Karayılan: Koruculuk ve Özel Kuvvetler Lağvedilmeli
Röportajlar / 30 Nisan 2013 Salı Saat 18:11
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan Newroz TV’ye verdiği röportajda gerillanın geri çekilmesinin ardından Türk devletinin de koruculuk ve özel kuvvetleri lağvetmesi gerektiğini söyledi.

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan Newroz TV’ye verdiği röportajda gerillanın geri çekilmesinin ardından Türk devletinin de koruculuk ve özel kuvvetleri lağvetmesi gerektiğini söyledi. Karayılan bir anayasal reform yapılmasını da beklediklerini ifade etti.

Karayılan Newroz TV’de yayınlanan röportajında gerillanın çekilme süreci, Avrupa ve ABD’nin Kürt politikası ve PKK’nin yeni süreçle birlikte Ortadoğu’da nasıl bir Kürt politikası izleyeceği üzerine açıklamalarda bulundu.

25 Nisan’da yaptığınız basın açıklamasıyla duyurduğunuz geri çekilme kararıyla tarihi bir dönem başlattınız. Gerilla güçleriniz bu temelde Kuzey Kürdistan’dan Güney Kürdistan’a geri çekilecek. Sizce geri çekilmenin zemini oluşmuş mudur? Böyle bir geri çekilmenin riskleri nelerdir?

Ulaştığımız sürecin düzeyine ilişkin bir şeyler belirtmek istiyorum. Kürt sorununun siyasal demokratik çözümü yönünde Önderliğimiz başta olmak üzere hareketimizin 20 yıldır çabaları olmuştur. Önder APO 1993’de ateşkes ilan etti. Dönem dönem bu yönlü arayışlar temelinde tam 8 kez ateşkes ilan edildi. Aniden ortaya çıkmış bir şey değil. Demokratik siyasal yollarla çözme bizim temel anlayışımızdır. Bu yönlü devletle ilişki içinde olduk. Özellikle Oslo süreci 3 yıl sürdü. Bizim bu siyasal demokratik çözüm arayışlarımıza ve ateşkeslere devlet istenilen düzeyde olumlu yaklaşmadığından sonuçsuz kaldı. Siyasal bir takım sonuçları olsa da devletin genel olumsuz yaklaşımlarından dolayı hep tıkandı. Türk devleti özellikle de AKP’de şöyle bir kanı oluştu: Ortadoğu’ya uluslararası düzeyde bir yönelim olacağını ve bu çerçevede kendilerine destek sunulacağını düşünerek alacakları teknolojik yardımlarla Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edebileceklerine inandılar. Bu nedenle Oslo sürecinde geliştirdiğimiz protokolleri kabul etmediler. Amed Silvan’daki olayları gerekçe göstererek daha kapsamlı bir savaşı gündemleştirdiler. Sri Lanka’daki Tamil gerillaları gibi bizi tasfiye etmek istiyorlardı. Bu nedenle çok büyük bir teknolojiyle yöneldiler. Halka dönük baskılar yoğunlaştırıldı. Halk üzerinde siyasal soykırım geliştirildi. Önderlik üzerindeki tecridi daha da sıkılaştırdılar. Bu yönelimlerle bizi zayıflatarak, tasfiye etmek istiyorlardı. Buna karşı biz de direnişi esas aldık. Önderlik ve siyasi tutsaklar zindanda direndi. Halkımız sokaklarda direndi. Kürt siyasetçileri boyun eğmedi. Kürt gerillası büyük bir atılım gerçekleştirdi. Şemdinli Harekatında olduğu gibi Botan’dan Dersim’e kadar her bölgede önemli adımlarla gerilla alan hakimiyetini ele geçirdi. Gerillanın büyümesi karşısında Türk devlet sistemi felç oldu. Bir yandan bu gelişmeler yaşanırken, diğer yandan Rojava Kürdistan’ın da devrimsel bir süreç gelişti. Türk devleti bu süreç karşısında hazırlıksızdı. Şoke oldular. Bu başarılarla böylesi bir süreç başlatıldı. Herkesin bunu bilmesi gerekiyor. Bu büyük direnişler ve halkımızın fedakârlığı olmasaydı böylesi bir süreç gündemleşmezdi. Türk devleti böylesi bir şeyi kabul etmezdi. Devlet “Öcalan’la görüşme defterini kapattık” diyordu.

Tabii ki bu sürece kolay gelinmedi önemli bedeller verildi. Komuta düzeyinde birçok arkadaşımızı şehit verdik. Bu gelişmeler öyle bir tablo ortaya çıkardı ki Kürdistan’da gelişen devrimci dalga şiddetle, bastırmayla bitirilemeyecekti. O dönemde cezaevlerinde ölüm orucu eylemleri de vardı. Devlet yaşadığı tıkanıklık karşısında Önderlikle diyaloğa geçti. Bu sürecin arkasında böyle bir hakikat var.

Önderlikle aramızda BDP Heyeti’nin arabuluculuğu oldu. Mektuplar getirildi ve götürüldü. Kendi dışımızda da Kürtlerin görüşlerine başvurduk. Güney Kürdistanlı siyasetçilerin, Rojava Kürdistanı’nın, Doğu Kürdistan’ın, Kuzeylilerin yanısıra birçok kişi ve kurumların görüşlerini alıp bir rapor haline getirerek sunduk. Bunun sonucunda Önderlik o tarihi Newroz deklarasyonunu sundu. Bunlar demokratik ulusal çabalardır. Kürt sorununun çözümü için demokratik diyalog yollarını geliştirmek istiyoruz. Eğer Türk devleti de buna açık olursa biz çabalarımızı sürdürmeye kararlıyız. İmralı’da sürdürülen müzakareler sonucunda Kürt sorunun temel üç aşamayı belirledik. Birincisi ateşkes ilan edip geri çekilmek. Niye çünkü Türk devleti “Geri çekilmeyinceye kadar kendimizi tehtit altında görüyor ve adım atamıyoruz. Sınır dışına gücünüzü çekerseniz, çözüme ilişkin gerekli adımları atarız” diyor. Geri çekilme tamamlanırsa 2. aşama başlayacak. Bu aşamanın özellikleri Türk devletinin çözüm karşısındaki görevlerini yerine getirmesidir. Yani anayasada bir reform yapması, koruculuk sistemi ve özel kuvvetleri vb. güçleri bir kenara çekmesi ya da bunları sivilleştirmesi.

Savaşa göre konumlandırılan güçlerin lağvedilmesini mi kastediyorsunuz?

Evet. Bu savaş güçlerinin ya lağvedilmesi ya da geri çekilmesi gerekiyor. Aynı şekilde yeni bir anayasanın düzenlenmesi gerekiyor. Bunda Türkiye’nin demokratikleştirilmesi, Kürt inkarının kaldırılması ve varlığının kabul edilmesi, Kürt halkının özgürlüklerinin garanti altına alınması, aynı şekilde Türkiye’de yaşayan diğer halkların da, yaşayan farklı etnik ve dini kimliklere özgürlük tanınması gerekiyor. Bunların başarıyla sonuçlanmasından sonra 3. Aşama devreye girer. Buna da “normalleşme süreci” ve “özgürlükler süreci” diyebiliriz. Kürt ve Türk toplumunun karşılıklı birbirini affetmesi gerekiyor. Toplumsal bir barış projesi çerçevesinde kalıcı bir barışın sağlanması lazım. Başta Önder Apo olmak üzere herkesin özgürleşmesi gerekiyor. Hiçbir esirin kalmaması lazım. Bu çerçevede ancak gerillanın silahsızlandırılması gündeme girebilir. Çözümün konsepti böyle ortaya konuldu. Bunu 25 Nisan’da yaptığımız geniş katılımlı bir basın toplantısıyla deklere ettik. Bizim açıklamamıza karşı AKP’nin danışmanları bazı şeyleri olumlu bulmasının yanısıra özellikle benim için “Karayılan tam süreci anlamamış” diyor. Aslında hareketi kastederek söylüyorlar. “Normalleşme öncesi silahların bırakılması lazım. Eğer olmazsa normalleşme nasıl başlar” diyorlar. Bununla süreci geriye çekmek ya da kendi isteklerini dayatmak istiyorlar. Biz “En son silahsızlanma” demiyoruz. Normalleşmeye paralel olarak özgürlüklerin gelişmesiyle birlikte sonuca gidebiliriz. Eskiden bize “Türkiye sınırlarının dışına çıkın bütün sorunları çözeriz” diyorlardı. Oslo sürecinde esas tartışmalar bunlardı. Biz bunların karşılıklı adımların atılması gerektiğini söylüyorduk. Önder APO inisiyatif kullanarak “Tamam biz geri çekilelim siz de görevlerinizi yerine getirin.” Biz gereğini yaptık 8 Mayıs’ta geri çekilme kararını aldık. Şimdi de önceliklerin yerini değiştirmek istiyorlar. Bir de “Kandil’e çekilecek güçler bizim için tehdit unsuru olurlar. Tehditler altında nasıl anayasal reformlar yaparız(?)” diyorlar. Bu ne demektir? Demek ki teslim almak istiyorlar. Bu hegemonik iktidar anlayışıdır. Hep kendini üstte görme var. Senin 700 bin askeri gücün var. Hiç kimse için tehdit olmuyorsa birkaç bin Kürt gerillasının ülke dışında bulunması mı sizin için tehdittir? Bunlar yanlış şeylerdir. Bunlar tehdit değildir. Çatışmasız bir ortam için en uygun biçim budur. Siz de ortamı sivilleştirin çözüm diyalogları gelişsin, Kürt sorunu çözülsün. Kürt sorunu yüzyıllara varan tarihsel bir sorundur. Buna ciddi yaklaşmak lazım. Bu görüş her ne kadar sınırlı bir kesimin görüşü olsa da yanlıştır.

Böylesi sığ bazı kesimlerin zorlayıcı yaklaşımlarının dışında Kürt ve Türk kamuoyunda olumlu yaklaşım, sahiplenme hatta açıklamalar var. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sürece ilişkin bazı anketler yapılıyor. Bu anketlerin sonuçlarına göre Türkiye’de yaşayan halkların çoğunluğunun çözümden yana olduğu belirtiliyor. Eskiden öyle değildi. Halkın karşıtlaştırılması vardı. Şu anda Türkiye halkının %68’i çözüm istiyor. Kürtlerin çoğunluğu zaten çözümden yana. Anket sonuçlarına göre Kürtlerin %82’si Önder Apo’ya olan inancını dile getiriyor. Biz toplumun gücü üzerinde çözüme ulaşmak istiyoruz. Kürt halkının yanısıra demokrasi ve özgürlükten yana halklarla çözüme gitmek istiyoruz. Bu bizim için önemlidir. Umutlarımızı güçlendiriyoruz.

Kürt kamuoyunun desteğinden bahsettiniz. Çözüm sürecinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin PKK’nin ‘terör örgütü’ olmadığına dair bir kararı vardı. Yine Times Dergisi yılın 100 en etkili insanı arasında Sayın Abdullah Öcalan’ı seçti. Yine 25 Nisan’da açıkladığınız geri çekilme kararının ABD yönetimi tarafından alkışlanma durumu söz konusu. Bütün bu veriler göz önünde bulundurulduğunda ABD ve Avrupa ülkelerinin PKK’ye dönük bir politika değişikliğine gittiğini söyleyebilir misiniz?

İlk defa bir Kürt, bir Kürt Önderi ki 15 yıldır İmralı’da ağır tecrit koşullarında bulunmasına rağmen yılın en etkili 100 insanı arasında seçiliyor. En olumsuz koşullarda bulunmasına rağmen, ki biz ezilen bir ulusuz buna rağmen Önderlik büyük gücüyle dünyanın en etkili 100 insanı arasında yer alabiliyor. Bu çok çok önemli ve anlamlı bir durumdur. Belki Önderliğimizin özellikleri ve eşsiz emekleri olağanüstüdür. Doğru çizgi bunun için temeldir. Aynı şekilde halkımızın bağlılığı, fedakârlığı ve emeğinin bunda payı vardır. Yine PKK’li kadroların, hareketimizin bağlılığı, direnişi ve destanlar yaratan şehitlerin yeri fazlasıyla vardır. Bizim ve Kürt halkının davasına ve Önderliğine bağlılık ve inanç konusunda sıradan bir duruş değil gerçekten büyük bir sonuç ve başarıdır. Bu temelde Önderliği, halkımızı ve yoldaşlarımızı yürekten kutluyorum. Kürt sorunu bölgesel bir sorundur. Bir o kadar da uluslararası bir sorundur. Baktığımızda Kürt sorununun oluşumda uluslararası güçlerin özellikle Avrupalı güçlerin rolü büyüktür. Kürdistan’ın 4 parçaya bölünmesinden bunlar ve bunların siyasetleri sorumludur. Şimdiye kadar Kürt sorununun çözülmemesinde de aynı şekilde sorumlulukları vardır. Bu siyasetlerden, Kürt halkı çok acı çekti ve korkunç trajediler yaşadı. Katliam, soykırım ve enfallerle yüz yüze kaldı. Ancak Kürtler hiçbir zaman teslim olmadı. 90 yıldır direniyor. Şimdi Güney Kürdistan’da önemli bir kazanım var. Rojava Kürdistan’ında bir devrim süreci yaşanıyor. Kuzey Kürdistan’da yürütülen mücadele önemli sonuçlara ulaşmıştır. Aynı şekilde Doğu Kürdistan’daki halkımız bir hazırlık yoğunlaşmasındadır. Yani Kürdistan’ın hiçbir parçasında teslimiyet yoktur, direniş vardır. Dağda, zindan da, sokak da her yerde direniş var. Kürtler artık bu süreçte Ortadoğu’da temel bir güç haline gelmiştir.

Artık Kürt halkı statüsüz ve kimliksiz bir yaşamı kabul etmiyor. Biz de bölgedeki Arap, Fars, Türk, Ermeni, Asuri, Azerilerin yanı sıra farklı inanca sahip topluluklar gibi özgürce yaşamak istiyoruz. Kürt halkı bölgenin en kadim halkıdır. Neden inkar edilsin ki? Avrupa için diyoruz ki artık bu inkarcı siyasetinizi bırakın. Yürürlüğe koyduğumuz çözüm projesi önünde engel olmayın, destekleyin. Avrupa’dan bunu istiyoruz. Aynı şekilde bölgesel güçlere de çağrımız budur. Yine AB, ABD, Rusya’ya çağrımız süreci desteklemeleri yönündedir. Avrupa ve Amerika açıklama yaparak desteklerini dile getirdiler. Ama bunların sözde kalmaması lazım. Pratiklerini görmek istiyoruz. Bizim yaklaşımımızı alkışladıklarını söylüyorlar. Bizim alkışa değil, somut adımlar görmeye ihtiyacımız var. Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisi, PKK hakkında terörist değil, aktivist gibi kelimeler kullanmasını karar altına alması olumlu bir davranış olsa da yetersiz görüyoruz. PKK’nin bütünen terör listesinden çıkarılması lazım. Zaten terör listesine alınmamız büyük bir haksızlıktı. Dünyanın neresinde görülmüş ki milyonlarca taraftarı ve sempatizanı olan bir hareket terör olarak ifade edilmiş. En doğal temel hakları için mücadele eden gücü terör listesine alıyorlar. Böyle bir şey olamaz. Biz terörist değiliz, terör karşısında direniyoruz. PKK, Kürt halkına dayatılan soykırım ve katliamları durdurmak için mücadeleye atıldı. PKK soykırıma “dur” deme hareketidir. Avrupa’nın bazı tavırlarından kuşkularımız var. Örneğin hiçbir olayın faillerinin kaybolmadığı Paris gibi bir yerde PKK’nin önder kadrolarından Sakine Cansız ile birlikte Rojbin ve Ronahi arkadaşların katledilmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmesine rağmen halen failllerin bulunmamış olmasını bir yaklaşım olarak değerlendiriyoruz. Biz buradan soruyor ve çağrıda bulunuyoruz. Bu insanlar neden katledildi ve neden failleri açığa çıkarılmıyor? Eğer failler açığa çıkarılmaması Fransa ve Avrupa’ya dönük kuşkularımızı giderilmeyeceği ve devam edeceği anlamına geliyor.

İran ve Suriye’ye dönük politikalarınızda bir değişiklik olacak mı? Çünkü buralarda da Kürtler özgürlük sorunu yaşıyor. Özellikle İran bu Kürt sorunuyla ne kadar yaşayabilir?

Amed Newrozu’nda Önder Apo’nun yayınladığı deklarasyonda bölgeye dönük politikalarımızın çerçevesi çizilmiştir. Kuzey’e dönük geliştirdiğimiz çözüm projesi Kürdistan’ın diğer parçaları ve Ortadoğu’nun geneli için geçerlidir. Aynı zamanda Orta Asya’nın sorunlarının çözümünü de kapsıyor. Bölgenin halkları yüzyıllardır bu kutsal topraklar üzerinde barış içinde birlikte yaşamışlardır. Ne zaman ki uluslararası gerici güçler Kapitalist Modernite’nin ulus devlet zihniyetini bölge de yerleştirmek istediler. Bölgede var olan farklılıklar birbirleriyle çelişir ve çatışır duruma getirilmiştir. Özellikle son yüz yılda var olan farklılıklar, örneğin ulusal farklılıklar mı var, farklı dini inançlar ve mezhepler mi var birbirine düşürülmüş. Yine örneğin Yahudi-Müslüman, Müslüman-Hristiyan, birbirinden farklılık savaş sebebi haline getirilmiştir. Yine mezhep farklılıkları Şia-Sünni, Alevi-Sünni… Kapitalist Modernite bu bölgeye gelmeden önce de bu farklılıklar vardı. Ancak var olan çatışmalar farklılıklardan ziyade iktidar eksenliydi. Bölge halkları kardeşçe barış içinde yaşıyorlardı. Biz bölgede artık yeni bir dönem başlatmak istiyoruz. Sorunları çatışma ve silahla değil, siyaset ve diyalogla çözmek istiyoruz. Bunun için şiarımız “Yeni Türkiye, yeni Ortadoğu, yeni dönem”dir. Bu temel stratejimizdir. Türkiye’den başlattığımız demokratik çözüm süreci İran ve Türkiye için de geçerlidir. Bir yerde diyalog diğer yerde savaş mantığını esas almayacağız. Mücadelemizin temelinde ilke, felsefe ve ideoloji var. Bölgede çatışan güçler arasında 3. bir çizgiyiz. Bu halkların kardeşliği ve demokrasi çizgisidir. Suriye Kürtlerinin de bu çizgide hareket etmesi gerekiyor. Örneğin Doğu Kürdistan’da bir ateşkes söz konusu bu durumun devam ettirilmesi gerekiyor. Biz her alanda diyalog ve siyasetle çözümü esas alıyoruz. Tabii ki olası saldırı durumunda herkes kendini savunacaktır.

Sayın Öcalan, çözüm sürecinin başarıya ulaşması için 4 temel konferanstan bahsediyor. Bunların içinde Hewler Konferansı olarak ifade edilen çalışmaya dönük hazırlık düzeyiniz nedir? Bu çalışma bir Kürt ittifakı ve ulusal birliği için nasıl bir zemin sunabilir?

Biz bu süreci kendi gücümüz ve halkımıza dayanarak başlatıyoruz. Birçok kişi bize AKP’ye inanıp inanmadığımızı sordu. Sorun bizim AKP’ye inanıp inanmamız değildir. Mücadelemizin ulaştığı düzeyle beraber AKP’nin çözüme dönük verdiği mesajlar ve Önderliğimizle müzakere yürütme durumu var. Ama hiçbir şeyin garantisi de yok. Yine de biz umutluyuz. Çünkü halkımıza, Türkiye halklarına ve kendi gücümüze güveniyoruz. Mücadeleyi yükselterek başarıya ulaşabiliriz. Çünkü bu süreç bir sonuç değil başlangıçtır. Bu ‘Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşam Hamlesi’dir. Halkımız ciddi bir mücadeleye girer ve kamuoyu baskısı yaratırsa işgalci sistemi çözüme zorlar. Zaten savaşla bu işgalci sistemi işlemez hale getirdik. Siyasetle yönelir teşhir edersek sonuca gidebiliriz. Bu durum demokrasi ve özgürlükten yana olan, Kürt sorunun çözümünü isteyen Türkiyeli diğer halklar ve kesimler için de geçerlidir. Onlarla da birlikte hareket etmeyi geliştirmemiz gerekir. Diğer Kürtleri de bu sürece dahil edebilirsek… Kuzey’deki gerilla güçlerimizi geri çekerken siyasal mücadele hamlemizi ön plana çıkarıyoruz. Yani demokratik toplum, kadın ve gençlik hareketleri böyle algılayıp ona göre yaklaşmalıdır. İşte bunun için konferans yapmak istiyoruz. Bölgesel koşullar, Kürtlerin özgürleşmesine uygundur. Kürt halkının bu tarihsel fırsatları kaçırmaması için ulusal konferans gibi bir platformda yanyana gelmesi şartır. Biz bunun için böyle bir çağrı da yaptık. Kürtler ulusal bir platformda yanyana gelmelidir. Ortak bir siyaset oluşturmak ve fırsatları iyi değerlendirmemiz için bu konferans önemlidir. Bu demokratik platformun Hewlêr’de gerçekleştirilmesi lazım. Birçok defa ulusal konferans ya da kongre gündemimize girdi, çok tartıştık, ancak yapamadık. Çünkü bazı bölgesel koşullar imkan vermedi. Çünkü Kürdistan’ın bir parçasında savaş vardı. Egemen güçlerin baskısından dolayı bazı güçler risk altına girmek istemedi. Ancak şu anda koşullar her zamankinden daha uygun. Çünkü en azından bir ateşkes durumu söz konusudur. Belki Rojava Kürdistanı’nda bir çatışma durumu var. Ancak o bir savunma savaşıdır. Fakat genel itibariyle dört parçanın buluşma zemini güçlüdür. Eskiden “Ulusal bir yönetim oluşturalım, hatta gerekirse bir Önderlik belirleyelim, bir ulusal güvenlik gücü oluşturalım” diyorduk. Yani bu söylemler değerliydi. Ancak birden olmaz. Ulusal dayanışma ve barış temelinde bir konferans olabilir. Burada Kürtlerin çizgisini ve stratejisini açıklığa kavuşturalım. İlk etapta bu yeterlidir. İleride farklı boyutlara ulaştırılabilir, ancak her parça kendi içinde bir iç konferansa gidebilir. Örneğin biz Kuzey’de Amed’de Ulusal Dayanışma ve Barış Konferansını yapmak istiyoruz. Farklı Kürt örgütlerinin katılımıyla Kürt sorununun çözümüne dönük formülün netleştirilmesi için böylesi bir konferans önemlidir. Farklı Kürt örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının, sendikalarının katılımı önemlidir. Ve sonuçlarının hem Kürt kamuoyuna hem de hükümete sunarak yeni bir anayasada nelerin olması gerektiğini belirtmeliler. Böyle bir konferans acil gereklidir. Aynı şekilde Türk ve Kürtlerin demokrasi ve özgürlüklerden yana kesimlerinin dayanışması için bir Türkiye konferansına ihtiyaç vardır. Yine dış bir konferansa ihtiyaç var. Bu konferansta demokratik Türk ve Kürt kesimlerinin dayanışması kadar diplomatik ve siyasi ayağının daha güçlendirilmesi için gereklidir. Bu konferanslar Ortadoğu bölgesinde Kürtlerin iradeleşmesini geliştirmek ve çizgisini netleştirmek istiyoruz. Bununla çözümü garantiye almak istiyoruz.

Seydo Basmacı  / ANF

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.