Avrupa Devletlerinin PKK Politikası
Araştırmalar / 27 Haziran 2013 Perşembe Saat 07:09
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Avrupa devletlerinin PKK’ye yönelik politikaları çok uzun yıllara ve oldukça geniş ekonomik-siyasal, sosyal ve kültürel ilişkilere dayanmaktadır.

Avrupa devletlerinin PKK’ye yönelik politikaları çok uzun yıllara ve oldukça geniş ekonomik-siyasal, sosyal ve kültürel ilişkilere dayanmaktadır. Kürdistan ve Türkiye’den göçlerin Avrupa ülkelerine başlama tarihi 1960’lara kadar gittiğini yine bilinen bir durumdur. İlk göçler iş amaçlı olup 1960’larda Almanya merkezine yapılır. Kapitalisti modernitenin ucuz işgücü amaçlı olarak 3. Dünya ülkeleri diyebileceğimiz ülkelerden yaptırdığı bilinçli ve planlı göç projesi ile müthiş bir emek akışı sağlanmıştır. Önce belli ölçülerde yapılan bu göç daha sonra adeta bir dalga haline gelmiş, süreç içinde Almanya ve giderek diğer Avrupa ülkeleri sözcüğün gerçek anlamıyla bir ucuz iş gücü deposu haline gelmiştir.

1970 yılları ve sonları daha çok da 12 Eylül darbesinden sonra devrimci, demokrat, aydın-yurtsever hareketlerden siyasal amaçlı göçler yaşanır. 1990’larda Kürdistan devriminin yayılması, yoğun köy yakma, yıkma ve boşaltılma politikası sonucu Kürdistanlılardan iç ve dış göç olarak milyonlarca yurtseverin toprak ve yerleşik alanlarını bırakarak Avrupa’ya yerleşmek zorunda kalır. Ve büyük Kürt göçü olarak milyonları geçen insan sayısı başta Avrupa olmak üzere ülke dışına adeta sürgünemahkûm edilir.

2000’lerde hem iş, hem de siyasi nedenlerden dolayı sistematik olarak göç hareketi devam eder. Mevcut durumda tüm Avrupa ülkelerinde yaklaşık olarak 2 milyon civarında Kürt nüfusu bulunmaktadır.

1980’lı yıllardan itibaren Diasporada yaşayan Kürtlerin, konfederasyon, federasyon, meclis, kültür, inanç birlikleri, kadın, gençlik vb.birçok kurum ve birlik temelinde hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinde ideolojik eksende örgütlenmeye başlamasıyla birlikte Avrupa devletlerin bu örgütlü yapıya karşı politikaları da yavaş yavaş değişmeye başlamıştır.

Avrupa ülkeleri genel politika olarak Türkiye ve bölge devletleri olan Irak, Suriye ve İran’la ilişkilerini belirleyen daha çok ekonomi, ticari ve politik çıkarlardır. Almanya- Türkiye, Fransa-Türkiye ilişkilerinde yıllarca Kürt kartı ticari-ekonomik kartı olmuştur. Bu durum hala çok açık bir biçimde devam etmektedir. Elbette ki burada ABD’nin, daha doğrusu NATO’nun Avrupa ülkelerine Global ilişkiler temelinde dayattığı politikaları da eklemek gerekiyor. PKK’ye yönelik Avrupa politikasını belirleyen esas nokta ABD ve NATO gücüdür. Avrupa ülkeleri, NATO’nun belirlediği ilişkiler temelinde hareket etme zorunluluğunda olduğunu herkes bilmektedir. 9 Ekim uluslararası komploda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik Almanya ve Fransa devletlerinin nasıl yer aldıkları hatırlanacak olursa, bu politikaların NATO’dan bağımsız olmadığı görülecektir. Almanya ve Fransa Kürdistan’da savaşın şiddetlendiği dönemde Türk devletine en çok destek veren NATO ülkeleri arasında yer almışlardır.

11 Eylül 2001 tarihinde ikiz kulenin vurulması ile birlikte ABD ve NATO merkezli başlatılan “uluslararası terörizmle mücadele” politikası sonucu hem BM, hem de AB ülkeleri nezdinde yeni politikalara gidilmiş, bu eksende 2002 yılında PKK’nin, Avrupa Konseyi tarafından terörist listesine alınması, PKK’ninAvrupa’da tasfiye hamlesinin ikinci ayağı olmuştu. Birinci ayağı, bilindiği gibi çok önceleri PKK’nin Almanya tarafından “terörist” listesine alınmasıydı. Bu süreçten sonra başta Almaya ve Fransa olmak üzere çok sayıda Avrupa ülkelerinde tüm Kürt kurumları daha sistemli ve profesyonel yapılarla izlenmeye alınmışlardır. Daha önce var olan ‘PKK masaları’ çok daha profesyonel kişi ve uzman kadrolarla güçlendirilerek hem izlenmeye ve dinlenmeye alınmış, hem de daha değişik yöntemler kullanılarak bilgi toplama sürecini derinleştirilmiştir. Özellikle PKK’nin demokratik siyasi çözüm çizgisine geçişi ile birlikte baskı ve yönelimler hem yaygınlaştırılmış, hem de sistematik politika ve uygulamalarlaKürt kurumları ve Kürt politikacıları kriminalize edilmeye başlanmıştır. Almanya ve Fransa’nın partiyi izleme, denetleme, kriminalize etme, kurumlarına saldırma, operasyon geliştirme, Kürt siyasetçi ve yurtseverleri tutuklama, yurtseverlerin iradelerini kırma, onları değişik yol ve yöntemlerle PKK’den uzaklaştırma politikasını daha sonraki yıllarda Hollanda, Belçika, Danimarka, İtalya gibi ülkeleri de izlemişlerdir.

Avrupa devletlerin PKK’ye yönelik ortakpolitikası:

1-    Vatandaşlık verme, gelinen ülkelere seyahat etme, çalışma ve iş yeri açma, mülk edinme, sosyal hakkı vb. durumlarda yerel istihbarat aracılığıyla birçok ince ve kaba yöntemlerle ajan faaliyetlerinin dayatılması oldukça yaygındır.

2-    Son yıllarda ajanlaştırma politikası yine değişik kılıflar altında, ama bu kez dolaylı değil, çok açık ve net bir biçimde dayatılmaktadır. 

3-    Kürt kurumlarına daha önce eğittikleri Kürt ve Türk kimlikli kişilerle üye olma, gazeteci ve sivil toplum çalışanı adı altında izleme, dinleme faaliyetleri yürütülür.

4-    Alacak-verecek meselelerinin çözümünde bilinçli olarak Kürt kurumlarının çalışma işlevlerini öğrenmek amacıyla çok yönlü insanları yönlendirirler.

5-    Kürt kurumlarını kriminalize etmek amacıyla değişik meslek sahibi kişiler vasıtasıyla, kurumlarda çalışan yurtseverlere, kriminalize işleri yaptırma teklifinde bulunma politikası çok yaygın birbiçimde uygulanır. Örneğin kara para aklama, ağır silahların satışı gibi konuların yurtseverlere teklif edilmesi çok yaygındır. Bu tekliflerde bulunanların genelde ajan, kirli işleri yapan ve hepsi de devletlerle çalışan kişiler olduğu daha sonra anlaşılmıştır. Fransa devletinin KNK üyesi Adem Uzun’a yönelik,ajanlaştırdığı iki kişi üzerinden gerçekleştirdiği komplo bu eksende olmuştur. 

6-    MİT ve cemaat çevreleriyle ilişkili işbirlikçi Kürt iş adamlarına Kürt kurumlarına bağışta bulunmalarını sağlayarak bu çevrelerin kurum-dernek ve ilişki ağlarına sızmalarını destekleme,

7-    Tüm Kürt dernekleri ve kurumları, PKK masası adı altında valilikler, özel güç, yetkili kuvvet ve kişilere bağlı istihbarat birimleri tarafından izlenmeye alınır.

8-    Yılın belli dönemlerinde bürokratik işlemler adı altında birçok Kürt siyasetçisi ve çalışanı uzun süreli oylama yöntemleriyle uğraştırma, kendilerine bağlayarak çalışmayacak hale getirme hedeflenir.

9-    İstihbarat ağları ve özellikle de telefon aracılığıylatespit ettikleri çalışanları izleme yöntemiyle denetime alarak kişilerin zaafları, eksik ve yetmezliklerini tespit etmeyi esas alırlar. Tespit edilen zaaflar üzerinden ilgili kişileri çeşitli randevu yöntemleri ile düşürmeyi hedeflerler. Örneğin, dinledikleri bir telefonda bir başka kişi hakkındaki konuşmaları o kişiye dinleterek onun çalışmalardan kopartılması çok yaygın yapılır.

10-    Uzun süreli gözetleme ve yakın takip ile Kürt siyasetçisi ve çalışanların açıklarını fotoğraf, ses ve görüntülü olarak kaydederek üyesi olduğu kurumla karşı karşıya getirme-güvensizlik yaratma ya da şantaj olarak kullanıp ajanlaştırma yöntemleri uygulanır. 

11-    Durumu mahkemelik olan Kürt siyasetçisi ve çalışanları uzun süreli bezdirme yöntemiyle adli kontrol adı altında kişileri örgüt ve çalışma ortamından yavaş yavaş, parça parça soğutarak, farklı yaşam olanakları sunup kendini yaşatma temeline ya uzaklaştırmayı, ya da örgütle karşı karşıya getirmeyi hedeflerler.

12-    Kadın erkek ilişkileri kullanılarak,  bilinçli olarak kişilerin düşürülme politikası bir yöntem olarak kullanılır.

Aktarılan bu genel politikanın dışında bazı ülkelerin politikalarını da şu temelde ele almak mümkündür:

Fransa

Özellikle 2002’lardan sonra Kürt kurumlarına, kadro ve çalışanlarına, yurtseverlere dönük yoğun polis baskın ve saldırıları oldukça yoğun olmuştur. PKK’nin finansmanı tespiti adına yapılan birçok operasyon ve saldırıların tümü bu çerçeveye dönük yapılmıştır. Anket adı altında Kürtlere ait 200’ün üzerine küçük esnaf açık soruşturmaya alınmıştır.  Sistematik baskılara paralel olarak kurum kadroları, çalışan ve yurtsever çeşitli şantaj ve benzeri yöntemlerle düşürülmeye çalışılmıştır. İşbirliği, ajanlaştırma ve düşürülmeye dönük uyguladıkları yöntemleri şöyle sıralamak mümkündür:

1-    Vatandaşlık verme, sosyal haklardan yararlanma vb. oldukça basit ve sıradan teklifler temelinde ajanlaştırma,

2-    İçişleri bakanlığı ve valiliklere bağlı istihbarat birimleri kullanarak kurum ve bireyler hakkında takip faaliyeti yürütme,

3-    Türk istihbarat birimlerine her türlü çalışma ve bilgi alma olanağı sunarak dernek ve kurumlara sızmaları sağlama. Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez isimli Kürt Kadın siyasetçileri katleden tetikçi Kürt kurumlarına bu şekilde yerleştirilmiştir.

4-    Kurum-dernek kadrosu ve çalışanlarına yönelik uzun süreli takipler sonrası zaaflarını yakalayarak bağlı olduğu kurum ve dernek ile karşı karşıya getirme ve düşürerek çalışmalardan uzaklaştırma,

5-    İşe alma karşılığında muhbir ağını oluşturma,

6-    Kadın-erkek ilişkilerindeki zaafları kullanarak ajanlaştırma ve düşürmeyi hedefleme,

7-    Kurum ve derneklerin çevresinde bulunan değişik madde bağımlılığı, yoz ilişki vb. kirli ilişkileri bilinçli olarak teşvik ederek Kürtlere mal etme politikasını yaygınlaştırma,

8-    Gözaltı, tutuklama yöntemlerinde adli kontrol adı altında sisteme entegre etme vb. uygulamalarla kişileri bıktırarak ortama güvensizlik yayma

İsviçre

PKK yasağının olmadığı, dolayısıyla Kürt hareketinin terör listesinde bulunmadığı tek ülke konumunda olan İsviçre, göreceli olarak diğer Avrupa ülkelerine göre daha ılımlı ve daha esnek olduğu söylenebilir. Şimdiye kadar PKK’ye dönük herhangi ciddi bir operasyonu olmadığı gibi, Kürt kurumlarına dönük de herhangi bir baskı ve kriminalize edici tutumu da olmamıştır. Bundan birkaç yıl önce bazı Kürt gençlerinin tepkisel düzeyde bazı Türk kurumlarına dönük geliştirdiği bazı şiddet eylemlerinden dolayı bir operasyon yapmış, bazı gençlere cüzi miktarda yaptırımlar uygulayan İsviçre, bundan iki yıl önce Almanya’nın istemi temelinde gençlik çalışmasını yapan bir Kürt politikacısını yakalayıp Almanya’ya teslim etmiştir. 

Ancak şunu vurgulamak gerekiyor ki İsviçre de, Kürtlere karşı farklı bir politikanın sahibi olarak rolünü oynamaktadır. Bir zamanlar İsveç’in misyonunu üstlendiğini söylemek mümkündür. Örneğin bugün PKK’den kaçanların en çok tercih ettiği yer İsviçre’dir. Türkiye’den, Kürdistan ve gerilladan kaçanların sığındığı ilk ülke İsviçre’dir. Özellikle PKK’ye ihanet eden, zarar veren kişilerin Türkiye’nin Hewler konsolosluğu tarafından İsviçre’ye gönderildiği bu çerçevede önemlidir. Bu konuda da İsviçre’nin oldukça esnek davrandığını da belirtmek gerekiyor. Siyasetle uğraşmama, PKK ile ilişkilenmeme karşılığında getirilen bu kişilerin yüzde doksan dokuzu faaliyetlerin dışında kalmaktadırlar. Bu temelde almış olduğu misyon gereği kaçan kişiler karşısında belli bir sorumluluğu taşıdığı için oldukça tedirgin ve kaygılı olduğunu belirtmek gerekiyor. Zaman zaman Kürt kurumlarının temsilcilerini çağırarak, ülkelerinde yaşayan mültecilere karışmamaları gerektiğini, herhangi birisinin saldırıya uğraması durumunda PKK’ye karşı tutumlarını değiştireceklerini vurgulamaktadırlar.

Bu durumdan dolayı son 2 yıldır PKK’yi izleme sürecine alan İsviçre hükûmeti, Kürt hareketi hakkında yoğun bir biçimde bilgi alma çabası içerisine girmiştir. Daha çok ispiyoncu ve ajan devşirme siyaseti temelinde bu işi yapmakta, teknik üzerinden izleme durumu olsa da esas olarak bazı Kürt gençlerinden, değişik vaatler karşılığında bilgi alma siyasetini izlemektedir. Örneğin bu yıl en az 7 Kürt genciyle ilişkilenerek, PKK’yi izleme sürecini geliştirmek istemiştir. Fakat gençlerin olayı deşifre etmesiyle birlikte bu yol da önemli oranda tıkanmış durumdadır.

Almanya

AB’nin başını çeken ülkelerin başında Almanya’nın geldiği biliniyor. Bu anlamda AB’nin politik çizgisini ve uluslararası stratejisini belirleme konusunda birinci derecede rol oynamaktadır. Askeri, ekonomik ve politik olarak belirleyici olmasının yanında, ABD tarafından ciddiye alınan konumu itibarıyla da stratejik bir yapıya sahiptir. Fransa ile bazı çelişkileri yaşasa da genel olarak uzlaşan ve ortaklaşan bir politika izlemektedir.

Türkiye’nin AB’ye alınma ya da alınmama politikasını belirleyen de Almanya’dır. Almanya bu konuda Fransa’dan daha farklı bir politika izlemektedir. Fransa daha katı davranarak daha çok oyalama ekseninde taviz koparma politikasını izlerken, Almanya biraz daha esnek ve uzun vadeyi esas alan bir tavizle Türkiye’ye yaklaşım göstermektedir.Hiç kuşkusuz ki bu, 1850’li yıllarına dayanan ilişki ve ittifak politikasının bir sonucudur. Eskiye dayanan bu ilişki ve ittifak politikası PKK’ye yaklaşımı da belirlemektedir. Aslında Almanya’nın Kürtlerle tanışması ve Kürtlere karşı Türkiye’nin yanında yer alması yeni değildir. Eski Kürt isyanlarının bastırılmasında, Kürt katliamlarının gerçekleştirilmesinde,Osmanlı ordusu ve Teşkilatı Mahsusa’nın eğitilmesinde Almanya’nın payı büyüktür. Bu anlamda Almanya’nın PKK önderliğinde gelişen isyana karşı Türkiye’yi desteklemesi şaşırtıcı değildir. Almanya sadece Türkiye’yi destekler tarzda bir politika izlemedi, aynı zamanda fiili olarak da savaş sürecine dahil oldu. Özel savaşı besleyen, güç veren, uluslararası platformlarda Türkiye’yi aktif destekleyen Almanya, aynı zamanda Avrupa’ya göç eden Kürtlere karşı da oldukça olumsuz bir politika da izledi. Almanya’ya göçe eden Kürtleri kriminalize etmekle yetinmedi, aynı zamanda hem PKK’yi yasakladı, hem de birçok Kürt siyasetçiyi tutuklayarak cezaevine koydu. Almanya, diğer Avrupa ülkelerine örneklik teşkil eden politikasıyla Kürtlere karşı oldukça olumsuz bir rol oynadı.

Bu çerçevede Almanya’nın izlediği politikayı şu temelde özetlemek mümkün:

1-    PKK çalışmaları tamamen yasaklanmış durumdadır.

2-    PKK’nin takibe alınması, izlenmesi ve hakkında bilgi toplanması için ‘PKK masası’ diye özel bir ekip oluşturmuştur.Ayrıca bu masalar her şehirdeözel olarak bulunmaktadır. 

3-    PKK ile ilgili olarak özel muhbir-ajan çalışması yürütmektedir. Örgütlenen ajanlar vasıtasıyla özel bilgiler toplamakta ve toplanan bilgiler temelinde kişiler takibe alınmaktadır.

4-    Takip yöntemleri diğer ülkelerde olduğu gibi ajan örgütlenmesi, telefon dinlenmesi, internet gibi teknik üzerinden gerçekleşmektedir.

5-    PKK’ye ait bütün semboller yasaklanmıştır. Beverung adı altına kadro ve çalışanların hareket alanı daraltılmaktadır. 

6-    “Ben de PKK’liyim” kampanyasına katılan yurtseverlere bu kampanyada attıkları imzalar hala bir baskı aracı olarak karşılarında kullanılmakta hatta Türkiye’deki gibi bir pişmanlık durumu dayatılmaktadır.

Hollanda ve Belçika

Diğer Avrupa ülkelerine göre Kürtlere karşı yaklaşımları daha esnektir denilebilir. Ancak sonuçta her iki ülkenin politikasını belirleyen Almanya, Fransa ve ABD’dir. Her iki ülke de bağımsız hareket edemediklerinden dolayı zaman zaman Kürt kurumları ve derneklerine yönelik yapmış oldukları operasyonlarla NATO politikalarına destek olmaktadırlar. Her iki ülkede de PKK masaları kurulmuş, kurulan bu masalar aracılığıyla her yıl PKK ile ilgili raporlar hazırlanmaktadır. Özellikle her yılın belli dönemlerinde kurum-dernek ve siyaset akademileri basılarak yurtseverler tutuklanmaktadır. Almanya, Fransa, ABD ve Türk devletine PKK faaliyetleri hakkında istihbarat desteği verilmektedir. Diğer ülkelerde olduğu gibi kurum-dernek kadro ve çalışanlarını yurtseverleri kriminalize etme, dernek kadrolarını ve çalışanlarını açık bir şekilde takip ederek çalışma alanlarını daraltma, gözaltına alınan çalışan ve kadrolar hakkında şaibeler yaratarak bağlı bulunduğu kurumla karşı karşıya getirme politikasını uygulayan Hollanda ve Belçika gelinen aşama itibarıyla Almanya ve Fransa’nın istemleri doğrultusunda hareket etmektedir.

İngiltere

Geçmişte Kürtlere karşı uyguladığı klasik ve geleneksel politikayı bu dönemde de olduğu gibi sürdürmektedir. Zaman zaman taktiksel düzeyde bazı farklı uygulamalara gitse de esas olarak uyguladığı politika değişmemektedir. Bundan birkaç yıl önce sinsi politika uygularken, son yıllarda çok daha açık ve direkt saldırı konumuna geçmiştir.

İngiltere’nin temel politikasını şöyle özetlenebilir.

1-    Siyasi, kültürel ve örgütsel çalışmalar konusunda herhangi bir sorun yaratılmamaktadır. Bu bağlamda Kürt kurumlarına dönük herhangi bir baskın ve operasyon yapılmamıştır fakat buralara yönelik ciddi bir istihbarat faaliyeti yürütülmektedir. 

2-    Kürt kurumlarına yönelik yılın belli dönemlerinde ciddi bir baskı ve sindirme politikası uygulanmaktadır. Kurum ve derneklerde faaliyet yürüten kadro ve çalışanlar tutuklanmakta, ya sınır dışına çıkarılmakta, ya da tutuklama şantajıyla etkisizleştirilme taktiği uygulanmaktadır.

3-    Kürt kurum ve derneklerine dışarıdan gelenler tespit edildikten sonra ya hemen sınır dışı edilmekte ya da teknik takibe alınarak çalışma alanlarını daraltma politikası uygulanmaktadır.

Yasin Kılıçkaya

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.