‘PKK Denizlerin Mirasına Sahip Çıkıyor’
Röportajlar / 05 Mayıs 2013 Pazar Saat 22:18
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamalarına kapatılmasını da Hozat “Toplumsal belleğin silinmesi” çabası olarak değerlendirdi.

 

 
Koma Jinen Bilind (KJB) Koordinasyonu üyesi Bese Hozat PKK’nin kırk yıllık özgürlük ve devrim mücadelesini halkların, kadınların ve tüm toplumun eşitliğine ve özgürlüğüne adadığını ifade ederek Denizlerin, Hüseyinlerin, Yusufların ve İbrahimlerin anılarına bağlı kalarak miraslarına sahip çıktıklarını söyledi.

Mayıs ayının Kürdistan ve Türkiye devrim tarihinde çok önemli bir role sahip olduğununun altını çizen KJB Koordinason üyesi Bese Hozat, “Denizler, Hüseyinler ve Yusuflar devrimci gençliğin asi ruhudurlar. Demokratik ve bağımsız Türkiye tutkunudurlar. Halkların kardeşliğine ve özgürlüğüne yürekten inanan, özgürlüğe ve eşitliğe dayalı ortak birlikteliğin bilincini, inancını ve eylemini mücadelelerine şiar yapan gerçek devrimcilerdir” dedi. Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamalarına kapatılmasını da Hozat “Toplumsal belleğin silinmesi” çabası olarak değerlendirdi.

Bese Hozat ile 1 Mayıs direnişi, 6 Mayıs Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmesi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik 6 Mayıs 1996’da Şam’da gerçekleştirilmek istenen komplo, Kürt halkının ulusal birliği için çalışan Mehmet Karasungur ve İbrahim Bilgin’in katledilmesi, Gurbet Aydın (Mizgin), Şirin Elemhuli ve Leyla Qasım’ın mücadelesi üzerine konuştuk.

İstanbul’daki 1 Mayıs kutlamaları olaylı geçti. 2 genç kadın polisin attığı gazlar sonucu başlarından ağır yaralandı. 1 Mayıs’ta ortaya konan direnişi, hem Kürdistan hem Türkiye’de ortaya çıkan tabloyu ve devletin bu direnişlere yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle Türk devletinin ve AKP hükümetinin emekçilere yönelik bu faşist saldırısını lanetliyorum. Emekçilerin onurlu direnişlerini selamlıyorum. İstanbul’da alçakça yapılan bu saldırılar sonucu iki kadın çok ağır bir biçimde yaralandı. Yine bildiğim kadarıyla onlarca yaralı var.

‘AMAÇ TOPLUMSAL BELLEĞİ ORTADAN KALDIRMAK’

Demokratik çözüm ve barış tartışmalarının oldukça yoğun geliştirildiği, demokratikleşmenin gündeme oturduğu bir süreçte Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarının yasaklanması ve ardından yapılan saldırılar, devlet ve AKP açısından birer süreç sınavı olmuştur. Bu yasak ve saldırılar faşist ve anti demokratik zihniyetin hakimiyetini bir kez daha çok güçlü bir biçimde ortaya koymuştur. İçine girdiğimiz sürece umutla yaklaşan birçok çevre Taksim yasağına anlam vermekte zorlanmış, AKP’den demokratik tutum beklentisine girmiştir. İşçi ve emekçilerin taleplerini en meşru bir biçimde ifade ettiği bir günde bu derece şiddetli yasak ve baskı imhacı bir zihniyetin politikaları olup Türkiye’nin demokratikleştirilmesine ilişkin söylemlerini anlamsız ve geçersiz kılmaktadır. AKP bu tarzda Türkiye’nin demokratikleşmesine ilişkin inandırıcılığını yitirdiği gibi aynı zamanda AKP’nin politikalarına dönük de güvensizliği ve kaygıları beslemektedir.

AKP hükümeti, Türkiye’nin demokratik olduğunu, herkesin özgür olduğunu, söylüyor. Hükümetinin 1 Mayıs kutlamalarına dönük uygulamaları ve söylemleri sizce çelişmiyor mu?

Tabii ki, bu bir çelişkidir. Sözün ve pratiğin ne kadar farklı uygulandığını ortaya koymaktadır. Demokrasiye, insan haklarına, emekçilerin, halkların, kadınların, kültürel ve inançsal toplulukların haklarına, hukuklarına inandığını söyleyen, herkese ve her kesime haklarını teslim edeceğini dile getiren bir partinin 1 Mayıs’ta bu vahşet tablosunu sergilemesi bu sözlerin birer demagojiden ibaret olduğunu göstermektedir.

Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına özel olarak kapatılmasıyla ne hedefleniyor?

Emekçilerin direnişiyle sembolleşen bir meydanın yasaklanması ve orta vadede tümden kapatılarak, ‘kentsel dönüşüm projesi’ kapsamında farklı bir çehreye büründürülmesi faşist zihniyetin tüm iğrençliğini ortaya koymaktadır. Taksim’e dönük tüm bu yasaklar da bu zihniyet ve anlayışın bir sonucudur. Toplumsal direnişe dair tüm anılar tarihe gömülmek istenmektedir. Özünde bu saldırı ve şiddet, toplumsal direniş geleneğinedir, toplumun tarihsel hafızasına ve belleğinedir. Yoksa mesele basit bir Taksim yasağı değildir, bir tadilat sorunu da değildir. Sorun perde gerisinde yapılan kirli bir planın faşist uygulamalarıdır.

İşçi ve emekçiler, karşı faşist sistemin ve iktidarın her türlü vahşi saldırılarına karşı asla geri adım atmamalı ve yılmamalıdır. Çok iyi biliyoruz ki, amaç irade kırma ve toplumun tüm direnç noktalarını ortadan kaldırmadır. Buna karşı en doğru cevap ise her günü 1 Mayıs ruhuyla karşılayarak mücadeleyi ve direnişi yükseltmektir. Emekçilerin demokratik birlik ve dayanışmasını güçlendirerek emeği özgürleştirme mücadelesini başarılı bir sonuca ulaştırmaktadır.

‘KARASUNGUR ULUSAL BİRLİK İÇİN YOĞUN ÇABA HARCADI’

Mayıs ayı hareketiniz ve Türkiye devrimci mücadelesi açısından da önemli bir ay. 2 Mayıs PKK’nin öncü kadrolarından Mehmet Karasungur’un yaşamını yitirdiği tarihtir. Bu yıldönümü vesilesiyle neler söyleyebilirsiniz?

Mehmet Karasungur yoldaşın tüm yaşamı büyük bir mücadele ile geçmiştir. PKK’ye katılmadan önce de Türkiye sol hareketlerinde yer almış ve sömürgeci sisteme karşı mücadele etmiş biridir. PKK mücadelesinde ise başından itibaren yer almıştır. PKK’nin kuruluş çalışmalarını yürütmüş ve merkez yürütme düzeyinde büyük sorumluluklar üstlenmiştir. Hilvan-Siverek direnişinin öncü, önder kadrosudur. Bu direnişi geliştiren ve yöneten büyük komutandır. Bu anlamda ilk gerilla birliklerinin de komutanı olmaktadır. Siyasi, ideolojik ve askeri derinliği güçlü, cesur ve azimli kişiliği ile çevresinde büyük bir güven yaratan, etkileyici ve lider özellikleri güçlü olan bir yoldaştır. Karasungur yoldaş, PKK’nin ilk örgütlenme çalışmalarında çok yüksek bir performans sergiliyor. Kuzey Kürdistan’da çok büyük bir emeğin sahibi olduğu kadar Doğu Kürdistan’da da benzer düzeyde bir emeğin sahibidir. Rojhılat’a gidip ilk örgütlenme çalışmalarını geliştirilen arkadaştır. Doğu Kürdistan’da ilişkilendiği ve örgütlediği insanlar bugün devrim mücadelesine en bağlı olan, devrime yürekten ve fedaice katılan insanlardır. Aynı biçimde Güney Kürdistan’da da çalışmalar yürütmüştür. Bu anlamda tüm Kürdistan parçalarında çok büyük bir emek ve mücadele sahibidir.

Kürt halkının demokratik, ulusal birliğinin gelişmesinde de çok değerli çabalar sergilemiş ve emek vermiştir. Zaten şahadeti de bu yönlü çalışmalar yürütürken gerçekleşiyor. Güney Kürdistan’daki Kürt örgütlerinin aralarında yaşanan sorunları çözmek ve bu örgütleri bir araya getirmek için uğraşırken bulunduğu kamp saldırıya uğruyor ve İbrahim Bilgin yoldaş ile birlikte şahadete ulaşıyor.

Bu değerli yoldaşların anısına yapılacak en anlamlı şey, Kürtlerin demokratik ulusal birliğini sağlamaktır. Mehmet Karasungur yoldaşın en büyük özlemlerinden de biridir. Demokratik ulusal birliğin sağlanması demek dört parça Kürdistan’da devrim mücadelesinin başarıya ulaşması demektir.

‘DENİZLER DİRENİŞ VE ÖZGÜRLÜK MİRASI BIRAKTI’

Mayıs ayında Türkiyeli çok sayıda devrimci de yaşamını yitirdi. 6 Mayıs’ta Denizler idam edildi. Siz Kürdistan devrimcileri olarak, Denizlerin bıraktığı mirası nasıl görüyorsunuz? Sizce Türkiye ve Kürdistan devrimcileri bugün bu çizgiyi yeterince sahiplenebiliyorlar mı?

Evet, 6 Mayıs Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın şahadet yıldönümü. 68 gençlik kuşağının bu efsanevi liderleri 1972 yılında 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece idam edildi. Arkalarında çok büyük bir direniş ve özgürlük mirası bırakarak!

Denizler, Hüseyinler ve Yusuflar devrimci gençliğin asi ruhudurlar. Demokratik ve bağımsız Türkiye tutkunudurlar. Halkların kardeşliğine ve özgürlüğüne yürekten inanan, özgürlüğe ve eşitliğe dayalı ortak birlikteliğin bilincini, inancını ve eylemini mücadelelerine şiar yapan gerçek devrimcilerdir. Deniz Gezmiş’in şu sözü mücadele gerekçelerini oldukça sade ve çarpıcı bir biçimde ifade ediyor: “Türk ve Kürt halklarının kardeşliği ve özgürlüğü için haykırıyorum.” Aynı kuşağın lider kadrolarından Mahir Çayan da; “En temel sorun Kürt sorunudur. Bu çözümlenmeden Türkiye devrimi gelişme kaydedemez” diyor.

Daha o günden bu tespitleri yapmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu değerli devrimci liderler, demokratik ve bağımsız Türkiye’nin ancak Kürtler üzerinde uygulanan inkar-imha politikalarının aşılmasıyla kurulabileceğini çok iyi biliyorlar. Kürtler üzerindeki inkar ve imha politikaları son bulmadan ve Kürtlerin kimlikleri tanınmadan Türkiye’nin demokratikleşmesi de bağımsızlaşmasının mümkün olmayacağını biliyorlar. Çünkü Türkiye’de faşizm ve emperyalizm uşaklığı, Kürtlerin inkarı ve imhası üzerinden gelişmiştir. Bu inkar ve imha zihniyeti, sistemi ve siyaseti aşılmadan faşizm de aşılamaz. Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürtleri inkar etme, haklarını ve özgürlüklerini vermeme adına tüm Türkiye toplumunu da haksız ve özgürlüksüz bırakmıştır. Kürtlere mücadele ve yaşam alanı açmamak için en baskıcı ve faşizan yasalar çıkarmış, uygulamış. Anayasa ve siyaseti faşist ve militarist hale getirmiştir. Bu büyük devrim liderleri bu gerçeği derinden kavramış ve mücadele anlayışlarını Türklerin ve Kürtlerin eşit, özgür temelde ortak mücadele perspektifine oturtmuşlardır.

68 kuşağıyla bugünkü Türkiye sosyalist hareketini karşılaştırırsak neler söyleyebilirsiniz? Sizce bu çizgiye yeterince sahip çıkılabiliyor mu?

Maalesef Türkiye sol-sosyalist hareketleri 68 kuşağının ve lider kadrosunun geride bıraktığı bu büyük özgürlük mirasını doğru değerlendiremediler. Yeterince sahip çıkamadılar. Kürt özgürlük mücadelesi ile stratejik birlik geliştiremediler. Demokratik cumhuriyet ve bağımsız Türkiye’nin yolunu özgür Kürdistan’da göremediler. Türk- Kürt kardeşliğini, eşitliğini ve özgürlüğünü yeterince önemsemediler. Birçoğu sisteme entegre olarak, marjinalleşti. Sömürgeci sistemin etkisinden ve yönlendirmesinden kurtulamadılar. Önemli bir kesim ulusçuluğu-milliyetçiliği, katı laikçi, pozitivist ve tek tipçi Kemalizmi, devrimcilik olarak benimsedi, bunun politik tutumu içine girdi. Gerçek devrimcilerin mirasına doğru sahip çıkmadığı gibi o mirası yozlaştırmanın, içini boşaltmanın ve bu yolla toplumu sisteme entegre etmenin çabasını ve mücadelesini yürüttü, yürütüyor. Yine sol ve sosyalist geçinen bir kesim de neo liberalizmin ve kapitalist modernitenin etkisi altında devrimci değerleri yozlaştırmanın, toplumu manipüle etmenin çabası içine girdi, giriyor. Bırakalım halkların eşitliğini ve özgürlüğünü savunmayı bu büyük ve değerli devrimci yiğitlerin kanıyla ve canıyla yaratılan değerleri satmanın ve rant yapmanın tutumu içinde bulundular ve utanmadan bunu sürdürüyorlar. Ne yazık ki Denizlerin ve Mahirlerin devrimci çizgisine sadık kalarak mücadele yürüten ve bu devrimci çizgiye uygun yaşayan çok küçük bir kesim kaldı Türkiye solundan. Acıdır ancak gerçek budur.

Türkiyeli devrimcilerin Kürdistan özgürlük mücadelesine etkileri ne oldu?

Bu mirasa en doğru ve en layık sahip çıkan Önder Apo ve PKK hareketi oldu. Vicdanı ve sağlam bilinci olan hiç kimse bu gerçeği inkar edemez. Önder Apo ve PKK kırk yıllık özgürlük ve devrim mücadelesini halkların, kadınların ve tüm toplumun eşitliğine ve özgürlüğüne adadı. Bu çizgiden asla sapmadı ve geri adım atmadı. Denizlerin, Hüseyinlerin, Yusufların, Mahirlerin ve İbrahimlerin anılarına bağlı kaldı, onların büyük özlemlerinin eylemcisi oldu. Sosyalizmi, sosyalist değerleri en güçlü bir biçimde temsil etti ve bu değerleri yaşamsallaştırdı, demokratik-komünal sisteme kavuşturdu. Önderliğimizin bu konuda çok çarpıcı bir ifadesi vardır. Aklımda kaldığı kadarıyla söyleyeyim: “Ben bu kahramanların anısını anı olmaktan çıkarıp bir yaşam gerçekliğine dönüştürdüm. Bunlar hem emredicidir, hem de onur duyulacak en temel değerlerdir. Ve döktükleri kanlar, çektikleri işkenceler kesinlikle boşa gitmediği gibi, öyle öldüler, gittiler diyemeyeceğimiz gibi, yaşamın gerçek kurtarıcıları olarak bugün de mücadelemizde rollerini oynamaktadırlar.”

Bu söz PKK’nin kırk yıllık mücadelesinin özetidir. PKK kırk yıllık mücadelesini Denizlerin, Mahirlerin ve İbrahimlerin çizgisinde yürüttü. Büyük bir azim, irade ve iddia ile!

6 Mayıs aynı zamanda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a 96’da düzenlenen suikastin de tarihidir, bu tarihler dikkat çekici değil mi?

Tabii ki, bilinçli seçilen tarihlerdir. Denizlerin idamı nasıl ki Türkiye halklarına karşı geliştirilen bir komploysa, önderliğimize karşı aynı tarihte yapılan bu komplo da aynı biçimde Kürtlere ve Türkiye halklarına karşı yapılan bir komplodur. Ancak önderliğimiz bu komployu boşa çıkardı. Bu vesileyle bu komployu da şiddetle lanetliyorum.

‘MİZGİN, LEYLA QASIM, ŞİRİN ELEMHULİ VE NİCELERİ....’

Devrimci ve aynı zamanda sanatçı olan Mizgin (Gurbet Aydın) de 11 Mayıs yaşamını yitirdi. Kadın hareketi olarak Gurbet Aydın’ın Kürdistan kadın devrimi açısından mücadelesiyle ortaya koyduklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle Mizgin (Gurbet Aydın) yoldaşı saygıyla anıyorum. Mizgin arkadaş Batmanlı bir arkadaştır. PKK mücadelesiyle 1982 yılında tanışıyor. Aynı yıl katılıp Lübnan sahasına geçiyor. Aldığı ideolojik ve askeri eğitim sonrası Avrupa çalışmalarına düzenleniyor ve sanat çalışmalarının örgütlendirilmesiyle görevlendiriliyor. Koma Berxwedan’ın örgütlenmesinde aktif rol alıyor. Hunerkom’un kurulmasında çok büyük çaba ve emeği oluyor. Güçlü sesi, üstün sanat yeteneği, örgütleme gücü ve sağlam-etkileyici duruşuyla çok sayıda genci etkiliyor, mücadeleye katıyor. Bir nevi Mizgin yoldaş özgürlük mücadelesinin dili oluyor. Devrimci sanatın ve sanatçılığın kimlik ve kişiliğini en güçlü bir biçimde temsil eden bir arkadaştır. Halkının acılarını, özlemlerini, özgürlük ve kurtuluş umutlarını çok güçlü bir biçimde sanata taşıran onun dili olan gerçek bir halk sanatçısıdır Mizgin. O gerçek bir halk sanatçısıdır. Devrimci sanatın en güçlü temsilidir.

Aydının sanatçılık dışındaki yönlerini de açar mısınız?

Mizgin yoldaş sanat çalışmalarının yanısıra kadın çalışmalarında da çok aktif bir biçimde rol ve misyon üstlenmiş bir arkadaştır. Kürdistan Yurtsever Kadınlar Birliği’nin (YJWK) kuruluşunda yer alıyor. YJWK konferansının açılış konuşmasını yapan arkadaştır. Konferansta kadın hareketinin merkez yönetimine seçiliyor. Kadın çalışmalarının geliştirilmesinde ve örgütlü kimlik kazanmasında çok büyük çabaları olan bir arkadaştır. 1988 yılında tekrar Lübnan’a ve ardından eyalet sorumlusu olarak 1989 yılında Mardin’e geçiyor. PKK tarihinde ilk kadın eyalet komutanı Mizgin arkadaştır. Güçlü hitabı, örgütleme yeteneği, askeri ve örgütsel becerisiyle çok güçlü ve etkili bir gerilla komutanıdır. Mütevazi, sade, cesur, girişken ve dinamik kişiliği ile tanınan Mizgin yoldaş, kadın ordulaşmasında öncü rol oynayan güçlü bir gerilla kadın komutanıdır. Bu anlamda Mizgin arkadaşımızın kadın özgürlük mücadelesine katkıları çok büyük olmuş, kadın özgün örgütlenmesinin ve ordulaşmasının köşe taşlarından biri olmayı başarmış ve hak etmiştir. Garzan Eyaletinde sorumluyken 11 Mayıs 1992’de bir ihbar sonucu Tatvan’da bulunduğu evde çatışmaya girmiş, büyük bir direniş sonucu şahadete ulaşmıştır. Kadın özgürlük mücadelemiz Mizginlerin çizgisi üzerinden gelişen ve büyüyen bir mücadeledir. Kadın özgürlük hareketi Botan’da kurulan ilk kadın birliğine Mizgin arkadaşımızın ismini vermiştir.

Mayıs ayında yaşamını yitiren kadın devrimciler ve savaşçılar var. Örneğin Şirin Elemhuli İran rejimi tarafından, Leyla Qasım da Irak rejimi tarafından Mayıs ayında idiam edildi.

Evet tabii ki, aslında Mayıs ayı boydan boya şehitler ayıdır. Bu ayda çok değerli kadın şehitlerimiz var. 9 Mayıs’ta Doğu Kürdistan’da kadın özgürlük mücadelesi yürüten Şirin Elemhuli yoldaş ve 3 arkadaşı despotik İran rejimi tarafından idam edildi. İran rejimi özgür kadından duyduğu korkuyu böyle ifade etti. Yine yıllar önce despotik Irak Baas rejimi tarafından direnişiyle efsaneleşen Leyla Qasım ve 3 arkadaşı 1974’te 12 Mayıs’ı 13 Mayıs’a bağlayan gece idam edildi. Leyla Qasım da Güney Kürdistan’da Kürtlere karşı uygulanan enfallerin, katliamların ve zulümlerin intikam savaşçısıydı. Çok yiğit ve kahraman bir kadındı. Soykırımcı despot rejime asla boyun eğmedi, gülerek ölüme gitti. Bu değerli kadın şehitleri de saygıyla anıyorum.

Mayıs ayı Haki Karer, Dörtler, İbrahim Kaypakkaya gibi bilenen devrimci önderlerin yaşamalarını yitirdiği bir ay. Bu öncü devrimcilerin iki halkın ortak devrim mücadelesine kattıkları değerleri ve devrim mücadelesinin geldiği düzeyi de gözeterek neler belirtebilirsiniz?

Özgürlük uğruna can veren tüm bu yoldaşları saygıyla anıyorum. Haki Karer ve İbrahim Kaypakka’nın da halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesine kattıkları değerler çok büyüktür. Haki yoldaş PKK’nin kurucu üyesi ve gruba ilk katılanlardan biridir. Karadenizlidir, halkların eşit ve özgür birliğinin sembol ismidir. Türkiye devrimini Kürdistan devriminde gören, Kürtlerin özgürlük mücadelesine fedaice katılan, sosyalist bilinci yüksek, örgütleme yeteneği son derece gelişkin, oldukça azimli ve cesur bir önder kadrodur. Halkların eşitliğine ve özgürlüğüne sevdalı biridir.

İbrahim Kaypakkaya da benzer özellikleri taşımaktadır. O da halkların özgürlüğü için fedaice mücadele yürüten, sosyalizme yürekten inanan, bilinci keskin bir liderdir. Bu öncülerin yarattıkları en büyük değer halkların stratejik birliğine dayalı ortaklaşa mücadele ve ortaklaşa zafer perspektifini yaşamsallaştırmaları, halklar arasında dostluk ve kardeşliği geliştirmeleridir. Emeğin ve halkların özgürlüğü için verdikleri mücadeleyi güçlü bir özgürlük harcına dönüştürerek binleri peşinden sürüklemeyi başarmış olmalarıdır.

Yine Dörtler de aynı şekilde, yılmaz bir irade sahibidirler. Zulme ve işkenceye baş eğmeyen, bedenleriyle karanlığı aydınlığa çeviren gerçek önderlerdir.

Bugün özgürlük mücadelemiz özgür yaşam ve demokratik kurtuluş sürecine evrildiyse bu mirası kendisine esas alan PKK’nin karakterinden dolayıdır. Sosyalizme gönül vermiş, sosyalist ideoloji ve yaşam felsefesi ile bilinçlerini ve ruhlarını beslemiş bu değerli yoldaşların mirasını PKK kırk yıllık destansı mücadelesi ile zaferle taçlandırıyor. Özgür yaşam ve demokratik kurtuluş stratejisi bu gerçeği ifade ediyor. PKK Kürt halkının inkarı ve imhası üzerine kendisini inşa eden faşist devlet zihniyetini ve bu zihniyetin politik-pratik uygulamalarını ters yüz etmiştir. İnkar ve imha politikalarını kırarak Türkiye’nin demokrasi dinamiklerini de çok güçlü bir biçimde ortaya çıkarmış ve bir araya getirmiştir. Gerçek sol-sosyalist ve demokratik kesimleri ortak mücadele cephesinde buluşturmuştur. Demokratik Türkiye ile özgür halklar perspektifini, özgür halklar ile demokratik Türkiye perspektifini özdeş hale getirmiştir. Gerçek özgürlüğün ve demokrasinin merkezine ve eksenine de kadın özgürlüğünü yerleştirmiş, kırk yıllık ideolojik, siyasi, askeri mücadelesiyle bunun yaşamsallaşma gücünü ortaya çıkarmıştır.
Halit Ermiş / ANF

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.