21 Mayıs 2013 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 20 Mayıs 2013 Pazartesi Saat 23:36
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Li Tilzêrînê dê ji bo windayan kolandin bê kirin – DÎHA



Li Tilzêrînê dê ji bo windayan kolandin bê kirin – DÎHA

Ji bo zelalkirina aqûbeta A.Vahap Ateş, Mehmet Emîn Abak û Yusuf Tunç ên di navbera salên 1994 û 1995'an de li Qoserê di bin çavan de hatibûn windikirin sibê dê li derdora gundê Tilzêrinênê kolandin bê kirin.

Welatiyê bi navê A. Vahap Ateş li gundê Kirkkuyu ya Qoser a Mêrdînê di 14'ê hezîrana 1994'an de ji aliyê leşker û kesên sivîl ve, welatiyê bi navê Mehmet Emîn Abak li gundê Hanîkaharzema (Eroglu) Qoserê di 14 çileyê 1995'an de ji aliyê leşkeran ve û welatiyê bi navê Yusuf Tunç jî li gundê Kerengo ya Qoserê di encama serdagirtina malê de ji aliyê leşkeran ve hatin binçavkirin û cardin ji wan tu agahî nehatin girtin. Li gel ku hemû serdanên hiqûqî heta niha tu encam nehatin girtin. Piştî ku ev demeke tu encam nayên girtin, Şaxa ÎHD'ê ya Mêrdînê bi daxuyaniyek nivîskî daxuyand ku sibê di bîrên avê yên xwezayî de ku li nêzî gundê Tilzêrînê ne, bi ser fermana Serdozgerê Komarê yê Qoserê, saet di 09:00'an de kolandin dê bê kirin.

'Bila berpisyar bên darizandin'

Li gel vê geşedanê Rêxistina BDP'ê ya Qoserê jî ji bo balê bikişîne ser aqubeta windayan bi tevlibûna KCD, MEYADER, TUHAD-DER, Nuda KURDÎ-DER, HDP, MKM, ÎHD, MADAY-DER, Dayîkên Aştiyê û gelek kesan li Qada Azadiyê daxuyaniyek da çapemeniyê. Di çalakiyê de sloganên "Şehîd namirin", "Şehîdên me rûmeta me ne" hatin qêrîn. Serokê Rêxistina BDPê yê Mêrdinê Reşat Kaymaz, destnîşan kir ku divê li dewlet bi rastiya windayan re hevrû bibe û da zanîn ku meselaya windayan di encama polîtîkayên dewletê yên bi zanebûn derketiye holê. Kaymaz, xwest ku hikûmet ji bo zelalkirina aqûbeta windayan vîn nîşan bide û berpisyaran bidarizînê.

Daxuyanî bê bûyer bi dawî bû.


'Öcalan çözüm yolunu açtı, herkes kendine düşen vazifeyi üstlenmeli' – DİHA

PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından başlatılan yeni süreci değerlendiren yazar Vedat Türkali, Öcalan'ın çözümün yolunu açtığını belirterek, çağrıcısı olduğu Barış ve Demokrasi Konferansı'na ilişkin, "Vicdanı memleket sevgisi insan sevgisi olan herkesin, bu yolda kendine düşen vazifeyi üstlenmesi lazım" dedi.

Yazar Vedat Türkali, PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından başlatılan "çözüm süreci" ve çağrıcıları arasında olduğu Ankara'da 25 Mayıs'ta düzenlenecek olan Barış ve Demokrasi Konferansı'na ilişkin DİHA'nın sorularını yanıtladı. Öcalan'a başlattığı süreç için selamlarını gönderen Türkali, Barış ve Demokrasi Konferansı için ise, "Vicdanı memleket sevgisi insan sevgisi olan herkesin, bu yolda kendine düşen vazifeyi üstlenmesi lazım. Kardeşliği istiyorum, sevgiyi istiyorum, herkesin vicdanı doğrultusunda yaşama özgürlüğünü savunuyorum. Zaten yapılacak toplantıda insanlardan istenilen de budur" diye konuştu.

* PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından başlatılan çözüm süreci hakkında görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

Çözüm süreci normal seyri içerisinde devam ediyor. Gördüğümüz kadarıyla da olumlu bir yani var tabi ki. Bir defa bu kan duracak. Bu bakımdan ben şahsen Öcalan'a büyük bir sevgi duyuyorum başarı diliyorum. Selam ve saygı iletiyorum. İyi bir şey yapıldı. Öcalan'ın Newroz'da yaptığı konuşma uzun bir konuşmaydı. Bu uzun konuşmada kimi yerlere insanlar haliyle takılabilir. Şunu da söylememek olabilirdi diyebilirsiniz. Ama sonuca bakmak gerekir. Yaptığı etki çözüm yolunu açmıştır. Zaten istenilen de bu yolun açılması. Yolu açtı, dağı temizliyor. Ben bu konuda çok daha evvel yazılar yazdım. Öcalan Başbakana, 'Bir tek cümle söyle dağı boşaltalım 2 saat içerisinde' demişti. Ama Başbakan ne yaptı? Oy kaygısı yaşadı, MHP'nin oylarına göz dikti ve bunun kaygısıyla iki metre bir ip aldı, 'Alın asın' dedi. Hz. Muhammed'in bir sözü vardır; 'Kime iyilik ettinizse kötülüğünden sakının' der. Bu sözü söyledim o zaman.

Karayılan'ın da bence tutumu doğru bir tutumdur. Ülkeyi yavaşça kendi yollarından terk etme yöntemiyle olayı bitiriyorlar. Gördüğüm kadarıyla, daima da hazır bekliyorlar. Ki bu da haklı bir durum. Çünkü o kadar çok acıya mal olmuş ki bu olay, öyle kolayca feda edilecek bir durum yok ortada.

Bu meseleyi bu günlerde çok düşünüyorum. Yeni romanımda zaten temel mesele bunlar. Fakat şunu iyi bilmek lazım; Türkiye'de Kürt meselesinin çözümü yalnız başına bir çözüm olarak net bir sona varmaz. Türkiye'de özellikle Ermeni meselesini de birlikte çözmek lazım. Devamlı olarak bir yalan var: 'Ermenileri Kürtler öldürdüler'. Tabi ölenler oldu. Ama Kürtlerin içerisinde çok seçkin adamlar da var. Her türlü tehlikeyi o dönem göze aldılar ve Ermenileri aralarına aldılar. Müslümanmış gibi gösterdiler ama dinlerine saygılı oldular. Bu gün mesela Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş Ermenice kurslar açtılar. Ermeni dilini öğretmek için de çaba sarf ediyorlar. Ve yalnızca Kürtlere yönelik değil Ermenilere de aynı itinayı gösteriyorlar. Bu bence çok önemli bir şey. Çünkü Ermenilere bugün ABD'deki diaspora el koyuyor. Ve onların yöntemleriyle bir yerlere vardırılmak isteniyorlar. Halbuki bu yol çıkmaz bir yol. Bu işe Türkiye'nin sahip çıkması lazım.

Bu gün hava farklı. Bu gün Türkiye çok tehlikeli bir süreç yaşıyor. Başbakanı alıp götürdüler ABD'de iltifatlarla karşıladılar. Vaktiyle Enver Paşayı nasıl Almanlar göklere çıkardılarsa hatta 'Enverland' dediler. Türkiye'nin adını böyle değiştirdiler hatta. 'Enverland' dediler sonra 'Sen-verland' oldu. Türkiye'nin nesi var nesi yoksa aldılar Osmanlı İmparatorluğu çöktü gitti. Bu günkü durum biraz buna benziyor. Amerika Türkiye'ye iki adet füze kalkanı yolladı biliyorsunuz. Bu füzeler uzun mesafeli füzeler hatta nasıl kullanılacağını da bilmiyorlar. 500 tane de militan yolladılar, kendi adamlarını. Güya onlar biliyorlarmış kullanmayı. Ama basına yansıdığına göre onlar da bilmiyorlar nasıl kullanacaklarını. Bir füze yanlış bir yere düşerse Türkiye tam bir ateşin içine düşürülebilir. Amerika bu gün ne yapıp edip, bir savaş provoke etmek davasında. Çünkü ABD bunalımın zirvesinde dolanıyor. Onu önlemek için silah satılan Amerikan sermayesinin yatırım yapacağı yeni alanlar açmak istiyorlar. Belki konu dağıldı ama bunlar söylenmesi gereken şeyler.

* Sizce gelişen bu süreçte hükümetin atması gereken adımlar neler?

Hükümete düşen ise Kürt ve Ermeni sorununu yani Türkiye'de yaşayan tüm insanların sorununu çözmektir. Bu ülkede yalnızca Türk olarak değil Ermeni, Yahudi, Çingene, Kürt, Gürcü, Lazlar olarak yaşıyoruz. Zaten TKP vaktiyle ilk programında Lazlar, Kürtler isterlerse bağımsız devlet kurmak hakkını kullanabilirler demişti. Böyle bir tarihi çıkış da vardır. Bu gün bağımsız bir devlet kurmalarına da gerek yok. Ama bu gün biz hepimiz bu ortak vatan içerisinde hep birlikte bu vatana sahip çıkmalıyız. Bunun temeli de mutlaka ve mutlaka demokrasi, özgürlük ve bunların dayandığı sağlam bir anayasa ile oluşur.

Bu anlamda sağlam bir anayasa yapılması gerekir. Ama dikkat ederseniz anayasa yapımı konusunda hep kaytarma yolunu tutuyorlar. Aslında en tehlikelisi de Türkiye'de bugün hükümetin başındaki adam ki Tayyip'tir adı. Nasıl geçmişte 'Enverland' denildi ise 'Tayyipland' oldu bugün de. Bir gün de 'Kayıpland' haline gelmeyiz inşallah. Erdoğan başkanlık sistemini istiyor. Zinhar verilmesin. ABD'deki başkanlık sisteminde muhalefetin biraz ileri gittiği zaman iktidarı suçlu sandalyesine oturtabilecek bir gücü var. Bizde böyle bir şey olmaz. Bizde eğer Erdoğan başkan olursa Türkiye felakete gider.

Bu arada BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'a da yürekten selam ve sevgilerimi sunarım. Geçtiğimiz haftalarda Taraf Gazetesi'ne bir röportaj verdi. Çok net ve çok güzel bir şekilde 'Biz Kürtler de böyle bir başkanlık sistemini istemiyoruz, isteyemeyiz' dedi. Çünkü ben korkmaya başlamıştım. Başkanlık sistemi Kürtlere de zarar verir. Gerçekten demokratik bir düzen, özgür bir düzen ve bütün insanların anayasal haklara sahip çıktığı ve devletin de kendisine sahip çıktığı bir ülke yaşanası bir ülke olur. O ülke aynı zamanda Ortadoğu'da bugün ki gibi bir savaş provokasyonunun değil, dostluk kardeşlik dayanışma çabalarının zirvesi haline gelebilir. Hepimiz mutlu oluruz.

* Türkiye solunun sürece yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye solu? Hangi sol? Nerede Türkiye'de sol? CHP mi sol? Adamı güldürmeyin. Ben tarihsel görevi belli olan TKP'nin bile gerektiği yerde duramadığı için üzgünüm. Türkiye'de sol ve gerçekten dirayetli sol kafalar, parça parça gruplar var. Ama daha bütün bunlar Türkiye çapında ağırlıklarını koyacak kadar, Türk halkıyla kardeşçe bir bağ kuramadılar maalesef. Yani Kürdü, Türkü, Ermenisi, hepsi bir arada cennete dönebilecek bir ülke için birlikte işler yapabilirler. Ama bugün böyle bir sol yok Türkiye'de.


* Çağrıcısı olduğunuz Barış ve Demokrasi Konferansı'na ilişkin görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

Toplantıda vicdanı olan, memleket sevgisi olan, insan sevgisi olan herkesin, bu yolda kendine düşen vazifeyi üstlenmesi lazım. Kardeşliği istiyorum, sevgiyi istiyorum, herkesin vicdanı doğrultusunda yaşama özgürlüğünü savunuyorum. Zaten yapılacak toplantıda insanlardan istenilen de budur.



Avesta: Rêber Apo mîladek nû da destpêkirin - ANF

Endama Konseya Rêverber a PKK'ê Sozdar Avesta da xuyakirin ku Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan bi Newroza sala 2013'an re di dîroka Kurdistan û Rojhilata Navîn de mîladeke nû daye destpekirin. Avesta destnîşan kir, ku di qonaxa heyî de hêvajiya ji bo jiyana azad, demokratîk û aştiyane geş û xurtir bûye.

Endama Konseya Rêveber a PKK'ê Sozdar Avesta, di nivîseke xwe ya li rojnameya Azadiya Welat de, pêvajoya çareseriya pirsgirêka Kurd a bi Newoza sala 2013'an ve destpê kiriye, ji bo Rojhilata Navîn û Kurdistanê weke mîladekê bi nav kir û diyar kir, ku girîngiya vê Newrozê de b peyama Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan ve girêdayî ye. Avesta ragihand ku di qonaxa heyîde hêviya jiyana azad û demokratîk, jiyana wekhev û aştiyane hîna geş û xirtir bûye û weha peyivî;

"Me wek Tevgera Azadiyê ji nameya Rêbertî peyama xwe girt. Bi taybet wek tevgera jinê, me peyam fêm kir. Jixwe di nameyê de ji bo jinan jî pir xalên girîng hatibûn destnîşankirin.Wek Tevgera Azadiya Jinê, ev pêvajoya ku wekî mîladê hatiye destpêkirin, em ê roleke çawa bilîzin, li ser vê xalê em bi berfirehî sekinîn û em civiyan. Herî dawî di destpêka meha nîsanê de civîna Meclisa PAJK’ê hat lidarxisin. Di vir de li ser pêşketinên di rojevê de, beşdarbûna tevgera jinê, bendewariyên ji me çi ne, em di vê pêvajoya girîng de çawa dikarin rola pêşengtiyê bilîzin, em çawa dikarin di dem û merheleyê de tişta hewce pêk bînin, di rojeva siyasî û rêxistinî de li ser sekinîn. Asteke pir bi biryar derket holê. Li ser esasê peyama Newrozê, Tevgera Jinê jî rewşa xwe nirxand û ber bi sazîbûnê ve plansaziyeke nû ji xwe re danî. Bi vî rengî du peyamên girîng hebûn. Pêvajoya ‘Rizgariya Demokratîk û Avakirina Jiyana Azad’ dest pê kiriye.Ya duyem jî hêzên me yên çekdar paşve vekişin."

Avesta anî ziman, ku di tevahiya qad û saziyên tevgerê de li ser vê mijarê nîqaşên cur be cur hatin meşandin û encamên vê jî ji Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan re hatiye ragihandin û got, "Di dema 1999’an de Rêber APO nû hatibû girtin. Komploya 15’ê Sibatê pêk hatibû. Hêzên navneteweyî dixwestin bi vê komployê Tirkiyeyê bixin nav şerekî ku bi sed salan dewam bike. Ne ku bi niyeteke baş, an jî ne bi mebesta ku alîkariya Tirkiyeyê bikin. Rêbertî dîl girtin û radestî Tirkiyeyê kirin. Ji bo ku di Rojhilata Navîn de şereke dijwar pêk bê. Ev destpêka pêngava şerê cîhanê yê sêyemîn bû. Dixwestin bi vî rengî herêmê bixin nav alozî û tevliheviyeke mezin. Hin kurdên hevkar ji ber ku Tevgera Azadiyê li pêşiya xwe wek asteng didîtin, dixwestin wê bi sînor bikin, statukuparêziya xwe berdewam bikin. Ji ber vê nehêlan guhertinên erênî yên demokratîk pêk bên. Dizanîbûn ku ev tevger bi demdirêjî ji bo wan jî xetere ye. Loma di komployê de cih girtin. Şert û mercên wê demê yên Tirkiyeyê jî ji vê re vekirî bû. Ji ber bi salan raya giştî ya Tirkiyeyê ji yek-alî ve hatibû agahdarkirin. Medya tirk bi yekdengî tenê berdevkiya dewletê dikir. Bi şerê taybet Tevgera Azadiyê wek rêxistineke terorîst lanse dikir.

Bi salan kuştinên kiryarên wan nediyar, şewitandina gundan, qirkirin û komkujiyên ji hêla dewlet, JÎTEM û Hîzbulahê ve pêk hatin jî weke kiryarên ji hêla tevgerê pêk hatine nîşan dan. Ev jî encama vî şerî qirêj bû. Lewma di nava raya giştî ya Tirkiyeyê de li dijî me reflekseke neyînî derket pêş. Li ser çapemeniya kurd jî zext û tundî her bi berdewamî pêk hat. Pir caran rojnameyên kurdan hatin girtin û komkirin. Di sala 1999’an de hemû şert û merc li dijî me, li gorî berjewendiya dewletê bû. Dijmin ev pêvajo bi taybet jî girtina Rêber APO ji bo xwe wek serkeftinê dît. Hikûmeta wê demê bixwe jî nedizanî ku çima Rêbertî radestî wan hatiye kirin, lê ji bo xwe wek serkeftinekê didît.

Dema ku mirov pêvajoya borî û roja îro dide ber hev, cudabûnê berçav hene. 14 sal derbas bû. Di Rojhilata Navîn de guherînên pir cidî hene. Şoreşa teknolojîk û zanistî pêşketinan pir leztir dike. Di van 14 salan de careke din Rojhilata Navîn bû zemînê mudaxeleya hêzên emperyalîst. Bi taybet di 3 salên dawî de Tunus, Misir, Lîbya û niha jî di rojevê de Sûriye heye. Bi vê re derketiye holê ku dê hêzên statukuparêz ên herêmê têk biçin. Lê belê yên li şûna wan bên jî ji hêla hêzên derve ve diyar dibin, ango ne li gorî maf û berjewandiya gelên wir in. Di vê navberê de Emerîka-Îsraîl û Ewropa piranî di yek blokê de cih digirin. Rûsya û Çîn jî di blokeke din de cih digirin. Li ser Rojhilata Navîn hesaban pêş dixin. Lê yên ku ji vê rewşê zerar dibîne gelên Rojhilata Navîn in.

Rêber APO ev rewş bi berfirehî nirxand û danî holê. Gelên Rojhilata Navîn wek kartekê di destê hêzên derve de ne. Loma Rêber APO xwest vê pêvajoyê careke din ji rewşa heyî rizgar bike. Jixwe di peyama xwe ya Newrozê de jî dibêje: “Min ev pêvajo dest pê kir, min name şandin û careke din xwest bi Tirkiyeyê re çareseriyê pêş bixînim.” Pêgava 1999’an ji ya 2013’an pir cuda bû. Her wiha li Kurdistanê û Tirkiyeyê de rewş ne wekî berê ye. Di Tevgera Azadiyê de guhertinên mezin çêbûn. Ji Newroza sala 2005’an pê ve Koma Civakên Kurdistanê KCK wekî pergaleke nû xwe li hemû Kurdistanê birêxistin kir. Tevgera Azadiya Jinên kurd KJB’ê xwe li tevahiya Kurdistanê birêxistin kiriye. Rêxistina Ciwanan jî xwedî rêxistinbûneke berfireh e. Her wiha Hêzên Parastina Gel ji 1’ê hezîranê heya niha bi awayeke çalak di rewşa parastina cewherî û rewa de ne. Di van 9 salên dawî de li dijî dijmin şereke dijwar meşandin. Berxwedanek mezin hat pêşxistin.

Li bakurê Kurdistanê êdî çareseriya pirsgirêkê xwe ferz dike. Amadekariya vê tê meşandin. Lê tişta ku dişibe sala 1999’an ne semîmiyeta dewletê ye. Pirsa herî sereke jî ev e. Nexşeriya ku di sala 2009’an de hat îlankirin û îro jî bi riya nameyan wekî protokol tên pêşkêşkirin, dê çiqas dewlet li ser vê eksenê rast bimeşe? Ev pirs divê bi baldarî were pirsîn û şopandin. Eksena nexşeriya me diyar e. Gelê tirk, kurd, ereb, çerkez, laz, tirkmen, ermenî, fars û hemû cure bawerî, netew û mezheb bikaribin bi awayeke aştiyane û demokratîk li ser vê axê bijîn. Bi taybet jî gelê kurd ji ber bi sed salan bi qirkirin û înkarê re rû bi rû maye, dixwaze bigihîje ewlehiya hebûna xwe. Hemû mijarên din bi vê pêvajoyê ve girêdayî ne.

Tevgera me di serî de li ser van xalan kûr dibe. Bi tu awayî dest ji mafên gelê kurd û gelên din ango demokrasiyê nehatiye berdan. Rêbertiya me dide diyarkirin ku agirbest îlan bibe, hêza leşkerî xwe paşve dikişîne, lê bi şertê ku ev daxwazî pêk bên. Li ser van xalan jî nîqaş û muzakere berdewam in. Nîqaşên heya vê demê jî erênî û bi encam in. Piştgiriyeke pir mezin a raya giştî jî ji bo pêvajoyê heye. Lê daxuyanî û nirxandinên hikûmetê qet bawerî nadin mirov. Heya niha tu daxuyaniyên ku bawerî bide çênebûne. Wekî mînak heya niha hîna jî der barê formul an jî projeya çareseriya pirsgirêka kurd de tiştek negotine. Bi tenê hevdîtinên ligel Rêber APO wekî tunekirina terorê bi nav dikin. Ji hêla hikûmetê ve komîsyon ava kirin, serokwezîrê Tirkiyeyê bi xwe bi wan re civîn li dar xist. Tenê wekî berdevkê xwe dan nasîn. Lê komîsyon hewce dike xwedî erk be. Lê komîsyon jî hîna ne di vê astê de ye, dibe ku di demên pêş de wiha bibe. Rewşa hikûmet û dewleta tirk dişibe sala 1999’an. Niha dixwaze tevgerê entegre bike. Ji tasfiyeyê ber bi entegreyê ve qulipîn ku di encamê de qet ferqa xwe ji hev tune ye. Entegrekirin jî bi çek û şîdetê nabe. Encex bi qanûn, nermbûn û têkilî nav xwe kirin û helandinê dibe.

Hêviya me û ya gelê me bi serkeftina pêvajoyê li gorî sala 1999’an deh qat zêdetir e. Tevger û gel bi giştî di vî warî de birêxistinkirî ye. Xwedî wê astê ye ku pêvajoyê rast şîrove bike. Em bawerî bi Rêber APO û biryarên wî tînin. Rêber APO di peyama 4’ê Nîsanê de jî dibêje: “Erkên ketine ser milên min, min pêk anîne. Êdî erk ên we ne. Pêwîst e hûn pêk bînin û her kes bikaribe rola xwe bîne cih.” Em di pêvajoyeke wiha de ne. Tecrûbeyên me hene. Bi hezaran şehadet qewimîn. Ji her du aliyan jî winda çêbûn. Bi taybet Tevgera Azadiyê bi serkeftî têkoşînê heya vê rojê anî.

Rêber APO muxatabê sereke û aktorê sereke ye. Qonaxên vê pêvajoyê jî hene. Di serî de azadiya Rêber APO hedefa me ya bingehîn e. Heya Rêber APO azad nebe, dê aştiyeke mayînde jî pêk neyê. Heya mafê gelê kurd neyên dayîn dê aştî bi ser nekeve.
 
YÊN KU RIH DAYE PKK'Ê ŞEHÎD IN

Pêngava ku dest pê kiriye di meha Gulanê de gihîşt asteke hîn cudatir. Meha Gulanê ji bo tevgera me meheke taybet û pîroz e û bi nirxan dagirtî ye. Tevgera me xwe bi vî ruhî bi tevger kiriye.
Gulan meha şehadeta rêhevalên Heqî Karer, Ferhat Kurtay û rêhevalên pê re ye. 31 sal beriya niha di sala 1982’an li Amedê li ser tevgerê hovîtî û wehşeteke mezin pêk dihat. Çar rêhevalên me yên leheng li dijî wê rewşê rûmet û nirxê mirovahiyê parastin. Her çaran dest dan hev û agir berdan bedena xwe û bi durûşma “Agir gur bikin, avê lê nekin. Berxwedan jiyan e!” di 18’ê Gulanê de bûn meşaleyên gelê kurd. Her wiha di 18’ê Gulanê di sala 77’an beriya avakirina PKK’ê rêheval Heqî Karer li Dîlokê hat qetilkirin. PKK bi ruhê Heqî Karer hat damezirandin. Li ser biratiya gelan hat damezirandin. Yê ku ruh da PKK’ê jî ev rêheval bûn. Di 14’ê Tîrmehê de jî Kemal û Xeyriyan ev ruh zindîtir kirin. 31’emîn salvegera şehadeta Ferhat Kurtay û rêhevalên pê re ji pêvajoyeke nû re avis e. Rêber APO di peyama xwe de da got ku vê pêngavê li ser bîranîna Qizildereyê jî pêş dixîne. Di vê mehê de hîna zêdetir li tevahiya Kurdistanê pêwîst dike ku gelê me û jinên kurd xwedî li şehîdên xwe, bîranîna wan û nirxên têkoşînê derkevin. Li ser bîranîna Mahîr, Ferhat, Kemal, Xeyrî, Elî, Mehmud, Mizgîn, Leyla Qasim û Amara tişta dikeve ser milê Tevgera Jinên Kurd pêwîst e pêş bixîne. Hîna zêdetir ji bo serkeftina pêvajoyê erkên xwe pêk bîne.
 
YEKGIRTINA JIYANA HEVPAR GIRÎNG E

Lı ser erdnîgariya Rojhilata Navîn gel her dem bi yekitî jiyane û nirxên xwe bi hev re ava kirine. Parastina nirxên bi hezar salan û çanda hevbeş, di vê nameyê de pir berbiçav bû. Yekgirtina çiyayê Cûdî û Agirî, Kaçkar û Sakarya, Delîlo û Guvend, Horon û Zeybek nîşaneya hevgirtin û jiyana hevpar a gelên herêmê ye. Rêbertî bi mînakdayîna herikîna çemên Dîcle, Firat û Merîç îşaret bi çarenûsa hevbeş dike. Di vê nameyê de Rêbertî bal kişand ser jiyana hevbeş û hevpar a van gelan li ser vê axê. Di her hevoka nameyê de mirov dikare bibêje hemû beşên civakî tişta hewce dîtin. Di Newroza 2013’an de gelê kurd û gelê herêmê gaveke din nêzî azadiyê bûn. Hîn zêdetir gelê Kurdistanê nirx û çanda xwe ya pîroz derxist holê. Reng, deng, zanist û têgeha xwe bi awayeke rêxistinkirî nîşan da. Peyama xwe ya siyasî, rêxistinî, çandî û jiyanî di Newrozê de danî holê. Dibe ku sembola vê Amed bû. Lê belê ji 10’ê adarê pê ve dest pê kir heya 22’ê adarê li hemû parçeyên Kurdistanê daxwaza xwe ya jiyana demokratîk û aştiyane danî holê. Li çar aliyên cîhanê her kurdekê ev peyam dubare kir. Bêguman ev pir girîng bû. Peyama Rêbertî mora xwe li pêşketinên heyî xist."



150 yıldır dinmeyen acı: Çerkes soykırımı! - ANF

300 yıl süren Kafkas-Rus savaşlarının sona ermesinden sonra Kuzey Kafkas halkları 21 Mayıs 1864 yılında binlerce yıldır yaşadıkları topraklarından sürüldü. Açlık, ölüm ve gözyaşıyla örülü trajedya, Çerkes halklarının günümüze kadar taşıdıkları yara olmayı sürdürdü.

21 Mayıs 1864; 300 yıl süren Kafkas - Rus savaşlarının sona ermesi ve Kuzey Kafkas halklarının sürgüne zorlanmasının başlangıç tarihidir.

Bu tarihten sonra Çerkes toplulukları dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmışlardır. Sürgün süreci içerisinde birçok insan hayatını kaybetmiş, sürüldükleri topraklarda ise hastalık, açlık ve yoksulluk gibi problemlerle karşı karşıya kalmışlardır.

BİNLERCE KİŞİ ÖLDÜ!

Sürgün yolunda çekilen çileler, yolda hayatını kaybedenlerin feci durumları Trabzon'daki Rus konsolosunun, tehcir işlerini idare etmekte olan General Katraçef'e yazdığı raporda şöyle anlatılır:

"Batum'a 70 bin Çerkes geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon'a çıkarılan 24 bin 700 kişiden şimdiye kadar 19 bin kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63 bin 9 yüz kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110 bin kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul'a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım."

ÇERKESLER ATALARINA SAYGI İÇİN BALIK YEMEKTEN UZAK DURUYOR

Modern tarihin en büyük kitlesel nüfus hareketlerinden biri olarak kabul edilen Çerkes sürgünü esnasında 'deniz gibi' kan akıtıldı. Gemiye binmek için aç bîilaç kıyıda yağmur çamur içinde, ölüm iniltileriyle bekleşenler, yanaşan gemiye üşüşüp taşıma kapasitesinin çok üzerinde bindirildiler. Gemiler de daha fazla para alabilmek için çok yolcu alıyor, bu yüzden fazla yol almadan batan gemilere sık rastlanıyordu. Günümüzde de bu nedenle balık yemekten uzak duran çok sayıda Çerkes olduğu biliniyor. Çerkes yaşlıları, ‘balıkların atalarını yediklerini, balık yemeleri halinde kendi atalarını yiyeceklerini’ düşünerek, balık yemeyi reddediyor.

1864 yılının Mayıs ayında, Trabzon'daki Rus konsolosunun yazdığına göre 30 bin Çerkes açlık ve hastalıktan kırıldı. Gemilerde hastalık alameti gösteren olursa derhal denize atılırdı.

1 MİLYONUN ÜZERİNDE ÇERKES SÜRGÜN EDİLDİ

İngiliz savaş tarihçisi W.E.D.Allen'e göre, o zamanki Osmanlı topraklarına yerleştirilmiş olan Çerkeslerin sayısı 600 binden fazladır. Amerikalı Justin McCarthy, sürülen Çerkes ve diğer Kafkas topluluklarının sayısının 1 milyon 200 bin dolayında olabileceğini, bunun ancak 800 bin kadarının hayatta kalabildiğini belirtiyor.

Sağ kalan nüfusun 600 bini 1856-64 arasında, 200 bini de 1864 sonrasında göç etmiştir. Şu durumda Allen ve McCarthy'nin 1864'te Türkiye'ye yerleşebilen nüfusa ilişkin tahminleri uyuşmaktadır. General İsmail Berkok'a göre ise, sayı 1 milyon kadardır. Bütün bunlar, kuşkusuz tahmini sayılardır. Sayıyı daha az ya da daha çok olarak gösteren kaynaklar da vardır. Ancak, Adıge-Çerkes kaynakları, genellikle 1.500.000 sayısı üzerinde birleşmektedirler.

RUSLARIN DOĞRUDAN ÖLDÜRDÜĞÜ ÇERKES SAYISI 500 BİN

Sürgüne tabi tutulan nüfusun en az dörtte birinin yolculuk, kamp yaşamı ve yeni yerleşim yerlerine uyum sırasında öldüğü kabul edilmektedir. Rusların doğrudan öldürdüğü Çerkes sayısı ise 500 binden fazla olarak tahmin edilmektedir.

Çerkes Soykırımı 20 Mayıs 2011 tarihinde Gürcistan parlamentosunun oybirliğiyle aldığı bir kararla Gürcistan tarafından resmen tanındı. Böylece Çerkes soykırımı, bağımsız bir devlet tarafından resmen uluslararası gündeme taşınmış oldu.

ANAYURTLA TEMASLAR TEKRAR KURULDU

Türkiye dışında Suriye, İsrail, Ürdün, Tunus gibi pek çok ülkeye dağılan Çerkes halkları Sovyetlerin çöküşünden sonra anayurtlarıyla tekrar temas kurmaya başladı.


YNK'ê piştgirî da kampanyayê – Yeni Özgür Politika

Kampanyaya îmzeyan a ji bo Azadiya Ocalan hatiye destpêkirin li Başûr û Rojavayê Kurdistanê belav dibe. Endamên Polîtbûroya YNK'ê jî bi îmzeyên xwe piştgirî dan kampanyayê.

Kampanyaya îmzeyê ya ji bo azadiya Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan ku li seranserê Başûrê Kurdistanê hatiye destpêkirin, her diçe berfirehtir dibe.

Endamên polîtburo yên Yekitî Niştimanî Kurdistan (YNK) beşdarî kampanya îmzeyan a ji bo azadiya Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan bû.
Kampanya îmzeyan a meha Gulanê li Herêma Federal a Kurdistanê bi navê "Ji bo azadiy Ocalan 5 mîlyon îmze" destpê kir, bi beşdariya Yekitî Niştimanî Kurdistan (YNK) dewam dike. Heyetek ji Însiyatîfa Kampanya Îmzeyan a ji bo Azadiya Ocalan Kawa Nadir Kadir û Serdar Star, çûn serdana endamên polîtburo ya YNK'ê û Berprisyariyê YNK'ê yê Hewlêrê Sadî Ehnmed Pîro.
Endamê polîtburo yê YNK'ê Pîro di dema serdanê de kêfxweşiya xwe ya ji ber destpêkirina kampanya ji bo azadiya Ocalan û serdana heyeta Însiyatîfê anî ziman û destnîşan kir ku, şervanekî girîng ê gelê Kurd Abdullah Ocalan pirsgirêka Kurd weke pirsgirêkeke siyasî dibîne. Pîro bal kişand ser pêvajoya çareseriyê jî û got, "Herkes dizane, eger Birêz Ocalan azad bibe, wê bandoreke erênî li pêvajoyê bike." Pîro her weha kêfxweşiya xwe ya ji ber tevlêbûna gelê Hewlêrê li kampanyayê anî ziman.
Hat ragihandin, heyeta Însiyatîfê wekî din ji Alîkarê Serokê Herêma Kurdistana Federal û Alîkarê sereke yê Sekreterê Giştî yê YNK'ê Kosret Resûl daxwaza hevdîtinê kiriye.

Ji RJAK’ê bang

Li bajarê Silêmaniyê jî pêr danê êvarê li ber mizgefta navenda bajar standa îmzeyan ji aliyê Rêxistina Jinên Azadîxwaz yên Kurdistanê (RJAK) ve hate danîn û ji bo azadiya Ocalan û girtiyên siyasî îmze hatin komkirin.
Di derbarê xebatên komkirina îmzeyan de jinên endamên RJAK’ê ji ajansa me re axivîn û gotin: “Ji bo hemû cîhanê hatiye diyarkirin rola birêz Abdullah Ocalan a ji aşitî û demokrasî ji lewma em dikarin bêjin ku kes nikare rola birêz Ocalan a ji çareseriya civakek mayinde înkar bike. Lê ji ber ku birêz Ocalan di girtîgehê de ye dê nikaribe rola xwe li gora pêwîst pêk bîne. Ji ber têklîdariya bi birêz Ocalan re zore û ji ber wê yekê pêwîste birêz Ocalan serbest were berdan û rêbazên leşkerî were rizgar kirin, pêwîste bê zanîn ku aramî li Rojhilata Navîn pêk nayê heger pirsgirêka Kurd çareser nebe.”
Di heman demê de RJAK’ê da diyarkirin ku, komkirina yek milyon îmze erka her Kurdekiye û pêwîste her Kurdekî xwe xwedî wijdan dibîne; were û ji bo rizgarkirina Ocalan û hemû dîlên azadiyê îmze bike.”
Di dawiyê de RJAK’ê bang li tevahiya cîhanê kir û got: “Em wek jinên RJAK’î bang li hemû rêxistinên navnetewî, Saziyên Mafê Mirovan û kesayetên têklîdar ku dengê xwe tevlî dengê me bikin û banga azadiya birêz Ocalan bikin û bi wijdan piştgirî bidin îmzekirinê.”
RJAK’ê bi taybetî banga jinkir û got: “Banga  me ji bo tevahiya jin û civaka mirovahiyê ye ku êdî dest bidin ser wijdana xwe, beşdarî û piştgiriya xwe ji bo rizgarkirina mîmar û afrênerê azadiya jin û tevahiya mirovahiyê  birêz Abdullha Ocalan nîşan bikin û îmzeyan kom bikin.”

Partiya Komunîst azadiya Ocalan xwest

Ji aliye din ve Serokê Partiya Komunîst a Kurdistanê Kemal Şakir û rêveberên partiyê Ebû Taran, Diler Mihemed Şerîf, Heme Reşîd Qeredaxî û Baba Elî, gelek rêveberên partiyê mora xwe avêtin binê kampanyayê.  Ji Însiyatîfa Kampanya Îmzeyan a ji bo Azadiya Ocalan, Kawa Nadir Kadir, Eî Mehmûd û Serdar Star çûn serdana Navenda Giştî ya Partiya Komunîst a Kurdistanê. Serokê Partiya Komunist a Kurdistanê Kemal Şakir, ji ber serdana heyetê spas kir û û destnîşan kir, ku ew ji ber tevlêbûna xwe ya kampanyayê gelekî kêfxweş in. Şakir got, "Kî ji xwe re dibêje ez sosyalîstim, divê ji bo yek ji lîderên Kurdan birêz Ocalan azadiyê bixwazin û mora xwe bavêjin binê vê kampanyayê."

Li Mexmûrê jî kampanyayê dest pê kir  

Li Wargeha Penaberan a Şehîd Rustem bi organîzasyona Komelên Ciwan kampanyaya îmzeyan a ji bo azadiya Ocalan hate destpêkirin.
Kampanyaya îmzeyan a li Ewrûpayê bi navê “Ji bo azadiya Ocalan 5 milyon îmze” dest pê kiribû û di destpêka meha gulanê de jî li Herêma Federal a Kurdistan jî bi armanca “Ji bo azadiya Ocalan 1 milyon îmze" dest pê kiribû li Wargeha Penaberan a Şehîd Rustem jî duh bi pêşengî û organîzasyona Komalên Ciwan a Wargehê dest pê kir.
Kampanyaya îmzeyan di 6’emîn Konferansa Meclîsa Gel a Demokratîk de jî weke biryareke hatibû girtin starta wê ciwanan da. Duh saet di 19.00’an de kampanyayê dest pê kir. Bi beşdariya ciwanan mal bi mal îmze tên komkirin. Her kesa/ê ji 10 salî jortir dikare beşdarî kampanyayê bibe. Komalên Ciwan, diyar kir ku di nava 3 rojan de dê komkirina îmzeyan temam bikin.  

 Li Minbicê 15 hezar îmze

Li bajarê Minbic ê rojavayê Kurdistanê Tevgera Ciwanên Şoreşger, bi armanca destekdayina kampanya îmzeyan a ji bo azadiya Ocalan meşek lidarxistin. Di roja yekê ji kampanyê tevî Serokê Meclida Leşkerî ya Şoreşê li Minbicê 15 hezar kes ji hemû pêkhateyên bajêr ji bo azadiya Ocalan îmze kirin.
Meşa ku ji ber navenda Tevgera Ciwanên Şoreşger a Bajêr destpê kir, bi beşdariya Endamên Tevgera Ciwanên Şoreşger, PYD, Konfedresyona Xwendekarên Kurd ên Welatparêz û PDPKS û sedan ji şêniyên Minbic ê hate lidarxistin.
Girseya qerebalix ku posterên Rêberê Gelê Kurd Abdulah Ocalan vekiribûn. Bi siloganên dilsoziya bi Ocalan re heta cihê berhevkirina îmzeyan meşiyan. Li vir axaftin ji aliyê Tevgera Ciwanên Şoreşger, PYD, PDPKS û Konfedresyona Xwendekarên Kurd ên Welatparêz hatin kirin. Di hemû axaftinan de bal hate kişandin ser rola Ocalan a di jiyana Gelê Kurd û pêvajoya aşîtiyê de ku Ocalan daye destpê kirin.

Wê kampanya bidome

Piştî axaftin bi dawî bûn di bin silogana "Azadî ji Rêber Apo re" kampanya berhev kirina îmzeyan hate destpê kirin. Di Roja Yekem ji kampanyê bi hezaran kes ji hems pêkhateyên bajêr tevlî kampanyê bûn û ji bo azadiya Ocalan Îmzeyên xwe avêtin.
Di roja yekem a kampanya berhevkirina îmzeyan ku di bin silogana ji bo Ocalan û hemû girtiyên siyasî ên girtîgehên Tirkiyê azadî bi hezaran kesî îmzeyên xwe avêtin. Komîtîteyên têkildar li taxên bajê, ,meydanên sereke û çerxeriya Elkura Elerdiya îmze berhev kirin. Kampanya berhevkirina îmzeyan têkiliyeke mezin ji aliyê şêniyên bajêr girt û Serokê Meclisa Şoreşê ya Minbicê jî îmza xwe ji bo azadiya Ocalan avêt, her wiha gelek siyasetmedar û kesayetên navdar di bajêr de jî pişgrtiya kampaniyê kirin û îmzeyên xwe ji bo azadiya Ocalan avêtin. Komîteyên karê berhevkirina îmzeyan diyar kirin ku di roja yekem de wan 15 hezar îmze komkirin. Kampanya berhevkirina  Îmzeyan dê kampanya xwe li Minbic û Hemû gundên wê bidome.

Li Rojava belav dibe

Li Bajarê Qamişlo yê Rojavayê Kurdistanê “Însyatîfa Azadiya Ocalan” ji aliyê Desteya Bilind a Kurd, PYD, Tevgera Ciwanên Şoreşger, Yekîtiya Star û Konfedresiyona Xwendekarên Welatparêz ve dê li ser rêxistin kirina kampanyê bisekinin û hin rêxistinên din jî dê tevlî kampanyê bibin.
Têklîdarî mijarê “Însyatîfa Azadiya Ocalan li Rojavayê Kurdistanê û Sûriyê” daxuyaniyek nivîskî weşand.
Di daxuyaniyê kesayetên wek Nêlson Mandêle, Çîrî Adêmiz, Xosê Ramûs, Horta Wang û San Sokah weke nimûne hatin destnîşan kirin. Di daxuyaniyê de hate gotin ku bê guman Ocalan jî dikeve rêza van kesayetan û ji despêkê de armanca Tevgerê ew e ku pirsgirêk bi rêbazên aştiyane werin çareser kirin û rola birêz Ocalan di vir de sereke bû.
Di berdewama daxuyaniyê de ev tişt hate gotin: “Hikûmeta Tirkiyê ji sala 1993’an de hewl da ku têkiliyan bi birêz Ocalan re deyne û bi vî awayî îtraf kir ku rola Ocalan a Sereke ye di çareseriya pirsgirêkê de. Hikûmeta Erdogan di dema 2 sal û nîvan de hevdîtin bi birêz Ocalan re pêk anîn, lê di Tîrmeha 2011’an de hevdîtin qut kirin, Di vê demê de pirotokol dihatin danîn û amadekariyên baweriyê û rêbazeke ku hêdî hêdî çek di bin çavdêriya hêzên navnetewî de bê deng bibin. Em di wê baweriyê de ne ku dê çareserkirina vê pirsgirêkê ji aliyê birêz Ocalan, nêrîn û nexşeriyên ku destnîşan kirine pêk bê. Piraniya gelê Kurd li dû birêz Ocalan disekinin, di sala 2006-2007’an de ji 3 milyon û nîv zêdetir Kurd îmze nîşan kirin ku Ocalan dikare pirsgirêkê çareser bike. Lê heger Ocalan di zindanê de be dê nikaribe bi gava xwe ya aştiyane rabe. Ji ber van xalan kes nikare rola birêz Ocalan înkar bike. Lê ji ber ku birêz Ocalan di girtîgehê de ye dê nikaribe rola xwe pêk bîne. Ji ber têklîdariya bi birêz Ocalan re zor e û ji ber wê yekê pêwîst e birêz Ocalan serbest were berdan û rêbazên leşkerî were rizgar kirin, pêwîst e bê zanîn ku aramî li Rojhilata Navîn pêk nayê herger pirsgirêka Kurd çareser nebe."
Di daxuyaniyê de hate gotin ku pêwîst e Tirkiyê birêz Ocalan serbest berde û atmosfêra pêvajoya aşîtiyê amade bike û bi taybet piştî ku çekdarên Kurd dest bi xwevekişîna ber bi başûrê Kurdistanê kirin.
Di dawiya daxuyaniyê de hate gotin “Em wek însyatîfa azadiya Rêber Ocalan li Rojavayê Kurdistanê û Sûriyê bang li hemû rêxistinên navnetewî, Saziyên Mafê Mirovan û kesayetên têklîdar ku dengê xwe tevlî dengê me bikin û banga azadiya birêz Ocalan bikin.”

Di Eurovisionê de îmze komkirin

Di pêşbirka starana Eurovision ku li bajarê Malmo yê Swêdê pêk hat, jinên Kurd di çarçoveya kampanya ji bo azadiya Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan hatî destpêkirin, îmze komkirin.
Bi hezaran kesên ku ji welatên cûda yên Ewroapyê hatin bajarê Malmo, eleqeyek mezin nîşanî kampanya îmzeyê dan. Jinên ku bi sedan îmze komkirin, weke din jî di derbarê rewşa Ocalan û asta ku pirsgirêka Kurd hatiyê ji beşdarvana re vegotin. Keça Kurd ya 10 salî Ronya ya li gel çalakvana jî beşdarvana pir keyfa xwe pê anîn.  


Avrupa’da Barış ve Demokrasi Konferansı – Yeni Özgür Politikası

Öcalan’ın çağrısı üzerine Avrupa’da yapılacak konferansın hazırlık toplantısı Brüksel’de yapıldı. Konferansın 29-30 Haziran tarihlerinde ‘Halkların Barış ve Demokrasi Konferansı’ adıyla gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın, Amed, Ankara, Brüksel ve Hewler merkezli 4 konferans önerisini dikkate alan Avrupa'daki yapılar, Belçika’nın başkenti Brüksel’de hazırlık toplantısı yaparak, hem görüş ve önerilerini paylaştı hem de ortak karara imza attı. Buna göre Brüksel'de Demokrasi ve Barış Konferansı yapılacak. Katılımın oldukça geniş tutulacağı konferansın tarihi ise 29-30 Haziran olarak belirlendi.

Belçika'nın başkenti Brüksel’deki Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) binasında, 19 Mayıs'ta yapılan toplantıya, Avrupa’da yaşayan Kürdistan ve Türkiyeli göçmen örgütleri ile siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda şahsiyet katıldı. Toplantıya; Asuri-Süryani Avrupa Örgütü temsilcileri, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, KNK, DİDF, YEK-KOM, KKP, Özgürlük ve Dayanışma Almanya, Devrimci Proleterya, Dersim Dernekleri, Avrupa Karerliler Derneği, Êzîdî Örgütleri, Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu, Almanya Kürt Toplumu, Avrupa Barış Meclisi, İsveç Kürt-Türk Kadınlar İnisiyatifi, FEDA, TÜDAY, Êzîdî Federasyonu, Pontus-Rum Örgütleri, Kürdistan İslami Partisi, TÜDAY, Avrupa Sürgünler Platformu, Ezilen Göçmenler Birliği, Avrupa Sosyalist Kadınlar Birliği, KONRA GEL Başkanı Remzi Kartal, KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, Yazar Doğan Özgüden, Ferda Çetin, Mirhem Yiğit, Yücel Özdemir, Metin Ayçiçek, Mahir Sayın, Teslim Töre’nin de aralarında bulunduğu, 60’ı aşkın değişik örgüt, parti ve organizasyon temsilcisi katıldı. Toplantıya katılamayan çok sayıda kurum ve şahsiyet de mesaj göndererek, konferansın çalışmalarında yer alacaklarını duyurdu.

Tarih süreçten geçiliyor

Toplantının açılış konuşmasını KONGRA GEL Başkanı Remzi Kartal yaptı. Kürdistan Özgürlük Hareketi adına toplantıya katılanları selamlayarak konuşmasına başlayan Kartal, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Amed Newrozu’ndaki çağrısıyla yeni bir sürecin başladığını hatırlattı. Kartal, "Kürt sorununun çatışmalı mücadeleden demokratik siyasi mücadeleye geçişini sağlayan, bu temel de Türkiye’de başlayarak bütün Ortadoğu’daki ülkelere yayılarak bütün bölgede önemli, radikal değişimi yaratacak bir tarihi süreçten geçiyoruz” dedi.
Türk devleti ile Öcalan şahsında Kürt tarafı arasındaki görüşmelerin nasıl başladığını, Türk devletinin bu tercihteki zorunluluğunu özetleyen Remzi Kartal, yapılan görüşmeler sonucunda "Genel bir mutabakat ortaya çıkmıştır” diye konuştu. Kartal, söz konusu mutabakat belgelerinin içeriği hakkında, "Genel bir durum değerlendirmesinin yanı sıra bütün kimliklerin eşit vatandaşlık temelinde ele alınması, yasal güvenceye kavuşturulması, Avrupa Yerel Yönetimler Şartı çerçevesinde desantralizasyonun gerçekleşmesi öngörülmektedir. Yasal-anayasal çerçeve ile elde edilmek istenen durum budur” dedi.

Üç aşamalı plan

Kartal konuşmasının devamında 3 aşamalı planı da şöyle anlattı: "Birinci aşama gerillanın geri çekilmesi, ki yakında sonuçlanıyor. İkinci aşamada gerillanın tam çekilmesi beklenmeden yol temizliği olarak adlandırdığımız yasal düzenlemelerle yeni bir anayasanın alt yapısının oluşturulması. Bu durumda sağlandığında üçüncü aşama olarak nitelendirilen normalleşme aşamasına geçiş olacaktır. Güvenlik-özgürlük sorunu ortadan kalktığı taktirde ve legalleşme koşulları sağlandığında silahsızlanmanın gündeme geleceği süreçtir.”
Remzi Kartal, demokratik barışçıl çözüm sürecinin başarısızlığa uğraması durumunda beraberlikten ziyade bir zorunluluk olarak ayrılık alternatifinin devreye girebileceğini belirttikten sonra, Öcalan’ın mevcut süreci ilerletmek için önerdiği 4 konferans, konferansların birleşenleri ve misyonlarına değindi.

'Sürece özne olarak katılınmalı'

Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Başkan Yardımcısı Nilüfer Koç ise, konferans hazırlık toplantısı için yürüttükleri çalışmalar hakkında bilgi verdikten sonra, "Devlete dönük kaygılara takılmadan ne yapacağız, nasıl bir Türkiye istiyoruz gibi temel ve can alıcı sorulara cevap bulmak durumundayız" dedi. Tarihsel bir sorumluluk altına girip sistem dışında bulunanlar olarak bu sürece katılmak durumunda olduklarını belirten Koç, "Çağırdıklarımıza özellikle sürece nesnel değil özne olarak katılmaları gerektiğini belirttik” diye konuştu. Koç, konuşmasının sonunda ötekileşen kimliklerin biraraya gelmesinde kadının birleştirici karaktere sahip olduğu için kadınların katılımlarını çok önemsediklerini sözlerine ekledi.

Birliktelik ve mücadele vurgusu

Açılış konuşması ve bilgilendirme ardından toplantının gündemine geçilerek Avrupa’da yapılmak istenen konferansın ana ekseni, örgütlendirilmesine ilişkin değerlendirme ve önerilere geçildi. Toplantıya katılanların hemen hemen tümü söz alarak sürece desteklerini beyan ederken, sürecin Kürdistan ve Türkiye halkları, farklı inanç grupları, emekçiler, kadınlar, devlet ve sistem tarafından ötekileştirilen tüm kesimlerin lehine gelişimi için birliktelik ve mücadele vurgusu yapıldı. Eşitlikçi, özgürlükçü, temel hak ve özgürlükleri garanti altına alan bir anayasa ile devlet tarafından halklar ve Alevi, Hıristiyan ve Êzîdî inançlara karşı gerçekleştirdiği katliamlarla ilgili hakikat ve adalet ortak talep ve beklentiler olarak öne çıktı.
Yine devletin baskı ve şiddetinden ötürü Avrupa’ya göç etmek zorunda kalanların ülkeye dönüşü, Avrupa’da devrimci-demokrat-yurtsever örgüt ve kurumlara yönelik kriminalize politikalarının son bulması, sayıları 8 milyona varan Kürdistan ve Türkiyeli göçmenlerin sürekli ihmal edilen sorunlarının çözümü, özellikle gençlere sahip çıkılması gündeme gelen konular arasında yer aldı.

'Konferans sıçrama tahtası olacak'

Demokratik İşçiler Derneği Federasyonu (DİDF) Başkanı Hüseyin Avgan, Türkiye’nin demokratikleşmesinin Avrupa’da yaşayan Türkiyelilerin de yaşamını etkileyeceğini belirterek, sürecin ciddi olanaklar sunduğunu, asgari müştereklerle birleşecekleri konferansın önemli bir sıçrama tahtası olacağını söyledi. Avgan, konferansa geniş kesimleri katarak, Avrupalı demokrat kesimlerin bilgilendirilmeleri, aydınlatılmaları gerektiğini söyledi.

'Ortak bir platform oluşturmalıyız'

Kürdistan İslam Partisi (PİK) Genel Başkanı Hikmet Serbilind, Kürt halkının büyük bedeller ödediğini, her zaman zulme maruz kalanlardan yana olduğunu kaydederek, "Yeni bir sürece girdik, artık ortak bir platform oluşturarak bu sistemi değiştirmemiz gerekiyor” dedi.

'Tüm halklar ve inançlar katılmalı'

Almanya Kürt Toplumu’ndan (Kurdische Gemeinde) Ali Toprak, çözümün eşit vatandaşlık temelinde, yeni bir toplumsal sözleşme ile mümkün olduğunu söyledi. Barış sürecine salt Kürt ve Türklerin değil, Anadolu ve Mezopotamya'da yaşayan tüm halkların ve inançların katılması gerektiğini kaydeden Toprak, güçleri oranında bu sürece destek vereceklerini kaydetti.

'Katliamlarla yüzleşilmeli'

Avrupa’daki Asuri-Süryaniler örgütü temsilcilerinden Şabo Sahiko, ‘İslam kardeşliği’ ve ‘Misaki Milli’ konularında eleştirilerde bulunarak, bu temelde bir barışın sağlanamayacağını söyledi. Ülkelerin boşaltıldığını, mal ve mülklerine el konulduğunu, halk olarak büyük acılar yaşadıklarını belirten Sahiko, demokratik ve özgürlükçü bir Türkiye’nin kendilerinin de özlemi olduğunu belirterek, görüşmelerin başlamasını olumlu bulduklarını kaydetti. Sahiko konuşmasının devamında, yeni anayasa için, Türklerin sahip olduğu bütün hakların herkese tanınması, anadilde eğitim hakkı, tarihle yüzleşilerek Ermeni, Asuri-Süryani, Rum vb halklara karşı gerçekleştirilen katliamların tanınması Hıristiyanlardan özür dilenmesinin de aralarında bulunduğu önerilerde bulundu.

'Ortak dili yakalamamız lazım'

Avrupa Barış Meclisi’nden Günay Aslan, barış sürecini desteklediklerini belirterek, hakim olan ve şiddet üreten yapının varlığına dikkat çekti. Söz konusu yapının ortadan kaldırılmasının zaman alacağını belirten Aslan, "Bir yüzleşme kültürünü dayatmamız lazım. Egemen Türk-Sünni siyaseti geriletilerek demokratik kültür geliştirilmeli. Hakikatleri Araştırma Komisyonu çalışmasını destekliyoruz. Empati kültürünü destekliyoruz ve geliştirmeliyiz. Kirli savaşta salt Kürtlerin değil hayatında zarar görmüş Türk yoksullarında acısını paylaşmamız ve ortak dili yakalamamız lazım” dedi.

'Yargıda reform yapılmalı'

Pontus-Rum halkı adına toplantıya katılan Dimirtris Konstantisler, görüşlerini 3 ana başlık altında dile getirerek, Yunanlar açısından bakıldığında değiştirilmesini istedikleri Yunanistan-Türkiye arasındaki anlamsız gerginlik olduğunu söyledi. Patriğin el konulmuş mülkiyetini almak için para toplamak mecburiyetinde kaldığını belirten Konstantisler, bu durumun giderilmesi için yargı sisteminde reform yapılması gerektiğini söyledi.

'Sol güçlerin de önünü açacak'

Özgürlük ve Dayanışma Almanya adına katılan İbrahim Biçici, "Kart-kurt'tan Kürt sorununun çözüm sürecine gelindi. Süreci bütün boyutlarıyla destekliyoruz" dedi. Bilgi eksikliğinden dolayı kısmı kaygılarının da olduğunu söyleyen Biçici, yeni sürecin Türkiye sol güçlerinin önünün açacağını belirtti. Biçici ayrıca, sol güçlerin de bir Akil İnsanlar topluluğu oluşturması gerektiğini ifade etti.

'Demokratikleşme projesi'

Avrupa Sürgün Platformu adına konuşan Hayri Argav, konferansların Kürtler-Türkler, PKK-AKP, Öcalan-Erdoğan gibi yaklaşımların doğru olmadığını gösterdiğini belirterek, "Türkiye’nin demokratikleşmesi var bu projenin içinde. Hiçbir güç kendisini dışında tutmamalı. Bu bir fırsat, bu resmi iyi oluşturmamız lazım. Nasıl bir Türkiye istediğimizi kararlaştıracağız” dedi.

'Barışın bileşenleri burada'

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’ndan Bülent Ant, barış sürecinin adil olması gerektiğini belirterek, bazı kesimlerin bu süreci Kürt-Türk barışı olarak yansıtmalarının doğru olmadığını vurgulayarak, "Bu sürecin ve barışın bileşenleri burada” dedi. Kaygılarıyla birlikte sürecin arkasında olduklarını kaydeden Ant, "Bir birimizi ikna etme derdimizin olmaması lazım. Atacağımız adımlar birilerin önde birilerin arkada kalması ile olmaz, omuz omuza olmak durumunda” diye konuştu.

'Süreci destekliyoruz'

Kürdistan Komünist Partisi adına katılan Serhat Çetinkaya, "Yeni süreci destekliyoruz" diye konuşmasına başladı. "90 yıllık kuşatma ve 30 yıllık yoğun mücadele ile yeni bir süreç başlamıştır. Bu süreçte başat rolü PKK oynamıştır" diyen Çetinkaya, gerçekleşecek olan konferansa, Avrupa'daki diğer Kürdistanı kurum ve kuruluşların da katılması sağlanmalı vurgusu yaptı.

'Birlikte mücadele etmeliyiz'

Kamuoyunda oluşan algıları dile getiren yazar Metin Ayçiçek, "PKK'den beklentiler ve talepler çok fazla. Sanki taleplerimizi onlara bildireceğiz, onlar bizim için çalışacak gibi bir algı var. Oysa mücadele devam ediyor. Eskisinden daha fazla kendi örgütlülüğümüzü geliştirmek durumundayız. Birlikte mücadele etmeyi oluşturmalıyız" diye konuştu

'Kandil desteklenmeli'

Toplantıya gözlemci olarak katılan Avrupa Dersim Federasyonu adına Salman Çiğmen, PKK’nin halkın, herkesin ortak malı olduğunu, attığı her adımın kendilerini ilgilendirdiğini belirterek, barış politikasının hiçkimseyi zedelememesi gerektiğini söyledi. Referanslara dikkat edilmesinin önemini vurgulayan Çiğmen, 30 yıllık mücadelenin karşılığı olmaması durumunda bir kırılmanın olabileceği yönünde kaygılarını dile getirerek, destek ve eleştirilerle Kandil’in desteklenmesi gerektiğini ifade etti.


'Bütün mağdurlar bir tarafta'

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, toplantıda her renkten temsilin olmasının gurur verici olduğunu belirterek bazı katılımcıların dile getirdiği eleştiri ve kaygılara dikkat çekti. Söz konusu olan ‘Türk-Kürt ittifakıdır, diğer halklara karşıdır’ şeklindeki tartışmaların doğru olmadığını belirten Aydar, "Biz bölgede demokratik güçlerin ittifakını savunuyoruz, emperyal ittifaklarda yerimiz olamaz” dedi. Türkiye’de barış yaparken Araplarla da, Farslarla da dost olmak istediklerini, diğer tüm haklarla ve inançlarla birlikte yaşamak istediklerini kaydeden Aydar, "Biz bir insanlık hareketiyiz. Milliyetçi temelde yaklaşmıyoruz, tam tersine buna karşı mücadele ediyoruz. Bütün inançlara karşı saygılıyız, ama azınlıklara karşı da pozitif ayrımcılığı savunuyoruz. Biz asla ümmetçi bir yaklaşım içinde olamayız ama bu coğrafyada bu kadar Müslüman yaşıyorsa onlara karşı da saygısızlık edemeyiz" diye konuştu.

'Bu bir süreçtir, sürüyor'

"Kaygıların tarihsel haklı yanları var. Bunu biliyoruz" diyen Aydar, konuşmasına şöyle devam etti: "Bu yaraların nasıl sarılacağına dair arayışımız da var. Hak ve adalet komisyonuna ihtiyaç var. Bu da bizim boynumuzun borcu. Birçok katliam yaşandı. Yakın tarihte en son 2 Temmuz Sivas katliamı var, hepsiyle yüzleşmemiz lazım. Bu bir süreçtir, bir konferansla bitmiyor. Burada bulunan tüm arkadaşlar mücadele etmiş ve bugün biraraya geldik. Mağdurlar olarak bir araya gelip ortaklaşmak önemli. İlk defa bir muhalif güç olarak devleti masaya getirdik. Bu önemli. Masasın bir tarafında biz bütün mağdurlar varız. Barış alternatifini yakaladığımızı düşünüyor kendimize güveniyoruz."

'Masada herkes yer almalı'

Civaka Azad adına konuşan Selahattin Soro, masada salt Kürtlerin ve PKK’nin oturmayacağını belirterek, "Sistem tarafından ezilen herkes özne olup masanın diğer tarafında Kürtlerle birlikte yer almalı” dedi.

30'u aşkın konu başlığı önerildi

Yapılan değerlendirmeler ardından katılımcılar, konferansta ele alınmasını istedikleri konular hakkında önerilerde bulundular. Aralarında, yeni anayasa, hakikat ve adalet komisyonu, ülkeye dönüş, mağduriyetlerin giderilmesi, sürgün ve katliamlarla yüzleşme, yol temizliği gibi 30’dan fazla ana başlıklar altında öneriler sunuldu. Kürt basın kuruluşları adına katılan Gazeteci Ferda Çetin ise, sorunu tepeden çözmek isteyen devlet kanalına karşı Öcalan’ın sürece toplumu mal ederek, toplumla çözmek istediğini belirterek, bunun için toplumun mümkün olan en geniş katılımının gerçekleşmesi gerektiğini ifade etti. Çalışmaların salt konferansla da oluşmadığını belirten Çetin, birleşenlerin işi tüm tabanlarına yansıtması gerektiğini, tabanın görüşlerinin alınması gerektiğini kaydetti. Çetin bununla birlikte, sözle yetinmeyerek eylemle de talep ve beklentilerin dile getirilmesi gerektiğini vurgulayarak, ortak eylemlerin örgütlendirilmesini önerdi.

Hazırlık Komitesi oluşturuldu

Yapılan öneriler sonucu, konferansın "Demokrasi ve Barış Konferansı" adı altında, 29-30 Haziran’da Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı. Bunun için ayrı örgüt- kurum-kuruluşun temsilcilerinden oluşan 14 kişilik bir konferans hazırlık komitesi belirlendi. Söz konusu komite, konferansın teknik hazırlıkları yanı sıra tüm kesimlerle görüşerek katılımlarını sağlama çalışması da yürütecek.
Konferansa katılacakların sayısı ise Avrupa’da yaşayan Kürdistan ve Türkiyeli tüm halk, inanç, emek, kadın, gençlik örgüt ve hareketleri ile önemli şahsiyetleri kapsayacak şekilde 250 kişi olarak belirlendi. Örgüt-kurum-hareketler için kontejanların hazırlık komitesi tarafından netleştirilmesine karar verildi. Ayrıca Ankara'da 26-27 Mayıs tarihinde gerçekleştirilecek olan konferansa en az 2 kişiden oluşan bir heyet ile katılınması da kararlaştırıldı.


HALKIN YOL HARİTASI – Özgür Gündem

Öcalan’ın Demokratik Kurtuluş çağrısıyla seferberlik ilan eden Kürt toplumu ile tüm Türkiye’li demokratlar ve STK’ler demokratikleşme taleplerini sıralayarak, hükümete ‘Gerilla çekiliyor sen de demokratikleşme adımlarına başla’ çağrısı yapıyor

HALKIN DA TALEPLERİ AÇIK VE NET

Öcalan’ın gündeme getirdiği talepleri sahiplenen halk, “anayasal eşitlik, hasta tutsaklar başta tüm siyasi tutsakların serbest bırakılması, geçmişle yüzleşme, yerinden yönetim, anadilinde eğitim, anti-demokratik yasaların kaldırılması” vb. taleplerin yerine getirilmesini bekliyor

HEMEN ŞİMDİ DEMOKRATİKLEŞME

KESK, demokratik çözüm ve barış sürecine dair basın toplantısında konuşan ve hükümeti üzerine düşenleri yapmaya çağıran Genel Başkan Lami Özgen, demokratikleşme adımları atılmalı, anadilde eğitim, eşit yurttaşlık talebi karşılanmalı, koruculuk kaldırılmalı dedi

Halk süreci GÖZÜ GİBİ KORUYOR

Halk Bölge’de yeni karakolların yapımını durdurmakta kararlı. Dersimlilerin ardından, Navberojanlıların, karakol önünde başlattıkları eylem 3’üncü günü geride bırakırken, dün Rûbarok’ta da askeri kontrolün kaldırılması için köylüler yolu kapattı
 
SİYASİ TEMSİLCİLERİN DE HALKIN DA YOL HARİTASI AÇIK VE NET

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın demokratik kurtuluş çağrısının ardından Kürtler, adeta seferberlik ilan etti. Barış sürecini yakından takip eden Kürtler, kimi yerlerde karakol inşaatlarını basarak karakol yapımlarının durdurulmasını isterken, kimi yerlerde de HPG’nin geri çekilme sürecini takip etmek amacıyla İzleme Komisyonları ve “Demokratik kurtuluş ve çözüm çadırları” kurarak sürekli hareket halinde. Kimi yerlerde ise, onbinlerin katıldığı halk toplantıları düzenleyerek, hükümete “talepleri yerine getir” çağrısı yapıyor.

Kürt toplumu, Türkiyeli demokratlar ile sivil toplum örgütleri hükümetin “anayasal eşitlik, hasta tutsaklar başta olmak üzere tüm siyasi tutsakların serbest bırakılması, geçmişle yüzleşme ve adalet, koruculuğun kaldırılması, köye dönüş, özyönetim, anadilinde eğitim, TMK’nin kaldırılması vb. taleplerin” yerine getirilmesini bekliyor.

Kimliğimi istiyorum

BDP ve DTK öncülüğünde gerçekleşen halk toplantıları sürüyor. Mêrdîn’in (Mardin) Dêrik, Stewr (Savur) ve Qoser (Kızıltepe) ilçeleri ile bu ilçelere bağlı köylerde gerçekleşen toplantılarda yurttaşlar, taleplerini anlattı. Toplantıda konuşan ve çocuğu PKK’de olan 75 yaşındaki Şeyhmus Özdurak adlı yurttaş, Kürt halkının yıllardır inkar edilen temel haklarının yasal güvenceye alınması gerektiğini belirterek, “Bizler kimlik, kültür ve Önderliğimizi istiyoruz. Tüm haklarımız yasal güvenceye alınsın. Başka türlü bu devlete güvenmiyoruz” dedi.

Nursel Alp adlı yurttaş ise, “Devlet ve AKP iktidarı eğer bu sürecin başarıyla sonlandırılmasını istiyorsa, Önderimiz Sayın Öcalan’ın derhal serbest bırakılması gerekir” şeklinde konuştu. Emine Adal isimli yurttaş ise, özellikle 90’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerinin araştırılıp faillerinin cezalandırılması gerektiğini belirterek, “90’lı yıllarda gözlerimizin önünde akrabalarımız işkence edilerek katledildi. Onların henüz bir mezarları dahi yok” dedi.

Öcalan’layız

Qoser’de düzenlenen toplantıda ise oğlunu çatışmada kaybeden Şeyhmus Yılmaz isimli yurttaş, “Ben şehit babasıyım. Ve bir oğlum da cezaevindedir. Artık savaş, kan akmasını istemiyoruz. Bu savaş bitsin artık, barış istiyoruz. Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü istiyoruz” dedi.

Çatışmada yaşamını yitiren Cumali İldem’in dedesi H. Hıdır İldem ise, “Bu süreçte Kürt halkı üzerine düşen görevi yaptı. Şimdi devlet üzerine düşen görevleri yapsın. Birlik beraberlik içinde olalım. Sayın Öcalan’ın özgürlüğü için verdiği her kararın yanındayız” dedi. Mahalle sakinlerinden Hanefi Savucu isimli yurttaş ise, “Özgürlüğümüz olmadan, Önderimiz ve tutuklu arkadaşlarımız serbest kalmadan her zaman alanlarda, meydanlarda ve birlik beraberlik içinde olmamız gerekiyor” şeklinde konuştu. Stewr ve bağlı köylerinde düzenlenen halk toplantısında konuşan BDP İlçe Başkanı Şehmus Aksoy, “Devletin samimi adımlar atmasını bekliyoruz. Bu süreçte güvenimiz Sayın Öcalan’adır” dedi.

Annelerin barış nöbeti sürüyor

Gerillaların sınır dışına çekilmesi sürerken, Barış Anneleri, Şirnex, Colemêrg (Hakkari) ve Dersim’de kurdukları çadırlarda geri dönüşlerde bir sorun yaşanmaması için nöbet tutmaya devam ediyor. Kurulan çadırları ziyaret eden halk desteklerini sunarken, anneler geri çekilmelerin sürdüğü müddetçe burada nöbet tutacaklarını söylediler. Şirnex’te nöbette bulunan gerilla annesi Hacer Timurtaş, çocukları için buraya geldiklerini belirterek, “Askeri operasyonları da durdurmak için geldik. Gerillalar rahatça geri çekilsin, provokasyon yaşanmasın diye buradayız. Operasyonlar ve karakol çalışmaları devam ediyor. Bunları kabul etmiyoruz. Bu tür geri dönüşleri boşa çıkaracak girişimler olduğu müddetçe biz buraları terk etmeyeceğiz” dedi. Hatice Cansırı ise, “Bizler çocuklarımız için yaşıyoruz, onlar için buradayız. Operasyonları durdurmak ve provokasyonların önüne geçmek için buradayız. Gerekirse çocuklarımızla birlikte savaşırız” şeklinde konuştu. Mevlüde Candemir de, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a sonsuz güvendiklerini belirterek, “Gerillalar ellerindeki esirleri bıraktılar, şimdi de barış için geri çekiliyorlar. Ancak halen KCK’den binlerce kişi tutuklu. Neden bunları serbest bırakmıyorlar” dedi. Annelerin barış nöbeti sürerken, onları ziyaret eden kadınlı-erkekli yüzlerce kişinin barış çadırlarını ziyaretleri de sürüyor.

İzleme Komisyonları köy köy geziyor

STK üyelerinden oluşan ‘Süreci İzleme Komisyon’larının Bölge’deki çalışmaları devam ediyor.

Colemêrg’de (Hakkari) kurulan İzleme Komisyonu Talê (Oğul) ve Dêzê (Kırıkdağ) köylerinde incelemelerde bulundu. Burada yaptıkları inceleme ve izlenimlerini basın açıklamasıyla kamuoyu ile paylaşan komisyon, sürecin genel itibariyle olumlu bir şekilde ilerlediğini ve çalışmalarının devam edeceğini belirtti. MAZLUM-DER Colemêrg Şube Başkanı Cengiz Şen, şunları belirtti: “Bizler izleme komisyonu olarak burada bulunan köylülerle görüştük. Çekilme ile ilgili herhangi bir ihlalin olmaması için buradaki köylülere de gerekli bilgilendirmeyi yaptık. Şuan itibariyle herhangi bir olumsuz durumla karşılaşmadık. Umarım bundan sonra da böyle devam eder” dedi. Yapılan açıklamanın ardından komisyon üyeleri Dêzê köyüne geçti. Komisyon burada köylülerle yaptığı görüşmenin ardından kente geri dönerken Colemêrg-Wan Karayolu yol ayrımında askerler tarafından keyfi olarak uzun süre bekletildi. Wan’da sivil toplum örgütleri tarafından kurulan Süreç İzleme Komisyonu da HPG güçlerinin geri çekilmesini izlemek için Şax (Çatak) ilçesi Kato Dağı eteklerine giderek buralardaki hareketliliği izledi.

Amed’de kurulan İzleme Komisyonu’nun üyeleri, BDP Amed İl Örgütü’nü ziyaret etti. Ziyaretin ardından konuşan İHD Amed Şubesi Başkanı Raci Bilici, “Asker kışlaya dönmeli, korucular silah bırakmalıdır. Çünkü bu süreç provokasyona açık bir süreçtir. Bu durum göz önünde bulundurulmalıdır” dedi.

Herkes sözünün gereğini yapmalı

Nuçe TV’de BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın stüdyo konuğu olarak hazır bulunduğu Gündem programına katılan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan demokratik çözüm süreci ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Gerilla güçlerinin geri çekilmesini değerlendiren Kalkan, çözüm sürecinin birinci aşamasının aslında tamamlandığını, demokratikleşmeyi içeren 2. aşamada herkesin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

İlk aşama bitti

“Öncelikle gerillanın demokratik çözüm yürüyüşünü selamlıyorum. Tüm Kürt halkına ve Türkiye’ye hayırlı olmasını diliyorum” diyen Kalkan şöyle konuştu: “PKK, Kürtler verdiği sözü tuttular, gereğini eksiksiz yaptılar. O halde herkes de sözünün gereğini yerine getirmeli. Şimdi yapılması gereken bu, beklenen bu. İkinci aşamada aslında bu sözlerin tutulmasıdır. Öncülüğünü yine Kürtler yaptı, PKK yaptı. Ön açıcı oldu, tek yanlı fedakarlıkta bulundu. Ama elbette bu boşuna değildir. Gerillanın bu yürüyüşü, demokratik çözüm yürüyüşü boşuna değil. Bir amaca bağlı hedefe bağlı, Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi, Ortadoğu’da barışın, demokrasinin ve halkların kardeşliğinin tesis edilmesi içindir. O halde herkes üzerine düşeni yerine getirmeli. Bütün siyasi güçler, demokratikleşmeden yanayız diyen herkes, gerekli çabayı göstermeli. Tabi iktidarı elinde tutan, gücü elinde bulunduranlara da görev ve sorumluluk düşüyor. Yasal-anayasal düzenlemelerin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü temelinde yapılması gerekiyor.”

Halklar söz sahibi olsun

Kalkan, demokratik çözümün önemli ayaklarının başında gelen Öcalan’ın önerdiği 4 büyük konferansı da değerlendirerek, şunları kaydetti: “Önder Apo’nun önerdiği 4 büyük demokratikleşme konferansı aslında Newroz’da ilan ettiği demokratik siyasi mücadele hamlesinin içeriğini oluşturuyor. Bu hamlenin başlatılma ve geliştirilme projesidir. Amacı Kürt sorununu ve demokratikleşme sorununu bir elit grubun, bazı siyasi çevrelerin, iktidar sahiplerinin elinden alıp başta Kürt halkının tümü olmak üzere sorunla ilgili tüm halklara, toplumlara, Türkiye toplumuna ve yurtdışındaki Ortadoğulu topluluklara, demokratik insanlığa yaymaktır, taşırmaktır. Onları da sorunun içine çekmek, sorunun çözümünde söz sahibi kılmaktır.”

SIKI YÖNETİMDEN BIKTIK

Colemêrg’in (Hakkari) Şemzînan (Şemdinli) ilçesine bağlı Navberojan (Yeşilova) köyü sakinleri, etraflarında bulunan 7 askeri üs noktasına ek olarak yeni karakolların yapımı ile sınırın öte yakasındaki akrabalarıyla görüşmelerinin engellenmesi üzerine askeri karakol önünde başlattıkları eylemin 3’üncü gününde de devam etti. Şapatan (Gelişen) ve Bêsosin (Ortaklar) köyü sakinleri de köylerinin etrafındaki askeri ablukanın kaldırılmasına tepki olarak Gevriyazini (Canlıkaya) mevkiinde bulunan yolu trafiğe kapattı. Bölgeye gitmek üzere olan BDP heyeti de yurttaşların yol kesme eylemine takıldı. Dün sabah saatlerinden itibaren yolu trafiğe kapattıklarını belirten yurttaşlar, bu uygulamanın ve askeri ablukanın kaldırılmasını istedi. Köy sakini Abdullah Sevil, “Köyümüzden çıkmamıza, arazilerde ot toplamamıza bile izin verilmiyor. Ailelerimiz yaylalara çıkamıyorlar. Neredeyse her 500 metrede karakol kurmaya çalışıyorlar. Bu noktalarda araziye çıkan yurttaşlara her defasında ‘dur’ ihtarı yapılıyor. Bu da ciddi bir psikolojik baskıdır. Bu uygulamalara karşı yolu trafiğe kapattık. Kimsenin gidiş gelişine izin vermeyeceğiz. Ya memleketi terk edeceğiz ya da kendi topraklarımızda serbest olarak gezeceğiz” dedi. Bölgeye giden heyet arasında bulunan Belediye Başkanı Sedat Töre, geçen yıl askeri hareketlilik ve çatışmalar olmasına rağmen bu kadar baskı olmadığına dikkat çekerek, “Bu süreçle birlikte yapılan baskı ve OHAL uygulamalarının bir an önce kaldırılmasını talep ediyoruz. Aksi takdirde burada bulunan bir yurttaşın burnu dahi kanarsa bundan devlet ve hükümet yetkilileri sorumlu olacaktır” dedi. Federe Kürdistan Bölgesi sınırında bulunan Navberojan köy sakinlerinin eylemleri devam ederken, Gevriya Zînê bölgesinde yolun trafiğe kapatılmasından dolayı heyetin burada beklediği ve trafiğin açılmasıyla birlikte Navberojan’a gideceği öğrenildi.

Canı gönülden destekliyoruz

Akil İnsanlar Komisyonu bölgelerindeki çalışmaları sürdürürken, komisyonun Akdeniz Heyeti, Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Akçaeniş ve Tekke köyüne giderek yurttaşları dinledi. Heyet Sekreteri Tarık Çelenk, barış süreciyle ilgili yurttaşların görüşlerini dinlediklerini belirterek, yurttaşların taleplerini raporlarına yazacaklarını söyledi. Köy Muhtarı Şener Sarıçiftçi de kendilerinin Alevi olduğunu belirterek, bu süreci canı gönülden desteklediklerini bildirdi. Kürt sorununun çözülmesini isteyen Sarıçiftçi, “Biz oradaki Kürt kardeşlerimizin sorunları çözülsün istiyoruz” diye konuştu. Heyet daha sonra Tekke köyüne giderek, köylülerin, süreçle ilgili sorularını yanıtladı. Köylülerden Hüseyin Eriş, heyet üyelerini misafir olarak kabul ettiklerini ve kendilerinin de barıştan yana olduklarını vurguladı.

Güller diyarından destek

Heyet, Antalya’daki temaslarının ardından Isparta’da İslamköy beldesini ziyaret etti. Gül üreticileri ve muhtarlarla bir araya gelen heyet üyeleri adına konuşan Heyet Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Bu dönem, güzel işlerin yapılabilmesi ve demokrasi için müthiş bir fırsat” dedi. Gül üreticisi Hüseyin Aykut, sürece destek verdiklerini, artık ülkede kan görmek istemediklerini belirtti. Heyet üyeleri, daha sonra bir parkta muhtarla kahvaltıda bir araya geldi. Kahvaltıya katılan İslamköy Belediye Başkanı Zekeriyya Şataf da süreci desteklediklerini söyledi.

Süreç hassas ve önemli

Karadeniz Heyeti ise Rize’de temaslarda bulundu. STK temsilcileriyle bir araya gelen heyet, STK’lerin görüşlerini dinledi. Heyet Başkanı Yusuf Şevki Hakyemez, “En önemli görev, bölgedeki insanların sürece ilişkin görüşlerini rapor şeklinde iletmektir” dedi.


Öcalan’a özgürlük için YNK’den destek

PKK Lideri Öcalan’ın özgürlüğü için başlatılan imza kampanyasına Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) politbüro üyeleri de katıldı. Öcalan’ın Özgürlüğü İçin İmza Kampanyası İnisiyatifi, YNK politbüro üyesi ve Hewler Sorumlusu Sadi Ahmet Piro’yu ziyaret etti. YNK politbüro üyesi Piro, Kürt halkının önemli bir savaşçısı olan Öcalan’ın Kürt sorununu siyasi bir sorun olarak değerlendirdiğine dikkat çekti. Barış sürecine de atıfta bulunan Piro, “Sayın Öcalan’ın özgürleştirilmesi bu sürece çok olumlu bir katkı sağlar” dedi. Piro, Hewler halkının imza kampanyasına çok yoğun katıldığını duymuş olmaktan da memnun olduğunu dile getirdi. İmza kampanyasına dün Federe Kürdistan Bölgesi Kültür Bakanı Dr. Kawa Mahmut da katıldı.

Toplumsal barış için görev başına

Çağrıcıları arasında TTB Genel Başkanı Özdemir Aktan, KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul, Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy ve ÖDP Eşbaşkanı Alper Taş gibi birçok siyasi parti, sendika STK temsilcisi ve aydının bulunduğu “Toplumsal ve Demokratik Barış İnisiyatifi”, “Kürt sorununun çözümünde tarafız” demek ve inisiyatiflerinin kuruluşunu ilan etmek amacıyla basın toplantısı düzenledi. İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu, ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşmesi için demokratik çözüm adımlarının hızla atılması gerektiğini belirtti.

Öcalan halklar için büyük bir şans

Celal Bayar Üniversitesi Kültür ve Dayanışma Derneği ile BDP İl Örgütü tarafından şölen düzenlendi. Düzenlenen  şölende konuşan BDP Milletvekili Halil Aksoy, “Kürt Halk Önderi Öcalan, Kürtler ve Ortadoğu halkları için büyük bir şanstır. Bunun için herkes Öcalan’ın söylemlerinin arkasında durmalıdır” dedi. Ardından şölen, çekilen halaylar ile geç saatlere kadar devam etti.


Seferberiya ji bo azadiya Rêberekî – Azadiya Welat

Kampanyaya azadiyê ku ji bo Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan hatiye destpêkirin li her derê belav dibe. Li Hew lêr û Silêmaniyê berhevkirina îmzeyan didome. Li Mexmûr û Rojava jî ji bo azadiya Ocalan îmze hatin berhevkirin
Endamên polîtburo yên Yekitî Niştimanî Kurdistan (YNK) beşdarî kampanya îmzeyan a ji bo azadiya Rêberê Gelê Kurd Abdul lah Ocalan bû. Kampanya îmzeyan a meha Gulanê li Herêma Federal a Kurdistanê bi navê “Ji bo azadiya Ocalan 5 milyon îmze” dest pê kir, bi beşdariya Yekitî Niştimanî Kurdistan (YNK) dewam dike.
Heyetek ji Însiyatîfa Kampanya Îmzeyan a ji bo Azadiya Ocalan Kawa Nadir Kadir û Serdar Star, çûn serdana endamên polîtburoya YNK’ê û Berpirsyarê YNK’ê yê Hewlêrê Sadî Ehmed Pîro.
Endamê polîtburoya YNK’ê Pîro di dema serdanê de kêfxweşiya xwe ya ji ber destpêkirina kampanya ji bo azadiya Ocalan û serdana heyeta Însiyatîfê anî ziman û destnîşan kir ku şervanekî girîng ê gelê kurd Abdullah Ocalan pirsgirêka kurd wekî pirsgirêkeke siyasî dibîne. Pîro bal kişand ser pêvajoya çareseriyê jî û wiha got: “Her kes dizane, ger birêz Ocalan azad bibe, dê bandoreke erênî li pêvajoyê bike.” Hat ragihandin ku heyeta însiyatîfê wekî din ji Alîkarê Serokê Herêma Federal a Kurdistanê û Alîkarê Sekreterê Giştî yê YNK’ê Kosret Resûl daxwaza hevdîtinê kiriye.
SILÊMANÎ: Li bajarê Silêmaniyê li ber mizgefta navenda bajar standa îmzeyan ji aliyê Rêxistina Jinên Azadîxwaz ên Kurdistanê (RJAK) ve hat danîn û ji bo azadiya Ocalan û girtiyên siyasî îmze hatin komkirin. Der barê xebatên komkirina îmzeyan de jinên endamên RJAK’ê nêrînên xwe anîn ziman û wiha gotin: “Ji bo hemû cîhanê hatiye diyarkirin rola birêz Abdullah Ocalan a ji aştî û demokrasî ji lewma em dikarin bêjin ku kes nikare rola birêz Ocalan a ji bo çareseriya civakek mayînde înkar bike. Lê ji ber ku birêz Ocalan di girtîgehê de ye dê nikaribe rola xwe li gorî ku pêwîst e pêk bîne. Ji ber ku têkilîdanîna bi birêz Ocalan re zor e û ji ber wê yekê pêwîst e birêz Ocalan serbest were berdan. Pêwîst e bê zanîn ku heta pirsgirêka kurd çareser nebe aramî li Rojhilata Navîn pêk nayê.”
Di dawiyê de RJAK’ê bang li tevahiya cîhanê kir û got: “Em wek jinên RJAK’î bang li hemû rêxistinên navneteweyî, Saziyên Mafên Mirovan û kesayetên têkildar dikin ku dengê xwe tevli dengê me bikin û banga azadiya birêz Ocalan bikin û bi wijdan piştgirî bidin kampanyaya îmzeyan.”
MEXMÛR: Li Wargeha Penaberan a Şehîd Rustem bi organîzasyona Komelên Ciwan kampanyaya îmzeyan a ji bo azadiya Ocalan hat destpêkirin. Kampanyaya îmzeyan a li Ewropayê bi navê “Ji bo azadiya Ocalan 5 milyon îmze” dest pê kiribû û di destpêka meha gulanê de jî li Herêma Federal a Kurdistan jî bi armanca “Ji bo azadiya Ocalan milyonek îmze” dest pê kiribû li Wargeha Penaberan a Şehîd Rustem jî pêr bi pêşengî û organîzasyona Komalên Ciwan a Wargehê dest pê kir.
QAMIŞLO: Însiyatîfa Azadiya Ocalan li Rojavayê Kurdistanê û Sûriyeyê daxuyaniyek nivîskî weşand û diyar kir ku ew ê dest bi kampanya berhevkirina îmzeyan bikin. Însyatîfê diyar kir ku armanca wan ew e ku milyonek û 3 sed hezar îmze berhev bikin.
MINBIC: Li bajarê Minbicê Tevgera Ciwanên Şoreşger, bi armanca destekdayîna kampanya îmzeyan a ji bo azadiya Ocalan meşek li dar xistin. Di roja yekemîn a kampanyê de tevî Serokê Meclisa Leşkerî ya Şoreşê li Minbicê 15 hezar kes ji hemû pêkhateyên bajar ji bo azadiya Ocalan îmze avêtin. Kampanya berhevkirina Îmzeyan dê li Minbicê û Hemû gundên wê bidome.


Asayîşa giştî: Daxuyanî - ANHA

Saziya Asayişa li Rojavayê Kurdistanê weke pêdiviyeke pêvajoyê, di encama valehiya ewlekarî û peydabûna komên çekdar yên ku dizî û talankirina welatiyan ji xwe re kirine kar, hatiye damezrandin.

Saziya me ya netewî piştî avakirina Desteya Bilin a Kurd dest bi karên xwe kiriye, heta roja îro, hewl daye ku bajarên kurdan bi ewle bin û rê nedaye komên çekdar ku malên welatiyan talan bikin. Di seranserî vê pêvajoya hestyar de, saziya me rastî gelek astengiyan hatiye, lê tevî vê jî endamên Saziya Asayişê ji bo aramî û ewlekariya welatiyan li gund û bajaran karên xwe berdewam dike. Ji herkesî ve diyar dike ku herêm û bejarên ku Asayiş lê hene ji herêmên din yên Sûriyê bi eweletir in.

Ev du roj in hinek aliyên çapemeniyê bêyî rastiya bûyerê zanibin an pirs bikin nûçeyên derew û bê bingeh di derbarê Saziya Asayişê de diweşînin.

Di vê derbarê em dixwazin ji raya giştî re rastiya vê bûyerê rave bikin.

Agahiyek gihişte navendeke me ya herêma Dêrikê ku komeke nenas, bi awayekî ne rewa dixwazin sînor derbas bikin, li ser vê agahiyê Yekîneyeke hêzên asayişa çû cihê bûyerê û ew kom ji bo lêpirsînê binçav kirin.

Piştî lêpirsîna rewa, endamên komê diyar kirin ku wan perwerdeya leşkerî dîtine û bi awayekî nerewa û bêyî ku haya Desteya Bilin a Kurd û Komîta leşkerî ya pispor ji wan hebe, derbasî rojavayê Kurdistanê bûne.

Em jî ji ber ku rê li pêşiya tevliheviyê bigirin û rê nedin hin aliyên ku dixwazin di nava civakê de aloziyan pêşbixin, di vê pêvajoya hestyar de, me kom hişyar kirin ku eger tu çalakiyên leşkerî pêkbînin ew ê têkevin bin lêpirsînê û piştre me ew serbest berdan.

Di dema operasiyona biçavkirina koma çekdar de hin aliyan êrîşên ragihandinî kirin, bi armanca rûyê Hêza Asayîşê reş bikin. Asayîş ku bi şev û roj bê pere ji bo ewleya welatiyan dixebitin. Bi vê munasebetê em dixwazin ji raya giştî re diyar bikin ku Saziya Hêzên Asayîşê hêzeke netewî ye, biryarên xwe ji Desteya Bilind a Kurd werdigere û bi tu partî û rêxistinên siyasî ve negirêdayî ye. Endamên xwe ji hemû welatiyên herêmê bi tevahî nêrînên xwe yên siyasî  û pêkhatiyan in. Tiştê ku hin aliyên çapemeniyê radigihin ku Hêza Asayîşê bi ser hin aliyan de dikin aramanca wan ew e ku hemû destkeftiyê Saziya Asayîşê bi dest xistine têk bidin.

Careke din em ji gelê xwe yê Rojavayê Kurdistanê re dibêjin Hêza Asayîş dê li ser xizmeta welatiyan xebata xwe bidomîne, ji bo ewlehiya herêmê û em nahêlin kes komên çekdar li Rojavayê Kurdistanê avabikin bêyî ku vegerin Desteya Bilind a Kurd ku nûnerê rewa yê gelê kurd li Rojava ye.

Birêvebiriya Hêza Asayîşa Giştî


KOÜ öğrencileri geleneksel piknikte buluştu - ROJACIWAN
 
Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) öğrencilerinin her yıl düzenlediği Geleneksel Amigra Pikniği’nin 9.’su gerçekleştirildi.

Kocaeli Üniversitesi’nde okuyan yurtsever öğrenciler tarafından her yıl geleneksel olarak 19 Mayıs tarihinde düzenlenen Amigra Pikniği’nin 9′uncusu Derince ilçesine bağlı İlindere piknik alanından gerçekleştirildi. BDP Kocaeli İl Örügütü yöneticileri, sanatçı Erol Berxwedan ile 200′ü aşkın öğrencinin katıldığı piknik, demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşu ile başladı. Piknikte siyasi süreç hakkında tartışmalar yürüten öğrenciler, mayıs ayının Kürt özgürlük mücadelesindeki önemine değindi. Piknikte ayrıca kadın ve anadil konulu skeç ve tiyatro gösterimi ile bilgi yarışması da düzenlendi. Etkinlikte sanatçı Erol Berxwedan ile Koma Amigran sahne aldı. Etkinlik çekilen halaylarla son buldu.


‘Z.M’nin tecavüzcüleri halen serbest!' - JINHA

DÖKH bileşenleri bir yıl önce Diyarbakır’ın Eğil ilçesinde sekiz kişinin tecavüzüne uğrayan Z.M.’nin, duruşmasını izledi. DİKASUM çalışanı Sevda Kayar, kadınlara seslenerek , “Bizler bugünden sonra, kentimizde şiddete, tacize, tecavüze uğrayan kadınların değil; tecavüzcü erkeklerin fotoğraflarını ve isimlerini her yerde teşhir edeceğiz. Tecavüzcüler hak ettikleri cezaları alana kadar ve devlet tecavüz zihniyetini yargılayana kadar bu davaların takipçisi olacağız” dedi.

Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) bileşenleri, bir yıl önce Diyarbakır’ın Eğil İlçesi Bahşiler Köyü’nde korucular Fehmi Boğa, Fuat Memiş, Akif Memiş ve İdris Memiş, köylü Mehmet Turan,  Jandarma minibüs şoförü Hacı Memiş ve hastane temizlik personeli olan Hasan Memiş, dönemin Eğil İlçe Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Mehmet Yılmaz tarafından tecavüzüne uğrayan 6’ıncı sınıf öğrencisi Z.M’nin, bugün Diyarbakır Adliyesi’nde görülen duruşmasına katıldı.

‘Tecavüzlere karşı sesiz kalmayacağız’

Mahkeme öncesi DÖKH bileşenleri adına açıklama yapan DİKASUM çalışanı Sevda Kayar, tecavüzlerin sistematik bir şekilde meslek, ülke, yaş ayrımı yapmadan sürmekte olduğunu dile getirdi.  Sevda, “Kadına yönelik tüm saldırılar ideolojiktir. Erkek egemen zihniyet, kadının şahlandırıldığı cinsellik, kadın bedeni üzerinden tecavüzlere yol açmaktadır. Nerede olursak olalım, tanık olduğumuz tecavüzlere karşı sessiz kalmak, insanlığa karşı hesap veremeyeceğimiz sonuçları doğuracaktır” şeklinde konuştu.

‘Tecavüzcüler halen serbest’

Sevda yaptıkları basın açıklamasında tecavüze uğrayan Z.M.’nin önceki duruşmadaki ifadesine şöyle değindi:

“Ortaokul 1’e yeni başlamıştım. Sabah okula erken gitmiştim, Fehmi Boğa okul önünde nöbet tutuyordu, içeri girdi kapıyı kilitledikten sonra bana saldırdı. Tokat attı ve tecavüz etti. ‘Yaşadıklarını kimseye anlatırsan seni öldürürüm’ diye tehdit etti. Korucu Fehmi Boğa, benimle yaşadıklarını temizlik görevlisi olan Hasan Memiş’e anlattı. O da benimle zorla cinsel ilişkiye girdi. Bu olaylardan sonra karakol komutanı Mehmet Yılmaz beni telefonla arayarak, numaranı Hacı’dan (Hacı Memiş) aldım, benimle buluşacaksın, kabul etmezsen her şeyi anne ve babana anlatırım. Babanı koruculuktan atarım, aynı şeyi kız kardeşine yapacağım dedi.”

Sevda, Z.M.’nin ifadesine rağmen tecavüzcülerin halen serbest dolaştığına dikkat çekerken, “ Kürt sorununun silahlı çözüm politikaları sonucu devreye konulan geçici köy koruculuğu sistemi, Kürt sorununun çözümünde bir işe yaramadığı gibi, Bölge yurttaşlarına ciddi zararlar vermiş, vermeye de devam ediyor” dedi.


'Kemikler analara kavuşmayacaksa...' – Etkin Haber Ajansı

Galatasaray'da 425. kez yapılan Cumartesi eyleminde konuşan kayıp yakını Feyyaz Yaman, "Kemikler analara kavuşmayacaksa, adalet gelmeyecekse bu coğrafyada barış ve huzur gelmez" dedi.

17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında yapılan eyleme ICAD üyeleri de katıldı.

Eylemde ilk sözü alan kayıp Hüsamettin Yaman'ın kardeşi Feyyaz Yaman, bu coğrafyada her kazılan topraktan kemiklerin fışkırdığını, toprakların ölüm tarlaları haline geldiğini söyledi, "Kemikler analara kavuşmayacaksa, adalet gelmeyecekse bu coğrafyada barış ve huzur gelmez" dedi.

Barışın gerçek anlamda sağlanması için hükümetin geçmişle yüzleşmesi gerektiğini vurgulayan Yaman, "Yürekler suskunluğa veda istiyor. Bu vicdan sorunu. Dersim, Maraş... Bu ayıp sürüyorsa nasıl demokrasiden bahsedilir. 425 değil, bin 425 hafta da olsa burada oturacağız" şeklinde konuştu.

Kayıp Hayrettin Eren'in kardeşi İkbal Eren, Cumartesi Anneleri olarak tek bir tüzük maddesi kapsamında örgütlendiklerini söyledi, maddeyi şöyle tanımladı; "İnsanlık ayıbı işleyen bütün canilerden ve katillerden hesap sormak, kayıplarımızın akıbetini ortaya çıkarmak." Eren, mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.

'ANALAR NASIL AĞLAMASIN?'

Oğlu Murat Yıldız'ı kendi eliyle polise teslim eden ve bir daha haber alamayan Hanife Yıldız, Başbakan Erdoğan'ın geçtiğimiz hafta Anneler Günü'nde annelerle bir araya geldiğini hatırlattı. Bu buluşmada Başbakan'ın "Analar ağlamasın" dediğini söyleyen Yıldız, "Ama o saatlerde Reyhanlı'da analar kan ağlıyordu. Başbakan gerçekleri kimse öğrenmesin diye basına sansür koydu. Bize verdiğin sözleri tutmadın, hala anaların çocukları katlediliyor, analar nasıl ağlamasın?" diye sordu.

"Baba Ocak ve Hasan Ocak bize bu meydanı miras bıraktı, onların miraslarına sahip çıkıyoruz" diyen Hanife Yıldız, gözaltında kaybedilenleri andı, kayıpların bulunması için mücadele edenleri selamladı.

'TÜRKİYE, KAYBETME SUÇUNU SİSTEMATİK OLARAK İŞLİYOR'

Haftanın açıklamasını İHD Şube Başkanı Ümit Efe okudu. "Gerçek bir demokrasi iradesi, aynı zamanda geçmişle yüzleşme ve sorumluları yargı önüne çıkarma iradesidir" diyen Efe, Kayıplar Haftası dolayısıyla dünyanın her yerinde kayıplar olgusuna dikkat çekildiğini söyledi. Türkiye'nin dünyada gözaltında kaybetme suçunun sistematik olarak işleyen ülkelerden biri olduğunu belirten Efe, devletin kurduğu çetelerle insanları gözaltına alarak kaybettiğini, infaz ettiğini söyledi.

Yüzlerce insanın devlet görevlileri tarafından "gözaltına alıyoruz" denilerek götürüldüğünü ve devlet binalarında işkencelerle katledildiğini hatırlatan Efe, işkence ile öldürülenlerin asit kuyularına, toplu mezarlara gömüldüğünü söyledi.

Kayıp aileleri üzerindeki sistematik zulmün, kayıpların akıbetlerinin açıklanmaması, faillerin korunması ile bugün de sürdüğünü ifade eden Efe, hükümetin, Kayıplar Sözleşmesi'ni imzalamayarak, sorumluluktan kaçtığına dikkat çekti. "Kişiye ve topluma yönelmiş en ağır insanlık suçu olan gözaltında kaybetme ile yüzleşmek yerine 'Geçmişte yaşandı, geçmişte kalsın' tavrı gösteriyor" diyen Efe, geçmişin hakikati ile yüzleşilmeden, hesaplaşılmadan Türkiye'nin tüm kuralları ile işleyecek bir demokrasiye kavuşmasının mümkün olmadığına işaret etti.

'SUSMAYACAĞIZ, SESİMİZİ YÜKSELTMEYE DEVAM EDECEĞİZ'

Efe, "Susmayacağız" dedi ve devam etti: "Kayıplarımızın akıbeti açıklanıncaya, failleri yargılanıp hakkaniyete uygun cezalandırılıncaya kadar, her Cumartesi Galatasaray'dan, Diyarbakır Koşuyolu'na, Batman'dan Cizre'den sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz."

Efe, Uluslararası Gözaltında Kayıplar Haftası dolayısıyla bir kez daha yetkililere seslendi: "Geçmişin bütün hukuksuzluğunu, toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek, demokratik bir devlet ve toplum yaratmak imkansız. Gerçek bir demokrasi iradesi, aynı zamanda geçmişle yüzleşme ve sorumluları yargı önüne çıkarma iradesidir."

Oturma eylemi, Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında yarın Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç'un Gazi Mezarlığı'ndaki mezarı başında düzenlenecek anmaya çağrı ile sona erdi.


Reyhanlı’da Beş Tutuklama Daha - Bianet

Reyhanlı saldırısıyla ilgili adliyeye sevk edilen altı kişiden beşi tutuklandı, toplam tutuklu kişi sayısı 12 oldu. Savcılık, “olayda ihmali görülen kamu görevlileri hakkında” soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Hatay'ın Reyhanlı ilçesindeki bombalı saldırılarla ilgileri olduğu iddiası ile gözaltına alınanlardan F.N, S.E, Y.B, N.K. ile M.G. adlı beş kişi daha tutuklandı.

Gözaltındaki altı kişi altısı emniyetteki işlemlerinin ardından Adana Adliyesi'ne sevk edilmişti. Şüpheliler, dün Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesiyle yetkilendirilmiş cumhuriyet savcılığına çıkartıldı. Altı kişiden biri savcılıktan serbest bırakılırken tutuklamaya sevk edilen beş kişi "silahlı örgüte üye olma" iddiasıyla tutuklandı.

Reyhanlı saldırısından dolayı tutuklananların sayısı 12'ye çıktı.
Güler: Üçü olayın asıl faili

İçişleri Bakanı Muammer Güler, Reyhanlı saldırısına ilişkin Adana Adliyesi’ne sevk edilen altı kişiden üçünün olayın asli faillerinden olduğunu belirterek, "Olayın esas yönlendiricisi olduğunu düşündüğümüz, planlayan, yönlendiren, Suriye ile ilişkileri koordine eden, oradaki talimatları getiren aradığımız iki kişi var” dedi.

Bakan Güler basın toplantısında şunları söyledi:

“12 kişi gözaltına alındı. Bunların yedisi tutuklandı. Ancak daha sonra olayın kesinlikle asli faili olduğunu değerlendirdiğimiz bir grup daha gözaltına alındı. Bunlar altı kişidir. Üç veya dördünün olayın aslı faili olduğu, yani arabayı temin eden, üzerine tescil ettiren, depoyu bulup kiralayan, arabanın belli bölümlerine özel depo yaptıran, bombaları taşıyan, araçla belli yerlerde keşif yapan ve arabayı da olay günü Reyhanlı’ya getiren.”

“Ayrıca bu olayın esas yönlendiricisi olduğunu düşündüğümüz, planlayan, yönlendiren, Suriye ile ilişkileri koordine eden, oradaki talimatları getiren iki kişi var aradığımız.”

“Ayrıca yine bu Suriye’de bomba eğitim alarak bombaları getirip o düzenekleri kiralık depoda araçlara yerleştiren kişiyi de aramaya devam ediyoruz.”
Mezhep savaşı kışkırtması

Bir gazetecinin “Suriyeli bir iş insanının yardım ettiği söyleniyor” sözleri üzerine Bakan Güler şu yanıtı verdi:

“Suriye parmağı deyince, Suriye’deki istihbarat örgütleri ile oradaki yetkiler ile daha önce Türkiye de bu işleri yapmaya çalışan veya illegal örgütlerin daha önce Türkiye’de faaliyet gösterenlerinin hepsi, gümrükte bulunan yetkililer, hepsi bunların içinde var. Başka uyruklu bazı insanlar da var. Şimdi açıklamayacağım başka unsurlar da var.”

“Yeni eylemlerle ilgili istihbarat bilgileri de var, bu tip olaylarda hep istihbarat bilgileri gelir. Biz he zaman her yerde her şey olacakmış gibi tedbirimizi alıyoruz.”

“Hatay’ın şu anki hassasiyetini kullanmak isteyen çok sayıda örgüt var. Orada bir mezhep savaşı, mezhep kışkırtması yapmak isteyenler var. İkincisi Suriye’den gelenleri bölge insanları ile karşı karşıya getirmek için çalışanlar var. Geçtiğimiz günlerde de marjinal grupların bunla ilgili farklı tahrikleri var.”

Müfettişlerin çalışmalarını devam ettirdiklerini belirten Güler, Acilciler örgütünün pasif durumda olduğu ve eylemi yapmadığına ilişkin haberlerin anımsatılması üzerine, “Kapandı bitti de Suriye’deki oturdukları adresi versek ne yapacaklar. Kırmızı bültenle aranıyorlar” dedi.
Kamu görevlilerine soruşturma

Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, patlamalarda 51 kişinin hayatını kaybettiğini, 222 kişinin yaralandığını ifade etti:

“Olayla ilgili soruşturma Reyhanlı Cumhuriyet Başsavcılığınca 2013/1597 soruşturma numarasıyla sürdürülmektedir.”

“Ancak söz konusu patlama olayının meydana gelmesi öncesi ve sonrasında ihmali görülen tüm kamu görevlileri ile ilgili ayrıca Hatay Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma açılmıştır.”
Ölenlerden 45’i Türkiye, beşi Suriye vatandaşı

Hatay Valisi Mehmet Celalettin Lekesiz de saldırıyla ilgili Reyhanlı Halk Eğitim Merkezinde değerlendirme toplantısı düzenledi. Lekesiz, şunları söyledi:
“Hayatını kaybeden 51 kişiden birinin kimlik teşhisi henüz yapılamamıştır. Kimliği teşhis edilenlerden 45'i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, beşi Suriyeli.”

“Şu ana kadar ‘Yakınım bu olayda hayatını kaybetti, kayıp oldu, arıyorum, bulamıyorum’ diyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kimse bulunmamaktadır. Halen hastanelerde tedavisi süren 17 kişi vardır. Bunların 14'ü Türkiye vatandaşı üçü Suriye vatandaşıdır.”


Asayîşa Rojava: Piştî lêpirsînan, me ew grûp serbest berdan - Xendan

Rêveberiya giştî ya asayîşa Rojavayê Kurdistanê ragihandiye ku wan ew 74 kesên ku bi dizî xwestine ji Herêma Kurdistanê sînorê rojava derbas bikin û hatibûn biçav kirin serbest hatine berdan.

Di beyannamekê de ku wêneyek ketiye destê Xendanê birêveberiya giştî ya asayîşa Rojavayê Kurdistanê belav kiriye ku: Piştî gihîştina zanyariyan bo navenda asayîşa Dêrîkê ku wê grûpên çekdar yên ne nas bi rêyên ne rewa sînorê rojava derbas bikin. Hêza me ya asayîşê kete tevgerê û karî wê grûpê desteser bike û lêpisînê derbarê wan de destpê bike.

Her weha di beyannameyê de hatiye ku piştî temamkirina lêpirsînê li gel endamên wê grûpê û li gor yasa û rênemayan hate aşkira kirin ku ew grûpa 74 kes perwerdeya xwe ya leşkerî li Herêma Kurdistanê temam kirine û sînor bi rêyên ne rewa derbaskirina û ketine Rojavayê Kurdistanê ev yek jî bi bê agahdariya Desteya Bilind a Kurdî û lijneya taybetmend çêbûye.

Birêveberiya giştî ya asayîşê diyar kiriye ku ji bo ku rêp li pêşiya fitnê bê girtin û ji bo parastina hevgirtina niştimanî hemû endamên grûpê hatine berdan.

Di dawiya beyannameyê xwe de birêveberiya asayîşa Rojava teqez li wê yekê kiriye ku ewê di xizmeta welatiyan de bin û bo parastina navçeyê rê nadin tu alî bi bê rawêjkariya Desteya Bilind a Kurdî tu grûpên çekdar li Rojavayê Kurdistanê bêne ava kirin.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info
Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.