AKP Çözüm Değil Oyun Peşinde
Araştırmalar / 18 Haziran 2013 Salı Saat 06:48
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKP hükümetinin samimiyetsiz, işi ağırdan alan yaklaşımları devam ediyor. Süreci zamana yayarak, değiştiriyormuş gibi yaparak aslında hiçbir şeyde değişiklik yapmayan-yapmak istemeyen...

AKP hükümetinin samimiyetsiz, işi ağırdan alan yaklaşımları devam ediyor. Süreci zamana yayarak, değiştiriyormuş gibi yaparak aslında hiçbir şeyde değişiklik yapmayan-yapmak istemeyen politikaları gün geçtikçe daha fazla öne çıkıyor.

AKP hükümetinin başbakanı Tayip Erdoğan, “ bu sorunu çözeceğiz” diyor. İlk başlarda bunun bir samimi yaklaşım olduğu sanıldı. Birçok kesimde umut yarattı. Şimdi anlaşılıyor ki çözmek istediği başka bir şey…

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine gerilla Kuzey Kürdistan’dan çekilmeye başladı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan dışında hiç kimsenin gerillayı Kuzeyden çekemeyeceği biliniyor. Bu süreç başladıktan sonra neler olduğuna bakalım. Gerilla çekilmeye başladı ama Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile neredeyse 1,5 aydır hiçbir görüşme olmadı. BDP heyetin adaya gitmesine bile izin vermediler. Avukatların adaya gidişini zaten iki yıldır engelliyorlar. Kardeşi Mehmet Öcalan’ın adaya gitme isteğini geri çeviriyorlar.
Sıra kimde?

Çözüm sürecinde önemli bir rol üstlenen-adaya giden BDP heyetini sürekli tartışma konusu yaparak kendine göre düzenlemeye çalışıyor. BDP’nin tüzel kişiliğini-kurumsal yapısını muhatap almak yerine Tayip Erdoğan’ın onayından geçen bazı BDP’liler adaya gönderildi. BDP ve DTK Eş Başkanların muhatap alınmayarak kendine göre bir seçimle başkalarının adaya gönderilmesini nasıl yorumlamak gerekir? BDP milletvekilleri buna nasıl elet oldular? 

Oynanan oyun oldukça ince ve sinsi, bir o kadar kirli ki birilerine izin verilirken Gülten Kışanak, Aysel Tuğluk, Ahmet Türk ve şimdi de Sırrı Süreyya Önder adaya gidemeyen yasaklılar arasında yer alıyor. 

Yarın Selahattin Demirtaş ve Pervin Buldan’ın da yasaklılar arasına girmeyeceğinin garantisi var mı? Elbette onların yerine gönderecekleri mutlaka birilerini bulurlar?  “Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesine izin vermem, BDP ve DTK eş başkanlarının adaya gidişine ambargo koyarım, istediğim zaman istediğim kişinin gitmesine izin veririm, nasıl olsa Öcalan’ın dışarı ile iletişim kurmak için kimi göndersem kabul eder” yaklaşımı tehlikeli bir yaklaşımdır. 

Peki, bu ne anlama geliyor? Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a rehine muamelesi yapılmıyor mu?  Bir halkın önderine rehine muamelesi yapmak savaş kışkırtıcılığı anlamına gelmez mi? Bunun başka bir anlamı yoktur.
Barış süreci ciddiyet ister!

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yaklaşım, bu sorunum nasıl çözüleceğinin önemli bir göstergesi durumunda. Böyle çözüm olmaz. Bunu ne PKK hareketi ne de Kürt halkı kabul eder. Barış ciddiyet ister, samimiyet ister. AKP şu ana kadar yaptığı hile ve oyunlarla samimiyet sınavından hep sıfır alıyor.

Ortaya çıkan sonuçlar kaygıları daha da derinleştiriyor. AKP hükümeti açıkça oyun oynuyor. Kürdistan’da karakol yapımları durdurulacaktı. Güvenlik amaçlı yol yapımları sonlandırılacaktı. Koruculuk lağvedilecekti. Fakat tersi bir durum söz konusu!
Karakol yapımları hız kesmeden devam ediyor. Geçmiş yıllara oranla korucu alımlarında büyük artış var. Barajlar yapılıyor. Teşvik kredileriyle Kürdistan’a yatırım yapan Türk şirketleri, coğrafyanın bütün zenginliklerini talan ediyor.

Bir bu eksikti şimdi!

Ayrıca Kürdistan’ın demografik yapısı değiştirilmesine yönelik gizli planlarda uygulanıyor.1925’te iktidarda olan, Cumhuriyet Halk Partisi'nin azınlıklardan sorumlu 9. Bürosu tarafından Eylül 1925’te hazırlanan Şark Islahat Planında yer alan Kürt nüfusunun yerini değiştirme, Kürdistan’a Türkmenlerin yerleştirilmesi planı, CHP ile aynı ırkçı zihniyete sahip AKP hükümeti tarafından güncellenerek uygulanıyor. Kürdistan’ın demografik yapısını değiştirmeye dönük çalışmalar da gizlice yürütülüyor. Özbekler, Afganlılar ve Suriye Arapları Kürdistan’da geçmişte boşaltılmış köylere, kasabalara, ilçe ve illere yerleştiriliyor.
AKP’nin sinsi planları bunlarla sınırlı değil elbette! 

PKK’ye karşı Hizbullah bir devlet projesi olarak desteklenip öne çıkartılıyor.  Yine PKK’ye ihanet edip KDP ve YNK’ye sığınan, istihbarat örgütlerinin oyuncağı durumuna gelen unsurlar bir araya getirilerek Amed merkezli bir parti çatısı altında toplanmak isteniyor. Aynı amaçla Rojava’da ki Kürtlerin kazanımlarını engellemek amacıyla işbirlikçi El Parti ve Azadi Partisi gibi çete grupları PYD’ye karşı AKP tarafından destekleniyor.

Keşif uçakları Kandil’de ne yapıyor?

PKK gerillaları, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine Kuzey Kürdistan’dan çekilmeye başladı. Gerillalar gruplar halinde medya savunma alanlarına geliyorlar. Gerillaların özgürlük yürüyüşü çözüm için tarihi bir adım olurken AKP devletinin samimiyetsiz fırsatçı-hesapçı oyunları ortaya çıkıyor. Aralıksız on gündür keşif uçakları medya savunmalarında özellikle Kandil üzerinde uçuyor. Türk Genelkurmay başkanlığının sitesinde bu keşif uçuşlarında 62 PKK kampının tespit edildiğini yazıyordu. Peki, neden tespit edilme ihtiyacı duyuluyor? Tekrar gelip vurmak için mi? Kuzeydeki bütün gerillalar çekildikten sonra Sri Lanka’da Tamil gerillalarına yönelik uygulanan topyekûn katliam benzeri sınır ötesi bir saldırının hazırlıkları mı oluyor bu keşifler? Tespit edildiği söylenen PKK kamplarına yönelik 50-60 uçakla kapsamlı vurarak PKK’yi bitirmek mi istiyorlar? 

23 yıldır Kürdistan dağlarını yüzlerce uçakla bombalamadınız mı? Kandil’i yüzlerce uçakla bombaladığınız da, Kandil üzerinde taş üzerinde taş bırakmadığınızda, buralarda yüzlerce PKK’liyi öldürdüğünüzde neyi bitirmiş-çözmüş olacaksınız?

Çözüm sürecinde PKK yöneticilerine suikast mı yapılmak isteniyor?

Ya da PKK yöneticilerinin yerini tespit etmek için keşif faaliyeti mi yapılıyor? Rojhack tarafından orduya ait bir merkezden bazı notlar ele geçirildi. Lekolin.org sitesi bu notları yakın bir zamanda kamuoyu ile paylaşacak.

Söz konusu notlarda, keşif uçakları tarafından yerleri tespit edilen ve yer istihbaratı ile teyit edilen PKK yöneticilerine yönelik savaş uçaklarıyla suikast düzenleneceği belirtiliyor. PKK yöneticilerinin sürekli hareket halinde olması, alınan istihbaratın anlık olması nedeniyle F16 savaş uçaklarının vardiyalı olarak hava da hazır tutulduğu ifade ediliyor.

Son bir aydır Amed’de bulunan 2. Ana Jet üssünden 4’lü guruplar halinde silah yüklü F16 savaş uçakları havalanıyor. Güney Kürdistan sınırı boyunca belli bir süre uçtuktan sonra yerlerini diğer guruba devrederek geri dönüyorlar.

Ne yapmaya çalışıyorsunuz? PKK yöneticilerinin birini veya bir kaçını öldürünce bu sorun çözülecek mi? Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı İmralı’da 15 yıldır tutuyorsunuz. 

Bu sorun bitti mi? 

30 bin kişiyi katlettiniz, yüzbinlerce kişiyi cezaevine koydunuz. 

Bu sorun bitti mi?

Binlerce köyü yaktınız-boşalttınız, on binlerce Kürdü yerinden yurdundan ettiniz.

Bu sorun bitti mi?

Daha kaç kişiyi daha öldüreceksiniz? Nasıl olsa akan kan sizin kanınız değil, ciğeri yanan siz değilsiniz?  Bu durumda kandan beslenen vampirden ne farkınız kalıyor. Savaş devam ettikçe, insanlar birbirini öldürdükçe, bir dönemin mücahitleri bugünün müteahhitleri ceplerini dolduruyor-palazlanıyorlar. AKP iktidarı sürecinde devam eden savaşta, İslamcı-Türkçü yeni yetme-yerli Gülen burjuvazisi oluştu. Yerli burjuvazinin sermayesi kan olunca isterler mi kanın durmasını?
Savaş çanlarını çalmayın!

Barış ve çözüm umutlarının yaratıldığı böylesi bir süreçte PKK yöneticilerine yönelik suikast girişimi-çabası ve hazırlığının savaş, ölüm ve kan olduğunun farkındasınızdır sanırım! Böyle bir şeyi oldubittiye getiremezsiniz. Roboski gibi üzerini kapatamazsınız.
30 yıllık mücadele boyunca onlarca hükümet geldi geçti. Her biri ölüm-kıyım fermanları yayınladılar. “3-5 ay da biterler, köklerini kazırız” dediler.  Ama her zaman bunu söyleyenler, ölüm fermanları yayınlayanlar bittiler, tarumar oldular.

Ape Musa; “…öldükçe çoğalıyor adamlar, ben tükenmekteyim öldürdükçe” sözüyle Kürtleri katleden sömürgeci iktidarların öldürdükçe nasıl tükendiklerini anlatmamış mıydı?

Şunu unutmamak gerekir; PKK ne Tamil’dir ne de Kürdistan coğrafyası da Sri Lanka’dır. Böyle bir şeye kalkışmak, niyetlenmek bile her şeyi tersine çevirebilir. 

ABD çözüm sürecine keşif uçaklarıyla destek veriyor!

ABD bir taraftan sürece destek verdiğini açıkladı ama diğer taraftan da Medya Savunma Alanları üzerinde Pradatör keşif uçaklarını dolaştırarak AKP hükümetine istihbarat desteği veriyor. Barış sürecini desteklemek sanırım böyle oluyor. Keşif uçaklarının Medya Savunma Alanlarında dolaşmasından barış değil ancak savaş çıkar.

“500 PKK’li öldürülse tepkiniz ne olur?”

Hatırlanırsa bundan bir süre önce Özgür Politika gazetesinde bir haber yayınlanmıştı. Alman polisi tarafından gözaltına alınan ve istihbarat tarafından sorgulanan Kürt gençlerine “Türkiye’de 500 PKK’lı öldürülürse Kürtlerin tepkisi nasıl olur?” şeklinde sorular sorulmuştu. Bu durumun sadece Almanya ile sınırlı olmadığı Fransa, Belçika, İtalya ve Hollanda’da gözaltına alınan veya polis karakollarına çağırılan Kürtlere de aynı biçimde sorular sorulduğu bilgileri geliyor. Bu konuyu ilginç kılan bir diğer gelişme ise geçen hafta Amed’de polis tarafından bir süreliğine gözaltına alınan ve istihbaratçı olduklarını tahmin ettiği kişiler tarafından sorgulanan bir Kürt siyasetçisine “Kandil’de 500 PKK’lı öldürülse nasıl tepki gösterirsiniz” şeklinde soru sorulması oldu. Almanya, Fransa, Belçika, İtalya, Hollanda ve en son Amed’de istihbarat örgülerinin 500 PKK’linin öldürülmesine Kürtlerin göstereceği tepkiyi öğrenmeye çalışmak ne anlama geliyor?

Keşif uçağının dolaşması haber olur mu?

Gerillanın geri çekilmesine ilgi gösteren basın özellikle Kürt basını keşif uçaklarının gerilla alanlarında dolaşmasını, karakol yapımları ve koruculuğu görmezden geliyor. Türk Genelkurmayının keşif uçaklarının Güney Kürdistan’da PKK’ye ait 62 noktanın tespit edildiği açıklamasını haber yapan Kürt basını, neden böylesi bir süreçte keşif uçaklarının Kandil’de olduğunu merak edip haberini yapamadılar. Böylesi önemli konulardaki duyarsızlık, sıradanlaşma çok daha büyük provokasyonlara zemin sunmayacak mı?

Akil insanlar gerçekten Akil midir?

Akil insanlar oluşturulması önemli oldu. Fakat AKP hükümeti bazı bireyleri ayrı tutarsak Akil insanları kendine göre oluşturdu. Akil insanlardan oluşan gurupları kendine göre yönlendirdiği görülüyor. AKP yanlısı bu kişiler AKP’nin belirlediği tarzda toplumda bir algı oluşturmayı hedefliyor.  AKP, önce ortamını oluşturarak daha sonra da buna göre toplumu yönlendirmeyi amaçlıyor. Tayip Erdoğan’ın bizzat kendisinin belirlediği ve özel olarak konuşarak Akil insanlar gurupları içine yerleştirilen bu kişiler, Türkiye ve Kürdistan’da yaptıkları toplantılarda bu sürecin AKP tarafından başlatıldığı ifadelerini kullanıyorlar. Ayrıca bölgede yaptıkları toplantılara yandaş AKP valileriyle ortaklaşa belirleyip çağırdıkları korucu-işbirlikçi-rantçı kişilere PKK karşıtlığı yaptırıp Akil insanlar yönlendirilmeye çalışılıyor. 

Muhatap kim?

BDP’nin ısrarlı çabasına rağmen hükümet BDP ile resmi görüşmelere yanaşmıyor. Hala alavere dala vere peşinde. İşi ağırdan alıyor, onu bunu bahane ederek, suni gündemler yaratarak samimiyetsiz yaklaşımlarını öne çıkartıyor. PKK’yi muhatap almayacaksın, BDP ile görüşmeyeceksin, Öcalan’ın dışarı ile bağlantılarını keseceksin peki o zaman sormazlar mı sen bu sorunu kiminle çözeceksin?
“Ah şu dış mihraklar var ya…”

AKP’nin bu sorunu nasıl çözeceğini anlamak için Gezi Parkı olaylarına bakmak gerekir. Çok basit bir sorunu bile çözemeyen bu iktidarın Kürt sorunu gibi devasa bir sorunu çözme iradesinde olmayacağı çok açık. Türkiye’deki bütün sorunlara güvenlikçi bir mantıkla çözüm aramak AKP’yi uçurumun kenarına getirdi. Türkiye’deki bütün sorunları dış kaynaklı görme hastalığı AKP’yi ve Tayip Erdoğan’ı diktatörleştiriyor. Küresel güçler tarafından beslenen-pohpohlanan diktatörlerin sonunun yine küresel güçler ipinin çekildiğini herkes çok iyi biliyor.

Kürt neden kendini Türk varlığına kurban etsin!

Şimdi sırası mıydı denilebilir.  Evet, tam da sırası… Neredeyse unutuluyordu. AND…

Kürt, Laz, Çerkez, Pomak çocukları her gün sabah gittikleri asimilasyoncu okullarda“ Türküm doğruyum… Varlığım Türk varlığına armağan olsun, ne mutlu Türküm diyene” diyen ırkçı-sömürgeci ve bir inkâr andını okuyorlar. Türk olan birini bu and çok gocundurmaz. Ama eğer Kürt, Laz, Çerkez, Pomak isen bunu her sabah okumak ağır gelir. Türk olmadığın halde kendini inkar ederek varlığını Türk varlığına neden armağan etsin. Artık bu saatten sonra bunu kabul etmemek gerekir. Bu konuyu gündemleştirerek, kampanyalar oluşturarak, Türk ırkçılığını sembolize eden AND’ın kaldırılması için mücadele etmek gerekir.

Öğrenci andı hakkında kısa bir bilgi:

19 Eylül 1932'de İttihat Terakki’nin partisi CHP’nin Milli Eğitim Bakan olan Yahudi kökenli Dr. Reşit Galip göreve getirildikten kısa bir süre sonra Kürdistan’da Türkleştirmenin-asimilasyonun köyden başlatılması gerektiğini düşünerek üç sınıflı köy okullarını beş sınıfa çıkarmış, köylerde yatılı pansiyonlu okulların açılmasını sağlamış ayrıca köylere göre öğretmen yetiştirme girişiminde bulunarak köy enstitüsü uygulamasının temeli olan bu düşünceleri uygulamaya koymuştur.

Yahudi devşirmesi Dr. Reşit Galip’in en önemli icadı ise 80 yıldır İlkokullarda okutulan ırkçı-şoven sözlerden oluşan “Öğrenci Andı” olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı Talim Terbiye Kurulu tarafından 10 Mayıs 1933 tarih ve 101 sayı kararı ile “Öğrenci Andı”nın okullarda okutulması kararlaştırıldı. 

1930’lu yıllarda Türk Tarih Tenkit Cemiyeti başkanlığına atanan ve yine Yahudi devşirmesi olan Dr. Arın (Safet) Engin’in şu sözleri, Öğrenci Andı’nın asimilasyondaki önemini açıklar niteliktedir: “Şimdi onları (Kürtleri) ‘Öğrenci Andı’mız ile Türklüğe kaynaştırma baş ödevimizdir.” 

Öğrenci Andı, İngilizlerden örnek alınmıştır. İngilizlerde bir dönem İskoçya ve İrlanda’da ilkokullarda böyle bir sistemi uygulamıştır.
İttihat Terakki üyesi ve aynı zamanda CHP’nin milli eğitim bakanının 23 Nisan’da “Kürt çocuklarına armağan ettiği” ırkçı sözler şöyledir: “Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.”

Bu ırkçı sözler Kürdistan’daki Kürt çocuklarına, 77 yıldır tekrarlatılmaktadır. Bu sözlerin eksik kalan kısımlarına da, 29 Ağustos 1972 tarih ve 14291 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan ilkokullar yönetmeliğinin 78. Maddesinde "Öğrenci Andı"na aşağıdaki son bölüm eklenmiştir.

“Türküm, doğruyum, çalışkanım; yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk; açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim. Ne mutlu Türküm diyene.”

Her gün okullarda çocuklara zorla ezberletilen Türk ırkçılığını simgeleyen and, istiklal marşı ve Türk tarihi ile Türk egemenleri,  kendi tarihlerini yüceltip, Anadolu ve Kürdistan’daki halkları aşağılayacak şekilde çocuklarda şoven duygular geliştirmeyi öncelikli görev olarak görmüşlerdi. Bu ideoloji ve kültürle büyüyen bir çocuk, Kürt olsun, başka bir halktan olsun kendini Türk olarak görür, “Ne mutlu Türküm diyene”, “ Bir Türk Dünya’ya bedeldir”, “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” sözleriyle diğer halkları düşman olarak görür.
Üçüncü çizgi de demokratik sol ittifak

Gezi parkı direnişi Türkiye devrim tarihi açısından oldukça önemlidir. 12 Eylül 1980’den sonra ilk defa uzun boyutlu ve kitlesel bir devrimci direniş mücadelesi olarak gelişmiştir. Ortaya çıkan bu kazanımlar kesinlikle ne CHP ve ulusalcı beyaz faşistlere ne de AKP’nin yeşil faşizmine kaptırılmamalıdır. CHP’yi solcu görerek yakın durmak büyük bir gaflet olur. Beyazı da yeşili de aynı ittihatçı-ırkçı Türkçü faşizmden beslenmektedir. İki ayrı çizgi gibi dursalar da aslında bir elmanın iki yarısı gibi bir şeydir. İkisinden birini tercih etmek daha baştan kaybetmektir. Duyduğumuz kurtların uluması ise o zaman bize safları sıklaştırmaktan başka yol görünmüyor. Gezi parkı direnişi bizleri üçüncü bir çizgi etrafında kenetlenmeyi zorunlu hale getiriyor. Üçüncü bir çizgide demokratik sol ittifak CHP’nin beyaz, AKP’nin yeşil faşizmine karşı güçlü bir direniş çizgisi ve cephesi olarak ortaya çıkartacaktır. Böylesi bir ittifak Anadolu ve Kürdistan’ı özgürleştirecektir.

Yol temizliğini kendimiz yapmalıyız!

Çözüm süreçlerinde taraflar sürecin önünü açacak öncelikleri yerine getirirler. PKK’de bu çerçevede, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine elindeki esir askerleri, polis ve kaymakam adayını serbest bıraktı. Ardından ateşkes ilan ederek gerillanın Kuzey Kürdistan’dan çekileceğini ilan etti. Bunun karşılığında ise Türk devleti ve AKP hükümeti,  Kürtlerin kendi kimliği le anayasa da yer almasının önündeki engelleri kaldıracak, karakol ve baraj yapımlarını durduracak, koruculuğu lağvedecekti. KCK operasyonları adı altında cezaevlerine doldurulan ve şuan rehine durumunda olan 10 bini aşkın Kürt siyasetçisi ceza yasasındaki değişiklerle serbest bırakılacaktı. Yine cezaevlerinde durumu ağır olan hasta tutsakların tedavilerinin yapılması ya da serbest bırakılması için girişimlerde bulunacaktı.

TMK olarak bilinen Terörle Mücadele Kanunu kaldırılacaktı. Asker ve polis operasyonlara çıkmayacak, kışlalarına ve karakollarına çekilecekti.

Tüm bunların hiç biri şuana kadar gerçekleşmedi. Gerçekleşecekmiş gibi de görünmüyor. AKP hükümetinin bu değişiklikleri yapmaya hiç niyeti yok. 

Dağkapı Gazi Parkı olursa!

Gezi parkı direnişi Kürdistan’da bir sembol olarak hayat bulmalıdır. Yüzbinlerce kişinin katıldığı serhildanlardan sonra akşam olup herkesin evine gittiği, sabah kalktığında dün hiç bir şey olmamış gibi yaşamın devam ettiği süreçler artık aşılmıştır.  Amed’deDağkapı-Ofis birer Gezi Parkı direniş alanına dönüşmediği sürece bu sömürgeci AKP hükümeti hiçbir yol temizliğini yapmayacaktır. Başkasından bir şey istemek, sömürgeciliği meşru görmenin inceltilmiş halidir. Sömürgeci Türk devleti tarafından gasp edilen hakları almak sömürgeciliği ve onun zihinlerde yarattığı meşruluğu yıkmak anlamına gelecektir.
AKP yan çizmek için bahane arıyor

Yolun sonuna gelen AKP, iktidarını kaybetmemek için her türlü hile ve oyuna başvuracağa benziyor. Gezi Parkı direnişini, bahane olarak kullanmak istiyor. AKP’li bakanlar meclis kulislerinde,  böylesi bir süreçte Kürt sorunun çözümü konusunda her hangi bir adım atılamayacağını, böyle bir şeyin AKP’yi Ergenekoncular karşısında zayıf düşüreceğini dillendirerek kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar.  Tayip Erdoğan’da, Gezi Parkı direnişine destek veren BDP’yi bu anlamlara gelecek şekilde tehdit etmişti. Zaten şuana kadar ortaya çıkan sonuçlarda bu söylemleri doğrular niteliktedir. Çözüm için elde tutulur tek bir adım atılmamıştır. Anlaşılan AKP’den gelen kokular pek hayra alamet değil.

Türk devleti ya da AKP Kürdistan’da meşru mudur?

“İşgalci durumdaki bir devlet veya güç bir bölgeyi sömürgesi haline getirirken kendini orada olması gerektiğinin gerekçelerini oluşturarak kendisini meşrulaştırır. Uzun yıllardır Kürdistan’da TC ordusuyla, siyasi, düşünce, eğitim, kültürel kurumlarıyla her yönden Kürdistan’ı sömürerek kendisini orada yerleştirmiştir. 

Sömürgecilik; Dünyanın birçok bölgesine yayılma hareketi askeri işgal, ekonomik sömürü ve çok büyük adaletsizlikleri içermektedir. Bu yayılmayı gerçekleştirenler ve ondan en çok istifade edenler, onu, dünya insanlığı için daha fazla fayda sağlamak şeklinde meşrulaştırarak kendilerine ve dünyaya açıklamaktadırlar.

Muktedirler daima, hakimiyetin getirdiği avantajlar ve ayrıcalıklar için bir meşruluk derecesi elde etmeye ihtiyaç duymaktadırlar. Bu meşruiyeti her şeyden önce, iktidarlarına insan taşıma kemerleri olan ve onlar olmaksızın hakimiyetleri altındaki büyük gruplara kendilerini dayatamayacakları öz kadrolarından almak gereksinimi duydular. Fakat aynı zamanda, hakim oldukları gruplardan da bir meşruiyet payesi almaya ihtiyaçları vardır. Ve bu, en nihayetinde kendilerinden oynamaları istenen işbirlikçi rolün karşılığında gelmektedir.

Kürdistan’da yürütülen sömürgecilik aynı zamanda  ‘beyinsel sömürgeciliktir. Objektif planda ekonomik, sosyal ve siyasal alanda geliştirilen sömürgecilik, sübjektif planda ülkenin düşünen beyinlerine meşru ve kabul edilebilir bir düzen biçiminde yansıtılabilirse, böyle bir sömürgeciliği dünyada hiçbir güç yıkamaz. İşte, Kürdistan'da, Türk eğitim ve kültür politikasının peşinde koştuğu gerçek budur.
Kürdistan'da hakim olan eğitim ve kültür, Türk ulusunun çıkarlarına hizmet eden sömürgeci eğitim ve kültürdür. Kürdistan ulusal gerçeğini yok etmeyi amaçlayan, bireyi emeğine, halkına ve ülkesine karşı yabancılaştıran, şoven Türk milliyetçiliği temelinde geliştirilen sömürgeci Türk eğitim ve kültür politikası, Kürdistan'da geniş mali, kadro ve kurumsal olanaklara sahip olup, düşünen kesim üzerinde hemen hemen hakimiyet kurmuştur. Bu politika, özünde sosyal, ekonomik ve siyasal sömürgeciliği, beyin ve davranış alanında tamamlamaya, yani beyinsel sömürgecilikle tamamlamaya dayanır.”

Türk devletinin Kürdistan’daki varlığı artık tartışma konusu olmalıdır. Askeri, polisi, istihbaratı, valileri, kaymakamları ve devletin bütün kurum ve kişilerinin Kürdistan’daki meşru olmadığı açıkça dile getirilmelidir.

Kürdistan’daki asimilasyoncu tüm okullarda sömürgecilik kendini meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu okullarda Kürt çocukları kendilerini inkar ederek Türk varlığına kendilerini armağan etmemelidirler.

Sömürgeci Türk devletine asker-polis olmamak gerekir.  Türk devletine askerlik yapmak, Türk devletinin Kürdistan’daki varlığını kabul etmek anlamına gelecektir.

Türk devletinin Kürdistan’daki işgalci-sömürgeci varlığına karşı en büyük haykırış Kürdistan kavramını yaşamın her alanında kullanmak olacaktır. “Doğu ve Güneydoğu” kavramı sömürgeci Türk devletinin Kürdistan’ı kendine ait görme anlayışının bir ürünüdür. Kürdistan kavramı bir direniş bir isyandır. Türk devletinin Kürdistan’daki meşruluğunu, sömürgeciliğini kabul etmemedir.
Kürdistan kavramında Anadolu’nun doğuşu

Kürdistan kavramı Anadolu ve halklarıyla ortak bir buluşmadır. Kürdistan kavramı, Türkiye kavramının da tartışılması anlamına gelecektir. Türkiye, Türk-eli; Türklerin yaşadığı yer olarak anlam ifade eder. Türkiye kavramı Jön Türkler tarafından ortaya atılmıştır. Osmanlının son zamanlarında ve Cumhuriyetin ilk başlarında İstanbul’dan sonrası için Anadolu kavramı kullanılırdı. Anadolu Yunanca olup Anatolia isminden gelmektedir.  Türkler Anadolu’ya gelmeden önce de buralar için Anatolia kavramı kullanılırdı. Irkçı-Türkçü Jön Türklerin Türkiye’sinde diğer halklara yer yoktur. Anadolu inkar edilip Türkiye olduğunda Anadolu’daki 77 halkta Türkleştirilmişti.  İşte şimdi Kürdistan kavramıyla Anadolu’nun doğuşu da gerçekleşecektir. Kürdistan kavramının kullanılması ile birlikte Türk devletinin Türkiye’sinde inkar edilen Anadolu’da özgürleşecektir.

Yasin Kılıçkaya

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.