılmıştır. Gezi isyanı içerisinde hareket bize iyi olanaklar sundu. Gezi isyanıyla Lice'yi birleştirdik. Daha yolun başındayız. Sadece Gezi'den Lice'ye değil, Gezi'den Rojava'ya, özgür Ortadoğu'ya ve dünyaya açılan bir köprü kurmak elimizdedir. Biz sadece siyasi kampanyaları ve mitingleri örgütlemekle sorumlu değiliz. Hayatın bizden istediği şey ayaklanmaları yönlendirmektir. Hayat bizi beklemeyecek, biz hayatın yanında koşmayı başarmalıyız. HDP'nin bu başarıyı sağlayacağına dair duyduğum inançla sizi selamlıyorum" diye konuştu.


Altan Tan serdana Komeleya Ciwanên Kurdistanê kir - Rojeva Kurd
 
Parlementerê BDPê Altan Tan serdana Komeleya Tevgera Ciwanên Kurdistanê kir

Damezirandina Komeleya Tevgera Ciwanên Kurdistanê li Diyarbekirl dengek mezin veda. Di cih de bi daxwaziya wezereta nvxwe dozeran li dijê Komeleyê dijê navê Kurdistanê doz vekirin. Lê Ciwanên Kurdistanê ji dev navê welatê xwebernadin.

Tan li komelye Ciwanên Kurdistanê digere

Piştî vekirina dozê gelek aliyên siyasî, xelkê herêmê serdana Komeleya Tevgera Ciwanên Kurdistanê dikin û pişgiriya xwe ji bo wan, ji bo navê Kurdistanê didin nîşandan.

Di vê çerçovê de parlementerê BDPê Altan Tan jî serdana Komeleyê kir û pişgiriya xwe da nîşandan.

Parlementerê BDPê yê Diyarbekirê Altan Tan belgeyên ku ji bo rakirina navê Kurdisntanê û daxistina tabeleya Komeleya Tevgera Ciwanên Kurdistanê dinêre û berpirsên Komeleyê agahdariyê didin ..

Altan Tan soz da ciwanan ku dê vê pirsê bibe parlementoya Tirkiye û di parlementoyê de behsa vê yekê bike.


Ehmed:Hin alî naxwazin Kurd tevlî Kongra Cinêvê bibin - Xendan

Endamek ya Desteya Bilind ya Kurdî diyar kir ku hin alî dixwazin aliyên Kurdî ji Kongreya Cinêv.2 dûr bixin û wekî caran mafên Kurdan nas nekin.

Endama Desteya Bilind ya Kurdî Ilham Ehmed diyar kir Emrîka û Rûsya di dema niha de civînan encam didin jibo komkirina aliyê rêjîma Sûriyê û aliyên opozisyona Sûriyê li ser mêza diyalogê bo çareserkirina aloziya wî welatî, lê Emrîka û çend aliyên din hewl didin ku Kurdan ji Kongreya Cinêv.2 dûr bixin daku Kurd bi rêya Itîlîfa Nîştimanî ya Sûriyê ya ku mafê Kurdan nas nake beşdarî kongrê bibin, lê em wek DBK vê yekê pesend nakin û emeê serbixwe beşdar bibin lê eger daxwaza me pesend nekin eger em beşdarî nekin dê baştirbe.

Ehmed diyar kir ku,eger em tevlî kongrê bibin emê rewşa Kurdên Rojava , deverên Kurdan yên ji rêjîma Esed hatine rizgarkirin û îdareya demkî ya Kurdî ku dê bê demek nêz de bê ragihandin gengeşe bikin.

Ehmed têkest kir ku, tu pîlanek wan bo dabeşkirina Sûriyê nîne jiber ku dabeşkirina Sûriyê ji aliyê Elewî yan Sunne yan Kurdan ve karekî zehmete, jiber ku di nava opozisyona Sûriyê nakokî û dubendî hene lewra ewê nikaribin karûbarên Sûriyê birêve bibe.


YPG iki günlük savaş bilançosunu açıkladı - Rizgarî Online

İki gündür süren çatışmaların bilançosunu açıklayan Halk Savunma Birlikleri YPG 48 saat içinde 77 çete üyesinin öldürüldüğünü 5 Kürt savaşçısının hayatını kaybettiğini duyurduANF´nin haberi:“YPG Basın Merkezi El Nusra Cephesi, Irak Şam İslam Devleti ile YPG güçleri arasında son iki gündür süren çatışmaların bilançosunu açıkladı. YPG açıklamasında Kürtlere karşı savaşan silahlı grupların arasın da Özgür Suriye Ordusuna ait birliklerinde yer aldığını duyurdu.

Açıklama da en şiddetli çatışmaların Kobane ile Serekaniye alanlarında yaşandığı ancak diğer alanlarda da bazı çatışmaların olduğunu belirtildi. Açıklamanın devamında da dün sabah saatlerinde El Qaide’ye bağlı silahlı grupların Til Xelef ile Muşrafav köylerine yönelik bir saldırı gerçekleştirdiklerini YPG’nin birliklerinin her iki alanda da karşılık vermesi üzerine yoğun çatışmalar yaşandığı belirtildi. YPG açıklamasında silahlı gruplarının Türkiye ile sınır kapılarını ele geçirmek için tank ve ağır silahlar eşliğinde bir saldırı gerçekleştirdiğini ve Kürt savunma birliklerinin karşılık vermesi üzerine yaşanan çatışmaların halen devam ettiğini vurgulandı. Çatışmalarda şimdiye kadar 62 çete üyesinin öldürüldüğü, 4 YPG savaşçısının hayatını kaybettiği belirtildi.

YPG Basın Merkezinin Kobane’nin batısında yaşanan çatışmalara ilişkin açıklamasında şunlara yer verildi: Kobane’nin batısında YPG/ YPJ birlikleri ile çete grupları arasında yaşanan 2 günlük çatışmalarda 15 çete üyesi öldürüldü 1 YPG savaşçısı hayatını kaybetti.

Açıklamada diğer alanlardaki çatışmaların halen devam ettiği belirtildi.

Açıklamada iki günlük çatışmalarda hayatını kaybeden 4 YPG-YPJ savaşçılarının kimlikleri açıklandı.

Çatışmalarda hayatını kaybeden Kürt savaşçıların kimlikleri şöyle

1994 Kobani doğumlu Şêrîvan Qarî

1986 İstanbul doğumlu Çağdaş Kaya

1985 Serekaniye doğumlu Mihemed Qedo

1988 Serekaniye doğumlu Ebdureûf Temo Serekaniye alanında yaşamlarını yitirdi.“


Türk Ordusu Serekaniye’ye Top Saldırısı Başlattı - Kurdistan Post.eu

Türk ordusu sınır birlikleri Serekaniye’ye havan topları ile bombaladı. Bombardıman devam ediyor.

Hawar Haber Ajansı’nın (ANHA) YPG kaynaklarına dayanarak geçtiği habere göre, Türk ordusu Ceylanpınar’dan Rojava’nın Serekaniye kentine havan topları ile saldırı başlattı. Bombardıman devam ediyor.

Öte yandan, Irak-Şam İslam Devleti / El Nusra Cephesi’ne bağlı çete gruplarının sınır karşısında bulunan Til Xelef’e bağlı Eziziye ve Ebu Son köylerinden sınırı geçerek, sınırın Türkiye (Kuzey Kürdistan) tarafında toplanarak buradan saldırılar düzenlemeye başladıkları bildirildi. Aynı geçiş noktalarından yaralı çete mensuplarının sa taşınarak tedavi için hastanelere götürüldükleri gelen bilgiler arasında.


Serok Mesûd Barzanî: Nabe Rojavayê Kurdistanê vala be û vemana Kurd li Rojava pêywîste - Peyamner

Mesûd Barzanî serokê herêma Kurdistanê îro di peyamekê de sebaret bi hatina hejmareke zêde ya hevwelatîyên Kurdên Rojavayê Kurdistanê bo herêma Başûrê Kurdistanê ragihand, ku hatina hejmareke zêde ya xoşk û birayên Kurdên Rojava bo herêma Kurdistanê babeteke hestyare û ew naxwazin Rojavayê Kurdistanê bihê valakirin. Mesûd Barzanî tekez kiriye ku vemana Kurd li Rojavayê Kurdistanê pêywîste, da ku daxwaz û mafên neteweyîyên Kurd nekevine ber metirsîyan.

Serokê herêma Kurdistanê herwisa , ji bo wergirtina awareyan û bi deng ve çûna wan destxweşî li hikûmeta herêma Kurdistanê kir û daxwaz ji hevwelatîyên herêma Kurdistanê jî kir ku bo alîkarî û akincîkirina ewan awareyan, hevkarîya hikûmeta herêmê bidin.

Ev jî naveroka peyama serokê herêma Kurdistanê ye:

Mayîna Kurd li Rojava pêwîste

Wekî hemû aliyek agahdarin li çend mehên pêş de û her li pêşiya destpêkirina raperîna Sûriyê ve dehan hezar li xuşk û birayên Kurdên Rojava hatin Herêma Kurdistanê û li kamp û wargehan de nîştecîh bûne. Bi mixabinî ve civaka navdewletî jî wekî pêwîst berê xwe neda wan penaberan ku hêviya xwe bi Herêma Kurdistanê anîbûn. Li çend rojên derbasbûyî de jî bi sedema wan giriftên li Rojavayê Kurdistanê de hene hejmareke zêdeyê Kurdên Rojavayê Kurdistanê serî li Herêma Kurdistanê kirine. Li vir de dixwazim spas û destxweşiyê li aliyên peywendîdarên Hikûmeta Herêmê bikim ji bo wergirtina penaberan û yarmetîdana wan û veguhestina wan ya nav Herêma Kurdistanê. Li gel wan hemûyan jî hatina wê hejmara zêdeyê xuşk û birayên me yên Kurdên li Rojava babetekî hestiyare û em naxwazin Rojava bê çol kirin û Kurd têda nemîne. Mayîna Kurd li Rojava pêwîste bo wê yekê dixwazîn mafên neteweyiyan nekevin bin metirsiyan.

Wekî erkekî neteweyî û mirovane divê em hemû aliyek bi wê xemê ve biçîn û daxwaz ji wan kes û aliyên ku şiyana wan heye û her wiha daxwaz li hemû xelkê Kurdistanê dikim ku hevkariya Hikûmeta Herêmê bin li yarmetîdan û nîştecîhkirina wan xuşk û birayên ezîz ku ji ber sîtem û zordariyê hêviya xwe bi Herêma Kurdistanê ve girêdane. Daxwaz ji civaka navdewletî û rêxistina cîhaniyên mirovdost jî dikim ku li yarmetîdan û bi alîkarîkirina penaberan de hevkarê me bin ji ber ku hewandin û dabînkirina pêdiviya jiyana wê hejmara zêdeyê penaberan barekî girane li ser şanê Herêmê û pêwîste civaka navdewletî jî kar bi erk û pabendbûna xwe ya li ser penaberan bike.


Konumum stratejik hale getirilmeli - Milliyet

Öcalan’la görüşen BDP heyeti adına açıklama yapan Buldan, Öcalan’ın iç ve dış sorunlara ilgili olarak müdahil olmak için kendisine stratejik değer biçilmesini istediğini söyledi.

İmralı’da kendisi ile görüşen BDP heyetine, “Süreç yürüyor” mesajı veren Abdullah Öcalan, “Hükümet somut bir şeyler yapmalı” dedi. Sağlıklı müzakere yapabilmesi için İmralı’daki koşullarının değişmesini isteyen Öcalan’ın isteğinin henüz gerçekleşmediği bildirildi.


Öcalan’ın, basınla ve avukatlarıyla görüşme başta olmak üzere çözüm sürecinde etkin rol oynayabilmek için taleplerinin bulunduğu, açıklamasında da buna işaret ettiği bildirildi. Milliyet’e konuşan BDP’li Pervin Buldan, görüşmenin olumlu geçtiğini ifade ederek, “Sayın Öcalan’ın morali çok iyiydi. Bu sefer çok ilgili gördüm” dedi.
İmralı’da önceki gün Öcalan ile bir ay aradan sonra 9. kez görüşen BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ve Grup Başkanvekili Pervin Buldan, görüşmenin detayını kısa bir yazılı açıklama ile duyurdu. Öcalan’la dört saat süren bir toplantı gerçekleştiren BDP heyeti, adadan olumlu mesajlarla döndü.
Stratejik rol
Alınan bilgiye göre; Öcalan, sürecin ilerlemesi için kendisine stratejik değer biçilmesini isterken, iç sorunlar ve bölgesel sorunlara müdahale edebilmesi koşullarının yaratılmasını talep etti.
Çözüm sürecine yönelik görüşmelerin sürdüğüne dikkati çeken Öcalan, kamuoyuna verdiği mesajda da hükümete örtülü biçimde taleplerini anımsatarak, “Devlet heyetiyle yaptığımız toplantı ve görüşmeler sürmektedir. Bizim açımızdan süreç bu yönüyle devam etmektedir. Bu aşamaya kadar benim konumuma araçsal bir değer biçilmesini anlamlandırdım, ancak bundan sonra benim konumumun araçsal olmaktan çıkıp stratejik bir konuma evrilmesi gerekmektedir. Türkiye’nin iç sorunlarına da, bölgede Suriye başta olmak üzere yaşanan sorunlara da çözüm noktasında katkı sunabilmem için konumumun stratejik olarak ele alınması zorunludur” ifadelerini kullandı.
Demokratikleşme paketi
Öcalan görüşmede, hükümetin üzerinde çalıştığı, PKK’nın ise “kandırma politikası” olarak gördüğü demokratikleşme paketine yönelik değerlendirme yaptı. Öcalan, “Hükümetin de demokratikleşme konusunda katılımcı yöntemle hazırlanacak demokratikleşme paketleriyle pratik adımlar atması, sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için gereklidir diye düşünüyorum” diye konuştu.
İmralı’da Öcalan’la yapılan görüşmenin detayını Demirtaş’ın önümüzdeki günlerde açıklayabileceğini belirten Buldan, sürece yönelik şimdilik sıkıntı gözükmediğini söyledi. Buldan, görüşmenin olumlu geçtiğini ifade ederek, ”Sayın Öcalan’ın morali çok iyiydi. Bu sefer çok ilgili gördüm” dedi.
‘Sıkıntı gözükmüyor’
Çözüm sürecinde ortaya çıkan krizin Öcalan’ı nasıl etkilediğine yönelik soruya Buldan, “Görüşmede, sürecin kendi cephesinden devam ettiğini aktardı. Ancak ‘Hükümetin somut bir şey yapması gerekiyor’ dedi. Süreç ve kendisi açısından bir sıkıntı gözükmüyor” diye konuştu.
‘Koşulları değişmedi’
Buldan, Öcalan’ın ‘önceki görüşmelerde Sağlıklı müzakere yapabilmem için burada koşullarımın düzeltilmesi gerekir’ açıklaması sonrasında İmralı’da bu doğrultuda çalışma yapıldığı iddialarını ise “Koşullarında bir değişme henüz yok” sözleri ile yanıtladı.


Diğer devlet kurumları da Öcalan'la görüşsün - Vatan

ABDULLAH Öcalan'ın kendisiyle görüşen BDP heyeti aracılığıyla ilettiği mesajında bugüne kadarki konumunu "araçsal" olarak niteleyerek sürecin ilerlemesi için "stratejik konum" talep etmesi, tartışma yarattı. BDP kaynakları Öcalan'la görüşen MİT heyeti ile yapılan değerlendirmelerin siyasi İradede yansımasını bulmadığı ve bunun süreci sıkıntıya soktuğunu, Öcalan'la, devletin ve hükümetin "yetkili ve ilgili" organlarından oluşan bir heyetin görüşmesi gerektiğini ifade ediyor.

'Heyetler daha sık gelsin'
BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak Öcalan'ın mesajı ile ilgili VATAN'a yaptığı yorumda, şunları söyledi: "Öcalan ile görüşen devlet heyetinin kendisini aracı olarak görmesi ve bazı konularda tartıştıktan sonra siyasi iradede yansımaların ne olduğunun bilinmemesi, barış sürecini en çok yavaşlatan pozisyonlardan biridir. Hükümet,'devletin çeşitli kurumları yapar görüşmeleri'diyor ama gelinen aşama teknik heyetin taşıyabileğiııin ötesinde."'Yeterli değil'BDP Milletvekili Demir Çelik de "Sadece MİT'ten oluşan bir heyetin öcalan'la görüşmesi yeterli değil. Devletin yetkili, ilgili organlarından oluşacak bir heyetle sayın Öcalan'ın kendi militanları, gerekirse siyaset kurumu olarak BDP'nin bu süreci konuşabilecekleri özgür ortamının olması gerekiyordu" dedi.



Kışanak: HDP yeni bir paradigmanın temsilcisi - Sabah

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 1. Olağan Kongresi gerçekleştirdi. HDP eş Genel Başkanlığı'na Fatma Gök ve Yavuz Önen getirildi. Önen Genel Başkan olarak belirlendi. Kongrede konuşan BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, "Ortadoğu halkları çıkmaz yollar ikileminde heba ediliyor. Araplar, Kürtler, Türkler, Ortadoğu halkları artık bu coğrafyada, kendi topraklarımızda başkasının kılıcını çekmeyeceğiz. Kongre, Ortadoğu ve Türkiye'de halkların eşitliğine ve geleceğine ışık tutan paradigmanın temsilcisidir. BDP olarak HDP çizgisinin halkların kardeşliğinin eşitliğinin ve adaletin çizgisini güçlendirmek için tüm gücümüzü seferber edeceğiz" dedi. Kongreye Kışanak'ın yanı sıra, BDP Milletvekilleri Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü, Erol Dora da katıldı.


Dar Bölge’ yöntemiyle İstanbul 13’e bölünüyor - Akşam

AK Parti ‘daraltılmış seçim bölgesi sistemi’ konusundaki hazırlıkları son aşamaya getirdi. Genel Başkan Yardımcısı Şentop, “TBMM açılır açılmaz bu önerimizi sunacağız” dedi.

AK Parti’nin henüz iktidar olmadığı 27 Temmuz 2002 tarihinde Vecdi Gönül imzasıyla verdiği “Daraltılmış seçim bölge sistemine” ilişkin yasa teklifi üzerinde çalıştığı ortaya çıktı. Bu teklifte, bir seçim çevresinin en fazla 6 vekilden oluşması öngörülüyor. Milletvekili sayısı 6’ye kadar olan iller bir seçim çevresi sayılacak, 7’den 12’ye kadar olan iller 2; 13’ten 18’e kadar olan iller 3; 19’dan 24’e kadar olan iller 4; 25’ten 30’a kadar olan iller 5 seçim bölgesine ayrılacak.
Yeni sistemle 87 milletvekili çıkaran İstanbul’da seçim çevresi sayısı 3’ten 13’e yükselecek. 32 milletvekili çıkaran Ankara seçim çevresi 2’den 6’ya, 26 milletvekili çıkaran İzmir’de seçim çevresi 2’den 5’e yükseltilecek.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop, üzerinde çalışılan “Daraltılmış seçim bölge sistemi”nin ayrıntılarını AKŞAM’a anlattı. Şentop,  “TBMM muhtemelen eylül ayının ortasında açılacak. Dar bölgeye ilişkin önerimizi eylül-ekim gibi TBMM’ye sunarız. 2002 yılında verilen öneri üzerinde çalışıyoruz” dedi.

MİLLET VE VEKİL İLİŞKİSİ İÇİN

Teklifin gerekçesinde, bazı bölgelerde 20’nin üzerinde vekil seçildiği, seçmenin ise adayları ve seçilenleri hiçbir zaman tanıyamadığı vurgulanıyor. Anayasaya göre “Daraltılmış bölge seçim sisteminin, 2015 genel seçimlerde uygulanabilmesi için, önerinin Haziran 2014’ten önce yasalaşması gerektiğini vurgulayan Şentop,  bu teklifin AK Parti’nin milletvekili sayısını arttırmaya yönelik olduğu iddialarını ise şöyle yanıtladı: “AK Parti, 24 Temmuz 2002 tarihinde, iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinden aylar önce TBMM Başkanlığı’na bu teklifi vermiş, daraltılmış bölge sistemini savunmuş.”


YSK harekete geçti! Yeni dönem... - Vatan
 
Yüksek Seçim Kurulu, “dijital oy kullanma” sistemi için harekete geçti. Sistemin pilot uygulaması, 2014’te cumhurbaşkanlığı seçiminde yapılacak. Pilot uygulamaya, yurtdışındaki gurbetçilerle başlanması planlanıyor.

Akşam'ın haberine göre, seçimlerde mühür devri kapanacak, yeni sistemde seçmen, bilgisayar ekranında desteklediği partinin üzerine “tıklayarak” oyunu verecek.Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK), Havelsan’la birlikte üzerinde çalıştığı projeyle yeni seçim sistemi tamamen dijital olacak. Oy vermeye gelen seçmen listede adının karşısına yine imza atacak. Ancak bu kez sandık kurulundan oy pusulası almayacak. Bunun yerine kabinde dokunmatik bir bilgisayar ekranın karşısına geçecek ve desteklediği partinin üzerini “tıklayarak” oyunu vermiş olacak.

ÜÇ AŞAMALI SAĞLAMA YAPILACAK

Tıklamanın ardından, bilgisayar kişinin oyunu dijital olarak ulusal yargı ağı üzerindeki sistemde saklayacak. Bunun yanı sıra, bilgisayar kendi içinde yer alan “sanal sandığa” da seçmenin kullandığı oyun bir örneğini gönderecek. Ayrıca bilgisayar, oy kullanan her seçmene, bir çıktı verecek. Seçmen, tercihini gösteren bu kağıdı zarfa koyup, sandık kurulunun önündeki sandığa atacak. Oy verme işlemi bitince bilgisayarın sakladığı veri, bilgisayardaki ‘sanal sandık’ ve sandık kurulu önündeki gerçek sandıktaki oylar karşılıklı kontrol edilerek, üç aşamalı sağlama yapılacak.

PİLOT DENEME SENEYE

Tercih yapılmaz ya da bilgisayar çıktısı sandığa atılmazsa oy geçersiz sayılacak. Eski sistemdeki gibi, “mürekkep bulaşmış” gibi nedenlerle oy geçersiz olmayacak. Yetkililer, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, yurtdışındaki oy verme işlemlerinde sistemin pilot olarak denenebileceğini söyledi.

SANDIK İÇİN YENİ SİBER GÜVENLİK

İnternet korsanlarının (hacker) kamu kurumlarının bilişim sistemlerine yönelik siber saldırılarındaki artış, kurumların yeni güvenlik önlemlerini de hızlandırdı. Kendilerini “Redhack” olarak tanıtan yerli hacker grubunun, kısa adı “SEÇSİS” olan “Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü” sistemine yönelik tehdidi üzerine sistemi hazırlayan Havelsan ve Yüksek Seçim Kurulu’nu (YSK), yeni siber güvenlik önlemleri için harekete geçti. Ülke genelindeki tüm seçmenlerin kayıtlarının tutulduğu ve sandık sonuçlarının bölgesel bazda birleştirilerek kısa sürede ülke genelindeki seçim sonuçlara ulaşılmasını sağlayan “SEÇSİS” sistemindeki siber güvenlik önlemlerini artırma çalışması tamamlanma aşamasına geldi. “SEÇSİS” sistemi, Adalet Bakanlığı’nın kurduğu Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden işletildiği için, UYAP’a ilişkin güvenlik önlemleri de, Adalet Bakanlığı ile işbirliği içinde en üst seviyeye yükselecek.


MEB'de gizli tanık baskısı - Radikal

Milli Eğitim Bakanlığı'nda öğretmen ve öğrenciler üzerinde yürütülen Gezi Parkı soruşturmalarının boyutu her geçen gün akıl almaz bir hal alıyor. Ankara'da bazı okullarda müdürler, yaz tatilinde öğrencileri okula çağırdı. Önlerine koydukları kâğıtlara, 'kendilerini eyleme yollayan' öğretmenlerinin isimleri ile 'eyleme giden arkadaşlarının' isimlerini yazmalarını istedi. Müdürler, öğrencilere kimliklerini deşifre etmeyeceklerini de 'Rahat olun' sözleri ile anlattı.

Cumhuriyet Ankara Büro- MEB’in öğrenciler ve öğretmenler üzerinde akla hayale gelmeyen yöntemlerle kimi zaman Emniyet’in olanaklarını da kullanarak yürüttüğü Gezi Parkı soruşturmasında her gün bir skandal patlak veriyor. Emniyet’in görüntüleri ve yazılı belgeleriyle desteklenen soruşturmada tek bir isme bile ulaşılamamış olması dikkat çekiyor.

Ortaokul öğrencilerini tek tek çağırdılar

Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün okul yönetimlerine “Soruşturmaları bir an önce tamamlayın” talimatı müdürlerin bir skandala da imza atmalarına yol açtı. Ankara’da bazı okul müdürleri 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerini yaz tatilinde olmalarına karşın tek tek arayarak okula çağırdı. Öğrenciler bir sınıfta toplandı.

Korktular ve yazdılar

Öğrencilerin önüne boş bir kâğıt konuldu ve “6-7 Haziran tarihlerinde okula gitmemenizi hangi öğretmenleriniz istedi?”, “Eyleme gitmenizi isteyen öğretmenlerin isimlerini yazın”, “Eyleme katılan arkadaşlarınız ya da öğretmenleriniz oldu mu, bu isimleri de yazın” denildi. Öğrenciler ise yaşadıkları korku nedeniyle kâğıtlara çeşitli isimler yazdı.

‘İsimleriniz bilinmeyecek, rahat olun’

Öğrencilere, yöneticiler tarafından “Kâğıtlara kendi isimlerinizi yazmayın” uyarısı yapılırken “Biz kimin hangi kâğıdı verdiğini bilmeyeceğiz, sadece biz bileceğiz öğretmen ya da arkadaşlarınız kim isim yazmış bilmeyecek, rahat olun” da denildi.


Talabani tekrar hastaneye kaldırıldı - Milliyet

Almanya’da özel bir yerde tedavisine devam edilen Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin “mesane iltihaplanması” nedeniyle birkaç gün önce hastaneye sevk edildiği bildirildi.
Talabani’nin doktoru Necmettin Kerim, Talabani’nin mesane ve idrar yolları iltihaplanması nedeniyle birkaç gün önce tedavisinin sürdüğü yerden hastaneye nakledildiğini belirtti. Talabani’nin genel sağlık durumunun iyi olduğunu ve yanındakilerle konuşabildiğini belirten Kerim, söz konusu rahatsızlığının da bulunduğu yerde tedavi edilecek kadar “basit” olduğunu fakat doktorların hastaneyi tercih ettiğini ifade etti.


Savaştan kaçan Kürtler Irak sınır kapısına dayandı - Radikal

Suriye'de iç savaştan kaçan binlerce kişi Kürtlerin denetiminde bulunan Irak sınır kapısına dayandı.

Suriye 'de Kürtçe'de 'Batı' anlamına gelen ve 'Batı Kürdistan' olarak bilinen Kürtler’in yaşadığı Rojava bölgesinde son dönemde PKK ’nın bu ülkedeki kolu PYD’nin silahlı güçleri YPG ile El Kaide bağlantılı El Nusra arasındaki çatışmaların şiddetlenmesi ardından Suriye’den Kuzey Irak’a göç başladı. BBC’nin haberine göre, geçen Perşembe günü yaklaşık 7 bin Suriyeli, Türkiye sınırındaki Zaho kentinin 20 kilometre güneyindeki Peşkabur sınırından geçerek Kuzey Irak’a sığındı. İnsan göçü, cumartesi günü de sürdü. Cumartesi günü Kuzey Irak’a 10 bin kişi geçti. Bölgedeki Kürt internet siteleri, çok zor durumda bulunan göçmenlerin ihtiyaçlarını BM kurumları ile Irak’taki bölgesel Kürt yönetiminin yanı sıra sivil toplum örgütlerinin karşılamakta zorlandığını bildirdi.

Suriye’de son iki yıldır çatışmalardan kaçan göçmen sayısı 3 milyon olarak tahmin edilirken Irak’a kaydolan Suriyeli göçmenlerin sayısı ise 150 bine ulaştı. BM Mülteciler Yüksek Konseyi yetkilileri Suriye’den Kuzey Irak’a göçen 750 kişilik ilk grubu, aynı gün öğleden sonra sayıları 5 bin ila 7 bin arasında değişen bir diğer göçmen grubunun izlediğini bildirdi. BM, son göç dalgasının Halep ve Kürtlerin yoğun yaşadığı Haseki ve Kamışlı ile çatışmaların yaşandığı diğer bölgelerden geldiğini açıkladı. BM Mülteciler Yüksek Konseyi sözcüsü Adrian Edwards, Cuma günü Cenevre’de yaptığı basın toplantısında “Bu ani hareketin nedenleri henüz net değil” dedi.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani de Suriyeli Kürtlere destek çıkmış, “ölüm ve terör tehdidi altında olan” Kürtleri savunmaya hazır olduğunu belirtmişti.

DİCLE NEHRİNİ AŞIYORLAR

Binlerce kişi Semalka Sınır kapısından Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin denetimindeki bölgeye Dicle nehri üzerinde kurulan seyyar köprü ile ulaşıyor.

Büyük bir izdihamın yaşandığı kapıda insanlar Irak tarafına geçebilmek için adeta birbirini eziyor. Geçişlerde önlem alan Irak Bölgesel Kürt Hükümetine bağlı peşmergelerden büyük bölümü yardım için ellerinden geleni yaparken, bazılarının ise sert davranması tepkiyle karşılandı.


BM kimyasal ekibi Suriye’de - Milliyet

Suriye’de kimyasal silah kullanıldığına dair iddiaları araştırmak için ülkeye gitmeyi bekleyen Birleşmiş Milletler (BM) ekibi dün başkent Şam’a vardı. İddiaların üzerinden uzun zaman geçmesinin bulguları bulmayı zorlaştırdığı kaydedildi. BM ekibi uzun süre Suriye rejiminin ülkeye girişini onaylamasını beklemişti. ABD, İngiltere ve Fransa, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kimyasal silah kullandığına dair kanıtları olduğunu söylemişti. Rusya ise muhalifleri işaret ediyor. Diğer yandan Esad’ın memleketi Lazkiye’de ordunun bir cihatçı lideri öldürdüğü aktarıldı. Kimi kaynaklar ordunun şehirde ilerlediğini belirtse de iki taraf arasındaki çatışmaların devam ettiği vurgulanıyor.


Göz yaşartıcı gazla katliam – Milliyet

Mısır'da darbe karşıtlarının Ebu Zabel Hapishanesi'ne nakli sırasında çıkan olaylarda 52 tutuklunun güvenlik kuvvetlerinin müdahalesiyle hayatını kaybettiği bildirildi.
Mısır'da haklarında tutuklama kararı çıkarılan darbe karşıtlarının, Kahire'nin kuzeyindeki el-Kalyubiye ilindeki Ebu Zabel Hapishanesine nakli sırasında çıkan olaylarda 52 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.
 
Ölümlerle ilgili uluslararası soruşturma açılmasını talep eden Darbeyi Ret ve Meşruiyete Destek için Ulusal İttifak Hareketi, olayda 52 darbe karşıtının hayatını kaybettiğini 25'inin durumunun ise ciddiyetini koruduğunu bildirdi. Hareket, tüm hapishanelerdeki darbe karşıtlarının hayatından İçişleri Bakanlığının sorumlu olduğunu ifade etti.
 
Hareket'ten yapılan ve  Mısır yönetiminin darbe karşıtlarına sistematik şiddet uygulamak ve soğukkanlı cinayetler işlemekle suçlandığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
 
"Bu olay darbe karşıtlarına kötü muamele yapıldığı haberlerini doğruluyor. Demokrasi yanlılarının maruz kaldığı bu saldırı 3 Temmuz darbesini gerçekleştirenlerin asılsız iddialarına en açık cevap niteliği taşıyor. Bu katliamın tüm sorumluluğunu başlarında Savunma Bakanı Abdülfettah es-Sisi ve İçişleri Bakanı Muhammed İbrahim'in bulunduğu liderler taşımaktadır. Askeri darbenin yapıldığı 3 Temmuz'dan itibaren işlenen ve İhvan üyelerinin öldürüldüğü bu suçlarla ilgili uluslararası soruşturma açılmasını talep edeceğiz."
 
Katliamlardan güvenlik güçlerini sorumlu tutan Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) Hukuk Komisyonu Başkanı Muhtar el-Aşri, Mısır makamlarının darbe karşıtlarını tasfiye etmeye çalıştığını öne sürdü. Aşri, bu tür eylemlerin kasten adam öldürme sınıfına girdiğini ve son olayla darbe karşıtı göstericilere karşı işlenen suçlara bir yenisinin eklendiğini vurguladı.
 
Öte yandan meşruiyeti savunanlara karşı yeni bir katliam yapıldığını bildiren İhvan Sözcüsü Cihad el-Haddad, İçişleri Bakanlığının, İhvan üyelerinin göz yaşartıcı gazla hayatlarını kaybettiklerine yönelik açıklamalarını kınadıklarını belirtti.
 
İhvanın resmi sitesinde ise olayda hayatını kaybedenlerin sayısının 37 olduğu belirtilerek isimleri açıklandı.
 
İçişleri Bakanlığı: 36 ölü
 
İçişleri Bakanlığı ise olayla ilgili yaptığı açıklamada, 612 tutuklunun hapishaneye nakli sırasında kaçmaya teşebbüs eden ve bir subayı rehin alan İhvan mensuplarına güvenlik güçlerinin göz yaşartıcı gazla müdahalesinde 36 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini belirtti.
 
İçişleri Bakanlığından daha önce yapılan açıklamada 25 tutuklunun boğularak öldüğü ifade edilmişti.


AB’den Mısır’a: İlişkileri Gözden Geçireceğiz - Amerikanın Sesi

AB’nin en tepesinden Mısır ordusuna ve geçici hükümete şiddete acilen son verme ve diyalog masasına dönme çağrısı geldi. Birlik, Mısır'la ilişkilerin acilen gözden geçirileceğinin de altını çizdi.
Mısır’da yaşanan olayların başlangıcından bu yana takındığı tavır ve yaptığı açıklamalar nedeniyle özellikle Türkiye’nin çok sert şekilde eleştirdiği Avrupa Birliği, beklentileri karşılamayan Kahire’yle ilişkileri gözden geçireceği mesajını verdi. Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy ve Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso imzalarını taşıyan açıklama, bugüne kadar yapılan en kapsamlı açıklama olmasıyla dikkat çekiyor.
 
Açıklamanın, yarın Brüksel’de bir araya gelerek Mısır konusunu masaya yatıracak olan Avrupa Birliği’ne üye 28 ülkenin büyükelçilerinin toplantısından önce yapılması not edilmesi gereken önemli bir detay olarak göze çarpıyor. Mısır’daki mevcut yönetime uyarı niteliği taşıyan açıklamada, gerilimin daha tırmanmasının hem ülke hem de bölge açısından öngörülemeyen sonuçlar doğurabileceği kaydedilirken ülkede sükunetin hakim kılınmasında sorumluluğun ordu ve mevcut hükümete ait olduğu vurgulandı.
 
Mısır halkından gelen demokrasi ve temel özgürlüklerle ilgili çağrıların görmezden gelinemeyeceğini belirten Van Rompuy ve Barroso, büyükelçilerin yapacağı toplantıda ve büyük ihtimalle hafta içinde bir araya gelecek olan Birlik dışişleri bakanlarının önlem alma niyetinde olduklarının da sinyalini verdiler.
 
Sıkça ikiyüzlülükle suçlanan ancak bir karar alabilmesi için 28 üye ülkesinin farklı pozisyon ve çıkarlarını ortak noktada buluşturması gerektiği unutulan Avrupa Birliği’nin alacağı olası önlemlerin şiddeti sonlandırmaya teşvik, siyasi diyaloğun devamını sağlama ve demokratik sürece dönüş amaçlı olacağı da Van Rompuy ve Barroso’nun vurguları arasında yer aldı.
 
İnsan haklarına saygı gösterilip korunmasının ve siyasi tutukluların serbest bırakılması gerektiği ifade edilen açıklamada, “Son günlerde meydana gelen şiddet ve ölümler ne meşrulaştırılabilir ne de hoş görülebilir” denildi.
 
Avrupa Birliği, kendisinin de Yüksek Temsilci Catherine Ashton aracılığıyla arabuluculuk girişiminde bulunduğu uluslararası girişimlerin sonuçsuz kalması ve bunların bir kenara itilmiş olmasından rahatsız. Son iki yıldır Mısır’a hem ekonomik hem siyasi açıdan destek olan Avrupa Birliği’nin öncelikli çabasını ise bu hafta yapılacak toplantılarla ortak pozisyon belirlemek oluşturacak. Üye ülkeler arasında bu aşamadan sonra Mısır konusunda daha sert tavır takınılmasından yana tavır koyan ülkelerin sayısında artış olsa da Brüksel’in “somut etki yaratacak önlemler alma konusundaki” manevra alanının çok geniş olduğunu söylemek zor.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.